Kalkınma, Sanat Spor Eğitim Bilim ve Zenginleşmenin Bir Arada Olmasıyla Mümkündür

TÜGİAD Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu, COVİD-19 süreci ve sonrasına dair değerlendirmelerde bulundu.

Pandemi süreci ile birlikte ekonominin dünyada ciddi bir daralma sürecine girdiğini ifade eden Anıl Alirıza Şohoğlu “Son 7 yıldır iş dünyası çeşitli kritik süreçlerden geçtiği. 2018 yılında yaşanan kur şokundan günümüze Türkiye ekonomisi aldığı sert darbelere rağmen dik durmayı başardı ve bu geçirdiğimiz süreçler ekonomimizi daha dayanıklı bir yapıya kavuşturdu, önümüzdeki kritik sürecide akılla ve serinkanlılıkla ülkemizin atlatacağına iş adamları olarak inancımız tam.

Nisan ayı verilerinin gelmesiyle tehlike çanlarının çalmaya başladığını ve beklenti endekslerinin başta PMI olmak üzere çok negatif bir görünüme sahip olduğunu görüyoruz. Pandemi öncesi hedefimiz %5 büyüme, %10-12 arası işsizlik, %8,5 enflasyondu. Pandemi sonrası oluşacak rakamlar maalesef belli bir oranda küçülmeyi öngörüyor. Bu süreçten karlı çıkmak Türkiye adına mümkündür. Otomotiv, tekstil gibi ihracat lokomotifi olduğumuz sektörlerimizde bir daralma yaşanacak ama uzun vadede bu sürecin kazananı Türkiye olacaktır” dedi.

Tasarrufa yönelinmeli

Bu süreçte kopan tedarik zincirlerinin yeniden sağlamlaştırılması gerektiğine vurgu yapan Şohoğlu “Yakın mesafeden tedarikçilere sahip olmanın önemini bir kez daha gördük. Beklentilerin hükümet üzerinde yoğunlaşmasını çok doğru bulmuyorum. İşletme sahibi her bireyin oto kontrolünü yapmasını ve sisteme yardımcı olmak için çalışması gerekiyor. Kamu başta olmak üzere herkes tasarrufa yönelmeli” açıklamasında bulundu.

Sağlık sektörümüz dünyaya örnek oldu

Pandemi sürecinde bilim, sanayi, kamu, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının bir arada hareket ettiğini ve sürecin sonunda bu birlikte hareket edebilme refleksinin Türkiye’nin kalkınması için önemli bir unsur olacağını aktaran Şohoğlu “Kalkınma sadece zenginleşmeye değil, sanatın, bilimin, sporun, eğitimin bir arada olabilmesiyle mümkündür. Pandemi süreci bize bu kalkınmanın daha hızlı olabileceğini gösterdi. Gördük ki özellikle sağlık sektöründe yapığımız atılımlar bütün dünyaya örnek oldu. Sağlık turizminin yayılması için elimizden gelen çaba ve gayreti göstermeliyiz.

TÜGİAD dijital ekonomide faaliyet gösteriyor

“Türkiye Cumhuriyeti tarım ülkesi olmasına rağmen tarımı unuttu” açıklamasında bulunan Şohoğlu “Köyden kentlere göçün artması ile birlikte tarım ve hayvancılığı unuttuk. Bu değerlerimizi yeniden hatırlamamız gerekiyor. Yerli milli kavramını geri kazanarak ayakları yere sağlam basan üretim yapmamız, nano tekstile yönelmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Dijitalleşen dünyaya yönelik çalışmalarına TÜGİAD’ın 5 yıl öncesinde başladığını belirten Başkan Şohoğlu, hayata geçirdiğimiz yatırım ortaklıkları ve köprü fonlarla, ülkemizin dijital ekonomi alanında yatırım ihtiyacı olan şirketlerine ciddi kaynaklar sağladık. Pek çok start-up’a yatırım yaptık” dedi. TÜGİAD’ın yaklaşan dijitalleşen dünya hazırlıklarına ve yatırımlarına çok önceden başladığını sözlerine ekleyen Şohoğlu, üyelerimiz dijital ekonomide yoğun bir şekilde faaliyet gösterdiğini ve Girişim Türk 1 ve 2 şirketleri ile bu alandaki yatırımlarını perçinlediklerini belirtti.

Kaspersky’nin Yeni Araştırması Çalışanların Yaklaşık Üçte Birinin İş Başında Eskisinden Daha Çok Vakit Geçirdiğini Ortaya Çıkardı

Sosyal mesafeyi korumaya yönelik önlemlerin yaygınlaşmasıyla çalışanlar yeni profesyonel ortamları haline gelen evlerini buna göre ayarlamaya çalışıyor. Bu da iş hayatının ve özel hayatın birbirine karışmasına neden olabiliyor.Kaspersky’nin hazırladığı, “COVID-19 insanların çalışma şeklini nasıl değiştirdi?” başlıklı yeni rapor, karantina sürecinin insanların evde çalışma şeklini nasıl etkilediğini ortaya çıkardı.

Çalışanların karşı karşıya kaldığı “yeni normal”, iş ve yaşam dengesini etkilemeye başladı. Çalışanların yaklaşık üçte biri (%31) iş başında eskisinden daha fazla vakit geçirdiğini söyledi. Ancak, %46’lık bir kesim ise kişisel faaliyetlerde geçirdikleri sürenin arttığını belirtti. Bu değişimin nedeni, insanların eskisi gibi işe gidip gelmek için vakit harcamaması olabilir.

Raporda ayrıca, başta BT çalışanları olmak üzere, insanların iş ve kişisel faaliyetleri ayırmakta zorlandığı gözler önüne serildi. Çalışanların %55’i evde kalmaya başladıklarından beri eskisinden daha fazla haber okuduğunu söyledi. İnsanların koronavirüs ile ilgili en son bilgileri almak istediği bir dönemde bu çok normal bir durum. Ancak bu kişilerin %60’ı haberleri iş için kullandıkları cihazlarda takip ettiğini belirtti. Bu da kullanılan kaynaklara ve ziyaret edilen sitelere dikkat edilmediği takdirde cihazlara zararlı yazılım bulaşmasına neden olabiliyor.

Çalışanlar ayrıca kullandıkları bazı kişisel hizmetleri iş için de kullanmaya başladı. Gölge BT adı verilen bu durum hassas bilgilerin sızdırılma riskini artırıyor. Örneğin, çalışanların %42’si kişisel e-posta hesaplarını iş için kullandığını dile getirdi. Bunların %49’u bu durumun evden çalışmaya başladıktan sonra arttığını belirtti. %38’lik bir kesim ise BT departmanları tarafından onaylanmayan kişisel mesajlaşma uygulamalarını kullanıyor. Bunların da %60’ı bu tercihlerinin karantina süreciyle birlikte yaygınlaştığını söylüyor.

Kaspersky Baş Bilgi Güvenliği Yöneticisi Andrey Evdokimov, “Kurumlar, çalışanlarının istediği servisi kullanmasına izin veremez. Kullanıcıların rahatlığı ile iş gereksinimleri ve güvenlik arasında bir denge kurulması şart. Bunun için şirketlerin yalnızca gerekli minimum yetkilerle kaynaklara erişim imkanı vermesi, bir VPN kurması ve güvenli kurumsal sistemler kullanması gerekiyor. Bu tür yazılımlar kullanışlılığı azaltan bazı kısıtlamalara sahip olabiliyor fakat bunun karşılığında güvenlik önlemleriyle çok daha önemli güvenceler sunuyor.” dedi.

Şirketlerin çalışanlarını ve kurumsal verilerini güvende tutabilmeleri için, Kaspersky çalışanların şu önlemleri almasını tavsiye ediyor:

  • Çalışanlarınıza temel güvenlik farkındalığı eğitimi verin. İnternet üzerinden verilebilen bu eğitimlerde hesap ve parola yönetimi, e-posta güvenliği ve uç nokta güvenliği gibi temel konular ele alınıyor. Kaspersky ve Area9 Lyceum tarafından hazırlanan ücretsiz modül insanların evden güvenli çalışmasına yardımcı oluyor.
  • Cihazların, yazılımların ve hizmetlerin her zaman en son yamalarla güncellendiğinden emin olun.
  • Mobil cihazlar da dahil olmak üzere tüm uç noktalara Kaspersky Endpoint Security Cloud gibi kanıtlanmış bir güvenlik çözümü kurun ve güvenlik duvarlarını etkinleştirin. Kullanılan çözümlerde web tehditlerine ve e-posta ile kimlik avına karşı koruma bulunduğundan emin olun.

Kaspersky, evde kendi kişisel cihazlarında çalışmak zorunda olan kişilere şunları öneriyor:

  • Birçok farklı tehdide karşı kapsamlı koruma sağlayan, Kaspersky Security Cloudgibi güvenilir güvenlik çözümleri kullanın.
  • Eğitim ve eğlence içeriklerini yalnızca güvenilir kaynaklardan indirin.

Evden çalışmanın insanların üzerindeki etkisi hakkında daha fazla bilgi edinmek için raporun tamamını https://www.kaspersky.com/blog/report-covid-wfh/ adresinden okuyabilirsiniz.

Beyaz Yaka Evden Çalışmaktan Vazgeçmek İstemiyor

beyaz yaka

Kariyer.net’in “HR Pulse” araştırma serisi kapsamında Curiocity iş birliğiyle gerçekleştirdiği “Koronavirüs ve İş Hayatı” araştırmasının dördüncü dönem raporu yayınlandı. Araştırma; beyaz yaka çalışanlarda ve İK yetkililerinde endişe seviyesinin azalmaya devam ettiğini ve koronavirüs sonrası dönemle ilgili iyimserliğin arttığını ortaya koydu. Süreçle ilgili belirsizliklerin azalmasına paralel olarak evden çalışmaya devam etmek isteyenlerin oranının ise 8 puan artarak %42’ye ulaştığı görüldü.

Türkiye’nin en büyük online istihdam platformu Kariyer.net’in, “HR Pulse” araştırma serisi kapsamında Curiocity iş birliğiyle gerçekleştirdiği “Koronavirüs ve İş Hayatı” araştırmasının dördüncü dönem sonuçları açıklandı. Koronavirüs salgınının iş hayatına etkisini, çalışanlar ve işverenler/İK yetkilileri gözünden değerlendirmeye devam eden ve ilki mart ayında gerçekleşen araştırmanın dördüncü dönemine, 855 beyaz yakalı çalışan ve 227 İK yetkilisi katıldı.

İK yetkililerinin ve beyaz yakalıların endişe seviyesi azalmaya devam ediyor!

Araştırmanın son dönem sonuçları; hem İK yetkililerinin hem de beyaz yaka çalışanların salgınla ilgili endişelerinin benzer seviyelerde olduğunu; salgının seyrine ilişkin belirsizliklerin görece azalmasıyla her iki kitlenin endişe seviyelerinin düşmeye devam ettiğini ortaya koydu. Çalışmaya katılanların endişe ettikleri konuların başında, “Ailelerinin sağlığı” gelmeye devam etti.

Çoğunluk haziran sonuna kadar ofise dönüleceğini düşünüyor

Araştırmada; evden çalışmanın ne kadar süreceği konusundaki belirsizlik, beyaz yaka çalışanlar açısından ilk döneme göre 22 puan azalmış olsa da araştırmaya katılanların üçte biri hâlâ ofise dönüş tarihini belirsiz olarak tanımladı. Diğer yandan, beyaz yaka çalışanlar arasında haziran sonuna kadar ofise dönüşün tamamlanacağını bekleyenlerin oranı %63 oldu.

Evden çalışma sistemini oturtan rahat ediyor

Araştırma kapsamında; İK yetkilileri ve beyaz yaka çalışanlara evden çalışma sistemini ne kadar verimli buldukları da soruldu. Beyaz yaka çalışanlarda evden çalışmayı çok daha verimli bulanların oranı, üçüncü döneme göre 10 puan artış kaydetti.

Evden çalışmaya daha mesafeli yaklaşan ve daha verimsiz bulan İK yetkililerinin oranının son dönemde 8 puan azaldığı, evden çalışma ile ofisten çalışmayı benzer verimlilik seviyelerinde gören İK yetkililerinin oranın ise arttığı gözlemlendi.

Beyaz yaka evden çalışmaktan vazgeçmek istemiyor

Salgın nedeniyle evden çalışma sistemine geçen beyaz yakalılardan; bu esnekliğin önümüzdeki dönemde de kalıcı olmasını talep edenlerin oranı ikinci dönemde 13 puan düşüş göstermiş ve üçüncü dönemde de bu seviyeyi korumuştu. Ancak son dönemde beyaz yaka çalışanlarda, evden çalışma sisteminin kalıcı hale gelmesini isteyenlerin oranının 8 puan artarak %42’ye ulaştığı görüldü. Bu durum; süreçle ilgili belirsizliklerin azalması sonrası yapılan genel bir muhasebe olarak yorumlanabileceği gibi, çalışanların evden çalışma sisteme adapte olmalarının bir etkisi olarak da görülebilir.

Beyaz yakalılar ofise dönme konusunda daha tedirgin

Ofise geri dönme konusundaki tedirginlik düzeyi İK yetkilileri tarafında dördüncü dönemde de azalmaya devam ederken, beyaz yaka çalışanlarda ise 3 puan arttı. Bu durum, çalışanların evden çalışma sisteminin kalıcılığı konusundaki istekliliğinin artmasını da açıkladı.

Post-korona dönemiyle ilgili optimizm artıyor

Araştırmada, salgın sonrası normal düzene geri dönüleceğini düşünen İK yetkilileri ve beyaz yaka çalışan oranı üçüncü döneme göre artış gösterdi. Beyaz yaka çalışanlar ve İK yetkililerinde “Birçok sektörde işler duracağı için salgının sert bir etkisinin olacağı” yönündeki düşüncelerin pozitif anlamda iyileştiği dikkat çekti. Bu oran, ilk döneme kıyasla İK yetkililerinde %63’ten %40’a, beyaz yaka çalışanlarda ise %57’den %38’e geriledi.

Çalışanların şirketlere notu değişmedi

Araştırmanın ikinci döneminde olduğu gibi üçüncü ve dördüncü döneminde de beyaz yaka çalışanların yarısından fazlası şirketlerinin aldıkları önlemleri yeterli bulduklarını söyledi. Çalışanların neredeyse yarısı ise hala bu önlemlerin iletişimini ve şirketin kriz yönetimini yeterli bulmadığını dile getirdi.

İkinci dönemde artış gösteren “Şirketlerinin çalışan sağlığına önem verdiğini belirten” beyaz yaka çalışan oranı, son dönemde 2 puan daha gerileyerek %54 oldu. Araştırma, beyaz yaka çalışanların dörtte birinin önceki dönemlerde olduğu gibi dördüncü dönemde de işverenlerinin çalışan sağlığına önem vermediğini düşündüklerini gösterdi.

Araştırma sonuçları; çalışanların haklarını öğrenmesi konusunda, salgın sürecinin hızlandırıcı bir etkisinin olduğunu da gösterdi. İlk dönemde “Çalışan olarak bu dönemdeki haklarınızı biliyor musunuz?” sorusuna “Evet” yanıtı veren beyaz yakalı çalışanların oranı %30 iken, son dönemde bu oran %43 seviyesine yükseldi. Diğer yandan sonuçlar, beyaz yaka çalışanların hala yarısından fazlasının çalışan olarak bu dönemdeki haklarını bilmediğini de ortaya çıkardı.

Tüketim planlarında temkinli yaklaşım devam ediyor

Araştırmanın dördüncü dönem sonuçları, İK yetkilisi ve beyaz yaka çalışanlar nezdinde; tatil planı gibi kısa vadeli harcamalar ile ev, araba sahibi olmak gibi yatırımların salgından ciddi anlamda etkilenmeye devam ettiğini ortaya çıkardı. Özellikle ev ve araba sahibi olma planlarını ertelediğini söyleyen İK yetkililerinin oranının dördüncü dönemde artışta olduğu görüldü.

Araştırma, iş değişikliği ve kendi işini kurma planlarının da salgından etkilendiğine işaret etti. Diğer yandan salgının getirdiği belirsizlik nedeniyle birikim yapmaya başlamayı düşünenlerin oranının, özellikle İK yetkilileri nezdinde dördüncü dönemde de artış seyrine devam ettiği görüldü.

Nereye Gidiyoruz?

Uzun süredir devam eden evden çalışma uygulaması birçok alanda olduğu gibi satınalma süreçlerinde de değişikliklere sebep olacak. Evden çalışma uygulamaları şirket yöneticilerine, ofis çalışanları için katlanılan maliyetlerin yüksek oranda düşürülerek aynı işlerin yapılmaya devam edilebileceğini gösterdi. Hatta bazı şirketler, ofis çalışanlarının bir bölümü için kalıcı olarak evden çalışma uygulamasına geçme kararı aldı bile.

Zorunlu başladığımız bu süreç, uzun vadede daha birçok şirket tarafından evden çalışmanın kalıcı hale getirileceğinin sinyallerini veriyor. Satınalma yöneticileri olarak orta vadede bu durum sorumluluk alanlarımızı çok farklı yönlerde etkileyecek.

Evden yürütülen işler; birkaç işin sorumluluğunu birden alabileceğimiz, tek bir kuruma bağlı kalmadan satınalma süreçlerini yönetebileceğimiz farkındalığını oluşturacak. Hal böyle olunca, tek bir kurumun çatısı altında olmaktansa birçok kurumun satınalma faaliyetlerini yöneten satınalma yöneticileri olarak çalışmaya başlayacağız.

Büyük çerçeveden baktığımızda, birden çok şirket için satınalma faaliyetleri yürütmek, alınan malın veya hizmetin miktarını arttıracak ve böylece ortak satınalma yaklaşımları ile çok daha etkili stratejiler geliştirebileceğiz.

Peki orta vadede gelişecek bu değişim sürecinde bizler hangi alanlarda kendimizi geliştirmeliyiz? Ne tür becerilere sahip olmak bizleri daha başarılı, fark yaratan sektör lideri olma noktasına taşır?

Krizin Getirdikleri

Zor günlerden geçiyoruz. Tüm Dünyayı etkisi altına alan, uzun süredir devam eden ve bundan sonraki süreçte nasıl ilerleyeceği belirsiz pandemi ile birlikte kendimizi bir krizin içinde bulduk. Hem sosyal hem de ekonomik anlamda hayatımızda çok fazla değişiklik oluyor.

Bu süreçten sağlam çıkabilmek için yaşadığımız kriz ortamına ayak uydurmak ve durumu kendi lehimize çevirmek gerekiyor. Aslında hep söylendiği gibi krizi fırsata çevirmek gerekiyor. Çünkü yaşanan deneyimlere göre her kriz ortamı bir fırsatın bir yeniliğin de öncüsü oluyor.

İnsan kaynakları danışmanı olarak ben konuya bu perspektifle yaklaşacağım. Bir süredir dijitalleşmeye geçmeyi düşünen, geçmek isteyip bir türlü aksiyon alamayan şirketler Covid ile birlikte aslında bu geçişi hızlandırmış oldular. Bununla birlikte sahip olduğumuz kaynakları daha verimli kullanmayı öğrendik. Hayatımızda bir online dönem başladı. Bir anlamda lokasyon, zaman gibi sınırlamalarımız kalkmış oldu. Çalışanlar ve işverenler açısından bakıldığında bunu fırsat olarak görmek mümkün. Çalışanlar daha mobil, fiziki ortam sınırlaması olmadan, trafikte yaklaşık 2 saat ya da daha fazla vakit harcamadan çalışabiliyor ve kalan zamanlarını kendilerine ayırabiliyorlar. Bunun yanı sıra Şirketler de aslında daha az kaynak ile de etkin ve verimli çalışılabildiğini deneyimlemiş oldu. Dolayısıyla elimizdeki kaynaklarımızın değeri ortaya çıktı. Şirketler açısından sahip olunan en önemli kaynak olan yetenekli çalışanlara ihtiyaç her zamankinden daha da arttı. Güzel bir haber; dijitale geçiş ile birlikte lokasyon gibi kısıtların kalkması ile şirketler aradıkları yeteneklere daha rahat ulaşabilecek ve işe alabilecekler. Fiziki ortamda birlikte çalışmanın aslında zorunlu olmadığı büyük ofis binalarının sorgulanmaya başlandığı bu dönemde, bundan sonra uzaktan çalışmaya daha ağırlık verileceği belli aralıklarla ofis toplantılarının gerçekleştirileceği bir döneme giriyoruz. Bu da bize lokasyon kısıtı olmadan yeteneklere ulaşabilmenin önünü açıyor. Yetenekli çalışanlar daha ulaşılabilir hale geliyor.

Uzaktan çalışma uygulaması teknoloji sektörü için bir süredir popülerdi. Şirketler farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerdeki yeteneklerle çalışabiliyorlardı. Yaşadığımız kriz ile birlikte uygulamanın diğer sektörlerde de hayata geçebileceğini görüyoruz. Hatta özel sektör haricinde kamu sektöründe de bu uygulamaya yönelik adımlar atılıyor. Önümüzdeki günlerde bu uygulamanın farklı sektörlerde farklı şekillerde uygulanacağı ve buna yönelik kalıcı, sürdürülebilir organizasyonel değişimlerin gerçekleşeceği günler bizi bekliyor..

Tele Satış

Çağrı merkezleri nasıl satış yapmalıdır? Çağrı merkezlerinin turnover oranları her zaman çok yüksektir. Sadakatın az olduğu bu agresif pazara her gün yeni oyuncular katılmaktadır. Zaman baskılı satışta yeterince yetkinliğe sahip olmayan call canter çalışanı eğitilmezse aynı hataları tekrarlayacaktır.

Tele satış, çağrı merkezinden satış etkin dinleme ve güçlü sorular kullanılarak müşteri ihtiyacını anlama ve müşteride satın alma, sahip olma arzusunu tetiklemektir. Bir çağrı için konuşma haricinde harcanan toplam sürenin kalitesi kadar konuşmanın etkileşimi de önemlidir. Scprit üzerinden mekanik bir sesle sadece ürün ve hizmet satışına odaklanmanız müşteriyi mutlu etmeyecektir. Müşteri içinde bulunmadığı, kararına ortak olmadığı bir ürün ya da hizmeti satın hale gelmesi için hazırlanması gerekir.

Bazen 3 dakika zaman baskısı buna yetmeyecektir. 10 dolar ve altında bir ürün/ hizmet satarken hedefiniz daha çok ve hızlı müşteriye ulaşmak olabilir. Kalite arayışındaki şirketler her müşteriye Dünyanın en değerli insanı gibi davranmanızı ve yaşadığı deneyimden keyif almanızı isterler.

Sattığınız ürün ve hizmetin fiyatına, müşteri profiline bağlı olarak müşteriyi oyunun içine katmalı, işbirliği, destek ve tavsiyeleri almalısınız. Bunu sağladığınızda oyunun aksiyonu değişecektir.

Türkiye’de Tele satış profesyonellerinin önemli bir yanılgısı da tek kanaldan eğitim vererek disiplin altına alabileceklerini düşünmeleridir. Farklı eğitmen, mentör hatta müşteriler ile takım geliştirilmelidir. Çünkü insanlar zıtlıklarla daha iyi noktaya gelirler.

Acw süresi düşürmenin yolu işlemleri çağrıdan sonra değil çağrı anında yapabilmektir. Bu yüksek motivasyon ve odaklanma ile sağlanır. Bu beceriyi zamanla kazanacağınız gibi hayatınızdaki sadelik, uyku kaliteniz, su tüketiminiz, ortamın oksijen miktarı, giysileriniz, ortam ısısı, diğer çalışanlar,yöneticilerinizin tavrı gibi bir çok etken bulunmaktadır.

Çağrı ile birlikte işlemleri eş zamanlı tamamlamanız kariyer, prim ve performansınızı olumlu etkileyecektir.  Çağrı merkezi ve satış zaman baskısı altında kendini geliştirmektir. Daha iyisini nasıl yapabilirim? Şirket benim olsaydı neyi daha iyi yapardım? Neyi asla yapmazdım? Sorularına sürekli cevap bulmanız gerekir.

Call center merkezleri telefonda satış, etkileme, ikna, iletişim becerileri gibi eğitimleri davranış değişimi hedefli olarak sürekli almalı ve ROI takip edilmelidir.  Performans kriterleri çok iyi anlatılmalı ve seçimlerde mutlaka sahada yöneticisi olacak kişiler yer almalıdır. Zorluk derecesi yüksek işleri geçmişte yapmış kişiler ve daha çok işe, kazanca, prime ihtiyacı olan kişiler seçilmelidir.

Karakteri seç yeteneği eğit kavramı burada çok önem kazanır. Simülasyonlar, oryantasyon eğitimleri ve zorluk derecesi yüksek role playler ile hazırlanmalıdır.

Müşteri itirazlarında kendini, şirketini, ürün ve hizmetini değersizleşitirmemeli, müşteri ile hızlı uyum yakalamalıdır. Değişim için müşteriye yavaşça etki etmek yerine hızla bilinç altında yerini almalıdır.

Dinleme teknikleri, anlık geri bildirimleri, hipnotik kodlar iletmesi, müşteriyi cesaretlendirmesi, satın alma, sahip olma duygusunu anlık yaşatması gerekir.  İlk konuşma anındaki nefes alışından satın alan yada almayan müşteriye teşekkür ettiği ana kadar her saniyesini zihninde binlerce kez oynamalıdır.

Tele satış inovasyon, yapay zeka uygulamaları, anlık veri girişi ve sürekli eğitim ile gelecekte çok daha kazandıracak bir meslek dalıdır.

Sektörde kazanan olmak için her saniye izlenen, dinlenen satıcılar işi kendileri için yaptığının farkında olmalıdır. İçsel motivasyonunuzu ve başarmak için güçlü nedenlerinizi bulduğunuzda hedefinize ulaşacaksınız.

Her saniye ülkeye, şirketinize, ailenize, kendinize katma değer ürettiğinizin farkındasınız. Unutmayın zorluk sizin onu nasıl konumlandırdığınıza bağlıdır. Güçlü nedenler zorlukları her zaman yok edecektir.

Varlık Yönetiminin Tedarik Zinciri Yönetimine Kattığı Değerler

Varlık Yönetimi Sistemi (Asset Management) henüz birçok işletmenin gündeminde değil ve sektörde sadece birkaç firma bu sistemi kurum bünyesine almış. Varlık Yönetim Sisteminin ne denli önemli olduğunu ve işletmelere ne gibi faydalarının olduğunu başlıklarla bu makalemde sizlerle birlikte değerlendirmeye çalışacağım. Bir sonraki sayılarda ise bu sisteminin işletmelere sağladığı faydaları ve malzeme, bilgi ve para akışının entegre yönetimi olan tedarik zinciri yönetimi ile ilişkisini detaylı olarak incelemeyi düşünüyorum. Varlık Yönetim Sistemi ile ilgili siz değerli meslektaşlarıma bir pencere açabilirsem ne mutlu..

Türkçe kaynak taraması yaptığımızda fazlaca bir içerik bulamamaktayız. Bu nedenle bu sistemin kaynağını oluşturan Uluslararası standart ISO 55000 belgelerini kapsamlı bir içerik sunmak üzere inceledim.

ISO 55000 nedir?

ISO 55000 standardı varlık yönetimi için giriş ve gereksinimleri sağlar. Varlık temelli bütünsel yaklaşımı ele alarak önleyici faaliyetler, toplam verimli bakım, varlıkların yaşam süresi yönetimi, varlıkların katma değerini artırma, maliyet/performans optimizasyonu gibi başlıklar üzerinde çalışılır ve değer katacak değişimlere açık bir şekilde sistemi güncel tutarak sürekli iyileştirme ve büyüme mantalitesi ile hedefe varılması amaçlanır.

ISO 55000 ailesi, Varlık Yönetimi için ilk Uluslararası Standartlar grubudur ve şunları içerir:

ISO 55000, bir işletmenin misyonunu, değerlerini, hedeflerini, iş politikalarını ve müşteri gereksinimlerini içeren uzun vadeli bir plan geliştirmek için gereken kritik genel bakış, kavramlar ve terminolojiyi sağlar.

ISO 55001, bir varlık yönetim sisteminin kurulması, uygulanması, bakımı ve iyileştirilmesi için gereksinimleri belirler.

ISO 55002, böyle bir sistemin ISO 55001 gereksinimlerine uygun olarak uygulanması için yorumlama ve rehberlik sunar.

ISO 55000 standart ailesi, diğer büyük yönetim sistemlerine uyum sağlamak için uygundur ve uyumludur. Bunlar arasında kalite yönetimi için ISO 9001, çevre yönetimi için ISO 14001, iş sağlığı ve güvenliği için OHSAS 18000 ve risk yönetimi için ISO 31000 bulunmaktadır. ISO 55000 ailesi, tüm yönetim sistemleri için tutarlı bir temel sağlayan ve daha iyi entegrasyon ve koordineli izleme, denetim ve sertifikasyon sağlayan standarttır.

Standardın Gelişim Tarihi

2002-2004 yıllarında İngiliz Standartları Enstitüsü (British Standards Institution – BSI) ile birlikte Varlık Yönetimi Enstitüsü ( Institute of Asset Management  – IAM) , fiziksel varlıkların optimize yönetimi için halka açık ilk spesifikasyon olan PAS 55’i geliştirdi. Bu, dünya çapında kamu hizmetleri, ulaşım, madencilik, proses ve imalat endüstrilerinde yaygın olarak benimsenen uluslararası en çok satan ürün haline geldi. 2008 güncellemesi ise (PAS 55: 2008) 10 ülkede 15 sanayi sektöründen 50 kuruluş tarafından geliştirilmiştir.

Standardın ilk lansmanı ise Haziran 2010’da Londra’da bir ön toplantı sonrasında gerçekleşti. Ardından, PC251 komitesinin dört resmi toplantısı Melbourne (Avustralya), Arlington (ABD), Pretoria (Güney Afrika) ve Prag’da (Çek Cumhuriyeti) gerçekleşti. Özetle, proje standartların 10 Ocak 2014 tarihinde yayınlanmasına kadar devam etti.

Varlık Yönetimi Nedir?

“Varlık Yönetimi, ISO 55000 tarafından “Bir kuruluşun varlıklardan değer tahakkuk ettirmesi için giriştiği koordineli faaliyetler” olarak tanımlanmaktadır.” http://www.icasservice.com/tr/iso-55001-varlik-yonetim-sistemi-126

Aslında bu tanıma bakıldığında her firma ve kuruluş kendi çapında bir varlık yönetimi sürdürmektedir. Ancak işletmenin ana hedefine varmak üzere varlık temelli bütünsel yaklaşımı ele alarak bu sistemi kurmak ve yönetmek bu alanda bilgi ve beceri gerektirmektedir.

Her sektörün kendine özgü emtiaları, ekonomik kıymet ifade eden ve parayla ifade edilmesi mümkün olan kıymetli materyalleri(menkulleri), taşınması mümkün olmayan  gayrimenkulleri, yönetmek durumunda oldukları hisse senedi, devlet tahvilleri, özel kesim tahvilleri ve poliçe gibi parasal araçları, marka değeri, fikri mülkiyet hakları, patentler gibi soyut niteliği olan varlıkları vardır. Büyüyen ekonomi içerisindeki teknolojik gelişmeler, başa çıkılması gerekli olan öngörülmeyen durumlar, mücbir durumlar, müşteri siparişi ile başlayan ve tekrar müşteriye doğru akan tedarik zinciri yönetimi gibi etkenler tüm bu değerleri daha verimli kullanmayı gerektirmektedir.

Bütünleşik çalışma prensibi ile tüm bu iç içe olan varlıklardan azami değer alabilmek için verimli ve etkin yönetime ihtiyaç duyulur. Varlık yönetiminin ilk uygulandığı ülkeler İngiltere, Amerika, Avustralya’dır. Uygulanması neticesinde gözle görülür çok önemli kazanımlar elde edilmiştir.

Varlıkların Envantere İşlenmesi

Bu sistemi kurum bünyenize oturtmaya karar verdiğinizde öncelikle varlıklarınızı tanımlama ile işe başlarsınız. Varlıkların Envantere işlenmesinde ilk olarak, soyut mu somut mu olduğu ve ilgili kategoriye işlenmesi, toplam beklenen performanstaki ömrü, raf ömrü, kullanım durumu, kalan ömrü, amortisman hesapları, eğer varlık işleyen bir ekipman ise toplam verimli bakım planları; öte yandan varlık bir marka patent değeri gibi soyut bir varlık ise takibi, güncellemeleri, varlıkların işletme için önem derecelendirmesi, varlığın parasal değeri, işletme için oluşturabileceği riskleri ifade eden risk analizleri, varlık elektrik üreten bir santral ise santralin her bir bileşeninin izlenmesi ve takibi gibi bir çok kriter kontrol ve değerlendirmeyle varlığın tanımının yapılması gerekmektedir.

Varlık Yönetim Sisteminin Sağlayabileceği Faydalar

Faydalar ile ilgili aşağıdaki şemaya genel bir taslak oluşturması açısından göz atmakta fayda var.
Kaynak: BSI Brochure ISO 55001

  1. Yönetim

Stratejik planlama kararı ile iyi donatılmış geniş kapsamlı risk ve performans yönetimi daha iyi kalitedeki varlık yönetim bilgisine erişimi sağlar. Etkin Varlık Yönetim sistemi varlıklardan ömrü boyunca en yüksek verim elde ederken, tüm yatırım ve işletme maliyetlerini en düşük seviyeye çekme mekanizmasıdır. Varlık yönetim sistemi kuruluşun organizasyon yapısı, boyutu, faaliyet alanı ve içerisinde bulunduğu ortam gibi etkenler değerlendirilerek özel olarak tasarlanmalıdır.

Varlıklardan değer elde etmek için aşağıdaki faaliyetler olmazsa olmazdır:

  • Mevcut varlıkları tanımlamak için bilgi toplama
  • Varlık bilgileri ile tüm varlıkları sistematik bir değerlendirme sürecinden geçirme
  • Varlıkların yaşam döngüsü ile ilgili değerlendirmeler
  • Kuruluşu etkileyebilecek değişiklikleri yönetme
  • Risk ve fırsatları sürekli kontrol edip güncelleme

Kaynak: ISO55001 Varlıktan Değere, Varlık Yönetim Sistemi ICAS

  1. Kurumsal İtibar

Varlıkların güvence altına alınmasıyla müşteri ve partnerlerin memnuniyetinin artırılması beklenilir. Müşteri memnuniyeti ile artan itibar kazancı elde edilir.

  1. Satış & Pazarlama ve Globale açılma anahtarı

Sistemin bir parçası olarak veri yakalama ve analizini desteklemek için oluşturulan araçlar, işletme bilgisini ve bilinçli karar almayı geliştirecektir. Dolayısıyla kurumun iş akışında atılmış olan her bir adım kurum yönetimin belirlediği amaca ulaşmak için yapılan bir hamle olacak, bu da her departmanda olduğu gibi Satış ve Pazarlama departmanında eskiye nazaran gözle görülür, ölçülebilir olumlu sonuçları ortaya koyacaktır. Bunun yanında uluslararası kabul görmüş bir Varlık yönetim sistemi edinildiği için firmanın uluslararası ticari büyümesini doğrudan desteklemiş olacaktır.

  1. İnsan Kaynakları

İşletme genelinde varlıkların değeri ve önemi varlık yönetimi hedeflerine ulaşabilmek adına daha iyi bir çalışan motivasyonuna ulaşmak için anlatılır.

İK uzmanları varlık yönetimi ile ilgili beceri ve yetkinlikleri artırmak ve ortak dil, yönetim kültürü ve hedefleri geliştirmek için ortak bir çerçeve içinde çalışırlar.

  1. Finansal Performans, Operasyonlar & Tesisler

Sağlam risk yönetimi ile çevresel ve sosyal etkilerin en aza indirilmesi ve kısa ve uzun vadeli harcama yönetimi ile sürdürebilirliğin artırılması beklenilir.

Planlama aşamasında, kuruluşun kısa ve uzun vadeli hedefleri ile ilgili varlığın yaşam ömrü boyunca ortaya çıkaracağı toplam değer analiz edilerek en doğru varlıklar seçilir. Uygulamadan gelen veriler ve tecrübeler ile planlamadaki öngörülerin beraber değerlendirilmesi neticesinde değer odaklı en iyi uygulamalar geliştirilerek mali performansın iyileştirilmesi, bütçe hedeflerinin tutturulması, bakım onarım giderlerinin minimize edilmesi, optimum işletme maliyetinin yakalanması, varlık ömründe maksimum değer sağlanması söz konusudur. Kaynak: ISO55001 Varlıktan Değere, Varlık Yönetim Sistemi ICAS

Varlıklardan daha iyi getiri sağlayarak daha gelişmiş bir finansal performans elde edilir. Unutmamak gerekir ki elde edilecek fayda, varlık yönetim sisteminin olgunluğu ile orantılıdır. Sistemin oturması, işletmenin elinde olan varlığını iyi tanıması ile varlıkların değer merkezli yönetilmesi sonucu karar almada ana değişken olan mevcut piyasa şartları doğrultusunda bilinçli yatırım kararları alınır, risklerin profesyonel yönetimi ve mali performansta iyileşmeler sağlanır.

Varlık Yönetim Sisteminin işletmelere sağladığı faydaları ve tedarik zinciri yönetimi ile ilişkisini diğer sayılarda değerlendirmek üzere, keyifli okumalar dilerim…

Turquality’e Girmek için Yeni Ürün Geliştirme Sürecinde Yapılması Gerekenler


Turquality Programı Hazırlık ve Kurumsal Dönüşüm aşamasında Yeni Ürün Geliştirme / İnovasyon süreçlerine ilişkin Turquality’ye hazırlanan şirketlere yararlı olacak bazı bilgileri okurlarımızla aşağıda paylaşmak isterim:

Turquality Programı’na dahil olmak isteyen markaların; Yeni Ürün Geliştirme ve Ar-Ge sürecinde uçtan uca tüm prosedür ve süreçlerinin dokümante edilmiş olması ve uygulanan süreç tanımlarının bulunması beklenmektedir. Yeni Ürün Geliştirme / İnovasyon için başlıca prosedürleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Ürün ve Portföy Stratejisi
  • Ürün Yönetimi ve Portföy Analizi
  • Fikir Yönetimi
  • Proje Yönetimi

Bunların sadece doküman üzerinde kalması değil firma içerisinde sistematik olarak işler bir yapıda olması beklenmektedir. Örnek vermek gerekirse Ürün ve Portföy Stratejisi dokümanı oluşturulurken başlıca analizlerin yapılarak oluşturulmuş olması gerekmektedir. Bu analizlerden bazıları şunlardır:

  • Ürün Ciro ve Karlılık Analizleri
  • Teknoloji ve Trend Analizleri
  • Yetkinlik Analizleri
  • Müşteri Analizi
  • Rakip Analizi
  • Hedef Pazar Analizi
Turquality kapsamına girmek isteyen marka ve şirketlerin ürün ve portföy stratejisi dokümanında bulunması istenen başlıkların bazıları  aşağıdaki gibidir:
·         Strateji, mevcut yeni ürün geliştirme yetkinlikleri dikkate alınarak geliştirilmiştir.
·         Strateji, ürünlere/teknolojiye ilişkin yol haritasını içermektedir.
·         Stratejiürünlerin yaşam eğrilerinin yönetimine ilişkin stratejileri içermektedir.
·         Strateji, ürünlerle birlikte, ürün portföyünün yönetimine ilişkin stratejileri de içermektedir.
·        Strateji, ürünlerin kurum stratejisini nasıl destekleyeceğini net bir şekilde içermektedir.

Ürün yönetimi ve portföy analizinde ise:

  • Ürünü Portföyden Çıkarma
  • Ürünü Modifiye Etme
  • Alternatif Ürün Sunumu

kararlarının hangi durumlarda ve hangi kriterler ile verileceği tanımlanmalıdır.

Turquality Programı‘na dahil olmak isteyen markaların; Yeni ürün geliştirme ve Ar-Ge sürecinde aşağıdaki sadece bazılarına değinilmiş tanımlanmış, dokümante edilmiş ve uygulanan süreç tanımlarının bulunması gerekmektedir:

Yeni ürün  fikirleri, şirket stratejileri ve yetkinlikleri gibi birçok kriter göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Fikirden projeye geçmesi onaylanan yeni ürün geliştirme fikirleri için ayrıntılı fizibilite etüdü çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Fizibilite etüdü çalışmasıyla:

  • Ürün Tanımı
  • Birim Ürün Maliyeti
  • Yatırım Maliyeti
  • Hedef Fiyat Aralığı
  • Satış Tahmini
  • Proje Planı ortaya konulmalıdır.

Yeni hizmet/ürün geliştirme sürecinde yeni fikirlerin elenme kriterlerinde olması önerilen bazı örnekler aşağıda yer almaktadır. Markalar ve Turquality’ye dahil olmak isteyen kuruluşlar kendi sektör özelliklerine göre de ekleme  yapabilirler.

Ayrıca yeni ürün fikirlerinin onaylanması sürecinde aşağıdaki verilen  çıktıların oluşmuş olması olumlu etki yaratacaktır:

  • Ürün tanımı
  • Hedef fiyat aralığı
  • Satış tahmini
  • Proje planı

Yeni ürün geliştirme sürecine ilişkin performans değerlendirme sürecinde aşağıda örnekleri verilen KPI’ların varlığı sorgulanmaktadır:

·         Önerilen yeni ürün fikir adedi
·         Tasarlanan ürün adedi
·         Yaratıcılığa ilişkin performans ölçütü
·         Geliştirilen ürünlerin satışa dönüş oranı
·         Proje bütçesine uyum
·         Ürün geliştirme ekibinde kaynak kullanım oranı
·        Ürün geliştirme ekibi personel devir oranı

Ayrıca Turquality denetiminin bir departman denetiminden ziyade süreç denetimi olmasından dolayı tüm bu süreçlerin performans takibi yapılmalıdır. Performans takibinde yeni Ar-Ge proje sayısı, proje bütçesine uyum gibi performans göstergelerinin yanı sıra yeni üründen gelen ciro miktarı, katma değerli ürün karlılıkları gibi göstergeler de takip edilmelidir.

Albert Einstein’ın meşhur sözünü tekrar hatırlatmak gerekirse; “Hiçbir sorun yaratıldığı düzlemde çözülemez. Sorunların çözümünü görebilmek farklı bir düzlemden bakmayı gerektirir”. Bu nedenle Yeni Ürün Geliştirme / İnovasyon süreçlerinizi daha farklı bir perspektiften bakarak sürekli iyileştirmek, başarılarınıza hizmet edecek en önemli faktörlerden biri olacaktır.

Covid-19 Pandemisinin Mücbir Sebep Olarak Kamu İhalelerine Etkisi

Bilindiği üzere Dünya Sağlık Örgütü tarafından Çin Halk Cumhuriyetin’in Wuhan eyaletinde başlayıp bütün Dünyaya yayılan Corona virüsünün oluşturduğu hastalık nedeniyle 30 Ocak 2020 tarihinde, “Uluslararası Düzeyde Halk Sağlığı Acil Durumu (Public Health Emergency of International Concern)” ilan edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, 11 Şubat 2020 tarihinde de yeni Corona virüsü hastalığını “COVID-19” olarak isimlendirmiş, 11 Mart 2020’de ise COVID-19’u pandemik bir hastalık olarak ilan etmiştir.

Bütün bu yaşananlar Dünya’da ekonomik ve sosyal hayatı oldukça derinden etkilemiş ve birçok sektörde işlerin tamamen veya çok büyük ölçüde durmasına yol açmıştır. Özellikle tedarik yönetimi en çok etkilenen alanların başında gelmektedir. Ülkemizde tedarik yönetimindeki bu aksaklıkların kamu sektörüne yansıması da önemli bir sorun alanı olarak ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere Türkiye kamu sektöründe tedarik yönetimi, istisnalar dışında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre yapılmakta ve sözleşme imzalanması gereken işler ise 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na göre yürütülmektedir.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun “Mücbir Sebep” başlıklı 10 uncu maddesinde;

“Mücbir sebep olarak kabul edilebilecek haller aşağıda belirtilmiştir:

  1. a) Doğal afetler.
  2. b) Kanuni grev.
  3. c) Genel salgın hastalık.
  4. d) Kısmî veya genel seferberlik ilânı.
  5. e) Gerektiğinde Kurum tarafından belirlenecek benzeri diğer haller.

 Süre uzatımı verilmesi, sözleşmenin feshi gibi durumlar da dâhil olmak üzere, idare tarafından yukarıda belirtilen hallerin mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için; yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olması, taahhüdün yerine getirilmesine engel nitelikte olması, yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemiş bulunması, mücbir sebebin meydana geldiği tarihi izleyen yirmi gün içinde yüklenicinin idareye yazılı olarak bildirimde bulunması ve yetkili merciler tarafından belgelendirilmesi zorunludur.” hükmü yer almaktadır. Konuya ilişkin olarak Kamu İhale Genel Tebliği’nde gerekli açıklamalar yer almaktadır.

Mücbir sebep olduğu kabul edilen olaylar, sözleşmenin ifasını sürekli ya da geçici olarak imkânsız kılan durumlardır. Bir başka ifadeyle 4735 sayılı Kanun’da düzenlenen haliyle mücbir sebepler, yüklenicinin sözleşme konusu işi sözleşmede belirtilen şartlarda yapmasını engelleyen durumlardır. Maddede sayılan hallerin taahhüdün ifasını engellemesi durumunda yüklenici tarafından süresi içerisinde idareye mücbir sebep başvurusunda bulunulması gerekmektedir. Mücbir sebep durumlarında sözleşmenin feshi ya da süre uzatımı verilebilmektedir.

4735 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi kapsamında Kamu İhale Kurumuna verilen görev, (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan mücbir sebep halleri dışında kalan bir durumun (e) bendi çerçevesinde mücbir sebep olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda belirleme yapmaktan ibarettir. Anılan Kanun hükmünün birinci fıkrasının (c) bendinde “genel salgın hastalık” halinin mücbir sebep olarak kabul edilebileceği belirlenmiştir. Bu çerçevede, 4735 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde sayılan hallerin varlığı halinde “…idare tarafından yukarıda belirtilen hallerin mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için;” ifadesinden hareketle mücbir sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirme ve takdirinin ilgili kamu idaresine ait olduğu anlaşılmaktadır.

Kamu idareleri tarafından yapılacak değerlendirmede, anılan Kanun hükmünün ikinci fıkrası gereğince, yüklenici dilekçesi ile mücbir sebep olarak kabul edilmesi talep edilen durumun; yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olması, taahhüdün yerine getirilmesine engel nitelikte olması, yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemiş bulunması, mücbir sebebin meydana geldiği tarihi izleyen yirmi gün içinde yüklenicinin idareye yazılı olarak bildirimde bulunması ve yetkili merciler tarafından belgelendirilmesi koşullarının sağlanıp sağlanmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, mücbir sebebin devam ettiği süre içerisinde yapılan başvurular da, yirmi gün öncesinden geçerli olmak üzere dikkate alınabilecektir.

Bununla birlikte, mücbir sebebin varlığına dayanılarak yükleniciye bir takım haklar tanınabilmesi için; salgın hastalık ile sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilememesi hali arasında uygun illiyet bağı bulunması ile ihaleye konu edimin, sözleşmenin uygulanmasını imkânsız hale getirecek şekilde yurtiçi ve yurtdışı alternatif temin yollarının bulunmadığının, özetle ihaleye konu edimin ifasının yerine getirilmesinin hukuken ve/veya fiilen mümkün olmadığının idarece tespit edilmesi gerekmektedir.

Yukarıda özetlendiği şekilde; 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri kanununa göre yürütülmesi gereken işlerde genel anlamda salgın hastalıklar nedeniyle mücbir sebep oluşabileceği ilgili mevzuatta düzenlenmiştir.

Fakat Covid-19 pandemisi nedeniyle oluşan/oluşacak mücbir sebeplerin bütün kamuoyunu, bütün sektörleri ilgilendirmesi ve konunun önemi ile kapsamının genişliği dolayısıyla 02.04.2020 tarihli Resmi Gazete’de “Covid-19 Salgının Kamu İhale Sözleşmelerine Etkisi ile İlgili 2020/5 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi” yayımlanmıştır.

Söz konusu 2020/5 nolu genelge ile;

“COVID-19 salgınının önlenmesi ve etkilerinin azaltılması amacıyla ülkemizde ve dünya genelinde sosyal ve ekonomik hayata ilişkin bazı tedbirler alınması gerektiği,

Bu kapsamda 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu (istisnaları dahil) ile bu Kanundan istisna edilen düzenlemeler kapsamında gerçekleştirilen ihaleler sonucunda imzalanan sözleşmelerde, COVID-19 salgını nedeniyle sözleşme konusu işin yerine getirilmesinin geçici veya sürekli olarak, kısmen veya tamamen imkânsız hale geldiğine ilişkin başvuruların, yükleniciler tarafından bu durumun belgelendirilmesi suretiyle sözleşmenin tarafı olan idareye yapılacağı,

İdarelerce bu başvuruların; 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 10 uncu maddesi ve diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde inceleneceği ve karar alınmadan önce idarelerce Hazine ve Maliye Bakanlığının değerlendirmesinin alınacağı,

İdarelerce yapılan değerlendirme sonucunda; ortaya çıkan durumun yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olması, yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine engel nitelikte olması ve yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemesi şartlarının birlikte gerçekleştiğinin tespit edilmesi üzerine süre uzatımı verilmesine veya sözleşmenin feshine karar verilebileceği.” 

Düzenlenmiştir.

2020/5 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 4735 sayılı Kanun ve ikincil mevzuat birlikte ele alındığında, Genelge’de söz konusu düzenlemelerden farklı olarak, salgın hastalığa bağlı başvurularda idarelere; Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görüş alınması, zorunluluğu getirilmiştir. Dolayısıyla, idareler tarafından yapılan başvurular üzerine Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görüşüne başvurulması ve bu görüş alındıktan sonra karar verilmesi gerekmektedir.

Genelge’de ayrıca, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun istisnaları kapsamında yapılan sözleşmelerde de salgın hastalık durumunun mücbir sebep hali olarak kabul edilebileceği düzenlenmiştir.

4735 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinde, mücbir sebep başvurularında mücbir sebep halinin yetkili merciler tarafından belgelendirilmesi şartı bulunmaktadır. Genelge incelendiğinde ise salgının sözleşmenin ifasına engel oluşturduğu hususunun yüklenici tarafından belgelendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, Covid-19 salgının devam eden sözleşmeleri ne şekilde etkilediği hususunun belgelendirileceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Uygulamada bazı idareler tarafından Covid-19 salgınının belgelendirilmesinin istenildiği belirtilmektedir. Covid-19 salgını Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Dolayısıyla bu durumun (Covid-19 pandemisi) Türkiye’de kanuni düzenlemeler ile başta Cumhurbaşkanlığı’nın bahse konu Genelgesi olmak üzere Sağlık Bakanlığı’nın ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların birçok genelge ve diğer düzenleyici işlemlerine konu edildiğinden, belgelendirilmesine ihtiyaç bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, yükleniciler tarafından, Covid-19 salgını ile sözleşmenin ifası arasında illiyet bağı kurularak, bu salgının sözleşmenin ifasını ne şekilde engellediğinin belgelendirilmesi gerekmektedir. Yüklenici tarafından yapılan başvuru sonucunda, sözleşmenin niteliğine göre bu durumun geçici bir ifa engeli oluşturması halinde süre uzatımı verilebileceği gibi, kesin bir ifa engeli oluşturması durumunda ise sözleşmenin sona erdirilmesine karar verilebilir. Ayrıca, geçici veya sürekli engel sözleşmenin sadece bir kısmını etkilemesi halinde sadece bu kısmı için işlem tesis edilmesi gerekmektedir.

Son olarak, belirtmekte gerekir ki, söz konusu salgın her ne kadar geçici veya kesin bir ifa engeli oluşturmasa da, sözleşmenin imzalandığı anda var olan şartların yüklenici aleyhine bozulmasının sonucu doğurabilir. Bu durumunun da idarelerce anlayışla karşılanması ve kabul edilmesi gerekir.

EGİAD Ekonomiyi Masaya Yatırdı

city square
The city square in the evening

Ege Genç İş İnsanları Derneği EGİAD, Covid19 salgınının ekonomiye etkilerini tartışmak ve değerlendirmek üzere “Salgınla Mücadelede Makro Ekonomik Görünüm” konulu bir web semineri düzenledi. EGİAD üyelerine yönelik olarak Genel Sekreter Prof. Dr. Fatih Dalkılıç’ın moderatörlüğünde gerçekleşen seminere TÜSİAD Baş Ekonomisti Zümrüt İmamoğlu konuşmacı olarak katıldı. TÜSİAD Baş Ekonomisti Zümrüt İmamoğlu’nun ayrıntılı bir sunumuna yer verilen seminerin açılışını EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Aslan yaptı. Aslan, yeni büyüme tahminlerinin salgının kontrol altına alınacağı varsayımıyla yüzde 0-2 bandında seyretmesini beklediklerini kaydederek, ekonomiyi korumanın sağlığı korumakla eşdeğer olduğunu ifade etti. Covid-19 kaynaklı ekonomik yavaşlamanın, bütün sektörleri aynı şekilde etkilemediğini belirten Aslan, “Bazı sektörler ciddi şekilde yavaşlayıp kayba uğrarken bazı sektörlerde artış gözlenmektedir. Örneğin, hava ve kara ulaşımı, eğlence ve otelcilik gibi turizme dayalı birçok sektör ciddi hasar görürken, temizlik maddeleri, maske yapımı, online alışveriş, uzaktan eğitim sistemleri gibi sektörlerde artış görülmektedir. Bu değişmeler, ithalat ve ihracata da benzer şekilde yansıyacaktır. Toplamda ekonomik faaliyetlerde ciddi bir yavaşlama söz konusu olduğu için genel olarak net bir makroekonomik kayıp yaşanacaktır” dedi.

Dünya Eşi Benzeri Görülmemiş Derinlikte Bir Ekonomik Krizle Yüz Yüze

Covid-19’dan sağlığımızı olduğu kadar ekonomiyi de korumanın yolları olması gerektiğini vurgulayan EGİAD Başkanı Mustafa Aslan, “Toplumsal refah maksimizasyonu için sağlık ve ekonomi birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Salgının tıbbi boyutları kadar dünya ekonomileri üzerinde oluşturduğu riskler, bugünlerin en çok konuşulan gündem maddelerinden biridir. Salgın nedeniyle üretim faaliyetleri dünya genelinde ciddi yavaşlama göstermiş, birçok sektör ağır hasar almış durumdadır. Global düzeyde olduğu gibi Türkiye ekonomisi de salgından olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Türkiye ve dünya, hem ölümlere yol açan bir salgınla hem de milyarlarca insanın refahını olumsuz etkileyecek eşi benzeri görülmemiş derinlikte bir ekonomik krizle yüz yüzedir. Bu yüzden, salgının kontrolü için alınacak tıp ve halk sağlığı tedbirleri kadar, bu tedbirlerin ekonomik etkilerinin de dikkate alınması gerekmektedir” dedi.

Türkiye Ekonomisi Daralma Yaşama Riski İle Karşı Karşıya

Ekonomideki toplam üretimin başlıca; hizmetler, sanayi, inşaat ve tarım sektörlerinde gerçekleşmekte olduğunu ifade eden Aslan, “Salgın, şirketlerde gelir kaybına ve borç geri ödeme sıkıntılarına yol açarken, azalan ihracat ve turizm gibi gelir kalemleri dengeli büyüme hedefini sekteye uğratıp cari açığın artmasına ve kur üzerinde baskıya neden olabilecektir. Küresel piyasalarda yaşanan likidite sıkışıklığı da kur üzerinde baskı yaratacak bir diğer etken olarak karşımıza çıkacaktır. Bu durum da döviz cinsinden yükümlülüklerin yerine getirilmesinde zorluklar doğuracaktır. Özel sektörün devlet bankalarının garantörlüğü ile büyük yatırımların finansmanında kullandığı dış borcun geri ödemeleri de bu anlamda risk altında görülmektedir. Türkiye ekonomisi söz konusu olası etkiler altında kısa süreli bir ekonomik daralma yaşama riski ile karşı karşıya kalabilecektir” dedi.

Türkiye Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Baş Ekonomisti Dr. Zümrüt İmamoğlu ise, Türkiye’de ve diğer ülkelerde virüs salgınına dair istatistiklerle başladığı sunumunda, mevcut ulusal ve küresel ekonomik durum ile açıklanan destek paketlerine dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin pandemi sürecini iyi yönettiğini belirten İmamoğlu, “Türkiye kartlarını iyi oynamalı. Türkiye’nin şu anda elinde sağlık sisteminden ötürü iyi bir hikâye var. Yeni dalgalar gelse bile diğer ülkelere göre üstesinden gelebileceği daha iyi bir sağlık sistemi ve tedarik zinciri bulunmakta. Bu bir fırsattır. Çünkü şu anda tüm dünya ülkelerinin gündeminde sağlık sistemi var. Bu yeni fırsatları iyi görüp, Avrupa’nın Türkiye’ye bakış açısını yumuşatabiliriz. Bu fırsatı iyi kullanabiliriz” dedi. İmamoğlu, toplantının son bölümünde ise katılımcıların sorularını da yanıtladı.