Müşteri İle Dost Olabilir Miyiz?

Pazarlamanın zaman içerisinde değişiminde en önemli etmen “müşterinin yeri” olmuştur. 1900’lerin başında karşılanamayan talepten dolayı üretim odaklı anlayışla “en fazla ürün nasıl üretirim” sorusuna cevap aranan anlayış yerini, arzın talebin üzerine çıkmaya başladığı 1900’lerin ikinci yarısından itibaren “satış yeteneklerimi nasıl geliştiririm” sorusuna cevap aramaya bırakmıştır. 1900’lerin son çeyreğinde ise; zorlayıcı satış tekniklerinin geçerli olmadığı görülmüş ve müşterinin istek ve ihtiyaçları ön plana çıkarılarak modern pazarlama anlayışına geçilmiştir.

Modern pazarlama anlayışı müşteri odaklı anlayıştır. Müşteri artık yatırım fikrinden satış sonrasına kadar tüm süreçte yer edinmiştir. Bu aşamanın en önemli değişimi pazarlama arsştırmalarının önemini arttırmasıdır. Başarının anahtarı müşteri ile iyi ilişkiler geliştirmektir, bunu sağlamanın yolu ise onları anlamaktan geçmektedir, bu yüzden düzenli pazarlama araştırmaları yapılması gerekmektedir.

Bu süreç müşteri ilişkileri yönetimi kavramını gündeme getirmiştir. Artık düzenli olarak müşteri bilgisi toplanmaktadır.

Peki, bilgileri toplamak sizce yeterli midir? Sizce analiz edilmeyen bilginin, kullanılabilir hale getirilmeyen verinin işletmelere herhangi bir faydası var mıdır?

Zaman içindeki bu değişim müşteri ile ilişki kurmanın ötesine gitmeye başlamıştır, müşterisi ile samimiyet kuran, onlara dost olan işletmelerin başarılı olabileceği dönemi yaşamaya başladık. Peki, müşteri ile samimiyeti nasıl kuracağız?

Operasyonel Mükemmeliyetle Kazanan Şirketler

Operasyonel olabilmek…

Operasyonel, işlevsel ve hareketli demektir… Bir yönetici olarak biz; şirketin mevcut kaynaklarını en iyi biçimde kullanarak personeli işletme amaçlarını gerçekleştirmek için işlevsel ve hareketli olarak çalışmalıyız… Etkin ve verimli olarak… Etkin, doğru işi yaparak… Verimli, işi doğru yaparak… Ve hem doğru işi yaparak ve hem de işi doğru yaparak işlevsel ve hareketli olarak… Bunun içinde tüm operasyonel kararları da en iyi şekilde yaparak yönetmek zorundayız. Unutmamalıyız ki işimiz; insanı yönetme sanatı ve bilimi… Yani; insanı ikna ederek onunla etkin ve verimli çalışabilmek… Ve onun çalışmalarını ve davranışlarını şirketin amaçlarına uygun olarak yönetebilmek işi…

Bunun içinde operasyonel olarak taktikleri uygulamak ve stratejik hedeflere ulaşmak… Dünyanın en zor işi olan yöneticilik sanatının sanatçısı ancak operasyonel süreçleri yaşayarak çok değerli tecrübelerle doğru stratejik kararları uygulayan kişilerden çıkıyor…! Yöneticilik, yönetim işini başarılı bir şekilde yapmak… Bu da büyük ölçüde, operasyonel süreçlerde yaşanan tecrübeyle kazanan doğru kararlar almaya bağlı…

Müşterinin beklentileri ne?

Bu sorunun tartışmaz cevabı; satın aldığı ürün ve hizmetlerde “Operasyonel Mükemmeliyet”  Operasyonel mükemmeliyet; işletmelerde doğru işlem uygulamalarıyla başarılı süreç kültürünün yaratılması…  Başarı için de, operasyonel mükemmeliyetin sürdürülebilirliğinin sağlanması… Operasyonel mükemmeliyet için; “Müşterinin sesini dinlemek”… “Sürecin sesini dinlemek…” Ve müşterinin sesine göre sürecin sesini etkin verimli tasarlayıp, organizasyonda uygulamak ve yönetmek… Sürecin sesini dinlemek operasyonel mükemmeliyetin en basit ve açık ifadesi… Operasyonel mükemmeliyet için kullanılan araçları arasında; Kaizen, Kanban, 5S, SMED, Görsel Fabrika ve DMAIC sayılabilir… Operasyonel mükemmeliyet yöntemleri; Toplam Kalite Yönetimi, Yalın üretim, Yalın Yönetim, Altı Sigma, Toplam Verimli Bakım yer almaktadır…

Operasyonel mükemmeliyet: başarılı olmak isteyen işletmeler elindeki kozlardan en önemlisi…! Operasyonel mükemmeliyet, müşteri tatmin düzeyini artırarak ve bunu sürdürerek müşterinin ne istediğini/istemesi gerektiğini bilerek pazarlama stratejilerine uyarlama ve uygulama… Operasyonel mükemmeliyet için bizim büyük çaba ve emekle ürettiğimiz/pazara sunduğumuz ürünler/hizmetler hakkında müşteri (müşterinin sesi); Ne düşünüyor…? (düşünce), … Ne hissediyor…? (duygu), Ne söylüyor…? (söylem),  Ne yapıyor…? (davranış)… Bu konuda (sürecin sesi) operasyonel açıklıklar/eksiklikler var mı…? operasyonel süreçlerle ilgili açıklıklar neler…? Ve bu açıklıkları çok iyi yöneterek işlem ve süreç kalitesiyle birlikte ulaşılan Operasyonel mükemmeliyet…. Müşterinin ve sürecin sesini dinleyerek büyük veriyle Amazon Şirketi operasyonel veriyle doğru iş kararları alma ve müşteri memnuniyeti uygulamalarından önemli başarılar sağlamıştır…

Operasyonel mükemmeliyeti için ne yapmalıyız…?

Bu ve benzeri soruların en iyi cevabı, sürekli uygulamaya dayalı temel yetkinliklerle operasyonel mükemmeliyet sağlamaya bağlıdır… Operasyonel mükemmeliyeti için doğru işlem uygulamalarıyla başarılı süreç kültürünün yaratılarak sürdürülebilmesi ancak operasyonel süreçler bağlı kararlarla ilgili… Örneğin; bir perakendeci için günlük,  saatlik ve anlık olarak doğru operasyonel kararları almak; stok verisini anlık olarak izleyebilmek ve talepteki değişime göre işlemleri zamanında yapmaktan geçiyor… Özellikle AVM’lerde müşteri hareketleri izlenerek raf yönetimi, fiyat yönetimi ve kategori yönetimi düzenleniyor… AVM’lerde müşteri yoğunluğuna göre yeni kasaların satışa açılması işgücü verimliliğini ve müşteri memnuniyetini artırmakta ve promosyon dönemlerinde müşterilerce çok büyük ilgi gören ürünlerin sipariş miktarı ve mağaza içi düzenlemesiyle operasyonel olarak değiştirilebiliyor… Tedarik zincirinin bir parçası olarak başta operasyonel süreçler yalın ve çevreci olarak yönetilerek operasyonel mükemmeliyet sağlanıyor…  Örneğin; Mercedes tedarik zincirini kısaltarak modüler ve çevreci olan Smart otomobili üretmektedir. Smart; iç ve dış tasarımları basit, geri dönüşümü kolay, iki kişilik ekonomik ve malzeme tedarikinden üretim ile satışlara kadar olan süreçte sıfır atık ile üretilerek satılmaktadır…

Kurgusal olarak operasyonel mükemmellik süreçlerine baktığımız zaman; Dünyadan British Airways’in ve ülkemizden THY’nın başarısında operasyonel mükemmeliyetin etkisi açıkça görülüyor… Bu şirketlerde operasyonel mükemmeliyette; ayrıntılı iş, işlem ve süreç tanımı, takımı çalışması, süreç yeniliği, iş disipliniyle gelen kurallara sıkı sıkıya bağlılık ve standart süreçlere operasyonların mükemmel yönetimiyle sağlanan kalite ve hız, rekabet ve fiyat avantajları…  Operasyonel mükemmeliyet için öncelikle çalışma ortamının dengeli ve düzenli olması şarttır… Operasyonel mükemmeliyet için süreçlerin mutlaka kendi döngüsü içerisindeki hiyerarşik yapısına bağlı olarak işlemesi gerekir… Bunun için mutlak şart kurallara uyan itâatkar bir yapı, takıma ve süreçlere sadık davranışlar… Ve formal (resmi) bir organizasyon yapısı

Belki bu sonuncusu çoğumuz için belki de çok sıkıcı gelebilir ancak operasyonel mükemmeliyet böyle bir şey…! Operasyonel süreç başarısı için olmazsa olmaz olan kurallara sıkı sıkıya bağlı ve tavizsiz uygulayan bir takım ve saat gibi tıkır tıkır çalışan bir sistem… Örneğin; bir gıda şirketi olan Mc. Donald’s tüm operasyonel süreçlerinde hamburger üniversitesinde geliştirdiği standartları restoranlarında uygulayıp bir dünya markası olarak pazarda başarılı olması… Aslında tüm bu şirketlerin başarılı olması operasyonel mükemmeliyet başarısından başka bir şey değil…! Bir yönetici olarak biz; işletmede mevcut kaynakları en iyi biçimde kullanarak personeli şirket amaçlarını gerçekleştirmek için etkin ve verimli çalıştırmak zorundaysak bununla ilgili tüm operasyonel kararları da en iyi şekilde yönetmek zorundayız…  Başka bir şansımız da yok gibi…! Ne dersiniz… Sevgiyle ve sağlıcakla kalınız…

Tüsmod Genel Kurulu Gerçekleşti

Satınalma ve Tedarik Yönetimi Üst Meslek Örgütü hedefi ile yola çıkan TÜSMOD, ilk genel kurulunu, 12 Kasım 2019 tarihinde İstanbul Pullmann Kongre Merkezinde, Türkiye’nin önde gelen firmalarının üst düzey satınalma yöneticilerinin katıldığı toplantı ile gerçekleştirdi.

TÜSMOD başdanışmanları Prof.Dr. Murat Erdal, Hüseyin Çelik ve Emrihan Aydın ile birlikte mesleğe 25 yılın üzerinde değer katan, 7 duayenden oluşan Yüksek İstişare Kurulunun çalışmaları ile mesleğin geleceğinin de şekillendirildiği belirtildi.

Dernek başkanı Sn. Gürkan Hüryılmaz; TÜSMOD’un, satınalma ve tedarik yönetimi sektöründe üst kurum olarak, yurtiçindeki tüm yapılanmaları tek çatı altında toplamayı amaçladığını belirtti. Yurtdışı satınalma örgütleri ile temasların gerçekleştirilerek global anlamda bir yapıya ulaşıldığını dile getiren Hüryılmaz; “Eksiğimiz yok, fazlamız var” sloganı ile ihracat açığını, ihracat fazlasına dönüştürecek projelerin TÜSMOD karar gücü ile hayata geçirilmesinin önemini vurguladı.

TÜSMOD Emtia Fiyat Endeksi’nin piyasalar tarafından beklenen ve sektör tarafından referans veri olarak kabul edildiğinin altını da çizen Hüryılmaz; çok yakında duyurulacak olan mesleğin en prestijli sertifika programı ile akademik olarak mesleğe ilginin artacağına da vurgu yapıldı.

Prof.Dr. Murat Erdal önderliğindeki “Satınalma Dergisi” ve “BuyerNetwork” aracılığıyla meslektaşların kendilerini daha fazla ifade edebileceklerinin belirtildiği genel kurulda; bu sayede meslektaşların bilgi bekleyen değil, bilgi üreten hale geldiği ve meslek ile ilgili Türkçe kaynak bulma sorununun da çözüldüğünün üzeri çizildi.

Genel kurulun ardından gerçekleşen kokteyl ile yoğun iş temposunda bir araya gelemeyen satınalma direktörleri sohbet etme imkanı bularak; mesleğin hak ettiği yere gelmesi konusunda görüşlerini birbirlerine aktarma fırsatı buldu.

Mesleki temel ve etik ilkeleri, kurumsal yönetim ilkeleri, rekabet kanunu ve kişisel verilerin korunması kanuna tam uyumlu kurumsal yapısı ile dikkatleri çeken TÜSMOD; Türkiye’nin dört bir yanındaki bölge başkanları, ana sektör başkanları, ülke başkanları, komite başkanları, başdanışmanları, yüksek istişare ve yönetim kurulu ile 50 milyar doların üzerindeki satınalma karar gücü ile daha rekabetçi bir Türkiye için çalışıyor.

Dijital Dönüşümün Hayatımızı Nasıl Değiştireceğinin Farkında Mıyız?

Günümüz iş dünyasının en çok konuştuğu konuların başında dijitalleşme geliyor. Daha önce sadece bilgi teknoloji departmanlarının konusu olarak algılanan süreçler artık iş birimlerinin yönettiği ve kontrol ettiği işlere dönüştü. Dijital dönüşüm ile beraber sıklıkla duymaya başladığımız yapay zeka, öğrenen sistemler, robot prosesler artık iş hayatımızın önemli bir parçası haline geliyor.

Mobillitenin gelişmesiyle beraber herşey eskisinden çok daha hızlı ve basitlikte yapılabiliyor. Yemek sipariş etmekten, iletişime, müzik dinlemekten kitap okumaya kadar her türlü alışkanlığın şekil değiştirdiğini düşünürsek bu değişimin iş uygulamalarında olması sadece yeni neslin değil, hepimizin beklentisi haline geldi.

Peki bu değişimin içinde bugüne kadar kullandığımız teknolojilerin, yaptığımız yatırımların pozisyonu ne olacak?
Uyum sağlayıp bu gelişimin neresinde olacakları problemi Bilgi Teknolojilerinin temel konularından birisi haline geldi. Tek bir sistemin her ihtiyaca cevap vermesi gerçeklikten çok uzak. Bu da artık sistemlerin entegre olarak beraber, uyum içinde çalışmasını gerektiriyor.

Yeni iş yapma modelleri sadece teknolojik ürünleri değil, kullanıcıları da direk etkilemeye başlayacak. Bu değişimde kendimizi nasıl konumlandıracağımız olukça önemli.

Sizler kişisel olarak bu dijital dönüşümün neresindesiniz? Firmalarımız bu değişimin ne kadar farkında ve dijital karneleri nasıl?

Dijital dönüşüm ile nasıl başa çıkma planlarımızı yaptık mı?

Yıllık İzin Süresine Rastlayan Mazeret İzinleri Nasıl Kullanılır?

Yıllık izin süresine rastlayan evlenme, doğum, ölüm gibi sebeplerle verilen mazeret izinleri yıllık ücretli izin günlerinden sayılır mı?

4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 üncü maddesine göre, “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez”. Aynı Kanunun 56 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre de “İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez”.

4857 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesinde ise, “İşçiye; evlenmesi veya evlat edinmesi ya da ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde ise beş gün ücretli izin verilir. İşçilerin en az yüzde yetmiş oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler halinde, on güne kadar ücretli izin verilir” denilmektedir.

Bu madde hükmü kapsamında verilen ücretli mazeret izinleri olaya bağlı izinlerdir. Başka bir anlatımla mazerete dayanan olayın gerçekleşmesi halinde doğan izin türleridir. Dolayısıyla işçinin yıllık ücretli iznini kullandığı esnasında, evlenmesi veya ana, baba, kardeş, eş ya da çocuğunun ölümü halinde, üç günlük mazeret izin hakkı baki olup, yıllık ücretli izin günlerinden sayılmaz. Yani işçi yıllık iznini kullanırken başına böyle bir durum gelirse, olaya bağlı olan mazeret izinlerini talep ederek kullanabilir.  Yine yıllık ücretli iznini kullandığı sırada, işçinin eşinin doğum yapması hâlinde de beş gün ücretli izin hakkı vardır. Bu iznini talep ederek kullanabilir ve yıllık izin süresinden sayılmaz. Bununla birlikte mazeret izin hakkı Kanunda iş günü olarak değil, gün olarak düzenlendiği için hafta tatiline rastlayan günler izin süresinden sayılır. Mazeret izinleri doğum, ölüm ve evlenme olayının gerçekleşmesi halinde, derhal talep edilip kullanılması gereken izinlerdir. Olay gerçekleştikten günler sonra bu tür izinlerin talep edilmesi, maddenin düzenlenme amacıyla bağdaşmaz. Örneğin işçinin evlendikten 20 gün geçtikten sonra bu iznini talep etmesi doğru olmaz.

Sonuç itibariyle, yıllık ücretli izin günlerine rastlayan evlenme, ölüm, doğum, doğal afetler, seminer ve diğer sebeplerle, işçiye verilmesi gereken izinler, yıllık ücretli izin günlerinden sayılmaz.

 

Yükselen Trend: İhracat Lojistiğinde Konteyner Taşımacılığı ve Freight Forwarding

Ülkemizin 1980’lerden bu yana sürekli bir yükseliş trendi izleyen dış ticaret hacminde daima aslan payını alan ithalat, tahtını ihracata terk ederken, azalan cari açığımız, onyıllardır devam eden statünün artık değiştiğini mi ortaya koyuyor? Bilhassa 2018 Ağustosundaki döviz kur sıçramalarından sonra , ithalatın direkt ve endirekt tedbirlerle kısıtlanması, ithalat lojistiğin’de de radikal hacim düşmelerini kaçınılmaz kıldı. Her ne kadar ihracatımız ayını oranda artmasa da, bundan sonra parlayan yıldız, ihracat lojistiği olacak gibi.  Bunun içinde de en sürpriz potansiyel deniz yolu konteyner ihracat lojistiğinde olacaktır. Ülkemiizin yarım asırdır klasikleşen Avrupa’ya kara ihracatı, yaşlı kıta’nın gittikçe çaptan düşmesi ve kendini tekrar eden ve düşük oranlı da olsa yavaşlayan ekonomilerinin de etkisi ile, kaçınılmaz bir gerileme yaşayacaktır. Bu durum’da biraz daha zahmet gerektiren, ulaşımı daha zor ama daha bakir pazarlar ve popular ifade ile niş marketler gündeme gelecek ve bunlara ulaşım ve lojistik söz konusu olduğunda elbette deniz yolu konteyner ihracat servisleri daha çok aranır olacaktır. Lojistik okullarında eğitim gören gençlerimiz için bu konuda kendilerini geliştirebilecekleri en münbit mekanlar“ freight forwarder” firmalar, armatör ve gemi acenteleridir. Katma değerli , yeni ve benzersiz servisler üretebilen lojistik servis sağlayıcıları ön plana çıkacaktır.

Deniz aşırı marketlerde Afrika en potansiyel olarak ön plana çıkıyor. Her ne kadar kıta içlerine ulaşımda hala çok ciddi sıkıntılar da olsa ve para transfer ve ihracat bedeli/ navlun bedeli tahsilatlarında yüksek riskli olarak katagorize edilse de , Afrika konvansiyonel marketlere göre çok daha yüksek ticari ve navlun karları vadediyor. Özellikle Batı ve Orta Afrika ülkeleri , üretici ol(a)madıkları için nihai tüketim mallarını bitmek bilmeyen bir talep ve iştahla ithal ediyorlar. Global resesyon’dan en az etkilenen kıta , yatırımcı ve global tüccarlar için bir cazibe merkezi. Tekrar ülkemizin özeline dönersek, deniz aşırı ihracat lojistiği için yapılan ve yapılacak hiç bir yatırımın boşa gitmeyeceği kuvvetle muhtemel.

Dubai, Singapur, Malta, Hong Kong gibi şehir/devlet limanların başarılı bir şekilde yaptığı transit ticaret ve bunun yan ekonomilerinin nimetlerinden ülkemizin de yararlanması en büyük dileğimiz. Büyük armatör ve hat işletmecilerinin güvenli liman ve aktarma merkezine çevirebileceği ve “Hub “ olarak anılabilecek limanlarımız , gurur kaynağımız olacaktır. Dünya çapında bir numaralı ekonomi olmasına ramak kalan Çin’in bu gücünü üretim ve ihracat’dan alması ve diğer dev ekonomilerin tüm tacizlerine ve manipilasyonlarına ragmen ayakta kalabilmesi dikkate değer.

B2B Konferanslar Serisi #13

20 Kasım 2019 Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Konferansı & Ödül Töreni (Ücretsiz)

Şölen havasında geçen BuyerNetwork Konferanslarında yerinizi alın.
Konferans günü birbirinden değerli sunumları izleyin.
Konferans aralarında yöneticilerle sohbet etmenin keyfini çıkarın.
Şehirdışından gelen miasifirlerimiz için güzel bir gün planlaması.
Teraslarımızda Süleymaniye Camii ve Boğaz manzarasının keyfini çıkarın.
Konferans salonunun alt katında yer alan İran’lı heykeltraş Ahad Hüseyni ‘nin ödüllü heykelini görün. Öğle arasında Kapalı Çarşı, Şark Kahvesi, Bedesten ve Süleymaniye Camii (çevresinde lokantaları ile birlikte) sizleri bekliyor.
Kendinize zaman ayırın. Mesleki gelişimle birlikte güzel bir gün geçirin.
Katılım için www.BuyerNetwork.net/konferans
Konferansta görüşmek üzere,
Prof. Dr. Murat Erdal

Dinleyici Ödülleri

 

Dış Ticarette Kayıtdışılık

Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye yönelik yürütülen “Kayıt Dışı Ekonominin Azaltılması Kapsamında Denetim Kapasitesinin Güçlendirilmesi ve Kurumlar Arası Veri Paylaşımının Artırılması” konulu bir AB projesi Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın himayesinde gerçekleşirken, PWC firması da projenin tüm organizasyonunu gerçekleştiriyor.

Program bazı kritik sektörleri ve kesişen ana konuları içeriyor. Bu konu başlıklarından birisi de Dış Ticaret. Konuya dair ilk çalıştayı benim moderatörlüğümde 5-6-7 Kasım tarihlerinde Bursa’da üç gün süre ile gerçekleştirerek geride bıraktık. Değinilen konulara başlıklar halinde göz atarak, çalıştayın dış ticaretçileri ne denli ilgilendirdiklerine dikkat çekmek istedim.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yanı sıra, Ticaret Bakanlığı yetkilileri, İstanbul, Ege ve Uludağ Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürleri, TİM, Vergi Dairesi Müdürleri, TÜSİAD, MÜSİAD, YMM Odaları, Gümrük Müşavirleri Dernekleri, Gümrük Müşavirliği firmaları, İhracatçı Birlikleri, özel sektör temsilcileri, antrepo işletmecileri gibi ilgili neredeyse her kesimin katıldığı yaklaşık yüz kişi ile sürdürülen bu çalışanın ana başlıkları Dahilde İşleme Rejimi, Transit Rejimi, Antrepo Rejimi, Hariçte İşleme Rejimi, İhracat Rejimi, Serbest Bölgeler mevzuatı, Geçici İthalat ve ihracat ithalattaki kıymet farklılıkları ve menşe sapmaları idi.

Dahilde İşleme Rejimi tüm başlıklar arasında en çok ön plana çıkan konu oldu. Firmaların Kapasite Raporu alımından itibaren belgelerin kullanımına, ayniyat tespitlerinin öneminden fire ve ikincil işlem görmüş ürünlerin tespitine kadar konu her yönüyle ele alındı. Bir diğer konu ise menşe idi. Gümrük vergilerini hesaplanmasında en temel unsur ürünün menşeidir düşüncesinden hareketle menşe ile ilgili sorunlar ele alınarak, menşe konusunun mükellefleri de gümrük idarelerini de en çok meşgul eden konular arasında yer aldığı dile getirildi. Transit rejimde yetkili makamlar tarafından yapılacak bilgi ve belge denetiminin elektronik sistemle yapılması, ticaretin kolaylaştırılması bağlamında nakliyeciye ve sektöre fayda sağlayacaktır görüşü üzerinde durulurken, Türkiye gümrük bölgesinde transit rejimi kapsamında taşınan eşyanın olası bir iç piyasaya sürülmesini engellemeye yönelik tedbirler üzerinde duruldu. Yanı sıra transit ticaret adı altında yurtdışına gönderilen transit ticaret mal bedelinin doğruluğu, gümrük kıymeti, kurumlar vergisi açısından risk unsuru içerdiği üzerinde de duruldu.

Antrepolarda bulunan eşyalara dair kontrollerin daha sağlıklı hale getirilmesi gerekliliği yine konuşulan konular arasında idi. Geçici ithalat rejimi kapsamı işlemlerin kayıt dışılık açısından çok büyük risk oluşturduğu hususu da çalıştayda dile getirildi. Bu alanda en çok karşılaşılan sorunlar, Tam Muafiyet Kısmi Muafiyet ayrımında yaşanan karışıklıklar olup, geçici ithal edilen eşyanın amacına uygun kullanılmaması, eşyanın yurtta bırakılması, süresi içinde yurt dışı edilmemesi kayıt dışılığa neden olabilmektedir görüşüne yer verilirken, fuarda sergilenmek üzere tam muafiyet ile getirilen eşyaların 6 aylık bekleyebilme süresinin de uzun olduğuna vurgu yapıldı.

Serbest bölgelere dair konu başlığında ise, en çok Gümrük ve Serbest Bölge İdarelerinin bir arada çalışması sebebiyle sistemlerin birbirine entegre edilmesinin gerekliliği öne çıktı. Yanı sıra stok takibi ve ayniyat tespiti gibi konularda da iyileştirilebilecek alanlar olduğuna da vurgu yapıldı.

Verimli bir çalıştay oldu. Ben neden bu kadar detayı kaleme alarak aktardığımı açıklamakta yarar görüyorum. Toplam Gayri Safi Hasılamız içerisinde dış ticaretin payı bir hayli yüksek ve konuların tamamı pek çok kesimi yakından ilgilendiriyor. O yüzden ben de bir özeti kaleme alıp zaten moderatörü olduğum bu çalıştayı dillendireyim dedim.

Şirketlerin Yüzde 44’ü Üç Yıl İçinde İş Modellerini Değiştirecek

Gelişen teknoloji, iş dünyasını şekillendirmeye devam ediyor. KPMG tarafından yapılan “Geleceğe Hazır Dijital Liderler Olmak” adlı araştırma, gelecekte yaşanması öngörülen değişimlerin neler olacağına dair ipuçları veriyor. Türkiye’nin 860. Ar-Ge merkezine sahip PEAKUP’ın CEO’su Ahmet Toprakçı KPMG’nin global sitesinde yayınlanan bu önemli araştırmayı değerlendirdi. Toprakçı’ya göre; görev tanımları tamamen değişen CIO’lara çok büyük işler düşüyor. CIO’lar gelecekte şirket stratejisini yöneten en önemli birimler haline gelecek. Ve şirketlerin neredeyse yarısı iş modellerinde değişikliğe gidecek.

Teknoloji bu kadar hızlı gelişip, önüne gelen her şeyde mutlak bir değişime yol açarken CIO’ların işleri de zorlaşıyor. CIO’ların öncelikle çalıştıkları kurumun değişime hazır olduğundan ve dijital dönüşümle ilgili her şeyin öngörülmüş ve planlanmış olduğundan emin olmaları gerekiyor. Dijital dönüşümden önce CIO’ların sorumlulukları o kurumun BT altyapısını ve operasyonel sistemlerini yönetmekti. Şimdi ise, bulut teknolojilerinin iş birimlerinde nasıl kullanılabileceği, veri analizi ve üretilen verilerden faydalı sonuçların nasıl şirket iş modeline dönüştürüleceği gibi konular bu yöneticilerin en stratejik hamleleri haline geliyor. KMPG tarafından yapılan araştırmadan çıkan verilerin yorumlaması bunlarla da sınırlı kalmıyor. Araştırmanın teknoloji sektörünün tamamını etkileyen kilit konulara ışık tuttuğunu belirten PEAKUP CEO’su Ahmet Toprakçı’nın değerlendirmeleri şöyle:

“CIO’ların yüzde 84’ü geleneksel BT dışındaki iş alanlarının sorumluluğunu taşıyor”

Verilere bakıldığında üst düzey CIO’ların en az yüzde 84’ü, geleneksel BT dışındaki iş alanlarının sorumluluğunu taşıyor. Araştırmalar, başarı kriteri hakkında soru sorulduğunda, performans ölçümlerine daha fazla odaklanmanın yerine iş sonuçlarına odaklanmanın daha verimli olduğunu gösteriyor. Bu yüzden dijital iş yeri ne kadar olgun olursa, CIO’nun CEO’ya rapor verme olasılığı da o kadar yüksek oluyor.

“Bulut teknolojilerine duyulan güven artıyor”

Günümüzde bulut teknolojileri, daha yaygın kullanılıyor. Yıllar içerisinde yaygınlaşan bulut teknolojilerine bakış açısının da giderek değiştiği gözlemlenirken; veriler kuruluşların, bulut teknolojilerini kullanma konusunda son üç yılda daha fazla güven duyduğundan yana. CIO’lar bu konudaki gelişmelere yakın durmalılar.

 “Beş yıl içinde sektörlerin iş gücü, yapay zeka veya otomasyon ile değişecek”

2017-2019 yıllarını kapsayan ve 108 ülkede yer alan 3 bin 645 BT yöneticisinin dahil olduğu veriler, teknoloji trendlerini ve bu alanlarda karşılaşılacak en büyük beceri eksikliklerini ortaya koyuyor. Rapora göre, en yeni teknoloji yatırım eğilimini; IoT (Nesnelerin İnterneti), on-demand platforms, robotic prosess automation (RPA), AI (Yapay Zeka) ve machine learning (Makine Öğrenmesi) oluşturuyor. Günümüzde kurumların en az beşte biri, bu teknolojilerden birine sahip ve önümüzdeki dönemlerde de bu alanların büyümesi ve işletmelerin yatırımlarını sürdürmeleri bekleniyor. Bu da CIO’ların da önümüzdeki dönem iş listesinin başında bunların yer alacağını gösteriyor.

İş modelleri üç yıllık süre zarfında değişecek

Rapordan çıkan sonuçlara göre, kuruluşların yüzde 44’ü üç yıl içinde iş modellerini değiştirecek. Bu yıl diğer yıllara göre en büyük yatırımların teknolojiye yapıldığı yıl oldu. Görülüyor ki; genellikle şirketlerinin iş gücünün yaklaşık yüzde 10’unun beş yıl içinde yapay zeka (AI) tarafından değiştirileceğine inanılıyor. Bu da demek oluyor ki; yapay zeka ve siber güvenlik, çalışanların daha fazla beyin gücü gerektiren işleri yapmasını sağlayacak. Yapay zeka uygulamalarını ağırlıklı olarak müşteri deneyimini arttırmak ya da sahtekarlıkla mücadele etmek için kullanan CIO’ların yüzde 95’i ayrıca siber güvenlik tehditlerinin artmasını beklese de sadece yüzde 35’inin bu alanda yatırım yaptıkları paylaşılıyor. Ankete katılanların hem fikir olduğu en yaygın problem, bu teknolojilerin, özellikle de yapay zekanın gerektirdiği yeni yeteneklere sahip insan kaynağının bulunmaması. Bunun yanı sıra ‘İş zekası ve Analitik’ hala listedeki en üst noktayı koruyor ve en iyi performans gösteren BT liderleri, bu alanı stratejik olarak değerlendiriyor. Çünkü veriler, dijital ürün ve hizmetlerin yaratılması, sunulması konusunda en önemli yönlendiricidir. Kullanıcı etkileşimleri bağlamında da bilgi akışı, tüm taraflar için daha iyi katılım ve değer yaratmaya yol açıyor.

Yeni eğilimler ve insan kaynağında oluşan 9 yetenek eksikliği

Araştırmada öne çıkan bir başka önemli değerlendirme de yeni eğilim becerileri ve insan kaynağında oluşan yetenek eksiklikleri. Bu eğilim ve eksiklikler sırasıyla şu şekilde: Güvenlik ve Dayanıklılık, Teknik Altyapı Mimarisi, Proje Yönetimi, Yazılım, İş Analitiği, Kurumsal Altyapı Mimarisi, Siber Güvenlik, Yapay Zeka, Büyük Veri-Analitik. CIO’lar ekiplerini oluştururken bu yeteneklere dikkat etmeliler.

 

Yeşil Pasaport Sahibi Egeli İhracatçı Sayısı 1800’e Ulaştı

Türk ihracatçılarına seyahat özgürlüğü sağlayan hususi damgalı pasaport olarak bilinen yeşil pasaporttan yıllık 1 milyon dolar üzeri ihracatçılar yararlanabiliyor iken, bu alt limit 500 bin dolara düşürüldü. Konuyla ilgili karar, 11 Kasım 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Ege İhracatçı Birlikleri üyesi 1314 ihracatçı halen yeşil pasaport ile seyahat ayrıcalığına sahip. Yeşil pasaport ile ilgili yeni düzenlemeyle birlikte Ege İhracatçı Birlikleri üyesi 509 firma yeşil pasaport alma hakkına kavuştu.

Türk ihracatçılarının yeşil pasaport sayesinde dünya genelinde 128 ülkeye vizesiz seyahat etme özgürlüğüne kavuştuğu bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, son kararla birlikte özellikle KOBİ niteliğindeki ihracatçı firmaların bu hakka sahip olduklarının altını çizdi.

İhracatçılara yeşil pasaport hakkının ilk kez 2017 yılında tanındığını hatırlatan Eskinazi, “O zamanda yeşil pasaport verme kriterlerinin ihracatçı birlikleri yönetim kurullarına seçilme kriterleriyle uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştik. Özellikle tarım ürünleri ihraç eden birliklerimizde yönetim kurullarına seçilmek için gerekli ihracat tutarı 250 bin dolar. İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu’nda yer alabilecek konumdaki firmalarımızın yeşil pasaport sahibi olamamasını doğru bulmuyoruz. Yeşil Pasaport sahibi olabilme kriterlerinin özellikle tarım ürünleri ihraç eden firmalarımızda 250 bin dolar şeklinde düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.

Türk ihracatçısının yeşil pasaport talebinin uzun yıllardır Türkiye gündeminde olduğuna dikkati çeken Eskinazi, bu talebe duyarsız kalmayıp ihracatçıların yeşil pasaport sahibi olmasına olanak tanıyan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan, dönemin Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci ve TİM Başkanımız İsmail Gülle’ye Egeli ihracatçılar adına teşekkürlerini sundu.

İhracatın yüzde 75’i yeşil pasaporta vize istemeyen ülkelere

Türk ihracatçısı, 23 Mart 2017 tarihinde Resmi Gazetede çıkan kararla yeşil pasaport hakkına kavuştu. İhracatçı firmalar ihracat tutarına göre 5’e kadar yeşil pasaport sahibi olabiliyor. Yeşil pasaporta vize istemeyen ülkeler arasında Almanya, Irak, İtalya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, İran, İsrail, Mısır gibi ülkeler bulunurken, Türkiye ihracatının yüzde 75’ini yeşil pasaporta vize istemeyen ülkeler gerçekleştiriyor.

Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde bulunan 12 ihracatçı birliği içerisinde en fazla yeşil pasaport sahibi 271 kişiyle Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği oldu. Ege Maden İhracatçıları Birliği üyesi 224 ihracatçı yeşil pasaport ile seyahat şansına sahip.

2019 yılında 80. Kuruluş yıldönümünü kutlayan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin yeşil pasaportlu ihracatçı sayısı ise; 139 olarak kayıtlara geçti. Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 116 yeşil pasaport ile dördüncü sırada yer aldı.

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği üyesi 114 ihracatçı yeşil pasaport ayrıcalığından yararlanırken, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamulleri İhracatçıları Birliği 96 yeşil pasaport sahibi ihracatçıyı bünyesinde bulunduruyor.

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin yeşil pasaport sahibi ihracatçı sayısı 94 iken, Ege Tekstil İhracatçıları Birliği’nde ise; 84 ihracatçı yeşil pasaport ile seyahat ediyor.

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’ne üye 59 ihracatçı yeşil pasaport sahibi olurken, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nde ise; 44 ihracatçı yeşil pasaport sahibi oldu. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nde 38 ve Ege Tütün İhracatçıları Birliği’nde 35 ihracatçı yeşil pasaport sahibi oldu.