Para kazanayım derken finansal verilerinizi kaybetmeyin 

Finansal teknolojiler ya da kısa adıyla FinTech çözümleri her geçen gün  daha fazla ilgi gören uygulamalar içerisinde yer almaya başladı. Siber güvenlik kuruluşu ESET’in 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği  araştırma bu uygulamaları kullananların önemli bir bölümünün siber güvenlik risklerine açık olduğunu gösteriyor.

Siber güvenlikte dünya lideri olan ESET, FinTech uygulamalarını kullananları göz önüne alarak İngiltere, Amerika, Avusturalya, Amerika, Japonya ve Brezilya’da 10 binden fazla kullanıcının katıldığı bir anket çalışması gerçekleştirdi.  Katılımcılara finans teknolojisi ve siber güvenlik konularında çeşitli sorular yöneltildi. Finans teknolojisi uygulamalarını kullananların hassas bilgilerini nasıl korudukları araştırıldı.

Kullanıcılar verilerinin satılabileceğinden habersiz

ESET tarafından yapılan araştırmanın sonucuna göre, dünya genelindeki tüketicilerin yüzde 42’si ücretsiz bir FinTech uygulaması veya platformu kullanıyor. Bunların yarısı  kullandıkları uygulamanın verilerini satması durumunda ne yapacağını bilmiyor.

Üç kullanıcıdan ikisi şartlar ve koşullar metnini okumuyor   

Kullanıcıların büyük bir kısmı verilerinin satılabileceğinden habersiz. Yalnızca yüzde 31’i indirmeden önce bir FinTech uygulamasının şartlar ve koşullar metnini okurken, sadece yüzde 29’u gizlilik politikasını okuyor. Bu sonuçlar dünya genelinde, tüketicilerin kendilerini ve finansal durumlarını korumak için yaptıklarını ve yapmadıklarını gözler önüne seriyor. Bu veriler, kullanıcıların önemli bir bölümünün siber tehditlere açık olabileceğini gösteriyor.

Kamuya açık alanlarda Wi-Fi kullanım oranı yüksek 

Tüketicilerin neredeyse yarısı ( yüzde 48) VPN kullanmıyor ve yüzde 42’si kamuya açık bir Wi-Fi üzerinden finans uygulamalarına giriş yapıyor. Ankete katılan tüketiciler arasında 5 kişiden 1’i kendisini teknoloji yetkinliği konusunda gelişmiş olarak derecelendirse de bunların yüzde 31’i parola yöneticisi kullanmıyor.

Dört ve daha fazla uygulama kullananların oranı  yüzde 22 

Dört veya daha fazla finansal teknoloji çözümünü düzenli kullanan tüketiciler ise ‘FinTech kullanıcıları’ olarak nitelendiriliyor. Bunların oranı ise yüzde 22 düzeyinde. Yani dünya genelinde her 5 kişiden biri ‘FinTech“ yazılım ve uygulamalarını oldukça yoğun kullanıyor. Bu katılımcıların yüzde 93’ünün cihazlarının en azından bazılarında güvenlik yazılımı yüklü. “FinTech kullanıcısı olmayanlar” (bir ila üç uygulama kullananlar) arasında bu oran yüzde 85’e geriliyor. Bu durum, FinTech uygulamaları kullanan tüketicilerin kişisel finans bilgileri söz konusu olduğunda siber güvenlik önlemleri hakkında daha bilinçli olduğunu gösteriyor.

Hassas ve finansal verileri korumak her zamankinden daha önemli 

ESET’in Ticaretten Sorumlu Başkanı Ignacio Sbampato sonuçlarla ilgili şu yorumda bulundu: “Tüketicilerin hassas ve finansal verilerini korumak her zamankinden çok daha fazla önem kazandı. Finans teknolojisi, kişisel ve sosyoekonomik kalkınma yolculuğumuzda önemli bir role sahip. FinTech çözümlerinin ve kullanıcılarının düzgün bir şekilde korunması ise hayati önem taşıyor. Tüketiciler ve tüketicilerin veri güvenliğine karşı tutumları ile ilgili elde ettiğimiz sonuçlar birçok kişinin siber risklere açık olduğunu gösteriyor. Teknoloji kullanıcılarının en değerli bilgilerinin en son teknoloji güvenlik yazılımı ile korunmasını sağlamak bizim görevimiz.”

Demiryolu ile İhracat Yüzde 33 Arttı, Rekor Seviyeye Yükseldi

DEMİR YOLU İLE İHRACAT YÜZDE 33 ARTTI, REKOR SEVİYEYE YÜKSELDİ

Ares Logistics CEO’su Engin Kırcı, pandemi dönemde demir yolu ile ihracatın yüzde 33 artarak rekor seviyeye yükseldiğini belirtti. Karantina önlemlerinin yoğunlaştığı mart ve nisan aylarında bu artışın yüzde 43’e ulaştığını söyleyen Kırcı, “Kara yolları ve sınır kapılarındaki sıkı denetimler ve diğer tedbirler nedeniyle demir yolu ve Ro-Ro ile intermodal taşımalar öne çıktı.” dedi.

Pandemi önlemleri nedeniyle demir yolu ile ihracat yüzde 33 arttı, rekor seviyeye ulaştı. Ares Logistics CEO’su Engin Kırcı, pandemi önlemleri ve yoğunluklar nedeniyle ihracatçıların alternatif taşımacılık çözümlerine yöneldiğini kaydetti.

Çevreci ve düşük maliyetli, farklı taşımacılık modellerinin bir arada kullanıldığı intermodalin bu dönemde daha çok ilgi gördüğünü anlatan Kırcı, TÜİK’in “taşıma şekillerine göre ihracat” verilerini paylaştı. Kırcı, özellikle karantina önlemlerinin yoğunlaştığı mart ve nisanda ihracatta demir yolu taşımacılığının payının 2019’un aynı dönemine oranla ikiye katlandığını vurguladı.

Demir yolu ile ihracatta Cumhuriyet rekoru

Mart ve nisan aylarında sınır geçişlerinin ciddi şekilde sorunlu olduğunu hatırlatan Kırcı, ilgili dönemde demir yolu ile ihracatın değer bazında yüzde 43 arttığını söyledi. Kırcı, ihracatçının demir yolu tercihinin, mayıs ve sonrasında da devam ettiğini dile getirdi.

Geçen yıl pandeminin etkisiyle toplam ihracatın 2019’a kıyasla yüzde 6 gerilediğini anımsatan Kırcı, “Demir yolu ile ihracat ise yüzde 33’lük yükselişle 1 milyar 288 milyon dolara ulaştı. Böylece ihracatta demir yolu taşımacılığında rekor kırıldı. Pandemi nedeniyle de olsa demir yolunun yük taşımacılığındaki önemi bir kez daha görüldü.” diye konuştu.

Uluslararası bağlantılı demir yolu yatırımları arttı

Kırcı, Türkiye’nin son yıllarda uluslararası bağlantılı demir yolu yatırımlarına ağırlık verdiğine dikkati çekti. Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Projesi ile bu güzergâhta yük taşıma süresinin 4 saat 10 dakika kısalacağını aktaran Kırcı, Çin’e ihracat treninin hizmete alındığını ve İstanbul-Tahran-İslamabad yük treninin yeniden işletmeye açılacağını hatırlattı.

“Demir yoluyla uluslararası taşımacılık daha da artacak”

Kırcı, 2020 yılı Ocak-Eylül aylarında demir yolu ile Avrupa, Asya ve İran’a toplam 2 milyon 600 bin ton uluslararası yük taşımacılığı yapıldığı bilgisini paylaştı. Bu rakamın, 2019’un aynı dönemine göre 655 bin ton ve yüzde 35 artış anlamına geldiğini vurgulayan Kırcı, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin uluslararası yük taşımacılığında demir yollarının daha çok kullanılacağını da sözlerine ekledi.

Otomotivin Yeni Popüler Lojistik Yolu “Demiryolu”

2020’de yaşanan zorluklar, özellikle otomotiv endüstrisinde tedarik zincirlerinin ve uluslararası limanlara bağlanan demiryolu taşımacılığının önemini bir kez daha gözler önüne serdi. İki yıl önce limanın demiryolu bağlantısına yatırım yapan DP World Yarımca Terminali, geçtiğimiz yıl hem ihracat hem ithalat yüklerine alternatif bir taşıma yöntemi sunarak yük miktarında da artış yakaladı.

Geçtiğimiz yıla göre konteyner taşımacılığında demiryolu hattının kullanımı TEU bazında organik büyümeyi aşarak yüzde 10’un üzerinde arttıran DP World Yarımca, demiryolunun  küresel taşımacılıkta öneminin artması ve Doğu Avrupa ile Çin arasındaki ağın her geçen gün gelişmesi ile bu rakamın daha da artacağına kesin gözüyle bakıyor.

Geçtiğimiz yıl, DP World Yarımca’nın demiryolu bağlantısından yararlanan en önemli sektörlerden biri de otomotiv oldu. Otomotiv sektörü tüm demiryolu taşımasının yüzde 14’ünü tek başına yaptı. Limana 60 kilometre mesafedeki Toyota’nın Sakarya üretim tesisleri de konumu nedeniyle bu hizmetin en yoğun kullanıcılarından biri oldu. Otomotiv devi, taşıdığı bitmiş ürün, parça ve aksesuarlarla demiryolu hattındaki toplam otomotiv yükünün yüzde 12’sinden fazlasını yaptı.

DP World Yarımca CEO’su Kris Adams, Toyota gibi müşteriler sayesinde en uygun maliyetli ve çevre dostu taşımacılık çözümü olan demiryolu ve deniz yolu kombinasyonunu artırmaya devam edeceklerini belirtti. Adams, böylece tüm taşımalarda hem finansal olarak hem de çevresel etki açıdan en sürdürülebilir çözümü sunabileceklerini açıkladı.

Adams, “İki yıl önce limanımızda demiryolu bağlantısı yatırımını yaptık. Anadolu’da üretim yapan tüm firmalar için demiryolu ile denizi bir araya getirmek kritik önem taşıyor. Türkiye’de bizim gibi özel ve kamu kuruluşlarının attığı adımlar sayesinde hem ihracatta hem de ithalatta hız ve maliyet açısından avantaj sağlayabiliyoruz. Ayrıca yükleri daha çevreci bir şekilde istenilen yerlere taşıyabiliyoruz” şeklinde konuştu.

Kris Adams ayrıca, “Demiryolu ve denizyolunun birlikte kullanımı önümüzdeki yıllarda küresel taşımacılık sektöründe çok daha yaygın hale gelecek. Türkiye’deki otomotiv sektörüne de vizyoner ve çevreci bakış açıları için teşekkür ederiz” dedi.

Gıda Sektörü ve Satınalma Yönetimi Eğitim Notları

Gıda Sektörü ve Satınalma Yönetimi Sunum Klasörü BuyerNetwork.net Satınalma Forum Bölümünde. 

Herkese açık kaynak. Eşsiz kütüphane. Mesleki ve kişisel gelişimine önem verenler için. Ücretsiz. Hemen üye olarak inceleyin.

Gıda Sektöründe Satınalma Yönetimi (14 Ocak 2021 tarihinde Buyer Network Webinar Kanalında Gerçekleştirilen Eğitime İlişkin Sunum Klasörüdür. Eğitim sunumunu Webinar kanalından izleyebilirsiniz. )
KATSAN GIDA – Sn. Gülşah Süren KIZIL

Gıda Sektörüne Özel Gereklilikler

•İzlenebilirlik
•Taklit & tağşiş
•Gıda güvenliği
•RSPO sertifikası
•Sürdürülebilirlik
•Etiket gereklilikleri (Alerjen, besin öğeleri, son tüketim tarihi, muhafaza şartları,…)
•Kalite belgesi gereklilikleri (İşletme kaydı, HACCP,  FSSC 22000, BRC,…)

Gıda sektöründeki Trendler

•Doğal içerikli (Clean label) ürünler
•Fonksiyonel ürünler; yüksek proteinli, probiyotik, vitamin, mineral ilaveli, lifli,…gibi
•Düşük yağ / şeker / tuz içeren gıdalar
•Doymuş ve trans yağ içermeyen gıdalar
•Vegan beslenmeye uygun gıdalar

Hijyenik koşullarda üretilmiş, özel paketli ürünler pandemiden sonra daha da arttı.  Ar-ge’ye önem veren ve yatırım yapan işletmeler değişen müşteri taleplerini karşılamak ve rekabet gücünü arttırmada daha başarılıdır.

Sunum Klasörü izin alınarak eklenmiştir. Ücretsiz. Bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Sunumlar, Raporlar, Prosedürler…

https://buyernetwork.net/forum/2/idari-işler-ve-satınalma-yöneticiliği/  

Kurumlarda Bireysel Hafızanın Önemi

Her toplumun en büyük gücü, kendi insan kaynağıdır. İlk olarak, annenin kültürel birikimi ile etkilenip ve şekillenmiş lider, yönetici ve bireylerin sahip oldukları güç; çok ayrı ve özel bir öneme sahiptir. İnsanı tanıtarak, dikkatlerin hafıza üzerine çekilmesini; lider, yönetici ve bireylerin geleceği, nasıl ve hangi güçleri kullanarak şekillendirmeyi başardıklarını, bu makale ile bir nebze olsa ortaya koymayı ve bunu değerli okuyucularımıza sunmayı amaçladım.

Genellikle psikoloji bilimi alanında ele alınan bu konular artık sosyal bilimlere de hızlı bir şekilde nüfuz etmiş durumdadır. Hatta ve hatta günlük sohbetlere bile konu olmakta ve hayatın her alanına girmiş durumda bulunmaktadır. Bu makaleyi yazmama neden olan hafıza konusu; canlı ve insan kavramıyla bir aradadır. Bu terimlerin tanımını ortaya koymak elbette ki gereklidir. Canlı; Termodinamiğin 2. Kanunu ile açıklanmaktadır. Buna göre canlı; dışarıdan aldığı enerjiyi kullanarak, dışarıya ısı veren oluşumlar olarak tanımlanmaktadır. İnsan ise; 5 duyu ile hissedilen, bilinen, görünen, tanıdık olan, kaybolmayan, sürekli ortada duran ve sosyal ilişki kurulabilen canlılar olarak tanımlanmaktadır. Hafızanın ise bir enerjik varlık olarak, aynı zamanda diğer enerjik varlıklar olan; akıl, düşünce ve dikkat ile beraber, maddesel bedenle birlikte, insana teçhiz edilmesi şeklinde ifade edilmektedir. Eğer hafızamızı tanıyabilirsek, aynı zamanda kendimizi ve etrafımızdaki başkalarını da tanımış olacağız.

Hayat, yaşanmış anların birikiminden ibarettir, hafızamız da bu anlardan oluşmaktadır. Anlar hızla akıp gittikçe, hayatın garip bir şey ve yaşamanın ise ne kadar güzel olduğunu söyleyebiliriz. Kişi, etrafında neyin olduğuna dikkat kesilerek, gözlem yapar ve bunun sonucu olarak bir deneyim kazanıp, kendi vücuduna kaydeder ve böylece bu konuda bireysel bir hafızaya sahip olur. Evet, vücuduna kaydeder dedim. Son bilimsel çalışmalar gösteriyor ki: Bilgilerimiz sadece beynimizde ve hafızamızda kaydedilmiyor, tüm vücut bu amaçla gerektiği kadar kullanılıyor. Kişi; inançları, neden haritaları, varsayımları ve açık inanışları ile hafızasında olan bir bilginin işlemesini kolaylaştırır. Bu ise sonuç olarak, bireyin ortaya bir davranış koymasına neden olur.

Her deneyim, kişinin kendisinde, bir hafıza oluşturur. Hafıza ise; öğrenmenin, becerinin ve yaratıcılığının ortaya çıkmasına neden olarak, geleceği planlar. Hafızamızda, geçmiş deneyimler vardır. Ne kadar ilginçtir ki biz de kendi hafızamızda, kendi vücudumuzda olan geçmişi, istesek de değiştiremiyoruz, o orada kalmaya devam ediyor. Yine o kadar ilginçtir ki geçmişlerle dolu hafızamız bize, gelecekteki gerçeğimizi tamamen değiştirme ve inşaa etme gücünü veriyor. İnsanın geçmişi değiştirme gücünün olmaması çok hüzün verici ama geleceği şekillendirme gücünün, eline verilmiş olması yani kendisine karşılıksız bir şekilde sunulmuş olması, çok daha büyük bir güç ve çok daha değerli değil midir? İnsan geçmişte yaşadığını, dönüp tekrar yaşamayı merak edebilir hatta bunu gerçekten isteyebilir. Geçmişi tekrar yaşamak, eski bir sakızı yeniden çiğnemek gibi şüphesiz pek tatsız olacaktır. Ancak şu bir gerçektir ki; bize cazip olan anılarımızı, daha güzel bir şekilde, yeni anılar olarak gelecekte yaşayabilmek elimizde olup, bu bize karşılıksız olarak verilmiş, pek de farkında olmadığımız büyük bir armağandır. Geçmiş anılarımızı, yenileriyle tazelemek ve değiştirmek, tamamen bizim elimizde ve bizim inisiyatifimizdedir. Bu açıdan düşünüldüğünde, bir hatayı aynen tekrarlamamak, kendi elimizde olan bir şeydir.

Yapılan araştırmalar; bir kişinin verdiği tüm kararlarının, %60 kadarını, bilinçaltında vermiş olduğunu ortaya koymaktadır. Yani verdiğimiz kararların çoğundan haberimiz yoktur. Diğer bir ifadeyle; düşünerek vermiş olduğumuz, yani bilinçli olarak vermiş olduğumuz kararların toplam oranı ise %40’tır. Öğrendikçe ve hafızaya bilgi koydukça, düşünerek verdiğimiz kararların oranı ve sayısı artmaktadır. Birey devamlı bir gelişme içindedir ve ortaya koyduğu davranışlar ile sürekli bir şekilde kendini ispat etmeye çalışmaktadır. Düşüncelerimiz, hayattaki çalışma ve başarılarımız için temel olan bir noktadır. Kendi zihninizi kontrol altında tutarak, gelecek gerçeğinizi tamamıyla hayalinizdeki gibi, değiştirme ve gerçekleştirme gücüne sahip olursunuz. Bu bir anlamda, sizin mutluluğa giden yolunuz demektir. Çünkü mutluluk; çocukluk anılarının tatmin edilmesidir.

Hatırlama, zihnin işlevlerinden biridir ve bu yeteneğe sahip olarak dünyaya geliriz. Zihninizi kullanma yeteneği, size büyük bir avantaj sağlar. Zihniniz, her durumda, size harikalar yaratabilme gücünü verebilir. Bir kurum, mutluluğun her şekline katkıda bulunacak, ürün ya da hizmet sunduğu ölçüde başarılıdır. Kurumlar, ellerindeki projeleri yapmak için gerekli bilgiye sahip olan personeli işe alır ve genellikle yeni personelin, ne öğrenebilir olduğuna dikkat etmezler, sadece ne bildiğine bakarlar. Çok ilginçtir ki; kurumlarda en bilgili olan kişiler, genellikle en az öğrenme fırsatının olduğu görev ya da pozisyonlarda bulunurlar. Bu kurumlar açısından, acı bir gerçektir. Temel yönetim süreçleri, karmaşık ve gizemlidir. Yönetim aşamalarının her birinde, çok belirsiz olan bilgilerle çalışılır ve bu aşamalarda hiç de açık olmayan zihinsel süreçler kullanılır.

Artık günümüzün yeni çalışan tipi; değişimin hızına yetişebilen, yaratıcılık gücüne sahip olan, ortaya atılan sorulara klasik cevaplar yerine, cezbedici ve hayranlık uyandıran, uygun ve sürpriz cevaplar bulabilen birey tipidir. Yeni şeyler söylemelisiniz. Yeni şeyler söyleyebilmek ise ancak bilim yapmakla mümkün olur. Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden ve sadece rahat yaşama yollarını aramakla, asla bilim sahibi olamazsınız. Kurumlarda bulunduğu yere yakışmayan kişiler, öyle pek mutlu olamazlar, kişisel doyuma da ulaşamazlar, hatta ve hatta durmadan etraflarına zarar verici olumsuz duygular ve davranışlar yayarlar. Bilim sahibi olmak, akılcı bir şüphecilik içinde; araştırma, inceleme, gözlemleme, deneyimleme, okuma ve dinleme sonucu öğrenim kazanmakla gerçekleşir. Bir şeyi söylemenin ya da bir şeyi yapmanın milyonlarca şekli olduğunu asla unutmayınız. Kurumların fikirleri olmaz, insanların fikirleri olur. Kurumlarda her zaman işleri, daha iyi ve daha hızlı yapabilmenin, mutlaka ve mutlaka bir yığın yolu vardır. Bu yola sizi, ancak bilim götürür.

Daha ayrıntılı bilgiye ulaşmak için yazmış olduğum “Organizasyonlarda Bireysel Hafıza” kitabını aşağıdaki linkten indirebilir ve okuyabilirsiniz.

https://www.gozdemert.com/ebook/BH.pdf

Ücretsiz GLOBAL TİCARET İSTİHBARAT (Global Trade Intelligence) EĞİTİMİ 4 Şubat 2021 Perşembe Saat 14:00’te BuyerNetwork Webinar Kanalı’nda.

Yönetici Okulu serimizin bu haftaki bölümünde Intelcon Global Genel Müdürü Sn. Sinan TUTUMAN bizlerle olacak.

GLOBAL TİCARET İSTİHBARAT EĞİTİMİeğitimi ile mesleki gelişiminiz için zaman ayırın. Eğitim sonunda birçok hediye fırsatı elde edeceğiniz bu programı kaçırmayın.

GLOBAL TİCARET İSTİHBARAT (Global Trade Intelligence) EĞİTİMİ / Ücretsizdir.

• Yeni dünyada dış ticaret trendleri

• Pandemi sonrası dış ticaretin seyri

• Gelecekte avantajlar ve dezavantajlar

• Dış ticarette bilişimin kullanımı

• Dış ticarette veri yönetimi

• Pazar ve müşteri istihbaratı

• İlişki geliştirme ve pazara giriş

B2B TİCARET İÇİN TIKLAYINIZ.

Eğitime katılmak için ilk adım BuyerNetwork.net İş ve Ticaret Platformu’na ücretsiz giriş yapın. Platform içerisinde Webinar Portalına girin. Erişim kodunuz profil sekmeniz yer almaktadır. Ücret ödemeden eğitimi izleyebilirsiniz.

Eğitim öncesinde Buyer Network Forum kısmından yüzlerce eğitim klasörüne erişebilirsiniz. Dilerseniz kurumsal pazarda B2B ticaret portalından ticaret.buyernetwork.net   ürün ve hizmet ilanlarınızı (alım talebi veya satış ) 1 dakika içerisinde girebilirsiniz.

Her eğitim sonunda kazanacaksınız:
🎁 10 firmaya  Lojistik depo raf üreticisi RAFTURK ve ÜNSPED Gümrük Müşavirliği katkılarıyla 2021 yılı Basılı Satınalma Dergi Aboneliği,
🎁 2 kişiye Prof. Dr. Murat Erdal‘ın ‘Entegre Lojistik Yönetimi’ veya ‘Satınalma & Tedarik Zinciri Yönetimi’ kitapları hediye.

🔗 Eğitim Linki: webinar.buyernetwork.net
📆 Tarih: 4 Şubat 2021 Perşembe
⏰ Saat: 14.00

Gerçekleşen tüm eğitimleri Buyer Network Webinar Portalı Geçmiş Yayınlar sekmesinden izleyebilirsiniz.
https://webinar.buyernetwork.net/gecmis-yayinlar/

 

Kamu İhale Kurulu Emsal Kararları

Anahtar Kelimeler; Belgelerin sunuluş şekli, belgelerin teyidi

Konu: İhaleye katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin sunulan belgelerin veya bu belgelerde yer alan bilgilerin, EKAP üzerinden veya kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden temin edilebilmesi veya bu bilgilerin teyidinin yapılabilmesi durumunda, bu belgeler için belgelerin sunuluş şekline ilişkin şartlar aranır mı?

İtirazen Şikayet Gerekçeleri; İlgili idarenin İhale komisyonu tarafından ihale dışı bırakılan firma; tekliflerinin, sundukları iş bitirme belgesinin İdari Şartname’nin 7.7.1’inci maddesine uygun olarak “belgelerin aslının veya aslına uygunluğu noterce onaylanmış örneklerinin” sunulmadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakıldığı, ancak İdari Şartname’nin ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Belgelerin sunuluş şekli”ne ilişkin maddeleri çerçevesinde, fotokopi olarak sundukları iş deneyim belgesinin EKAP’tan teyidi yapılabilen nitelikte bir belge olduğu ve anılan düzenlemeler gereği bu tip belgelerde, belgelerin sunuluş şekline ilişkin şartların aranmaması gerektiği ve tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılmasının ihale dokümanına ve mevzuata aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 19.02.2020 tarih ve 2020/UY.II-377 sayılı Kamu İhale Kurulu Kararı’na göre; İhaleye katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin sunulan belgelerin veya bu belgelerde yer alan bilgilerin, EKAP üzerinden veya kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden temin edilebilmesi veya bu bilgilerin teyidinin yapılabilmesi durumunda, bu belgeler için belgelerin sunuluş şekline ilişkin şartlar aranmayacağı, … Şirketi tarafından iş deneyimini tevsiken sunulan belgenin EKAP sistemi üzerinden 27.12.2017 tarihli olarak düzenlendiğinin belge üzerinde yer verilen ibareden anlaşıldığı, EKAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada da anılan belgenin EKAP’a kayıtlı bir belge olduğunun ve sunulan belge ile EKAP’ta kayıtlı belge üzerinde yer verilen bilgilerin birbiri ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla idarece başvuru sahibine ait teklifin sunulan iş deneyim belgesinin “belgelerin aslının veya aslına uygunluğu noterce onaylanmış örneklerinin” sunulmadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılması işleminin mevzuata uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

Kaspersky, 2021 yılı gizlilik tahminlerini paylaştı

2020, dijital hizmetlerin ve altyapının önemini ve değerini benzeri görülmemiş bir şekilde ortaya çıkardı. Uzaktan çalışmanın yükselişi ve tüketici alışkanlıklarındaki küresel değişimden, internet eğlence hizmetlerinin elde ettiği devasa kârlara kadar bağlantılı altyapının toplumun günlük işleyişinde ne kadar önemli hale geldiğine şahit oluyoruz.

Peki bütün bunlar mahremiyet için ne anlama geliyor? Kaspersky, 2020 yılında insanların dijital hizmetlere erişim ve kolaylık sağlamak karşılığında mahremiyetlerini takas etme noktasında istek ve davranışlarının değiştiğini tespit etti. Kaspersky, 2021 yılına dair gizlilik perspektifinden bazı öngörülerini paylaştı:

  1. Akıllı sağlık cihazları üreticileri giderek daha çeşitli veriler toplayacak ve bunları çeşitli şekillerde kullanacak.

Kalp atış hızı monitörleri ve adım sayaçları, en ucuz akıllı sağlık bandı modellerinde bile standart olarak sunuluyor. Bununla birlikte daha fazla giyilebilir cihaz, beraberine bir oksimetre ve hatta EKG ölçüm fonksiyonuyla gelerek olası kalp atış hızı sorunlarını sağlığınız üzerinde olumsuz etkiye neden olmadan önce tespit etmenize yardımcı oluyor. Kaspersky, sıradaki en olası adayların başında vücut ısısı olacağını düşünüyor. Vücut sıcaklığı günümüzde gerçek bir halk sağlığı sorunu haline geldiğinden, sağlık görevlileri bu veri havuzuna bir an önce ulaşmak isteyecektir. Ancak unutulmamalıdır ki kalp atış hızı ve aktivite verilerinin yanı sıra gen dizilimi de daha önce mahkemelerde delil olarak kullanıldı. Akıllı vücut tartıları, glikoz seviyesi izleyicileri, tansiyon monitörleri ve hatta diş fırçaları gibi daha akıllı sağlık cihazları nedeniyle pazarlamacılar ve sigortacılar açısından paha biçilmez değeri olan devasa miktarda veriye sahipsiniz.

  1. Tüketici mahremiyeti bir değer önerisine dönüşecek ve çoğu durumda bir maliyeti olacak.

Sınırsız veri toplamanın tehlikelerine ilişkin kamuoyu bilinci artıyor ve serbest piyasa da bunun farkına varıyor. Apple, Facebook ile kullanıcılarının gizliliğini koruması gerektiğini konusunda açık bir şekilde karşı karşıya geldi. Mesajlaşma uygulamaları uçtan uca şifreleme için düzenleyicilerle boğuşuyor. İnsanlar, en azından mahremiyet vaadine sahip hizmetleri seçmeye ve hatta bunlar için ödeme yapmaya giderek daha istekli hale geliyor. Güvenlik tedarikçileri gizlilik bilincini teşvik ediyor, bunu gizlilik odaklı ürünlerle destekliyor. Örneğin DuckDuckGo gibi temelinde gizlilik olan hizmetler, verilerinizin kontrolünü size bırakırken sürdürülebilir bir iş modeline sahip olabileceklerini gösteriyor. You.com gibi girişimler, Google benzeri izleme araçları olmaksızın Google benzeri bir deneyime sahip olabileceğinizi iddia ediyor.

  1. Hükümetler, büyük teknoloji şirketlerinin veri istiflemesini kontrol altına almak için daha fazla regülasyon uygulama yoluna gidecek.

Büyük teknoloji şirketlerinin sahip olduğu kişisel veriler, hükümetler için bir altın madenine dönüştü. Daha verimli ulaşım sağlamak için coğrafi verileri kullanmaktan çocuk istismarıyla mücadelede bulut üzerindeki fotoğrafları taramaya, hatta özel konuşmalara göz atmaya kadar bu veriler pek çok farklı şekillerde kullanılabilir. Ancak özel şirketler bunu paylaşmaya pek hevesli gözükmüyorlar ve bu konudaki gelişmeleri izleyeceğiz.

  1. Veri şirketleri, davranışsal analiz makinesini beslemek için her zamankinden daha yaratıcı ve hatta bazen daha müdahaleci veri kaynakları bulacaklar.

Bazı davranışsal analitik veri kaynakları günümüzde çok yaygın. Bunlar size yeni ürün tavsiye etmek için en son neler satın aldığınıza bakmaktan kredi temerrüt riskini hesaplamak için gelir ve harcama bilgilerinizi kontrol etmeye kadar geniş bir alana uzanır. Peki, iş toplantılarına katılımınızı izlemek ve buradaki performansınızdan hareketle yıllık ikramiyenize karar vermek için web kameranızdaki verileri kullanmak isterlerse ne olacak? Kahve üreticisi ne tür bir reklamın sizi satın almaya yönlendirdiğini ölçmek için sosyal medyada yaptığınız çevrimiçi testleri kullanırsa, müzik listenizdeki beğendiğiniz şarkılara göz atarsa? Telefonunuzu ne sıklıkla şarj ettiğinizin kredi derecelendirme skorunuzda bir karşılığı olabilir mi? Bu senaryoları halihazırda zaten görüyoruz, ancak pazarlamacıların ve bazı veri uzmanlarının önümüzdeki yıl yapay zekayla yeni bağlantılar keşfetmede daha yaratıcı olması bekleniyor. Bunun sonucu harekete geçmeden önce her hareketi tartmak zorunda kalmak olacak. Cyberpunk 2077 kahramanınızın cinsiyetini ve oyun tarzını (gizli veya açık saldırı) seçmenin, gerçek hayatınızdaki bazı bilinmeyen faktörleri bir şekilde etkileyeceğini hayal edin. Bu oyunu oynama şeklinizi değiştirir miydi?

  1. Çok taraflı hesaplamalar, farklılaşmış gizlilik ve birleşik öğrenme, sınır bilgi işlemin yanı sıra daha geniş çapta benimsenecek.

Bunların hepsi kötü haber değil. Şirketler gerçekte hangi verilere ihtiyaç duydukları konusunda daha bilinçli hale geldikçe ve tüketiciler kontrolsüz veri toplamaya karşı geri adım attıkça, daha gelişmiş gizlilik araçları ortaya çıkıyor ve daha geniş çapta benimseniyor. Donanım açısından bakıldığında, daha güçlü akıllı telefonlar ve Google Coral, Nvidia Jetson, Intel NCS gibi daha özel veri işleme donanımlarının piyasaya uygun fiyatlarla girdiğini göreceğiz. Bu, geliştiricilerin sizden şirkete aktarılan veri miktarını önemli ölçüde sınırlayarak bulut yerine cihazda sinir ağları çalıştırma gibi süslü veri işleme yapabilen araçlar oluşturmasına olanak tanıyacak. Yazılım açısından bakıldığında Apple, Google ve Microsoft gibi şirketler, verileri kullanmaya devam ederken insanlara katı (matematiksel anlamda) gizlilik garantileri vermek için farklı gizlilik tekniklerini benimsiyor. Federe öğrenme, kullanıcıların paylaşamayacağı ve şirketlerin depolayamayacağı kadar özel olduğu düşünülen verilerle uğraşmak için başvurulacak yöntem haline gelecek. OpenMined gibi daha eğitici ve ticari olmayan girişimlerle çevrelenen bu yöntemler, çığır açan işbirliklerine ve sağlık hizmetleri gibi mahremiyet açısından yoğun alanlarda yeni sonuçlara yol açabilir.

Kaspersky Gizlilik Uzmanı Vladislav Tushkanov, şunları ifade ediyor: “Son on yılda ve özellikle son birkaç yılda mahremiyetin hükümet, kurumsal ve kişisel çıkarların kesişme noktasında nasıl sıcak bir konu haline geldiğini, farklı yönlere sürüklendiğini ve hatta bazen çatışmaya yol açtığını gördük. Daha genel bir ifadeyle, önümüzdeki yılın toplum olarak, hükümetler ve şirketler tarafından veri kullanımının gizlilik garantilerine ve bireysel haklara saygıya dayalı olduğu bir dengeye yaklaşmamıza yardımcı olacağını umuyoruz.”

McKinsey’den Paydaş Kapitalizmi Raporu

McKinsey & Company, ‘Paydaş Kapitalizmi’ raporunu yayınladı. İş dünyasında yaşanan gelişmelerin değerlendirildiği raporda; paydaş kapitalizminin hem gündeme geliş nedenleri hem de iş liderleri için sunduğu olumlu değişim fırsatları anlatılıyor. Paydaş kapitalizmini benimseyen şirketlerin kârlılığının ve şirket değerinin artığına dikkat çeken McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi; “Burada önemli olan, şirketlerin somut ve ulaşılabilir hedefler koyarak çalışmaya başlaması, elde edilen sonuçların düzenli olarak bağımsız kurumlarca ölçülmesi ve paydaşlara sunulmasıdır. Bugün tüketiciler ve genel olarak toplum, iş dünyasından daha fazlasını bekliyor. Bu beklentiye samimiyetle cevap veren şirketler de başarılı sonuçlara imza atıyor” dedi.

Yönetim danışmanlığı firması McKinsey & Company, bu yıl ellincisi düzenlenen Davos Zirvesi’nde gündeme gelen paydaş kapitalizmi konusunu ele alan bir rapor yayınladı. ‘Paydaş Kapitalizminin Durumu’ başlıklı raporda, Dünya Ekonomik Forumu Kurucu Başkanı Dr. Klaus Schwab tarafından yıllar sonra yeniden gündeme getirilen bu kavrama neden ihtiyaç duyulduğu ele alındı. İş dünyasında yaşanan gelişmelerin detaylı şekilde değerlendirildiği raporda; paydaş kapitalizminin iş liderleri için olumlu bir değişim fırsatı sunduğu vurgulanıyor. McKinsey, paydaş katılımını gerçekleştirmeyi hedefleyen şirketlere rehberlik edecek 5 ilkeyi paylaşıyor. Bunlar; yönetim kurulunu sürece dahil etmek, çevresel hedefler belirleyip takip etmek, tüm tedarikçilerin gelişimi için çalışmak, tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılarken uzun vadeli faydaya odaklanmak ve çalışanlara saygı duyup geleceklerine yatırım yapmak.

Serbest piyasa ekonomisi, insanlığın son nesillerde sahip olduğu refahın ve artan yaşam kalitesinin elde edilmesinde önemli bir rol oynadı. Bugün dünyada ortalama yaşam beklentisinin 72,6 yıla yükseldiği hesaplanıyor. Yalnızca Çin ve Hindistan’da, ekonomi politikalarını piyasa odaklı ilkelere kaydırmaya başlamasından bu yana, 1,2 milyardan fazla insanın aşırı yoksulluktan kurtulduğu açıklanıyor. Böylesine olumlu sonuçlara rağmen, birçok toplumda kapitalizm fikrine ve iş dünyasının rolüne karşı bir öfke ve güvensizlik olduğu da biliniyor. Bu durumu, dünya genelinde 34 bin kişinin katılımıyla hazırlanan 2020 Edelman Trust Barometresi de sayılarla ortaya koyuyor. Bu rapora göre, ankete katılanların yüzde 56’sı, kapitalizmin küresel olarak iyilikten çok zarar verdiğine inanıyor. Bununla birlikte aynı raporda, ankete katılanların yüzde 92’si, “Eğitim, otomasyon ve göç gibi konularda, şirketlerin konuşması gerekir” diyor. Bu sürece CEO’ların liderlik etmesini bekleyenlerin oranı ise yüzde 74’ü buluyor.

Paydaş kapitalizmi uzun vadede kazandırıyor

Liderlerin, yalnızca hissedarlara değil aynı zamanda müşterilerine, tedarikçilerine, çalışanlarına ve topluma hizmeti, misyon edinmeleri gerekiyor. McKinsey, çoğu CEO’nun teoride katıldığını belirttiği bu fikri, sahiplenerek uygulamalarının da iki nedenden dolayı şart olduğunun altını çiziyor. Bunlardan birincisi; şirketlerin bu konudaki taahhütleri, kamuoyu tarafından takip edilip ölçülebiliyor. Sözlerin yerine getirilmemesi, olumsuzluklara yol açabiliyor. İkincisi ise paydaş kapitalizmini uygulayan şirketlerin uzun vadede daha iyi performans gösterdiğine dair her geçen gün sayıları artan kanıtlar bulunuyor.

McKinsey Global Enstitüsü (MGI) tarafından 2001 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirilen ve ABD’de halka açık 615 büyük ve orta ölçekli şirketin incelendiği bir çalışma da bu kanıtlar arasında yer alıyor. Zira bu şirketler içinde paydaş kapitalizmiyle ilgili uzun vadeli görüşe sahip olanların; kazanç, gelir, yatırım ve iş büyümesinde diğerlerinden daha iyi performans gösterdiği ortaya çıkıyor. Başka bir McKinsey araştırması da güçlü çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim normlarına sahip şirketlerin, beş faktör aracılığıyla daha yüksek performans ve kredi notları kaydettiği sonucuna varıyor. McKinsey bu faktörleri; üst düzey büyüme, daha düşük maliyetler, daha az yasal müdahale, daha yüksek verimlilik ve son olarak da optimize edilmiş yatırımı ve varlık kullanımı olarak tanımlıyor.

Paydaş katılımını sağlamak isteyen şirketlere 5 ilkesel tavsiye

McKinsey, bir yıldan fazla süredir çeşitli sektörlerdeki iş liderleri, aktivistler, akademisyenler, çalışanlarla yaptığı görüşmeler ve gerçekleştirdiği araştırmalar sonucunda elde ettiği verilerle, paydaş katılımını gerçeğe dönüştürmek isteyen şirketlere beş ilkesel tavsiyede bulunuyor.

McKinsey’e göre; ilk madde olarak, yönetim kurulunun sürece dahil edilmesi gerekiyor. Zira şirketlerin uzun vadeli çıkarlarının sorumluluğunu taşıyan yönetim kurulları, bu çerçevede stratejiyi belirleyip yönetiyor. Raporda; paydaş katılımının gerçekleşmesi için, bağlılığın bu özellikleri nedeniyle, yönetim kuruldan başlaması gerektiği vurgulanıyor. Bunu sağlamak için, iki farklı aynı zamanda birbirini tamamlayan yaklaşım öneriliyor. Bunlardan biri; yalnızca hissedarlar yerine daha geniş bir paydaş yelpazesinin endişelerini ve önceliklerini yansıtabilecek, çeşitli deneyim, beceri ve ilgi alanlarına sahip bağımsız üyelerin yönetim kuruluna alınması. Diğer yaklaşım ise; kurumsal yönetim ilkelerinin, hissedarlar yerine paydaşları dikkate alarak yeniden belirlenmesi. Uzun vadeli sonuçlarıyla, başarılı örnekleri olsa da bu yaklaşımları benimsemek şirketler için kolay olmuyor. McKinsey; bir geçiş süreci adımı olarak, yönetim kurullarının en azından çalışanlardan ve toplum liderlerinden haber almak için ‘dinleme oturumları’ başlatmalarını öneriyor.

Çevresel hedefler belirleyin ve takip edin

McKinsey, paydaş değerine sahip şirketlerin somut, ulaşılabilir ve ölçülebilir hedefler yayınlayarak ilkeleri uygulamaya koymayı taahhüt etmesini, ikinci ilke olarak açıklıyor. Bir maratona benzetilen çevresel performansı iyileştirmenin, eğitim ve bağlılık gerektiği vurgulanıyor. Çevresel sürdürülebilirliğe öncelik vermek; enerji, ambalaj gibi maliyetleri düşürerek şirketlerin kazanç sağlamasına da imkân sunuyor. BP ve Shell gibi şirketlerin, 2050 yılına kadar ‘sıfır emisyon’ hedeflerine örnekler arasında yer verilen raporda; Danimarka’nın en büyük enerji sağlayıcısı, Ørsted Enerji’nin başarısını anlatılıyor. 2008 yılında kullandığı enerji kaynaklarının yüzde 85’i kömür olan şirket, 10 yıllık bir plan hazırlıyor. 2019 yılına kadar enerji kaynaklarını yüzde 85’i yenilenebilir olacak şekilde dönüştüreceğini açıklıyor. Sonuç olarak şirket bu hedefine bir yıl öncesinde ulaşıyor. Bu dönüşümle, 2009-2019 yılları arasında; gelirlerini yüzde 43, kârını yüzde 140 ve işletme değerini de yüzde 472 artırıyor.

Paydaş kapitalizmini gerçekleştirebilmenin üçüncü maddesi; alt yüklenici ve tedarikçilerin uygulamalarını da iyileştirmeyi hedeflemekten geçiyor. Şirketlere bunu sağlamak için uzmanlıklarından ve ekonomik güçlerinden yararlanması öneriliyor. Bir şirketin sorumluluk duygusunun, yalnızca ekonomik ve çevresel açıdan değil, aynı zamanda tüketiciler, yükleniciler ve çalışanları üzerindeki etkisi açısından da operasyonlarının ötesine geçmesi gerektiği vurgulanıyor.

Tüketicilerin uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılayın

Paydaş kapitalizminde şirketler, sundukları ürün ve hizmetlerle tüketiciler üzerinde uzun vadede olumlu etkiler yaratmaya davet ediliyor. İsviçreli gıda şirketi Nestle’nin, kahvaltılık gevreklerde kullanılan şeker miktarını azaltarak tam tahıllar ve vitaminler eklemesi, raporda bu ilkeye örnek olarak yer alıyor. Diğer bir örnek de LEGO Grubu’nun kurduğu vakıfla, çocuk gelişiminde ve yaratıcılıkta oyunun rolüne yönelik araştırmalar olarak sunuluyor. LEGO Vakfı, şirket kârının yüzde 25’ini bu araştırmalar için kullanıyor.

Çalışanların değerli bir kaynak olduğuna inanmak ve onlara yatırım yapmak paydaş kapitalizminde beşinci ilke olarak yerini alıyor. Bu ilke sayesinde şirketler, uzun vadede, olası işe alımlar için daha çekici hale geliyor. Çalışan memnuniyeti, bağlılığı ve üretkenliği yükseliyor.

McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi: “Somut, ulaşılabilir hedeflerin yanı sıra bağımsız ölçümleme ve raporlama gerekiyor”

Raporla ilgili yaptığı açıklamada, paydaş kapitalizminin geniş bir uygulama alanı olduğunu belirten McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi; “Paydaş kapitalizmi fikrini benimseyen şirketler, başta tepkilerle karşılaşabilir. Kısa vadeli yatırımcılar, bu şirketlerin getirilerinin yeterince iyi olmadığına inanabilir. Fakat McKinsey olarak gerçekleştirdiğimiz uzun vadeli araştırmalar, paydaş kapitalizmini benimseyen şirketlerin kârlılığını da şirket değerini de katlayarak artırdığını ortaya koyuyor. Bugün tüketiciler ve genel olarak toplum, iş dünyasından daha fazlasını bekliyor. 2020 yılında hazırlanan Edelman Trust Barometresi’nde görüldüğü gibi; ankete katılanların yüzde 92’si, şirketlerin; eğitim, otomasyon ve göç gibi konularda konuşması ve yüzde 74’ü de CEO’ların bu sürece liderlik etmesi gerektiğini savunuyor. İş ekosistemi gelişiyor, COVID-19 salgınında yaşananlar ve ‘yeni normal’ bu gelişimi daha da hızlandırıyor. Buna direnmeye çalışanlar kendilerini rekabette dezavantajlı konumda buluyor. Bu beklentiye samimiyetle cevap veren şirketler ise başarılı sonuçlara imza atıyor” dedi.

Raporun tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. 

The Case For Stakeholder Capitalism