İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 45’inci maddesine göre süreklilik arz eden hizmet işlerinde kısmi kabul yapılamayacağı, buna göre Sözleşme Tasarısı’nın “Teslim, muayene ve kabul işlemlerine ilişkin şartlar” başlıklı 20’nci maddesinde yer alan düzenlemelerin mevzuata aykırı olduğu, iddiasına yer verilmiştir.
Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;
Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun “Denetim, muayene ve kabul işlemleri” başlıklı 11’inci maddesinde “… Taahhüdün tamamlanan ve müstakil kullanıma elverişli bölümleri için kısmî kabul yapılabilir.” hükmü yer almaktadır.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinde “Bu Genel Şartnamenin uygulanmasında, 4734 sayılı Kanunda ve diğer ihale mevzuatında yer alan tanımlar geçerlidir.
Ayrıca; İş: Yükleniciye ihale edilen ve artışlar dâhil sözleşme kapsamında gerçekleştirilen; sürekli (belli dönemler itibariyle tekrarlanmak suretiyle ifa edilen) nitelikteki hizmetleri veya belli bir çalışma sonrasında tamamlanarak (bir defada) ortaya çıkarılan hizmetleri, …İfade eder.” hükmü,
“Hakediş ödemeleri” başlıklı 42’nci maddesinde “a) Sözleşme bedelinin iş süresince dönemler itibariyle ödenmesi:
Sözleşme konusu hizmetin yüklenici tarafından belli bir süre boyunca devamlı olarak verilmesi (4 üncü maddede tanımlanan sürekli nitelikte bir iş olması) veya işin bölümlere ayrılabilir olması durumunda sözleşmede belirtilen aralıklarla, kesin ödeme mahiyetinde olmamak ve kazanılmış hak sayılmamak üzere geçici hakediş ödemeleri yapılır. Yüklenici tarafından yapılan işlerin bedelleri, sözleşmedeki kayıtlara ve ilgili kanunlara göre yapılacak kesintiler (emekli olan ancak yüklenici bünyesinde çalışmaya devam eden personel için prime esas kazançlar üzerinden kesilen sosyal güvenlik destek primi ve benzeri) de çıktıktan sonra, sözleşmenin ödemeye ilişkin hükümleri çerçevesinde kendisine ödenir.
İdarenin isteği halinde yüklenici, kesin hesapları kontrol teşkilatının denetimi altında olmak üzere işe paralel olarak yürütmek zorundadır. Bu halde, geçici hakediş raporlarının düzenlenmesinde, bitmiş iş kısımları için bu kesinleştirilmiş miktarlar dikkate alınır.
Hakediş raporlarının düzenlenmesi aşağıdaki esaslara göre yapılır.
1- Toplam Bedel Üzerinden Birim Fiyat Sözleşmelerde; Geçici hakediş raporları yüklenicinin başvurusu üzerine, sözleşme veya eklerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça ayda bir defa düzenlenir. Gelecek yıllara sari olmayan sözleşmelerde yaptırılan işler için, son hakediş raporu bütçe yılının sonuna rastlayan ayın yirminci (20.) günü düzenlenir.
İşe başladığından beri meydana getirilen işler, kontrol teşkilatı tarafından yüklenici veya vekili ile birlikte hesaplanır ve bulunan miktarlar, teklif edilen birim fiyatlarla çarpılmak suretiyle sözleşmedeki esaslara uygun olarak hakediş raporuna geçirilir. Düzenlenen hakediş raporunun işleme konulabilmesi için, yüklenici veya işbaşında bulunan vekili tarafından imzalanmış olması gereklidir. Yüklenici veya vekili, bildirilen günde, hakedişe esas hesaplamaların yapılmasında hazır bulunmazsa kontrol teşkilatı hesaplamaları tek başına yaparak hakediş raporunu düzenler ve yüklenicinin bu husustaki itirazları kabul edilmez. Hakediş raporu düzenlendikten sonra bir hafta içinde yüklenici raporu imzalamazsa kontrol teşkilatı, hakediş raporunu idareye gönderir ve rapor yüklenici tarafından imzalanıncaya kadar idarede hiçbir işlem yapılmaksızın bekletilir. Yüklenici hakkediş raporlarını zamanında imzalamazsa, ödemede meydana gelecek gecikmeden dolayı hiçbir şikâyet ve istekte bulunamaz. Hazırlanan ve kontrol teşkilatı ile yüklenici tarafından imzalanan geçici hakkediş raporu, tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, yetkili makamlar tarafından düzeltilebilir. Ancak bu düzeltme sırasında eski rakam ve yazıların okunabilir şekilde çizilmiş olarak hakkediş raporunda bulunması ve düzeltme yapan yetkililerin imzasını taşıması gereklidir. Ancak bu düzeltmeler yeniden sayfa düzenlemeyi gerektirecek ölçüde fazla ise, esas sayfa üzerinde düzeltmenin yapıldığına ilişkin açıklama bulunmak şartı ile, yeniden ayrı bir sayfa düzenlenip hakediş raporuna eklenir.
Yüklenicinin geçici hakedişe veya hakediş raporunun imzalanmasından sonra tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere karşı itirazlarını en geç kesin hesapların idareye teslim edildiği tarihe kadar dilekçe ile bildirmesi zorunludur. Her hakediş tutarına, eğer sözleşmede öngörülmüşse eklenecek miktar dahil edilir. Bulunan miktardan, bir önceki hakediş tutarı çıkarılarak bulunan miktara, ilgili mevzuata göre hesaplanacak Katma Değer Vergisi (KDV) eklenir. Bu miktardan sözleşmede yazılı kesintiler, varsa yüklenicinin idareye olan borçları ve cezalar ile kanunen alınması gereken vergiler kesilir. Hakediş raporu, yüklenici veya vekili tarafından imzalandığı tarihten başlamak üzere en geç sözleşmesinde yazılı sürenin sonunda, eğer sözleşmede bu hususta bir kayıt yoksa otuz gün içinde tahakkuka bağlanır. Bu tarihten başlamak üzere otuz gün içinde de ödeme yapılır.” hükmü,
“Hizmetin kabulü” başlıklı 44’üncü maddesinde “… b) Sürekli Nitelikteki İşlerde: Kontrol teşkilatının Genel Şartname gereğince tuttuğu kayıtlar ile yükleniciye yapılan ödemelere ilişkin belge ve kayıtlar idarece (a) fıkrasında öngörüldüğü şekilde kurulan kabul komisyonu tarafından esas alınır. Kabul komisyonu, yüklenicinin yapılan iş nedeniyle idareye karşı herhangi bir yükümlülüğünün kalmadığına karar verirse, üç nüshalı bir kabul belgesi düzenler ve bir nüshasını yükleniciye verir. Eğer yüklenicinin idareye karşı olan yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmediği tespit edilirse, buna ilişkin sözleşmesinde belirtilen ceza ve kesintiler uygulanır ve kabul belgesi bundan sonra verilir.” hükmü,
“Kısmi kabul” başlıklı 45’inci maddesinde “İşin kısımlar halinde ve değişik zamanlarda tamamlanacağı sözleşmede öngörülmüşse, tamamlanan ve müstakil kullanıma elverişli olan kısımlar için, idarenin isteği üzerine ve işin bütününün kabulünün yapıldığı anlamına gelmemek şartıyla 44 üncü madde hükümlerine uygun olarak kısmi kabul yapılabilir. Ancak, sözleşme konusu hizmetin, aynı işin tekrarı şeklinde gerçekleştirildiği yemek, temizlik, güvenlik ve personel taşıma gibi süreklilik arz eden hizmet işlerinde kısmi kabul yapılamaz. Sözleşmede belirlenen tarihte, işin tamamlandığının tespit edilebilmesi ve kabul işleminin yapılabilmesi için yüklenicinin idareye zamanında başvurması gereklidir.” Hükmü yer almaktadır.
Hizmet Alımlarına Ait Tip Sözleşme’nin “Teslim, muayene ve kabul işlemlerine ilişkin şartlar” başlıklı 20’nci maddesinde “20.1.30 dönemler itibarıyla birlikte tutacakları kayıtlar, işin o dönem içerisinde yapılan kısmının teslimi anlamına gelir. Ancak Yüklenici kayıt tutmaktan ve/veya tutulan kayıtları imzalamaktan imtina ederse Kontrol Teşkilatının kayıtları esas alınır ve bu kayıtların doğruluğu Yüklenici tarafından kabul edilmiş sayılır.
20.3. Teslim alınan işin muayene ve kabul işlemleri, ‘Hizmet Alımları Muayene ve Kabul Yönetmeliği’ ile Hizmet İşleri Genel Şartnamesinde yer alan hükümlere göre işin kabule elverişli şekilde teslim edildiği tarihten itibaren … iş günü içinde yapılarak kesin hesap raporu çıkarılır.” düzenlemesi yer almaktadır.
İncelenen İdari Şartname’nin “İhale konusu işe/alıma ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesinde
“2.1. İhale konusu işin/alımın;
a) Adı: 24 Aylık Puan Karşılığı Hizmet Alımı
b) Türü: Hizmet alımı
c) İlgili Uygulama Yönetmeliği: Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği
ç) Miktarı: 24 Aylık Puan Karşılığı Hizmet Alımı
Ayrıntılı bilgi idari şartnamenin ekinde yer almaktadır.
d) İşin yapılacağı/malın teslim edileceği yer: …… Devlet Hastanesi Laboratuvarı, Halk Sağlığı Laboratuvarı” düzenlemesine,
Aynı Şartname’nin “Kısmi teklif verilmesi” başlıklı 20’nci maddesinde “20.1. Bu ihalede işin tamamı için teklif verilecektir.’’ düzenlemesine,
Sözleşme Tasarısı’nın “Teslim, muayene ve kabul işlemlerine ilişkin şartlar” başlıklı 20’nci maddesinde “20.1. İş süreklilik arz eden mahiyette bir iş olup, işin kabulü aylık dönemler halinde ve şartnamelerde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde kısmi yapılacaktır.
20.2. Sözleşme konusu iş tamamlandığında Yüklenici, (işin/ilgili kısmın) teslim alınarak kabul işlemlerinin yapılması için bu talebini içeren bir dilekçe ile İdareye başvuracaktır. Bunun üzerine (yapılan iş/ilgili kısım), her türlü masrafı Yükleniciye ait olmak üzere …….. Devlet Hastanesi adresinde ve başvuru yazısının İdareye ulaştığı tarihten itibaren 30 (Otuz) iş günü içinde teslim alınır. Yüklenici, işin teslimi için sözleşme ve ekleri uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi nedeniyle oluşan zarardan sorumludur. Süreklilik arz eden işlerde, Kontrol Teşkilatı ile Yüklenicinin, işin yapılmasına ilişkin olarak hizmetin ifa edildiği dönemler itibariyle birlikte tutacakları kayıtlar, işin o dönem içerisinde yapılan kısmının teslimi anlamına gelir. Ancak Yüklenici kayıt tutmaktan ve/veya tutulan kayıtları imzalamaktan imtina ederse Kontrol Teşkilatının kayıtları esas alınır ve bu kayıtların doğruluğu Yüklenici tarafından kabul edilmiş sayılır.”
20.2. Sözleşme konusu iş tamamlandığında Yüklenici, (işin/ilgili kısmın) teslim alınarak kabul işlemlerinin yapılması için bu talebini içeren bir dilekçe ile İdareye başvuracaktır. Bunun üzerine (yapılan iş/ilgili kısım), her türlü masrafı Yükleniciye ait olmak üzere …….. Devlet Hastanesi, ……..Halk Sağlığı Müdürlüğü adresinde ve başvuru yazısının İdareye ulaştığı tarihten itibaren 30 (Otuz) iş günü içinde teslim alınır. Yüklenici, işin teslimi için sözleşme ve ekleri uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi nedeniyle oluşan zarardan sorumludur. Süreklilik arz eden işlerde, Kontrol Teşkilatı ile Yüklenicinin, işin yapılmasına ilişkin olarak hizmetin ifa edildiği dönemler itibariyle birlikte tutacakları kayıtlar, işin o dönem içerisinde yapılan kısmının teslimi anlamına gelir. Ancak Yüklenici kayıt tutmaktan ve/veya tutulan kayıtları imzalamaktan imtina ederse Kontrol Teşkilatının kayıtları esas alınır ve bu kayıtların doğruluğu Yüklenici tarafından kabul edilmiş sayılır.”
20.3. Teslim alınan işin muayene ve kabul işlemleri, “Hizmet Alımları Muayene ve Kabul Yönetmeliği” ile Hizmet İşleri Genel Şartnamesinde yer alan hükümlere göre işin kabule elverişli şekilde teslim edildiği tarihten itibaren 30 iş günü içinde yapılarak kesin hesap raporu çıkarılır. .” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan mevzuat alıntılarından; başvuru konusu ihale gibi hizmetin yüklenici tarafından belli bir süre boyunca devamlı olarak verilmesi (sürekli nitelikteki bir iş olması) durumunda ödemelerin sözleşmelerde belirtilen aralıklarla geçici hakkedişler düzenlenerek yapılacağı, birim fiyat üzerinden akdedilen sözleşmelerde aksine bir düzenleme olmaması durumunda hakedişlerin aylık olarak düzenleneceği anlaşılmıştır.
Sürekli nitelikteki işlerde hizmetin kabulünün ise kontrol teşkilatının tuttuğu kayıtlar ile yükleniciye yapılan ödemelere ilişkin hakedişler, belgeler ve kayıtlar esas alınarak yapılacağı, işin kısımlar halinde ve değişik zamanlarda tamamlanacağı sözleşmede öngörülmüşse, tamamlanan ve müstakil kullanıma elverişli olan kısımlar için, idarenin isteği üzerine ve işin bütününün kabulünün yapıldığı anlamına gelmemek şartıyla kısmi kabul yapılabileceği, ihale konusu işte kısmi kabul yapılması öngörülüyorsa Sözleşme Tasarısı’nın 20’nci maddesinde açıkça kısmi kabul yapılacağının belirtilmesi ve hangi kısımlarının hangi tarihlerde kabulü yapılacağının düzenlenmesi gerektiği, ancak sözleşme konusu hizmetin aynı işin tekrarı şeklinde gerçekleştirilen yemek, temizlik, güvenlik ve personel taşıma gibi süreklilik arz eden hizmet alımlarında kısmi kabul yapılmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
İhaleye ilişkin teslim, muayene ve kabul işlemleri şartlarının belirlendiği Sözleşme Tasarısı’nın 20’nci maddesinde ihale konusu işin süreklilik gösteren mahiyette olduğu ve kabulünün aylık dönemler halinde kısmi kabul şeklinde gerçekleştirileceğine yönelik düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Başvuru konusu 24 aylık puan birimi üzerinden sözleşmeye bağlanan teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımı ihalesinin yüklenici tarafından belli bir süre boyunca aynı işin devamlı olarak yerine getirilmesi şeklinde gerçekleştirilen ve süreklilik arz eden nitelikte hizmet alımı olduğu, mevzuat gereğince sürekli tekrar eden nitelikteki hizmet alımlarında kısmi kabul yapılamayacağı dikkate alındığında Sözleşme Tasarısı’nın 20’nci maddesindeki süreklilik gösteren mahiyetteki ihale konusu işte aylık dönemler halinde kısmi kabul yapılacağına yönelik düzenlemelerin mevzuata aykırı olduğu anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
İşveren Çalışanını Kamerayla İzleyebilir mi? KVKK’nın 08.06.2026 Tarihli Duyurusu
İşveren Çalışanını Kamerayla İzleyebilir mi? KVKK’nın 08.06.2026 Tarihli Duyurusu
Baran ÇAĞDAVUL Avukat & Arabulucu
İş yerlerinde güvenlik kamerası kullanımı, İK departmanlarının en sık karşılaştığı hukuki risk alanlarından biri olup, Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK), 8 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı “İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu” ile bu konudaki belirsizliklere son noktayı koymuş durumda. Kurul duyurunun çalışanlardan gelen ve giderek artan şikayetler üzerine hazırlanmış olduğunu ifade ettiği duyurusunda, işverenlerin kamera sistemlerini hangi sınırlar dahilinde kullanacağını da somut şekilde belirlemiş durumda.
Bu yazımda, duyurunun İK uygulamaları açısından ne anlama geldiğini kısaca özetlemekteyim.
İşyerinde Kamera Kullanımı Yasak Değil Ancak Amaç Sınırlı
Kurum’un duyurusu, güvenlik kamerası kullanımını tamamen yasaklamıyor. İşveren; iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, iş kazalarının önlenmesi, iş yeri güvenliğinin korunması, suçların önlenmesi ve/veya tespiti gibi meşru ve somut amaçlarla kamera sistemi kurabilir.
Ancak asıl kritik nokta KVKK’nın, çalışanların performansının izlenmesi, verimliliğinin ölçülmesi veya çalışanın denetlenmesi amacıyla yapılan kamera takibinin meşru amaç kapsamında olmadığını açık biçimde belirtmiş olması. Başka bir ifadeyle işverenin “Çalışan ne kadar verimli çalışıyor, masasından kaç dakikada bir kalkıyor, oyalanıyor mu?” gibi kontrol gerekçeleri, KVKK’da verilerin işlenmesi için uyulması zorunlu tutulan “amaçla bağlantılı ve sınırlı olma” ilkesine aykırı kabul ediliyor.
Duyuruda Öne Çıkan Sınırlar
Duyuruda İK uygulamalarını doğrudan ilgilendiren birkaç önemli sınır bulunuyor:
Özel alan yasağı: Tuvalet, soyunma odası, mescit ve dinlenme alanları gibi mahremiyetin yoğun olduğu yerlere kamera yerleştirilemez.
Ölçülülük ilkesi: Kameranın kapsama alanı, amacı gerçekleştirmek için gerekli olandan geniş tutulamaz; çalışan kamera vasıtasıyla sürekli ve genel gözetime tabi tutulamaz. (Örneğin çalışanın gözüktüğü kamera kayıtlarının, geçerli bir gerekçe yokken sık sık izlenmesi dahi ölçülülük ilkesine aykırı kabul edilmektedir.)
Aydınlatma yükümlülüğü: Çalışanların kamera ile izlendiği konusunda önceden ve açıkça bilgilendirilmesi gerekiyor.
Ses kaydı ise ayrı bir risk: Görüntüyle birlikte ses kaydı alınması çok daha hassas bir veri işleme faaliyeti sayılıyor. Bu nedenle ses kaydının neden alındığının KVKK kapsamında açık, zorunlu ve ölçülü bir gerekçe ile açıklanması zorunlu; aksi hal hukuka aykırı kabul ediliyor.
Duyuru, Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Kararıyla Birlikte Okunmalı
Kurul’un duyurusunun yalnızca görüntü ve ses kaydına ilişkin olduğu düşünülmemeli. Zira Kurul’un 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı “Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı” 2 Haziran 2026’da Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Mezkur kararda, parmak izi veya yüz tanıma gibi biyometrik verilerin yalnızca mesai takibi amacıyla bile olsa işlenmesi hukuka aykırı bulunmuş; kart, pin veya imza çizelgesi gibi daha az müdahaleci yöntemler mevcutken, biyometrik veri kullanımının ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini vurgulanmıştır.
Söz konusu duyuru ve karar birlikte değerlendirildiğinde, KVKK’nın, işverenin denetim ve gözetim istemini oldukça net sınırlandırdığı ve çalışanların kişisel verilerinin korunmasını, işverenin denetim ve gözetim hakkından üstün tuttuğu sabit haldedir.
Peki Mezkur Duyuru İşverenler İçin Ne Anlama Geliyor?
İşverenler için mevcut kamera politikalarını gözden geçirmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Özellikle de kamera kurulum amacının yazılı olarak somut ve net şekilde belirlenmemiş olması, kamera görüş alanının amaçla orantısız biçimde geniş tutulması, aydınlatma metni veya işyeri politikasının güncel mevzuata uyarlanmamış olması, mesai takibinde kart, imza gibi yöntemler yerine, parmak izi ve benzeri biyometrik sistemlerin tek yöntem olarak kullanılmaya devam edilmesi, ayrıca kişisel veri ihtiva eden kayıtların uzun süre tutulması ve/veya imha edilmesinden kaçınılması gibi durumlar oldukça büyük bir risk teşkil ediyor.
Zira bu unsurlardan herhangi birinin varlığı işverenin; KVKK şikayeti, idari para cezası, olayın niteliğine göre tazminat ve dahi ceza sorumluluğu ile karşı karşıya kalmasına sebebiyet verecektir.
Nitekim örnek mahiyetteki bir karar olan KVKK’nın 04.08.2022 Tarih ve 2022/797 sayılı Kararı:
“… Veri sorumlusu tarafından ilgili kişilerin giriş-çıkış esnasında yüz tanıma sistemi vasıtasıyla biyometrik verilerini işlenmesinin Kanun’un 6’ncı maddesi kapsamında herhangi bir veri işleme şartına dayanılmaksızın gerçekleştirildiği sonucuna varıldığı, bu hususların Kanun’un 12’nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer verilen “Veri sorumlusu kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.” hükmüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle veri sorumlusu hakkında Kanun’un 18’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında 500.000 TL idari para cezası uygulanmasına, …”
şeklinde olup, kurulun istikrarlı biçimde kişisel verilerin işlenmesi noktasında oldukça sıkı ve sınırlayıcı bir yaklaşım gösterdiği aşikardır.
Şu halde KVKK’nın 8 Haziran 2026 tarihli duyurusu, işyeri kamera sistemlerinin kullanım sınırlarını netleştirirken, işverene -ve varsa İK departmanlarına- açık bir görev yüklüyor: mevcut kamera ve diğer gözetim politikalarını, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda belirlenen şekilde kapsam ve aydınlatma yükümlülüğü açısından yeniden değerlendirmek. Bu noktada işverenlerin kamera sistemi ve diğer gözetim uygulamalarının güncel mevzuata uygunluğunun sağlanması ve değerlendirilmesi açısından hukuki destek alması oldukça mühim.
Baran ÇAĞDAVUL Avukat & Arabulucu
Anahtar Sözcükler: KVKK, işveren, çalışan, kamera, İK, para cezası, KVKK şikayeti, Baran Çağdavul, kamera sistemi, güvenlik kamerası, veri sorumlusu
Turquality’de Dijitalleşme Sınavı: Kanaldan Gelen Veri Karara Dönüşüyor mu?
Ticaret Bakanlığı, ağustos ayında Türkiye’nin son 25 yıllık ticaret performansına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Değerlendirmede markalaşma ayrı bir başlık olarak yer aldı ve 2004 yılında başlatılan Turquality Destek Programı kapsamında bugün 411 firmanın ve 443 markanın desteklendiği bildirildi. Bakanlık, programın marka tanıtımının yanı sıra dört alanda destek sağlamayı amaçladığını belirtti. Bu alanlar kurumsal dönüşüm, hedef pazarlarda büyüme, insan kaynağı ve dijitalleşmedir. Listenin son başlığı, markalaşma tartışmalarında en az yer tutan başlıktır.
Markalaşma gündeme geldiğinde tanıtım bütçesi, mağaza sayısı ve hedef pazar seçimi öne çıkıyor. Dijitalleşme ise çoğu zaman bir yazılım satın alma kalemi olarak görülüyor. Programın denetim yapısında ölçülen şey ise satın alınan lisansların sayısından çok şirketin bilgi teknolojilerini nasıl yönettiğidir. Aradaki fark, bir yatırımın faturasıyla o yatırımın ürettiği bilgi arasındaki farktır. Bu fark, yurt dışı satışta daha da belirginleşiyor.
Yurt dışında büyüyen bir marka, ürününün kime, hangi fiyata ve ne hızda satıldığını görebiliyor mu? Görebiliyorsa bu bilgi bir ekranda mı duruyor, yoksa bir karara mı dönüşüyor? Bu soru, teknoloji ihracatçılarının kendi yetkinlik açığını konu alan tartışmadan ayrı bir yere bakıyor. Burada konu, yazılımı satan şirketin kabiliyeti yerine yazılımı kendi kanalını görebilmek için kuran üretici markanın kabiliyetidir. Program da denetimini bu ikinci kabiliyet üzerinden kuruyor.
Program Dijitalleşmeyi Ayrı Bir Alan Olarak Ölçüyor
Turquality’ye başvuran şirket, kapsama alınmadan önce bakanlıkça yetkilendirilmiş bir yönetim danışmanlığı firmasının yürüttüğü ön inceleme çalışmasından geçiyor. Marka ve Turquality Desteğine İlişkin Genelge bu çalışmada hangi alanlarda düzey ölçüldüğünü tek tek sayıyor. Ölçülen alanlar stratejik planlama, finansal performans, marka performansı, marka yönetimi, pazarlama, satış ve ticaret yönetimi, tedarik zinciri yönetimi, ürün geliştirme, insan kaynakları yönetimi, kurumsal yönetim ve bilgi teknolojileri yönetimidir. Liste on bir başlıktan oluşuyor ve bilgi teknolojileri yönetimi bunlardan biri olarak yer alıyor. Ön inceleme raporu Bakanlığa iletiliyor ve şirketin programa girip girmeyeceği bu değerlendirmenin sonucuna göre belirleniyor.
Bilgi teknolojileri yönetiminin, marka performansıyla aynı listede sayılması, programın dijitalleşmeyi bir yetkinlik alanı saydığını gösteriyor. Denetim şirketin hangi yazılımı kullandığını sormuyor, bu alanı nasıl yönettiğini soruyor. Sorunun bu biçimde kurulması, lisans sahipliğiyle yetkinlik arasındaki farkı baştan işaretliyor. Aynı yazılımı kullanan iki şirket, denetimde farklı düzeylerde çıkabiliyor. Belirleyici olan, sistemin şirketin çalışma düzenine ne kadar yerleştiğidir.
Programın mevzuat zemini son yıllarda iki kez değişti. Mal ihracatı tarafında 17 Ağustos 2022 tarihli ve 5973 sayılı İhracat Destekleri Hakkında Karar ile bu karara bağlı genelge geçerli. Hizmet ihracatı tarafında ise 26 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 10962 sayılı Karar yürürlüğe girdi ve hükümleri 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli oldu. Bu Karar, hizmet sektörlerinde Marka, Turquality ve E-Turquality desteklerini tek bir Markalaşma Programı başlığı altında topladı. Kapsama alınan şirket beş yıllık bir gelişim yol haritası hazırlıyor ve bu haritayı beş yılda bir güncelliyor. Güncelleme, geçmiş beş yılın değerlendirmesini ve gelecek beş yılın planını birlikte kapsıyor.
Veri Markadan Uzakta Doğuyor
Yurt dışı satışta veri markanın kendi binasında üretilmiyor. Distribütörün deposunda, bayinin kasasında, franchise alanın mağaza kayıtlarında ve pazar yerinin satıcı panelinde üretiliyor. Markanın kendi sisteminde görünen kayıt çoğu zaman kestiği faturayla sınırlı kalıyor. O fatura sevkiyatın yola çıktığını gösteriyor, ürünün rafta ne kadar beklediğini göstermiyor. Ürünün kime, hangi fiyata ve ne hızda satıldığı bilgisi kanalın kendi kayıtlarında duruyor.
Aradaki fark, bir doğruluk sorunundan çok bir kapsam sorunudur. Markanın gördüğü sayı, ürünü kanala verdiği andaki sayıdır. Ürünün son alıcıya geçtiği andaki sayı ise kanalın kendi kayıtlarında durur. İki sayı arasındaki mesafe rafta bekleyen stoktur. Bu mesafe görünmediğinde marka kendi büyüme hızını kanalın sipariş ritmiyle karıştırır.
Dağıtım ağının yönetimi bu nedenle aynı zamanda bir görünürlük meselesidir. Satış hızını, stok devir oranını, iade düzeyini ve müşteri şikayetlerini okuyamayan marka, kanaldaki sorunu ancak siparişler durduğunda fark eder. O aşamada sorun düzeltilebilir bir sapma olmaktan çıkmış, telafi edilmesi gereken bir kayba dönüşmüştür. Sahadan gelen veriyi zamanında okuyan marka ise dağıtım kararını maliyet büyümeden düzeltebilir. İki durum arasındaki fark, kararın verildiği andaki bilgi düzeyidir.
Kanaldan veri istemek sözleşme meselesi olduğu kadar sistem meselesidir. Distribütörün aylık satış dökümünü göndermeyi kabul etmesi ilk adımdır. Dökümün markanın kendi kayıtlarıyla eşleşebilir halde gelmesi ise ayrı bir iştir. Gelen tablo markanın kullandığı ürün kodlarını taşımıyorsa, veri elde bulunur ama işlenemez. Bu noktada sorun kanalın isteksizliğinden çıkar ve tanım düzenine geçer.
Aynı Ürün Her Pazarda Aynı Adla Kayıtlı mı?
Tanım disiplini, farklı kaynaklardan gelen kayıtların tek bir tabloda birleşebilmesini sağlayan temel düzendir. Bir marka aynı ürünü Almanya’da bir kodla, Birleşik Arap Emirlikleri’nde başka bir kodla ve kendi üretim kayıtlarında üçüncü bir kodla tutabilir. Üç pazardan gelen üç tablo bu durumda tek bir toplama dönüşmez. Toplam alınmak istendiğinde kayıtlar elle eşleştirilir ve eşleştirmeyi yapan kişinin bilgisi raporun doğruluğunu belirler. Ürün sayısı arttıkça bu yöntem taşınamaz hale gelir.
Aynı sorun müşteri tarafında farklı bir biçimde çıkar. Bir zincir mağazanın ayrı şubeleri sistemde birbirinden bağımsız müşteriler olarak görünüyorsa, o zincirin marka için gerçekte ne kadar büyük bir alıcı olduğu hiçbir raporda çıkmaz. Satış birimi zincirle tek bir muhatap olarak pazarlık yapar, sistem ise onu dağınık kayıtlar olarak görür. İskonto kararları bu dağınık tabloya bakılarak verilir. Zincirin toplam hacmi görülmediğinde markanın elindeki pazarlık gücü de görülmez.
E. T. Öztürk’ün 2023 yılında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladığı çalışma, bu sorunun bir üretici firmada nasıl göründüğünü kaydediyor. Firmanın ürün ve bileşen tanımları dijitalleşme öncesinde excel tabloları üzerinden yürütülüyordu. Birden çok ürüne giren bir bileşen değiştiğinde, o bileşeni içeren her ürünün tanımı tek tek elden geçiriliyordu. Tanımlar makinelere basılı kağıt olarak dağıtıldığı için zamanla yıpranıyor, güncelliğini yitirmiş bir tanımla üretim yapma riski doğuyordu. Kurumsal kaynak planlama sistemine geçildikten sonra bileşenler yazılıma tanımlandı ve bir bileşen değiştiğinde etkilenen ürünler otomatik olarak revizyona girdi.
Tanım birliği kurulmadan toplanan veri, toplanmamış veriyle aynı sonucu verir. Marka elinde tablo olduğunu bilir, o tablodan çıkan sayıya güvenemez. Bu iş yazılım seçmekten önce gelir. Hangi sistemin alınacağına karar verilmeden önce ürünün, müşterinin ve pazarın nasıl tanımlanacağı belirlenmelidir. Sıralama ters kurulduğunda şirket dağınık tanımlarını pahalı bir sisteme taşımış olur.
Excel Tablosundan Kurumsal Hafızaya
Öztürk’ün çalışması, Turquality kapsamına alınmış ve otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir üretici firmanın beş yıllık gelişim yol haritasını örnek olay yöntemiyle inceliyor. Firma yol haritasını bakanlığa sunduğunda plan 20 ana proje ve 96 alt projeden oluşuyordu. Bu 20 ana projenin 14’ünün tamamlanabilmesi için dijitalleşme kapsamında kurumsal kaynak planlama sistemine geçilmesine karar verildi. Geçiş beş yıllık dönem boyunca alt projeler halinde yürütüldü. Sisteme taşınan süreçler arasında satınalma, planlama, üretim, stok, sevkiyat, maliyet ve insan kaynakları yer alıyor.
Dijitalleşme kapsamındaki projelerin ilk basamağında bayi ve müşteri segmentasyonu yer alıyor. Çalışma öncesinde bayiler ve müşteriler excel raporları üzerinden değerlendiriliyordu. Proje kapsamında önce tüm müşteri bilgileri gözden geçirilip sisteme girildi, ardından müşterileri sınıflandırmak için nitelikler ve kriterler belirlendi. Bu çalışmanın sonunda bayi ve müşteri bazında karlılık, büyüme ve ödeme performansı gibi göstergeler satış birimi tarafından raporlanabilir hale geldi. Segmentasyon kriterleri finansal, operasyonel ve stratejik başlıklar altında tanımlandı.
İkinci basamakta müşteri ilişkileri yönetimi vardı. Yurt içi müşterilerden ve bayilerden gelen talepler dijitalleşme öncesinde temsilciler tarafından e-posta yoluyla paylaşılıyordu. Bu yöntem kurumsal hafızanın oluşmasını engelliyor, veri kaybına ve raporlama sorunlarına yol açıyordu. Firmanın uluslararası pazarlardaki faaliyetleri artıp operasyonları genişledikçe kurumsal bir müşteri yazılımına geçildi. Yurt içi satış ile uluslararası satış ve pazarlama birimlerinin süreçleri aynı sisteme taşındı.
Bu tablodaki belirleyici unsur, teknolojinin kendisinden çok hangi sorunun çözüldüğüdür. Bir talebin temsilcinin gelen kutusunda durması, o temsilci izinli olduğunda ya da işten ayrıldığında bilginin şirketten çıkması anlamına gelir. Bilgi kişilerin üzerinde durduğu sürece şirketin hafızası çalışan devir hızına bağlı kalır. Kayıt sisteme alındığında bilgi görevden bağımsızlaşır ve yerini bilen herkes ulaşabilir hale gelir. Kurumsal hafıza bu noktada bir yazılım özelliği olmaktan çıkar ve bir çalışma düzenine dönüşür.
Örnek olay yöntemi tek bir firmayı incelediği ve karşılaştırma grubu içermediği için bulgular genel bir kural olarak okunamaz. Çalışmanın firmadaki iyileşmeleri sistem geçişiyle ilişkilendirmesi de bu sınır içinde değerlendirilmelidir. Buradaki değer, beş yıllık bir yol haritasının dijitalleşme başlığı altında pratikte neyi kapsadığını göstermesidir. Aynı içerik başka bir sektörde farklı modüllerle karşılık bulur. Ortak olan, kanaldan gelen bilginin sisteme alınmasının ilk sıraya konulmasıdır.
Üç Oran Türkiye Tablosunu Anlatıyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun, Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması bu yetkinliğin ülke genelindeki yaygınlığını ölçüyor. Araştırmanın 2025 sonuçlarına göre on ve daha fazla çalışanı olan girişimlerin %28,3’ü kurumsal kaynak planlama yazılımı kullanıyor. Aynı grupta müşteri ilişkileri yönetimi yazılımı kullananların oranı %12, iş zekası yazılımı kullananların oranı %6,5 seviyesinde. Araştırma on ve daha fazla çalışanı olan girişimleri kapsıyor ve Türkiye geneli için sonuç veriyor. Oranlar sektör ayrımı yapılmadan, girişim düzeyinde hesaplanıyor.
Oranlar ölçeğe göre keskin biçimde ayrışıyor. 250 ve üzeri çalışanı bulunan işletmelerde kurumsal kaynak planlama kullanım oranı %76,5’e çıkıyor. Aynı ayrışma bulut tarafında da görülüyor. Ücretli bulut bilişim hizmeti kullanan girişimlerin oranı 2023’te %16,4 iken 2025’te %20,4 oldu. Bu oran 250 ve üzeri çalışanlı işletmelerde %54,3, 50-249 çalışanlı işletmelerde %31,8 ve 10-49 çalışanlı işletmelerde %17,3 olarak ölçüldü.
Turquality kapsamındaki firmalar ölçek olarak bu tablonun üst bandında yer alıyor, dolayısıyla program içindeki oranların Türkiye ortalamasının üzerinde olması beklenir. Kapsama alınmadan önce belirli bir kurumsal altyapı düzeyinin aranması da bu beklentiyi güçlendiriyor. Yine de üç yazılım katmanı arasındaki sıralama, ölçekten bağımsız olarak dikkat çekiyor. Büyük işletmelerde de kurumsal kaynak planlama en yaygın katman olarak öne çıkıyor. İş zekası ise genel tabloda en geride kalan katman olarak görünüyor.
Veriyi Karara Çeviren Katman En Zayıf Halka
Üç oranın sıralaması bir gelişim sırası anlatıyor. Şirketler önce kendi iç işleyişini sisteme alıyor, müşteri tarafını daha az kuruyor, veriyi karara çeviren katmanı ise büyük ölçüde kurmuyor. Bu sıralama teknik bir tercih olmaktan çok bütçe ve aciliyet sıralamasının yansımasıdır. Üretimi ve muhasebeyi aksatan bir eksiklik hemen görülür, karar kalitesindeki eksiklik ise geç fark edilir. Görünmeyen eksiklik bu nedenle en sona kalır.
Sonuçta veri toplanıyor, tablolar üretiliyor ve raporlar dağıtılıyor. Ancak marka bazlı karlılığın hangi pazarda nasıl seyrettiği, hangi kanalın iskonto sonrası gerçekten karlı olduğu ve hangi ürün grubunun hangi coğrafyada zayıfladığı sorulduğunda cevap çoğu zaman gecikiyor. Ciroyu bilmek ile markayı bilmek arasındaki fark tam bu noktada açılıyor. Ciro tek bir toplamdır, marka ise kanal, pazar ve ürün kırılımında ayrı ayrı okunması gereken bir yapıdır. Kırılımı üretemeyen şirket toplamı bilir, dağılımı bilmez.
Veriyi karara çeviren katman kurulmadığında yapılan yazılım yatırımı şirketin raporlama kapasitesini artırıyor, karar kalitesini aynı oranda artırmıyor. Yönetim daha çok tablo görüyor, kararı daha hızlı vermiyor. Bu katmanın kurulması pahalı bir araç almakla başlamıyor. Hangi soruların düzenli olarak sorulacağının belirlenmesiyle başlıyor. Soru tanımlanmadan kurulan raporlama düzeni, kimsenin bakmadığı ekranlar üretiyor.
Verinin Sahibi Belli Değilse Veri Yönetilmiyordur
Sistem kurulduktan sonra kanaldan gelen verinin sorumluluğu ayrı bir soru olarak karşıya çıkıyor. Çoğu şirkette bu sorunun yazılı bir cevabı bulunmuyor. Bilgi işlem birimi sistemin ayakta kalmasından sorumlu tutuluyor, verinin doğruluğundan sorumlu tutulmuyor. Satış birimi rakamı kullanıyor, kaydın eksiksizliğini denetlemiyor. Aradaki boşlukta veri girişi aksıyor, eksik kayıtlar birikiyor ve raporlar zamanla güvenilirliğini yitiriyor.
Sorumluluk üç ayrı işe bölünüyor. Veriyi kim giriyor, kim doğruluyor ve eksikliği kim raporluyor. Bu üç iş belirli bir göreve bağlanmadığında sistem çalışır durumda kalıyor ama içindeki bilgi güvenilmez hale geliyor. Yurt dışı kanalda sorun daha da büyüyor, çünkü kaydı üreten taraf şirketin kendi çalışanı olmuyor ve şirketin iç prosedürlerine tabi bulunmuyor. Distribütörün kendi işini yürütmek için tuttuğu kayıt, markanın ihtiyaç duyduğu ayrıntıyı taşımayabiliyor.
Bu nedenle distribütör ve bayi sözleşmelerinde veri paylaşımının hangi sıklıkta, hangi formatta ve hangi ayrıntı düzeyinde yapılacağı belirleniyor. Sözleşmede yer almayan bir veri talebi, ilişki gerginleştiğinde ilk düşen kalem oluyor. Program denetiminin bilgi teknolojileri yönetimini ayrı bir alan olarak ölçmesinin sebebi de burada duruyor. Ölçülen şey donanımın kendisi değil, düzenin kurulmuş olup olmadığıdır. Bu düzen kurulduğunda yazılım bir araç haline geliyor.
İkinci Beş Yılın Sorusu Aynı Değil
Gelişim yol haritasının beş yılda bir güncellenmesi, programın şirketten iki aşamalı bir gelişim beklediğini gösteriyor. İlk dönemde beklenen, süreçlerin sisteme taşınması ve kurumsal altyapının kurulmasıdır. İkinci dönemde beklenen ise kurulan altyapının ne ürettiğidir. Güncelleme çalışması geçmiş beş yılın değerlendirmesini de kapsadığı için ikinci dönemde sorulan soru birincinin tekrarı olmuyor. Şirket ilk dönemde sistemi kurduğunu, ikinci dönemde ise o sistemden ne öğrendiğini anlatmak durumunda kalıyor.
Bakanlığın ağustos ayındaki değerlendirmesinde önümüzdeki döneme ilişkin hedefler arasında KOBİ’lerin yapay zeka destekli dijital dönüşümünün hızlandırılması sayıldı. Bu hedef, veri düzeni kurulmuş şirketler için bir sonraki basamak anlamına geliyor. Tanımları dağınık, kanal verisi eksik ve sorumluluğu belirsiz bir yapıda ise aynı hedef zemin bulamıyor. Yapay zeka, temiz veri üretmeyen bir şirkete temiz cevap vermiyor. Aracın kalitesi beslendiği kaydın kalitesini aşamıyor.
Turquality’nin yirmi yılı aşan geçmişinde program, markalaşmayı tanıtım bütçesiyle sınırlı görmeyen bir çerçeve kurdu. Dijitalleşme başlığı bu çerçevenin parçası olarak duruyor. Yurt dışındaki kanaldan gelen verinin markaya ulaşması, ulaştığında anlaşılabilir olması ve anlaşıldığında bir karara dönüşmesi, programın ölçtüğü on bir alandan birinin pratikteki karşılığıdır. Adımlardan biri eksik kaldığında zincirin tamamı sonuç üretmiyor. Denetimde sorulan sorunun gerçek konusu da bu zincirin bütünlüğüdür.
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
TSRS: Patronlar İçin Bir Fırsat mı, Zorunluluk mu? – Stratejik Yol Haritası ve Gizli Tuzaklar
Olgar ATASEVEN
Girişimci, Yazar, Danışman
Son iki yıldır iş dünyasının en çok konuşulan kısaltmalarından biri haline gelen “Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS)” , artık yalnızca kurumsal iletişim departmanlarının ya da sürdürülebilirlik koordinatörlerinin işi olmaktan çıktı. Yönetim kurulu toplantı gündemlerinde, yatırımcı sunumlarında ve hatta banka kredi görüşmelerinde karşımıza çıkan bu standartlar, pek çok patron için ilk bakışta karmaşık ve angarya gibi görünse de aslında sandığımızdan çok daha fazlasını vaat ediyor.
Bu sefer, TSRS’ye bir patron gözüyle bakmaya çalışacağım. Malum bazılarınız zaten biliyor “patron” şapkam da olduğunu. Dolayısı ile olabildiğince geniş bir açı ile konuya bakalım. Sadece faydalarını değil; işin içindeki maliyetleri, veri kaosunu, olası tuzakları ve en önemlisi bu yolculuğa nasıl “doğru adımla” başlanması gerektiğini samimi ve gerçekçi bir dille ele alalım. Çünkü bu standartlara uyum sağlamak bir tercih olmaktan çıktı; ancak “nasıl uyum sağlanacağı” hâlâ tamamen patronun stratejik vizyonuna bağlı.
TSRS Neden Patronların Radarında? Finansal Etkinin Ötesi
TSRS’nin en büyük sürprizi, yalnızca çevreci bir raporlama aracı olmamasıdır. Aslında özünde “finansal raporlamanın tamamlayıcısı” olarak tasarlandı. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) tarafından geliştirilen bu standartlar, bir şirketin gelecekteki nakit akışlarını, varlık değerlemelerini ve borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyen iklim ve sürdürülebilirlik risklerini raporlamayı hedefliyor.
Peki bu patronlar için ne anlama geliyor?
Yatırımcı Dönüşümü: Eskiden yatırımcılar yalnızca üç aylık kâr rakamlarına bakardı. Artık BlackRock, Vanguard ve State Street gibi dev fonlar, yatırım kararlarını verirken şirketlerin iklim senaryo analizlerini ve geçiş planlarını masaya yatırıyor. Yapılan bir araştırmaya göre, küresel kurumsal yatırımcıların %70’inden fazlası, sürdürülebilirlik raporlaması zayıf olan şirketlerin hisselerini satın almama veya primli fiyattan alım yapmama eğiliminde.
Sermaye Maliyeti: TSRS’ye uyumlu hale gelen şirketler, yeşil tahvil ihracı veya sürdürülebilirlik endeksli kredilerde faiz oranlarında 25-50 baz puanlık avantaj yakalayabiliyor. Bu, 10 milyon dolarlık bir kredide yıllık 25.000-50.000 dolarlık doğrudan tasarruf anlamına geliyor.
Konuya bir de Türkiye’den örnek verirsem; Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan şirketler, son iki yılda endekse girmeyen benzerlerine göre ortalama %12-15 daha yüksek fiyat/kazanç (F/K) çarpanlarıyla işlem gördü. Bu, piyasanın bu şirketleri daha “güvenli liman” olarak konumlandırdığını gösteriyor.
Ancak bu noktada samimi olalım: Bu avantajlar tabiri caiz ise otomatik değildir. TSRS raporu hazırlamak tek başına yeterli değildir; raporun güvenilir, denetlenebilir ve stratejik kararlarla desteklenmiş olması gerekir. Aksi halde piyasa, raporu sadece bir “pazarlama broşürü” olarak okur ve prim oluşmaz.
Risk Yönetimi ve Senaryo Analizi: Sadece Kuraklık Değil, Jeopolitik de Masada
TSRS’nin en göz korkutan ama en değerli yanı, şirketleri gelecek senaryoları üzerine düşünmeye zorlamasıdır. Standartlar, yalnızca bugünün risklerini değil, 2030, 2040 ve 2050 yıllarındaki olası iklim ve piyasa koşullarını da analiz etmeyi şart koşuyor. Bunlar ise kabaca listelersem şunlardan oluşuyor:
Fiziksel Riskler: Kuraklık, sel, aşırı sıcaklar. Örneğin bir tekstil firması için pamuk tedarikindeki fiyat artışları veya su kısıtı nedeniyle üretim durma riski.
Geçiş Riskleri: Karbon fiyatlandırması, yeni mevzuatlar, enerji dönüşümü. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile Türkiye’den AB’ye ihracat yapan çelik, alüminyum, gübre ve çimento sektörleri için 2026’dan itibaren ek maliyetler başladı, başlayacak. Bu maliyet, ton başına 30-50 avro seviyesinde olabilir ki bu tüm hesaplarda özellikle Türkiye’de bu dönem hesapları kolaylıkla şaşırtabilir.
Jeopolitik Boyut:Enerji bağımlılığı, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması, küresel ticaret savaşları. Örneğin Rusya-Ukrayna savaşı sonrası doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanmalar, ABD, İsrail ve İran savaşı enerji yoğun sektörlerde TSRS senaryo modellerini altüst edebilecektir.
Burada samimi bir itirafta bulunmamda fayda var. Patronlar olarak bu senaryoları kurmak, başlangıçta çok soyut ve teorik gelebilir. Ancak unutulmamalıdır ki senaryo analizi yapmayan firmalar, krize hazırlıksız yakalanır. 2021’deki kuraklık nedeniyle elektrik üretiminde yaşanan doğalgaz krizinde, senaryo analizi yapmış sanayi kuruluşları alternatif enerji sözleşmelerini önceden imzalayarak maliyet avantajı sağladı. Yapmayanlar ise spot piyasadan 4 kat pahalı gaz almak zorunda kaldı. İyi örnek değil mi?
Veri Yönetişimi ve İç Kontrol: En Büyük Tuzak Burada
TSRS’nin belki de en hafife alınan boyutu veri kalitesidir. Raporda kullanacağınız elektrik tüketimi, doğalgaz kullanımı, lojistik kaynaklı emisyonlar, çalışan yolculukları gibi verilerin doğru, eksiksiz ve izlenebilir olması gerekir. Burada çoğu firma büyük bir yanılgıya düşer: “Verilerimiz zaten ERP sisteminde var” düşüncesi. İşte bu düşünce ne yazık ki en büyük tuzaklardan biridir. Şöyle bir gerçekçi tablo çizersem: Türkiye’deki üretim firmalarının önemli bir kısmı, elektrik tüketimini fabrika genelinden alır; fakat ürün bazında veya hat bazında ayrıştırmaz. Oysa TSRS, doğrudan (Scope 1), dolaylı (Scope 2) ve tedarik zinciri (Scope 3) emisyonlarını ayrı ayrı raporlamanızı ister. İşte bu noktada dağınık veriler, Excel dosyaları, farklı tesislerden gelen farklı formatlar büyük bir karmaşaya yol açar. İşin içinden çıkılmaz olabilir. Veri yönetişiminde bu noktadan bakınca 3 kritik başarı faktörü öne çıkıyor:
Veri Sorumluluğu: Hangi verinin kim tarafından, hangi periyotta, hangi metodolojiyle toplanacağı net olmalı. Bu bir IT projesi değil, yönetişim projesidir, konusunu herkes anlamalı.
Mutabakat ve Doğrulama: Enerji faturaları, yakıt alım faturaları, üretim miktarları arasındaki tutarlılık sağlanmalıdır. Örneğin doğalgaz faturanızla üretim tonajınız arasında sapma varsa, bu ya veri hatasıdır ya da enerji verimliliği kaybıdır.
İç Kontrol Sistemi: Veri girişinden raporlamaya kadar her aşamada iç kontrol noktaları olmalıdır. Bu noktada, bağımsız denetçilerin ön değerlendirme ziyaretleri, sizi son aşamada büyük sürprizlerden korur.
Yalnız önemli uyarıda bulunmalıyım. Yanlış veya eksik veriyle hazırlanmış bir TSRS raporu, “sürdürülebilirlik beyanı” olarak kurumsal internet sitesinde yayımlandığında, bu bilgi yatırımcıları ve düzenleyicileri yanıltıcı nitelik taşır. Türkiye’de KGK’nın yayımladığı güvence standartları (Güvence Denetimi Standardı 3000) gereği, yetkili kurumlar bu raporları inceleyebilir ve kasıtlı yanlış beyan durumunda cezai yaptırımlar devreye girebilir. Yani rapor hazırlamamak riskliyse, kusurlu rapor hazırlamak daha da risklidir. Bu, günümüzün en büyük itibar ve hukuk mayınlarından biridir.
Scope 3 Emisyonları: Tedarik Zinciriniz Sizi Vurur
TSRS’nin patronlar arasında en çok panik yaratan başlığı kesinlikle Scope 3 emisyonlarıdır. Neden? Çünkü şirketin kendi bacasından çıkan (Scope 1) ve satın alınan enerjiden (Scope 2) oluşan emisyonlar sizin kontrolünüz altındadır. Ama Scope 3, tedarikçilerinizin, lojistik sağlayıcılarınızın, müşterilerinizin ve hatta çalışanlarınızın evden ofise geliş gidişlerinin emisyonlarını içerir. Konuya sektörler açısında yaklaşırsam gözünüzde daha iyi canlanacak.
Otomotiv Sektörü: Türk otomotiv tedarik sanayi, Avrupa’daki ana üreticilere parça gönderirken, bu firmalar artık tedarikçilerinden karbon ayak izi beyanı talep ediyor. Eğer sizin tedarikçiniz yüksek karbonlu enerji kullanıyorsa, bu sizin Scope 3 raporunuzu şişirir ve ürününüzün Avrupa’daki rekabet gücünü düşürür.
Gıda ve Tarım: Su tüketimi, arazi kullanımı, gübre kaynaklı emisyonlar tüm değer zinciri boyunca izlenmek zorundadır. Bu, çiftçiden başlayıp rafa kadar uzanan devasa bir veri toplama sürecidir.
Dolayısı ile size samimi bir çözüm önerisinde bulunmalıyım. Scope 3’ü bir gecede çözemezsiniz. Yapmanız gereken, öncelikle en büyük tedarikçilerinizle birebir görüşerek onların emisyon verilerini toplamaya başlamak, kalan kısmı ise sektörel ortalama verilerle (secondary data) makul tahminlerle tamamlayarak zamanla veri kalitesini artırmaktır. Patron olarak bu sürecin 2-3 yıl süreceğini kabul etmelisiniz; sihirli bir değnek yok. Bunu bilin.
Uluslararası Uyumluluk: TSRS + ESRS Çelişkisi ve Türkiye’nin Konumu
Patronların sıkça sorduğu soru şu: “TSRS ile AB’nin ESRS’si arasındaki fark ne? İkisine de uymalı mıyız?”
TSRS, finansal önemlilik esasına dayanır. Yani “Bu iklim riski şirketimin nakit akışını ve kârlılığını nasıl etkiler?” sorusuna odaklanır. ESRS ise çift önemlilik esasına dayanır; hem şirketin finansal etkisini hem de şirketin çevre ve toplum üzerindeki dışsal etkisini sorgular. Örneğin TSRS, su kıtlığının üretimi nasıl durduracağını sorarken; ESRS, sizin su tüketiminizin bölgedeki tarımı ve yerel halkı nasıl etkilediğini de sorar.
Bu felsefi farklılık, veri setlerinizin ve anlatı çerçevenizin önemli ölçüde değişmesine neden olur. Türkiye’de KGK, TSRS’yi zorunlu kılarken, AB ile ticaret yapan firmalar ESRS’ye de hazırlık yapmak zorunda kalacak. Yani tek bir rapor, iki ayrı standardı tam anlamıyla karşılayamaz. Ancak veri altyapınızı TSRS’ye göre kurarsanız, bu verileri ESRS için de kullanabilir; sadece ek paydaş etkisi analizleri ve nitel açıklamalar eklemeniz gerekir. Kısacası, uluslararası uyum sürecinde patronların yapması gereken en akıllıca hamle, veri toplama katmanını tek bir merkezden yönetmek ve raporlama katmanını ise farklı standartların ihtiyaçlarına göre esnek tutmaktır.
TSRS Olgunluk Modeli: 1’den 5’e Gerçekçi Bir Yolculuk
Makalelerde sıkça gördüğümüz “Seviye 1’den Seviye 5’e geçiş” modelleri çoğu zaman göz korkutucudur. Oysa bu modele gerçekçi bakmalıyız. Seviyelere şöyle bir göz atarsak:
Seviye 1 (Başlangıç): Veriler Excel’de, dağınık, farklı birimler tarafından farklı metodlarla toplanıyor. Rapor hazırlanmıyor.
Seviye 2 (Tekrar Edilebilir): Veriler merkezi bir sistemde toplanmaya başlanmış, yıllık karşılaştırmalar yapılabiliyor.
Seviye 3 (Yönetilen): Politika ve prosedürler oluşturulmuş, riskler stratejik plana entegre edilmiş.
Seviye 4 (Niceliksel): Veriler kalite güvencesinden geçmiş, bağımsız denetim için hazır.
Seviye 5 (Öngörücü): Predictive analytics ile gelecek emisyonları ve risk senaryoları gerçek zamanlı modelleniyor.
Türkiye’deki KOBİ’ler ve orta büyüklükteki firmalar için Seviye 3’e ulaşmak bile büyük bir başarıdır. Seviye 5’e ulaşmak için ise yalnızca vizyon değil, aynı zamanda veri bilimi ekipleri, yapay zeka modelleri ve yüksek bütçeli yazılım altyapıları gerekir. Bu, yıllık birkaç milyon TL’lik ek kaynak anlamına gelebilir. Patron olarak, firmanızın büyüklüğüne göre 3 yıllık bir olgunluk yol haritası belirlemeniz daha doğru olacaktır. Hedefi abartılı koymak, başarısızlık hissi yaratır ve yeşil aklamaya (greenwashing) teşvik eder.
Yeşil Aklama (Greenwashing) Tuzağı ve İtibar Riskleri
Son yıllarda dünya genelinde “iklim dostu” olduğunu iddia edip de denetimlerde yalan söylediği ortaya çıkan büyük firmalara milyar dolarlık cezalar kesildi. Alman otomotiv devi Volkswagen’in “temiz dizel” iddiasıyla yaşadığı itibar kaybını hatırlayalım. Bugün TSRS kapsamında da benzer bir risk var.
– Eğer raporunuzda, gerçekte toplayamadığınız Scope 3 verilerini “tahmini” olarak değil de “kesin” gibi gösterirseniz,
– Karbon nötr olduğunuzu iddia edip, karbon kredisi satın alımlarınızı şeffaf açıklamazsanız,
– Enerji verimliliği yatırımı yapmadan, sadece veri manipülasyonuyla emisyonları düşük gösterirseniz,
hem yatırımcılar hem de düzenleyici kurumlar (SPK, KGK) nezdinde itibarınız sarsılır. Türkiye’de henüz ceza davaları çok yaygın olmasa da, AB’nin Yeşil Mutabakatı kapsamında ticaret yapan firmalar için AB yetkilileri bağımsız denetim talep edebilir ve yanlış beyan durumunda ürünlerinizin gümrükten geçişi durdurulabilir.
Unutmamanız gereken kesin kural şudur: Ne söylüyorsanız, o söylediğinizin arkasında denetlenebilir fatura, sayaç okuması, yakıt alım fişi, üretim kaydı mutlaka olmalıdır. Raporu “olduğu gibi” değil, “kanıtlanabilir olduğu gibi” hazırlayın.
Liderlik Vizyonu: Patronun Rolü Ne Olmalı?
TSRS’nin başarısı, sadece bir yazılım alımına veya bir danışmanlık sözleşmesine bağlı değildir. Bu süreçte patronun ve yönetim kurulunun aktif sponsorluğu şarttır. Yönetim kurulu toplantılarında TSRS ilerlemesi ana gündem maddesi olmalı, en az finansal tablolar kadar ciddi tartışılmalıdır. Bu standartları “raporlama direktörünün işi” olmaktan çıkarıp, “stratejik karar biriminin işi” haline getirin. Ödül sistemlerinizi (bonus, prim, terfi) sürdürülebilirlik KPI’larıyla ilişkilendirin. Bu, çalışanların konuya sahip çıkmasını sağlayan en etkili yöntemdir. Danışmanlardan veya denetçilerden gelen aksiyon planlarını bütçe tahsisi ile destekleyin. Yönetim kurulu onayı olmayan bir bütçe, planın kâğıt üstünde kalmasına yol açar. Liderlik olmadan TSRS, birkaç yıl sonra unutulacak bir angarya haline gelir. Liderlikle desteklenirse, şirketinizin esnekliğini, yenilik kapasitesini ve piyasa değerini artıran bir kaldıraç olur.
TSRS bir tercih değil, küresel ticaretin yeni kurallarıdır. Ancak bu kuralları bir ceza gibi değil, şirketinizin geleceğini daha sağlam temellere oturtmak için bir fırsat olarak görmek gerekir. Bunu yaparken de abartılı hedeflerden, kestirme yollardan ve yeşil aklamadan kesinlikle kaçınmalısınız. İşte size samimi ve uygulanabilir 10 maddelik yol haritası:
Yönetim Kurulu Sahiplenmesi: TSRS’yi 2026 stratejik planınızın merkezine koyun ve en az çeyreklik bazda ilerlemeyi izleyin.
Mevcut Durum Analizi (Boşluk Analizi): Hangi verileriniz var, hangileri yok? Hangi tesisleriniz eksik? Bunu bir ön denetimle (gap assessment) tespit edin. Bu çalışmayı bağımsız bir danışmana yaptırın, yanılma payını azaltın.
Kısa, Orta, Uzun Vadeli Hedefler: Seviye 3’e ne zaman ulaşacaksınız? Seviye 5’i 2030’a mı yoksa 2035’e mi hedefliyorsunuz? Gerçekçi zaman çizelgeniz olsun.
Veri Altyapısı Yatırımı: Excel’den kurtulmak için en azından orta ölçekli bir ESG veri yönetim yazılımına (örneğin Salesforce Net Zero Cloud, SAP veya yerli alternatifler) bütçe ayırın.
Tedarik Zinciri İletişimi: En büyük 10 tedarikçinize “karbon verilerinizi paylaşın” çağrısı yapın. Paylaşmayanlara alternatif tedarikçi arayışına girin.
Scope 3’ü Aşamalandırın: Tüm Scope 3 kategorilerini aynı anda raporlamayı denemeyin. İlk yıl en büyük 3 kategoriyle başlayın, sonraki yıllar genişletin.
İç Ekip Oluşturun: Bir “TSRS Proje Yöneticisi” atayın. Bu kişi, finans, operasyon, IT ve satın alma arasında köprü kursun.
Güvence Denetimini Erken Planlayın: Bağımsız denetçilerle (büyük denetim firmaları) ön görüşmeler yapın. Onların veri formatı ve kanıt beklentilerini erkenden öğrenin.
Senaryo Analizlerini Dış Kaynakla Yapın: İklim senaryoları (IPCC senaryoları) ve ekonomik modeller uzmanlık gerektirir. Bu işi üniversiteler veya özel danışmanlık firmaları ile yapın.
Şeffaf ve Mütevazı Olun: Raporunuzda eksiklerinizi, veri kalitenizdeki zayıflıkları açıkça belirtin. Yatırımcılar, kusurlu ama dürüst bir raporu, kusurlarını gizleyen “mükemmel” bir rapora tercih eder.
TSRS, patronlar için ya bir “angarya ve maliyet” ya da “rekabet avantajı ve gelecek güvencesi” olacaktır. Bu iki sonuç arasındaki belirleyici faktör, sizin liderlik duruşunuz ve sürece ne kadar yatırım yapmaya hazır olduğunuzdur.
Unutmayın: Bu standartlar, dünya ticaretinin yeni dilidir. Bu dili ne kadar erken ve ne kadar doğru öğrenirseniz, uluslararası arenada o kadar güçlü olursunuz. Ancak bu dili öğrenirken hata yapmaktan korkmayın; yeter ki hatalarınızı açıkça beyan edin ve düzelteceğinize dair inandırıcı adımlar atın. Çünkü günümüz iş dünyasında en büyük suç, rapor hazırlamamak değil, **yanlış rapor hazırlayarak güveni istismar etmektir.**
Türkiye’nin öncü sanayi kuruluşlarının şimdiden bu dönüşüme başlamış olması, rekabetin yeni arenasının kapılarını aralıyor. Bu yolculukta herkese doğru veri, güçlü liderlik ve cesur vizyon diliyorum.
İşçinin Ücreti Zamanında Ödenmezse Haklı Nedenle İşe Devamsızlık Yapabilir mi?
Lütfi İNCİROĞLU
Uygulamada, işçilerin ücretlerinin eksik ya da geç ödendiği bu gerekçe ile ücreti ödenmeyen işçilerin de ücret alacağı konusunda takibe geçmeleri ya da ücretleri ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınmaları, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilmektedir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçilerin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunduğu gibi bu süre zarfında devamsızlık yaptıkları görülmektedir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 34’üncü maddesine göre, “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz”.
Yargıtay’a göre, “İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32’nci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir.
Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür.
1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 81’inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 ‘nci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.
Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir.
Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir (Yargıtay 9.HD. 18.1.2010 gün, 2008/14546 E, 2010/193 K.).
4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır (Yargıtay 9. HD. 16.7.2008 gün 2007/22062 E, 2008/16398 K.).
Somut uyuşmazlıkta; dava dilekçesinde, davacının 12.10.2010-27.03.2013 tarihleri arasında davalı şirket bünyesinde çalıştığı, 27.03.2013 tarihli ihtarnamede fazla mesai ücretleri ile 2013 yılı Şubat ve Mart ayına ait ücretlerin ödenmesinin talep edildiği ve bu nedenle davacının iş görme borcunu yerine getirmekten kaçındığı, ancak davalı şirket tarafından söz konusu alacaklar inkar edilerek davacının iş akdine son verildiği iddia edilmiştir. Davalı ise, davacının 12.10.2010-30.03.2013 tarihleri arasında davalı şirkette çalıştığını, 28.03.2013 tarihinden itibaren işe gelmemesi üzerine iş akdinin 4857 sayılı yasanın 25/II-g maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini savunmuştur.
Dosya içeriğine göre davacı vekili tarafından keşide edilen 27.03.2013 tarihli ihtarnamede, uzun süredir maaşların düzensiz ödendiği, 2013 yılı Ocak ayına ait maaşın 05.03.2013 tarihinde ödendiği, Şubat ve Mart ayına ait ücretlerin ise henüz ödenmediği, maaş hesaplarında fazla mesai ücretlerinin hesaba katılmadığı ve ödenmediği, davacının ücretlerinin ve fazla mesai alacaklarının tamamı ödeninceye kadar iş görme borcunu yerine getirmeyeceğinin davalı şirkete bildirildiği, işverence keşide edilen 02.04.2013 tarihli ihtarnamede ise, davacının alacak taleplerinin yerinde olmadığı ve davacının 28.03.2013, 29.03.2013 ve 30.03.2013 tarihlerinde mazeretsiz işe gelmediği belirtilerek iş akdinin devamsızlık nedeniyle feshedildiğinin davacıya bildirildiği görülmüştür.
Taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesinde, “…belirlenen ücret takip eden ayın 5. gününde ödenir.” hükmü bulunmaktadır. Banka kayıtlarına göre ise, davacının 2013/Ocak ayı maaşının 05.03.2013 tarihinde, Şubat ayı maaşının da 29.03.2013 tarihinde ödendiği sabittir. O halde, Şubat ayı ücretinin taraflar arasındaki sözleşme gereği 05.03.2013 tarihinde ödenmesi gerekirken 29.03.2013 tarihinde ödendiği dikkate alındığında davacının 28.03.2013 ve 29.03.2013 tarihlerindeki devamsızlıklarının haklı nedene dayandığı kabul edilmelidir. Kaldı ki, davacının iş görme edimini yerine getirmekten kaçınmasına dayanak gösterdiği diğer bir husus olan fazla mesai ücretlerinin ödenmediği de yargılama sırasında tespit edilmiştir.
Davacı işçinin 27.03.2013 tarihli ihtarnamesinde, ücretlerinin ve fazla mesai alacaklarının tamamı ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmeyeceğini davalı şirkete bildirdiği ve bu konuda haklı olduğu, iş akdini feshettiğine dair bir beyanda bulunmadığı, aksine iş akdini davalının feshettiği ve feshin haklı nedene dayandığının kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece kıdem tazminatına hükmedilmesi yerinde ise de, davacının ihbar tazminatı talebinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile talebin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir”[1].
Sonuç olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nda işçi ücretinin yirmi gün içinde mücbir nedenler dışında ödenmemesi halinde, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla işçinin bu gerekçe ile yaptığı devamsızlıklar haklı nedene dayanır. İşveren bu gerekçe ile devamsızlık yapan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdiremez. Ancak, ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödeme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanmış olması gerekir.
www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği Yayınlandı
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği Yayınlandı
27 Ağustos 2026 Resmî Gazete Sayı : 33353
YÖNETMELİK
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Başlangıç Hükümleri
Amaç
MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması ile Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanmasına dair usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2- (1) Bu Yönetmelik;
a) EK-1’deki listede yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması iş ve işlemleri ile doğrulayıcı kuruluşların ve işletmelerin yükümlülüklerinin belirlenmesine dair usul ve esasları,
b) Emisyon Ticaret Sisteminde kapsama dahil faaliyetleri, Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri, bu iş ve işlemleri gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişiler ile yetkili mercilerin yetki ve sorumluluklarını,
kapsar.
(2) Bu Yönetmelik;
a) Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yürütüldüğü, yeni ürün veya süreçlerin geliştirildiği ya da test edildiği tesis veya tesis bölümlerini,
b) Münhasır olarak biyokütle kullanan tesis ve tesis bölümlerini,
c) Askeri unsurları,
kapsamaz.
Dayanak
MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanunu ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/D maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Tanımlar
Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 4- (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Akreditasyon: Bu Yönetmelikte öngörülen doğrulama faaliyetlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşun Türk Akreditasyon Kurumu tarafından ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, yeterliliğinin onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesini,
b) Alt tesis: Tesis kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının bir ürüne, üretim sürecine, ölçülebilir ısı kullanımına veya yakıt kullanımına indirgenerek elde edilen ve kütle-enerji dengesi ile sınırları belirlenen teknik birimi,
c) Askeri unsur: Milli Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Savunma Üniversitesi ile Harita Genel Müdürlüğüne ait kurum, kıta, karargâh veya tesisi,
ç) Atık gaz: Üretim sonucu oluşan standart koşullar altında gaz halinde tam olarak oksitlenmemiş karbon içeren gazı,
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi Eğitim içeriği için tıklayınız.
d) Bakan: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanını,
e) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,
f) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,
g) Birincil piyasa: Tahsisatların piyasa katılımcılarına ihale yöntemiyle dağıtımını sağlamaya yönelik işlemlerin yapıldığı piyasayı,
ğ) Biyokütle: Bitkisel ve hayvansal maddeleri içeren tarım ve ormancılık ile balıkçılık ve su kültürü gibi faaliyetlerden kaynaklanan ürün, atık ve kalıntıların biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, sanayi ve belediye atıklarının biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, biyosıvıları ve biyoyakıtları,
h) Denkleştirme: Karbon kredilerinin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında veya gönüllü taahhütlerde kullanılmasını,
ı) Doğrulama: İşletme tarafından hazırlanan sera gazı emisyon raporunun önemli hatalı bildirim içermediğini makul bir güven seviyesinde belirten bir doğrulama raporu oluşturmak amacıyla EK-7’de belirtilen ilkeler çerçevesinde doğrulayıcı kuruluş tarafından yürütülen faaliyetleri,
i) Doğrulayıcı kuruluş: Doğrulama işlemini icra etmek ve bu konuda raporlamada bulunmak üzere akredite olmuş kuruluşu,
j) Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Sera gazı emisyonlarına net sıfır hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu azaltımını teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizmayı (Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi-TR ETS),
k) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasası (ETS Piyasası): Tahsisatların ve/veya emisyon ticaretine ilişkin uygun görülen standartlaştırılmış diğer sözleşmelerin alım-satımının gerçekleştirildiği, piyasa işletmecisi tarafından organize edilip işletilen ve düzenli faaliyet gösteren birincil ve ikincil piyasaları,
l) Emisyon Ticaret Sistemi üst sınırı: Emisyon yoğunluğu temeline dayalı olarak Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan tesislerin bir sistem yılı için alacakları ücretsiz tahsisat miktarı ile birincil piyasa tahsisat miktarının toplamını,
m) Emisyon yoğunluğu: Birim ürün/enerji/yakıt başına salınan sera gazı emisyon miktarını,
n) Ek rezerv: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla bu Yönetmelikte belirlenen özel koşulları sağlayan işletmeler için İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilerek birincil piyasaya sunulacak tahsisat miktarını,
o) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,
ö) Esneklik mekanizmaları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelere tahsisat teslimat yükümlülüklerini yerine getirirken bir önceki veya bir sonraki dönemin tahsisatlarını kullanma hakkı ile denkleştirme kullanımı ve benzeri imkânlar sağlayan süreçleri,
p) Faaliyet: EK-1’de tanımlanan faaliyetleri,
r) Faaliyet seviyesi: Faaliyetlerin bir sistem yılı içindeki üretim seviyelerini,
s) İkincil piyasalar: Tahsisatların ücretsiz dağıtımı ve/veya birincil piyasada satışı sonrasında işlem gördüğü piyasaları,
ş) İşlem Kayıt Sistemi: Tahsisatların ihracı, elde bulundurulması, başka bir hesaba transferi, iptali, ilgası ve itfası işlemlerinin yapıldığı ve bu işlemlerin tesis bazında hesaplarda izlendiği elektronik veri sistemini,
t) İşletme: EK-1’de yer alan faaliyeti yürüten veya tesisi işleten ya da kullanma hakkına sahip bulunan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarını,
u) İzleme planı: Veri toplama ve veri işleme faaliyetlerinin ve bunların doğruluk kontrol sistemi de dahil olmak üzere izleme metodolojisinin detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair dokümanı,
ü) İzleme Metodolojisi Planı: EK-4’te sıralanan parametreleri asgari olarak içeren yıllık faaliyet seviyesi raporuna esas olmak üzere hazırlanan ve ilgili tüm veri toplama adımlarının detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair parametreleri içeren dokümanı,
v) Karbon kredisi: Sera gazı emisyonlarının azaltım veya giderim faaliyetlerinin bağımsız kuruluşlar tarafından geçerli kılınması, doğrulanması ve standart kuruluşu tarafından belgelendirilmesi sonucu elde edilen ve bir ton karbondioksit eşdeğeri (eşd) cinsinden ifade edilen krediyi,
y) Kategori A tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO2hariç, transfer edilen CO2dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO2(eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,
z) Kategori B tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO2hariç, transfer edilen CO2dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO2(eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,
aa) Kategori C tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO2hariç, transfer edilen CO2dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO2(eşd)’den fazla olan tesisi,
bb) Kıyas değeri: Ücretsiz tahsisat hesabında kullanılmak üzere alt tesislerin emisyon yoğunluğu üzerinden dikkate alınacak değeri,
cc) Merkezi Elektronik Doğrulayıcı Kuruluş Atama Sistemi (MEDAS): Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşların atamalarını yapan Başkanlıkça teşkil edilmiş merkezi elektronik doğrulayıcı kuruluş atama sistemini,
çç) Piyasa istikrar mekanizması: Tahsisatlara ilişkin fiyat istikrarını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemleri,
dd) Piyasa istikrar rezervi: Tahsisatların fiyat ve miktarında gerçekleşen değişim dikkate alınarak, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerde kullanılacak tahsisat miktarını,
ee) Piyasa İşletmecisi: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketini (EPİAŞ),
ff) Piyasa katılımcıları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki işletmeleri,
gg) Ölçülebilir ısı: Buhar, sıcak hava, su, yağ, sıvı metaller ve tuzlar gibi bir ısı transfer ortamı kullanılarak tanımlanabilir boru hatları veya kanallar aracılığıyla taşınan ve bir ısı ölçerin kurulu olduğu veya kurulabileceği net ısı akışını,
ğğ) Ölçülemeyen ısı: Ölçülebilir ısı dışındaki tüm ısıyı,
hh) Sektörel faaliyet katsayısı: Alt tesis düzeyinde kıyas değeri hesabında karbon kaçağı gibi sektörel farklılıkları dikkate alarak kullanılan ve Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen değeri,
ıı) Sera gazı emisyonu: Kızılötesi radyasyon emen ve yeniden salan hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen ve EK-2’deki listede belirtilen gazları ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerini,
ii) Sera gazı emisyon izni: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için işletme tarafından alınması zorunlu izni,
jj) Sera gazı emisyon raporu: Başkanlıkça onaylanmış izleme planı ve ilgili tebliğler çerçevesinde hazırlanacak olan raporu,
kk) Sistem yılı: Sera gazı emisyon raporuna esas teşkil eden takvim yılını,
ll) Tahsisat: Misli nitelikte, devredilebilen, kaydi olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca verilen bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı emisyon hakkını,
mm) Telafi yılı: Tahsisat teslim yükümlülüğünün yerine getirilmediği yılı takip eden yılı veya doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda ve/veya alt tesislere ilişkin raporlamalarda hatalı durumun belirlendiği sistem yılından sonraki yılı,
nn) Tesis: EK-1’deki listede belirtilen faaliyetlerin veya bu faaliyetler ile teknik bir bağlantısı olan, emisyonlar ve kirlilik üzerinde etkiye sahip olabilecek doğrudan ilişkili diğer faaliyetlerden herhangi birinin veya daha fazlasının yürütüldüğü sabit teknik üniteyi,
oo) TÜRKAK: Türk Akreditasyon Kurumunu,
öö) Yükümlülük yılı: ETS kapsamına dahil faaliyet yürüten işletmenin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki değere eşdeğer tahsisatın teslim edilmesi gereken yılı,
ifade eder.
İKİNCİ KISIM
Emisyon Ticaret Sistemi
BİRİNCİ BÖLÜM
Emisyon Ticaret Sisteminin Kapsamı ve Sera Gazı Emisyon İzni
Emisyon Ticaret Sisteminin kapsamı
MADDE 5- (1) Emisyon Ticaret Sistemi, EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden kategori B tesisler ile kategori C tesisleri kapsar.
(2) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan okul, üniversite, hastane ve savunma sanayi kuruluşlarına ait tesisler yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere ETS kapsamı dışındadır.
(3) İkinci fıkra uyarınca ETS kapsamı dışında bırakılan tesislerin, EK-1’de yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına ilişkin yükümlülükleri devam eder.
(4) Birinci fıkra doğrultusunda ETS kapsamında yer alıp kapsam dışına çıkan tesisler, değişikliğin meydana geldiği sistem yılı içinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında kalmaya devam eder.
Sera gazı emisyon iznine tabi işletmeler
MADDE 6- (1) Bu Yönetmelik çerçevesinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin, sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için Başkanlıktan sera gazı emisyon izni alması zorunludur.
Sera gazı emisyon izni başvuru süreci
MADDE 7- (1) İşletmeler sera gazı emisyon izni başvurusunu EK-3’te yer alan bilgi ve belgeler esas alınarak Başkanlığa yapar.
(2) Birden fazla tesiste faaliyet gösteren ya da gösterecek olan işletme, her tesis için ayrı sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Ancak, aynı adreste birden fazla tesisin faaliyet göstermesi halinde işletme tek sera gazı emisyon izni alır.
(3) İşletmelerin sera gazı emisyon izni başvurusu için ödedikleri başvuru bedelleri, 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.
(4) Başvuru Başkanlık tarafından azami 60 gün içinde değerlendirilir.
(5) Başkanlık, EK-3’te yer alan bilgi ve belgelere ilave olarak başvurunun değerlendirilmesi sırasında işletmeden ek bilgi ve belge talep edebilir. Ek bilgi ve belge talep edilmesi halinde, talebin işletmeye tebliğ edildiği tarih ile talep edilen bilgi ve belgelerin Başkanlığa sunulduğu tarih arasında geçen süre, dördüncü fıkrada öngörülen azami süreye dahil edilmez.
(6) Başvuruya ilişkin, Başkanlık tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurunun uygun bulunması halinde işletmeye sera gazı emisyon izni verilir.
(7) Başvuruda sunulan bilgi, belge veya raporun eksik veya hatalı olması halinde bu eksiklikler ve hatalar başvuru tarihinden itibaren 10 iş günü içinde başvuru sahibine bildirilir. Eksikliklerin veya hatalı bilgi/belgelerin başvuru sahibine tebliğinden itibaren 3 ay içinde tamamlanarak Başkanlığa sunulması zorunludur. Eksik bilgi, belge ve raporun tamamlanması veya hatalı bilgi, belge ve raporun düzeltilmesi akabinde bu madde kapsamında sera gazı emisyon izni düzenlenir.
(8) Başvurunun uygun bulunmaması veya belirtilen süre içerisinde eksikliklerin veya hataların tamamlanarak sunulmaması durumunda sera gazı emisyon izni başvurusu reddedilir ve başvuru ücreti iade edilmez.
(9) Sera gazı emisyon izni, verildiği tarih itibarıyla yürürlüğe girer.
(10) Sera gazı emisyon izni başvuru süreci elektronik ortamda yürütülür.
Sera gazı emisyon izninin geçerliliği ve yenilenmesi
MADDE 8- (1) Sera gazı emisyon izni, yürürlük tarihi itibarıyla beş yıl süre ile geçerlidir.
(2) İşletmeler belge geçerlilik süresinin sona ereceği tarihten en az 6 ay öncesinde, sera gazı emisyon izni yenileme başvurusu yapmak ve beş yıllık süre dolmadan yeniden sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Bu kapsamdaki yenileme başvuruları 7 nci madde kapsamında yürütülür.
Sera gazı emisyon izninin güncellenmesi
MADDE 9- (1) İşletme, sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesine neden olabilecek faaliyetleri, tesisin niteliğine veya işleyişine ilişkin değişiklikleri, kategori değişikliğini ve izin sahibinde meydana gelen değişiklikleri, değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren 30 gün içinde Başkanlığa bildirmek zorundadır.
(2) Sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesini gerektirecek faaliyet, tesis niteliği veya işleyişi ile ilgili izleme planındaki önemli değişiklikler ile izin sahibi gerçek veya tüzel kişilerde meydana gelecek değişikliklerin kapsamı Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslarla belirlenir.
Sera gazı emisyon izninin iptali
MADDE 10- (1) Tesisin niteliği ve işleyişine ilişkin aşağıdaki durumlardan birinin oluşması halinde, sera gazı emisyon izni iptal edilir:
a) Bu Yönetmelik kapsamında yapılan her türlü iş ve işlemlerde ve bildirimlerde kasıtlı olarak yanlış, yanıltıcı veya gerçek dışı bilgi, belge veya beyanın sunulduğunun tespit edilmesi.
b) Tesisin, önceden faaliyet gösterse dahi faaliyetinin sona ermesi veya yeniden faaliyet göstermesinin teknik olarak mümkün olmaması.
c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendi uyarınca teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi.
(2) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası kapsamındaki tesislerin sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içinde ETS kapsamı dışında kalması durumunda işletmeler sera gazı emisyon izninin iptali talebinde bulunabilir. Bu fıkra kapsamındaki iptal talepleri, 30 gün içerisinde Başkanlıkça incelenir, uygun bulunanların sera gazı emisyon izinleri iptal edilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Üst sınır, Tahsisatlar, Ücretsiz Tahsisat Süreci
ETS üst sınırı
MADDE 11- (1) ETS üst sınırının belirlenmesinde emisyon yoğunluğu temelli belirleme yaklaşımı esas alınır.
(2) ETS üst sınırı, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarının son teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Tahsisat Planı kapsamında açıklanır.
Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması ve dağıtım usulü
MADDE 12- (1) ETS üst sınırı kapsamında tahsisatlar İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilir. İhraç edilen tahsisatlar birincil piyasada ve/veya ücretsiz olarak İşlem Kayıt Sistemi üzerinden piyasaya sunulur.
(2) Tahsisatların kayden ihracına, hak sahibi bazında kayden izlenmesine ve piyasaya sunulmasına ilişkin usul ve esaslar EPDK tarafından belirlenir.
Ücretsiz tahsisatların dağıtımı
MADDE 13- (1) Ücretsiz tahsisatların dağıtımında alt tesislere göre kıyas yöntemi esas alınır. Alt tesisler ve sektörler özelinde kıyas değeri hesabına dahil edilecek işletme sayısını, sektörel faaliyet katsayısını ve ücretsiz tahsisat oranını belirlemeye Başkanlığın önerisiyle Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir.
(2) Alt tesislere göre kıyaslama yapılırken, ürün kıyasına dayalı alt tesisler, ölçülebilir ısı kıyasına dayalı alt tesisler, yakıt kıyasına dayalı alt tesisler ve üretim sürecine yönelik alt tesisler işletme tarafından belirlenerek, tesisin doğrulanmış yıllık sera gazı emisyonu verisi belirlenen alt tesislere atfedilir.
(3) Uygulama dönemleri için alt tesislere ilişkin kıyas değerleri uygulama döneminin başlayacağı sistem yılından önceki takvim yılında Kasım ayının son iş gününe kadar Başkanlıkça ilan edilir.
(4) İşletme tarafından alt tesislere ilişkin veriler ve bu verilerin nasıl izleneceğine dair yöntemler, İzleme Metodolojisi Planı ile elektronik ortamda 28 inci maddede belirtilen süreler çerçevesinde Başkanlığa sunulur. İzleme Metodolojisi Planında meydana gelen değişiklikler, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç 30 gün içinde elektronik ortamda Başkanlığa bildirilir. İzleme Metodolojisi Planının asgari içeriği EK-4’te yer alır.
(5) Tahsisatlar, her bir alt tesis için yıllık doğrulanmış faaliyet seviyesi dikkate alınarak tesislere dağıtılır. Yıllık olarak faaliyet seviyeleri, doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu adı altında işletme tarafından elektronik ortamda 29 uncu maddede belirtilen süreler çerçevesinde doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ile birlikte Başkanlığa sunulur.
(6) ETS kapsamında olan tesisler tarafından sunulacak doğrulanmış faaliyet seviyesi raporuna esas teşkil edecek verilere ilişkin hususlar EK-5’te yer alır.
(7) Ücretsiz tahsisat miktarı, her bir alt tesis özelinde Başkanlıkça ilan edilecek kıyas değeri, ücretsiz tahsisat oranı ile sektörel faaliyet katsayısının alt tesis özelinde faaliyet seviyelerinin çarpılması ile elde edilecek değere eşittir.
(8) Tahsisatların ücretsiz olarak dağıtılması durumunda, her bir uygulama dönemi için uygulama dönemi başlamadan önce Başkanlıkça yayımlanacak usul ve esaslara göre Karbon Piyasası Kurulu kararıyla her bir faaliyet için ücretsiz tahsisat oranı belirlenir. Faaliyetler için belirlenen ücretsiz tahsisat oranı bir uygulama dönemi boyunca alt dönemler belirlenmemesi durumunda sabit kalır. Bir uygulama dönemi içinde alt dönemler belirlenerek farklı sistem yıllarında farklı ücretsiz tahsisat oranı uygulanabilir.
(9) Alt tesislere ilişkin kıyas değerleri dört ondalık basamak esas alınarak ilan edilir.
(10) Ücretsiz tahsisat miktarının hesaplanması sonucunda kesirli/ondalık bir değer oluşması halinde, ücretsiz tahsisat miktarı bir üst tam sayıya yuvarlanır.
(11) 11 inci madde uyarınca belirlenen değere göre sektörel düzeltme faktörleri ilan edilebilir. Belirlenen bu değer, yedinci fıkradaki hesaplamaya çarpan olarak dahil edilir.
Ücretsiz tahsisat başvurusu
MADDE 14- (1) Ücretsiz tahsisat kapsamında yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, ücretsiz tahsisat alabilmek için elektronik ortamda, Başkanlığa başvuru yapar. Başvurusu uygun bulunan tesislere ait ücretsiz tahsisatlar, EPDK tarafından belirlenen şekilde İşlem Kayıt Sistemi üzerinden işletme hesaplarına tesis bazında transfer edilir.
(2) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Ulusal Tahsisat Planı yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Alt tesis bazında sistem yılına ait faaliyet seviyeleri dikkate alınarak her bir işletme ücretsiz tahsisat başvurusunu tesis özelinde yapar.
(3) Ücretsiz tahsisat başvurusunda, işletmelerin tesis özelinde sera gazı emisyon izni koşullarını devam ettirdiğini göstermesi gerekir.
(4) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Başkanlık tarafından 15 iş günü içinde incelenir. Düzeltme talep edilen başvurular için işletme 10 iş günü içinde gerekli düzeltmeleri yapmakla yükümlüdür. Başvurusu uygun bulunan tesisler için birinci fıkra hükümleri doğrultusunda ücretsiz tahsisatların transferi sağlanır.
(5) Sistem yılına ait raporlamalarda ücretsiz tahsisat miktarına etki edecek bir hata tespit edildiğinde, tespit edilen miktar kadar tahsisat için telafi yılı içerisinde mahsuplaşmaya gidilir.
(6) Ücretsiz tahsisat başvuru bedelleri, Başkanlık tarafından belirlenir. Başvuru bedeli yatırılmayan başvurular işleme alınmaz.
(7) Bu madde uyarınca, ücretsiz tahsisat başvurusunu geç yapan işletmeler başvuru bedelini %50 artırımlı olarak, 35 inci maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki işletmeler ise %100 artırımlı olarak öder.
Tahsisatların geçerliliği
MADDE 15- (1) Tahsisatlar, İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edildikleri tarihten itibaren ilgili uygulama dönemi sonuna kadar geçerlidir. Ancak, 19 uncu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bankalama süresini belirlemeye Başkanlık yetkilidir.
(2) Birinci fıkra uyarınca geçerliliğini kaybeden tahsisatlar, İşlem Kayıt Sistemi üzerinden ilga edilir.
(3) Tahsisat sahibi işletmeler, ilgili uygulama dönemi süresince, iklim değişikliği ile mücadeleye gönüllü olarak katkı sağlamak amacıyla Başkanlığa müracaat ederek ücretsiz tahsisat haklarından vazgeçebilir veya ücretsiz tahsisatlarının iptal edilmesi talebinde bulunabilir.
Tahsisatların teslimi ve ek rezerv kullanımı
MADDE 16- (1) İşletmeler, tesisler özelinde teslim yükümlülüklerini, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarındaki miktara denk gelecek şekilde yükümlülük yılının Kasım ayı son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir.
(2) Tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletmeye 7552 sayılı Kanunda öngörülen yaptırımlar uygulanır. Yükümlülük yılında teslim edilmeyen tahsisat miktarı, telafi yılında teslim edilmesi gereken tahsisat miktarı olarak değerlendirilir. İşletmenin tesis özelinde bir sonraki yükümlülük yılında teslim etmesi gereken tahsisat miktarına telafi yılı yükümlülüğü kapsamında teslim etmesi gereken tahsisat miktarı da eklenir.
(3) İşletmenin veya işletmeye bağlı tesisin, tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirme zamanından önce faaliyetine son vermesi, işletmenin tasfiyesi veya konkordato kararı alınmış olması teslim yükümlüğünün yerine getirilmesine engel teşkil etmez.
(4) İşletmenin tesisler özelinde Başkanlığa ibraz ettiği doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda yapılan hatanın tespit edilmesi halinde teslim yükümlülüğü, telafi yılında yerine getirilir.
(5) Ek rezerv, sadece teslim yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi amacıyla, aşağıdaki koşulların sağlanması durumunda talep eden tesisler tarafından her bir tesisin tahsisat açığı miktarlarının toplamı ile sınırlı olmak üzere, Karbon Piyasası Kurulunun kararı ile kullanılır. Ek rezerv kullanımı birincil piyasada Ulusal Tahsisat Planında açıklanan ETS üst sınırının %10’unu geçmeyecek şekilde uygulanır. Alt tesislere bağlı emisyon yoğunluklarında artış olmaması şartıyla ek rezerv kullanım koşulları şu şekildedir:
a) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden fazla ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesisi için aldığı ücretsiz tahsisat miktarına eşit sayıda tahsisat miktarını ilgili tesis için teslim etmiş olması.
b) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden az ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesise ilişkin yükümlülüğünün teslim tarihi itibarıyla en az %70’ini ilgili tesis için yerine getirmiş olması ve hesabında tahsisat bulunmaması.
(6) Ek rezerv kapsamında uygulanacak asgari tahsisat fiyatı, Kasım ayının son iş günü itibarıyla hesaplanan son 3 aya ait birincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatı ile son 3 aya ait spot tahsisat piyasası seanslarındaki ikincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatının yüksek olanının %50 fazlasına denk gelecek şekilde belirlenir. Ek rezerv kapsamında uygulanacak azami tahsisat fiyatı ise Başkanlık ve EPDK tarafından koordineli olarak belirlenir.
(7) Ek rezerv kullanan tesisler yükümlülüklerini Aralık ayının son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir. Diğer tesislerin yükümlülükleri birinci fıkra kapsamında değerlendirilir.
(8) Ek rezerv başvurusu, tahsisat teslim yükümlülüğü yerine getirilirken yapılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Birincil Piyasa, İkincil Piyasalar, Piyasa İstikrar ve Esneklik Mekanizmaları
Birincil piyasa
MADDE 17- (1) Tahsisatlar, Başkanlıkça belirlenen ihale takvimine uygun şekilde birincil piyasada satışa sunulur.
(2) Ulusal Tahsisat Planı yayımlandıktan sonra 15 iş günü içerisinde ihale takvimi kamuoyuna ve piyasa katılımcılarına Piyasa İşletmecisinin internet sitesi aracılığıyla ilan edilir.
(3) Herhangi bir ihalenin iptal edilmesi durumunda, iptal edilen ihale/ihalelere konu tahsisat miktarı, birinci fıkrada belirlenen ihale takvimine göre sistem yılı içerisinde kalan ihale sayısına eşit oranda bölünerek dağıtılır. En son ihalenin iptal edilmesi durumunda 15 iş günü içerisinde ihale tekrarlanır. İhale en fazla 2 defa tekrarlanır. İkinci tekrardan sonra da ihalenin iptal olması durumunda ihaleye konu tahsisat miktarı bir sonraki takvim yılında ihale edilir.
(4) Birincil piyasadaki tahsisat satış gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.
İkincil piyasalar
MADDE 18- (1) Piyasa katılımcıları, sürekli ticaret yöntemi ile işletilen ikincil piyasalarda tahsisat alım satım işlemlerini gerçekleştirebilirler.
Piyasa istikrar ve esneklik mekanizmaları
MADDE 19- (1) Fiyat istikrarını sağlamaya yönelik olarak, piyasa istikrar mekanizması oluşturulur. Bu kapsamda oluşturulacak olan piyasa istikrar rezervi, dolaşımdaki tahsisat miktarı ve tahsisat fiyatlarına ilişkin değerlendirme neticesinde devreye alınarak, birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerle fiyat istikrarını sağlar.
(2) Belirlenen esaslar çerçevesinde birincil piyasaya sunulacak tahsisatların ilgili dönemde Başkanlıkça belirlenen kısmı piyasa istikrar rezervine aktarılır.
(3) Tahsisatların ilgili uygulama döneminin sonraki yıllarında kullanılması (bankalama) ve uygulama dönemi içindeki sonraki yıllara ait tahsisatların, mevcut teslim yılı için kullanılması (ödünç alma) işlemi gibi piyasa esneklik mekanizmaları kullanılabilir.
(4) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.
Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması
MADDE 20- (1) İşletmelerin taleplerine istinaden, teslim etmeleri gereken tahsisatlar özelinde ilave olarak birincil piyasada tamamlayıcı tahsisat fiyatı uygulanabilir. Bu amaçla Başkanlıkça belirlenen ihalelerde Piyasa İşletmecisi tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması işletilir.
(2) İşletmeler tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması kapsamında Başkanlığa yapılacak başvurular Piyasa İşletmecisi aracılığıyla yapılır.
(3) İkinci fıkra kapsamında yapılan başvurular doğrultusunda tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizmasının işletileceği ihaleler en az 7 iş günü öncesinden Başkanlık tarafından belirlenir. Belirlenen ihale tarihleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletmelere duyurulur.
(4) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ihalesine ilişkin usul ve esaslar Başkanlığın görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.
(5) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ile elde edilen birincil piyasa gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.
(6) 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca, bu maddenin beşinci fıkrası ile elde edilen gelirler, iklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm amacı dışında kullanılamaz.
(7) Dördüncü fıkra haricinde bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri, Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.
Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasına yönelik diğer hükümler
MADDE 21- (1) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasında ihtiyaç duyulması halinde uygulanacak asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıklarının belirlenmesinde Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir. Kurul tarafından alınan bu kararlar, Başkanlık tarafından resmî internet sayfasında ilan edilir.
(2) 16 ncı ve 20 nci maddelerde düzenlenen mekanizmalara, birinci fıkra uyarınca belirlenen asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıkları uygulanmaz.
(3) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ETS Piyasasının işleyişine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu ile koordineli olarak EPDK tarafından belirlenir.
(4) Piyasa İşletmecisinin ETS Piyasasından elde ettiği gelirlerin %50’si 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.
(5) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, tahsisat teslim yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra hesaplarında tahsisat bulunması durumunda, hesaplarında tahsisat kalmayana kadar sadece satış yönlü işlem yapmak üzere ETS piyasasında kalmaya devam ederler.
(6) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, ertesi sistem yılı için kapsam dışı olmalarına karşın, tahsisat açığı olması durumunda, tahsisat yükümlülüğünü yerine getirebilmelerini teminen bu kapsamda ihtiyaç duyulan tahsisat miktarı kadar alış yönlü işlem yapmak üzere ETS Piyasasında kalmaya devam ederler.
(7) ETS Piyasasında kullanılacak piyasa organizasyon limitleri Başkanlığın uygun görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.
(8) ETS Piyasasında Başkanlığın taraf olduğu işlemler nedeniyle yürütülen takas işlemleri için Başkanlık tarafından herhangi bir takas ücreti veya komisyon ödenmez.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Emisyon Ticaret Sistemi ile İlgili Diğer Hususlar
İşlem Kayıt Sistemi
MADDE 22- (1) Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması, elde bulundurulması, transferi, teslimatı, iptali, ilgası ve itfası işlemleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletilen İşlem Kayıt Sistemi aracılığıyla yapılır.
(2) Başkanlık ve EPDK İşlem Kayıt Sistemine her türlü erişim hakkına sahiptir. İşlem Kayıt Sisteminde tahsisatların ihracı, teslim edilmesi veya iptal edilmesine yönelik işlem süreci Piyasa İşletmecisi tarafından sadece Başkanlık ve EPDK’nın erişimine açılır.
(3) İşlem Kayıt Sisteminde hesaplar her bir tesis için işletme adına açılır ve her bir işletme sorumlu olduğu tesisler adına işlemini gerçekleştirir.
(4) Hesaplar kapsamında yapılacak hesap türlerinin belirlenmesi, hesap açılışı, hesap bilgilerinin güncellenmesi gibi işlemlere dair hususlar Piyasa İşletmecisi tarafından Başkanlığın da görüşü alınarak tesis edilir.
(5) İşlem Kayıt Sistemi ve hesaplar kapsamında yapılacak düzenlemelere ilişkin usul ve esaslar Başkanlık görüşü alınarak EPDK tarafından belirlenir.
Karbon Piyasası Kurulu
MADDE 23- (1) Karbon Piyasası Kurulu, Bakan başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Başkanlık tarafından yapılır.
(2) Karbon Piyasası Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Başkanlık tarafından hazırlanan Ulusal Tahsisat Planını onaylamak.
b) Ücretsiz tahsisatların dağılımına karar vermek.
c) Birincil piyasada satışa sunulacak tahsisat miktarını tespit etmek.
ç) Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında hangi oranda denkleştirme işlemlerinin kullanılabileceğine karar vermek.
d) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca piyasa şeffaflığına ilişkin veri ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşımına karar vermek.
e) Pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamasına ilişkin usul ve esasları, ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşünü alarak belirlemek.
Danışma Kurulu
MADDE 24- (1) Danışma Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından yapılır.
(2) Danışma Kurulu, Karbon Piyasası Kuruluna sunulabilmesi için Emisyon Ticaret Sistemi ile ilgili strateji ve eylemlere ilişkin istişari nitelikte kararlar alır ve bu kararları gerekçeleriyle birlikte Başkanlığa gönderir.
(3) Başkanlık Danışma Kurulu kararlarını, toplantı tarihinden sonra düzenlenecek ilk Karbon Piyasası Kurulu toplantısında Kurulun değerlendirmesine sunar.
Denkleştirme
MADDE 25- (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde gerçekleşmiş projelerden elde edilen karbon kredileri, ETS kapsamında yer alan tesislerin tahsisat teslim yükümlülüğünün Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen oranını geçmeyecek şekilde kullanılabilir. Karbon kredileri kullanımına ilişkin esaslar Başkanlıkça belirlenir.
Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin diğer emisyon ticaret sistemleri ile bağlanması
MADDE 26- (1) Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi ile diğer emisyon ticaret sistemleri arasında tahsisatların karşılıklı tanınmasını sağlayacak anlaşmalar yapılabilir, tahsisat ticaretine yönelik sistemler arası elektronik bağlantı kurulabilir.
(2) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Emisyonların İzlenmesi, Doğrulanması ve Raporlanması
İş ve İşlemlerine Dair Usul ve Esaslar
BİRİNCİ BÖLÜM
Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesine, Raporlanmasına ve
Doğrulanmasına Tabi Faaliyetler
Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına tabi faaliyetler
MADDE 27- (1) Sera gazı emisyonlarının izlenmesine, raporlanmasına ve doğrulanmasına tâbi faaliyetler ve sera gazı emisyonları EK-1’deki listede yer almaktadır.
(2) EK-1’de listelenen herhangi bir faaliyeti gerçekleştiren işletmelerin, EK-1’de listelenen diğer faaliyetleri de kapasite gözetilmeksizin bu Yönetmelik kapsamına dâhil olur.
Sera gazı emisyonlarının izlenmesi
MADDE 28- (1) Sera gazı emisyonları, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde izlenir.
(2) İşletmeler, sera gazı emisyon izleme planı hazırlayarak, sera gazı emisyonlarını bu plan ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde izlemekle yükümlüdür.
(3) İşletme, izleme planını sera gazı emisyonlarının ilk izlenmeye başlandığı tarihten en az 6 ay önce onaylanmak üzere Başkanlığa göndermek zorundadır.
(4) Uygun bulunmayan izleme planlarının eksikliklerinin giderilmesi için 30 gün ek süre tanınır. Bu süre içinde Başkanlıkça belirlenen eksiklerin giderilmesi halinde, sera gazı emisyon izleme planı Başkanlıkça onaylanır.
Sera gazı emisyonlarının raporlanması
MADDE 29- (1) EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, her yıl 30 Nisan tarihine kadar bir önceki yılın 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında izlenen sera gazı emisyonlarını ve faaliyet seviyelerini Başkanlığa raporlamak zorundadır. Başkanlık, gerekli gördüğü durumlarda bu süreyi en fazla bir aya kadar uzatabilir.
(2) Sera gazı emisyonlarının raporlanması, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilir.
(3) Sera gazı emisyon raporu, Başkanlıkça onaylanan izleme planı çerçevesinde hazırlanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Sera Gazı Emisyonlarının Doğrulanması
Sera gazı emisyonlarının doğrulanması
MADDE 30- (1) EK-1’de belirtilen faaliyetleri yürüten işletmelerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilişkin sera gazı emisyon raporunun Başkanlığa gönderilmeden önce doğrulanması zorunludur.
(2) Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemleri, MEDAS tarafından atanmış doğrulayıcı kuruluşlarca gerçekleştirilir. 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi işletmeler/tesisler MEDAS kapsamı dışındadır.
Doğrulayıcı kuruluşlarda aranacak şartlar
MADDE 31- (1) Doğrulayıcı kuruluş doğrulama faaliyetlerini, EK-7 ve Başkanlıkça yayımlanacak olan usul ve esaslar çerçevesinde kamu yararını gözeterek, işletmeden ve Başkanlıktan bağımsız olarak icra eder.
(2) Doğrulayıcı kuruluşlar, ortakları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri, yöneticiler ve teknik personel, doğrulama faaliyeti yapılacak işletmeyle veya işletmenin doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol ettiği ortaklıklar ile doğrulamanın etkin bir şekilde yapılmasını engelleyecek herhangi bir menfaat ilişkisine giremezler, bağımsızlık ilkesini zedeleyecek mali, ticari veya herhangi bir ilişki içinde iseler doğrulama faaliyetinde görev alamazlar.
Laboratuvarların kullanımı
MADDE 32- (1) İşletme, hesaplama faktörlerinin belirlenmesine yönelik analizler ve analitik yöntemleri yürütmesi için, ilgili standartlara göre akredite olmuş laboratuvarları kullanır.
(2) İşletme, birinci fıkrada belirtilen laboratuvarların kullanılmasının teknik olarak elverişli olmadığını ve kullanılacak diğer laboratuvarın TS EN ISO/IEC 17025 standardına eşdeğer gereksinimleri karşıladığını belgelemesi durumunda, bahse konu laboratuvarları hesaplama faktörlerinin belirlenmesi için kullanabilir.
Doğrulayıcı kuruluşların çalışması ve akreditasyonuna ilişkin esaslar
MADDE 33- (1) Doğrulama kuralları, doğrulayıcı kuruluşların yapısı ve bağımsızlığı, doğrulayıcı kuruluşların denetimi ve ilgili diğer hususlar Başkanlıkça hazırlanacak usul ve esaslar ile düzenlenir.
(2) Bu Yönetmelik kapsamında doğrulama işlemi yapacak doğrulayıcı kuruluşların ilgili alanlarda ISO/IEC 17029 standardına göre akredite olmaları şarttır.
(3) Akreditasyon işlemleri TÜRKAK tarafından yapılır.
(4) Doğrulayıcı kuruluşların doğrulama işlemi için yetkinliği, periyodik denetlenmeleri ve akreditasyonuna ilişkin esaslar TÜRKAK tarafından ilgili ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ve teknik kriterlere göre belirlenir.
(5) Baş doğrulayıcı, doğrulayıcı ve teknik uzmanların eğitimleri, yetkinlik değerlendirmeleri ve atamaları; doğrulayıcı kuruluş tarafından Başkanlığın belirlediği usul ve esaslar, ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ile TÜRKAK rehberlerinde verilen ölçütler çerçevesinde gerçekleştirilir.
(6) Akredite olan, akreditasyonu askıya alınan, geriye çekilen ve akredite olduğu kapsamlarda daralma veya değişiklik olan doğrulayıcı kuruluşlar TÜRKAK internet sayfası üzerinden kamuoyuna duyurulur.
(7) Doğrulayıcı kuruluşlar ile beşinci fıkrada belirtilen kişilerin çalışma, yetkinlik ve atamalarına ilişkin, bu Yönetmelik ve bu Yönetmelik uyarınca çıkarılan tebliğler ile usul ve esaslara aykırılık tespit edilmesi halinde bu durum Başkanlık tarafından TÜRKAK’a bildirilir.
Bilgi, belge bildirimi ve gizlilik
MADDE 34- (1) Bu Yönetmeliğin öngördüğü iş ve işlemlerin gerektirdiği bilgi ve belgeler, işletme tarafından Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilir veya ibraz edilir. Başkanlık ve doğrulayıcı kuruluş, gerekli gördüğü takdirde ilave bilgi ve belgelerin verilmesini veya ibrazını isteyebilir.
(2) Başkanlık, 7552 sayılı Kanun gereğince Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri gerçekleştirirken gerekli görülen bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi ve belge talebinde bulunulanlar, bunları istenilen sürede bedelsiz olarak Başkanlıkla paylaşmakla yükümlüdür.
(3) Emisyon Ticaret Sistemi piyasasında gerçekleştirilecek gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamında EPDK ve Piyasa İşletmecisi tarafından talep edilecek bilgi ve belgeler bakımından 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun ilgili hükümleri saklıdır.
(4) EK-1’deki listede belirtilen faaliyetleri yürüten işletmeler; Başkanlığa gönderilmiş bilgilerde ve belgelerde olabilecek değişiklikleri ve EK-1’de belirtilen faaliyetlere ve sera gazı emisyon izleme planına etki edebilecek bir değişikliği, en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa bildirmek zorundadır. Başkanlık bu değişikliklere istinaden izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.
(5) İşletmenin herhangi bir sebepten dolayı değişmesi halinde, yeni işletme, önceki işletmenin bu Yönetmelik kapsamındaki taahhütlerini ve mükellefiyetlerini başka bir işleme gerek kalmaksızın yüklenmiş sayılır ve değişikliğe ilişkin bildirimini en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa sunmakla yükümlüdür. Bu değişikliğe istinaden Başkanlık izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.
(6) Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek olan iş ve işlemler, Başkanlıkça kurulan elektronik sistem üzerinden gerçekleştirilir.
(7) Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilen hiçbir bilgi ve belge, işletmenin yazılı rızası veya kanuni bir mecburiyet olmaksızın üçüncü şahıslar ile paylaşılmaz.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Yaptırımlar, Çeşitli ve Son Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
İdari Yaptırımlar, Bildirimler ve Veriler
İdari yaptırımlar
MADDE 35- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini ihlal edenlere ve bu Yönetmelikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere, ihlalin niteliğine bağlı olarak, 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi hükmü aşağıdaki şekilde uygulanır:
a) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlardan;
1) Kategori A tesislere 627.450 Türk Lirası,
2) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 250.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 1.254.900 Türk Lirası,
3) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 250.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 2.509.800 Türk Lirası,
4) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 4.392.150 Türk Lirası,
5) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO2 (eşd)’den fazla olan tesislere 6.274.500 Türk Lirası,
idari para cezası verilir.
6) Başkanlıkça kurulan elektronik sistemde onaylı izleme planı bulunmayan ve bu nedenle tespiti tarihinde herhangi bir kategori sınıflandırmasına tabi olamayan tesisler için, tesisin kurulu kapasitesine eşdeğer bir tesis ve kategori belirlenerek bu bentteki ilgili yaptırımlar uygulanır.
b) ETS kapsamında olan işletmelere (a) bendindeki cezalar iki kat olarak uygulanır.
c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi doğrultusunda, ETS kapsamına dahil olan işletmelerden sera gazı emisyon izni almadan faaliyet gösteren veya süresi biten ya da iptal edilen sera gazı emisyon izni ile faaliyetlerine devam edenlerden EK-1’de yer alan faaliyet grubundan tesisin kapasite raporundaki kapasiteye eşdeğer bir tesis ve kategorisi belirlenerek aşağıdaki yaptırımlar uygulanır:
1) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 50.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 100.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 1.254.900 Türk Lirası,
2) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 100.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 300.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 2.509.800 Türk Lirası,
3) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 300.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 3.764.700 Türk Lirası,
4) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 500.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 6.274.500 Türk Lirası,
5) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO2 (eşd)’den fazla ve 5.000.000 ton CO2 (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 8.784.300 Türk Lirası,
6) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 5.000.000 ton CO2 (eşd)’den fazla olan tesis olarak değerlendirilenlere 12.549.000 Türk Lirası,
idari para cezası verilir.
(2) ETS kapsamında iken kategori değişikliği nedeniyle ETS kapsamı dışına çıkan tesisler hakkında, ilgili sistem yılı bakımından, değişiklik öncesinde tabi oldukları tesis kategorisi esas alınarak idari yaptırım uygulanır.
(3) 5 inci maddenin birinci fıkrası doğrultusunda ETS kapsamında olup, sistem yılına ait doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ve doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu teslim tarihinden sonra bildirim yapan işletmeler, sera gazı emisyonlarına karşılık gelen teslim yükümlülüğünü telafi yılında yerine getirir. Bu durum 7552 sayılı Kanunda yer alan yaptırımların uygulanmasına engel teşkil etmez.
Bildirimler ve elektronik iletişim
MADDE 36- (1) Başkanlık tarafından bu Yönetmeliğe uygun olarak yapılacak her türlü tebligat, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.
(2) Başkanlık görev ve yetkisi doğrultusunda bu Yönetmelik kapsamında gerçekleştirilecek tüm işlemler ve takip edilecek usuller, bu Yönetmelikte aksine hüküm bulunmadıkça, Başkanlık tarafından kullanılan elektronik sistem aracılığıyla gerçekleştirilir.
Verilerin saklanması
MADDE 37- (1) İşletmeler, ilgili tüm verilerini ve bilgi kayıtlarını en az 10 yıl süreyle saklar ve talep üzerine bu belgeleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde ilgili idarenin incelemesine sunar.
Mücbir sebep ve olağanüstü hal
MADDE 38- (1) Mücbir sebeplerin varlığı halinde tahsisatların teslim yükümlülüklerinin ertelenmesi hususunu belirlemeye Başkanlık yetkilidir. Bu kapsama alınan tesislere ait tahsisatların teslim yükümlülükleri ertelenebilecek olup, satışa ve devre bağlı durumlara ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bu tahsisatların ayrıca devredilmeleri mümkün değildir. Mücbir sebep kapsamında alınan kararlar Başkanlık tarafından EPDK ve Piyasa İşletmecisine bildirilir.
(2) Mücbir sebep ve olağanüstü hal durumlarında bu Yönetmelik kapsamında alınacak izin, tedbirler ve uygulamalara ilişkin düzenleme yapmaya ve süreleri uzatmaya Başkanlık yetkilidir.
İKİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Tereddütlerin giderilmesi
MADDE 39- (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Başkanlık yetkilidir.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 40- (1) 17/5/2014 tarihli ve 29003 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Birinci fıkra ile yürürlükten kaldırılan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.
Pilot uygulama
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Emisyon Ticaret Sistemi pilot uygulama dönemi ile başlar. 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak Karbon Piyasası Kurulunca belirlenir.
Sera gazı emisyon izni
GEÇİCİ MADDE 2- (1) 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 7552 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dahilinde yer alacak işletmeler sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Üç yıllık süre içerisinde işletmelerin; ETS kapsamında faaliyetlerine devam edebilmeleri için, bir kereye mahsus olmak üzere sera gazı emisyon izinlerinin olduğu kabul edilir. Gerekli görüldüğü takdirde Karbon Piyasası Kurulu kararı doğrultusunda Başkanlık; bu fıkrada yer alan süreyi, bitim tarihlerinden itibaren iki yıla kadar uzatmaya yetkilidir.
İzleme Metodolojisi Planı teslimi
GEÇİCİ MADDE 3- (1) Pilot uygulama dönemi kapsamında yer alan işletmeler tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 ay içinde elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.
(2) 5 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan işletmelerden, pilot uygulama döneminde İzleme Metodolojisi Planı sunmamış olanlar tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, birinci uygulama döneminin başlayacağı yıldan önceki takvim yılının sonuna kadar elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.
Kıyas değeri ilanı
GEÇİCİ MADDE 4- (1) Birinci uygulama dönemi iki alt dönem şeklinde uygulanacak olup, birinci uygulama döneminin birinci alt dönemine ilişkin yıllık kıyas değerleri, alt tesislere ilişkin doğrulama raporları teslim edildikten sonra Ulusal Tahsisat Planında ilan edilir.
Ek rezerv fiyatı
GEÇİCİ MADDE 5- (1) 16 ncı maddenin altıncı fıkrası uyarınca ihale yapılmamış olması durumunda, spot tahsisat piyasasında gerçekleşen fiyatlar esas alınır.
ETS kapsam istisnası
GEÇİCİ MADDE 6- (1) Doğalgazın ve ham petrolün iletimi ve depolanması kapsamındaki faaliyetler izleme, raporlama ve doğrulama süreçleri hariç olmak kaydıyla, birinci uygulama dönemi sonuna kadar yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dışındadır.
Yürürlük
MADDE 41- (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 42- (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.
ABD Federal İletişim Komisyonu, geçtiğimiz temmuz ayının sonunda, yabancı menşeli gelişmiş robotik cihazları ulusal güvenlik gerekçesiyle Kapsanan Liste’ye ekledi. Karar, 2 kilogramın üzerindeki hareketli ve haberleşen robotların yeni modellerini, ABD’ye ithalat için gereken ekipman onayının dışında bıraktı. Bundan yaklaşık iki hafta sonra, ağustos ayı başlarında, Bloomberg’in aktardığı bir pazar araştırması insansı robot sevkiyatlarının 2026’nın ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine göre dörde katlandığını gösterdi. Aynı araştırmaya göre bu sevkiyatların %97’sinden fazlasını Çinli üreticiler gerçekleştirdi. Bir yanda pazara girişi daraltan bir düzenleme, diğer yanda o kapının ardında hızla ölçek büyüten bir üretim kapasitesi bulunuyor.
Yapay zeka bugüne kadar ağırlıklı olarak ekranın arkasında gelişti. Sohbet robotları metin üretti, görsel algoritmaları içerik tasarladı, büyük dil modelleri veri işleme kapasitesini katladı. Rekabetin ana cephesi ise yazılımın mekanik sistemlerle birleştiği alana kayıyor.Kurumsal tarafta yapay zeka model seçimi bir tedarikçi seçimi kararına dönüşürken, robot tarafında aynı soru daha somut bir karşılık buluyor, çünkü burada satın alınan şey fiziksel bir makine. Bu makinenin fiyatı da tasarım aşamasından çok parçanın üretildiği coğrafyada belirleniyor.
Fiyat Etiketi Bir Yılda Nasıl Değişti
Çin – Hangzhou merkezli, Unitree şirketinin G1 adlı insansı robot modeli, Mayıs 2024’te 16.000 dolarlık başlangıç fiyatıyla satışa çıktı. Bu rakam sektörde geniş yankı buldu ve uzun süre insansı robotun taban fiyatı olarak anıldı. Şirket Aralık 2025’te fiyatı 13.500 dolara çekti. Bundan birkaç ay önce piyasaya sürülen daha küçük R1 modeli ise 5.900 dolarla çok daha aşağıda konumlandı. Şanghay merkezli AgiBot’un X2 modeli de 13.600 dolar civarında fiyatlanıyor.
Batı tarafındaki tabloyu okumak zor çünkü karşılaştırılacak bir liste fiyatı bulunmuyor. Tesla’nın Optimus robotu satışa açık durumda değil ve şirketin ağustos başındaki ikinci çeyrek değerlendirmesinde üretimin başlangıcı yılın ilerleyen aylarına ertelendi. Sektör tahminlerine göre bugünkü birim üretim maliyeti 50 ila 100 bin dolar aralığında, Tesla’nın açıkladığı uzun vadeli hedef fiyat ise 20 bin dolar. Boston Dynamics’in Atlas robotu da ticari bir ürün olarak satılmıyor, şirketin satışa sunduğu ürün dört ayaklı Spot platformu. Bugün insansı robot pazarında satın alınabilir bir ürünle henüz satın alınamayan bir vaat karşı karşıya duruyor. Bu durum, Çin’in insansı robot teknolojileri ile bileşenlerinde ve tedarik zinciri kurgusunda ne kadar yol aldığı konusunda haklı bir merak uyandırıyor.
Bu fark, tartışmanın niteliğini de değiştiriyor. Bir orta ölçekli tesis yöneticisi için 13.500 dolarlık bir cihaz, yatırım bütçesi içinde değerlendirilebilir bir kalem. Aynı yönetici için henüz fiyatlanmamış bir prototip, ancak izlenecek bir gelişme.
İki Nehir Deltası ve Parçanın Coğrafyası
Bu fiyat seviyesi büyük ölçüde parçanın nerede üretildiğiyle ilgili. Çin’in insansı robot üretimi tek bir sanayi bölgesine değil, birbirini tamamlayan iki ayrı havzaya dayanıyor. Yangtze Nehri Deltası hattında Suzhou, Şanghay, Hangzhou ve Ningbo yer alıyor. Bu hat hassas mekanik parçanın, eklem aktüatörlerinin ve redüktörlerin merkezi konumunda. Unitree’nin Hangzhou’da, AgiBot’un Şanghay’da bulunması tesadüf sayılmaz, çünkü her iki şirket de tedarikçilerinin birkaç saatlik mesafesinde çalışıyor.
İkinci havza İnci Nehri Deltası’nda, Shenzhen ve Dongguan çevresinde toplanıyor. Burası tüketici elektroniği ve drone sanayisinden devralınan birikimin merkezi. Kamera modülleri, algılama sensörleri ve kontrol kartları bu hattan çıkıyor. Bir robotun gözü ile kolunun farklı bölgelerde üretilmesi bir dezavantaj yaratmıyor çünkü iki havza arasındaki lojistik zaten olgunlaşmış durumda. Sektör kaynaklarına göre, batılı bir üreticinin on iki haftada tamamladığı prototip döngüsü Shenzhen’de 10 – 14 güne iniyor.
Bir robotun fiyatı montaj hattında değil, o hattın çevresine yerleşmiş tedarikçi ağında belirleniyor. Aynı mekanizmayı elektrikli araç ve güneş paneli sektörlerinde de gördük. Parçanın yakınlığı nakliye maliyetini, gümrük süresini ve kur riskini aynı anda düşürüyor.
Yerli Tedarikçinin Payı Nasıl Yükseldi
Uluslararası Robotik Federasyonu’nun World Robotics 2025 raporu, bu kümelenmenin sonucunu tek bir seriyle gösteriyor. Çin’de kurulan endüstriyel robotlarda yerli tedarikçilerin payı 2020’de %30 iken 2024’te %57’ye çıktı. Metal ve makine sanayisinde bu oran %85’e ulaştı. Rapor, Çinli üreticilerin ilk kez kendi iç pazarlarında yabancı tedarikçilerden daha fazla robot sattığını kaydediyor. Aynı yıl Çin, dünya genelindeki endüstriyel robot kurulumlarının %54’ünü tek başına gerçekleştirdi.
Bu tablo yalnızca bir üretim başarısı olarak okunmuyor. Tedarik zincirinde yoğunlaşma, alıcı tarafta bağımlılık anlamına geliyor ve bunun sonuçlarını yarı iletken ile RAM tedarikinde yakın zamanda gözlemledik. Bir bileşen sınıfının üretiminin tek bir coğrafyada toplanması, o coğrafyadaki bir aksamanın küresel ölçekte hissedilmesine yol açıyor. Robotik tarafında henüz böyle bir kriz yaşanmadı, ancak yapı benzer biçimde kuruluyor.
Sevkiyat Rakamlarının Gerçek Ölçeği
Sayılara yakından bakmak, tartışmayı yerli yerine oturtuyor. 2026’nın ilk yarısında dünya genelinde 19.100 insansı robot satıldı ve teslim edildi. Bir yıl önce aynı dönemde bu sayı 5.100’dü. AgiBot 8.400 adetle liderliği aldı, Unitree 5.900 adetle ikinci sırada yer aldı ve iki şirket birlikte küresel sevkiyatın yaklaşık dörtte üçünü karşıladı. ABD merkezli Tesla, Figure AI ve Agility Robotics’in toplam payı sınırlı kaldı.
Aynı araştırmanın ikinci bulgusu daha az konuşuldu. Bu robotların alıcılarının %85’inden fazlası da Çin’de bulunuyor. Sektörün 2026 yılı toplam cirosu ise yaklaşık 1,6 milyar dolar olarak öngörülüyor. Karşılaştırma için, dünyada halen çalışır durumda 4,66 milyon endüstriyel robot bulunuyor ve bunların yıllık kurulum sayısı 500 binin üzerinde seyrediyor. Çin küresel bir pazarda hakimiyet kurdu, ancak bu pazar henüz kendi ölçeğini kurmuş değil.
Rakamların bu iki yüzü birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç şu. İnsansı robot bugün üretimin ana gövdesinde yer almıyor, sevkiyatların büyük kısmı araştırma, eğitim ve pilot uygulamalara gidiyor. Buna karşılık sanayi ve ticari kullanım oranı ilk kez %70’in üzerine çıktı, yani cihaz laboratuvardan sahaya geçiş aşamasında.
Türkiye Nerede Duruyor
Türkiye’nin bu tabloya bakışı iki rakamla özetlenebilir. Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre, Türkiye imalat sanayisinde 10 bin çalışan başına 43 robot düşüyor. Aynı ölçüt Batı Avrupa’da 267, Kuzey Amerika’da 204, Asya genelinde 131. Türkiye toplam robot stokunda dünya sıralamasında 16’ncı basamakta bulunuyor, yani ülkede kayda değer bir robot parkı var, fakat çalışan sayısına oranı düşük kalıyor.
Bu düşüklüğün nedenini akademik literatür açık biçimde ortaya koyuyor. Furkan Börü ve Metin Recep Zafer’in 2024’te Ekonomi, Politika ve Finans Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan çalışması, firmaların robot yatırımı kararında en belirleyici etkenin işçi ücretleri olduğunu aktarıyor. Çalışmanın derlediği veriye göre Avrupa’da robot yoğunluğunun en yüksek olduğu Almanya, İsveç ve Danimarka’da imalat sanayisinde saatlik ücret 40 euronun üzerinde. Robot yoğunluğunun en düşük kaldığı Romanya, Polonya ve Portekiz’de aynı ücret 12 euronun altında. Türkiye bu dağılımda düşük ücret tarafında yer alıyor ve otomasyon yatırımı buna göre erteleniyor.
Ucuzlayan robot, düşük ücretin sağladığı korumayı da aşındırıyor. Bir robotun fiyatı 13.500 dolara indiğinde, yatırımın geri dönüş hesabı yalnızca yüksek ücretli ekonomilerde değil, Türkiye gibi ülkelerde de anlam kazanmaya başlıyor. Bu hesap her sektör için aynı sonucu vermiyor, çünkü insansı robotun bugünkü yetenekleri sınırlı ve entegrasyon maliyeti cihaz fiyatının üzerine ekleniyor. Yine de eşiğin aşağı inmesi, kararı gündeme taşıyor.
Üretim tarafında da bir hareket başladı. Haziran 2026’da DOF Robotics, İstanbul Arnavutköy’deki Kuzey Marmara Özel Endüstri Bölgesi’nde 25 milyon dolarlık yatırımla DOF TECH adlı tesisi kuracağını açıkladı. Şirketin duyurusuna göre tesis, hizmet robotiği ve insansı robot üretiminde Türkiye’nin ilk entegre fabrikası olacak ve mevcut 4.000 metrekarelik üretim alanı 16.000 metrekareye çıkarılacak. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan, otonom mobil robot ve yapay zeka destekli hizmet robotları alanındaki birikimi insansı robot geliştirmeye taşıyacaklarını, prototip üretimin ardından seri üretime geçmeyi hedeflediklerini belirtti. Organize sanayi bölgesi mantığına aşina bir okur için buradaki tercih tanıdık çünkü tedarikçiyle aynı bölgede bulunmanın maliyet etkisi Türkiye sanayisinin uzun süredir bildiği bir konu.
Washington’un Cevabı ve Pekin’in Standart Hamlesi
Yazının girişinde belirtilen, Federal İletişim Komisyonu’nun temmuz ayı sonunda aldığı karar, uygulamada sanıldığından dar bir kapsama sahip. Karar yeni modellerin ekipman onayını engelliyor, dolayısıyla o modellerin ABD’ye ithalatını, pazarlanmasını ve satışını kapatıyor. Daha önce onay almış modeller etkilenmiyor, satın alınmış cihazlar kullanımda kalıyor. Nitekim Unitree, G1, H2 ve R1 insansı robotları ile Go2, B2 ve A2 dört ayaklı platformlarının onaylarını karar yürürlüğe girmeden önce aldığını yatırımcılarına duyurdu. Şirket bu açıklamayı, 31 Temmuz’da Şanghay borsasında açtığı 4,2 milyar yuanlık halka arz sürecinde yaptı.
Kararın gerekçesinde ulusal güvenlik ve siber güvenlik başlıkları öne çıkıyor. İnsansı robotların kamerası, mesafe ölçüm sensörleri ve mikrofon dizilimleri yalnızca veri toplamıyor, bulundukları ortamın üç boyutlu haritasını da çıkarıyor. Bir üretim tesisinin milimetrik ölçekte haritalanması ve bu verinin üçüncü taraf sunucularına aktarılması, düzenleyicilerin üzerinde durduğu esas risk. Cep telefonlarının da benzer sensörler taşıdığı doğru, ancak telefon bir üretim hattının içinde saatlerce dolaşmıyor.
Pekin tarafında ise farklı bir hamle sürüyor. 12 Mart 2026’da onaylanan, 15. Beş Yıllık Plan, bedenlenmiş zekayı ülkenin yedi stratejik gelecek sanayisinden biri olarak tanımlıyor. Sanayi ve Bilişim Teknolojileri Bakanlığı, Aralık 2025’te insansı robotlar için bir standardizasyon komitesi kurdu ve ilk ulusal standart seti 2026’nın başında yayımlandı. Çin ayrıca yaşlı bakım robotlarına ilişkin uluslararası standartların hazırlanmasında öncü rol üstleniyor. Bu yaklaşım 5G ve yüksek hızlı demiryolunda izlenen yolun tekrarı niteliğinde, yani önce iç standardı kurmak, ölçeği onun üzerine büyütmek ve sonra fiili uluslararası norm haline getirmek.
Ucuzlayan Robot, Otomasyonu Ucuzlatmıyor
Cihaz fiyatı düşerken satın alma kararının önündeki engeller ortadan kalkmadı, yer değiştirdi. Bugün bir üreticinin önündeki sorular sertifikasyon, veri yönetişimi, entegrasyon ve yetkinlik başlıklarında toplanıyor. Bir robotun hangi güvenlik standardına uygun olduğu, kurulacağı hücrenin hangi mevzuata tabi olacağı ve toplanan verinin nerede saklanacağı, cihazın etiket fiyatından bağımsız maliyetler doğuruyor. Avrupa Birliği’ne veya ABD’ye ihracat yapan bir Türk üreticisi için bu sorular teorik kalmıyor, çünkü müşterinin uyum kuralları tedarikçiyi de bağlıyor. Temmuz sonundaki düzenleme tam olarak bu mekanizmanın bir örneği.
Veri tarafı ayrı bir dikkat istiyor. Üretim sahasında dolaşan bir robot, süreç akışını, ekipman yerleşimini ve operasyon temposunu kaydediyor. Bu bilgi, tedarikçi verisi konusunda kurulan güven ilişkisinin kapsamını genişletiyor, çünkü artık paylaşılan şey bir tablo dosyası değil sahanın kendisi. Sözleşmenin veri maddesi, cihazın teknik şartnamesi kadar belirleyici hale geliyor.
İstihdam tarafındaki tartışma da tek yönlü ilerlemiyor. Börü ve Zafer’in çalışması, robotların istihdam üzerindeki etkisinin iki karşıt kuvvetin bileşkesi olarak ortaya çıktığını aktarıyor. Yer değiştirme etkisi insanların yaptığı işleri azaltırken, üretkenlik etkisi başka alanlarda yeni işler doğuruyor. Çalışmanın derlediği ülke örnekleri bu bileşkenin her yerde aynı sonucu vermediğini gösteriyor. Almanya’da imalattaki kayıp, hizmet sektöründeki artışla dengelenirken, bazı ülkelerde net etki negatif kalıyor. Aynı çalışmanın aktardığı bir bulgu satınalma açısından daha doğrudan bir uyarı taşıyor, Fransa verilerine göre robot kullanmayan firmalar, rakipleri robota geçtiğinde istihdam ve çıktı kaybına uğruyor.
Başlıktaki soruya dönersek, Çin’in ucuz robotları bugün itibarıyla küresel güç dengesini değiştirmiş diyemeyiz çünkü sektörün toplam büyüklüğü buna yetecek ölçekte değil. Güç dengesini belirleyecek olan, robotun etiketindeki rakam kadar o rakamı mümkün kılan tedarik zincirinin kimin elinde olduğu. Türkiye açısından anlamlı soru, bu cihazların ne zaman ucuzlayacağı değil, ucuzladıklarında ülkenin bu zincirin neresinde duracağı.
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Dijital Satın Alma ve Dijital Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Nörolojistikte İhtiyaç Sinyallerinin Algılanması Sağlık İşletmelerinde Öngörücü Satınalma ve Erken Uyarı Sistemi
Kadir HANÇER
Giriş
Sağlık işletmelerinde satınalma ve lojistik operasyonları, yalnızca ihtiyaç duyulan malzemenin temin edilmesi ve ilgili birime ulaştırılması sürecinden ibaret değildir. Hastaneler klinik birimler, ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, laboratuvar, eczane, depo, satınalma, finans, biyomedikal ve teknik hizmetler gibi çok sayıda fonksiyonun eş zamanlı çalıştığı karmaşık yapılardır. Bu yapı içerisinde meydana gelen küçük bir lojistik aksama dahi hizmet sürekliliğini, maliyetleri ve hasta güvenliğini etkileyebilmektedir.
Kadir Hançer, “Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı” başlıklı çalışmasında bu karmaşık yapıyı farklı bir bakış açısıyla ele alarak “nörolojistik” kavramını ortaya koymaktadır. Hançer’e göre nörolojistik sağlık işletmesinde departmanlardan gelen ihtiyaç sinyallerini algılayan, değerlendiren ve bu sinyalleri lojistik-satınalma kararlarına dönüştüren bütünleşik bir yönetim yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda sağlık işletmesi canlı bir organizmaya, departmanlar arasındaki bilgi, malzeme ve karar akışı ise sinir sistemine benzetilmektedir.
Bu makale, söz konusu yaklaşımın devamı niteliğindedir.
İlk çalışmada genel çerçevesi ortaya konulan nörolojistik kavramının bu kez ihtiyaç sinyallerinin algılanması boyutu ayrıntılı olarak incelenecektir. Çünkü bir hastanede lojistik problemler çoğu zaman sorun ortaya çıktığı anda başlamamaktadır. Kritik stok seviyesine düşen bir ürünün, tedarik edilemeyen bir malzemenin veya acil satınalma talebinin öncesinde çoğu zaman çeşitli sinyaller bulunmaktadır.Asıl mesele, bu sinyallerin görülüp görülmediğidir.
Bu nedenle ikinci çalışmanın temel sorusu şu olacaktır:
Hastane satınalma ve lojistik yönetimi, ortaya çıkan ihtiyaca cevap veren bir yapı mı olmalıdır, yoksa ihtiyacın ortaya çıkacağını önceden algılayan bir yapı mı?
Nörolojistik Kavramından İhtiyaç Sinyaline
Hançer’in ilk çalışmasında nörolojistik, “nöro” ve “lojistik” kavramlarının birleşiminden hareketle açıklanmaktadır. Buradaki “nöro” kavramı algılama, iletme, değerlendirme ve tepki üretme fonksiyonlarını, lojistik ise sağlık işletmesindeki malzeme, bilgi, stok, satınalma ve tedarik süreçlerinin yönetimini ifade etmektedir.
Bu tanımdan hareket edildiğinde nörolojistik sistemin ilk görevinin algılamak olduğu görülmektedir. Bir insan sinir sisteminde çevreden gelen uyarıların algılanması nasıl tepki mekanizmasının başlangıcını oluşturuyorsa, sağlık işletmesinde de departmanlardan gelen ihtiyaç sinyallerinin algılanması satınalma ve lojistik kararlarının başlangıç noktasını oluşturmalıdır.
Hançer’in çalışmasında her departmanın kullandığı malzeme, ilaç, cihaz, sarf ve hizmetler üzerinden kuruma sürekli sinyal gönderdiği belirtilmektedir. Tüketim hızı, stok seviyesi, acil talep sıklığı, hasta yoğunluğu, mevsimsel değişimler ve klinik öncelikler bu sinyaller arasında sayılmaktadır. Dolayısıyla nörolojistik açısından talep, sistemin başlangıç noktası değil daha önce oluşmaya başlamış bir ihtiyacın görünür hâle gelmiş sonucudur. Bu ayrım, satınalma yönetiminin gelecekteki rolü açısından oldukça önemlidir.
Talep Bekleyen Satınalma mı, Sinyal Okuyan Satınalma mı?
Geleneksel satınalma anlayışında süreç çoğunlukla talep ile başlar. Klinik birim ihtiyacını bildirir. Talep satınalmaya ulaşır. Satınalma araştırma yapar. Teklifler alınır. Tedarikçi seçilir. Sipariş verilir. Ürün teslim edilir.
Bu yapı belirli koşullarda gerekli olmakla birlikte, sağlık işletmelerinin dinamik yapısında önemli bir dezavantaj taşımaktadır: Sistem ihtiyacı ancak ihtiyaç görünür hâle geldiğinde algılamaktadır.
Nörolojistik yaklaşım ise satınalma ve lojistik ekiplerinin yalnızca talep formunu bekleyen birimler olmaması gerektiğini savunmaktadır. Hançer’in yaklaşımında satınalma ve lojistik uzmanı sahadan veri toplayan, ihtiyaçları erken fark eden, stok davranışlarını izleyen, tedarik risklerini öngören ve alternatif çözümler geliştiren bir koordinasyon aktörüdür.
Bu nedenle nörolojistikte temel dönüşüm:
Talep yönetiminden → ihtiyaç yönetimine
Reaktif satınalmadan → öngörücü satınalmaya
Depo merkezli yönetimden → saha merkezli algılamaya
Tekil veriden → bütünleşik sinyal analizine doğru gerçekleşmektedir.
İhtiyaç Sinyallerinin Anatomisi
Bir ihtiyaç sinyalini yalnızca stok azalması olarak görmek nörolojistik yaklaşımın kapsamını daraltır. İhtiyaç sinyali, gelecekte oluşabilecek bir ihtiyacın habercisi olan operasyonel değişimdir.
Örneğin:
Tüketim hızının yükselmesi,
Aynı ürün için acil taleplerin artması,
Belirli bir klinik işlem sayısının çoğalması,
Stok seviyesinin hızla düşmesi,
Tedarik süresinin uzaması,
Tek tedarikçiye bağımlılığın artması,
Alternatif ürün bulunabilirliğinin azalması,
Mevsimsel hasta yoğunluğunun değişmesi
tek başına veya birlikte değerlendirildiğinde gelecekteki lojistik ihtiyaca ilişkin önemli göstergeler oluşturabilir.
Hançer’in nörolojistik modelinde bu sinyallerin doğru okunması sistemin ilk görevi olarak tanımlanmaktadır.
Buradaki kritik nokta şudur,
Sinyali görmek ile sinyali anlamlandırmak aynı şey değildir.
Bir ürünün tüketiminin arttığını görmek kolaydır. Ancak bunun neden arttığını, artışın geçici olup olmadığını ve satınalma kararına nasıl dönüştürülmesi gerektiğini anlayabilmek gerçek nörolojistik yetkinliktir.
Nörolojistikte Sinyal → Karar Zinciri
Nörolojistik yaklaşımını uygulamaya dönüştürmek için ihtiyaç sinyallerinin bir karar zinciri içerisinde ele alınması gerekir.
Bu zincir beş aşamada düşünülebilir,
Algılama → İletme → Değerlendirme → Öngörü → Tepki
Bu yapı, insan sinir sistemine yapılan benzetmenin lojistik karşılığıdır.
Algılama
Departmanlardan gelen tüketim, stok, talep ve operasyonel verilerin fark edilmesidir.
İletme
Bu verilerin satınalma, lojistik, klinik yönetim, finans ve ilgili diğer birimlere aktarılmasıdır.
Değerlendirme
Sinyalin olağan bir operasyonel hareket mi yoksa gelecekteki ihtiyacın göstergesi mi olduğunun analiz edilmesidir.
Öngörü
Mevcut sinyallerin gelecekte nasıl bir ihtiyaca dönüşebileceğinin tahmin edilmesidir.
Tepki
Satınalma, stok transferi, alternatif ürün araştırması, tedarikçi değişikliği veya farklı bir lojistik aksiyonun alınmasıdır.
Hançer’in ilk çalışmasında bilgi akışının yalnızca üst yönetime doğru değil, departmanlar arasında yatay biçimde de gerçekleşmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Nörolojistik yaklaşımın sinir ağı benzetmesi de bu yatay bilgi akışına dayanmaktadır.
Erken Uyarı Sistemi Olarak Nörolojistik
Nörolojistiğin en önemli uygulama alanlarından biri, stok ve tedarik risklerini önceden görebilen bir erken uyarı sisteminin oluşturulmasıdır. Hançer’in ilk çalışmasında depo yalnızca ürünlerin saklandığı alan olarak değil, kurumun lojistik hafızası olarak tanımlanmaktadır. Kritik stok seviyeleri, sık tüketilen ürünler, miadı yaklaşan malzemeler ve tedarik gecikmelerinin düzenli biçimde izlenmesi önerilmektedir.
Bu bakış açısı önemli bir dönüşüm yaratmaktadır.
Çünkü depo artık yalnızca,
“Elimizde ne var?” sorusuna cevap veren bir alan değildir.
Aynı zamanda,
“Ne azalıyor?”
“Ne hızlanıyor?”
“Nerede risk oluşuyor?”
“Hangi ürün yakında kritik hâle gelebilir?” sorularının cevaplarının üretildiği bir erken uyarı merkezidir.
Bu nedenle geleceğin hastane deposu yalnızca fiziksel bir stok alanı değil, veri üreten ve risk algılayan bir lojistik sensör alanı olarak düşünülmelidir.
Klinik Birimlerin Lojistik Sensöre Dönüşmesi
Nörolojistik yaklaşımın önemli sonuçlarından biri de klinik birimlerin lojistik sistem içerisinde yalnızca kullanıcı olarak değil, aynı zamanda sinyal kaynağı olarak görülmesidir. Ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, laboratuvar veya eczane yalnızca ürün tüketen birimler değildir. Bu birimlerin günlük operasyonları gelecekteki lojistik ihtiyacın önemli göstergelerini taşımaktadır.
Hançer’in ilk çalışmasında farklı departmanların farklı hız, hassasiyet ve risk düzeylerine sahip olduğu özellikle belirtilmektedir. Bu nedenle aynı stok politikası bütün kliniklere uygulanamayacağı gibi, aynı sinyalin anlamı da bütün departmanlarda aynı olmayabilir. Örneğin acil servisteki tüketim artışı ile elektif bir klinikteki tüketim artışının lojistik anlamı farklı olabilir. Nörolojistik burada devreye girerek departmanın operasyonel ritmini satınalma kararının bir parçası hâline getirmektedir.
Lojistik Satınalma Deplasmanı ve Sinyal Okuma
Hançer’in ilk çalışmasında kullanılan önemli kavramlardan biri de lojistik satınalma deplasmanıdır. Bu kavram, satınalma ve lojistik ekiplerinin yalnızca ofis veya depo merkezli çalışmak yerine departmanlar arasında aktif biçimde hareket ederek ihtiyaçları yerinde gözlemlemesini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, ihtiyaç sinyallerinin algılanması açısından doğrudan önem taşımaktadır. Çünkü bazı sinyaller sistem üzerinden görülebilirken bazıları ancak sahada fark edilebilir.
Bir klinik çalışanının:
“Bu ürün son dönemde daha sık sorun çıkarıyor. ”
“Bu ürünü eskisinden daha fazla kullanıyoruz. ”
Bu malzeme ameliyat planlamasında sorun yaratabilir. Şeklindeki geri bildirimi, klasik stok raporlarında görünmeyebilir. Ancak sahaya çıkan lojistik ve satınalma uzmanı için bunlar önemli erken uyarı sinyalleridir.
Dolayısıyla nörolojistik yalnızca dijital bir sistem değil, aynı zamanda sahayı dinleyen bir yönetim modelidir.
Nörolojistikte Geri Bildirim: Sistem Nasıl Öğrenir?
Bir sistemin sinyalleri algılayabilmesi kadar, aldığı kararların sonucundan öğrenebilmesi de önemlidir. Hançer’in modelinde kullanıcı geri bildirimlerinin sonraki satınalma kararlarına aktarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Böylece satınalma sisteminin öğrenen bir yapıya dönüşmesi hedeflenmektedir.
Bu nedenle nörolojistik döngünün son aşaması aslında yeni döngünün başlangıcıdır.
Sinyal → Karar → Uygulama → Sonuç → Geri Bildirim → Yeni Sinyal
Bu yapı kurulduğunda hastane lojistiği zaman içerisinde kendi davranışlarını öğrenmeye başlayabilir.
Hangi ürünlerde tahminler doğru çıkıyor?
Hangi kliniklerde tüketim değişimleri daha erken ortaya çıkıyor?
Hangi tedarikçilerde risk sinyalleri daha önce görülüyor?
Hangi ürünlerde acil satınalma tekrar ediyor?
Hangi satınalma kararları klinik kullanıcılar tarafından olumlu değerlendiriliyor?
Bu soruların cevapları gelecekteki satınalma kararlarının kalitesini artıracaktır.
Sonuç: Nörolojistikte Yeni Yönetim Sorusu
Kadir Hançer’in “Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı” başlıklı çalışması, sağlık işletmelerinde lojistik ve satınalma fonksiyonlarının yalnızca malzeme temin eden destek birimleri olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Nörolojistik; ihtiyaçların algılanması, bilginin iletilmesi, kararların klinik önceliklerle uyumlandırılması, erken uyarı ve geri bildirim mekanizmalarının birlikte çalıştığı bütünleşik bir model olarak tanımlanmaktadır.
Bu ikinci çalışma ise bu modelin özellikle ihtiyaç sinyalini algılama boyutunu öne çıkarmaktadır. Çünkü geleceğin sağlık satınalma organizasyonunda başarı yalnızca şu soruya verilen cevapla ölçülmemelidir,
“Talep geldiğinde ne kadar hızlı satın alabiliyoruz?”
Bunun yanında çok daha önemli bir soru bulunmaktadır,
“Talep gelmeden önce ihtiyacın oluşacağını ne kadar erken görebiliyoruz?”
İşte nörolojistik yaklaşımın gerçek değer alanı burada ortaya çıkmaktadır.
Hastanenin klinik birimleri, deposu, satınalması, finansı ve tedarikçileri birlikte çalışan bir sinir ağı gibi düşünüldüğünde tüketim değişimleri, stok hareketleri, klinik yoğunluk, tedarik süreleri ve kullanıcı geri bildirimleri bu ağın sinyallerini oluşturmaktadır. Bu sinyalleri zamanında algılayabilen sağlık işletmesi, yalnızca stok yönetmez. Gelecekteki ihtiyacı yönetir.
Bu nedenle nörolojistik açısından yeni nesil satınalma yaklaşımını tek bir cümleyle ifade etmek mümkündür,
“İhtiyaç ortaya çıktığında satın almak değil, ihtiyacın ortaya çıkacağını sinyallerden okuyarak zamanında harekete geçmek.”
Kadir HANÇER
Kaynak
Hançer, K. (2026). Sağlık İşletmelerinde Satınalma ve Lojistik Operasyonlarında Yeni Yaklaşım: Nörolojistik Kavramı. Satınalma Dergisi.
İkinci El Araçta Devir Sayısı Yüksek Seyrediyor, Fiyatlar Enflasyonun Gerisinde
Türkiye’de ikinci el araç hareketliliği yaz aylarında noter kayıtlarına güçlü biçimde yansıdı. TÜİK’in Temmuz 2026 motorlu kara taşıtları verilerine göre ay içinde 907 bin 846 taşıtın devri yapıldı, haziranda ise devir sayısı 941 bin 964 ile yılın en yüksek seviyesine çıkmıştı. Temmuzda devredilen taşıtların %64,8’ini otomobiller, %14,2’sini kamyonetler oluşturdu. Aynı ayda trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yıllık %19,4 azalarak 207 bin 508’de kalırken, sıfır otomobil ve hafif ticari araç satışları Ocak-Temmuz döneminde %10,72 düşüşle 638 bin 965 adede geriledi. VavaCars’ın ilk yarı raporuna göre satılan her bir sıfır araca karşılık el değiştiren ikinci el araç sayısı 6,92’den 7,66’ya yükseldi. Sıfır pazardaki daralma ikinci eldeki gerilemeden çok daha sert olunca, ikinci el otomotiv talebinin ana taşıyıcısı haline geldi.
İkinci El Araç Pazarında ilk 7 Ayda Satışlar 5 Milyonu Aştı
İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde 5 milyon adet seviyesini aştı. 2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, “Pazarda yıllık bazda yüzde 2,7 civarındaki gerilemeyi bir talep kaybından ziyade, olağanüstü yüksek satış hacimlerinin ardından yaşanan bir normalleşme olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde finansmana erişim, sıfır araç kampanyaları, tüketici güveni ve araç fiyatlarının enflasyon karşısındaki seyri belirleyici olacak.” dedi.
İkinci el binek ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde 5 milyon adetlik satış seviyesini geride bıraktı. Yılın ilk 7 ayında toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,7 oranında gerileyerek 5 milyon 35 bin 390 adet olarak gerçekleşti. Temmuz ayında ise satışlar yıllık bazda yüzde 12,8 azalarak 732 bin 594 adet seviyesinde kayıtlara geçti.
Sektördeki son verileri değerlendiren 2PLAN İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, yaşanan düşüşü bir talep kaybı olarak görmediklerini belirterek, “Pazarda yıllık bazda yüzde 2,7 civarındaki gerilemeyi bir talep kaybından ziyade, olağanüstü yüksek satış hacimlerinin ardından yaşanan bir normalleşme olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Önümüzdeki dönemde finansmana erişimin, sıfır araç kampanyalarının, tüketici güveninin ve araç fiyatlarının enflasyon karşısındaki seyrinin belirleyici olacağına dikkati çeken Ülgür, pazarın yıl sonunda 8,5 ile 9 milyon adet aralığında bir hacimle tamamlanmasını beklediklerini ifade etti.
“Satılan her 4 araçtan biri tasarruf finansmanı ile alınıyor”
Yüksek faiz ortamı ve kredi erişiminde yaşanan kısıtlamaların tüketicileri alternatif finansman modellerine yönelttiğini aktaran Ülgür, mevcut durumda pazarda satılan her 4 araçtan 1’inin bu yöntemle satın alındığını kaydetti.
Orhan Ülgür, ayrıca döviz kurları ve enflasyonun mevcut seyrini koruması halinde, ikinci el araç fiyatlarında ciddi bir yükseliş beklemediklerini belirterek, özellikle yılın Kasım ve Aralık aylarında sıfır araç markalarının hedeflerini yakalamak için düzenleyeceği kampanyaların da ikinci el piyasasındaki fiyat artışlarını sınırlayacağını sözlerine ekledi.
Fiyat Endeksleri Aynı Yönü Göstermiyor
Otomotiv veri ve analiz şirketi Cardata’nın İkinci El Araç Fiyat Endeksi, Aralık 2025’te 103,4 seviyesindeyken Haziran 2026’da 102,1’e, temmuzda 100,4’e indi. Yılın ilk yarısında nominal düşüş %1,3 olurken tüketici enflasyonu %17,7 arttı ve ikinci el araçlarda altı aylık reel değer kaybı %16’yı geçti. Aralık 2024’ten temmuz sonuna kadar geçen 19 ayda fiyatlardaki nominal artış %0,4’te kaldı, aynı sürede enflasyon %56,9’a ulaştı ve aradaki fark reel kaybı %36’ya taşıdı. Temmuzdaki %1,60’lık aylık gerileme üst üste beşinci düşüş ayı oldu. Cardata Genel Müdürü Hüsamettin Yalçın, mevcut koşulların sürmesi durumunda yıl sonuna kadar %7 ile %12 arasında ilave nominal gerileme beklediklerini belirtti.
VavaCars’ın, VavaAI Fiyat Endeksi aynı dönem için farklı bir tablo veriyor ve ilk yarıda %5’lik nominal artışa, son on iki ayda %15,4’lük yükselişe işaret ediyor. İki endeksin ortak noktası, yön farkından bağımsız olarak fiyatların enflasyonun belirgin biçimde gerisinde kalması. Satış hızı tarafında tablo bir miktar iyileşti, ortalama stokta kalma süresi haziranda 50 gün iken temmuzda 49 güne, ticari araçlarda 47 günden 46 güne indi. Tüketici tercihi bütçeye uygun modellerde yoğunlaşıyor ve B ile C segmentinin ikinci el pazarındaki payı %80’den %81,4’e çıktı. Bu iki segment yerli üretimin ağırlık taşıdığı bant olduğu için Tofaş’ta Egea üretiminin sona ermesi orta vadede ikinci el arz derinliğini doğrudan ilgilendiriyor.
Filo Yenilemesinde Zamanlama Sorusu
Fiyat baskısının en çok hissedildiği grup, sıfır kampanyalarıyla doğrudan rekabet eden 1-3 yaş aralığındaki araçlar ile satış hızı düşük premium modeller. Filo yenileme takvimi olan işletmeler için bu tablo iki yönlü çalışıyor, alım tarafında pazarlık gücü artarken elden çıkarılacak araçlarda beklenen bedel geriliyor. Kasım ve aralık aylarında markaların yıl sonu hedefleri için açacağı kampanyalar iki yönü aynı anda derinleştirecek. Sıfır tarafında arzın genişlemesi de gündemde, HABAŞ’ın Gebze’de geliştirdiği binek otomobil projesi, yıl sonunda tanıtılırsa iç pazara yeni bir marka daha girecek. Araç değiştirme kararında sonucu belirleyen şey, alım ve satım işleminin aynı takvim penceresine denk getirilmesi.
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Filo Yönetiminde Araç Kullanım Prosedürü ve Yetki Suistimali İddiası
Filo Yönetiminde Araç Kullanım Prosedürü ve Yetki Suistimali İddiası Araç Tahsisi, Havuz Araçlarının Kişisel Kullanımı ve İşten Çıkarma Süreci Üzerine Bir Dava İncelemesi
Geçen hafta, filo yönetiminde şirket aracının karıştığı bir trafik kazasını ve sonrasında gelişen hukuki süreci ayrıntılı biçimde incelemiştim. Bu hafta ise şirketin içine dönerek araç tahsisi, havuz araçlarının kullanımı ve Araç Kullanım Prosedürü üzerinde durmak istiyorum. Konuyu, yargıya taşınmış gerçek bir uyuşmazlık üzerinden değerlendireceğiz.
Filo yönetimi, dikkat ve disiplin gerektiren önemli bir kurumsal yönetim alanıdır. Şirket araçlarının departmanlara, görevlere ve unvanlara göre dağılımı; çalışanlar arasında hassasiyet ve zaman zaman tartışma yaratabilir. Havuzdaki araç sayısı arttıkça tahsis, geçici kullanım, araç değişimi ve kullanım takibi de daha karmaşık hâle gelir. İster öz mal ister kiralık olsun, şirket araçlarının ihtiyaçlar doğrultusunda ve kaynakların etkin kullanımını sağlayacak biçimde yönetilmesi gerekir.
Çalışanlar kendilerine tahsis edilen araçları yalnızca bir ulaşım aracı olarak değil, zaman zaman statü ve motivasyon unsuru olarak da değerlendirebilir. Bu nedenle üst yönetimden adil ve tutarlı bir tahsis politikası beklenir. Şirket yönetimi ise çalışanların araç sınıfı, kullanım amacı, kişisel kullanım, hafta sonu kullanımı, kilometre sınırı ve araç değişimi gibi konuları düzenleyen Araç Kullanım Prosedürü’ne uymasını ister. Ancak prosedürün hazırlanmış olması tek başına yeterli değildir; çalışanlara açıkça bildirilmesi, uygulamanın kayıt altına alınması ve istisnaların belirli bir onay mekanizmasına bağlanması gerekir.
Araçların tahsis ve kullanım süreçlerini yöneten filo yöneticilerinin bu kurallara öncelikle kendilerinin uyması ve çalışanlara örnek olması beklenir. Prosedüre aykırı davranıldığı veya yöneticilik yetkisinin kişisel yarar için kullanıldığı iddiası, şirket içindeki güven ilişkisini zedeleyerek disiplin sürecinden iş sözleşmesinin feshine kadar uzanan ciddi sonuçlar doğurabilir. Şimdi, bir filo müdürü hakkında ileri sürülen bu nitelikteki iddiaların işe iade davasına nasıl dönüştüğüne yakından bakalım.
Bu Olay Şirketinizde Yaşansaydı Süreç Nasıl Yönetilirdi?
Vakanın Tarafları
İncelenen uyuşmazlık, şirket araçlarının tahsis ve kullanım süreçlerinde yetki sahibi bir filo müdürü ile çalıştığı şirket arasında yaşanmıştır. Makale boyunca tarafları aşağıdaki şekilde ifade edeceğiz:
Davacı — Filo Müdürü
Şirket araçlarının satın alma, tahsis, kullanım ve değişim süreçlerinde görev alan yönetici.
Davalı — İşveren Şirket
Filo müdürünün Araç Kullanım Prosedürü’nü ihlal ettiğini ve yöneticilik yetkisini kişisel yararı için kullandığını ileri süren işveren.
Olay Özeti
Davacı, uzun yıllardır şirkette çalışmakta ve dava dosyasında araç filo müdürü sıfatıyla anılmaktadır.
İşveren, yapılan incelemeler sonucunda filo müdürünün şirketin Araç Kullanım Prosedürü’nü (SOP – Standart Operasyon Prosedürü) farklı tarihlerde birden fazla kez ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
İşverenin iddiasına göre filo müdürü, görevinden kaynaklanan yetkisini kullanarak kendisine birden fazla araç tahsis etmiş; henüz öngörülen kullanım süresini ve kilometre sınırını doldurmayan araçları prosedüre aykırı biçimde değiştirmiştir. Ayrıca görev seviyesi gereği 1.6 litre motor hacmine sahip araç kullanması gerekirken filodan 2.0 litre motor hacimli bir aracı alarak geçici ve kişisel amaçlarla kullandığı öne sürülmüştür.
Uyuşmazlığın bir diğer boyutunu havuz araçlarının kullanımı oluşturmuştur. Filo müdürünün, kendisine tahsis edilen araçlar dışında filoda bulunan başka araçları özellikle hafta sonlarında kişisel ihtiyaçları için aldığı ve bu araçlarla önemli miktarda kilometre yaptığı iddia edilmiştir.
İşveren, şirket araçlarının kullanımını ve tahsisini yönetmekle sorumlu bir müdürün kurallara öncelikle kendisinin uyması gerektiğini; söz konusu davranışların yöneticilik yetkisinin kişisel yarar için kullanılması anlamına geldiğini savunmuştur. Bu nedenle çalışanın sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ve şirketin kendisine duyduğu güveni zedelediği ileri sürülmüştür.
İşveren, fesih öncesinde filo müdüründen açıklama istediğini; ancak verilen cevapları yeterli ve tatmin edici bulmadığını belirtmiştir. Bunun üzerine iş sözleşmesini, İş Kanunu’nun 25/II-e maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma gerekçesine dayanarak feshettiğini savunmuştur.
Filo müdürü ise araç kullanımlarının şirket prosedürüne uygun olduğunu, hangi aracı hangi nedenle kullandığının sistem kayıtlarından anlaşılabileceğini ve servis kayıtlarının incelenmesi gerektiğini savunmuştur. Feshin haklı veya geçerli bir nedene dayanmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğinin tespitini, işe iadesini ve buna bağlı yasal haklarının belirlenmesini talep etmiştir.
Böylece uyuşmazlık, filo müdürünün araç kullanım ve tahsis yetkisini gerçekten prosedüre aykırı biçimde kullanıp kullanmadığı ve ileri sürülen davranışların iş sözleşmesinin feshini gerektirecek ağırlıkta olup olmadığı noktalarında toplanmıştır.
Talep ve Savunma
Davacı Talebi
Davacı vekili davacının 15.11.1995 tarihinden beri davalı şirkette çalışmakta iken önce Kredi Kontrol Müdürlüğüne, daha sonra da Satın Alma İdari İşler ve Güvenlik Müdürlüğüne getirildiğini,
07.2009 tarihli fesih bildirimi ile ”Şirket kurallarına aykırı eylemler gerekçesi ile iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/ıı-e maddesi uyarınca 07.07.2009 tarihi itibariyle feshedildiği’ denilmek suretiyle iş akdinin feshedildiğini,
davacıya savunma olanağı verilmediğini,
davacı hakkındaki suçlamaların doğru olmadığı,
1999 yılına kadar geriye gidilerek davacının şirket kurallarına aykırı eylemlerle suçlandığını,
havuzda bulunan araçların kullanımı ve tahsisinin şirket kurallarına aykırı olmadığını,
kişilere tahsis edilen makam araçlarını kişilerin hafta sonlarında, tatillerde de kullanma hakkına sahip oldukları,
haksız feshin tespiti ile davalı işverenlikçe yapılan feshin geçersizliğine,
davacının işe iadesine, davacının işe iade kararı üzerine süresi içerisinde başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde sekiz aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre alacağının tespitine,
yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı
Davalı vekili cevap dilekçesinde;
davacının işveren vekili olması sebebiyle iş güvencesinden faydalanamayacağını,
araç filo müdürü sıfatını haiz davacının şirket araç kullanma prosedürünü muhtelif tarihlerde ciddi şekilde ihlal ettiğinin tesbit edildiğini,
davacının tamamen kişisel ihtiyaçları için hafta sonuna denk gelen günlerde filodan kendisine tahsis edilen araçlar dışında araç alarak ciddi kilometreler yaptığını,
davacının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve şirketin kendisine duyduğu güveni zedelediğini,
kuralları keyfi kararları ile pek çok kez ihlal ettiğini,
davacının yeterli ve tatmin edici açıklama getiremediğini,
davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple 4857 sayılı İş Kanunu 25/ıı-e maddesi gereğince feshedildiğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Yargıtay Kararı:
Mahkemece davanın kabulü ile işe iadeye karar verilmiş verilen karar davalı vekilinin temyiz etmesi üzerine Dairemizce incelenmiş, ”davacının yaptığı iş konusunda uzman, teknik kayıtları inceleyip değerlendirme yeterliliğine sahip bir bilirkişi marifetiyle işyerinde keşif yapılarak sistem ve servis kayıtları incelenmeden davalının açıklama talep yazısında usulsüz kullanıldığı ileri sürülen araçların kullanımının işyerinde uygulanmakta olan Standart Operasyon Prosedürüne uygun olup olmadığı konusunda bilirkişiden rapor alınmadan eksik incelemeyle hüküm verilmesi hatalı olmuştur” gerekçesiyle bozulmuştur.
Filo Yönetimi – Araç Kullanım Prosedürü
Mahkemece bozma ilamına uyularak mahallinde yönetim ve organizasyon uzmanı bilirkişiden rapor alınmış ve davanın kabulüne, davacının işe iadesine karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının görev tanımında şirketin araç satınalma faaliyetlerini yürüttüğü, departmanların satın alma taleplerini inceleyip onayladığı, satın alma anlaşmalarının hazırlanmasını ve takip edilmesini sağladığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılan yargılamada davacının işveren vekili olup olmadığı araştırılmamıştır.
Ayrıca bozma ilamında davacının araçları kullanmasının Standart Operasyon Prosedürüne uygun olup olmadığının tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması istenmiş ise de mahkemece bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli denetime elverişli bir rapor değildir.
Mahkemece yapılacak iş davacının işveren vekili olup olmadığı hususunda, şirket organizasyon şemasını dosya içine alarak araştırma yapmak ve davacının feshe sebep olan davranışlarının
Standart Operasyon Prosedürüne aykırı olup olmadığı hususunda denetime elverişli uzman bilirkişiden rapor alarak sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece eksik inceleme ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA….. tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Filo Yönetiminde Belge ve Kayıt Düzeninin Önemi
Araç Kullanım Prosedürü’nün yazılı olması tek başına yeterli değildir. Bir uyuşmazlık yargıya taşındığında araç tahsislerinin, kullanım gerekçelerinin, yönetici yetkilerinin ve istisnai işlemlerin somut bilgi ve belgelerle açıklanabilmesi gerekir.
Yargılama süreci ne kadar uzun olursa olsun mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını dosyaya sunulan deliller üzerinden değerlendirir. Bu tür bir uyuşmazlıkta aşağıdaki belgeler ve kayıtlar önem kazanabilir:
Fesih tarihinde geçerli olan şirket organizasyon şeması,
Filo müdürünün görev tanımı ve iş sözleşmesi,
Araç Kullanım Prosedürü ve ilgili şirket içi yönergeler,
Yönetim kurulu kararları ve yetki devrine ilişkin belgeler,
Bütçe, satın alma ve onay akışları,
Araç tahsis, teslim, değişim ve kullanım kayıtları,
Kilometre, servis, bakım ve araç takip sistemi kayıtları,
Ticaret sicili kayıtları,
İmza sirküleri ve vekâletnameler,
Filo müdürünün personel işe alma veya çıkarma yetkisini gösteren belgeler,
İş sözleşmeleri ve fesih bildirimlerindeki imzalar,
İnsan kaynakları sistemindeki onay kayıtları,
E-postalar ve şirket içi yazışmalar,
Tarafların ve tanıkların anlatımları.
Bu kayıtlar yalnızca araçların kimler tarafından ve hangi amaçla kullanıldığını göstermez. Aynı zamanda filo müdürünün şirket içerisindeki gerçek konumunun, karar yetkisinin ve işveren adına ne ölçüde hareket ettiğinin belirlenmesine de yardımcı olur.
Etkin Filo Yönetimi İçin Kontrol Soruları
Araç tahsisi ve Araç Kullanım Prosedürü birlikte değerlendirildiğinde şu sorular önem kazanır:
Araç sınıfları ve tahsis esasları görev, unvan ve ihtiyaç temelinde açıkça tanımlanmış mı?
Sürekli tahsisli araçlarla havuz araçlarının kullanım kuralları birbirinden ayrılmış mı?
Filo yöneticisi kendi kullanımına tahsis edilecek araçla ilgili işlemleri tek başına yapabiliyor mu?
Filo yöneticisinin kendisiyle ilgili araç tahsisi ve değişikliklerinde bağımsız bir üst yönetici onayı aranıyor mu?
Geçici araç kullanımı ile hafta sonu ve kişisel kullanım için önceden onay alınması gerekiyor mu?
Araç değişikliklerinin kilometre, yaş, servis veya operasyon gerekçeleri kayıt altına alınıyor mu?
Araç teslim, kullanım, kilometre, güzergâh ve iade bilgileri düzenli olarak izleniyor mu?
Sistem kayıtlarında sonradan yapılan değişiklikler ve bu değişiklikleri yapan kişiler görülebiliyor mu?
Prosedür dışı ve istisnai kullanımlarda gerekçe ile onay izi bulunuyor mu?
Prosedür ihlallerinin sonuçları ve uygulanabilecek yaptırımlar çalışanlara önceden bildirilmiş mi?
Organizasyon şeması, görev tanımları, imza yetkileri ve onay limitleri güncel mi?
Çalışanların prosedürü okuduğuna ve kabul ettiğine ilişkin kayıt tutuluyor mu?
Filo Yönetimi Açısından Sonuç ve Değerlendirme
Araç Kullanım Prosedürü, hazırlanıp dosyaya kaldırılacak bir doküman değildir. Kimlerin hangi sınıftaki araçları kullanabileceği, havuz araçlarının hangi koşullarda alınabileceği, hafta sonu ve kişisel kullanımın sınırları ile araç değişim yetkileri açıkça belirlenmelidir. Kurallar yalnızca çalışanlar için değil, filoyu yöneten kişiler için de geçerli olmalıdır. Özellikle filo yöneticisinin kendi kullanacağı araçla ilgili kararı tek başına vermemesi, şirket içinde güven ve adalet duygusunun korunması bakımından önemlidir.
Günümüzde bu kuralların filo yazılımına ve günlük iş akışına da yansıtılması gerekir. Araç tahsis ve rezervasyonları, dijital onay akışları, kullanıcı işlemleri, kilometre ve araç takip verileri, teslim–iade bilgileri, bakım ve servis kayıtları ile istisnai kullanımlar sistem üzerinden izlenebilmelidir. Çünkü prosedüre aykırı bir kullanım iddiası, zamanla iş sözleşmesinin feshine ve yıllar sürebilecek bir dava sürecine kadar ilerleyebilir. Böyle bir durumda tarafların söylediklerinden çok, sistemdeki kayıtlar ve onaylar konuşur. Araç Kullanım Prosedürü kuralları belirlemeli; filo yazılımı ve otomasyon ise bu kuralların uygulanmasını görünür, izlenebilir ve gerektiğinde kanıtlanabilir hâle getirmelidir.
Versiyon 1.0 — Güncelleme Bilgisi Bu prosedür; uygulama örnekleri, uyuşmazlıklar ve yeni risk alanları dikkate alınarak düzenli biçimde gözden geçirilir. Gerekli görülen hükümler güncellenerek yeni sürümler yayımlanır.
Son söz: İyi bir Araç Kullanım Prosedürü yalnızca kuralları sıralamaz; çalışanı yönlendirir, yöneticinin yetki sınırlarını gösterir ve şirketi olası risklere karşı korur. Ancak prosedürün gerçek değeri hazırlanmasında değil, günlük işleyişte özenle uygulanmasında ortaya çıkar. Unutmayalım: Yazılı olup uygulanmayan bir prosedür, ihtiyaç duyulduğunda kimseyi korumaz.
Filo Yönetimi, Araç Kullanım Prosedürü, Şirket Aracı, Araç Tahsisi, Havuz Aracı, davacı, davalı, Filo Müdürü, İşveren Vekili, İşe İade Davası, İş Sözleşmesinin Feshi, Sadakat Yükümlülüğü, Sistem Kayıtları, SOP, servis, satın alma, idari işler, Standart Operasyon Prosedürü, araç, tahsis, Filo Yönetimi Eğitimi, Murat Erdal