SWIFT Sisteminde Yeni Bir Dönem Başlıyor
Ömer Haluk TURANLI
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazıma geçmeden önce, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyor, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Uluslararası ödeme işlemlerinde bankaları ve finansal kurumları oldukça önemli bir değişiklik bekliyor. Bu bir mevzuat değişikliğinden ziyade ödemeler için kullanılan enstrümanda gerçekleşecek yapısal bir değişiklik olacak.
Gerek ithalat-ihracat işlemleri için olsun, gerek yurt dışında okuyan çocuğunuza harçlık gönderiyor olun, uluslararası para transferi söz konusu olduğunda karşınıza çıkacak kavram S.W.I.F.T’tir. Peki nedir bu SWIFT ve ne işe yarar, başka ödeme yöntemi yok mudur ya da diğer ödeme yöntemleri ile farkları nelerdir?
SWIFT sistemi adını, Türkçe’ye “Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Derneği” olarak çevirebileceğimiz bu kurumuncadının baş harflerinden oluşan “SWIFT” (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication) teriminden almaktadır. Bu isim aynı zamanda bankalar arası finansal işlemlerin bu sistemle ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceğine de vurgu yapmaktadır.
Tanımı itibariyle bir para gönderme-alma uygulaması gibi gözükse de aslında böyle bir işlevi yoktur. Yanlış okumadınız, SWIFT sistemi para hareketi için kullanılmaz. SWIFT bir ödeme sistemi değil, bir mesajlaşma ağıdır. Uluslararası bir para gönderme işlemi yaptığınızda, SWIFT aslında para transferi yapmaz. Bunun yerine, her biri para transferi için gerekli talimatları içeren ve çok yüksek güvenlik önlemleri ile dijital olarak şifrelenmiş olan bir dizi güvenli mesaj gönderir. Bu sistem dahilinde görev almakta olan muhabir bankalar da aldıkları bu mesajlar doğrultusunda hareket ederek transfer işlemlerini gerçekleştirirler.
Basit bir örnek vermek gerekirse Türkiye’den ABD’deki bir bankaya para gönderdiğinizi düşünün. SWIFT sisteminde bu işlemin yapılabilmesi için Türkiye’deki A bankasının, ABD’deki B bankasında bir hesabı olması gerekir (yani iki banka birbirinin hesap muhabiri olmalıdır). Siz Türkiye’de A bankasına ödeme talimatı verip hesabınıza transfer edilecek parayı yatırdığınızda asıl olan şey şudur: A bankası SWIFT sistemi üzerinden B bankasına bir mesaj gönderir. Bu mesaj ile A bankası, B bankasına, ABD’deki X kişisine sizin tarafınızdan belli bir tutar para gönderildiğini, bu paranın X kişisine, A bankasının B bankası nezdindeki hesabında mevcut olan tutardan ödenmesi talimatı iletmiş olur.
Bu şekilde anlatılınca karışık geliyor belki ama durum bu. Peki SWIFT sisteminin bir alternatifi yok mu, SWIFT olmadan uluslararası ödeme yapmak mümkün değil mi diye sorarsanız mümkün olmadığını söyleyebilirim. Gerçi blockchain ve kripto para teknolojileri bir alternatif olarak finans dünyasında yerlerini aldılar ama yine de sistemi SWIFT kadar domine edecek kadar palazlanmış değiller. Dolayısıyla bu tarz herkese ya da her türlü işleme hitap edemeyen ve kullanımı kısıtlı alanlarla sınırlanan az sayıdaki alternatifi hariç tutarsak SWIFT olmadan uluslararası ödeme yapmak mümkün değil demek çok da yanlış olmaz.
Belki bu aşamada bazılarınızın aklına “Moneygram, Western Union, TransferWise (Wise)” gibi sistemler gelebilir ama bu sistemler dahi arka planda SWIFT sistemi üzerinden çalışmakta olup hepsinin SWIFT kodu mevcuttur (örneğin Moneygram’ın SWIFT kodu MGRMUS44 XXX, benzer şekilde Western Union için SWIFT kodu WUFSUS55 XXX’tir). İkinci olarak akla SEPA (Single Euro Payments Area) sistemi gelebilir ama adından da belli olduğu gibi bu sistem sadece Avrupa sınırları içinde çalıştığından tam anlamıyla SWIFT’in muadili olabilecek bir işlevde değildir. “RIPLE ve Kripto Para” gibi yöntemler de yukarıda bahsetmiş olduğum blockchain teknolojisine dayanan sistemler olup SWIFT kadar kurumsal yapıda değiller.
Gerçek anlamda SWIFT’ten bağımsız olarak çalışabilen sistemler de var ama bunlar Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılmasından sonra, Rusya’nın ve Rusya ile ticareti olan ülkelerin bu önemli engeli aşabilmek için oluşturulan sistemler olduğundan her ne kadar SWIFT’e alternatif gibi gözükseler de kullanımları belli ülkeler ile yapılan anlaşmalara dayandığından oldukça sınırlıdır. Örneğin SPFS (Sistem Peredachi Finansovykh Soobscheniy) veya Çin’in CIPS (Cross-Border Interbank Payment System) gibi sadece belli ülkeler veya ülke grupları arasında (örneğin Rusya ile Hindistan, Çin ya da BRICS ülkeleri arasında) çalışan sistemler mevcut ama yukarıda da belirttiğim gibi bunlar global ölçekte kullanılabilen sistemler değiller.
SWIFT’e dönecek olursak anlatırken kulağa oldukça karışık gelen bu yapı, gerçekte gönderici ve alıcı bankalar arasında konumlanan birden fazla muhabir de işin içine girince hem hantal hem de pahalı bir hal alabilmektedir.
Üstelik uluslararası ödemeler için neredeyse tekel durumunda olan SWIFT sistemi hala 70’ler teknolojisine dayanmaktadır. Bankaların birbirlerine gönderdikleri mesajlar, her ne kadar günümüzde internet üzerinden gönderilebildiği için dijital bir yapıya sahipmiş gibi gözükse de aslında mekanik bir yapı söz konusudur.
İşte yazının asıl konusu olan değişiklikle beklenen de tam olarak SWIFT’in nispeten hantal ve mekanik yapısını dijitalize etmek böylece günümüz dünya ticaretine ve dijital gerekliliklere uyumlu hale gelmesini sağlarken görece maliyetlerin de azalmasını sağlamak.
Bu değişik SWIFT sisteminin, finansal mesajlaşma standartlarını modernize eden bir protokol olan ISO 20022 standartlarına geçişi ile gerçekleşecek. 2022 yılının sonlarında Lloyds, HSBC ve Deutsche Bank’tan uzmanların sağladığı yorumlar kullanılarak ilk olarak Şubat 2023 yılında yayınlandı. Yayınlanmasının hemen ardından, Mart 2023’te SWIFT tarafından geçiş çalışmaları da başladı. Çalışmaları SWIFT’in “CBPR+ (Cross-Border Payments and Reporting Plus)” ismini verdiği ve geçiş çalışmalarının uyumlu bir şekilde tamamlanmasını sağlamak için tasarlanmış olan bir program dahilinde sürdürülmekte. Şu ana kadar süregelen belirli aksama ve gecikmeler eğer bundan sonra gerçekleşmez ve her şey planlandığı gibi giderse sürecin 2026 -2027 Kasım ayları arasında yapılacak çalışmalarla tamamlanması planlanıyor.
Yapılan çalışmalar teknik düzeyde oldukça çetrefilli olsa da temelde asıl yapılan SWIFT tarafından kullanılan MT (Message Type) formatlı mesajların MX (Message Type XML) formatına evrilmesini sağlamak. Bu şekilde anlatılınca kulağa oldukça basit bir işlem gibi gelse de çok uzun zamandır ve çok geniş bir kullanıcı ağı tarafından kullanımda olan böyle bir sistemin geçiş süreci oldukça zor ve zaman alıcı olabiliyor.
ISO 20022’nin benimsenmesi, modernizasyon ve gelişmiş finansal mesajlaşma yeteneklerine duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır, bu değişiklik;
- Gelişmiş Veri Kalitesi: Daha zengin ve daha yapılandırılmış veriler, gelişmiş uyumluluk (örneğin, AML/CTF = “Anti-Money Laundering / Combating The Financing of Terrorism” ), daha iyi dolandırıcılık tespiti ve gelişmiş mutabakat imkânı,
- Küresel İş Birliği: Tek bir küresel standart, finans kurumları arasında sorunsuz etkileşimleri kolaylaştırarak sürtüşmelerin azalması ve verimliliğin artması,
- Otomasyon ve Verimlilik: ISO 20022’nin ayrıntılı veri formatı, doğrudan işlem (STP=Straight Through Processing) destekleyerek manuel müdahalenin en aza indirilmesi ve hataların azalması,
ihtiyaçlarından doğmuştur.
Bu doğrultuda SWIFT sistemini tamamen bir dönüşüme uğratacağı umulan CBPR+’tan beklentileri ise şöyle özetlemek mümkün;
- Geliştirilmiş Mesaj Standartları:
- Eski MT mesaj formatlarının ISO 20022’ye uyumlu mesaj formatlarıyla değiştirilmesinin zenginleştirilmiş ve yapılandırılmış işlem verileri sağlaması,
- Gönderici ve alıcı bilgileri için yapılandırılmış alanların zorunlu kullanımının veri netliğini ve uyumluluğunu artırması,
- Uyumluluk ve Risk Yönetimi:
- Gelişmiş veri ayrıntı düzeyinin, AML/CTF uyumluluğunu iyileştirmesi, hatalı tespitlerin ya da gözden kaçan işlemlerin azalması ve genel risk yönetimi çalışma alanlarının güçlenmesi,
- Operasyonel Verimlilik:
- İyileştirilen doğrudan işlem süreci sayesinde, manuel müdahalelerin en aza inmesi, ödeme işlemlerinin hızlanması ve operasyonel maliyetlerin azalması,
- Sınır Ötesi Standardizasyon:
- Mesajlaşma standartlarının uyumlu hale gelmesi sayesinde daha sorunsuz ve daha güvenilir sınır ötesi işlemlerin gerçekleştirilmesi,
- MT formatındaki Mesajlarının Sonu:
- Yukarıda da bahsedildiği üzere, 2026/2027 Kasım ayları arasında uygulamaya girecek son dönüşüm fazı ile sistem geçişinin tamamlanarak MT formatındaki mesajların kullanımına son verilmesi.
MT mesajlar ile MX mesajlar arasındaki farka da kısaca değinip yazımı sonlandırayım. Bu konunun bu kadar önemli olmasının sebebi ISO 15022 standartlarına göre yapılandırılmış olan MT mesajlarının mekanik yapıları itibariyle günümüzün veri yoğun ve dijitalize olmuş finansal ihtiyaçlarına yeteri kadar yanıt veremiyor olmasıdır. MX mesajlar ise “XML” tabanlı yapıları sayesinde internet ortamında kullanıma uygun, daha karmaşık ve detaylı verilerin aktarılmasına imkân tanıyan, esnek bir yapıya sahip dolayısıyla kolayca güncellenebilecek ya da daha farklı ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek şekilde genişleyebilecek pratik ama gelişmiş bir çözüm sunmaktadır.
Eğer süreç beklendiği gibi tamamlanabilirse iki yıla kadar uluslararası ödeme sistemlerinde çok yenilikçi değişikliklerin olacağı anlaşılıyor.
Ömer Haluk TURANLI









Hayatımız hiç olmadığı kadar dijitalleşti. Sabah gözümüzü açtığımızda elimizin ilk gittiği şey telefon. Bildirimler, mesajlar, e-postalar… Gün daha başlamadan beynimiz bilgi bombardımanına tutuluyor. İşin garip yanı, bu yoğunluğu yönetmek için de yine dijital araçlara başvuruyoruz. Bir noktada teknoloji bize yardımcı olmaktan çok yük olmaya başlıyor. İşte buna bugün artık net bir isim veriyoruz: “teknoloji yorgunluğu.”
İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhale İlanı’nın 2’nci maddesinde işe başlama tarihi sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün olarak belirlenmesine rağmen 15.05.2025 tarihli zeyilnameyle Sözleşme Tasarısı’nın 10.2’nci ve Teknik Şartname’nin 8.23.1’inci maddesinde işe başlama tarihi sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 45 gün olarak değiştirildiği, ancak düzeltme ilanı yayımlanabilecek onbeş günlük süre dolduğundan tekliflerin hazırlanmasını ve ihaleye katılımı doğrudan etkileyecek işe başlama tarihine ilişkin ihale ilanı düzenlemesinin değiştirilemediği, ihale ilanı ile ihale dokümanı arasındaki işe başlama tarihine ilişkin farklı düzenlemelerin mevzuata aykırı olduğu iddialarına yer verilmiştir.
Genel sürdürülebilirlik politikalarını tüm birimlerde olduğu gibi sürdürülebilirlik faaliyetlerine de yansıtan Limak Çimento, küresel ölçekte çevresel raporlama kurumu CDP tarafından yürütülen Tedarikçi Etkileşimi değerlendirmesinde (SEA) A Listesi’ne girmeyi başardı.
“CDP SEA A Listesi’ne dahil olmamız, sürdürülebilirlik temelli iş modelimizin, şeffaflık yaklaşımımızın ve tedarik zincirinde kurduğumuz güçlü iş birliği modelinin global ölçekte kabul gördüğünü gösteriyor. Artık yalnızca bugünün değil, geleceğin iş dünyasının sürdürülebilirlik beklentilerini şekillendiren bir aktör konumundayız.”
Üretken yapay zeka, stratejik yönetim alanında giderek daha dönüştürücü bir güç haline geliyor ve liderlere karmaşık iş ortamlarını analiz etmek ve bilinçli kararlar almak için yenilikçi araçlar ortaya koymakta.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 27 nci maddesine göre; Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatlerin içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır.
Bir dönem “geleceği düşünerek modada değişim yaratmanın zamanı” diyerek anlattığım sürdürülebilir moda, bugünlerde ne yazık ki biraz gölgede kalmış gibi görünüyor. Tüketiciler artık her yerde duydukları karbon ayak izi, geri dönüşüm, etik üretim gibi kelimelere karşı daha mesafeli. Çünkü markaların yaptığı “greenwashing” yani içi boş çevreci söylemler, güveni epey sarstı. Şu anda da zihnimizi kurcalayan soru şu: Sürdürülebilirlik artık gerçekten satmıyor mu, yoksa tüketici başka bir şey mi arıyor?


Faiz nedir sorusu ile başlayalım dilerseniz.
Faizin olmadığı bir finans piyasası zaten düşünülemez. Finans dünyasındaki kazanç faize dayalı kazançtır.
Yüksek faiz, ilk bakışta parası olan için yüksek kazanç ve yüksek getiri gibi görünse de, madalyonun öteki yüzüne bakıldığında yüksek faizin bir risk göstergesi olduğunu bilmekte yarar vardır. Ülke riski dediğimiz CDS (Credit Dafault Swap – bir borçlunun (genellikle bir hükümet veya şirket) borcunu ödeyememesi durumuna karşı koruma sağlayan bir tür finansal türev aracıdır) puanının yüksek oluşu, o ülkenin piyasaya verdiği güven konusunda alacak epey yolu olduğunu gösterir).

Geçmiş yıllara göz attığınızda tansiyonu yükselen döviz piyasasının ateşini almak için yüksek faiz politikası ile birlikte diğer döviz politikaları uygulanır.
Uraloğlu, Yeşil Kalkınma Vakfı (YEKAV) tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Ulaşım Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmada, ulaşım ve iletişim politikalarını küresel trendler ve çevresel sorumluluklar doğrultusunda şekillendirmenin öncelikli görevlerinden biri olduğunu, iklim değişikliği, artan nüfus ve sanayileşme baskısının doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını her zamankinden daha kritik hale getirdiğini ifade etti. Son yıllardaki kuraklık, sel ve orman yangınları gibi doğal afetlerdeki artışın çevresel sorunların ekonomik ve sosyal boyutlarını gözler önüne serdiğini dile getiren Uraloğlu, “Türkiye, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2053 net sıfır emisyon hedefi ve Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak iklim değişikliğiyle mücadelede kararlılığını ortaya koymaktadır.” dedi…
Uraloğlu, özellikle ulaştırma sektöründe sıfır emisyona geçiş çalışmalarını hızlandırdıklarını aktararak, “Kurumsal karbon ayak izi hesaplamasını Türkiye’de ilk gerçekleştiren bakanlık olarak çevre bilinci hizmet anlayışına liderlik etmekten de gururluyuz. İklim kriziyle mücadelede öncü bir rol üstlenerek, çevreye duyarlı, karbon emisyonunu azaltan ulaşım sistemlerini hayata geçiren projeler geliştiriyoruz.” şeklinde konuştu. Yakın bir zaman önce başlatılan “Türkiye’nin Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Yol Haritası” projesini, Avrupa Birliği mali işbirliği çerçevesinde finanse ederek, sektördeki tüm ulaşım modlarını kapsayacak şekilde yürüttüklerini ifade eden Uraloğlu, şunları aktardı: “Bu proje, ulaşım faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını sıfıra indirmeye yönelik etkili bir çerçeve oluşturmayı hedefliyor. Proje kapsamında geliştirilen emisyon modeliyle kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve kent içi ulaşım modlarının mevcut durumunu analiz ederek, farklı gelecek senaryolarına göre aktivite tahminleri, araç sayısı, yakıt türü ve emisyon projeksiyonları oluşturacağız.” İfadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu, milli elektrikli tren setleri, elektrikli araçlar için artan şarj istasyonları, bisiklet yolları, ekolojik köprüleri, sürdürülebilir havacılık politikaları ve yeşil denizcilik projelerinin de çevre dostu ulaşım anlayışlarının somut göstergeleri olduğunun altını çizdi. Fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişte elektrikli araçların da kritik bir rol oynadığını kaydeden Uraloğlu, “Türkiye genelindeki toplam elektrikli otomobil sayısı da 2025 haziran ayı itibarıyla 268 binin üzerine çıktı. Yine, haziran itibarıyla da ülkemizde 31 bin 433 elektrikli araç şarj soketi bulunmaktadır. Bunların yanında yenilenebilir enerji kaynaklarını ulaşım ve altyapı projelerimizde daha etkin kullanmak için de somut adımlar atıyoruz. Örneğin günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarının öneminin bilinciyle, kara yollarından demir yollarına, TÜRKSAT’tan TÜRASAŞ’a Bakanlığımıza bağlı birçok kurumumuzda güneş enerjisinden faydalanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

