Gelecekteyiz

AKTOB (Akdeniz Otelciler Birliği) 2012 yılında düzenlediği “Geleceğin Turizmi,Turizmin Geleceği” konulu kongrede, turizmin ve konaklama sektörünün sürekli olarak geleceği bugünden yaşadığını,sürekli olarak geleceğe hazırlandığını vurguladı.Ekonomik,sosyal, teknolojik gelişimlerin Türkiye’deki konaklama ve turizm sektörüne hızla yansıyacak olan olumlu sonuçlardan bahsetti.

Fabrika ve üretim yerlerindeki 12 yıllık satınalma hayatıma son verdim bir süre önce…

Artık hizmet ve turizm sektöründeyim… “ Satınalma satınalmadır, sektör fark etmez” diyerek başladım. Zira benim için her sektörün satınalmadaki hedefi aynı idi: Para Kazanmak! . Satın alma faaliyeti işletmenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik faaliyetlerin bütünü… Bunu biliyoruz. Bizler, ihtiyaçların doğru ve mantıklı olarak saptanması, en uygun ve yeterli/gerekli kalitede ve miktarda malzemenin alınmasını ve nakit akışının kontrolünü, işletmenin hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan departmanız. Turizm ve otelcilik sektöründe deyim yerindeyse, iğneden ipliğe kadar her şeyi satın alıyoruz. Bu sektörde maliyetlerini, stoklarını kontrol altına alacağınız SKU sayısı çok yüksek. Konaklayan, hizmet alan Misafirimiz patronumuz…

Amaç misafiri mutlu mesut yolcu etmek ve yeniden bizi tercih etmesini sağlamak. Bunun için tek kriter hizmet kalitesidir. Bu kriter en pahalı ürünü alacağımız ya da almayacağımız anlamına gelmiyor. Önemli olan bulunduğumuz konum, kaç adet yıldızınız olduğuna bağlı olarak beklentileri karşılamamızdır. Bir turizm işletmesinin odasından, restaurantına, lobisinden sağlık kulübüne, mutfağından, park alanlarına kadar, her türlü malzemenin satınalmasında pek çok kriter bulunuyor. Sabit ve günlük tüketimleri denetim altına almak ve giderleri minimum seviyelere çekmek ciddi ince hesaplar gerektiriyor. Günlük market list ürünleri, yiyecek – içecek, hizmet, demirbaş, teknik malzeme, kırtasiye ve matbaa ürünleri, temizlik malzemeleri, kimyasallar, buklet malzemeleri, tekstil ürünleri ve diğer tamamlayıcı tüm ürünlerin satın alımları ciddi bir disiplin gerektiriyor. Bu nedenle otelinin mali yıl içinde harcayacağı toplam miktarın neredeyse yarısını bilfiil kontrol eden Satınalma Departmanının, süreçlerin daha verimli çalışması için aldığı kararlar otelin nefes alıp vermesini sağlıyor. Hayati önem taşıyor. Turizm sektöründe hizmet işletmelerinde paranın kazanılması veya kaybedilmesi satın alma işleminin nasıl çalıştığına bağlıdır Buradaki en hassas nokta ve başarı yalnızca çok ve doğru çalışmakla ilgili… Hizmet ve konaklama sektöründe doğru satınalmanın en kritik tarafı ihtiyaçların doğru tespit edilmesidir. Satınalma departmanının etkili satın alma yapabilmesi için ‘NE?’ sorusunun iyi irdelenmesi gerekiyor: İşletme “NE?” istiyor, Satınalma “NE?” alıyor?

Yazar: Selda Yüksekbaş

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Temmuz 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız… 

Fiyat Rekabetinin Sonucu Eksik Ücret Bildirimi

Ülkemizin kronik problemlerinin birisi de kayıt dışı istihdam ve bunun ekonomimizde yarattığı negatif etkidir.  Kitlesel algısı sigortasız veya kaçak çalışmak olan kayıt dışı istihdamın uygulamada karşılaşılan en yaygın şekli ise sigortalı primlerinin eksik gösterilmesi yoluyla oluşturulan kayıt dışı ücret sistemidir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun en önemli gelir kalemi olan sigortalı primlerine esas kazancın eksik bildirilmesi Kurumun aktüeryal dengesini bozarak; uzun vadede bireylerin elde edecekleri emeklilik maaşlarında büyük hak kayıplarına neden olmaktadır. Son verilere baktığımızda; SGK 2014’ün ilk çeyreğinde 31.426.580 TL prim geliri elde ederken 32.649.498 TL emekli aylığını ve 14.075.578 TL sağlık harcamasını finanse etmiştir. Ülkemizde çalışma hayatında yer alan kayıtlı sigortalıların yaklaşık olarak %60’ının kazançlarının asgari ücret seviyesinden SGK’ya bildirildiği gerçeği ile bu verileri yan yana analiz ettiğimizde sosyal güvenlik bütçesi açığının büyük bir kısmını sistemdeki kayıp ve kaçakların oluşturduğunu söyleyebiliriz. Oluşturulan kayıt dışı sistem kısa ve uzun vadede sadece SGK’yı değil işçi ve işverenleri de zarara uğratmaktadır.

KAYITDIŞI ÜCRETİN İŞVERENLER YÖNÜNDEN ETKİSİ

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca işverenler SGK’ya her ay aylık prim hizmet bildirgesi adında bir belge düzenleyerek çalıştırdıkları sigortalı işçilerin kazançlarını Kurum’a bildirirler. Ayrıca bu bilgileri doğrulayacak şeklide aylık ücret tediye/ödeme bordrosu düzenlerler. Genellikle kayıt dışı ücret sistemi uygulayan işverenler SGK’ya verilen belgelerdeki ücret tutarlarına göre ücret bordrolarını düzenler, ücret bordrolarında gösterilen tutarları banka kanalıyla işçilerine öder; geri kalan kazancı ise elden ödemek suretiyle sistemi ayakta tutarlar. Kısa vadede karlı gözüken bu sistemde işçinin SGK’ya başvurması yoluyla başlatılacak inceleme neticesinde veya İş Mahkemesinin yapacağı bir soruşturma neticesinde eksik bildirilen kazançlara ilişkin tespitler işverenlere yüklü bir fatura çıkması sonucunu doğurur. Sosyal güvenlik denetmenleri veya müfettişlerinin yapacağı incelemeler sonucu işçilerinin kazancını Kuruma eksik bildirdiği tespit edilen işverenlere eksik bildirim yapılan her bir ay için asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanmakta ve eksik bildirilen ücretlerin tamamlanması sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra geçmiş dönemlere ilişkin prim farklarına ait gecikme zammı ve faizi de birlikte talep edilmektedir. Ayrıca işçinin inceleme sonrası talep etmesi halinde hesaplanacak yeni kıdem/ihbar tazminatı ve ücrete bağlı alacaklarının yeniden hesaplanması sonucu oluşacak farka ilişkin ödemeler de işverenin cebinden çıkmaktadır.

Yazar: Sertaç Sedat KÖKSAL, Denetmen,Sosyal Güvenlik Kurumu

 

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Temmuz 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız… 

Zaman Yönetimi – I

Tarih boyunca insanlar zamanı bilimsel, felsefi ve dinsel olarak tanımlamaya ve ölçmeye çalışmıştır. Zaman, olayların geçmişten günümüze ve geleceğe sıralandığı bir boyuttur ve olaylar gerçekleştiği süre aralıklarını ölçer.

Zaman, en değerli hazineniz olabilir ve harcadığınız zamanı tekrar kazanabilmek gibi bir şansınız yoktur. Fakat John Lennon’un da dediği gibi “Harcarken eğlendiğiniz zaman harcanmış değildir”.  Yine de söz konusu iş hayatı olunca zamanı etkin kullanmak, sizi günlük streslerden uzak tutabilecek bir araç olabilir.

Zamanınızı neye harcadığınızı takip etmeye başlayınca, aslında zamanınızın çoğunu önemsiz şeylere harcadığınızı görebiliriz. Bu da genellikle mesaiye kalmanıza, yetişmesi gereken işlerin vaktinde tamamlanmamış olmasının oluşturduğu strese ve bekleyen diğer işlerin de gecikmesine neden olur.

“Zaman yönetimi” mantıksız bir kavram olarak görülebilir çünkü aslında yönettiğiniz “zaman” değil, “hareketleriniz”dir; fakat yine de size verilen zaman içinde istenilen hedeflere ulaşabilmek için zamanı etkin kullanmaya yönelik yaptığımnız veya yapmadığınız hareketlerden bahsederken “zaman yönetimi” denir.

Genel olarak ele alındığında zaman yönetimi, özellikle verimliliği ve üretkenliği arttırmak için belirli aktivitelere harcanan zamanı planlayıp kontrol altına almaktır.  Zaman yönetimi, değişim konusunda kararlı olmakla başlar ve planlanan adımlara sadık kalmakla devam eder. Sonuçta istediğiniz kadar organize olun, zaman değişmeyecektir ve bir gün 24 saat olarak kalacaktır; dolayısıyla yaptığınız planlara bağlı kalmanız sizi zamanı etkin kullanma konusunda başarıya götürecektir.

Zaman yönetimi belirli görevleri, projeleri ve hedefleri belirlenen sürelerde gerçekleştirirken bir takım beceri ve tekniklerle desteklenebilir. Öncelikle zamanı neye harcadığınızı bulmalısınız.

Yazar: Simge Erdağ

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Temmuz 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız… 

Dış Ticarette Mal Mukabili İthalat İşlemleri

Dış Ticarette Mal Mukabili İthalat İşlemleri
Vefa TOROSLU

  1. Giriş

İthalat, bir ülkenin diğer ülkelerden satın aldığı mal ve hizmetlerdir. Bir ülkedeki alıcılar başka ülkelerde üretilmiş olan mal veya hizmetleri satın alarak bunların bedellerini o ülkeye transfer etmektedirler. İthalat ihracatın tersi olan bir işlemdir. Bir başka deyişle ithalat ve ihracat bir işlemin iki farklı yönünü oluşturmaktadır. Bir uluslararası mal veya hizmet ticaretinde ithalatçı satın alan, ihracatçı ise satış yapan pozisyonundadır.

  1. Mal Mukabili İthalat

Dış ticarette çeşitli ödeme şekilleri vardır. Bunlar; peşin ödeme, mal mukabili ödeme, vesaik mukabili ödeme, kabul kredili ödeme ve akreditifli ödemelerdir. Bu ödeme şekillerinde bazıları daha çok satıcının, bazıları ise daha çok alıcının lehinedir. Bundan dolayı bir dış ticaret işleminde kullanılacak ödeme şekli taraflar arasında yapılacak pazarlık sonucu belirlenir.

Mal mukabili ödeme, ithalatçı firmanın mal bedelini ödeme yükümlülüğünü malı teslim aldıktan sonra başlatan ödeme şeklidir. Bu ödeme şeklinde mallar ihracatçı tarafından hiçbir tahsilat yapılmadan ithalatçıya gönderilir. İthalatçı tarafından mallar gümrükten çekilir ve ödemesi daha sonra taraflar arasında belirlenen vadede yapılır. Bu ödeme şeklinde ithalatçı mal bedelini vadesinde ödemeyip, ihracatçının göndermiş olduğu poliçeyi kabul ederse ödeme şekli “Kabul Kredili Mal Mukabili” olarak tanımlanır.

Mal mukabili ödeme şekli, peşin ödeme şeklinin tam zıttı bir yöntemdir. Peşin ödeme yönteminde ithalatçı malları almadan parasını ödediği için risk altında iken, mal mukabili ödeme şeklinde ihracatçı parasını tahsil etmeden malları ithalatçıya gönderdiği için risk altındadır. İthalatçı ise malları sattıktan sonra mal bedelini ödeme olanağına sahip olduğu için avantajlı durumdadır.

Bu ödeme şeklinde ihracatçı parasını tahsil etmeden malları ithalatçıya gönderdiği için risk altındadır. İthalatçı ise malları sattıktan sonra mal bedelini ödeme olanağına sahip olduğu için avantajlı durumdadır. Mal mukabili ödeme, genellikle ithalatçı ve ihracatçının birbirini uzun süredir tanıdıkları ve birbirlerine güven duydukları durumlarda uygulanan bir yöntemdir.

Yazar: Vefa TOROSLU

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Temmuz 2014 sayısında bulabilirsiniz. Tüm sayılara erişim için abonelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir. 

–  –  –  –  –  –  –  –

Eğitim Kataloğu
Eğitim Kataloğunu indirebilirsiniz.

 

ŞİRKET EĞİTİM KATALOĞU

Şirket eğitimlerine büyük özen gösteriyoruz. Memnuniyetiniz ve referansınız bizim için çok değerli.
Eğitime sizlerle birlikte hazırlanıyoruz. Sizlerden gelen önerileri dikkate alıp özgünleştirmelerle ilerliyoruz.

Güvenilir eğitim hizmetleri ile yanınızdayız.  Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
 Prof. Dr. Murat Erdal

Dış Ticaret Eğitimi Dis Ticaret Lojistik Sozlesme Egitimi
Dış Ticarette Lojistik Operasyon ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi

-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

Bankacılık Sektöründe Satınalma Yöneticilerinin Sorumlulukları Artıyor

Satınalma Dergisi Nisan 2015 Sayısında, Türk Ekonomi Bankası Tedarik Direktörü Arda Polat ile gerçekleştirdiğimiz röportajı okuyabilirsiniz.

Bankacılık ve finans sektörü denildiğinde, üniversite öğrencileri arasında kariyer alanı olarak ilk akla gelen departmanın satın alma olmadığını tahmin edebiliriz. Siz bu departmana nasıl karar verdiniz? Kariyer yolculuğunuz nasıl başladı? Kariyerinizdeki önemli kilometre taşları nelerdi?

Kalite sorumlusu olarak başladığım iş hayatına, ticari sorumlu olarak devam ederken gelen teklif üzerine satın alma uzmanlığı yaptım. Sonrasında satın alma danışmanı ve satın alma müdürü olarak kariyerime devam ettim. Son dört yıldır da TEB Tedarik Yönetimi Direktörü’yüm.

TEB sektörün önde gelen bir bankası. Ve siz bu bankanın satın alma yöneticiliği görevini yürütüyorsunuz. Genel hatları itibarı ile bankacılık sektöründe satın alma yöneticiliği sorumluluklarını değerlendirebilir misiniz?

Sektörümüzde satın alma yöneticiliğinin sorumlulukları her geçen gün artıyor. Talep yönetimi, ihtiyaçları analiz etmek, aksiyon planları oluşturmak, proaktif tavır ilk bakışta sıralanabilecek sorumluluklar arasında yer alıyor.

ardapolat-tebSatın almacının, iç müşterinin yaptığı talebin banka adına risk oluşturmadığından başlayarak, çalıştığımız tedarikçimizin sürdürülebilir bir tedarik zinciri oluşturmasına, finansal riskinin olmamasına, bankamızın kurumsal sosyal sorumluluk ilkeleriyle çelişmeyen bir işletme olmasına kadar detaylı incelemelerde bulunması gerekiyor. Ayrıca tedarikçi ile, satın alma süreçleri için servis hizmeti anlaşmaları (SLA) düzenleyerek süreçlerin ölçülebilir ve raporlanabilir hale getirilmesi de büyük önem taşıyor.

Türk Ekonomi Bankası (TEB) olarak yurt içi ve yurt dışı regülasyonlara tabi bir kurumuz. Mevzuat değişiklikleri, yeri geldiğinde satın alınacak ürün ve hizmetin içeriğini, dolayısıyla fiyatını da etkileyebiliyor. Yöneticinin de bu bakış açısıyla süreçleri yönetip kontrol noktaları set etmesi ama aynı zamanda da bunları yaparken bankanın rekabette geri kalmamasını desteklemesi gerekiyor.

Röportajın Tamamını Satınalma Dergisi Nisan 2015 Sayısında Bulabilirsiniz.

Tedarikçi Yönetimli Envanter (Vendor Managed Inventory), Sürekli İkmal Programı (Continuous Replenishment Program)

Tedarikçi yönetimli envanter, tedarikçinin envanterin yönetiminden ve ikmalinden sorumlu olduğu bir yaklaşımdır.  Süreç tedarikçi işletmenin alıcının satış ve envanter bilgilerine erişim sağlaması ile işlemektedir.  Bu tür bir uygulamanın gerçekleştirilebilmesi için müşterinin tedarikçisine gereken bilgileri sunması gerekmektedir. Alıcı işletme tedarikçisi ile güvene dayalı bir ilişki içerisinde ise bilgileri paylaşmakta istekli olabilmektedir. Tedarikçi, alıcının ani taleplerini karşılayabilmek adına tampon stok bulundurmak durumundadır. Fakat müşterisinin satış bilgilerine eş zamanlı olarak ulaşabilmesi durumunda kendisi ve alıcı işletme açısından verim artmış olacaktır. [1]

TYE, tedarik zinciri boyunca maliyetleri ve envanter seviyelerini azaltmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır. Wal-Mart gibi departmanlı mağazalar TYE uygulamasının öncülerindendir. TYE uygulamasının hedefleri arasında;

  • Envanterin daha iyi yönetilmesini sağlamak,
  • Satışları arttırmak,
  • Müşteri hizmet düzeyini geliştirmek,
  • Brüt kar marjlarını arttırmak,
  • Tedarik zinciri boyunca stok düzeyini düşürmek,
  • Tedarikçinin üretimini sabitlemek sayılabilmektedir.

Tedarikçinin perspektiften bakıldığında, TYE genellikle;

  • Müşteri stok düzey bilgisini,
  • Müşteri satış tahminlerini,
  • Gerektiğinde ikmal emri oluşturmayı,
  • Müşteri satış raporlarına ulaşmayı gerektirmektedir.[2]

Sürekli İkmal Programı, dağıtım kanalı üzerinde bulunan işletmelerin gerçek ve öngörülebilir ürün talebine bağlı olarak ekonomik sipariş miktarlarının oluşturulması yönünde bir partnerlik uygulamasıdır. SİP tedarik zincirindeki tüm üyelerin karlılığını arttırıcı teknoloji etkin bir süreç inovasyonudur. Uygulamanın amacı zincir üyeleri arasında talebe dayallı bir tüketici cevaplama sistemi sağlamaktır.[3] SİP’in amaçları şunlardır:

  • Envanter yenileme süresini arttırmak,
  • Envanter seviyelerinin azaltılması,
  • Depo verimliliğinin arttırılması,
  • Müşteri hizmet seviyelerini iyileştirmek,
  • Ortakların değer algısını arttırmak.

[1]Andrew Cox, Paul Ireland, Chrıs Lonsdale, Joe Sanderson, Glyn Watson, Supply Chain Management, FT Prentice Hall, 2003, p.86

[2] Continuous Replenishment Program & Vendor Managed Inventory, http://swe.lawson.com/www/resource.nsf/pub/CRP_VMI.pdf/$FILE/CRP_VMI.pdf

[3] Continuous Replenishment Program, http://www.thebeaconservices.com/documents/CRP%20White%20Paper.pdf

Yazar: Adil Ünal

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Ağustos 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız…

 

  • – –  > Bu makale ilginizi çekebilir:  

Tedarikçi Günü Nasıl Planlanır? Organizasyon ve Yürütme için Yol Haritası 

Eğitim: TEDARİKÇİ PERFORMANS DEĞERLENDİRME ve TEDARİKÇİ İLİŞKİLERİ EĞİTİMİ
Teklif almak için: egitim@satinalmadergisi.com

Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi
Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi içeriğini incelemek için: https://satinalmadergisi.com/egitim-programlari/

Bayram Sonrası Stok Fazlası Ürün İadeleri

11 ayın sultanı Ramazan Ayı bitti ve perakende sektörü 1 aylık hareketli dönemi geride bırakarak, rutin dönemine dönüş yaptı. Nasıl ki ramazan ayı öncesinde hiçbir müşteriyi geri çevirmemek adına stoklar yapıldı, normal satışların üzerinde ürün depolandı şimdi de geride kalan ramazan ayı bitti… peki ramazana özel alınan stoklu ürünlerden  kalanlar ne olacak?

Zincir marketler ile tedarikçiler arasındaki ürünlerin tedarikçiye iadesi süreci başladı. Ürün satın almak en zevkli iştir, alınan iskonto ile mutlu olmak, ürünü zamanında raflarda bulundurmak, stok out yaşamamak bir satın alma yöneticisinin en güzel mutluluğudur diyebiliriz. Özel günler için ön hazırlıklardaki telaş, yoğunluk belki fazlasıyla yorucudur fakat doğru tahminlerle stok yapmak, o dönem boyunca yoka düşememek gibisi de yoktur…  Ramazan ayı için aylar öncesinden başlayan hazırlıklar Ramazan öncesindeki hafta marketlerdeki teşhir alanları, ürün çeşit ve sayısının artışı ile kendini göstermiştir. Şimdi  sorunlar hiç bitmez. Ürünlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak isteyen üreticiler raf bedelleri, insert ve reklam bedellerinden yakınırken bir de iade süreci işin içine eklenir. Satın alma sözleşmesinin olmazsa olmaz maddelerindendir iade koşullarını netleştiren madde. Tedarikçi ve satın alma yöneticisi tarafından onaylanmış olan iade koşulları bu sözleşmede netleştirilir. Kısmi iade, koşullu iade, kesin iade ya da iadesiz olarak belirtilen durumlara göre hareket edilir.

Mağazalar Ramazan ayından önceki 15 gün boyunca ürünlerle dolup taştı, mağaza raflarında ve depolarında yığma halde ürün stoklandı. Özellikle bu ayın özel ürünleri teşhir amaçlı paletlerle indirildi mağazalara. Satılan satıldı, güzel cirolar yapıldı. Bu arada kampanya ve insert ürünlerinin stoklanması da ayrı bir stok yükü olarak çıktı ortaya. Ramazan kampanyaları, ramazan insertleri bitti, insanların hurma, badem , çikolata gibi ürün alımları bitti ya da çok çok azaldı. Sonuç olarak mağazalarda ve merkez depolarda stoklar belki de beklenenin üzerinde kaldı.

Perakende yöneticilerini yine yoğun bir dönem bekliyor. Ramazan öncesi raflara yetiştirmek adına çabalayan satın alma yöneticileri aynı ürünlerin raflardan çekilmesi ya da azaltılması , tedarikçiye iadesi için çabalayacak. Satış raporları yanı sıra ürün stokları incelenecek. Like for like analizleri ürün bazlı yapılacak. Yani  X bir ürüne yapılan analiz ile bu ürünün bir önceki sene aynı günlere denk gelen satış analizleri incelenecek, bu ürün kısa süre içerisinde herhangi bir insert ya da kampanya ürünü olmayacaksa ürün stok fazlalığı tedarikçiye iade edilmek üzere mağazalardan geri çekilecek.

….

Yazar: Eda Ekincioğlu

 

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Ağustos 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız…

Gıda Lojistiği ve Soğuk Hava (Frigofrik Araçlar) Depoculuğu

Gelişen şartlarlar birlikte Soğuk Zincir Taşımacılığı ve depolanması süreci hız kazanmıştır. Bu bağlamda özellikle ülkemizde bu konuda profesyonelleşmiş firmalara ihtiyaç vardır. Bu tür firmaların soğuk zincir ürünlerin depolanmasından, son noktaya dağıtımı noktasında ki tüm süreçleri çok iyi organize etmesi gerekmektedir. Soğuk Zincirin depolama alanlarının gerekli tüm prosedürlere uygun olması kadar, bu ürünlerin dağıtımlarını yapacak olan frigofirik araçlarından tüm donanımlarının tam ve eksiksiz olması gerekmektedir. Soğuk zincir lojistiği; hangi gıdanın hangi derecelerde depolanacağı, dağıtılacağı, dağıtım yapacak aracın özelliklerinin uygunluğu, aracın modeline kadar her türlü unsurun göz önünde tutulması gerekli bir sektördür.

 

Olayı daha da belirgin hale getirmek ve yaşanılabilecek sorunları anlatmak amacıyla, yabancı bir firmanın soğuk zincir lojistiğini yürüten Necati Boztaş’ın konu hakkında ki görüşmelerini yazmak istiyorum.

 

Soğuk  zincir operasyonun yapılacağı alanın izolasyonunun uygun nitelikte olmalıdır. Uygun izolasyonu sağlayamazsanız işin başında kaybetmişsiniz denilebilir. Çünkü soğuk zincir operasyonunu yöneten tüm birimlerce dikkat edilen en önemli konu kalite standartlarına uygun ısı derecelerinin yakalanması ve bu derecenin muhafaza edilmesidir. Bu sağlanamazsa yaptığınız sözleşmeye göre değişkenlik arz etmekle birlikte müşterinizden gelen yüklü bir fatura ile karışılabilirsiniz.

Yazar: Halit Kaya

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Ağustos 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız…

İşiniz Rüyalarınıza Giriyor Mu?

Rüyalarınıza giren iş; yapmakta olduğunuz bir görev/meslek olabileceği gibi o anda yapmanız gereken bir vazife olabilir. Örneğin; yemek yapmak o anda yapmanız gereken bir iş olabileceği gibi sizin mesleğiniz (aşçılık) de olabilir. Ancak dilimizde iş kavramının; “bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik ve çalışma”, “ bir değer yaratan emek, birinden istenen hizmet veya birine verilen görev”, “ ekonomik etkinliklerin bütünü, herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma, geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek, herhangi bir maksatla kurulan düzen,  yapılan şey, davranış, emek, işçilik, ustalık (Tdk, http://www.tdk.gov.tr/index.php)” gibi anlamlar taşıdığını da hatırlatmakta fayda var. Bununla birlikte biz başlangıçta yer alan kavramsal çerçevede konuyu değerlendireceğiz.

Geçen sayıda kişisel başarının artık başkalarının bakıp ta göremediğini görmekten geçtiğini ifadeyle yenilikçiliğin ve girişimciliğin, diğer tüm yeteneklerin açığa çıkması için önemli olduğundan bahsettik. Bu bağlamda iş başaran bir girişimci için en iyi tanımlardan birisinin; “ yenilikçi bir yaklaşımla başkalarının bakıp ta göremediğini (fırsatları/işleri/ürünleri) iş fikrine dönüştürerek uygulayan kişi” olduğu söylenebilir.  Başkalarının bakıp ta göremediği görebilmek, geniş bir vizyonla hayâlleri rüyâlarına giren bir paradigmaya sahip olarak yenilikçi bir bakış açısıyla, işine/mesleğine kendisini adayarak mutlu bir şekilde keyifle yapmaktan geçer. Bunun için işin rüyalara girmesi gerekiyor…

İşiniz rüyalarınıza giriyor mu?

İşiniz rüyalarınıza girmiyorsa, o işi yapmayın!.. Zaten isteseniz de yapamazsınız. İşinizin rüyalarınıza girebilmesi için de önce o işin hayalini kurmanız gerekir. Yani ; vizyoner olmak.. Tabii, bunun içinde misyon sahibi olmak gerekir.    Hayâl kurabilmek ve hayâllerin rüyalara girebilmesi,  başarılı olan kişiyi diğerlerinden ayıran en belirgin özellik.. Günümüzün en başarılı tekno-girişimcilerinden Bill Gates başarısını sırrını; “benim en büyük sermayem bitip tükenmeyen hayâllerimdir. Ben bu hayâllerimi gerçekleştirmek gereken her şeyi yaparım” diyerek açıklamıştır.  En önemli kişisel sermaye olarak hayâl kurabilmek ve hayâllerin rüyalarınıza girebilmesi, kişinin bir bakıma bitmek bilmeyen bir girişimcilik tutkusuyla ve başarma arzusuyla yenilikçi ve atak olarak çalışmasının sırrıdır. Bu sır, bir bakıma başarının da ta kendisidir…

Yazar: Prof. Dr. Mahmut Tekin

 

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Ağustos 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız…

 

İş Güvencesi Kavramı ve Uygulamaları

Globalleşmenin en derinden hissedildiği alanlardan biri olan işgücü piyasalarında iş gücü dolaşımının serbestisi ile birlikte işletmeler istihdam edeceği insan kaynağına daha hızlı ve kolay ulaşabilir hale gelmiştir. İşgücü teminindeki kolaylık ve hız bedeni ve fikri sermayesi dışında başka bir unsuru bulunmayan işçileri işletmeler karşısında daha da güçsüz konuma itelemiştir. İşlemelerin karlılık ilkelerini sosyal ve ahlaki ilkelerin önünde tuttuğu günümüz iş dünyasında sermayenin satın alma gücünün sürekli arttığı; buna karşılık işçilerin beşeri sermayelerinin değerinin zaman içerisinde sürekli azaldığı bir sistemi yaşamaktayız. Bu sistemde çalışma yaşamındaki ilişkileri düzenleyen iş hukuku doğası gereği işletmeler karşısında güçsüz konumda bulunan işçileri koruma ilkesini benimseyerek beşeri sermayeyi finansal sermayeye ezdirmemeyi amaçlamaktadır. İş hukuku işletmelere bazı caydırıcı yükümlülükler getirerek iş yaşamında karlılık ve verimliliğin, ahlaki ve insani değerlerin önüne geçmeye çalışmaktadır. Ülkemiz özelinde normlar hiyerarşisi içerisinde 1982 Anayasasının ikinci maddesinde belirtilen sosyal devlet ilkesinin gerekliliği olarak; yasal düzenlemeler yoluyla işçilere iş ve çalışma güvencesi tanımıştır. Hukuksal anlamda  iş güvencesinden kasıt; çalışanların işlerinde kendilerini güvende hissetmesi ve işten çıkarılma (atılma) korkusundan arınmış olarak çalışmalarının sağlanmasıdır.

 

İŞ GÜVENCESİNİN ULUSLARARASI DAYANAĞI: 158 NOLU İLO SÖZLEŞMESİ

 

Çalışma hayatının güç dengesi sosyal devlet ilkesi gereği devletler tarafından sağlanmaktadır. Devletler uluslararası düzenlemeleri ulusal mevzuatlarına entegre ederek iş güvencesini hukuksal zemine oturtmaktadır. Uluslararası düzenlemeler kapsamda dünya genelinde kabul görmüş Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 158 sayılı sözleşmesinde işçi ve işveren ilişkisinin işveren tarafından sonlandırılmasına ilişkin bazı güvencelere yer verilmiştir. Sözleşmenin 4. maddesinde, işçinin kapasitesine veya işin yürütümüne veya işyeri gereklerine dayalı geçerli bir sebep olmadıkça hizmet ilişkisine son verilemeyeceği ifade edilmektedir.

Yazar:

Sertaç Sedat KÖKSAL

Denetmen, Sosyal Güvenlik Kurumu

Yukarıda özeti yayınlanan bu yazının tümünü Satınalma Dergisi Ağustos 2014 sayısında bulabilirsiniz.!

Satınalma dergisinin tüm sayılarını Apple Gazetelik (Iphone, Ipad) uygulaması içerisinde bulabilirsiniz!

Uygulamaya erişmek için tıklayınız…