Kurumsal Ekoloji

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“…yerin anlaşılması kuramsal çaba olmadan gerçekleşmez… …neredeyse tüm toplumsal ve kültürel kuramlar yerin bir biçimde tanımlanmasına dayanır.” John Urry

Mekânın, insan ruhu üzerinde dolaysız bir etkiye sahip oluşu, yüzyıllardan bu yana apaçık bir gerçek olarak kabul edilir. Birbirinden farklı niteliklere sahip her bir mekân, insanlar üzerinde birbirinden farklı etkilere yol açarken, aynı mekân karşısında birbirinden farklı insanlar, birbirinden farklı tepkiler gösterir. Bir tür bir arada olma hali olarak mekânlar, paylaşmayla ve bu ilişkisellikten doğan sinerji ile inşa edilebilirler. Mekân, sadece fiziksel bir uzam olarak ele alınamaz.

Mekânlar, sinerjinin açığa çıktığı, ruha yönelik alanlardır. Üretim yapılan alanlar, çalışanların sinerjisine en üst düzeyde ihtiyaç duyulan mekanlardır. Bu mekanlar öylesine tasarlanmalıdırlar ki aynı mekânı paylaşanların bir arada olmalarından doğacak enerji, işgücüne dönüşebilsin. En üst düzeyden en alt birime kadar bir kurumun çalışanlarının verimlilik düzeyleri, mekân ile kurdukları ilişkiye sıkı sıkıya bağlıdır. Mekânın yapısı, ışığı, rengi, boyutu gibi unsurlara indirgenebilecek özellikler, üretim alanlarının performans kriterlerine uygun olarak biçimlenirler. Bu bağlamda, mekâna yapılan her yatırım, kurumlara karlılık olarak geri dönmektedir. Kasvetli, ışıksız, renksiz mekanlarda çalışan insanlardan, mükemmel sonuçlar beklemek despotizmden ve hayalcilikten başka bir şey değildir.

Kurumsal ekoloji; gerçek fiziksel yapıdan veya bir kurumun iş yeri ekolojisinden bahsetmektedir. Fiziksel yapı, bir sistem görüntüsünü yarattığından dolayı, kurumdaki davranış yönergelerini şekillendirmeye ve güçlendirmeye yardımcı olmakta, değerleri ve beklentileri nakletmektedir. Kurumsal ekoloji, duyguların depolanmasının inşasında, temel bir rol oynamaktadır. Kurumsal bir yapı içerisinde insan davranışlarının hem sosyal hem de psikolojik durumlarda ortaya çıktığını ve insan ve insan olmayan unsurların etkileşiminin (estetik tasarım, broşürler, toplantı odaları, koridorlar, heykeller, sanat eseri vb.) davranışları şekillendirdiğini ve insanlara beklenen davranışları ve duyguları hatırlatabildiğini işaret etmektedirler.

Hartman’a (2002) göre; çevre, en uygun duyguları, yorumlamaları, davranışları ve işlemleri meydana çıkarma niyetiyle, ipuçlarını kullanarak iletişim kurmalıdır. Ofislerde sergilenen aile fotoğrafları, kurumun aile değerlerini ortaya koyan görüntülerdir (Şekil 1).

Şekil 1. Kurumsal Ekolojide Kurumsal Duygusal Hafıza Depolanması

Üretim ve yönetim alanları birer bilgi üretim merkezidir. Her yeni üretim, her yeni gelişme, bilginin ürünü ve geliştiricisidir. Bu yüzden üretim alanlarını, bilgini üretildiği birer yaşam alanı olarak düşünmek ve yine bu alanları, bilgi üretilen diğer alanlar ile ilişkilendirmek gerekmektedir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki kitabı okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2018). Kurumsal Duygusal Hafıza, Artikel Yayıncılık, İstanbul. https://www.gozdemert.com/ebook/KDH.pdf

Personel çalıştırmak suretiyle özel sektöre gerçekleştirilen hizmet işinin tevsik edilmesinde SGK internet sayfası üzerinden düzenlenmiş belgelerin beyan edilmemesi/sunulmaması

Anahtar Kelimeler; İş deneyim, personel çalıştırma, sözleşme, iş deneyim belgesi düzenlenemeyen haller, SGK

İtirazen Şikayet Konusu; İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından iş deneyimini gösteren belgeler kapsamında yalnızca sözleşme ve fatura sunulduğu, sözleşme konusu işte personel çalıştırıldığını gösteren SGK internet sayfası üzerinden düzenlenmiş ve idarece teyidi yapılabilen belgelerin sunulmamasının mevzuata aykırılık teşkil ettiği, sözleşme konusu iş kapsamında tam veya kısmi zamanlı olarak çalıştırılmış olan bir personel bulunması durumunda o işin “personel çalıştırılan işler” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti;   20.10.20201 tarihli ve 2021/UH.I-1940 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre “X.. Ltd. Şti.” tarafından EKAP üzerinden kaydedilen yeterlik bilgileri tablosunun “Mesleki ve Teknik Yeterliğe İlişkin Bilgiler” kısmına ait “İş Deneyim Belgesi Düzenlenemeyen Hallerde İş Deneyimini Gösteren Diğer Belgeler” satırında, tutarı “…”TL olan “…” tarihli sözleşmenin ve aynı tutarlı faturanın beyan edildiği görülmüştür.

İdare tarafından ekonomik açıdan en avantajlı birinci teklif sahibi olması öngörülen söz konusu istekliden; beyan ettikleri bilgi ve belgeleri tevsik eden ve EKAP veya diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden sorgulanamayan ilgili belgeleri ekleri ile birlikte İdari Şartname’nin 7.9’uncu maddesine uygun olarak sunmalarının talep edildiği, söz konusu talep üzerine anılan istekli tarafından idareye; iş deneyimini gösteren belgeler kapsamında beyan ettikleri sözleşme ve fatura ile sözleşme konusu işe ait Teknik Şartname’nin sunulduğu görülmüştür.

Bahse konu istekli tarafından sunulan sözleşmenin “Sözleşmenin Tarafları” başlıklı 1’inci maddesinde “Bu sözleşme, bir tarafta “Y..Tic. A.Ş.” (bundan sonra “hizmeti alan firma” olarak anılacaktır) ile diğer tarafta “X.. Ltd. Şti. (bundan sonra “yüklenici” olarak anılacaktır) arasında aşağıda yazılı şartlar dâhilinde akdedilmiştir.” ifadelerinin,

Söz konusu Sözleşme’nin “İşin Tanımı” başlıklı 4’üncü maddesinde “4.1. Sözleşme konusu işin adın: Çağrı Merkezi Hizmet Alım işidir.

4.2. Sözleşme konusu işin tanımı: Hizmet alanın Türkiye geneli mutfaklardan vermiş olduğu; yemek hazırlama, dağıtım ve sonrası hizmetlere yönelik çağrı merkezi hizmet alımı işidir.” ifadelerinin,

Aynı Sözleşme’nin “Sözleşmenin Bedeli” başlıklı 5’inci maddesinde “Bu sözleşmenin aylık bedeli 1.526.500,00 TL (KDV hariç), toplam sözleşme bedeli 9.159.000,00 TL’dir (KDV hariç).” ifadelerinin,

Bahse konu Sözleşmenin “Sözleşmenin Süresi” başlıklı 8’inci maddesinde “Sözleşmenin süresi (6 ay) 01.11.2020-30.04.2021 tarihleri arasıdır.” ifadelerinin,

Anılan Sözleşme’nin “Faturalandırma ve Ödeme Şartları” başlıklı 10’uncu maddesinde “10.1. İlk 2 ayın (Kasım 2020 ve Aralık 2020) hizmet bedelleri, gerekli inceleme yapılıp mutabakat sağlandıktan sonra Şubat 2021 ayı içerisinde fatura edilecektir.

  1. ayın faturası (Ocak 2021) Mart 2021 ayı içerisinde fatura edilecektir.
  2. ayın faturası (Şubat 2021) Nisan 2021 ayı içerisinde fatura edilecektir.

Son 2 ayın (Mart 2021 ve Nisan 2021) hizmet bedelleri, gerekli inceleme yapılıp son kapanış mutabakatı sağlandıktan sonra Mayıs 2021 ayı içerisinde fatura edilecektir…” ifadelerinin yer aldığı tespit edilmiştir.

Sözleşme konusu işe ait olan ve ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından idareye sunulan Teknik Şartname’nin “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinde “Y… A.Ş.”nin Türkiye genelinde yer alan mutfaklarından vermiş olduğu yemek hazırlama, dağıtımı ve sonrası hizmetlere yönelik (müşterilerin paket servis siparişi, talep ve şikâyetlerinin karşılanabilmesi, memnuniyet oranının ölçülmesi ve gereken raporlamaların yapılabilmesi amacıyla) çağrı merkezi hizmeti verilmesi için gereken santral kurulumu, yazılım ve demirbaş ihtiyacını karşılayarak yerine getirmesi işidir…” düzenlemesinin,

Aynı Şartname’nin “Genel Şartlar” başlıklı 2’nci maddesinde ise “…2.4. Yüklenici çağrı merkezi hizmetini, kendi merkez veya şubelerinden, kısmi zamanlı personel çalıştırarak sağlayacaktır.” düzenlemesinin yer aldığı görülmüştür.

Ayrıca anılan istekli tarafından bahse konu sözleşmenin uygulanmasına ilişkin olarak idareye sunulan SMMM onaylı 4 adet satış faturasının incelenmesi neticesinde; söz konusu faturaların “X.. Ltd. Şti.” tarafından “Y.. Tic. A.Ş.”ye düzenlendiği, ilk fatura tarihinin 28.02.2021, tutarının “…” TL (KDV hariç); ikinci fatura tarihinin 31.03.2021, tutarının “…” TL (KDV hariç), üçüncü fatura tarihinin, 30.04.2021, tutarının “…” TL (KDV hariç); dördüncü fatura tarihinin 15.05.2021, tutarının “…” (KDV hariç) olduğu tespit edilmiştir.

Mevzuat hükümleri ile ihale dokümanında yer alan düzenlemelerden; e-teklif alınmak suretiyle yapılan inceleme konusu ihalede, tekliflerin EKAP üzerinden yalnızca teklif mektubu ve eklerinin doldurularak hazırlanacağı, ekonomik açıdan en avantajlı birinci ve ikinci teklif sahibi olması öngörülen istekliler ile aşırı düşük teklif sahibi isteklilere, beyan ettikleri bilgi ve belgelerden, EKAP veya diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden sorgulanamayanlara ilişkin tevsik edici belgeleri ve bunların eklerini sunmaları için makul bir süre verileceği, verilen süre içerisinde beyan edilen bilgi ve belgeleri doğrulayan belgeleri sunmayan isteklilerin tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılarak geçici teminatlarının gelir kaydedileceği anlaşılmaktadır.

Ayrıca inceleme konusu ihalede istekliler tarafından, ihale konusu iş veya benzer işlere ait tek sözleşmeye ilişkin iş deneyimini gösteren belgelerin ya da teknolojik ürün deneyim belgesinin e-teklif kapsamında beyan edilmesinin zorunlu olduğu, çağrı merkezi personeli hizmet alımı işlerinin benzer iş olarak kabul edileceği, gerçek kişilere veya iş deneyim belgesi düzenlemeye yetkili olmayan her türlü kurum ve kuruluşa bedel içeren tek sözleşmeye dayalı olarak gerçekleştirilen işlere ilişkin iş deneyiminin değerlendirilebilmesi için sözleşmenin ve bu sözleşmenin uygulanmasına ilişkin düzenlenen faturaların, personel çalıştırılan işlerde ise bu belgelere ek olarak o işe ait sözleşme kapsamında personel çalıştırıldığını gösteren, Sosyal Güvenlik Kurumu internet sayfası üzerinden düzenlenmiş ve idarece teyidi yapılabilen belgelerin istekliler tarafından e-teklif kapsamında beyan edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Tüm bu tespitler çerçevesinde; Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “İş deneyim belgesi düzenlenemeyen hallerde iş deneyimini gösteren diğer belgeler ve bu belgelerde aranacak kriterler” başlıklı 47’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “personel çalıştırılan işler” ifadesi uyarınca, gerçek kişilere veya iş deneyim belgesi düzenlemeye yetkili olmayan her türlü kurum ve kuruluşa bedel içeren tek bir sözleşmeye dayalı olarak gerçekleştirilen işlerde, kısmi veya tam zamanlı çalıştırılmasına bakılmaksızın, personel çalıştırılması halinde, SGK internet sayfası üzerinden düzenlenmiş belgelerin de beyan edilmesinin/sunulmasının zorunlu olduğu, ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından sunulan sözleşme ve sözleşme konusu işe ait Teknik Şartname’de, bahse konu işin kısmi zamanlı personel çalıştırılmak suretiyle ifa edileceğinin belirtildiği, dolayısıyla söz konusu işte personel çalıştırılacağı hususunun açık olduğu, bu bağlamda anılan istekli tarafından e-teklif kapsamında SGK internet sayfası üzerinden düzenlenmiş belgelerin beyan edilmemesinin mevzuata aykırılık teşkil ettiği anlaşıldığından, başvuru sahibinin “ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından iş deneyimini gösteren belgeler kapsamında SGK üzerinden düzenlenen belgelerin beyan edilmediği/sunulmadığı” yönündeki iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Sabit bir işyerinde çalışan ancak işyeri şehir dışında olan işçilerin, işe gidiş gelişlerinde araçta geçen süreler iş süresinden sayılır mı?

Çalışma (İş) süresi 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenmiş olmasına rağmen (m.63) tanımı yapılmamıştır. Ancak çalışma süresinin tanımı İş Kanunu’na ilişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nde yapılmıştır. Buna göre, çalışma süresi; “işçinin çalıştırıldığı işte geçen süredir”(m.3). Görüldüğü üzere, çalışma süresi işçinin fiilen çalıştığı süreyi ifade etmemektedir. Bu nedenle, işçinin işverenin emir ve talimatı altına girdiği andan çıktığı ana kadar geçen süre çalışma süresinden sayılmaktadır. İşveren, bu süre zarfında ister işçiyi çalıştırsın, isterse çalıştırmasın işçi ücrete hak kazanır. Burada önemli olan husus işçinin işgücünü işverenin emrinde hazır tutmasıdır[1].

Diğer yandan, işçinin işyerinde geçirdiği sürenin dışında kalan “çalışma süresinden sayılan haller veya “farazi çalışma süreleri “de iş süresinden sayılır. Nitekim, İş Kanunu’nun 66 ncı maddesinde çalışma süresinden sayılan haller şöyle sıralanmıştır;

  1. a) Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerin kuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları için gereken süreler.
  2. b) İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler.
  3. c) İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler.
  4. d) İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini yapmaksızın geçirdiği süreler.
  5. e) Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler.
  6. f) Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine hep birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde bunların toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler, çalışma süresinden sayılmıştır.

Ancak işçinin işyerinde çalışmadan geçirdiği ara dinlenmeleri iş süresinden sayılmamıştır (m.68).

Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarımı ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak mesafede bulunan işyerlerine toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında araçlarda geçen süreler, farazi iş süreleridir. Farazi iş süreleri iş süresinden sayılır[2].

Buna karşılık, “İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz” (m.66/2). Örneğin işveren tarafından sağlanan servis aracı ile işçilerin evlerinden işe, işlerinden evlerine götürülüp getirilmeleri sırasında yolda (araçta) geçen süreler iş süresinden sayılmaz. Başka bir deyişle, sabit bir işyerinde yürütülen işler hakkında bu işyerleri şehir ve kasabalar dışında veya işçilerin ikamet ettikleri yerlerden uzakta bulunsa dahi, işyerlerine gidiş ve gelişte araçta geçen süre iş süresinden sayılmaz. Yargıtay’a göre de, işçilerin işyerine götürülüş ve getirilişi sırasında geçen sürenin iş süresinden sayılmaması emredici niteliktedir ve toplu iş sözleşmeleri ile bu sürelerin çalışma sürelerinden sayılacağı kararlaştırılmaz.

Yargıtay’a göre, “Demiryolları vesair yollar ve köprülerin yapılması, onarılması, korunması ilah… gibi işler ve bunların görüldüğü işyerleri özellik arz eder. Yol inşaatı ve onarımı, iş görüldükçe ilerleyen, ilerledikçe başka sahalara kayan işlerdendir. Günlük çalışmanın hangi kısımda ve ne şekilde cereyan edeceğini işveren tespit edip toplanma mahallindeki işçileri kendi vasıtalarıyla buralara sevk eder. Bu tür işyerlerinde çalışan işçilerin nakledilmeleri işveren için de bir yükümlülük getirdiği gibi bunların toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında araçta geçen süreler de iş süresinden sayılır”[3]

 

Sonuç olarak, sabit bir işyerinde çalışan işçilerin işyerleri şehir ve kasabalar dışında veya işçilerin ikamet ettikleri yerlerden uzakta olsalar dahi, işyerlerine gidiş ve gelişte araçta geçen süre iş süresinden sayılmaz. Ancak, demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarımı ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak mesafede bulunan işyerlerine toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında araçlarda geçen süreler iş süresinden sayılır.

 

 

[1] SÜMER, Haluk Hadi/KAYIRGAN, Hasan, İşçilik Alacakları ve Hesaplamaları, Ankara 2020, s.478.

[2]SÜMER/KAYIRGAN, s.479.

[3] Y9HD.27.11.1984 T., 10535/104709; Akt:SÜMER/KAYIRGAN, s.479-480.

Havacılık Endüstrisinin CTO’larından, Sürdürülebilir Havacılık Planları Oluşturmak İçin Ortak Eylem Çağrısı

Dünyanın önde gelen yedi havacılık ve uzay üreticisinin Teknolojiden Sorumlu Başkanları (CTO), ortak bir bildiri ile daha sürdürülebilir havacılığa ulaşma hedeflerini açıkladı. Açıklanan hedefler endüstri çapındaki Hava Taşımacılığı Eylem Grubu’nun (Air Transport Action Group) hedefleri ile de aynı çerçevede bulunuyor. Bildiri ayrıca, havacılık sektörünün 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşma hedefini desteklemeye yönelik ortak bir görüş altında birleşiyor ve bir CTO grubu tarafından Haziran 2019’da verilen taahhüdü de güncelliyor.

Airbus, Boeing, Dassault Aviation, GE Aviation, Pratt & Whitney, Rolls-Royce ve Safran’ın CTO’ları önümüzdeki dönemde araştırma kuruluşlarına, tedarikçilere, yakıt üreticilerine ve havalimanı işletmecilerine, son yıllarda kaydedilen ilerlemeleri daha da geliştirmeleri ve havacılık sektörünün sürdürülebilirlik gündemini ortaya koymaları için bir eylem çağrısı yayınlayacak.

Ortak bildiri, Birleşik Krallık’taki havacılık, savunma, güvenlik ve uzay endüstrilerini temsil eden kuruluş olan ADS tarafından, Londra’da düzenlenen COP26 Konferansı öncesindeki etkinlikte, CTO’ların havacılık sürdürülebilirliğindeki ilerlemeyi görüşmek üzere bir araya gelmesiyle verildi.

Şirketlerin CTO’ları, havacılık teknolojisinin üç temel alanına odaklanmak üzere birlikte çalışmayı hedeflediklerini açıkladı. Açıklanan hedefler ise şöyle:

  • Uçak, motor tasarımı ve teknolojisini daha da geliştirmek
  • Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı’nın (SAF) kullanılabilirliğini ve benimsenmesini desteklerken, geleceğin yakıtı olan hidrojen konusunda inceleme ve araştırmalar yapmak
  • Endüstrinin güvenlik ve kalite standartlarını korurken, havacılıkta net sıfır karbonu mümkün kılacak yeni teknolojiler geliştirmeye devam etmek

Son beş yılda toplam 75 milyar doların üzerinde Ar-Ge yatırımı yapmış olan yedi şirketin CTO’su ayrıca aşağıdaki konularda çağrıda bulunuyor:

  • Yeni teknolojilerin geliştirilmesini desteklemek ile SAF ve yeşil hidrojen üretim kapasitesinin artırılmasını teşvik etmek için sürdürülebilir ve planlı bir yaklaşım
  • Düzenleme ve sertifikasyon standartlarına küresel ve  tutarlı bir yaklaşım
  • Yeni teknolojilerin geliştirilmesinde araştırma kuruluşları ve havacılık sektöründeki tedarikçiler arasında iş birliği sağlanması
  • Akaryakıt üreticileri tarafından SAF üretim kapasitesine yatırım yapılması
  • Yeni havacılık teknolojilerini desteklemek için gerekli olan altyapıya havalimanı işletmecileri tarafından yatırım yapılması

2019 yılında verilen ortak taahhütten bu yana, yedi şirketin net sıfır karbon emisyonu elde etme yönünde aldıkları aksiyonlar, bugün hizmette olan filodaki iyileştirmelerden geleceğin teknolojilerine kadar uzanıyor. Bu kapsamda;

  • Airbus, 2035 yılına kadar dünyanın ilk sıfır emisyonlu uçağını teslim etme hedefini açıkladı ve ticari havacılık için bu yüksek potansiyelli teknolojiyi geliştirme taahhüdüne dikkat çeken hidrojenle çalışan üç konsept uçağı tanıttı. Airbus ayrıca, 2030 yılına kadar filosunda %100 SAF’ın kullanıma başlanması için sertifikasyona yönelik genel yol haritası kapsamında %100 SAF iklim etkisi projelerine de katılıyor.
  • Boeing, ticari uçaklarının 2030 yılına kadar %100 SAF ile uçabileceği ve ecoDemonstrator programında yeni teknolojileri test etmeye devam edeceği taahhüdünde bulundu. SAF yakıtı artırmak için SkyNRG ve SkyNRG Americas ile bir ortaklık duyurdu. Boeing ve Kitty Hawk ayrıca, 1.500’ü aşkın test uçuşuyla otonom, tamamen elektrikli hava taksisiyle kentsel hava hareketliliğinin geleceğini ileri taşıyacak bir ortak girişim olan Wisk’i kurdu. Boeing, bu kez yan kuruluşu Insitu ile birlikte, proton değişim membranlı (PEM) hidrojen yakıt hücresiyle çalışan ScanEagle3 insansız hava aracı ile beşinci hidrojen uçuş test programını tamamladı.
  • Dassault Aviation, SAF kullanımını aktif olarak destekliyor ve Falcon serisi hâlihazırda SAF uyumlu durumda. Dassault Aviation’ın Clean Sky 2 Ortak Girişimi ve Fransa’nın Sivil Havacılık Araştırma Konseyi (Corac) kapsamındaki çalışmaları, uçağın hareketi esnasında havanın gösterdiği direnci ve ağırlığını azaltarak yakıt tüketimini düşürmeye odaklanıyor. Avrupa Sesar programı ile Dassault Aviation, özel olarak tasarlanmış uçuş yolları kullanarak uçuş verimliliğini ve yakıt tüketimini iyileştirmeye çalışıyor. Dassault Aviation ayrıca gelecekte uçaklarda hidrojen kullanımıyla ilgili Corac projelerinde de yer alıyor.
  • GE Aviation NASA ile birlikte, tek koridorlu uçaklara yönelik olarak megavat sınıfı entegre hibrit bir elektrikli güç aktarma organının uçuşa hazır olduğunu göstermek için çalışmalar sürdürüyor ve %100 SAF standartlarını tanımlamaya yönelik endüstri çalışmalarına öncülük ediyor.
  • GE and Safran ortaklaşa olarak, açık fan ve hibrit elektrik gibi günümüzün en verimli motorlarına kıyasla %20’den fazla daha az yakıt tüketimi ve CO2 emisyonu hedefleyen yenilikçi teknolojileri göstermek ve olgunlaştırmak için Haziran 2021’de CFM RISE programını başlattı. Program hedefleri arasında, SAF ve hidrojen ile %100 uyumluluğun sağlanması bulunuyor.
  • Pratt & Whitney, De Havilland Canada, Collins Aerospace ve Kanada hükûmeti ile ortaklaşa olarak, mevcut bölgesel turboprop uçaklara kıyasla yakıt verimliliğinde ve CO2 emisyonlarında %30’luk bir iyileşme hedefleyen hibrit-elektrik uçuş göstericisi geliştirmeye yönelik büyük bir yatırımını duyurdu. Pratt & Whitney ayrıca daha verimli bir motor çekirdeği için teknolojiler geliştiriyor ve yakın zamanda Carlsbad, California’da bu çalışmaları desteklemek amacıyla seramik matris kompozitlere (CMC) özel yeni bir mühendislik ve geliştirme tesisi açtı. Pratt & Whitney aynı zamanda %100’e kadar SAF yakıtı ile çalışan motorları test etmeye devam ediyor.
  • Rolls-Royce, UN Race to Zero’ya katılım gösterdi ve dünyanın uzun mesafe uçak filosunun %40’ında bulunan tüm Trent motorlarının 2023 yılına kadar %100 SAF ile uyumlu hâle getireceğini kanıtlayacağını açıkladı. Bu ayrıca UN Race to Zero ile SAF’ın 2030’a kadar devreye alınmasıyla da paralellik taşıyor. SAF uyumluluk hedeflerini yönetici ücretleri için de şart koşan Rolls-Royce, iki geniş gövdeli uçak ve bir iş jeti motoru tipini %100 SAF yakıtı ile test etti. Shell ile SAF kullanımını geliştirmek ve hızlandırmak için bir Mutabakat Anlaşması (MoU) imzaladı. Dünyanın en hızlı tamamen elektrikli olmasını planladığı uçağı geliştirdi,uçurdu ve tamamen elektrikli ve Kentsel Hava Hareketliliği (UAM) pazarındaki müşterilerle bu on yılın ortalarında uçacak ürünlere güç vermek amacıyla anlaşmalar imzaladı.
  • Safran, mevcut ve gelecekteki motorlarda fosil yakıtın tamamen yerini alabilecek SAF’ın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için ortaklaşa çalışmalar yürüterek havacılık endüstrisinde CO2 emisyonlarının azaltılmasını hızlandırmak için TotalEnergies ile stratejik bir ortaklık kurdu. Safran ve Airbus, havacılık endüstrisi için hidrojen teknolojilerini hazır hâle getirmek için JV ArianeGroup’un bu konudaki yeteneklerinden ve test tesislerinden yararlanacak.

CTO’lar yaptıkları ortak bildiride, günümüzde uçuşlarda elli yıl öncesine göre Ücretli Yolcu-Kilometre (Revenue Passenger-Kilometres – RPK) başına %80 daha az yakıt kullanıldığına işaret ediyor. CTO’lar ayrıca havacılığın, insan kaynaklı tüm CO2 emisyonlarının %2,5’ini, küresel emisyonların ise %4’ünü oluşturduğunu ifade ederek küresel GSYİH’nin %4’ünü oluşturduğunu ve 88 milyon iş imkanı sunduğunu vurguluyor.

Bosch, 2022’de Yarı İletken Fabrikalarına 400 Milyon Avrodan Fazla Yatırım Yapacak

 

  • Bosch, çiplere yönelik artan talebe yanıt veriyor.
  • Almanya Dresden’de 300 milimetrelik yonga plakası fabrikası daha hızlı genişletilecek.
  • 2023’ün sonuna kadar Reutlingen’de 4.000 metrekarelik yeni temiz oda alanı inşa edilecek.
  • Bosch, Reutlingen’de yarı iletken geliştirme alanında 150 kişiye iş imkânı yaratacak.
  • Yeni yarı iletken test merkezi Penang’da kurulacak.

Stuttgart, Almanya – Küresel çip sıkıntısı karşısında Bosch, sermaye harcamalarını artırıyor. Teknoloji ve hizmet tedarikçisi, Dresden’deki yeni yonga plakası fabrikasını açtıktan sadece birkaç hafta sonra, çip üretim tesislerine dokuz haneli bir yatırım daha duyurdu. Sadece 2022’de Bosch, Almanya’nın Dresden ve Reutlingen kentindeki yonga plakası fabrikalarını ve Penang, Malezya’daki yarı iletken operasyonlarını genişletmek için 400 milyon avrodan fazla yatırım yapmayı planlıyor. Bosch Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Volkmar Denner, “Çiplere olan talep baş döndürücü bir hızla artmaya devam ediyor. Güncel gelişmeler ışığında, müşterilerimize mümkün olan en iyi desteği sağlayabilmek için yarı iletken üretimimizi sistematik olarak genişletiyoruz.” dedi. Sermaye harcamalarının büyük bir kısmı, Bosch’un 2022’de üretim kapasitesinin daha da hızlı artırılacağı Dresden’deki yeni 300 milimetrelik yonga plakası fabrikası için ayrıldı. Planlanan rakamın yaklaşık 50 milyon avrosu önümüzdeki yıl Stuttgart yakınlarında yer alan Reutlingen’deki yonga plakası fabrikasına harcanacak. Bosch, 2021’den 2023’e kadar burada ek temiz oda alanına toplam 150 milyon avro yatırım yapacak. Malezya, Penang’da Bosch, yarı iletkenler için sıfırdan bir test merkezi de inşa ediyor. 2023’ten itibaren merkez, bitmiş yarı iletken çipleri ve sensörleri test edecek. Denner, “Bu planlı yatırımlar, yarı iletkenlerin temel teknolojisi için kendi üretim kapasitemize sahip olmanın stratejik önemini bir kez daha gösteriyor.” dedi.

Dresden’de Daha Hızlı Artış, Reutlingen’de Yeni Temiz Odalar

Europa, Deutschland, Sachsen, Dresden. Bosch Halbleiterwerk. Europe, Germany, Saxony, Dresden. Bosch wafer fab. 19.05.2021 © 2021 Sven Döring für Bosch

Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Harald Kroeger, “Amacımız, Dresden’de çip üretimini planlanandan daha erken hızlandırmak ve aynı zamanda Reutlingen’deki temiz oda kapasitesini artırmak. Ürettiğimiz her bir ek çip, mevcut duruma yardımcı olacak.” Diye konuştu. İki aşamada, Reutlingen’deki mevcut 35.000 metrekarelik temiz oda alanına toplam 4.000 metrekareden fazla alan eklenecek. 200 milimetrelik yonga plakaları için 1.000 metrekare üretim alanı eklenerek toplamı 11.500 metrekareye çıkaran ilk aşama tamamlandı. Bu, son aylarda ofis alanını temiz odaya dönüştürmeyi ve bir köprü aracılığıyla mevcut yonga plakası fabrikasına bağlamayı içeriyordu. Yeni tesis, Eylül ayından bu yana yonga plakası üretiyor. Kroeger, “200 milimetrelik yonga plakaları için üretim kapasitemizi yüzde 10 civarında artırdık.” dedi. Bunun için sermaye harcaması 50 milyon avroya ulaştı (2021 yılında). Bu hamleyi yaparken şirket, özellikle MEMS sensörlerine ve silisyum karbür güç yarı iletkenlerine yönelik artan talebe yanıt veriyor. Genişletmenin ikinci aşaması, 2023’ün sonuna kadar 3.000 metrekarelik bir temiz oda alanı daha yaratacak. Bu amaç doğrultusunda şirket, hem 2022’de hem de 2023’te yaklaşık 50 milyon avro yatırım yapacak. Bosch, Reutlingen’de yarı iletken geliştirme alanında 150 kişiye iş imkânı da yaratıyor.

Malezya Penang’da Yeni Test Merkezi

2022 için planlanan sermaye harcamasının bir diğer kısmı Penang’daki yeni bir yarı iletken test merkezine gidecek. Bu son derece otomatik ve ağa bağlı fabrika, 2023’ten itibaren yarı iletken çiplerin ve sensörlerin testlerini yapacak. Bosch’un Malezya Penang’ın anakara şeridinde aşamalı olarak geliştirilecek toplamda 100.000 metrekareden fazla arazisi var. Başlangıçta test merkezi, temiz odalar, ofis alanı, araştırma ve geliştirme ve 400 kadar çalışan için eğitim tesisleri dahil olmak üzere yaklaşık 14.000 metrekarelik bir alanı kaplayacak. Yeni lokasyonun hafriyat işleri 2020 yılı sonunda başladı ve binalardaki çalışmalar ise Mayıs 2021’de başladı. Test merkezinin 2023 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Penang’daki ek test kapasitesi, gelecekte Bosch’un yonga plakası fabrikalarında Reutlingen’deki silikon karbür yarı iletkenler gibi yeni teknolojilerin bulunması olasılığını açmayı amaçlıyor. Ayrıca Asya’daki yeni lokasyon, çiplerin teslimat sürelerini ve mesafelerini kısaltacak.

Benzersiz Bir Satış Teklifi Olarak Yarı İletkenler

Mikroelektronik, Bosch’un tüm iş alanlarının başarısında önemli bir faktördür. Bu teknolojinin potansiyelini erkenden fark eden şirket, 60 yılı aşkın bir süredir yarı iletken bileşenler üretiyor. Bu, Bosch’u elektronik ve yazılım uzmanlığının yanı sıra mikroelektronik konusunda derin bir anlayışa sahip birkaç şirketten biri yapıyor. Bosch, bu belirleyici rekabet avantajını yarı iletken üretimindeki gücüyle birleştirebilir. Teknoloji ve hizmet şirketi, 1970’ten beri Reutlingen’de yarı iletken bileşenler üretmektedir. Bunlar hem tüketici elektroniği hem de otomotiv uygulamalarında kullanılıyorlar. Otomobillerdeki modern elektronikler, trafik emisyonlarını azaltmanın, yol kazalarını önlemenin ve güç aktarım mekanizması verimliliğini artırmanın temelidir. Kroeger, “Bosch, üstün elektronik sistemler geliştirmek için özel yarı iletken ve otomotiv uzmanlığından yararlanabilir. Bu, müşterilerimize ve gelecekte güvenli ve verimli mobilitenin keyfini çıkarmaya devam etmek isteyen sayısız insana fayda sağlıyor.” dedi. Dresden’deki 300 milimetrelik yonga plakası fabrikasının üretimi, bu yılın Temmuz ayında, planlanandan altı ay önce başladı. Yeni tesiste üretilen çipler ilk olarak Bosch elektrikli el aletlerine takılıyor. Otomotiv müşterileri için çip üretimi de planlanandan 3 ay daha erken olmak üzere Eylül ayında başlayacak. 2010 yılında 200 milimetre teknolojisinin tanıtılmasından bu yana Bosch yalnızca Reutlingen ve Dresden’deki yonga plakası fabrikalarına 2,5 milyar avrodan fazla yatırım yaptı. Buna ek olarak, mikroelektroniklerin geliştirilmesine milyarlarca avro yatırım yapıldı.

Fab, Waver, semiconductor, factory, industry, RB 300, automotive, car electronic, Robert Bosch Semiconductor Manufacturing Dresden GmbH, Deutschland, Germany, Silikon Saxony, Dresden, © 2021 Baldauf und Baldauf für Bosch

Hain Doların 10 Lira Olmamasına Bir Engel Kaldı Mı?

DOLARIN 10 LİRA OLMASI HAYAL Mİ?

Dolar 10 TRL olur mu? Hayal mi? Hiç de hayal değil Dolar bal gibi 10.- TRL olabilir. Tabii ki ne kadar zamanda doların TRL.10.- olması da önemlidir. Bir dövizin fiyatının alt ve üst noktası yoktur. Dövizin fiyatı, ekonomik koşullara göre, aşağı yönlü veya yukarı yönlü de hareket etmesi olasıdır. Görünen o ki, doların değer kazanıp, Türk Lirasının değer kaybetme hızı artmış ve doların 10 Türk Lirası olması için çok beklememek gerekecek gibi görünüyor.

YURT DIŞI BANKALARIN DOLAR / TÜRK LİRASI TAHMİNLERİ

Yurt dışındaki bankaların Dolar / Türk Lirası tahminleri iki ay öncesine kadar biraz daha iyimser iken, son zamanlarda bu iyimser tahminlerini revize etmeye başladılar. 2021 yılı sonunda Dolar / Türk Lirası tahminlerini 9.00 ila 9:30 arasında       tutan yurt dışındaki  yabancı bankalar, bu defa Dolar / Türk Lirası konusundaki tahminlerinde sert bir revizyon yaptılar ve bu defa Dolar / Türk Lirası tahminlerini 10 Liranın üzerine taşıdılar.

Tahminleri yansıtan gazete küpürleri

https://www.cumhuriyet.com.tr/galeri/dolar-kuru-yil-sonunda-ne-kadar-olacak-dev-bankadan-korkutan-tahmin-1872753/4 29 Eylül 2021 Çarşamba

Societe Generale’nin Dolar / Türk Lirası tahmini.

TCMB KAHRAMAN FAİZ ORANLARINI TEKRAR AŞAĞI ÇEKER Mİ?

TCMB 2021 yılının sonuna kadar olan süreçte;

  • 18 Kasım 2021
  • 16 Aralık 2021

tarihlerinde iki defa daha PPK toplantısı yapacak.

21 Ekim 2021 tarihli TCMB’nin PPK toplantısı öncesinde PPK üyelerinden üç isim değiştirilmişti. Anılan tarihte PPK toplantısında piyasaların beklentilerinin tersine, iktisadi ve ekonomik yönden izah edilemeyecek kadar 200 baz puan faizlerin indirildiğini ve bunun ardına döviz kurlarında şok yükselişler gördük. Kur yükselmesinin ardından her şeye zam gelse de akaryakıt ürünlerine okkalı zamlar yapıldı ve bir zam yapıldığında, 24 saat geçmeden ikinci zam zammın yapılması akaryakıt fiyatlarını çığrından çıkarttı. Yapılan zamlar 25 kuruş, 44 kuruş, 28 kuruş gibi görünse de bir haftada yapılan akaryakıt zammı % 10’u geçti.

18 Kasım 2021 tarihinde TCMB PPK toplantısında faizleri tekrar aşağı çeker mi sorusuna, neden faizleri indirmesin ki derim. Çünkü bunca yukarı yönlü enflasyon rakamları varken, iktisadi ekonomi yönüyle izah edilemeyen bir şekilde tekrar faiz indirmesi, döviz kurunun tekrar yukarı çıkması hiç de sürpriz olmaz.

Türk Müteahhitler Yurtdışında 20 Milyar Dolarlık Hedefi 10 Ayda Yakaladı 

Türk müteahhitler yıllık 20 milyar dolarlık yeni proje hedefini 10 ayda gerçekleştirdi. Bu yılın Ekim ayı sonu itibariyle yurtdışında aldıkları 196 yeni projeyle 20,3 milyar dolarlık iş üstlenen Türk müteahhitler, 103 milyon doların üstünde ortalama proje bedeli ile de tüm zamanların en yüksek ortalama bedeline ulaştı.

 

Yurtdışında aldıkları işleri yüksek standartlarda ve belirlenen süreler içinde bitirerek tüm dünyada öne çıkan Türk müteahhitler, başarılarına yenilerini ekliyor. Yıllık 20 milyar dolarlık yeni proje hedefini bu yılın ilk 10 ayı itibariyle yakalayan müteahhitlerimiz, üstlendikleri 196 yeni projeyle 20,3 milyar dolarlık iş hacmine ulaştı. Bu projelerde 103 milyon doları aşan ortalama proje bedeli de tüm zamanların en yüksek rakamı oldu. Ortalama proje bedeli en son 2015 yılında 83 milyon dolara kadar yükselmiş, ardından geçen süreçte yarıya kadar düşmüştü. Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, Türk müteahhitler, böylece 1972’den 2021 Ekim ayı sonuna kadar toplam 130 ülkede 442,2 milyar dolar değerinde 10.890 proje üstlendi.

Rusya Pazarından da Rekor Geldi

Türk müteahhitlerin yurtdışındaki bu başarısının mutluluk verici olduğunu ifade eden Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, “Küresel pazarda salgın öncesi yaşanan sorunlar ve ardından pandemi şartlarının da etkisiyle 2 yıllık aranın ardından 20 milyar dolarlık hedefi yıl bitmeden yakalamış olmak, Türk müteahhitlerin iş azmini göstermektedir. Ortalama proje bedelinde tüm zamanların en yüksek rakamına ulaşılmış olması, müteahhitlerimizin dünyada giderek daha büyük işlere imza attığını gösteriyor.

Ayrıca en büyük pazarımız olan Rusya’da 10 ayda üstlenilen yaklaşık 7 milyar dolarlık proje bedeli de bir rekor oldu. Petrol fiyatlarında son dönemdeki artışın sektörün öne çıkan pazarlarını yeniden canlandırmaya başladığını izliyoruz. Bu gelişmenin olacağına da hep dikkat çekmiştik. Sektörün geleneksel pazarı Irak da önemini sürdürerek, en çok iş üstlenilen ikinci pazar konumuna tekrar yükselmiştir. Ayrıca kalkınma planları kapsamında tüm dünyanın odağında yer alan Afrika’nın Sahra-altı bölgesinde de müteahhitlerimizin artan sayıda iş aldığı görülmektedir. Uluslararası pazarda daha çok sayıda işçimizi istihdam etmek esas hedefimiz… Yurtdışında Türk iş gücü istihdamının artırılması konusunun üzerine hassasiyetle eğiliyor, imkan ve kabiliyetlerimizi ilgili tüm makamların dikkatine getiriyoruz. Orta vadede ise yıllık 50 milyar dolar tutarında yeni proje üstlenebiliriz. Bunun için diplomaside temkinlilik ve finansman kaynaklarımızın çeşitlendirilmesi önemli” dedi.

 

İlk 10 Ayda En Çok İş Üstlenilen 10 Ülke

Ülke  Proje Sayısı Toplam Taahhüt Bedeli ($) Pay ( % )
 RUSYA FEDERASYONU 7 6.959.899.117 34,33%
 IRAK 15 3.416.741.842 16,85%
 ZAMBİYA 1 1.353.450.766 6,68%
 GÜNEY SUDAN 1 926.035.648 4,57%
 TÜRKMENİSTAN 11 916.483.041 4,52%
 KAZAKİSTAN 11 883.643.450 4,36%
 SLOVENYA 2 748.195.914 3,69%
 CEZAYİR 26 659.926.097 3,25%
 AZERBAYCAN 17 634.506.484 3,13%
 UKRAYNA 3 633.204.175 3,12%

İşyerlerinde Acil Durumlara İlişkin Yeni Düzenlemeler

Av. Çağla Yazdıç Göncü
cagla@toyalaw.com

Av. Elsen Ece Tokat
ece@toyalaw.com

01 Ekim 2021 tarihli Resmî Gazete’de “İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” yayımlandı.

Tüm işyerlerini ilgilendiren Acil Durumlar Hakkında Yönetmelikte yapılan değişiklikler ile “acil durum” kapsamı genişletilerek zehirlenme, salgın hastalık, radyoaktif sızıntı ve sabotaj eklendi. Değişikliğe göre yangın, patlama, tehlikeli kimyasal maddelerden kaynaklanan yayılım, zehirlenme, salgın hastalık, radyoaktif sızıntı, sabotaj ve doğal afet gibi olaylar işyerini dışarıdan etkileyebilecek nitelikteyse acil durum olarak değerlendirilecek.

İşverenler, varsa alt işveren ve geçici iş ilişkisi kurulan işverenin çalışanları, müşteri ve ziyaretçiler ile işyerinde toplantı, seminer, konferans ve eğitim gibi toplu halde gerçekleştirilen faaliyetler için bulunan katılımcılar ve diğer kişilerin acil durumlar, tahliye planı, kaçış yolları, toplanma yerleri ve acil durum ekipleri hakkında bilgilendirilmesini sağlamakla yükümlü olacaktır.

İşverenler, acil durumlarda kullanılacak kişisel koruyucu donanımların ve müdahale ekipmanlarının işyerinde belirlenmiş acil durumlara ve acil durum ekiplerinin görevlerine uygun olmasını sağlayacaklardır.

İşyerinde meydana gelebilecek acil durumlar, yapılan risk değerlendirmesi sonuçları ile aşağıdaki ve benzeri hususlar dikkate alınarak belirlenecektir: (i) Yangın ve patlama ihtimali. (ii) Tehlikeli kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer maddelerden kaynaklanan yayılım, zehirlenme ve salgın hastalık ihtimali. (iii) Doğal afetlerin meydana gelme ihtimali. (iv) Sabotaj ihtimali.”

Acil durum müdahale ve tahliye yöntemleri, yakındaki işyerleri ve çevreden gelebilecek olumsuz etkiler de dikkate alınarak belirlenecektir.

İşverenler işyerlerinde (i) söndürme ekibi (ii) kurtarma ekibi (iii) koruma ekibi (iv) ilk yardım ekibini oluşturacaktır.

Destek elemanları belirlenirken vardiya düzenin dikkate alınması, görevlendirilen destek elemanlarının bilgilerinin işyerinde yüksek ve görünür bir şekilde asılması ve görevlendirilen elemanların işten ayrılması halinde, yer değişikliği gibi durumlarda yerine yeniden görevlendirme yapılması gereklidir.

Gerçekleştirilen tatbikatın tarihi, görülen eksiklikler ve bu eksiklikler doğrultusunda yapılacak düzenlemeleri içeren tatbikat formu hazırlanması gereklidir. ve tatbikatın, Maden işyerlerinde, İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği hükümleri saklı kalmak üzere, en geç yılda bir yapılacağı belirtilmiştir.

Çalışanların bilgilendirilmesi ve eğitimi kapsamında eğitimleri verebilecek bazı kurumlar önerildi.

Mevcut acil durum ekipleri 6 (altı) ay boyunca görevlerini sürdürebilecektir.

Değişiklikler ışığında, işverenler, öncelikli olarak acil durum ile ilgili dokümanlarını değişikliklere göre revize etmeli, öngörülen yeni acil durum ekipleri kapsamında çalışan görevlendirmesi yapmalı ve buna ilişkin eğitimleri vermelidir.

Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Rekabetçi Zeka

Dr. Mehmet KAPLAN
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Rekabetçi zeka; işletmelerin amaca dönük bilgi toplaması, analiz etmesi ve yararlı bilişim sistemi sağlamasına yönelik faaliyetlerin bütünüdür. Bu faaliyetler gerçekleşirken teknik bir yönün ötesinde iş çevresinde bulunan bilgilerin toplanması, işletmenin değer artırıcı faaliyetlerde kullanması ve rekabetçi üstünlükte kullanması konusunda yönetsel bir düşünce ve süreçler bütünüdür. İlk kez ünlü rekabet bilimcisi Michael Porter tarafından 1980 yılında kısa ismi ile “Rekabet Stratejisi” adlı eserinde tanımlanan rekabetçi zeka, işletme için bir yaşam tarzı olarak nitelendirilmektedir.

Rekabetçi zeka ile işletme çevresinde sahip olduğu bilginin rekabetçi hamlelerde kullanmak ve değerlendirmek için düşünsel ve eylemsel bir süreç içerisinde hareket etmektedir. Dolayısıyla işletme çevresinde yer alan verileri toplar, analiz eder ve rekabetçi hamlelerde kullanmak üzere dönüştürür. Bu işletmenin hem rekabet başarısı için önemli olmakta hem de toplumsal sorumluluğunun bir ürünü olarak geleceğe hazırlanmasında enerji sağlamaktadır. Dolayısıyla rekabetçi zeka dört temel bileşen bağlı olarak yapılandırılır. Bunlar uzun vadeli öngörüler geliştirmek, stratejik amaçlar üretmek, etkili stratejiler oluşturmak ve işletme kaynak ve yetenekleri olarak ifade edilir. Bu bileşenler işletme için rekabet hamlelerinin teşhisi ve uygulaması için önemli olmakta ve işletmeye yarar sağlamaktadır. İşletmenin stratejik yönetiminin başarısında doğrudan etkili olan rekabetçi zeka işletmeye aşağıda yer alan yararları sağlamaktadır;

  • Dinamik çevre kontrolü ve çevrenin inşası,
  • Erken uyarı sağlama ve erken hamle geliştirme,
  • Çevresel uyum,
  • Stratejik esneklik,
  • Etkili karar desteği sağlama,
  • Yenilikçi anlayış geliştirme,
  • Güçlü bir rekabet avantajı sağlama

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Papatya, N. ve Papatya, G. (2007). İşletmelerde Rekabetçi Zeka Nasıl Yaratılır? Türkiye Tekstil Sektörüne İlişkin Değerlendirme ve Bir Model Önerisi. Yönetim ve Organizasyon Bildiri Kitabı. ss. 368-379.

İnsani Güvenlik Doktrini

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Güvenlik, insanların doğal bir ihtiyacıdır. Ama güvenlik arayışı güvensizliği getirir.” Douglas Mac Arthur

İnsani güvenlik, resmi olarak ilk kez Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 1994 yılında yayınladığı İnsani Kalkınma Raporu’nda (Human Development Report) kavramsallaştırılmıştır. Söz konusu belgede insan güvenliği, insani kalkınmayı kuşatan sarsıntılardan insanların kurtarılması durumu olarak betimlenmiştir.

Dünyaya gelen her canlının öncelikli amacı varlığını korumak ve sürdürmektir. Bir canlı olarak insanlar için geçerli olan bu durum insanlardan meydana gelen devletler için de geçerlidir. Varlığını korumak ve sürdürmek güvenlik kavramının da özünü oluşturmaktadır. Güvenlik kavramını birey, devlet ve sistem düzeyinde -veya bunların aralarına da farklı düzlemleri yerleştirerek- ele alan yaklaşımlarla birlikte iç ve dış güvenlik şeklinde veya siyasi, ekonomik, askeri, sosyal, müşterek güvenlik ve çevre güvenliği şeklinde kategorilere ayırarak değerlendiren yaklaşımlar bulunmaktadır. Teknolojik gelişim, iletişim ve ulaşım imkanlarının gelişmesi günümüz dünyasında yeni tehditlerin ortaya çıkmasına, var olan tehditlerin şekil değiştirmesine ya da daha etkili hale gelmesine neden olmaktadır. İnsani güvenliğin sağlanmasının unsurlarından biri de devletin vatandaşlarına karşı baskısını, sistematik insan hakları ihlallerini ve toplumun militarize edilmesi gibi siyasal tehditlerin önlenmesidir.

Güvenlik, günümüzde hem insanlar hem de kurumlar için yaşamsal bir öneme sahiptir. Yeni teknolojiler, güvenlik alanında vazgeçilmez çözümler getirmektedir. İnternete erişim bile, birçok anlamda güvenlik alanında insanlara açılımlar sunmaktadır. Çeşitli sosyal dayanışma web siteleri ve mobil aplikasyonlar, güvenlik ihtiyacı duyan, tehlike içinde olan, haksızlığa uğrayan azınlıklar, mülteciler, kadınlar, çocuklar, engelliler için yardım alma noktası olmaktadır. Kameralar, yapay zekâ ve görüntü tanıma teknolojileri sayesinde suça ve suçlulara ait delillere ulaşmak mümkün olmaktadır. Caydırıcı bir etkisi de olan bu teknolojiler sayesinde, suç oranı düşmektedir. Kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddet, taciz gibi kötü eylemleri engellemek için, KADES adında bir mobil uygulamalar mevcuttur.

Küreselleşme ve güvenlik bağlamı açısından güç dağılımının yeniden biçimlendirilmesi çatışmaya yol açmaktadır. Küreselleşme, ulusal ve uluslararası düzeyde gücün yeniden biçimlendirilmesi, otorite alanlarının kayması ve yeni aktörlerin oluşması için yeni ortamlar üretmektedir. Küreselleşmeyle birlikte terörizm, asimetrik bir tehdit haline gelmiştir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edebilecek en önemli unsurlardan biri, devlet daha doğrusu devlet güçleridir. Bireylerin hakları, bizzat devlet adına iç güvenliği sağlamakla görevli kolluk güçleri ve diğer kamu görevlileri tarafından ihlal edilebilir.  Kişinin özel hayatına ya da haberleşme hürriyetine devletten gelebilecek ihlaller bireylerden gelebilecek ihlaller kadar ciddi sorunlar doğurabilecek niteliktedir. Devlet temel hak ve özgürlükleri tehdit etme potansiyeli en fazla olan bir örgütlü güçtür.

Birleşmiş Milletler hazırladığı raporda insani güvenliğin unsurlarını ya da diğer bir deyişle insani güvenliğe yönelik tehditleri 7 kategoride belirlemiştir. Bunlar;

  • Ekonomik Güvenliğe Yönelik Tehditler: Kamu tarafından finanse edilen iş güvenlik ağlarının yokluğu, güvencesiz istihdam, üretken ve iyi kazançlı istihdam eksikliği gibi.
  • Gıda Güvenliğine Yönelik Tehditler: Yiyecek ve temiz su kaynaklarına ulaşım eksikliği vb.
  • Sağlık Güvenliğine Yönelik Tehditler: Bulaşıcı hastalıklar, kanser gibi hastalıklar, temiz su eksikliği, hava kirliliği ve sağlık kuruluşlarına ulaşım eksikliği vb.
  • Çevresel Güvenliğe Yönelik Tehditler: Temiz su kaynaklarının azalması, tarıma uygun topraklarda azalma, çevre kirliliği, çevrenin tahrip edilmesi ve kaynakların azaltılması, ormanların azalması, çölleşme, hava kirliliği ve doğal afetler gibi tehlikeler.
  • Kişisel Güvenliğe Yönelik Tehditler: İntihar, uyuşturucu kullanımı, kadın ve çocuklara şiddet, saldırı, işkence gibi tehditler.
  • Toplum Güvenliğine Yönelik Tehditler: Ailelerin parçalanması, geleneksel dillerin ve kültürlerin yok olması, etnik ayrımcılık ve çekişme, soykırım ve etnik temizlik gibi tehditler.
  • Siyasal Güvenliğe Yönelik Tehditler: Devlet ve hükümetlerin siyasal baskıları, sistematik insan hakları ihlalleri, toplumun militarize olması/edilmesi olarak sıralanmaktadır.

İnsani güvenlik yaklaşımı, bireyi güvenlik politikalarının merkezine koyarken diğer taraftan birçok önemli sorunu da beraberinde getirmektedir. Temel hak ve özgürlüklerin aşındırılması bu sorunlardan en önemlisidir. Ayrıca devletler, güvenlik tehditleriyle yüz yüze kaldıklarında insan haklarını ara sıra riayet edilen standartlar haline getirmemelidirler. İnsani güvenliğin sağlanmasında da insan hakları istisna halini almamalıdır. Zaten insani güvenliğin temel hedefi, insanı istisna değil, ana unsur haline getirmektir.