DIŞ TİCARETTE FİNANSMAN YÖNTEMİ OLARAK FORFAITING

DIŞ TİCARETTE FİNANSMAN YÖNTEMİ OLARAK FORFAITING

M. Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Bağımsız Denetçi

  1. TANIMI

Dış ticarette ihracatçıları, ithalatçıları finanse etme yükünden kurtarmak ve yaptıkları ihracat nedeniyle yüklenmek zorunda kaldıkları çeşitli riskleri ortadan kaldırmak amacıyla meydana çıkmış olan finansman yöntemlerinden biride forfaiting’dir.

Forfaiting, bir ihracatçının yapmış olduğu vadeli satıştan doğan ve kambiyo senedi, garanti mektubu veya alacağın devrine izin veren başka bir enstrüman ile belgelenmiş alacakların, ihracatçının kendisine veya belgelerin lehtarına rücu etme hakkı olmaksızın bir banka veya bu konuda uzman bir finans kuruluşu tarafından satın alınması işlemidir.

Dış ticaretin finansmanında kullanılan geleneksel yöntemler daha çok kısa vadeli hammadde ve tüketim mallarının ihracatının finansmanında kullanılmaktadır. Geleneksel yöntemler uzun vadeli yatırım mallarının ihracatının finansmanına olanak sağlamamaktadır. Son yıllarda ihracatın finansmanında geleneksel yöntemlerin yanında alternatif finansman teknikleri de önem kazanmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak yatırım mallarının finansmanında kullanılan yöntemlerden bir tanesi de forfaiting’dir. Forfaiting gelişmekte olan ülkelerin artan yatırım malları talebi doğrultusunda önem kazanmaktadır. Forfaiting 6 aydan 10 yıla kadar vadelerde yatırım malları ihracatının finansmanına olanak sağlayan bir finansman tekniğidir.

Forfaiting, vadeli mal ve hizmet ihracatından doğan ve bedeli belli bir ödeme planına bağlı olarak tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka veya bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu tarafından rücusuz olarak satın alınmasıdır. Bir başka deyişle forfaiting işleminde satıcı, poliçeye bağlı veya alacağın devrine izin veren başka bir araç ile belgeli alacağını forfaiting şirketine satarak tüm tahsilat riskinden kurtulmakta ve belli bir maliyet karşılığında poliçesini iskonto ettirmiş olmaktadır.

  1. FORFAITING’İN TARAFLARI

Forfaiting işleminde alacak hakkını devreden forfaitist, alacak hakkını satın alan forfaiter, ithalatçı ve aval veya garanti veren garantör olmak üzere dört taraf bulunmaktadır. Ancak ihracatçının kredibilitesinin çok yüksek olduğu durumlarda forfaiter kimi zaman garanti istememektedir. Bu durumda garantör sistemin dışına çıkmakta ve işlemin tarafları üçe düşmektedir.

2.1. Forfaitist (Alacak Hakkını Satan – İhracatçı)

Forfaiting işleminde alacak hakkını satan malı ihraç eden ihracatçıdır. İhracatçı alacağını temsil eden kıymetli evrakları forfaiter’a satarak bedellerin ödenmeme riskinden tamamen kurtulmuş olur.

2.2. Forfaiter (Alacak Hakkını Satın Alan)

Alacak hakkını satın alan forfaiting işlemi konusunda uzmanlaşmış bir kuruluş ya da bir bankadır. Forfaiter, ihracatçının alacağını temsil eden poliçe veya senet gibi kıymetli evrakları rücusuz, yani ticari veya politik riskler nedeniyle ödenmeme durumunda ihracatçıyı sorumlu tutmama koşuluyla satın alır. Böylece kıymetli evrak bedellerinin herhangi bir nedenle ödenmemesi durumunda doğacak bütün riskleri forfaiter üstlenmiş olur.

Forfaiting işleminde forfaiter’ın ithalatçının kredi değerliliğini saptama, finansman sağlama ve tahsil edilmeme riskini üstlenme gibi işlevleri vardır. Forfaiter, forfaiting işlemine konu olan senetli ve senetsiz alacakları satın alarak orta vadeli bir yatırım yapmış olur. Forfaiter satın aldığı kıymetleri riskli görmeye başladığı anda ikincil piyasada satabilir.

2.3. İthalatçı

Forfaiting işleminde alacak hakkını temsil eden poliçede muhatap olan veya emre muharrer senedi keşide eden kişi ya da kurum ithalatçıdır. İthalatçının forfaiting anlaşmasının yapılmasında rolü olmamakla beraber, ihracatçı kıymetli evrakları forfaiter’a sattığı zaman forfaiting işlemine otomatik olarak taraf olur.

İthalatçının forfaiting işlemine taraf olabilmesi için kredili olarak yaptığı mal veya hizmet alımlarında uluslararası hukuk kurallarına göre genel kabul görmüş ve aynı hukuk kurallarına göre yaptırıma uğratılabilecek bono, poliçe veya alacak senedi düzenlemiş olması gerekmektedir. Vadeli akreditif tarafı olan ithalatçı, doğal olarak bir forfaiting işlemine taraf olabilir.

2.4. Garantör

İthalatçının ödemelerini garanti altına alan banka ya da finans kuruluşudur. Vade günü, ithalatçının ihracatçı lehine ödemeyi taahhüt ettiği bono, poliçe ya da alacak senetlerinin ödenmesini garanti eden ve “aval bankası” olarak ta adlandırılan banka veya finans kurumudur. Garantör ödenmeme riskini ortadan kaldırmayı taahhüt ettiği için forfaiter’ın elinde bulunan kıymetli evrak karşılığı tutarı ödemekle yükümlüdür. Ödemenin tamamlanmasından sonra garantör, garanti verdiği ithalatçı-ya yönelerek kendisi adına yapmış olduğu kıymetli evrak ödeme tutarını geri talep eder.

  1. FORFAITING’İN GENEL ÖZELLİKLERİ

Finansman yöntemi olarak forfaiting’in genel özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

  • Forfaiting, özellikle mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka ya da bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu tarafından satın alınmasıdır.
  • Forfaiting işleminde ithal edilecek malın bedeli, bu malın ekonomik ömrüne yayılarak taksitlerle ödenmektedir.
  • Forfaiting taksitleri genellikle altışar aylık dönemler itibariyle ödenen orta vadeli finansman tekniği olmakla birlikte, son dönemlerde kısa vadeli forfaiting’de rağbet görmekte, uygulaması yaygınlaşmaktadır.
  • Forfaiting sisteminde sabit faizli finansman esas olmasına rağmen ikincil piyasada değişken oranlı finansman uygulamaları gerçekleşmektedir.
  • Forfaiting işleminde genelde ithalatçının borcu karşılığında ihracatçıya verdiği emre yazılı senet ve poliçeler kullanılmakta, işlem gerçekleştikten sonra ihracatçının hiçbir yükümlülüğü kalmamaktadır.
  • Forfaiting’e konu olan mal satışları genellikle yatırım malları olmakla beraber son yıllarda, özellikle 1980 başlarından itibaren her türlü mal ve hizmet ihracının forfaiting yoluyla finanse edilme eğilimleri ortaya çıkmıştır.
  • Her çeşit alacak forfaiting işlemine konu edilebilirse de, uygulamada emre yazılı senet ve poliçe şeklindeki ticari alacaklar daha güvenli olduklarından tercih edilmektedirler. Forfaiting veren kuruluş, belli bir iskonto oranı üzerinden devraldığı senet veya poliçe şeklindeki alacakların karşılığında, teminat olarak banka garantisi talep etmektedir.
  • Poliçeler ihracatçı firma tarafından hazırlanmakta, ithalatçı firma tarafından kabul edilmekte ve garantör banka tarafından garanti edilmektedir. Garantör ile ithalatçı firma arasında tazminat anlaşması bulunmakta, bu durum forfaiter’ı ilgilendirmemektedir. Forfaiting piyasasında, poliçeler “rücusuz” olarak üç kez ciro edilebilmektedir.
  • Forfaiting’e konu olacak alacak, forfaiting anlaşması yapıldığı sırada mevcut olmalıdır. Yani mallar ithalatçıya sevk veya teslim edilmiş olmalı ve ithalatçının, ithalat için gerekli bütün izinleri almış olması şarttır. Diğer bir deyişle, üretim maliyetlerinin finansmanı amacıyla forfaiting yapılamaz.
  • Bankalar genellikle döviz kuru istikrarlı ülkelere yapılan ihracatları forfaiting ile finanse ederek kur riskini en aza indirmeye çalışmakta, ayrıca işlemi çeşitli ülkelere yaygınlaştırarak ülke riskini dağıtmaktadırlar.
  1. FORFAITING’İN FONKSİYONLARI

Forfaiting işleminde temel amaç, dış ticaret işleminin gerçekleştirilebilmesi için ihracatçının ihracat işleminden doğan uzun vadeli alacaklarına kısa vadede kavuşmasını sağlamaktır. İhracatçı uzun vadeli yurt dışı satışlardan doğan alacaklarla ilgili pek çok riskle karşı karşıya kaldığı için alacağına bir an önce kavuşmak ister. Böylece risklerden kurtularak faaliyetlerinin finansmanında kullanılacak fonlara ulaşmış olur. İhracatçının yurt dışı satışlarda karşılaştığı temel riskler diğer bir ifade ile forfaiting işlemiyle devrettiği riskler; ticari risk, kur riski, faiz oranı riski, ülke riskidir.

Forfaiter çeşitli fonksiyonları yerine getirerek söz konusu riskleri üstlenir. Forfaiting işleminin, finansman fonksiyonu, hizmet fonksiyonu ve teminat fonksiyonu olmak üzere üç çeşit fonksiyonu vardır.

4.1. Finansman (Kredi) Fonksiyonu

Forfaiting işleminin temel fonksiyonu finansman fonksiyonudur. Finansman fonksiyonunun anlamı, ihracatçıya faaliyetlerinin finansmanında kullanmak üzere fon sağlanması olarak ifade edilebilir. Forfaiting işleminin bu fonksiyonu, satıcı firmaya alacaklarının tamamını vadesinden evvel tahsil etme olanağı sunmaktadır. Alacakların vadesinden evvel tahsili ihracatçıya hammadde alımı, borçların ödenmesi, alıcılara daha uzun vade tanınarak rekabetin arttırılması ve üretimin kesintisiz olarak sürdürülmesi gibi birçok yararlar sağlamaktadır.

4.2. Hizmet (İş Görme) Fonksiyonu

İhracatçı firma her çeşit senetli ve senetsiz alacaklarını forfaiter’a vermek suretiyle alacaklarının tahsilini forfaiter’a devretmiş olmaktadır. Forfaiter, ihracatçının alacaklarını tahsil etmek, borçluların incelenmesi ve değerlendirilmesi gibi fonksiyonları üstlenmektedir. Forfaiting işlemlerinde, forfaiter alacakları iskonto ederek ödediği için ihracatçının alıcılarla bir bağlantısı kalmamakta, alıcılarla forfaiter ilişkisi başlamaktadır. Ancak alacaklar forfaiter işlemine konu edilmeseydi satıcı alacakları tahsil edecek, takip edecek, muhasebesini tutacak, vb işlemleri yapacaktı. Forfaiting işlemleri ile bu tür faaliyetlerden kurtulan satıcı zımni olarak bu tür hizmetleri de forfaiter’a devretmiş olmaktadır.

4.3. Teminat Fonksiyonu

Ödememe riskinin forfaiter tarafından üstlenilmesi forfaiting işleminin temel özelliğidir. Forfaiter tarafından ödenmeme riskinin üstlenilmesi, ithalatçı firma tarafından banka garantisinin sağlanamadığı durumlarda geçerlidir. Bu durumda forfaiter, satıcının alacaklarını satın almayı kabul ederse, uygulayacağı iskonto oranını yüksek tutacaktır. İskonto oranını yüksek tutmasının nedeni forfaiter’ın ödenmeme riskini yani ticari riski üstlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Forfaiting işlemlerinde, iskonto edilen tutarı ödeyen forfaiter vadede alacakları tahsil edemeyince satıcıya rücu edememektedir.

  1. FORFAITING’DE KULLANILAN KIYMETLİ EVRAKLAR

Teorik olarak mal ve hizmet ihracatından doğan her türlü senetli ve senetsiz alacak forfaiting işlemine konu olabilmektedir. Ancak uygulamada forfaiting işlemlerinde kıymetli evrak olarak en çok poliçe ve bono kullanılmaktadır.

5.1. Poliçe

Poliçe, alacaklı tarafından borçlu üzerine çekilen ve belli bir paranın belirlenmiş bir süre sonunda veya ibrazında, üçüncü bir kişiye veya emrine ödenmesini içeren kayıtsız ve şartsız bir ödeme emridir. Poliçe düzenlemeye keşide etmek denir. Bir poliçede üç taraf bulunmaktadır. Poliçeyi keşide eden keşideci, üzerine poliçe keşide edilen muhatap ve kendisine veya emrine ödeme yapılacak olan lehtardır.

Forfaiting işleminde kullanılan poliçenin keşidecisi ihracatçı firma, muhatabı ithalatçı firma, lehtarı ise forfaiter’dır. İhracatçı firmanın düzenlediği poliçe ithalatçı firma tarafından kabul edilir. Bunun sonucu ithalatçı firma senedin asıl borçlusu haline gelir. Poliçenin lehtarı olan forfaiter poliçenin vadesinde ithalatçı firmaya başvurarak poliçe bedelini tahsil eder.

5.2. Bono (Emre Yazılı Senet)

Bono, borçlunun alacaklısına hitaben düzenlediği ödeme vaadi içeren bir kambiyo senedidir. Bonoda iki taraf bulunmaktadır. Birinci taraf, senedi düzenleyen kimsedir. Bu aynı zamanda borcu ödeyeceğini vaat eden kimsedir. Yani hem keşideci hem de muhatap durumundadır. İkinci taraf ise lehine senet düzenlenen kimsedir. Bono daima emre yazılı olarak düzenlenir, nama veya hamiline düzenlenemez. Bono, “emre yazılı değildir” veya aynı anlama gelen ibareler kullanılarak nama yazılı hale getirilemez.

Forfaiting işleminde bono ithalatçı firma tarafından ihracatçı firma lehine düzenlenmekte ve bonoda yer alan tutarı ihracatçı firmaya ödemeyi taahhüt etmektedir. Daha sonra bono ihracatçı firma tarafından ciro ve teslim yolu ile forfaiter’a devredilmektedir.

  1. FORFAITING’İN İŞLEYİŞİ

Forfaiter ile ihracatçı arasında forfaiting sözleşmesi iki farklı aşamada yapılabilir. Bir tanesi ihracatçı tarafından ithalatçıya satış teklifi verilmeden önce, diğeri ise ihracat gerçekleştirildikten sonradır. Bu nedenle forfaiting sisteminin işleyişi ihracattan sonra ve ihracattan önce olmak üzere iki aşamada incelenebilir.

İhracatın gerçekleşmesinden önce veya ihracat gerçekleştikten sonra forfaiting yöntemine başvurulması, sadece bu işlemin başlangıç aşamasının farklı olmasına yol açmaktadır. Başlangıç aşamasından sonra, söz konusu işlemin yürütülmesi şekli her iki forfaiting durumu içinde aynıdır.

6.1. İhracattan Sonra Yapılan Forfaiting

İhracattan sonra gerçekleştirilen forfaiting işlemleri uygulamada daha yaygındır. Tipik bir forfaiting işleminde dört taraf bulunmaktadır. Bunlar ihracatçı, ithalatçı, forfaiter ve garanti veren bankadır. İhracattan sonra gerçekleştirilen forfaiting işleminin işleyiş süreci şematik olarak aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. Satış sözleşmesinin düzenlenmesi.
  2. Malın sevk edilmesi.
  3. Kıymeti evrak için garanti alınması.
  4. Kıymetli evrakın ihracatçıya teslimi.
  5. İhracatçının forfaiter’a başvurması.
  6. Forfaiter’ın inceleme süreci ve işleme onay vermesi.
  7. Forfaiting sözleşmesi imzalanması.
  8. Kıymetli evrakın forfaiter’a teslimi.
  9. İskonto ve ödemenin yapılması.
  10. Kıymetli evrakın tahsile gönderilmesi.
  11. Kıymetli evrakın tahsile gönderilmesi.
  12. Kıymetli evrakın tahsil edilmesi.
  13. Kredi borcunun ödenmesi.

6.2. İhracattan Önce Yapılan Forfaiting

İhracatçı firma, ithalatçı firmaya vadeli satış teklifini vermeden önce forfaiter’a başvurarak gerçekleştirmeyi planladığı ihracat işlemi hakkında bilgi verir. Forfaiter, ihracatın yapılacağı ülke, ithalatçı, garanti verecek banka ve ihracat işlemi ile ilgili diğer bilgileri alır. Forfaiter bu bilgiler çerçevesinde gerekli incelemeleri yaparak ihracatçıya işlemin maliyetini de içeren endikatif teklif verir. Eğer ihracatçı bu maliyetin sabit kalmasını istiyorsa teklif tarihinden forfaiting işleminin gerçekleşeceği (yani poliçe veya senetlerin kesin satışının yapılacağı) tarihe kadar bir taahhüt komisyonu ödeyerek forfaiter’dan kesin teklifini alır ve sözleşmeyi imzalar. Daha sonra ihracatçı forfaiting maliyetini de satış fiyatına ekleyerek ithalatçı firmaya vadeli satış teklifini gönderir. İthalatçının bu teklifi kabul etmesi üzerine ihracatçı malları ithalatçıya gönderir. İhracatçı, ihracat işlemini gerçekleştirdikten sonra ithalatçıdan aldığı banka avalli poliçe veya senetleri forfaiter’a iskonto ettirerek nakit tahsilat yapar. Böylece ihracatçı hem kredili satış yaparak ithalatçının isteğini yerine getirmiş olur hem de peşin satış yapmış gibi parasını alma imkanına sahip olur. İhracattan önce gerçekleştirilen forfaiting işleminin işleyiş süreci şematik olarak aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. İhracatçı, forfaiter’a gerçekleştireceği ihracat hakkında bilgi verir.
  2. Forfaiter, gerekli incelemeleri yaparak ihracatçıya bir endikatif fiyat teklifi verir.
  3. İhracatçı, forfaiting işleminin maliyetini de satış fiyatına ilave ederek it- halatçıya satış teklifini gönderir.
  4. İthalatçının teklifi kabul etmesi durumunda satış sözleşmesi imzalanır.
  5. Mallar ihracatçı tarafından ithalatçıya gönderilir.
  6. İthalatçı ödemede kullanılacak kıymetli evraklar (poliçe, bono) için garantör bankadan garanti alır (aval, garanti mektubu).
  7. Kıymetli evraklar ithalatçı tarafından ihracatçıya gönderilir.
  8. İhracatçı elindeki kıymetli evraklarla ilgili bilgileri forfaiter’a iletir.
  9. Forfaiter gerekli incelemeleri yaparak ihracatçıya kesin teklifini verir.
  10. İhracatçının kesin teklifi kabul etmesi durumunda forfaiting sözleşmesi imzalanır.
  11. Kıymetli evraklar ihracatçı tarafından forfaiter’a teslim edilir.
  12. Kıymetli evraklar forfaiter tarafından iskonto edilerek, peşin bedeli ihracatçıya ödenir.
  13. Kıymetli evraklar forfaiter tarafından vadeleri geldikçe tahsil edilmek üzere garantör bankaya gönderilir.
  14. Garantör banka vadesi gelen kıymetli evrakları tahsil etmek için ithalatçıya gönderir.
  15. Garantör banka kıymetli evrakların bedelini ithalatçıdan tahsil eder.
  16. Garantör banka kıymetli evrak bedellerini forfaiter’a gönderir. Böylece vadeli satış bedeli ödenerek kredi borcu kapanmış olur ve forfaiting süreci sona erer.
  17. FORFAITING’DE RİSKLER

7.1. Politik Risk

İthalatçı ülkede ortaya çıkabilecek olağandışı gelişmeler politik risk kapsamına girmektedir. Savaş, iç isyan, politik belirsizlik vb. olaylar bu ülkelerin olağanüstü şartlar altına girmesine neden olabilirler. Bu durumda politik riski ortaya çıkarmaktadır. Böyle bir riskin ortaya çıkması ihracatçıyı zarara uğratacaktır. Bu riskin gerçekleşmesi durumunda doğacak zararı forfaiter üstlenmiş olacaktır.

7.2. Transfer Riski

Transfer riski, moratoryum ilanı da dahil ithalatçının bulunduğu ülkede belirlenmiş döviz cinsi üzerinden borçların ödenmesinde güçlüklerle karşılaşılmasından veya borçların ödenmesinden kaçınılmasından kaynaklanmaktadır.

7.3. Kur Riski

Forfaiter kendi ulusal parası dışında bir para cinsi üzerinden düzenlenmiş kıymetli evrakları satın alabilir. Böyle durumlarda kur riski oluşabilir, bunun da nedeni döviz kurlarının serbestçe dalgalanmasıdır. Döviz fiyatı forfaiting anlaşmasının yapıldığı tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasında önemli ölçüde değişime uğrayabilir. Bunun sonucunda forfaiting şirketi önemli ölçüde zarara uğrayabilir. Forfaiting şirketi kur riskinden kurtulmak için swap ve forward işlemleri yaparak yabancı parayı kendi ulusal parası cinsinden satın alır. Ayrıca forfaiting şirketi bu işlemler ile ilgili maliyetleri de prime yansıtır.

7.4. Ticari Risk

Ticari risk, bütün kredi türlerinde söz konusu olan borçlunun veya kıymetli evraka aval veren finansman kurumunun ödeme güçlüğü içine düşerek borcunu ödeyememesi veya ödeme niyetinin olmaması durumunda oluşan risktir.

7.5. Faiz Riski

Forfaiting işleminde kıymetli evraklar sabit faiz oranı ile iskonto edilmektedir. Buna karşılık vade içerisinde faizlerin yükselme olasılığı bulunmaktadır. Bu da forfaiting şirketinin faiz riskini oluşturmaktadır. Forfaiting şirketinin bu riskten korunması için aynı sürede, aynı faiz oranı üzerinden kendisini fonlaması gerekir.

  1. FORFAITING İŞLEMİNİN İHRACATÇIYA MALİYETİ

Forfaiting finansmanında ihracatçı firmanın katlanacağı maliyetler; iskonto tutarı, taahhüt ücreti ve bekleme süresi komisyonudur.

8.1 İskonto Oranı

Forfaiting işleminde, ihracatçı elinde bulunan poliçe ve bono gibi alacak senetlerini anlaşamaya varılan bir oran üzerinden forfaiter’a iskonto ettirmektedir. İskonto oranı, sözleşmenin yapıldığı dönemde uluslararası piyasada oluşan faiz oranlarına yakın olmakta ve sözleşme sabit bir faiz oranı üzerinden yapılmaktadır. İskonto oranını etkileyen faktörler; sözleşme süresi, ithalatçı ve ithalatçının ülkesinin kredi notu, ilgili ülkedeki para ve döviz piyasasının durumu ve sözleşmeye konu olan döviz cinsidir.

8.2. Taahhüt Ücreti

Taahhüt ücreti, ihracatçının forfaiter’ın teklifini kabul etmesinden kıymetli evrakların fiilen iskonto edildikleri tarihe kadar geçen süre için teklifin açık tutulması için ihracatçı tarafından forfaiter’a ödenen ücrettir. Taahhüt ücreti, forfaiter’ın kaybını belirli bir oranda karşılamak için ödenmektedir. Taahhüt süresi 6 ay hatta bazen daha uzun süreli olabilmektedir. Bu ücret kıymetli evrakların nominal değerinin belli bir yüzdesi olarak hesaplanmaktadır. Bu oran uygulamada yıllık % 1-2 arasında peşin olarak alınmaktadır.

8.3. Bekleme Süresi Komisyonu

Bekleme süresi, vade ile ödeme arasında geçen süredir. İskonto işlemine esas olan süre, senetlerin iskonto edildikleri tarihten senet vadesi- ne kadar geçen süredir ve senedin vade tarihindeki valörü ile ödenmesi beklenmektedir. Ancak uygulamada durum daha farklıdır. Senet bedelinin aval bankası tarafından ödenmesi, ilgili ülkedeki bürokratik engeller, transfer emrindeki bilgi eksikliklerinden kaynaklanan gecikmeler vb. nedenlerle her zaman vadede gerçekleşmeyebilir. Geçen her gün forfaiter’ın faiz kaybı anlamına gelmektedir. Bu nedenle bu tür gecikmelere karşı forfaiter iskonto faizinin hesaplanmasında esas gün sayısına birkaç gün ilave etmektedir. Bu ek süre genellikle 2-3 gündür.

  1. FORFAITING’IN İHRACATÇI AÇISINDAN YARARLARI

Forfaiting işleminin ihracatçı açısından yararları aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

  • İhracattan kaynaklanan alacak vadesinden önce tahsil edildiğinden ihracatçının bilanço rasyoları iyileşmekte ve finansal tabloları düzelmektedir.
  • İhracatçının likiditesi artmakta ve kredibilitesi yükselmektedir.
  • İthalatçının mal bedelini ödememesi durumunda, forfaiter’ın ihracatçıdan mal bedelini isteme yani rücu riski bulunmamaktadır.
  • Transfer, kur ve faiz riskleri ortadan kalkmaktadır.
  • Forfaiting işlemi, ihracatçıya sabit faizli finansman imkanı sağlamakta ve ihracatçı faiz riskine karşı korunmaktadır.
  • İhracatçı firma vadeli olan alacağını hızlı bir şekilde nakde çevirmekte ve bu işlem sonrasında ortaya çıkacak olan likidite ile yeni yatırımlar gerçekleştirebilmektedir.

 

 

NAKİT SERMAYE ARTIRIMLARINDA FAİZ İNDİRİMİ TEŞVİĞİ

“NAKİT SERMAYE ARTIRIMLARINDA FAİZ İNDİRİMİ TEŞVİĞİ”

M.Nurullah BUDAK
Yeminli Mali Müşavir
TAXİA Yeminli Mali Müşavirlik Ltd. Şti.

Nakit sermaye artırımlarında faiz indirimi teşviği, kurumlar vergisi kanunu’nun “Diğer indirimler” başlıklı 10.maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi ile sağlanmıştır. Şirketler ekonomik faaliyetlerine devam edebilmek ve piyasadaki rakip firmalarla rekabet edebilmeleri, yatırım veya işletme sermayelerinin güçlendirilmeleri için, güçlü sermayelere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle şirketler sermaye artırımına ihtiyaç duymaktadırlar.

Yapılan bu düzenleme ile, sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi, nakdi sermaye artışıyla işletmelerin yabancı kaynak ihtiyacını azaltılması ve vergi yükünü azaltılması amaçlanmıştır.

ı) (Ek: 27/3/2015-6637/8 md.) (8)Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

(7338 sayılı kanunun 59 uncu maddesiyle eklenen paragraf; Yürürlük: bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren madde kapsamında yapılacak nakdi sermaye artışlarına uygulanmak üzere 26.10.2021) Nakdi sermaye artışlarının, yurt dışından getirilen nakitle karşılanan kısmı için bu oran %75 olarak uygulanır.

Nakit sermaye artırımlarında faiz indirimi teşvikinden kimler yaralanabiliyor?

  • Kurumlar vergisi mükelleflerinden sermaye şirketleri olan, Limited şirketler, Anonim şirketler ve Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler, bu uygulamadan yararlanabileceklerdir.
  • Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden hesaplanan faiz indirimi tutarı kadar yararlanırlar.
  • Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere, her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır.

Bu uygulamadan hangi sektörler ve kimler yararlanamıyor?

  • Statüsü Anonim şirket olsa dahi, finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ve kamu iktisadi teşebbüsleri bu indirimden yararlanamayacaklardır.

Nakdi sermaye artırımında faiz indirimi teşvikinde özellikli konular nelerdir?

  • Nakdi sermaye artırımında faiz sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde, azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.
  • Hesaplanacak tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır.
  • Matrahın yetersiz olması halinde, ilgili cari dönemde indirim konusu yapılamayan indirim tutarları, sonraki hesap dönemlerde indirim konusu yapılabilir.
  • Nakdi sermaye faiz indirimi, İndirim tutarının hesaplanmasında, ticari krediler faiz oranı dikkate alınacağından, sadece dördüncü dönem geçici vergilendirme döneminde bu indirimden yararlanılması mümkündür. (2022 döneminden itibaren 4 ncü dönem geçici vergi beyannamesi kaldırılmıştır. Dolayısıyla nakdi sermaye artırımı faiz indirimi, kurumlar vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılabilecektir.)

Bu uygulamadan hangi sermaye artışları yararlanamıyor?

  • Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,
  • Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,
  • Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesi suretiyle gerçekleşen sermaye artışları,
  • Ortaklarca veya kurumlar vergisi kanununun 12’nci maddesi kapsamında şirket ortaklarıyla ilişkili kişilerce veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,
  • Şirkete nakdi sermaye dışında kıymetlerin (Hisse senedi, tahvil veya bono gibi) sermaye olarak konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,
  • Bilanço kalemlerinin birbirleriyle mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

Nakit sermaye artımında hesaplanacak indirim tutarının dikkate alınmayacaktır.

Nakdi sermaye artırımında faiz indirim miktarı nasıl hesaplanır?

  • Nakdi sermaye artışının üzerinden, indirimden yararlanılacak yıl için TCMB tarafından açıklanan ticari krediler faiz oranı dikkate alınarak hesaplanır.
  • Bakanlar kurulu tarafından belirlenen orana göre hesaplanan indirim tutarı, ilgili dönem kazancından indirilir. (2020 yılı için belirlenen oran % 19,62’dir)

İlgili dönem kazancından indirilebilecek tutarın hesaplanması şu şekilde hesaplanmaktadır;

İndirim tutarı = Nakdi sermaye artışı*ticari krediler faiz oranı*indirim oranı*süre

(Hesaplanacak indirim tutarı, kıst dönem esasına göre hesaplanacaktır.)

Bu indirimden yararlanabilmek için, tescil zorunluluğu ve bankaya yatırılma zorunluluğu var mı?

  • Sermaye şirketleri bu uygulamadan, sermaye artışına ilişkin kararının ticaret siciline tescil edildiği hesap döneminden itibaren yararlanmaya başlayabilecekler. İndirimin hesaplanmasına konu edilebilecek sermaye artışı tutarı, artırılan sermaye tutarının şirketin banka hesaplarına nakit olarak fiilen yatırılan kısmı ile sınırlıdır.

Sermaye’ye eklenmek üzere, şirket hesaplarına avans olarak yatırılan tutarlar, bu indirimden yararlanabiliyor mu?

Kurumlar vergisi 10 sayılı genel tebliğinde sermaye avanslarına ilişkin olarak “ileri bir tarihte gerçekleştirilecek sermaye artırım taahhüdünde kullanılmak amacıyla sermaye artırım kararından önce, şirket ortakları tarafından şirketin banka hesabına sermaye avansı olarak yatırılan tutarların;

  1. Banka hesabına yatırıldığı tarih itibariyle, şirketin bilançosu’nda öz sermaye kalemleri arasında yer alan “Diğer sermaye yedekleri” adlı hesapta izlenmesi,
  2. Banka hesabına yatırıldığı tarihin bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar, sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret sicilinde tescil edilmiş olması gerekir. Bu kararın tescil edildiği tarih itibariyle indirim uygulaması yapılabilecektir.

İşyeri aracını yüksek hızla kullanan ve kırmızı ışık ihlali yapan işçinin iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilir mi?

İşyeri aracını yüksek hızla kullanan ve kırmızı ışık ihlali yapan işçinin iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilir mi?

Lütfi İNCİROĞLU

Yargıtay’a göre, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II. fıkrasında, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlarla benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Bu düzenlemenin (ı) bendinde, “işçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücreti tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması” hallerinin işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir.

İşçinin kusuru ile işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işverene zarar vermesi davranışı işçinin özen borcuna aykırılığın iki şekli olarak karşımıza çıkar(İşK m.25/II-ı). Bunlardan ilki için işçinin iş güvenliği önlemlerine kusurlu olarak aykırı davranması ve bunun sonucu olarak iş güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi gerekir. İşçinin bu konuda uyarılması veya hatırlatmada bulunulmasına gerek olmadığı gibi, belli bir zararın oluşması da gerekmez. İkinci hal ise, işçinin işverene veya başkasına ait olmakla birlikte işverenin eli altında olan makine, tesisat, eşya ve diğer maddelere zarar vermesidir. Bu davranışın haklı fesih sebebi oluşturması için, işverene verilen bir zararın bulunması ve bu zarar miktarının işçinin otuz günlük ücretini aşması gerekir. İşçinin otuz günlük ücretinin tutarıyla karşılanamayacak bir zarar vermesi, işin güvenliğini tehlikeye düşürmekten bağımsız bir fesih sebebidir.

İş güvenliği hükümleri, işçi sağlığı ve güvenliğini korumaya yönelik titizlikle uyulması gereken kurallardır. Bu konuda işverenin alması gereken tedbirlerin yanında işçinin de yükümlülükleri vardır. İşçinin kasıtlı bir davranışı ya da görevini savsaması sonucu işin güvenliği yönünden bir tehlike meydana gelmesi durumunda, işveren açısından derhal “haklı sebeple fesih hakkı” ortaya çıkar.

Güvenlik hizmeti veren bekçinin uyuması veya görev yerini terk etmesi, yanıcı ve patlayıcı maddelerin bulunduğu yerde yasaklanmış olmasına rağmen sigara içilmesi, basınçla veya yüksek ısıyla çalışabilir bir cihazın kontrolü ile görevlendirilen işçinin görevini savsaması gibi durumlar, işin güvenliğini tehlikeye düşüren davranışlara örnek olarak verilebilir.

Diğer taraftan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417/II, maddesi uyarınca “işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür”. Paralel hüküm 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği 19/1 maddesinde çalışanların yükümlülüklerine yer verilmiştir. Buna göre “Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür.

Somut olayda, davalı akaryakıt taşımacılığı yapan işyerinde 15/03/2010- 30/09/2011 tarihleri arası akaryakıt tanker şoförü olarak çalışan davacının iş sözleşmesi, akaryakıt sevkiyatı sırasında yüksek süratle araç kullandığı ve kırmızı ışık ihlali gerçekleştirdiği gerekçe gösterilerek haklı nedenle feshedildiği savunulmuş, Mahkemece davacının eyleminin haklı fesih ağırlığında olmadığı kabul edilerek davaya konu kıdem ve ihbar tazminatlarının kabulüne karar verilmiş ise de dosya içeriğinden, işverence davacıya yeteri kadar güvenli sürüş ve iş güvenliği eğitimi verildiği, davacının feshe konu eyleme ilişkin alınan yazılı savunmasında kırmızı ışıktageçerek trafik kurallarını ihlal ettiğini kabul ettiği, iş sözleşmesinin 6.maddesinde, Trafik Yönetmeliği kurallarına aykırı davranma ve kuralları ihlal etmenin işten çıkarma sebebi olarak belirtildiği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda feshe konu eylemin niteliğinden anlaşılacağı üzere davacının kullandığı araçta taşınan akaryakıtın yanıcı ve patlayıcı özelliği düşünüldüğünde meydana gelecek en basit bir kazanın dahi çok ağır sonuçlara yol açacağı ve işyeri ve iş güvenliği bakımından tehlike oluşturacağı kabul edilmelidir.

Tüm bu sebeplerle, somut olay bakımından, davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II. bendinin (ı) alt bendinden yer alan “işçinin kendi isteği ve savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi…” sebebine dayanarak haklı sebeple feshettiğinin kabulü ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.(Y22HD.28.2.2019 T., E.2017/20082, K.2019/4651 Legalbank.)

Sonuç olarak, iş güvenliği hükümleri, işçi sağlığı ve güvenliğini korumaya yönelik titizlikle uyulması gereken kurallardır. Bu konuda işverenin alması gereken tedbirlerin yanında işçinin de yükümlülükleri vardır. İşçinin kasıtlı bir davranışı ya da görevini savsaması sonucu işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi durumunda, işveren açısından iş sözleşmesini “haklı sebeple fesih hakkı” doğar.

 

Online Sağlık Platformu “Unicorn” Docplanner, Alman Pazarı Lideri Jameda’yı Satın Aldı

Dünyanın en büyük online sağlık platformu Docplanner, Almanya’nın en büyük online sağlık platformu Jameda’yı satın alarak bünyesine kattı.

Dünya çapında 30 farklı ülkede sağlık sektöründe doktor ve hastalara hizmet veren online sağlık platformu Docplanner, bugün Almanya’nın en büyük ve köklü online sağlık platformu olan Münih merkezli Jameda’yı, HubertBurda Media’dan satın aldığını duyurdu. 20 binden fazla doktorla işbirliği yapan ve ayda 8 milyon ziyaretçisi bulunan Jameda, Docplanner ve Türkiye iştiraki DoktorTakvimi’nin mevcut 110 bin doktor ve aylık yaklaşık 70 milyon hastadan oluşan küresel müşteri tabanına önemli bir katkı sağlayacak.

Docplanner ve şirketin Türkiye iştiraki DoktorTakvimi, Jameda’ya sermaye ve küresel uzmanlık yatırımı sağlamanın yanı sıra şirketin satış, müşteri hizmetleri ve pazarlama ekiplerini hızla büyütmeye de odaklanacak. Docplanner, Jameda’ya 200’den fazla yeni ekip üyesi eklemeyi ve önümüzdeki 2-3 yıl içinde Alman pazarına çeyrek milyar Euro’dan fazla yatırım yapmayı hedefliyor.

Docplanner iki şirketin de en iyi özelliklerini bir araya getirerek mevcuttakinden bile daha etkili çözümler sunmayı hedefliyor.

Bu satın alma ile Docplanner, Meksika ve Brezilya’da yerel operasyonlara açıldığı 2017’den bu yana ilk kez yeni bir coğrafyaya giriş yaptı.  Şirketin ayrıca Türkiye, İtalya, İspanya ve kendi iç pazarı Polonya’da lider pazar konumlarına sahip olması, ona küresel olarak dijital sağlık alanında en geniş coğrafi erişimi sağlıyor. Satın alma sonrasında Docplanner, Avrupa’da yapılan tüm sağlık harcamalarının %50’sinden fazlasının ve Latin Amerika’da yapılan sağlık harcamalarının %84’ünün gerçekleştiği pazarlarda aktif olacak.

Konuya ilişkin bir değerlendirmede bulunan DocPlanner Türkiye iştiraki olan DoktorTakvimi Ülke Müdürü Hakan Türkoğlu, şunları söyledi: “Docplanner, sağlık hizmeti deneyimini daha insan odaklı hale getirme misyonu üzerine kuruldu. Bu satın almayı, çok önemli olan Almanya pazarına girmek ve sağlık ekosisteminde olumlu bir etki yaratmak adına mükemmel bir fırsat olarak görüyoruz. Jameda ekibinin hem benzersiz deneyimi hem de pazarı kazanma tutkusu konusunda içimiz rahat. Önümüzdeki yıllarda Jameda ekibiyle çalışacak, Almanya’daki hastalar ve doktorlar için daha da mükemmel ürünler üretecek olmaktan büyük heyecan duyuyoruz.”

Jameda’nın CEO’su olan Dr. Florian Weiss ise görüşlerini şöyle aktardı: “Aynı miras ve tarihi büyük oranda paylaşmamız sonucunda Docplanner, Jameda ile mükemmel şekilde uyumludur. Jameda, doktorlar ve hastalar arasındaki güvenilir ilişkilerin önemine inanıyor ve biz de bu ilişkileri geliştirmek için yenilikçi dijital çözümlerden yararlanmaya kararlıyız. Sağlık hizmetlerini daha insancıl hale getirmek her zaman yaptığımız işin merkezinde oldu. Docplanner ile olan ortaklık bu vizyonu daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde gerçeğe dönüştürmeye yardımcı olacak.”

Jameda, 1 Ocak 2022’den itibaren Docplanner bünyesine katılacak. Docplanner, küresel büyüme stratejisinin bir parçası olan başarılı satın alma geçmişiyle güçlü bir organik performans sergiledi. Bugüne kadar İtalya’da TuoTempo (2019), İspanya’da Doctoralia (2016) ve Türkiye’de En iyi hekim (şimdi Doktortakvimi) (2014) dahil olmak üzere altı şirketi bünyesine kattı.

Docplanner Hakkında

“Sağlık deneyimini daha insan odaklı hale getirme” küresel misyonuyla Docplanner, doktorlar, klinikler, hastaneler ve hastalar için sağlık ekosisteminin hasta yolculuğu ile beraber daha sorunsuz çalışmasını sağlamak için dijital uygulamalar ve yazılım çözümleri oluşturuyor. Docplanner, online pazar yerleri aracılığıyla hastalar için ücretsiz doktor incelemeleri ve anında online randevu rezervasyonu ile yaklaşık 2 milyon sağlık uzmanından oluşan bir ağa sahip olmakla beraber, dünya çapında 100.000’den fazla danışana hizmet veriyor ve 12’den fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Doktorlar ve klinikler, ayda milyonlarca hasta için planlama, rezervasyon, iletişim ve ödemeleri kolaylaştırmak için Docplanner’a güveniyor. Docplanner’ın yenilikçi ve kullanıcı dostu yazılımı sayesinde, doktorlar ve klinikler hasta akışını optimize edebiliyor, maliyetli randevuları azaltabiliyor ve uygulamalarını tamamen dijitalleştirebiliyor, böylece tasarruf ettikleri zamanı hasta faaliyetleri ve deneyimlerini iyileştirmek için kullanabiliyorlar. TuoTempo markası aracılığıyla şirket, büyük sağlık kurumları için daha gelişmiş optimizasyon ürünleri paketi sunuyor. Docplanner, 2012 yılında Polonya’da kuruldu ve şu anda İstanbul, Varşova, Barselona, Roma, Meksiko, Curitiba ve Bologna’daki ofisleri genelinde 1.800’den fazla kişiden oluşan bir ekibe sahip. Point Nine Capital, Goldman Sachs Asset Managementve One Peak Partners dahil olmak üzere önde gelen girişim sermayesi fonları tarafından desteklenmektedir ve bugüne kadar toplamda yaklaşık 300 milyon Euro yatırım almıştır. Daha fazla bilgi için https://www.docplanner.com/about-us adresini ziyaret edebilirsiniz. 

Jameda Hakkında

Jameda, hastalar ve hekimleri dijital olarak kolay, hızlı ve hassas bir şekilde buluşturmak amacıyla kuruldu. Bu amaçla, Jameda’nın çözüm paketi, hastaların en iyi doktorları bulmalarını, kolayca randevu almalarını ve sağlık uzmanlarıyla yüz yüze veya görüntülü danışmanlık yoluyla iletişime geçmelerini sağlayacak araçlar içeriyor. Jameda, her ay bu hizmetlere güvenen ve kullanan 8 milyondan fazla hastasıyla Almanya’nın en geniş ve en büyük doktor-hasta platformu olarak tanınıyor. 275.000’den fazla doktor ve sağlık uzmanı, tıbbi uygulamalarını Jameda’nın platformunda listeleyerek, hizmet yelpazesi hakkında kapsamlı bilgi sağlıyor ve hasta deneyimlerine ilişkin kullanıcılar tarafından verilen puanlamalar platformda yer alıyor. Buna ek olarak, doktorlar randevu yönetimini Jameda takvimi ile optimize ederek zamandan ve paradan tasarruf edebiliyor, bu zamanı da evrak işleriyle uğraşmak yerine hastalara ayırabiliyorlar. Jameda, kliniklere, sağlık sigortası şirketlerine ve tıbbi bakım merkezlerine güvenilir beyaz etiket çözümü sağlayan Patientus ürünü aracılığıyla teletıp çözümlerinde de lider olarak konumlandırılıyor.

Döviz Kurunun Yükselişinin Getirdikleri

18 KASIM 2021 VE TCMB’NİN PPK FAİZ KARARI – SAAT 14:05

TCMB faiz kararları ile ilgili olarak 18 Kasım 2021 tarihinde toplanarak 1 hafta vadeli repo faiz oranını % 16’dan % 15’e düşürdü. Saat 14:00’de açıklanacak faiz kararı bu defa saat 14:05’de açıklandı. Halbuki her zaman tam saat 14:00’de açıklanırdı. Acep neden? Belli ki yolunda gitmeyen bir şeyler olmuş. Beş dakikada neler olmadı ki?

Faizlerin % 15’e düşürülmesi ile İK’in açıkladığı TÜFE – Tüketici Fiyat Endeksi olan % 19.89’un  -4.89 puan aşağısına geldi. Siyasi otoritelerin “vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceğiz” şeklindeki söylemlerin tam tersi, zaten doğruluğu teyide muhtaç olan bugünkü % 19.89’lık TÜFE rakamına bakıldığında tasarruf sahipleri paralarını TRL – Türk Lirası mevduatta değerlendirdikleri taktirde gerçek anlamda negatif bir faiz getirisi elde etmektedirler.

Her ne kadar TÜİK’in açıkladığı TÜFE % 19.89 olarak tablolarda yer alsa da, sitemizdeki Hatçe Teyze ile Fatma Nine benim kulağıma şöyle dedi;

“Reşat Bey oğlum ben anlamam TÜİK veya MÜİK’den. Geçen sene 5 litre Ayçiçek yağını 40 Liraya alırken, bu sene 105 Liraya almaya başladım. Geçen sene karnabahar ve brokolinin kilosunu 4-5 Liraya alırken bu sene 17-19 Liraya kadar fiyatının çıktığını gördüm ama vallah billah almadım. Ben cebimin ve pazardaki yangın yerine dönen enflasyona bakarım. Sen o kadar saf değilsin be oğlum, yoksa sen de enflasyonun % 19.89 olduğuna inanıyor musun?”

Ne deseydim Hatçe Teyze ile Fatma nineye? Onlar da TÜİK’in marketlerine gidip oradan alış veriş edeydiler. Sahi ya; TÜİK bu rakamları hangi marketten aldı acaba?

FAİZ İNDİRİMİNİN ARDINDAN

TCMB’nin PPK’nun faiz kararının ardından faiz oranlarının düşürülmesi ile neler mi oldu?

İşte şu tabloya bakın neler olduğunu göreceksiniz. Türk Parası dışında gerek değerli metaller, gerekse yabancı paralarda adeta kıyamet koptu. Hepsi birden yükseldi, Türk Lirası değer kaybetti.

Eylül, Ekim ve Kasım 2021 aylarında TCMB PPK’nun yapmış olduğu tüm toplantılarda faizlerin düşürülmesine ilişkin kararların ekonomik ve iktisadi açıklaması olmamasına rağmen, piyasa dinamikleri dikkate alınmadan faiz / döviz dengesi ile oynanmış ve dövizin yönü sürekli yukarıya çıkarak Türk Lirası’nın değer kaybı hızlanmıştır.

Eylül – Kasım 2021 dönemi arasında dövizin yükselişi

PİYASA NEREYE GİDİYOR?

Bir kişi her yaptığı işten veya her aldığı karardan ciddi anlamda zarar ediyor, para kaybediyorsa belli ki o kişinin yaptığı iş veya aldığı kararlar yerinde değil. Çok net biçimde görülüyor ki yanlış işler ve yanlış kararlar alınıyor. Bu bağlamda TCMB PPK’nun toplantılarında, sürekli PPK üyelerinin değiştirilerek faiz konusunda Eylül 2021 – Kasım 2021 tarihleri arasında aldıkları kararlar sonrasında ülkemizde;

Döviz fiyatları % 35 yükseldi ise
Akaryakıt ve doğal gaz fiyatları anormal artı ise
Piyasada zam sağnağı başladı ise,
Sabit gelirlilerin gelirleri azaldı ve giderleri arttı ise
Fatma nine 1 kilo peynir alamıyorsa
Duyduğumuz veya duymadığımız her şeye zam gelmeye başladıysa

Bu faiz kararlarının elle tutulur tarafı yoktur ve yanlıştır.

Üzüldüğüm ne biliyor musunuz? Hatçe teyze tekavüt maaşından biriktirdiği birikimleri ile dolar 5 Liraya düştüğünde döviz almayı planlıyordu ya. Hatçe teyze hiç döviz alamayacaktır. 

Yüksek kur, düşük faiz bize ne getirdi acaba?

Yabancı yatırımcılar kendi gemilerini kurtarma peşindeler. Ülkemizi terk ediyorlar. Yüksek kur dolayısıyla ihracatçılarımız daha fazla mı kazanıyor kur farkından dolayı? Hiç sanmıyorum. Faizler düşülüyor, enflasyon, üretim maliyetleri ve döviz yükseliyor. İnanın külahımı şu masanın üzerine koyarsam, anlatacak çok konumuz olur. Külahım da dinlesin. Belki külahım inanır.

Haftaya bu konulara değineceğim. Hem ithalatçı, hem ihracatçı sıkıntıda desem yerinde olur.

REŞAT BAĞCIOĞLU

 

İşletmelerde Kendinden Hoşnutluk

Dr. Mehmet KAPLAN
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Kendinden hoşnutluk, işletmenin başarıya ve/veya bazı uygulamalara alışık olmasından kaynaklı olarak normal karşılama davranışı sergilemesidir. İşletmeler aslında kendi içlerinde birer fikir makinası olarak çalışsalar da belli bir süre sonra fikir makinaları alışkanlıkların etkisiyle her üretkenliği ya da fikri normal düzeyde ele almaya başlamaktadır. İşletmelerde kendinden hoşnutluk durumu dört şekilde kendini göstermektedir. Bunlar rahatlık nedeniyle, gevşeklik nedeniyle, kibir nedeniyle ve vizyonsuzluk nedeniyle gerçekleşmektedir.

  • Rahatlık nedeniyle kendinden hoşnutluk; “…İşletme iyi durumda…İşletme iyi gidiyor…Pazar payı iyi durumda…Günü kurtardık…” Bu gibi cümlelerle ifade bulan rahatlık işletmelerin kendinden hoşnut olmasını sağlamaktadır. Rahatlık işletmeye yeni atılımlar yapma cesaretini ortadan kaldıran bir faktördür. Sözgelimi, nesiller boyu süren nesilden nesile geçen ancak bir aile lokantası olarak kalan bir işletmenin sahipleri rahatlık nedeniyle kendilerini yeni şubeler açmaktan çekinmektedirler.
  • Gevşeklik nedeniyle kendinden hoşnutluk; “…Şimdi kendimize gelme zamanı…Bu proje şimdilik durdurabilir…Şimdi bununla uğraşmayalım…Şimdilik sorun yaratmaz…Satışlarımızı artırdığımıza göre, maliyetlerimizi azaltabiliriz…” Bu gibi cümlelerle hayat bulan gevşeklik nedeniyle kendinden hoşnut olma durumu işletmenin metaforik bir anlatımla dışardaki kara kıştan etkilenmemek için evin içinde ateşin/sobanın yanında kalmasıdır. Dışarıdaki kara kış devam etse de gevşeklik bizi sarmış durumdadır. Sözgelimi, pandemi döneminde bazı alanlarda yatırımların hiç düşünülmeden ve/veya analiz edilmeden ertelenmesi ya da tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
  • Kibir nedeniyle kendinden hoşnutluk; “…Çok başarılıyız…başkalarından öğrenecek bir şey yok, biz başkalarına öğretiyoruz…Bu alanda lideriz…” Bu gibi cümlelerle vücut bulan kibir nedeniyle kendinden hoşnutluk; işletmenin her şeyi bildiğine, bütün soruların yanıtlarına hâkim olduğuna inanmasından kaynaklanır. Sözgelimi, geçmişte buna yönelik, özellikle teknoloji sektöründe, birçok işletme örneği aşırı kendinden hoşnutluk sonucunda başarısız olmuştur.
  • Vizyonsuzluk nedeniyle kendinden hoşnutluk; “…Herkes kadar iyi gidiyoruz…Yenilik yapmamız gerektiğine beni inandırın…Uygulamaya bakın siz…” Bu gibi cümleler vizyonsuzluk nedeniyle kendinden hoşnutluğu tarif etmektedir. Edward De Bono’nun “köy venüsü etkisi” olarak nitelendirdiği; ufkunuz yaşadığınız küçük köy ile sınırlıysa, köyün en güzel kızı size Güzellik Tanrıçası Venüs gibi gelir, çünkü daha güzelini hayal edemezsiniz. Ufkunuz sınırlıysa ve neler olabileceğine ilişkin bir vizyonunuz yoksa, kendinizden hoşnut olmak zorunda kalırsınız. Aslında bu tür hoşnutluk en yaygın hoşnutluktur. Birçok işletme bu nedenle vizyon sahibi yöneticiler arar. Çünkü bu yöneticiler olmazsa belki işletme günü kurtarır, krizlerle başa çıkar ama gelecek hep belirsiz kalır.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Bono, E. (2000). Rekabetüstü. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Duyguların Öğrenmedeki Rolü

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

Bilmek başka, bulmak başka, olmak başka… Mevlâna

Duygular ve heyecanlar dünyası, uçsuz bucaksız bir deryadır. Bu konuyu araştırmak, oldukça zor bir çalışma gerektirir. Duygular evrenini anlatabilmenin zorluluklarının başında;duyguların sınırlanıp, tanımlanmayışı gelir. Duygular renkler gibi sayısız tonlara sahiptir. Duyguları anlatabilmenin ikinci zorluğu ise, duyguların sözcüklere dökülemeyişidir.

Daniel Goleman’ınDuygusal Zekâ” (1994) ve Joseph Le Doux’unDuygusal Beyin” (1996) adlı çalışmalarında,duyguların öğrenme üzerindeki rolü ortaya konmaktadır. Bu çalışmalara göre; beyin, bir deneyimi faydalı bulduğunda, öğrenmenin kalıcılığı artmaktadır. Birey, bir deneyimi kendisi için bir tehdit olarak algıladığında, öğrenmenin önü kesilmektedir (Şekil 1).

Şekil 1. Duyguların Öğrenmedeki Rolü

Toplumsal sorunların çözümünde, eğitim ve öğretiminözellikle de duygusal eğitimin büyük bir rolü vardır. Yapılan araştırmalar insanlar arası iletişimin büyük ölçüde sözsüz olarak gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Düşünceleri aktarmakta çoğu kez sözcükler yetersiz kalır. Duyguların dili yoktur. İnsan, duygusal yönüyle insandır. İnsana yakışır, sağlıklı davranışlar, yalnızca bilinç ve belleğin gelişmesine bağlı değildir. İnsan olmak, doğa ve çevreye uyum sağlamak için; gereken bilgi, beceri ve deneyimlerin gelişmesi, duygusal ve bilişsel yeteneklerin bir arada olarak eğitilmesine bağlıdır.

Duyguların, öğrenme konusunda kritik bir önemi vardır. Stres altında olup kendini iyi hissetmeyen bireyler, kendidünyalarını hep sıkıntılı olarak algılar ve “Kafam çok karışık, canım çok sıkılıyor, dikkatimi toplayamıyorum. diyerek duygularını belirtirler. Duyguların, sürekli sıkıntılı bir durumda olması, bireyin entelektüel yeteneklerini, becerilerini azaltır. Bu durum, öğrenme yeteneğini körelterek, zafiyet yaratır (Şekil 1).

Beynin en temel görevi, kendisini korumaktır. Kendinikoruma işlevinde, içgüdülerden ve öznel durumlardankaynaklanan duyguların etkisi, her şeyin önüne çıkmaktadır. Beyinde duygusal girişlerin, her şeyden daha fazla bir önceliği vardır. Daha fazla öncelik taşıyan duygusal girişler, daha az önem taşıyan bilginin sürecini azaltır. Beynin temel işi, kendi var oluşunu sürdürmektir. Bu sebepten dolayı, kişinin hayatına tehdit olarak yorumlanan bilgi, derhal işleme konur ve tehdite karşı davranışlar ortaya çıkar. Beyinde, heyecansal bilgilerin diğer bilgilere göre önceliği vardır. Birey, duygusal bir uyarıcı aldığında, limbik sistem öne çıkar ve mantıksal beyin süreçleri askıya alınır.

Stres ve kızgınlık halleri, hipokampüs ve uzun süreli belleğin, mantıklı ve verimli çalışmasını etkiler. Kızgınlık, korku, kaygı ve eğlence halleri, mantıksal düşüncenin önüne geçer. “Dilim tutuldu, konuşamadım, dondum kaldım.” diye ifade edilen durumlar; duygular karşısında, mantıksal düşüncenin baskı altına girdiği durumlardır.

Stres, kaygı, kızgınlık gibi psikolojik durumlar, streshormonlarının salgılanmasına karşı duyarlıdır. İnsan, fiziksel olarak rahat ve güvenli; duygusal bakımdan ise kendisini tehdit edici, aşağılayıcı durum ve faktörlerden uzak, rahatlatılmış bir ortamda hissettiğinde; dikkat, anlama ve öğrenme faaliyetlerinde daha fazla bir etkinlik göstermektedir. Kişilerin, öğrenme halinde hissettiği duygular, onun öğrenmek için ortaya koyacağı dikkatin seviyesini belirlemektedir.

Daniel Goleman “Duygusal Zekâ” (2000) adlı kitabında, büyüme ve öğrenme sürecinde, duyguların etkileri üzerine bulguları açıklamıştır. İnsanların; hayvanlar gibi sivri ve keskin dişleri, soğuktan koruyan kalın kürkü ve hassas duyu organları olsaydı ve yaşamı güdüleriyle sürseydi, öğrenme yeteneği asla gelişmezdi. Öğrenme gibi bilişsel bir olgunun insanda çok gelişmiş olmasının nedeni; insanın güdülerle yaşamını sürdürmesinde yetersiz kalmasıdır. Öğrenme, düşünme gibi bilişsel bir yeteneği ortaya çıkartır. Düşünmek, eldeki bilgilerden yeni bir bilgi çıkarma işlemiolarak tanımlanmaktadır. Düşünmek, bir sorunla karşılaşıldığında başlar. Bilgi; birikimler, öğrenmeler ve düşünmeler sonucu kazanılmaktadır. Bilişsel etkinliklerin hiçbiri duygusal tepkilerden soyutlanamaz. Bilgi birikimleri ve deneyimlerimiz doğrultusunda; duygusal ve düşünseltepkilerde bulunuruz. Her öğrenme, belli bilişsel tutum ve değerlendirmeler ile duygusal dalgalanmalara da yol açar.Duygusal yaşantı yoğunluğunun artması; bireyin öğrenmebaşarısını, iş becerisini, sağlıklı düşünmesini ve çevreyleuyumunu bozar. İnsanın olgunluğunun gerçek ölçütü, onunduygusal olgunluk düzeyidir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki kitabı okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2017). Organizasyonlarda Bireysel Hafıza, Artikel Yayıncılık, İstanbul.https://www.gozdemert.com/ebook/BH.pdf

Tek Ortaklı A.Ş.lerin pay defteri ile dayanağı yönetim kurulu karar defterinin ilgili kısımlarının EKAP’ a kayıt edilmesi zorunlu mudur?

Anahtar Kelimeler; Anonim Şirket, pay defteri, karar defteri, EKAP, yeterlik

İtirazen Şikayet Konusu; İhaleye katılan “X.. A.Ş.-Y.. Ltd. Şti. İş Ortaklığının pilot ortağı X.. A.Ş.’nin pay defterinin EKAP’a doğru olarak aktarıldığının teyit edilmesi, ayrıca iş ortaklığının her iki ortağının ticaret sicil bilgilerinin ve ortaklık durum bilgilerinin güncelliği ve EKAP’a doğru olarak aktarılması gerektiği iddia edilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 03.11.2021 tarihli ve 2021/UY.I-2007 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre; Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliği’nin “Gerçek ve tüzel kişilerin EKAP’a kaydı” başlıklı 7’nci maddesinde “…(5) EKAP’a kayıtlı olan; gerçek kişilerin kendileri ile vekil veya temsilcilerine; tüzel kişilerin kendileri, ilgisine göre, ortakları ve ortaklık oranları (halka arz edilen hisseler hariç)/üyeleri/kurucuları, teklif veya başvuru mektubu ya da sözleşme imzalamaya ve sözleşmenin yürütülmesi konusunda tüzel kişiliği temsile yetkili yönetimindeki görevliler ile vekil veya temsilcilerine ilişkin aşağıda yer alan bilgileri EKAP’a kaydetmeleri ve son başvuru veya ihale tarihinden ve sözleşme imzalamadan önce güncellemeleri zorunludur. Bu kişilerin;

a) Gerçek kişi olması halinde adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası ile varsa işletme adı ve ticaret unvanı,

b) Tüzel kişi olması halinde ticaret unvanı, vergi kimlik numarası ile varsa işletme adı. Tüzel kişilerde; yönetimdeki görevliler ile ilgisine göre, ortaklar ve ortaklık oranlarına (halka arz edilen hisseler hariç)/üyelere/kuruculara ilişkin kayıt kapsamında ticaret sicil verileri esas alınır. Ayrıca anonim şirketlerde (tek ortaklı şirketler hariç) ortaklar ve ortaklık oranlarının kaydı kapsamında, beyan edilen kişilere ilişkin pay defteri ile dayanağı yönetim kurulu karar defterinin ilgili kısımları; şirket niteliğinde olmayan tüzel kişilerde ise üyelerin veya kurucuların kaydı kapsamında Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde yer almayan bilgileri içeren belgelerin ilgili kısımları da taranarak EKAP’a yüklenir…” hükmü yer almaktadır.

“X.. A.Ş.”nin yeterlik bilgileri tablosunun “Ortaklar ve Ortaklık Oranlarına/Üyelere/Kuruculara Ait Bilgiler” kısmında “Ü.. C..”nun tek ortak olduğunun beyan edildiği, söz konusu beyanın EKAP üzerinden “Ticaret Sicili Bilgileri Sorgulama” kısmından teyit edilebildiği tespit edilmiştir.

Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliği’nin “Gerçek ve tüzel kişilerin EKAP’a kaydı” başlıklı maddesinde tüzel kişilerde; yönetimdeki görevliler ile ilgisine göre, ortaklar ve ortaklık oranlarına (halka arz edilen hisseler hariç)/üyelere/kuruculara ilişkin kayıt kapsamında ticaret sicil verileri esas alınacağının belirtildiği, söz konusu yönetimdeki görevliler ile ilgisine göre, ortaklar ve ortaklık oranlarına üyelere/kuruculara ilişkin bilgilerin EKAP tarafından ticaret sicil verileri dikkate alınarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır.

Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliği’nin “Gerçek ve tüzel kişilerin EKAP’a kaydı” başlıklı maddesinden tek ortaklı anonim şirketlerinin ortaklar ve ortaklık oranlarının kaydı kapsamında beyan edilen kişilere ilişkin pay defteri ile dayanağı yönetim kurulu karar defterinin ilgili kısımlarının kayıt edilmesinin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri çerçevesinde tek ortaklı “X.. A.Ş.”nin ortaklar ve ortaklık oranlarının kaydı kapsamında pay defterinin EKAP’a yüklenmesinin zorunlu olmadığı ve özel ortak “Y… Ltd. Şti.”nin yönetimdeki görevliler ile ilgisine göre, ortaklar ve ortaklık oranlarına /üyelere/kuruculara ilişkin bilgilerin ticaret sicil verileri dikkate alınarak oluşturulduğu anlaşılmış olup başvuru sahibinin söz konusu iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

İş ilişkisi devam ederken, fazla çalışmanın asıl ücrete dahil olduğuna dair işyeri yönetmeliği’ne konulan hükmün, işçiye tebliği yeterli midir?

4857 sayılı İş Kanununa ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’ne göre, kural olarak Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık kırk beş saati aşan çalışmalardır”. İşçilere yaptırılacak normal çalışma ile fazla çalışma süresinin toplamı günde 11 saat (ara dinlenmeleri hariç) sınırını aşamaz(İşK m.41; Yön. m.3/1-a-b).

Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence iş sözleşmesinin yapılması esnasında ya da bu ihtiyaç ortaya çıktığında işçinin onayı alınır ve özlük dosyasında saklanır. Fazla çalışma yapmak istemeyen işçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir (İşK m.41/7; Yön. m.9/2).

Fazla çalışma için verilecek ücret de normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenecektir (İşK m.41/2; Yön. m.4). İşçilerin işlemiş olan fazla çalışma ücretleri normal çalışmalarına ait ücretlerle birlikte ödenir.

Diğer yandan, iş sözleşmesinin tarafları iş ilişkisinin kurulması aşamasında fazla çalışma ücretlerinin aylık ücrete dahil olduğuna dair bir düzenlemeyi iş sözleşmesi ile kararlaştırabilirler. Ancak iş sözleşmesi devam ederken, işveren tarafından çıkarılan işyeri iç yönetmeliğine fazla çalışmaların aylık ücrete dahil olduğu yönünde konulanhükümlerin geçerli olabilmesi için işçiye tebliğ edilmiş olması yetmez. Ayrıca işçinin bunu kabul ettiğine dair bir yazının alınması gerekir .

Yargıtay konuyla ilgili bir kararında, “İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. Dairemizin kararlılık kazanmış içtihatlarına göre, fazla çalışmanın ücrete dahil olduğuna dair kural, yılda 270 saatle sınırlı olarak geçerlidir. Yılda 270 saati aşan çalışmaların kanıtlanması durumunda karşılığının ödenmesi gerekir.

Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece çalışma yönetmeliği ve tanık beyanlarına göre; davacının yapmış olduğu fazla çalışmaların almış olduğu maktu ücretin içinde kaldığı, bu sebeple fazla çalışma ücret alacağının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğuna dair kural, davalı şirketin çalışma yönetmeliğinde düzenlenmiş olup bu yönde bir iş sözleşmesi hükmü bulunmamaktadır.

İş Kanunu’nun 22. maddesi “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir. Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Dosya içeriğine göre; davacının davalı işverenliğe ait işyerinde 18.10.2004 – 20.05.2013 tarihleri arasında çalıştığı, taraflar arasında iş ilişkisi kurulurken aylık ücrete fazla çalışmalar karşılığı hak kazanılan ücretlerin dahil olduğu yönünde bir düzenleme kararlaştırılmadığı; ancak, bu yönde hüküm içeren 24.01.2010 yürürlük tarihli çalışma yönetmeliğinin iş ilişkisi devam ederken 19.03.2010 tarihinde davacı tarafından tebellüğ edildiği görülmektedir. İş Kanunu’nun 22. maddesi nazara alındığında; iş ilişkisi devam ederken çalışma koşullarında esaslı değişiklik oluşturan yönetmelik hükmünün davacı tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmesi gerekmekte olup somut olay yönünden aylık ücrete fazla çalışmalar karşılığı hak kazanılan ücretlerin dahil olduğu yönünde düzenleme içeren çalışma yönetmeliğinin salt davacıya tebliğ edilmiş olması, ilgili yönetmelik hükmünde belirtilen amacı sağlamaya yeterli bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının fazla çalışmasının olup olmadığına ilişkin değerlendirmede, fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğuna dair yönetmelik hükmüne itibar edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..

Sonuç olarak, iş ilişkisinin kurulması aşamasında iş sözleşmeleri ile fazla çalışmaların aylık ücrete dahil olduğuna dair bir düzenleme kararlaştırılabilir. Ancak, iş sözleşmesi devam ederken işyeri iç yönetmeliğine konulacak bir hüküm ile fazla çalışmaların asıl ücrete dahil olduğuna dair yapılacak düzenlemenin işçiye tebliğ edilmiş olması yeterli değildir. İşçinin bunu kabul ettiğine dair ayrıca bir yazının alınması gerekir.

Dikey Anlaşmalarda Eşik %40’dan %30’a Düştü

Dikey Anlaşmalarda Eşik %40’dan %30’a Düştü

Av. Elsen Ece Tokat
ece@toyalaw.com 

Rekabet Kurumu Başkanlığı tarafından 5 Kasım 2021 tarihli 31650 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2021/4) uyarınca, Rekabet Kanunu’nun 4’üncü maddesinde düzenlenen yasaklardan muafiyet, ancak dikey anlaşmalardaki hizmet veya mal sağlayan tarafın ilgili mal veya hizmetleri sağladığı ilgili pazardaki pazar payının %30’u aşmaması durumunda uygulanacak. Ayrıca tek alıcıya sağlama yükümlülüğü içeren dikey anlaşmalarda ise muafiyet, alıcının dikey anlaşma konusu malları ve hizmetleri aldığı ilgili pazardaki payının %30’u aşmaması koşuluyla uygulama alanı bulabilecek. Değişiklik öncesi pazar payı eşiği %40 olarak uygulanıyordu.

Dikey anlaşmalar, üretim veya dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetlerin alımı, satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmalardır.

Tebliğ’de yapılan diğer bir değişiklik ise pazar payının hesaplanması ve uygulanması hakkındadır. Bu kapsamda Tebliğ’de yüzde 30 olarak değiştirilen pazar payı eşiğinin hesaplanmasında uygulanan kurallar açısından pazar payı başlangıçta %30’dan fazla olmayıp daha sonra %35’i aşmayacak şekilde eşiğin üzerine çıkarsa muafiyet, pazar payı eşiğinin ilk aşıldığı yılı takip eden sonraki iki yıl boyunca da geçerli olmaya devam edecek ve pazar payı başlangıçta %30’dan fazla olmayıp daha sonra %35’in üzerine çıkarsa muafiyet, pazar payı eşiğinin ilk aşıldığı yılı takip eden yıl boyunca da geçerli olmaya devam edecektir.

Değişiklik ile birlikte grup muafiyetinden halihazırda yararlanmakta olan, ancak pazar payının %30’dan fazla olması nedeniyle, dikey anlaşmaları uygulama dışında kalan teşebbüslerin 5 Kasım 2021 tarihinden itibaren 6 (altı) ay içerisinde Rekabet Kanunu’nun 5’inci maddesinde düzenlenen bireysel muafiyet şartlara uygunluğunun sağlanması gerekecektir.

Değişiklik ile Avrupa Komisyon’u tarafından düzenlenen Dikey Grup Muafiyeti Regülasyonu’nda (Vertical Block Exemption Regulation “VBER”) belirtilen yüzde 30’luk pazar payı eşiği ile yeknesaklık sağlandı.

5 Kasım 2021 CUMA Resmî Gazete Sayı : 31650
TEBLİĞ
Rekabet Kurumu Başkanlığından:

DİKEY ANLAŞMALARA İLİŞKİN GRUP MUAFİYETİ TEBLİĞİ

(TEBLİĞ NO: 2002/2)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(TEBLİĞ NO: 2021/4)

MADDE 1 – 14/7/2002 tarihli ve 24815 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği (Tebliğ No:2002/2)’nin 2 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu Tebliğ ile sağlanan muafiyet, sağlayıcının dikey anlaşma konusu mal veya hizmetleri sağladığı ilgili pazardaki pazar payının %30’u aşmaması durumunda uygulanır.

Tek alıcıya sağlama yükümlülüğü içeren dikey anlaşmalarda muafiyet, alıcının dikey anlaşma konusu malları ve hizmetleri aldığı ilgili pazardaki payının %30’u aşmaması koşuluyla uygulanır.”

MADDE 2 – Aynı Tebliğin 6/A maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu Tebliğde belirtilen %30’luk pazar payı eşiğinin uygulanmasında aşağıdaki kurallar uygulanır:

a) Pazar payı bir önceki yılın verisi kullanılarak hesaplanır.

b) Pazar payı bağlı dağıtıcılara satış amacıyla sağlanan tüm mal ve hizmetleri içerir.

c) Pazar payı başlangıçta %30’dan fazla olmayıp daha sonra %35’i aşmayacak şekilde eşiğin üzerine çıkarsa muafiyet, pazar payı eşiğinin ilk aşıldığı yılı takip eden sonraki iki yıl boyunca da geçerli olmaya devam eder.

d) Pazar payı başlangıçta %30’dan fazla olmayıp daha sonra %35’in üzerine çıkarsa muafiyet, pazar payı eşiğinin ilk aşıldığı yılı takip eden yıl boyunca da geçerli olmaya devam eder.

e) (c) ve (d) bentlerinin sağladığı haklar, sürenin iki takvim yılını aşmasına neden olacak şekilde birleştirilemez.”

MADDE 3 – Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 3 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte 2002/2 sayılı Tebliğ ile sağlanan grup muafiyetinden yararlanmakta olan, ancak 2002/2 sayılı Tebliğin 2021/4 sayılı Tebliğ ile değişik 2 nci maddesinde öngörülen kapsamın dışında kalan anlaşmaların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde 4054 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde düzenlenen şartlara uygunluğunun sağlanması gerekir. Bu süre içerisinde anılan anlaşmalara 4054 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde öngörülen yasaklama uygulanmaz.”

MADDE 4 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 5 – Bu Tebliğ hükümlerini Rekabet Kurumu Başkanı yürütür.