Kamu Kurum ve Kuruluşlarının İthalatı

Kamu Kurum Ve Kuruluşlarının İthalatı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Kamu Kurum ve Kuruluşlarının İthalatı

Remzi AKÇİN

UGM Yönetim Kurulu Başkanı

Remzi Akçi̇n Ugm Ykb
Remzi Akçi̇n UGM YKB

Ekonomik özgürlük kavramı, insanların serbestçe ekonomik faaliyetlerde bulunabilmesi, kendi kaynaklarına serbestçe yön verebilmesine imkan verilmesini ifade eder. İnsanın öncelikle yeryüzünde varlığını sürdürecek, ardından hayatını anlamlı kılacak insani faaliyetlerde bulunması son derece doğaldır. Bu anlamda insanları hayata bağlayan beşeri etkinliklerin belki de en başında, ekonomik faaliyetler gelmektedir.

Ekonomik faaliyet denince ilk akla gelen, serbest ticarettir. Serbest ticaret, serbest piyasa ekonomisinin temel kurumlarından biridir. Serbest piyasa ancak ticaretin yasaklama ve kısıtlamalardan uzak serbestçe yapılabilmesiyle oluşabilir.

Serbest ticaretin olmazsa olmazı ise tercih özgürlüğüdür. Tercih özgürlüğü, tüketicilerin sınırlı bütçelerini alternatif ihtiyaçlar arasında tahsis ederken serbestçe hareket edebilmesi, dolayısıyla paralarını istedikleri mal ve hizmetlere harcayabilme hakkıdır.

Kamu Kurum Ve Kuruluşlarının İthalatı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemTercih özgürlüğü beraberinde girişim özgürlüğünü getirir. Girişim özgürlüğü üreticilerin ya da girişimcilerin ellerindeki kaynakları istedikleri mal ve hizmetlerin üretimine tahsis edebilmesi; dolayısıyla, ne, ne kadar, nasıl, ne zaman ve nerede üreteceklerine kendilerinin karar verebilmesi anlamına gelmektedir.

Tercih özgürlüğü ve girişim özgürlüğü, üretimde ve ticarette rekabeti getirir. Rekabet, piyasadaki firmaların kalitede ve fiyatta yarışmalarını sağlar. Bu bağlamda serbest piyasa ekonomisinde piyasaya giriş ve çıkışlar engellenmez; kârlı sektörlere yeni firmalar girerken, zararların arttığı sektörlerden de bazı firmalar çıkar.

Rejim Serbestisi

Serbest piyasa ekonomisinin bir temel kurumu da serbest ticarettir. Serbest ticaret, kişilerin veya kurumların, üretici ve tüketicilerin, bireyler veya firmaların ürettikleri şeyi istedikleri kişi veya kurumlarla serbestçe mübadele edebilmeleridir.

Doğal olarak serbest piyasa ekonomisinin gümrük işlemlerine yansıması rejim serbestisi şeklinde ortaya çıkar. Ülkemiz dış ticarete dayalı serbest piyasa ekonomisini benimsediği için kural olarak gümrük işlemleri, rejim serbestisi esasına dayanmaktadır. Bunda, gümrük mevzuatımızın Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uyumlu olmasının da büyük etkisi bulunmaktadır.

Rejim serbestisi, kişilerin üzerinde tasarruf yetkisi bulunan eşyasını, serbest dolaşıma giriş, ihracat, transit gibi gümrük rejimlerine tabi tutma hakkının olmasıdır. Aynı zamanda, eşyanın gümrük rejimlerine tabi tutulmasını engelleyici uygulamaların da olmaması anlamını taşımaktadır.

Ancak bu serbestliği mutlak serbestlik olarak da değerlendirmemek gerekir. Bazı durumlarda rejim serbestisinin yasaklanması ve kısıtlanması mümkündür.

Kamu İthalatı Neden İzne Tabi?

Rejim serbestisinin aksine, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak ithalat izne tabidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının ithalat yapabilmeleri için Kamu İthalatı İzin Belgesi almaları gerekmektedir. Belge, Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından verilir.

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından temin edilecek eşyanın ithalat yoluyla değil de yerli üretimden karşılanması, aynı zamanda yerli üretimi korumak amacı güdülerek kamu ithalatı izne bağlanmıştır. İznin verilmesinde, ithal edilmek istenen eşyanın yerli üretimden karşılanıp karşılanamayacağı esas alınır.

Ticaret Bakanlığı bu yetkiyi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 445 inci maddesiyle İthalat Genel Müdürlüğü’ne verilen; “kamu kurum ve kuruluşlarına çeşitli mevzuatla verilmiş yetkilerin kullanımında ithalat ile ilgili politikaların uygulanmasına dair esasları düzenlemek ve bu kurumların ithalata ilişkin düzenlemeleri ile ilgili görüş bildirmek” hükmünden almaktadır.

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak ithalat, “Kamu Kurum ve Kuruluşları Tarafından Yapılacak İthalatta Alınacak İzin Hakkında Tebliğ (İthalat: 2026/15)” ile düzenlenmiştir.

İzin Verilecek ve Verilmeyecek Eşya

Kamu İhale Kanunu kapsamında bulunan kamu kurum ve kuruluşları, ithal edecekleri eşya için “Kamu İthalatı İzin Belgesi” almak zorundadır. Ancak aşağıda sıralanan eşya için izin belgesi alınmasına gerek bulunmamaktadır:

– Kamu kurum ve kuruluşları tarafından “gümrük vergilerinden muafiyet ve istisna” kapsamındaki eşya,

– İthalat Genel Müdürlüğünce Genel Müdürlükçe “İthal Lisansı”, “İzin Belgesi” veya “Uygunluk Yazısı” düzenlenmiş olan eşya,

– Petrol arama ve üretim faaliyetlerinde kullanılmak üzere, ithalatta alınan vergi, resim ve harçlardan istisna olduğunu tevsik eden Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün İthal İzin Belgesine sahip eşya,

– Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü ile Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından ithal edilen eşya,

– Kamu İhale Kanunu uyarınca, yerli malı lehine uygulanan en yüksek orandan daha avantajlı teklife sahip yabancı menşeli malların lehlerine sonuçlanan ihale kapsamı eşya,

– Petrol yağları ve bitümenli minerallerden elde edilen yağlar, petrol gazları ve diğer gazlı hidrokarbonlar, elektrik enerjisi,

– Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ithal edilecek banknot ve benzeri kıymetli evraka mahsus kağıtlar ve banknot mürekkebi.

Diğer taraftan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen, kamu alımlarında yerli malı olma şartı getirilen makine ve ekipman listesi ile yapı malzemeleri listesinde belirtilen eşyanın ise ithalatına izin verilmez.

Ayrıca, Tebliğ ekinde yer alan “Negatif Liste” olarak adlandırılan listede kapsamındaki eşya ithalatına da izin verilmez.

Bunların dışında kalan eşyanın kamu kurum ve kuruluşları tarafından ithal edilmek istenmesi durumunda izin belgesi alınması zorunludur.

İzin Başvurusu

Kamu ithalatı izin belgesi başvuruları e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.

Başvurular, ithalatın ülke ekonomisi yararına düzenlenmesi amacıyla, İthalat Genel Müdürlüğünce ithal eşyanın yerli tedarik koşulları da dikkate alınarak sonuçlandırılır.

Genel Müdürlükçe, ihtiyaç duyulması halinde ilave bilgi ve belge talep edilebilir.

Uygun bulunan başvurular için izin belgesi İthalat Genel Müdürlüğünce elektronik olarak düzenlenir ve başvuru sahibinin başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde, Tek Pencere Sistemi (TPS) üzerinden elektronik ortamda verilen 23 haneli (Örnek: Referans No: 16545419880849000000392/1) belge numarası ile belge tarihi yer alır.

Verilen iznin süresi yıldır, bu süre gerektiğinde 6 ay uzatılabilir.

Kamu İthalatı İzin Belgesinin Takibi

Uygun bulunan başvuru üzerine düzenlenen 0340 (TPS-Kamu İthalatı İzin Belgesi) kodlu belge Gümrük İdaresinin kullandığı Tek Pencere Sistemi (TPS) aracılığıyla gönderilir.

Belge kapsamı eşyanın ithaline yönelik verilen serbest dolaşıma giriş beyannamesinin 44 nolu kutusunun “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında TPS numarası ile belge tarihi beyan edilmesi zorunludur. Aksi takdirde eşyanın ithaline izin verilmez.

İzin belgesi işlemleri bu şekilde tamamlandığından, ayrıca kâğıt ortamında ıslak imzalı belge aranmaz.

Bu yöntemle, izin belgesinin güvenli olarak elektronik ortamda takibi yapılmaktadır.

Sonuç

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere kamu birbirinin zıddı iki açmaz arasında seçim yapmak zorunda kalmıştır:

– Kamu kaynaklarını daha verimli kullanarak, daha ucuz ithal ürünü alarak vatandaşın vergisinden tasarruf etmek,

– Yerli üreticiyi ve yerli ürünü koruyarak istihdamı ve üretimi desteklemek ancak daha fazla kaynak harcamak.

Kamu pahalı da olsa yerli üründen yana tercih kullanmıştır.

Bununla birlikte, doğrudan kamu alımlarını düzenleyen bu hüküm, yapılan ihale sonucunda ihaleyi kazananın kamuya ithal ürün teslim etmesi şeklinde devre dışı bırakması mümkün değil mi? Hukuken elbette mümkün görünüyor.

Ancak zorunlu olmamakla birlikte buna yönelik önlem alınması da mümkün:

– İhale dokümanında yerli malı teslim zorunluluğu getirilebilir,

– 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince, mal alımı ihalelerinde yerli malı teklif eden isteklilere %15’i aşmayacak oranda fiyat avantajı uygulanabilir.

Kamu Kurum Ve Kuruluşlarının İthalatı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemAncak nereden bakarsak bakalım, kamu kurum ve kuruluşlarının ithalatının izne bağlanması, daha fazla bedel ödenmesi sonucunu doğurmaktadır.

Remzi AKÇİN

UGM Yönetim Kurulu Başkanı

Sayın Genel Müdürüm, Bir de Böyle Düşünün…

Sayın Genel Müdürüm, Bir De Böyle Düşünün… Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sayın Genel Müdürüm, Bir de Böyle Düşünün…

Zafer URFALIOĞLU

Sayın Genel Müdürüm, Bir De Böyle Düşünün… Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemŞirketler büyüdükçe çoğu zaman görünmeyen bir paradoks ortaya çıkar. Başlangıçta şirketi başarıya taşıyan refleksler, bir süre sonra büyümenin önündeki en büyük engel hâline gelir. İlk müşteriyi bulan, ilk üretim krizini çözen, ilk tedarik sorununu yöneten, ilk ekibi kuran yönetici; şirket büyüdükçe aynı yöntemlerle şirketi taşımaya devam etmek ister. Çünkü bugüne kadar işe yaramıştır. Ancak yönetimin en zor tarafı da tam burada başlar:

– “Bir dönemin doğrusu, bir sonraki dönemin darboğazı olabilir.”

Özellikle imalat, montaj, pazarlama ve satışın aynı çatı altında olduğu şirketlerde bu durum çok daha belirgindir. Çünkü bu yapılarda kararlar birbirine zincir gibi bağlıdır.

– Satışın verdiği söz üretimi etkiler,

– Üretimin ritmi satın almayı değiştirir,

– Satın almanın kararı teslimatı belirler,

– Teslimat müşteri memnuniyetine dönüşür ve

– Ve sonunda bütün süreç finansal sonuç olarak yönetim masasının üzerine gelir.

Bu yüzden Genel Müdür koltuğu çoğu zaman bir karar makamından çok bir düğüm noktası gibi çalışmaya başlar.

Bir süre sonra şirket içinde tanıdık cümleler duyulmaya başlanır:

“Bunu önce Genel Müdür’e soralım.”

“Kararı o versin.”

“Onay çıkmadan ilerlemeyelim.”

İlk bakışta bu durum güven ve disiplin göstergesi gibi görünür. Oysa çoğu zaman bunun başka bir anlamı vardır: Sistem karar üretmeyi bırakmış, yönetici karar üretim merkezine dönüşmüştür.

Buradaki risk çoğu zaman hemen hissedilmez. Çünkü kısa vadede işler hâlâ ilerliyormuş gibi görünür. Ancak zaman geçtikçe karar süreleri uzamaya, toplantılar çoğalmaya, yöneticiler daha fazla meşgul olmaya başlar. İnsanlar sorumluluk almaktan çekinir, çünkü yetki net değildir. Yöneticiler yorulur, çünkü her konu masalarına gelir. Sonunda şirket büyümeye devam eder ama yönetim kapasitesi aynı hızda büyüyemez.

Oysa sürdürülebilir yönetim başka bir soruyla başlar:

“Şirketin her kararı gerçekten Genel Müdür tarafından mı alınmalıdır, yoksa Genel Müdür’ün görevi doğru kararların doğru seviyede alınacağı sistemi kurmak mıdır?”

İşte bütün mesele bu!

Yetkilendirme çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazıları bunu kontrolü bırakmak gibi görür, bazıları ise ilgisizlik olarak yorumlar. Halbuki gerçek yetkilendirme, karar alma sorumluluğunu bilgiye en yakın noktaya taşıyabilmektir.

Çünkü;

– Üretim hattındaki problemi önce gören kişi üretimdir.

– Müşteri davranışını ilk hisseden satıştır.

– Tedarik riskini ilk fark eden satın almadır.

Yönetimin görevi bu bilgiyi yukarı taşımak değil; karar alabilecek yapıyı aşağıya indirebilmektir.

Elbette bu, yöneticinin geri çekilmesi anlamına gelmez. Tam tersine, yöneticinin rolü daha stratejik hâle gelir. Günlük kararları almak yerine karar mekanizmasını tasarlamak, süreçleri tanımlamak, ölçüm sistemlerini kurmak ve ekipleri geliştirmek yönetimin gerçek işi olur.

Çünkü iyi bir Genel Müdür şirketin en hızlı çalışan kişisi değildir; şirketin kendisine daha az ihtiyaç duyar hâle gelmesini sağlayabilen kişidir.

Belki de bu yüzden yöneticilerin kendilerine zaman zaman zor bir soru sorması gerekir:

“Eğer yarın bir ay boyunca şirkette olmasaydım, işler durur muydu yoksa sistem çalışmaya devam eder miydi?”

Bu sorunun cevabı sadece yöneticinin yoğunluğunu değil, şirketin olgunluk seviyesini de gösterir.

Şirketler kişilerin fedakârlıklarıyla büyüyebilir ama kurumlar sistemlerle yaşar.

Bir işletmenin sürdürülebilir hâle gelmesi; en çalışkan yöneticiye değil, en sağlıklı karar mekanizmasına sahip olmasına bağlıdır.

Sayın Genel Müdürüm…

Sayın Genel Müdürüm, Bir De Böyle Düşünün… Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBelki de yönetimin en ileri noktası her şeyi bilmek ya da her şeye yetişmek değildir. Belki en ileri nokta, siz odada olmadığınızda da doğru kararların alınabildiği bir yapı kurabilmektir. Çünkü gerçek güç merkezde toplanan yetkide değil, doğru dağıtılmış sorumlulukta ortaya çıkar.

Zafer URFALIOĞLU

Rusya’nın Amazon’u Wildberries, İHA Saldırılarıyla Yanıyor: Rus Tedarik Zincirinde Kırılma Noktası

Tedarik Zincirinde Risk Yönetimi Danışmanlığı Haber Rusya'nın Amazon'u Wildberries, İha Saldırılarıyla Yanıyor Rus Tedarik Zincirinde Kırılma Noktası

Yangın Rus Tedarik Zincirini Kırılma Noktasına Getirdi: Rusya’nın Amazon’u Wildberries Alev Alev

Tedarik Zincirinde Risk Yönetimi Danışmanlığı Haber Rusya'nın Amazon'u Wildberries, İha Saldırılarıyla Yanıyor Rus Tedarik Zincirinde Kırılma NoktasıBu sabah, Rusya’nın güneyinde, Krasnodar ve Nevinnomyssk’teki Wildberries lojistik merkezlerinden yükselen dumanlar hala görüntüleniyordu. Bu iki tesis, 18 Temmuz’dan beri ülkenin en büyük e-ticaret pazaryerinin depolarını art arda vuran bir İHA saldırı dalgasının son halkasıydı. Olay ilk bakışta bir güvenlik ya da savaş haberi gibi okunuyor. Oysa satınalma ve tedarik zinciri gözünden bakıldığında bu hikaye, yanan bir deponun çok ötesine geçiyor ve bir ülkenin ticari lojistiğinin mimarisini sorgulatıyor. Asıl risk, tek bir yangının koca bir ülkenin ticaretini bir gecede durdurması değil, o ticaretin bir avuç merkeze sıkışmış bir yapı üzerine kurulu olması ve bu yapının doğası gereği tek bir kırılma noktasına açık kalmasıdır. Giderek genişleyen saldırılar, işte bu kırılganlığı sahada sınıyor.

Wildberries, Rusya’da bir online mağazadan çok daha fazlasını temsil ediyor. Ülke çapında malın toplandığı, ayrıştırıldığı ve tüketiciye ulaştırıldığı devasa bir dağıtım omurgası konumunda. Milyonlarca ürün, üçüncü taraf satıcıdan son alıcıya bu şirketin lojistik ağı üzerinden akıyor. Dolayısıyla depolarının vurulması, tekil bir kurumsal zararında ötesinde, bütün bir ticari lojistik sisteminin dayanıklılığını sınayan bir gelişmeye dönüşüyor. Bu da olayı, coğrafyası ne olursa olsun her satınalma profesyonelinin ilgisini hak eden bir yoğunlaşma ve dayanıklılık vakası haline getiriyor.

Saldırı Dalgasının Anatomisi

Saldırılar 18 Temmuz gecesi başladı. Ukrayna İHA’ları, Moskova’nın yaklaşık 55 kilometre doğusundaki Elektrostal’da bulunan ve firmanın en büyük dağıtım merkezlerinden biri olan yaklaşık 188 bin metrekarelik tesisi vurdu ve yangın bir günden uzun sürdü. Aynı gece Tambov bölgesindeki Kotovsk’ta yer alan yaklaşık 108 bin metrekarelik merkez de alev aldı. Rus yetkililere göre Kotovsk’ta gece vardiyasındaki 7 çalışan hayatını kaybetti, Elektrostal’daki saldırının ardından bir kişi daha öldü ve 80’den fazla kişi yaralandı. Bazı kaynaklar Tambov’daki hasarın Rus hava savunmasının kendi ateşinden kaynaklanmış olabileceğini de belirtiyor.

Saldırılar sonraki günlerde sürdü. 20 Temmuz gecesi Moskova bölgesindeki Koledino sıralama merkezi vuruldu. Firmanın en büyük tesislerinden birinde iki depo kısmen tahrip oldu ve Domodedovo’daki sanayi bölgesi de hedef alındı. Bu tesisler için Wildberries hasarı reddetti. Personelini tedbir amacıyla tahliye ettiğini ve kompleksin normal çalıştığını açıkladı. 22 Temmuz gecesi ise sıra Rusya’nın güneyine geldi ve Krasnodar ile Nevinnomyssk’teki merkezler ateşe verildi. Krasnodar, şirketin güneydeki en kritik dağıtım noktalarından biri konumunda.

Wildberries kurucusu Tatyana Kim, Krasnodar ve Nevinnomyssk merkezlerinin gece saldırıya uğradığını, çalışanların hızla tahliye edildiğini ancak yaralananlar olduğunu doğruladı. Saldırıların arka planında Kiev’in stratejik bir tercihi var. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, güçlerinin Moskova ve Tambov bölgelerindeki iki büyük lojistik tesisi vurduğunu belirterek bunu ülkesinin Rusya’ya yönelik uzun menzilli yaptırımlarının parçası olarak tanımladı. Ukraynalı yetkililere göre bu saldırılar, Rusya’nın Ukrayna’nın en büyük kargo şirketi Nova Poshta’nın terminallerine aylardır sürdürdüğü vuruşlara bir yanıt niteliği taşıyor. Kısacası her iki taraf da giderek birbirinin sivil lojistik altyapısını hedef alan sistematik saldırılara yöneliyor.

Perakendenin Ötesinde Bir Lojistik Omurga

Wildberries’in öyküsü, evde başlayan bir girişimin ulusal ölçekli bir altyapıya nasıl dönüşebileceğinin örneğidir. Şirket 2004 yılında, o dönem 28 yaşında ve doğum izninde olan eski bir İngilizce öğretmeni Tatyana Bakalchuk tarafından Moskova’daki evinde kuruldu. Bakalchuk başlangıçta Alman katalog firmalarından topluca giysi alıp fotoğraflayarak internetten satıyor, Rus posta sistemi paket dağıtmadığı için ürünleri müşterilere kendi kuryeleriyle ulaştırıyordu. Zamanla bu girişim, Rusya’nın en büyük online perakendecisine ve genel olarak en büyük perakende oyuncusuna dönüştü. Bugün şirket, çoğu kez Rusya’nın Amazon’u olarak anılıyor.

Şirketin yükselişi kişisel ve kurumsal çalkantılarla iç içe geçti. Bakalchuk zamanla Rusya’nın en zengin kadını haline geldi, ancak 2024’te şirket merkezine yönelik silahlı bir baskın ve ardından yaşanan çatışma kamuoyunda geniş yer buldu. Aynı yıl Wildberries, açık hava reklamcılığı grubu Russ ile birleşerek RWB Group çatısı altında yeniden yapılandı. Bu birleşmenin ardından kurucular arasındaki hukuki süreç ve boşanma, düzenleyici ve siyasi ilgiyi de beraberinde getirdi. Kurucu, boşanmanın ardından Kim soyadını yeniden aldı.

Bugün gelinen ölçek, şirketi bir perakendeci tanımının ötesine taşıyor. RWB Group’un 2025 GMV’si, yani platform üzerinden geçen toplam mal değeri, tahminlere göre 70 milyar doların üzerinde ve şirketin 300 binden fazla aktif satıcısı bulunuyor. Faaliyetleri Rusya dışında Kazakistan, Belarus ve Ermenistan gibi birkaç ülkeye yayılmış durumda. Model olarak teslimat büyük ölçüde mahalle bazlı teslim noktaları üzerinden yürüyor ve platform cirosunun yaklaşık yüzde 77’si üçüncü taraf satıcılara ait. Bu yapı, Wildberries’i basit bir satış sitesi olmaktan çıkarıp milyonlarca satıcı ile alıcının bağımlı olduğu ulusal bir dağıtım altyapısına dönüştürüyor.

Yoğunlaşmanın Matematiği

Wildberries’in kırılganlığı, tek başına şirketin kendisinden çok içinde bulunduğu pazar yapısından besleniyor. Analiz kuruluşlarının projeksiyonlarına göre Wildberries 2026 yıl sonunda Rus e-ticaret pazarının yaklaşık yüzde 45’ini, en yakın rakibi Ozon ise yüzde 32’sini elinde tutacak. İki şirketin birleşik payı yüzde 77’ye ulaşıyor ve Yandex Market da hesaba katıldığında ülkedeki online siparişlerin ezici çoğunluğu yalnızca birkaç platformdan geçiyor. Dahası Rusya’da lojistik, büyük ölçüde bu pazaryerlerinin kendi mülkiyetindeki dağıtım ağlarına dayanıyor. Yani hem talep hem de onu karşılayan altyapı, aynı birkaç oyuncunun elinde toplanmış durumda.

Bir pazaryerinin kendi lojistik ağını kendi mülkü haline getirmesi, ilk bakışta güçlü bir rekabet avantajıdır. Teslimat hızlanır, maliyet kontrol altına alınır ve müşteri deneyimi uçtan uca yönetilebilir. Ne var ki aynı hamle, şirketin bütün operasyonel riskini tek bir çatı altında toplar ve bu ağdaki her merkez, sistemin geneli için kritik bir düğüm noktasına dönüşür. Yoğunlaşma arttıkça verimlilik kadar kırılganlık da büyür. Rusya örneğinde bu denklemin ikinci yarısı, şimdi somut biçimde görünür hale geldi.

Tek Nokta Kırılganlığı

Peki bu saldırılar gerçekte ne kadar hasar veriyor? Wildberries’e yakın bir kaynağın aktardığına göre saldırılar şirketin toplam depo alanının yaklaşık yüzde 10 ila 15’ini etkiledi ve faaliyetlerin tamamen durması beklenmiyor. Şirket resmi bir hasar açıklaması yapmadı. Rus medyası ve açık kaynak izleme kanalları toplam zararı, resmi olmayan tahminlerle 1,2 ila 1,3 milyar dolar aralığında gösteriyor. Bu rakamların bağımsız biçimde doğrulanmadığını ve büyük ölçüde saldırıyı yapan taraf ile Rus izleme kanallarından geldiğini not etmek gerekir. Kapasitenin onda birini kaybetmek bir sistemi tek başına çökertmez, ancak yoğunlaşmış bir ağda bu kayıp, telafisi giderek pahalılaşan bir gerilime dönüşür.

Asıl konu, tek seferlik zararın büyüklüğünden çok bu zararın nasıl yayıldığıdır. Vurulan kapasitenin telafisi için mallar daha uzun ve daha pahalı rotalara kaydırılıyor, teslimat süreleri uzuyor ve platform üzerindeki üçüncü taraf satıcılar doğrudan zarar görüyor. Bu yükün boyutunu görmek için 2024’teki St. Petersburg yangını iyi bir ölçü sunuyor. O olayın ardından Wildberries satıcılara yaklaşık 445 milyon dolar tazminat ödemiş ve taleplerin neredeyse tamamını karşıladığını açıklamıştı. Bugün satıcıların karşı karşıya olduğu kayıp ise 1 milyar doların üzerinde tahmin ediliyor. Buna teslimat gecikmelerinin yarattığı enflasyonist baskı ve tüketici güvenindeki aşınma eklendiğinde, tek bir tesisin ötesine geçen sistemik bir maliyet tablosu ortaya çıkıyor.

Tabloyu ağırlaştıran bir başka unsur, saldırıların coğrafi olarak genişlemesidir. İlk vuruşlar Moskova bölgesinde yoğunlaşmışken, birkaç gün içinde hedef Krasnodar ve Stavropol gibi güney bölgelerine kaydı. Bu yayılma, tek tek tesislerin ötesinde ağın farklı düğümlerini aynı anda baskı altına alıyor. Yoğunlaşmış bir sistemde birden fazla kritik noktanın eşzamanlı zorlanması, tekil bir kaybın yönetilebilirliğini hızla azaltır. Dolayısıyla buradaki tehdit, tek seferlik bir hasarın ötesinde, zaman içinde biriken ve genişleyen bir baskı biçiminde ilerliyor.

Sivil ile Askeri Arasındaki İnce Çizgi

Bu saldırıların bir de sivil ile askeri lojistiğin iç içe geçtiği tartışmalı bir boyutu var. Ukraynalı yetkililere ve açık kaynak izleme kanallarına göre Wildberries, sivil ürünlerin yanında çelik yelek, drone, drone parçaları ve fiber optik gibi askeri kullanıma uygun malzemeleri de platformunda listeliyor ve bunların bir kısmını cephedeki kullanım için tanıtıyor. Zelenski de hedef alınan tesislerin drone üretimi ve navigasyon için yaptırımlı bileşenlerin tedarikinde kullanıldığını öne sürdü. Bu iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmadığını ve ağırlıklı olarak saldırıyı yürüten taraftan geldiğini belirtmek gerekir. Yine de olayın gösterdiği yapısal gerçek nettir. Bir sivil e-ticaret altyapısı, savaş koşullarında stratejik bir öneme bürünebilir ve bu da onu hem askeri hem ekonomik açıdan bir hedef haline getirir.

Satınalma İçin Asıl Ders

Rusya örneği spesifik ama çıkardığı ders evrenseldir. Tedarik zincirinde verimlilik uğruna yapılan her yoğunlaşma, aynı oranda bir kırılganlık biriktirir. Tek bir tedarikçiye, tek bir lojistik merkezine ya da tek bir coğrafi bölgeye bağımlı kalan bir ağ, o düğüm zorlandığında bütünüyle sarsılır. Bu nedenle dayanıklılık, ağ yedekliliği, coğrafi çeşitlendirme ve alternatif rotaların önceden tasarlanması gibi başlıklar artık teknik ayrıntılar olmaktan çıkıp stratejik kararların merkezine yerleşiyor. Kritik olan, bir aksama yaşanmadan önce kırılma noktalarının nerede olduğunu bilmektir.

Burada asıl ayrım, riski önceden bir disiplin olarak yönetenler ile tek nokta bağımlılıklarını ancak kriz anında fark edenler arasında oluşuyor. Yoğunlaşmanın nerede başlayıp nerede tehlikeye dönüştüğünü okumak, senaryo planlaması yapmak ve tedarik ağını buna göre kurgulamak, belirli bir bilgi ve yetkinlik gerektiriyor. Bu yetkinliğe sahip organizasyonlar, bir kriz anında ağlarını hızla yeniden yönlendirebiliyor. Ondan yoksun olanlar ise kırılma noktalarını çoğu zaman en pahalı yoldan, olay yaşandıktan sonra öğreniyor. Yoğunlaşma, verimliliğin ödülü olduğu kadar kırılganlığın da kaynağıdır ve bu dengeyi yönetmek bugün bir maliyet kaleminin ötesinde, doğrudan bir yetkinlik meselesine dönüşmüştür.

Tedarik Zincirinde Risk Yönetimi Danışmanlığı Haber Rusya'nın Amazon'u Wildberries, İha Saldırılarıyla Yanıyor Rus Tedarik Zincirinde Kırılma NoktasıWildberries’e yönelik saldırılar bu satırlar yazılırken sürüyor ve yakın vadede daha geniş bir alana yayılması ihtimal dahilinde. Ancak olayın satınalma dünyasına bıraktığı asıl soru, herhangi bir tesisin yanması kadar geçici değil. Ne kadar yoğunlaşmanın fazla olduğu, kritik kırılma noktalarının nerede biriktiği ve yedekliliğin maliyetinin mi yoksa yokluğunun mu daha ağır olduğu, artık teknik ayrıntılar olmaktan çıkmış ve stratejik sorulara dönüşmüştür. Bu sorular, Rusya’nın çok ötesinde, kendi tedarik ağını kuran her kurumun gündeminde duruyor.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Turquality’de Franchise ve Mağazalaşma: Şube Açmak mı, Sistem Kurmak mı?

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Franchise Ve Mağazalaşma şube Açmak Mı, Sistem Kurmak Mı

Turquality’de Franchise ve Mağazalaşma: Şube Açmak mı, Sistem Kurmak mı?

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Franchise Ve Mağazalaşma şube Açmak Mı, Sistem Kurmak MıFranchise uzun yıllar boyunca büyümenin en görünür yolu olarak yani yeni şube açmanın ve yeni yatırımcı kazanmanın bir modeli olarak okundu. Değişen sermaye hareketleri, yatırım anlayışı ve küresel rekabet bu tabloyu son dönemde farklı bir yere taşıdığı görülüyor. Çünkü bugün güçlü franchise markaları sadece yatırımcı aramakla kalmıyor, aynı zamanda güçlü bölgesel operatörlere ulaşmayı, çok şubeli yatırımlarını büyütmeyi ve uzun vadeli kurumsal değer üretmeyi hedefliyorlar.

Bir markanın yurt dışında en somut haliyle var olduğu yer çoğu zaman kendi mağazasıdır. Buna tabelası, vitrini ve içeri giren müşterisi eşlik eder diyebiliriz. Turquality de tam bu noktaya doğrudan dokunuyor çünkü program Bakanlıkça onaylanan hedef pazarlarda açılan mağazanın kirasını, kurulumunu ve dekorasyonunu belirli oranlarda karşılıyor. Devletin mağaza masrafının büyük bölümünü üstlendiği böyle bir tabloda akla sade bir soru geliyor. Yurt dışında mağaza açmak bir markayı kendiliğinden küresel bir oyuncuya çeviriyor mu? Bu yazının konusu tam da bu soru. Kirayı devlet ödese bile o mağazayı ayakta tutan işleyiş büyük ölçüde firmanın kendi kurduğu sisteme kalıyor.

Mağaza Açmak ile Sistem Kurmak Farklı Şeyler

Franchise dünyasında son yıllarda öne çıkan eğilim, tek bir markada ya da farklı markalarda çok sayıda şubeyi tek elden yöneten profesyonel operatörlerin ağırlığını artırması. Bu operatörler operasyonel deneyimleri, finansal güçleri ve ölçek ekonomileri sayesinde markaların büyüme stratejisinde giderek daha kritik bir rol üstleniyorlar. Öyle ki, uluslararası büyüme ve stratejik ortaklık kararlarında başrol yavaş yavaş bu deneyimli yatırımcılara geçiyor. Sektörün içinden gelen değerlendirmelere göre, franchise sistemine sahip markaların bugün düzenli nakit akışı üreten, ölçeklenebilir ve yatırım yapılabilir birer varlık olarak görüldüğü ortaya koyuluyor. Çünkü küresel sermaye artık hızla çoğalan bir tabela sayısından çok, her koşulda tekrar üretilebilen bir işletme modeline değer veriyor. Bu bakış açısı aslında işin özünü açık ediyor. Mağaza sayısını çoğaltmak ile çoğaltılabilir bir işletim sistemi kurmak birbirinden ayrı iki iştir. Franchise, bir işletmenin güçlü yanını da zayıf yanını da büyütür. Dolayısıyla oturmamış bir düzen üzerine kurulan mağaza ağı, çoğu zaman aynı hatayı onlarca kez tekrarlamaktan öteye geçmez. Bu mesele markanın yurt dışındaki dağıtım ve satış sonrası düzeninden de ayrı bir yerde durur, bu nedenle buradaki soru ürünü rafa ulaştırmak değil, markanın kendi mağaza formatını farklı ülkelerde aynı disiplinle yeniden kurabilmesidir.

Turquality Mağazanın Masrafını Nasıl Paylaşıyor

Turquality’nin franchise desteği, 5973 sayılı İhracat Destekleri Hakkında Karar’ın 17. maddesi ve buna bağlı Genelge’nin 8. maddesiyle düzenleniyor. Buna göre Bakanlıkça onaylanan hedef pazarlarda franchise sistemiyle açılan mağazaların brüt kirası ile konsept mimari, kurulum ve dekorasyon giderleri destek kapsamına giriyor, tabeladan raf ve dolap sistemine, aydınlatmadan sabit havalandırmaya ve montaj işçiliğine kadar uzanan geniş bir kalem listesiyle. Firmanın kendi işlettiği mağaza, ofis, showroom ve deponun kira ve kurulum giderleri de aynı çatı altında karşılanıyor. Hatta zincir marketlerin raflarına girmek için ödenen listeleme bedelleri bile bu kapsama alınıyor. Program ikili bir yapı üzerine kurulu. Önce dört yıllık Marka Destek Programı bir hazırlık aşaması işlevi görüyor, ardından firma performansıyla Turquality Destek Programına geçiyor ve buradaki destekler her hedef pazar için beş yıl boyunca sürüyor. 2026 yılı için temel destek oranı yüzde 50 olarak uygulanıyor, hedef ülke ve hedef sektör koşulları bir araya geldiğinde bu oran yüzde 75’e kadar çıkıyor. Turquality programındaki yıllık destek üst limiti ise yaklaşık 493 milyon liraya ulaşıyor. Bütün bu kalemler mağazalaşmanın sermaye yükünü ciddi biçimde hafifletiyor ama teşvik vitrinin masrafını üstlenirken, o vitrini kazançlı bir işletmeye dönüştüren disiplini bilinçli olarak firmanın kendisine bırakıyor.

Kuralların İçindeki Olgunluk Sınavı

Programın franchise desteğine koyduğu şartlar ilk bakışta teknik ayrıntı gibi görünür, oysa her biri markanın ne kadar oturmuş bir sisteme sahip olduğunu ölçen birer eşiktir. Bu nedenle, firma kapsama alınmadan önce Bakanlıkça belirlenen bağımsız denetim şirketlerinin ayrıntılı ön incelemesinden geçer. Desteklenecek mağazanın yalnızca ilgili markanın ürünlerini sattığı tek marka konseptiyle kurulması gerekir. Farklı markaların bir arada satıldığı karma dükkanlar kapsam dışında kalır. Franchise veren şirket ile mülk sahibi ve işletmeci arasında organik bağ bulunmaması, yani ilişkili kişi ilişkisi olmaması aranır. Böylece desteğin gerçek ve bağımsız bir iş ortaklığına gittiği güvence altına alınır. Desteğin her hedef pazar için beş yılla sınırlı olması ayrı bir disiplin dayatır. Zira aynı mağazanın kirasını on yıl boyunca devletten almak mümkün değildir. Buna karşılık firma yeni bir ülkeyi hedef pazar seçtiğinde o ülke için beş yıllık süre yeniden başlar. Programa girişin kapısında ayrıca yurt dışında tescil edilmiş bir marka şartı durur, üstelik markanın önce Türkiye’de doğup sonra dünyaya açılmış olması beklenir. Bütün bu koşullar aslında sağlıklı bir franchise sisteminin tarifini yapıyor, böyle bir yapıyı kurmamış marka desteğe ulaşmadan çok önce, daha kendi eşiğinde zorlanıyor.

Yol Haritası ve Birim Ekonomisi

Turquality kapsamına alınan her firma, Bakanlıkça yetkilendirilmiş bir danışmanlık şirketiyle beş yıllık bir gelişim yol haritası hazırlamak zorundadır ve bu belge onaylanmadan tek kuruş destek ödemesi yapılmaz. Bu zorunluluk mağazalaşmayı baştan bir plana bağlar, çünkü firmanın hangi pazara, hangi mağaza formatıyla, hangi bütçeyle ve hangi ölçülebilir hedeflerle gireceğini önceden ortaya koymasını ister. Programın ilk beş yılında verilen kurumsal altyapı ve istihdam destekleri de aynı amaca hizmet eder ancak performansı yetersiz kalan firmanın destek oranı kademeli olarak düşürülür ve buradaki asıl sınav her bir mağazanın kendi başına ayakta durup duramadığıdır.

Bir markanın yeni bir ülkede kalıcı olması, tek tek şubelerin çıkardığı maliyeti karşıladığı, standardı her mağazada aynı tuttuğu ve doğru hedef pazarı seçtiği ölçüde mümkün olur. Usta franchise ve bölge geliştirme sözleşmeleri, mağaza konumunun isabetli analizi ve yerel tüketim alışkanlıklarının okunması da bu olgunluğun ayrılmaz parçalarıdır. Desteğin bir saati vardır, o saati aşarak kalıcı olan markalar da mağaza ekonomisini kendi ayakları üzerinde durdurabilenlerdir.

Sahadan Bir Örnek

Bu disiplinin sahadaki karşılığını, Türk perakendesinin en geniş mağaza ağlarından birinde somut biçimde görmek mümkün. LC Waikiki bugün beş kıtada altmış bir ülkede 1.300 dolayında mağazayla faaliyet gösteriyor. İlk yurt dışı mağazasını 2009’da Romanya’da açtı, franchise sistemiyle ilk adımını 2012’de Suudi Arabistan’da attı ve bu ağı büyük ölçüde kendi kaynaklarıyla büyüttü. Oysa markanın yurt dışı serüveni pürüzsüz başlamadı. 2004-2005’te Batı Avrupa’da denenen ilk mağazalar beklentiyi karşılamayınca kapatıldı ve şirket geri çekilip stratejisini baştan kurdu. İkinci çıkışta izlenen yol, gidilecek ülkenin gelir düzeyini, bölgedeki organize perakendenin gelişmişliğini, mağaza konumunu ve yerel giyim alışkanlıklarını ayrıntılı biçimde ölçmek oldu. Bu sabırlı yaklaşım, markayı bugün faaliyet gösterdiği ülkelerin önemli bölümünde pazar liderliğine taşıdı. Bir mağazayı bir pazarda başarıyla açıp bir başkasında açamamak arasındaki farkı belirleyen şey, desteğin kendisinden çok o mağazanın arkasındaki hazırlık ve sistemdir. Turquality de bu hazırlığın maliyetini üstlenip kurallarıyla aynı disiplini zorunlu kıldığı için, programı doğru kullanan firma desteği bir başlangıç noktası olarak görür.

Rüzgar ve Rakam

Bugün Türk markaları için koşullar uzun süredir olmadığı kadar elverişli. Türkiye 2025’i toplam mal ve hizmet ihracatında 396,5 milyar dolar dolayında, cumhuriyet tarihinin en yüksek yıllık rakamıyla kapattı ve 2030 için hedefi 500 milyar dolara koydu. Turquality tarafında ise program yaklaşık yirmi yılda 545 markayı çatısı altına aldı. Otomobil markası TOGG’u da kapsamına dahil etti ve 2025’in ilk on bir ayında markalaşma yatırımları için 7 milyar lirayı aşan destek seferber edildi. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, 2025 Aralık ayındaki Turquality Vizyon Buluşması’nda, bugün yurt dışında mağazalaşan ve global zincirlere entegre olan çok sayıda markanın arkasında programın desteği ve disiplini bulunduğunu belirtti. Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında bazı pazarlar için tanınan süre yenileme hakkının 2026 sonunda dolacak olması da mağazalaşmayı planlayan firmalar için takvimi bugüne çekiyor. Pencere de kaynak da masada duruyor, mağaza sayısını gerçek bir küresel perakende markasından ayıran fark ise kepengin arkasındaki işletim disiplinidir.

Turquality Danışmanlığı Haber Turquality'de Franchise Ve Mağazalaşma şube Açmak Mı, Sistem Kurmak MıMarka yurt dışında önce vitrinde görünür olur, kalıcılığını ise vitrinin arkasındaki sistemle kazanır. Turquality bir markaya mağazasının kapısını açma imkanı sunar. O kapının ardındaki işleyişi, standardı ve birim ekonomisini ise firmanın kendisine bırakır. Standartlaşmasını, birim ekonomisini, kol mesafesindeki ortak yönetimini ve her pazarda kendine yeterliliğini mağaza sayısını kovalamadan önce kuran firmalar, bu desteği kalıcı bir küresel varlığa dönüştürebiliyor. Tabelayı asmak bir günlük iş, o tabelanın altındaki işletmeyi ayakta tutmak ise bugünden inşa edilen bir hazırlığın sonucudur.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

İşçi Hakkında Adli Kontrol Tedbiri Uygulanması Haklı Fesih Nedeni midir?

İşçi Hakkında Adli Kontrol Tedbiri Uygulanması Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşçi Hakkında Adli Kontrol Tedbiri Uygulanması Haklı Fesih Nedeni midir?

Lütfi İNCİROĞLU

İşçi Hakkında Adli Kontrol Tedbiri Uygulanması Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/IV maddesine göre, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması hallerinde, işe devamsızlığı aynı Kanunun 17’nci madde­sindeki bildirim sü­relerini aşması durumunda işverene iş sözleşmesini derhal feshetme yetkisi vermiştir. Gözaltı ve tutukluluk süresi bildirim önellerini aşmadıkça iş sözleş­mesi işverence derhal feshedilemez.

Gözaltı veya tutukluluk süresi içinde işçiye ücret öden­mez, sigorta primi yatırılmaz. Bildirim süresinin bitiminden sonra sözleşme feshedil­mezse iş sözleşmesi askıda kalır. Askı süresi içerisinde tutukluluk de­vam et­tiği sürece sözleşme işveren tarafından her zaman derhal feshedilebilir. İşçi­nin gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olan olayın işyeri içinde ya da dışında gerçekleşmesi önem taşımaz.

Örneğin, 2 yıl hizmet olan işçi işyeri dışında karıştığı bir olayda tutuk­lanarak cezaevine gönderilmesi halinde, işçinin bildirim süresi altı hafta ola­cağından işveren, işçinin iş sözleşmesini tutuklanma tarihinden altı hafta geç­tikten sonra sona erdirebilir. İşte kıdem tazminatına esas hizmet süresinin he­sabı bu süre dikkate alınarak yapılır[1].

Peki, hakkında herhangi bir tutuk­lama kararı bulunmayan sadece adli kontrol tedbiri uygulanan işçinin iş söz­leşmesi de işveren tarafından haklı nedenle sona erdirilebilecek midir?

“İstinaf uygulamasına göre, “hakkında herhangi bir tutuk­lama kararı bulunmayan sadece adli kontrol tedbiri uygulanan işçinin iş söz­leşmesi İş Kanunu m.25/IV kapsamında feshedilemeyecektir.” Çünkü 4857 sayılı Kanun m.25/IV’de işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması hallerinde, işe devamsızlığı aynı Kanunun 17 nci madde­sindeki bildirim sü­relerini aşması durumunda işverene iş sözleşmesini derhal feshetme yetkisi vermiştir. Gözaltı ve tutukluluk süresi bildirim önellerini aşmadıkça iş sözleş­mesi işverence derhal feshedilemez. “Somut olayda, davalı işveren tarafından SGK’ya verilen ayrılış bildirgesinde ise çıkış kodunun 27 “işveren tarafından zorunlu nedenlerle ve tutukluluk nedeniyle fesih” iş akdinin feshi olarak gös­terildiği anlaşılmaktadır.

Davacının 02/11/2018 tarihinde işlediği bir suç nedeniyle gözaltına alındığı, 13/11/2018 tarihinden itibaren davacı hakkında adli kontrol tedbiri uygulandığı, davacının gözaltında geçirdiği 1 günlük sürenin Kanunun ara­dığı süreyi aşmadığı gibi hakkında herhangi bir tutuklama kararının da bu­lunmadığı, davacı hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasının ise, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/IV maddesi uyarınca işverene haklı nedenle fesih im­kanı vermeyeceği açık olup, işveren fesih bildirimindeki fesih nedeni ile bağlı olup sonradan bunu değiştiremeyeceği gibi başka bir nedene de dayandıramayacağı gözetildiğinde davacının iş akdinin işveren tarafından feshinin haklı ve geçerli bir nedene dayanmadığı anlaşıldığından mahkemece verilen karar isabetli bulunmuştur”[2].

Sonuç olarak, hakkında herhangi bir tutuklama kararı bulunmayan sa­dece adli kontrol tedbiri uygulanan işçinin iş sözleşmesi işverence haklı nedenle feshedilemez. Çünkü 4857 sayılı Kanun m.25/IV’de işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması hallerinde, işe devamsızlığı aynı Kanunun 17’nci madde­sindeki bildirim sü­relerini aşması durumunda işverene iş sözleşmesini derhal fesih yetkisi verilmiştir.

İşçi Hakkında Adli Kontrol Tedbiri Uygulanması Haklı Fesih Nedeni Midir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemwww.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

 

 

Kaynaklar:

[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 5. Baskı, İstanbul 2023, s.319.

[2] Bursa BAM 9HD.08.01.2020 T., E.2019/2508, K.2020/68; Çil Şahin, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, 9.Baskı, (2019-2021). Ankara 2022. s.968-969.

Yapay Zekâ Kullanan Şirketler İçin Kritik Uyarı: Verileriniz Tehlikede Olabilir!

Satinalma Dergisi Ai Act
Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, yapay zekâ kullanan şirketlerin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerini ve alınması gereken önlemleri anlattı

Çalışanlar Farkında Olmadan Yeni Güvenlik Açıkları Oluşturuyor

Yapay zekâ araçları şirketlerde hızla yaygınlaşırken, uzmanlar veri güvenliği ve siber riskler konusunda önemli uyarılarda bulunuyor. Müşteri verilerinden şirket sırlarına, kaynak kodlarından kritik sistemlere kadar birçok bilginin kontrolsüz şekilde yapay zekâ sistemlerine aktarılabildiğini belirten Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, kurumların yapay zekâ kullanımında yeni bir güvenlik dönemine girdiğini söyledi.

Hem akademik çalışmaları hem de Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Siber Suçlarla Mücadele alanındaki saha ve yöneticilik tecrübesiyle tanınan Doğanay’a göre birçok kurum yapay zekâyı kullanmaya başladı ancak güvenlik tarafı aynı hızda gelişmiyor.

“Şirketler üretkenlik kazanmak isterken farkında olmadan yeni saldırı yüzeyleri oluşturabiliyor. Yapay zekâ artık sadece bir yardımcı araç değil. Güvenlik açıklarını bulabiliyor, sistemleri akıllı şekilde analiz edebiliyor ve bazı durumlarda saldırı senaryoları oluşturabiliyor. Bu nedenle yapay zekâyı kullanan şirketlerin yeni güvenlik kurallarına ihtiyacı var.”

Doğanay uyardı, Avrupa Birliği yapay zekâ okuryazarlığını zorunlu hale getirdi

Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun (KVKK) son dönemde yayımladığı üretken yapay zekâ rehberleriyle kurumları veri güvenliği konusunda uyardığını hatırlatan Doğanay, özellikle kişisel verilerin, müşteri bilgilerinin ve ticari sırların kontrolsüz şekilde yapay zekâ sistemlerine aktarılmasının ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.

“Bir çalışanın iyi niyetle ChatGPT veya benzeri sistemlere yüklediği bir belge, kurum açısından veri sızıntısına dönüşebilir. Şirketlerin hangi verilerin yapay zekâ sistemlerine aktarılabileceğini net şekilde belirlemesi gerekiyor.”

Satinalma Dergisi Ai ActDoğanay, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın (AI Act) 4. maddesi kapsamında “Yapay Zekâ Okuryazarlığı” yaklaşımının 1 Temmuz 2026 tarihi itibari ile yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, kurumların yalnızca yapay zekâ kullanmasının değil, çalışanlarının bu teknolojiyi bilinçli ve güvenli şekilde kullanmasını sağlamasının da beklendiğini söyledi.

“Bir sorun yaşandığında veya bir denetim gerçekleştiğinde, çalışanlarınıza yapay zekâ kullanımı konusunda rehberlik ettiğinizi gösterebilecek misiniz? Asıl soru bu.”

Doğanay’a göre kurumların en sık yaptığı hatalar şunlar:

– Çalışanlara yapay zekâ farkındalık eğitimi verilmemesi

– Kurumsal kullanım kurallarının oluşturulmaması

– Süreçlerin ve yetkilendirmelerin belgelenmemesi

– Veri kullanımına ilişkin kontrol mekanizmalarının kurulmamış olması

– Yapay zekâ kullanım envanterinin çıkarılmamış olması

“Yapay zekâ ile ilgili düzenlemelerin amacı şirketleri cezalandırmak değil, yapay zekânın bilinçli, güvenli ve sorumlu şekilde kullanılmasını sağlamak. Ancak kurumların çalışanlarını bilgilendirdiğini, gerekli önlemleri aldığını ve süreçlerini tanımladığını gösterebilmesi gerekiyor. Bu nedenle konuya yalnızca uyumluluk maliyeti olarak değil, kurumsal risk yönetimi ve dijital olgunluk meselesi olarak bakmak gerekiyor.”

Şirketler için en kritik 15 güvenlik kuralı

Doğanay’a göre yapay zekâ kullanan şirketlerin öncelikle şu konulara dikkat etmesi gerekiyor:

  • Hassas verileri ve müşteri bilgilerini kontrolsüz şekilde çevrimiçi yapay zekâ sistemlerine yüklememek: Yüklenen veri geri alınamaz, bir kez dışarı çıkan bilgi kalıcı olarak kurumun kontrolünden çıkar.

  • Yapay zekâ kullanımının ve çıktılarının mutlaka insan denetiminden geçirilmesini sağlamak: Denetlenmeyen her çıktı, kurumun adına alınmış kontrolsüz bir karardır. Yapay zeka ajanlarının hangi kullanıcılar tarafından kullanılabildiği, hangi kurumsal verilere eriştiği, E-posta, dosya sistemi, CRM, ERP, GitHub, veri tabanı veya bulut sistemlerinden hangilerine bağlandığı, sadece bilgi mi verdiği yoksa işlem de yapabilme yetkisine sahip olup olmadığı, dosya silme, e-posta gönderme, yetki verme, kod çalıştırma veya ödeme başlatma gibi kritik yetkilerinin bulunup bulunmadığı, hangi model ve hizmet sağlayıcıların kullanıldığı, verilerin hangi ülkede işlendiği ve ne kadar süre saklandığı denetimleri özellikle yapılmalıdır.

  • Yapay zekâ sistemlerine sınırsız erişim ve yetki vermemek: Sınırsız yetki verilen bir yapay zekâ, kurumun en kritik sistemlerine açılmış bir kapıdır.

  • Kurumsal yapay zekâ kullanım politikaları oluşturmak: Yazılı kuralı olmayan kurum, bir kriz anında “biz önlem almıştık” diyemez. Bu nedenle kurumlar ISO/IEC 27001 gibi bilgi güvenliği sertifikalarına sahip olsalar da yapay zeka kullanımı söz konusuysa ajanın yapabileceği işlemin etkisi arttıkça güvenlik sınıfı da yükseltilmelidir. Bu aşamada ISO/IEC 42001 ve ISO/IEC 42005 standartları devreye girmelidir. ISO/IEC 42001, yapay zekâ sistemlerinin kurum çapında politika, sorumluluk, risk yönetimi ve sürekli izleme süreçleriyle yönetilmesini; ISO/IEC 42005 ise sistem bazında etki değerlendirmesi yapılmasını öngörmektedir.

  • Yapay zekâ sistemlerini düzenli güvenlik testlerinden geçirmek: Test edilmemiş her sistem, ne zaman patlayacağı belli olmayan bir risk taşır.

  • Çalışanların hangi yapay zekâ araçlarını kullandığını kayıt altına almak: Görünmeyen “gölge yapay zekâ” kullanımı, kurumun en büyük açığı hâline gelebilir.

  • Onaylı yapay zekâ araçlarının net bir listesini belirlemek ve dışındaki araçları kısıtlamak: Herkesin istediği aracı kullandığı bir ortamda veri güvenliğinden söz edilemez.

  • Sisteme yalnızca gerekli olan verinin aktarılmasını sağlamak (veri minimizasyonu): Bu kural, aynı zamanda KVKK’nın en önemli ilkelerinden biridir. Paylaşılmayan veri, sızdırılamayan veridir.

  • Yapay zekâya aktarılan verilerin loglanması ve düzenli izlenmesi: Hangi verinin nereye gittiğini bilmeyen kurum, o veriyi çoktan kaybetmiş demektir.

  • Çalışanlara periyodik yapay zekâ güvenliği ve farkındalık eğitimi vermek: Eğitilmeyen çalışan, kurumun en büyük maaşlı güvenlik açığıdır.

  • Tedarikçi ve üçüncü taraf yapay zekâ çözümlerini sözleşme ve güvenlik açısından denetlemek: Rriski yalnızca kendi sisteminizde değil, çalıştığınız her sağlayıcıda aramak gerekir. Yine KVKK, tedarikçiler için önemli güvenlik tedbirleri alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

  • Olay müdahale planlarını yapay zekâ kaynaklı sızıntı senaryolarını da kapsayacak şekilde güncellemek: Kriz anında plan yoksa, kaybı kurum öder.

  • Kurumun kullandığı ve özellikle yerel adı altında satılan, yapay zeka motoru olduğu iddia edilen projeler mutlaka denetimden geçirilmelidir: Bu imkanlar, başka bir yapay zekanın apisini kullanan sarmalayıcı olabilir.

  • Şirket adına konuşan yapay zekâları mutlaka açıkça belirtmek: Müşteriler, çalışanlar ve iş ortakları karşılarında insan mı yoksa yapay zekâ mı olduğunu bilmelidir. Kimliği belirsiz yapay zekâlar yanlış yönlendirme, dolandırıcılık ve itibar kaybı riskini artırır.

  • Yapay zekâ sistemlerinin kullandığı API anahtarları, erişim belirteçleri (token), servis hesapları ve kimlik bilgilerini en düşük yetki prensibiyle yönetmek ve düzenli olarak yenilemek: Çalınan tek bir API anahtarı, saldırganın kurumun yapay zekâ ajanı gibi hareket ederek e-posta göndermesine, dosyalara erişmesine, verileri dışarı aktarmasına veya kritik sistemlerde işlem yapmasına neden olabilir. Yapay zekâ ajanı ele geçirildiğinde, saldırgan artık içerideki güvenilir kullanıcı gibi davranır.

“Saldıran da yapay zekâ, savunan da”

Doğanay, siber güvenlikte yeni dönemin en önemli özelliğinin saldırı ve savunma tarafında yapay zekâların aktif rol üstlenmesi olduğunu söyledi.

“Geçmişte güvenlik açıklarını insanlar bulmaya çalışıyor , güvenlik ekipleri bunları analiz edip kapatmaya çalışıyordu. Bugün ise gelişmiş yapay zekâ sistemleri dakikalar içerisinde binlerce satır kodu inceleyebiliyor, güvenlik açıklarını tespit ediyor ve saldırı senaryoları oluşturabiliyor. İnsanların günler hatta haftalar sürebilecek çalışmalarını yapay zekâ sistemleri çok daha kısa sürede gerçekleştirebiliyor.”

Siber tehditlerin artık yapay zekâ destekli hale geldiğini belirten Doğanay, kurumların klasik güvenlik yaklaşımlarıyla bu dönüşüme ayak uydurmasının giderek zorlaştığını ifade etti.

“Yapay zekâ destekli saldırılar yaygınlaşırken kurumların yalnızca güvenlik duvarlarına ve geleneksel test yöntemlerine güvenmesi yeterli değil. Yapay zekânın oluşturduğu riskleri yine yapay zekâ destekli sistemlerle yönetmek zorundayız. Siber güvenlikte artık saldıran da yapay zekâ, savunan da.”

Doğanay’a göre önümüzdeki dönemde şirketler için en büyük risklerden biri, saldırganların kullandığı teknolojilerin gerisinde kalmak olacak.

“Bugün dünyada yapay zekâ destekli sistemler güvenlik açıklarını otomatik olarak keşfedebiliyor, istismar senaryoları oluşturabiliyor ve kurumların dijital varlıklarını analiz edebiliyor. Bu nedenle şirketlerin düzenli olarak saldırı yüzeylerini ölçmesi, güvenlik açıklarını proaktif şekilde tespit etmesi ve yapay zekâ güvenliğini kurumsal risk yönetiminin bir parçası haline getirmesi gerekiyor.”

Yapay zekâ destekli savunma sistemlerine ihtiyaç artıyor

Doğanay, yapay zekâ destekli saldırıların artmasıyla birlikte kurumların güvenlik açıklarını daha hızlı tespit edebilecek yeni nesil sistemlere ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Bu ihtiyaç doğrultusunda kendileri tarafından KA’OS’un (Kognitif Artırımlı Ofansif Sistem) geliştirildiğini söyleyen Doğanay, yapay zeka modellerinin oluşturduğu siber güvenlik ajan ekosistemi olan KA’OS’un kontrollü erişim modeliyle belirli kurumlarda kullanıldığını ifade etti. Doğanay ayrıca, platformun önümüzdeki dönemde kurumsal kullanıma yönelik hizmetlerini genişletmeyi hedeflediğini söyledi.

“KA’OS bir sohbet botu ya da genel amaçlı bir yapay zekâ sistemi değil. Kendi yapay zekası, milyonlarca veri ile eğitilmiş, kendi kodunu onarma kabiliyetine sahip, ofansif kabiliyetini kullanmada kullanıcısına güçlü bir etik yapı ile bağlı, güvenlik araçlarını ve uzman bilgisini bir araya getirerek kurumların saldırı yüzeylerini analiz eden, bilinmeyen güvenlik açıklarını tespit eden, bu açıkları yetki verildiğinde kendi başına düzeltebilen ve riskleri önceliklendiren bir siber güvenlik yapay zekası ve dış bir LLM ya da api kullanmaz tamamen yerli bir güvenlik yapay zekasıdır. Hali hazırda kontrolünden geçen sistemlerde ki bunlara kritik alt yapılarımız da dahildir, KA’OS tarafından yüzlerce açık tespit edilerek kapatılmıştır. Bunların onlarcası zero-day yani daha önce bilinmeyen zafiyetlerdir.”

Doğanay, özellikle kritik altyapılar, yüksek güvenlik gerektiren kurumlar ve stratejik sektörlerde yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerinin öneminin her geçen gün arttığını belirterek şunları söyledi:

“Eğer yapay zekâ sistemleri kurumların açıklarını bulabiliyorsa, aynı teknolojiler bu açıkları saldırganlardan önce tespit edip kapatmak için de kullanılabilir. Bizim yaklaşımımız da tam olarak bu. Yapay zekânın oluşturduğu riskleri yine yapay zekâ destekli sistemlerle yönetmek.”

KA’OS’un bugün güvenlik gerekçeleriyle sınırlı sayıda kurumla çalıştığını belirten Doğanay, önümüzdeki dönemde şirketlerin yapay zekâ güvenliği, saldırı yüzeyi analizi ve siber dayanıklılık ihtiyaçlarına yönelik yeni hizmet modelleri üzerinde çalıştıklarını ifade etti.

“Önümüzdeki dönemde şirketler için en önemli soru hangi yapay zekâyı kullandıkları değil, kullandıkları yapay zekâyı ne kadar güvenli, denetlenebilir ve kurumsal süreçlerine uyumlu şekilde yönettikleri olacak. Yapay zekâ çağında başarı yalnızca teknolojiyi kullanabilmekten değil, onu güvenli yönetebilmekten geçiyor.”

SATINALMA VE TEDARİK ZİNCİRİNDE YAPAY ZEKA EĞİTİMİ HAKKINDA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ.

Yapay Zeka Satınalma
Dr. Adil ÜNAL – Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetiminde Yapay Zeka Eğitimi

DOA’da Toplu İade Kolaylığı Devreye Alındı

1784638302 Doa Bireysel Toplu Iade

Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sisteminde bireysel toplu iadelere yönelik yeni uygulama başladı. Vatandaşlar, yüksek miktardaki DOA logolu içecek ambalajlarını Sayma ve Doğrulama Merkezlerine iade edebilecek. Yeni uygulamayla birlikte yüksek hacimli iadelerin daha planlı, hızlı ve kesintisiz şekilde yönetilmesi hedefleniyor.

1784638302 Doa Bireysel Toplu IadeÇevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda Türkiye Çevre Ajansı tarafından yürütülen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sisteminde bireysel toplu iadelere yönelik yeni uygulama başladı. Yüksek miktarda DOA logolu içecek ambalajı biriktiren vatandaşlar, iadelerini Sayma ve Doğrulama Merkezlerine teslim ederek gerçekleştirebilecek.

Sayma ve Doğrulama Hatları üzerinden gerçekleştirilecek bireysel toplu iadelerde teşvik bedeli DOA logolu ambalaj başına 0,50 TL olarak uygulanacak. Depozito İade Makineleri ve Manuel İade Noktalarındaki mevcut uygulama ise değişmeden sürecek. Vatandaşlar, günlük 200 adet ambalaja kadar 1 TL teşvik bedeliyle Depozito İade Makinelerine bireysel iade yapmaya devam ederken, yüksek miktarlı iadeleri için Sayma ve Doğrulama Merkezlerinden de yararlanabilecek. Kendilerine en yakın Sayma ve Doğrulama Hattına ilişkin güncel bilgilere ise DOA Mobil Uygulaması ve DOA Çağrı Merkezi üzerinden ulaşabilecek.

Ulusal entegrasyon sürecinde artan iade hacmine yanıt vermek amacıyla hayata geçirilen yeni uygulama, operasyonel kapasitenin artırılmasına, yüksek hacimli iadelerin daha etkin yönetilmesine ve geri kazanım süreçlerinin daha verimli yürütülmesine katkı sağlayacak.

Nurullah Öztürk: “İade Altyapımızı Güçlendirmeye Devam Ediyoruz”

Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk, yeni uygulamaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Ulusal entegrasyon sürecinde vatandaşlarımızın gösterdiği yoğun ilgi doğrultusunda iade altyapımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. Sayma ve Doğrulama Merkezlerini bireysel toplu iadeler için devreye alarak vatandaşlarımıza yeni bir iade kanalı sunarken, yüksek hacimli iadelerin daha etkin ve verimli şekilde yönetilmesini de sağlıyoruz. Sahadan aldığımız geri bildirimler doğrultusunda sistemimizi geliştirmeyi ve iade altyapımızı ülke genelinde güçlendirmeyi sürdüreceğiz.”

Şarjda Yeni Dönem: Elektrikli Araçlar Dijital Kimlik Kazanıyor

1784636437 Group 1948754847

Avrupa’nın yeni standartları, aracı tanınan, yetkilendirilen ve ödeme başlatabilen bir dijital aktöre dönüştürüyor. KOBIL’in yaklaşık 40 yıllık dijital güven birikimi üzerinde yükselen Spark Connect, şarj, ödeme ve mobilite hizmetlerini tek bir güven katmanında buluşturuyor.

Avrupa’nın yeni şarj standartları; araç, kullanıcı, sözleşme ve ödeme zincirinde güvenilir kimlik ve yetki yönetimini elektrikli mobilitenin yeni gelişim alanı haline getiriyor.

21 Temmuz 2026 – İstanbul Elektrikli araç şarjında kart, QR kod veya farklı uygulamalar arasında geçiş yapma ihtiyacını azaltacak yeni dönem Avrupa’da şekilleniyor. Uyumlu araç ve şarj altyapılarında Plug & Charge teknolojisi sayesinde kullanıcı kabloyu taktığında araç kendisini güvenli biçimde tanıtabiliyor, bağlı olduğu sözleşme üzerinden yetkilendiriliyor ve şarj ile ödeme süreci otomatik olarak başlayabiliyor.

Avrupa Birliği’nin alternatif yakıt altyapısına ilişkin teknik düzenlemesi, 8 Ocak 2026’dan itibaren yeni kurulan veya yenilenen halka açıkC ve DC şarj noktaları için EN ISO 15118 iletişim standardını zorunlu kılıyor. 1 Ocak 2027’den itibaren EN ISO 15118-20 standardı yeni veya yenilenen halka açık noktaların yanı sıra özel Mode 3 ve Mode 4 şarj noktalarını da kapsayacak. Otomatik kimlik doğrulama sunan halka açık Plug & Charge noktalarının ise EN ISO 15118-2 ve EN ISO 15118-20’yi birlikte desteklemesi gerekecek.

Uyumlu araç ve altyapıda: Kabloyu tak • Araç doğrulansın • Şarj ve ödeme başlasın

1784636437 Group 1948754847Yeni rekabet alanı: kimlik, yetki ve birlikte çalışabilirlik

Bu takvim teknik bir güncellemeden daha fazlasını ifade ediyor. Yapının ilk katmanında, uyumlu aracın teknik sertifikası ve araç–şarj noktası iletişimi ISO 15118 standartlarına dayanıyor. İkinci katmanda ise teknik olarak tanımlanan aracın doğrulanmış kullanıcı, sözleşme, işlem yetkisi ve ödeme hesabıyla güvenli biçimde ilişkilendirilmesi gerekiyor. Spark Connect, bu unsurları hizmet sağlayıcılarıyla birlikte tek ve kesintisiz bir deneyimde buluşturmayı hedefliyor.

KOBIL Trusted SuperApp teknolojisi ile geliştirilen mobilite platformu Spark Connect’e göre, elektrikli mobilitenin bir sonraki rekabet alanı soket sayısından önce güven ve birlikte çalışabilirlik olacak. Spark; şarj ağı operatörleri, ödeme sistemleri, otomotiv üreticileri, enerji şirketleri ve farklı mobilite hizmetlerini kapalı bir yapı içinde toplamak yerine, kullanıcının bunlara tek ve güvenilir bir deneyim üzerinden erişmesini sağlayan bir orkestrasyon katmanı geliştiriyor.

Spark Connect Kurucusu ÇAĞAN KOYUN, “Elektrikli mobilitenin ilerlemesi yalnızca istasyon sayısıyla kazanılmayacak. Asıl değer; aracı, kullanıcıyı, sözleşmeyi ve ödemeyi güvenli biçimde birbirine bağlayabilmekte. Spark, sektör oyuncularının yerine geçmek için değil, onları tek ve kesintisiz bir kullanıcı deneyiminde buluşturmak için var. KOBIL’in yaklaşık 40 yıllık dijital güven birikimi, bu birleştirici katmanın temelini oluşturuyor.”

Bankadan şehre, şehirden araca uzanan güven katmanı

Bankacılıkta güçlü kimlik doğrulama, uygulama güvenliği ve işlem yetkilendirme teknolojileriyle başlayan yaklaşık 40 yıllık KOBIL deneyimi; KOBIL Trusted SuperApp Platform ile kimlik, güvenli iletişim, elektronik imza, ödeme ve farklı dijital hizmetleri ortak bir mimaride buluşturan hizmet yapılarına taşındı.

Spark Connect, KOBIL’in kimlik, yetkilendirme ve güvenli işlem teknolojilerini mobiliteye genişletiyor. Aracın teknik sertifikası ile doğrulanmış kullanıcıyı, sözleşmeyi, işlem yetkisini ve ödeme hesabını güvenli bir hizmet deneyiminde buluşturmayı hedefliyor. Elektrikli araç şarjı, otopark, sigorta, filo, araç kiralama, mikro mobilite ve şehir hizmetleri bu bütünleşik deneyimin farklı bileşenlerini oluşturuyor. GIREVE OCPI 2.2.1 birlikte çalışabilirlik altyapısı da Türkiye’deki şarj ağlarını Avrupa’daki roaming yapısıyla buluşturmak için teknik zemin sağlıyor.

Araç, enerji sisteminin de aktif oyuncusuna dönüşüyor

Avrupa Komisyonu’nun Akıllı Enerji Uzman Grubu ve Sürdürülebilir Ulaşım Forumu ile Almanya tarafından kurulan Avrupa Çift Yönlü Şarj Koalisyonu, 20 Mayıs 2026’da akıllı ve çift yönlü şarj için veri paylaşımını kolaylaştırmayı amaçlayan ortak önerilerini açıkladı. Avrupa Komisyonu, elektrik ve e-mobilite sektörünün pazar organizasyonu ile standartlar, dijital kimlik, işleyiş ilkeleri ve yönetişimi kapsayan ortak birlikte çalışabilirlik gereksinimlerinde aynı yönde buluşmasını Avrupa ölçeğinde bir dönüm noktası olarak tanımladı.

Çift yönlü şarjın uygulandığı bir sistemde araç yalnızca enerji tüketmiyor; bataryasındaki elektriği eve, binaya veya şebekeye geri aktarabiliyor. Uygun pazar ve mevzuat koşullarında enerji satabilen bir varlığa dönüşmesi ise aracın hangi kullanıcıya, sözleşmeye ve ödeme hesabına bağlı olduğunun güvenli biçimde doğrulanmasını zorunlu kılıyor. Bu nedenle dijital kimlik, enerji işleminin yanında sunulan ek bir özellik değil; işlemin güvenli biçimde gerçekleşmesinin ön koşulu haline geliyor.

Türkiye için fırsat: mobilitenin güven katmanını kurmak

Türkiye’de elektrikli araç gündemi ağırlıklı olarak araç satışları, istasyon sayısı, soket kapasitesi, şarj gücü ve fiyatlandırma üzerinden ilerliyor. Yeni dönemde rekabet; araç sertifikalarının hangi güven zincirine bağlandığı, işlem yetkilerinin nasıl yönetildiği, farklı hizmetlerin ne ölçüde birlikte çalışabildiği ve ortaya çıkan verilerin hangi hukuki çerçevede işlendiği üzerinden şekillenecek.

Spark Connect, bu hedef doğrultusunda şarj ağı operatörlerini, otomotiv ve enerji şirketlerini, finans kuruluşlarını, mobilite hizmet sağlayıcılarını ve şehirleri ortak bir güven ve birlikte çalışabilirlik katmanında buluşturmayı amaçlıyor. Bu mimaride başarı, kullanıcıyı tek bir kapalı ağda tutmakla değil; farklı ağlara ve hizmetlere tek, güvenli ve kesintisiz bir deneyimle erişebilmesini sağlamakla ölçülüyor.

Lojistik Depolarının Değerini Belirleyen Faktörler Neler?

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Lojistik Depolarının Değerini Belirleyen Faktörler Neler

Lojistik Depolarının Değerini Belirleyen Faktörler Neler?

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Lojistik Depolarının Değerini Belirleyen Faktörler NelerTemmuz ayında e-ticaret şirketlerinin sonbahar ve yılın son çeyreğine yönelik depo planlamalarını hızlandırmasıyla birlikte lojistik depolar yeniden yatırımcıların gündemine geldi. ARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, lojistik depoların değerinin artık yalnızca konum ve büyüklükle değil; teknik altyapısı, operasyonel verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte değerlendirildiğini söyledi.

E-ticaret sektöründe sonbahar kampanyaları, kasım indirimleri ve yılın son çeyreğine yönelik hazırlıkların başladığı Temmuz ayı, lojistik depolar açısından da hareketli bir dönemin başlangıcını oluşturuyor. Artan stok ihtiyacı ve dağıtım kapasitesi gereksinimi nedeniyle şirketler depo planlamalarını gözden geçirirken, yatırımcılar da yüksek standartlara sahip lojistik tesislere yöneliyor.

Bu hareketlilik, lojistik depoların değerleme süreçlerinde dikkate alınan kriterlerin de değişmesine neden oluyor. Geçmişte ağırlıklı olarak lokasyon ve kapalı alan büyüklüğü üzerinden değerlendirilen depolar, bugün teknik altyapıları ve operasyonel kabiliyetleriyle birlikte ele alınıyor. Bir deponun mevcut ihtiyaçları karşılamasının yanı sıra gelecekte değişen lojistik operasyonlarına ne kadar uyum sağlayabileceği de yatırım değeri açısından önemli bir kriter haline geliyor.

Teknik Altyapı Yatırım Değerini Doğrudan Etkiliyor

Lojistik depoların değerini belirleyen en önemli unsurların başında mimari plan uygunluğu geliyor. Kolon yerleşimi, raf sistemlerine uygunluk ve operasyon akışını destekleyen iç planlama, hem kullanım verimliliğini hem de kiralanabilme potansiyelini doğrudan etkiliyor.

Bunun yanında zemin taşıma kapasitesi ile kat yükseklikleri de depo performansını belirleyen temel kriterler arasında yer alıyor. Ağır yük depolayabilen, yüksek raf sistemlerine uygun ve otomasyon çözümlerine entegre edilebilen depolar, günümüz lojistik ihtiyaçlarına daha kolay cevap verebildikleri için yatırım açısından daha yüksek değer görüyor.

Yangın söndürme sistemleri, sprinkler altyapısı, yükleme rampaları, kapı sayısı ve tır manevra alanlarının yeterliliği de operasyonel verimlilik açısından önem taşıyan diğer başlıklar arasında bulunuyor. Özellikle yoğun sevkiyat yapan e-ticaret şirketleri için aynı anda birden fazla aracın yükleme ve boşaltma yapabilmesi operasyonel avantaj sağlarken, bu özellikler depo değerine de doğrudan yansıyor.

Sürdürülebilirlik, Değerleme Kriterlerinden Biri Haline Geldi

Lojistik tesislerinde çevresel sürdürülebilirlik de giderek daha fazla önem kazanıyor. LEED ve BREEAM gibi uluslararası yeşil bina sertifikalarına sahip depolar, enerji verimliliği ve işletme maliyetleri açısından sundukları avantajların yanı sıra kurumsal kiracılar tarafından da daha fazla tercih ediliyor.

Bununla birlikte depoların limanlara, organize sanayi bölgelerine, ana ulaşım akslarına ve tüketim merkezlerine yakınlığı da değerleme çalışmalarında önemli rol oynuyor. Ancak artık yalnızca iyi bir lokasyona sahip olmak tek başına yeterli değil; teknik standartları yüksek, sürdürülebilir ve farklı operasyon modellerine uyum sağlayabilen tesisler yatırım açısından daha güçlü bir konuma geliyor.

Kemal Cem OnursalARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, konuyla ilgili olarak “Lojistik depolar artık yalnızca ürünlerin depolandığı yapılar değil, tedarik zincirinin kesintisiz işlemesini sağlayan stratejik merkezler olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle değerleme çalışmalarında yalnızca metrekare büyüklüğü ya da konuma odaklanmak doğru sonuç vermiyor. Mimari plan uygunluğu, zemin taşıma kapasitesi, kat yüksekliği, yangın güvenliği, yükleme altyapısı ve sürdürülebilirlik standartları gibi pek çok kriteri birlikte değerlendiriyoruz. Özellikle Temmuz ayı, e-ticaret şirketlerinin sonbahar operasyonlarına yönelik hazırlıklarını yaptığı bir dönem olduğu için lojistik depo pazarında hareketlilik belirgin şekilde artıyor. Önümüzdeki dönemde otomasyon teknolojilerinin yaygınlaşması, hızlı teslimat beklentilerinin artması ve sürdürülebilirlik hedeflerinin güçlenmesiyle birlikte teknik standartları yüksek lojistik depoların yatırım değerini daha da artıracağını öngörüyoruz. Değerleme süreçlerinde de artık yalnızca bugünkü kullanım koşullarını değil, bir tesisin gelecekte farklı sektörlerin ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verebileceğini de analiz ediyoruz. Bu yaklaşım hem yatırımcıların daha sağlıklı karar almasını sağlıyor hem de lojistik gayrimenkullerin gerçek potansiyelini daha doğru ortaya koyuyor.” dedi.

 


 

Eğitim: Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvet 
Önleme Eğitimi

Eğitim Kapsamı: İnşaat ve altyapı projeleri, stratejik satınalma operasyonları, CAPEX, taşeron ve tedarikçi ilişkileri, bilgi işlem alımları, teknik ofis, bakım-onarım, idari işler, depo, satış ve satınalma süreçleri

Şirket harcamalarının ve paydaş ilişkilerinin olduğu her yerde risk vardır. Kritik soru şudur:

Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi
Şirket Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi

Para doğru yere mi gidiyor, yoksa şirket sessizce soyuluyor mu? Zamanında görülmeyen kontrol boşlukları ve kirli ilişkiler, bir süre sonra işten çıkarma, ticari dava, ceza dosyası, tazminat ve itibar kaybı olarak geri döner. Rüşvet iddiaları, usulsüzlük söylentileri ve itibar suikastleri şirketin enerjisini içeriden tüketir.

Amaç; usulsüzlük izlerini yakalamak, yapılan ihbarları doğru analiz etmek, ön inceleme ve soruşturma sürecini prosedüre uygun yönetmek, ihale ve sözleşme alanlarındaki riskleri fark etmek ve şirketi mahkeme süreçlerine girmeden önce önlem almaya zorlamaktır. Çünkü önlem zamanında alınmazsa, bedel daha sonra çok daha ağır ödenir.

Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL

Eğitim Süresi: 2 gün

Eğitim Planı:

  • Güvenilir Kurumsal Yapı İnşa Etmek
  • Kontrol Noktaları ve Yönetim Zafiyetleri

Pratik 1: Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:
Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

Şüpheli İşlemleri ve Usulsüzlük İzlerini Yakalamak

Pratik 2: Giriş Kalite Kontrolde Rüşvet İddiası: Bir Dava İncelemesi

  • Erken Uyarı Sinyalleri ve Kırmızı Bayraklar
  • İhbar Hattı ve Bildirim Sürecini Yönetmek

Pratik 3: Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi   

  • Ön İnceleme, Delil Toplama ve Belge İnceleme
  • Mülakat Teknikleri ve Raporlama

Pratik 4: Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

  • İhale ve Sözleşmelerde Riskli Alanlar
  • Tedarikçi Firma Seçimi ve Kirli İlişki Ağları

Pratik 5: Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?
Pratik 6: Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

  • Rüşvet ve Çıkar Çatışmalarını Görmek

Pratik 7: Hediye mi, Rüşvet mi? Tedarikçi İlişkilerinde Üç Şaşırtıcı Dava Örneği
Pratik 8: Satınalma Operasyonlarında Çıkar Çatışması:
Akrabalık Bağı, Geciken Aksiyonlar ve Borç–Alacak Davasına Dönüşen Risk

  • Yargı Süreçlerine Hazırlık: İş, Ticaret ve Ceza Mahkemeleri

Pratik 9: Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

  • Gerçek Örnekler ve Uygulamalı Çalışmalar 

Pratik 10: Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı: Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti 

Eğitim Öncesi Hazırlık: Pratik çalışmalarda kullanılacak dava dosyalarını eğitimden önce indirip inceleyiniz.

Eğitim Kategorisi: Premium 

ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.

Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.

Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet
Eğitim: şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet

Prof. Dr. Murat ERDAL – İstanbul Üniversitesi

Murat Erdal
Murat Erdal – Tedarik Zinciri Yönetimi

Prof. Dr. Murat ERDAL, sektörel sözleşmelerde alıcı-satıcı ve taşeron ilişkilerinin sahadaki uygulamasını yakından incelemiştir. Ticaret Mahkemelerinde uzun yıllara dayanan bilirkişilik deneyimiyle, sahadaki ticari problemlerin hukuki süreçlerdeki karşılığını değerlendirmiştir. Kontrat yönetimi, ticari risklerin azaltılması ve operasyonel temas noktalarında etik dışı uygulamaların önlenmesi konularında şirketlere değer katar.

Stratejik yönetim perspektifiyle şirketlerin kritik süreçlerini görünür kılar; karar alma, kontrol ve uygulama disiplinini ölçülebilir çıktılarla destekler. Sürdürülebilir büyüme ve tedarik zinciri yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla şirketlere danışmanlık desteği sağlar; kurumsal gelişim programlarını uçtan uca yönetir.

Danışmanlık yaklaşımını, şirketle birlikte değer üretmeye ve kalıcı yönetim disiplini oluşturmaya odaklar.

Kitapları;

  • Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi
  • Tedarik Zinciri Yönetimi Başarı Hikayeleri
  • Entegre Lojistik Yönetimi
  • Depo Yönetimi

Bakır ve Elektrifikasyon Metallerinde Yapısal Açık: Emtia Değil Strateji Sorunu

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Bakır Ve Elektrifikasyon Metallerinde Yapısal Açık Emtia Değil Strateji Sorunu

Bakır ve Elektrifikasyon Metallerinde Yapısal Açık: Emtia Değil Strateji Sorunu

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Bakır Ve Elektrifikasyon Metallerinde Yapısal Açık Emtia Değil Strateji SorunuBakır uzun süre satınalma masasında sıradan bir emtia gibi görüldü, fiyatı pazarlık edilen, gerektiğinde hedge edilen, sonra da bir kenara bırakılan bir kalem. 2025 tarihli bir Türk akademik çalışması, kritik mineralleri değerlendirirken bakırı hala düşük riskli sütununda konumlandırıyor, gerekçe olarak da üretici ülke çeşitliliğini ve rezervlerin yakın vadede tükenmeyecek oluşunu gösteriyordu. Oysa 2026 boyunca biriken yapısal açık verileri bu değerlendirmeyi sessizce tersine çevirdi. Bugün bakır, fiyatı üzerinde çekişilen bir emtiadan çok, erişimi güvenceye alınması gereken bir malzeme gibi davranmaya başladı. Bu kayma, satınalma biriminin aslında neyi yönettiğini de değiştiriyor.

Bunu bir fiyat hikayesinden çok, uzun bir zaman ufkuna yayılan bir arz hikayesi olarak okumak gerekiyor, ki bu da onu bir alım-satım meselesinden çok bir satınalma planlama meselesi yapıyor. Jeopolitik kontrol anlatısından farkı da burada belirginleşiyor. Daha önce Nadir Toprak Elementlerinde Çin Tekeli ve Türkiye’nin Rezerv Paradoksu yazısında bir ülkenin ihracat kısıtlarının arzı nasıl boğabildiğini işlemiştik. Bakırdaki baskı bambaşka bir yerden geliyor, talebin madenlerin fiziksel olarak üretebileceği hacmin önüne geçmesinden. Baskının kaynağını doğru okumak, bir alıcıya hangi kaldıraçların gerçekten işe yarayacağını gösteren şeydir. Bu yazı o kaldıraçları bir merdiven olarak seriyor ve Türk alıcının bu merdivende gerçekçi olarak nerede durabileceğini tartışıyor.

Yapısal Açığın Anatomisi

Açığa yapısal dememizin nedeni, arz tarafının hiçbir satınalma ufkuna sığmayacak kadar ağır hareket etmesi. Dünyadaki bakır madenlerinin ortalama tenörü, yani çıkarılan kayadaki saf bakır oranı, 1991’den bu yana yaklaşık yüzde 40 geriledi, dolayısıyla aynı miktar metal için giderek daha fazla kaya işlemek gerekiyor. Son otuz beş yılda keşfedilen bakır yataklarının yalnızca yüzde 5’i son on yılda bulundu, yani keşif hattı da inceliyor. Yeni bir yatağın keşiften üretime geçmesi ortalama on yedi yılı buluyor, sıfırdan kurulan bir madende bu süre küresel ölçekte on sekiz, ruhsatlandırmanın ağır olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) otuz yıla kadar uzuyor. Geliştirme aşamasındaki proje kapasitesi, önümüzdeki on yılın talebini karşılamak için gerekenin çok altında kalıyor. Bu tabloda arz, fiyat ne olursa olsun kısa vadede esneyemez, çünkü bir madeni açmak bir siparişi karşılamaya benzemez.

Talep tarafında ise itki, birkaç yıl öncesine göre yer değiştirmiş durumda. Elektrikli araç satışları 2026’da soğudu, ikinci çeyrekte ABD’de yıllık bazda yüzde 20’den fazla geriledi, dolayısıyla bakır talebinin baş sürücüsü artık burada değil. Onun yerini şebeke ve güç altyapısı aldı, tek başına 2030’a kadar bakır talep artışının yüzde 60’ından fazlasını bu kalem taşıyor. Buna yapay zeka veri merkezleri, savunma harcamaları ve şebeke ölçekli enerji depolaması ekleniyor, hepsi de tüketici talebine göre çok daha az dalgalı kalemler. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre bakır talebi 2050’ye doğru belirgin biçimde artmaya devam ediyor, S&P Global’in Ocak 2026 tarihli çalışması ise talebin 2040’ta 42 milyon tona, yani bugünkü seviyenin yaklaşık yüzde 50 üzerine çıkacağını ve ortaya çıkacak açığın sistemik bir risk oluşturduğunu belirtiyor.

Bu talebin neden bu kadar bakır yoğun olduğunu birkaç rakam anlatıyor. Bir elektrikli araç geleneksel bir araca göre iki ila üç kat, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir sistemler ise megavat başına fosil yakıtlı sistemlerin on iki katına varan bakır kullanıyor. Yapay zeka veri merkezleri megavat başına yirmi ila kırk ton bakır gerektiriyor, tek bir hiperölçekli tesis orta-büyük bir madenin yıllık üretimi kadar, yaklaşık elli bin ton metal tüketebiliyor. Burada dürüst olmak gerekiyor, kısa vade henüz kıtlık aşamasında değil, hatta Uluslararası Bakır Çalışma Grubu’nun (ICSG) Nisan 2026 tahmini 2026 ve 2027 için ılımlı bir arz fazlası öngörüyor, dönüm noktası 2029-2030 civarında, sistemik açık ise 2035 sonrasında bekleniyor. Bugünkü fiyat bu tablonun sebebi olmaktan çok belirtisi, dolayısıyla onu bir gösterge olarak okumak gerekiyor. Bakır Temmuz ortasında yaklaşık 6,22 dolar/libre ve Londra Metal Borsası’nda (LME) 13.300 dolar/ton dolayında, Mayıs zirvesinden geri çekilmiş durumda, tahminlerdeki 15.000 dolarlık seviyeyi kimi kurum 2027 başına kimi 2035’e koyuyor.

Satınalmanın Üç Basamaklı Yanıtı

Bu tabloya satınalmanın verebileceği yanıt, birbirinin üzerine binen üç basamaklı bir merdiven biçiminde kuruluyor. Basamaklar yükseldikçe hem kaldıraç artıyor hem de gereken bilgi ve donanım. Çoğu satınalma masası bu merdivenin en alt basamağında duruyor ve orayı yeterli sanıyor. Oysa yapısal bir açıkta asıl korunma üst basamaklarda kuruluyor. Merdiveni yukarı çıkabilen alıcı hacmini güvenceye alıyor, en alt basamakta kalan ise fiyat oynadıkça açıkta kalıyor.

Tepkisel Basamak, Fiyatı ve Volatiliteyi Yönetmek

Merdivenin ilk basamağı fiyatın kendisini yönetmekle ilgili. Vadeli işlemlerle pozisyon hedge etmek, sözleşmelere fiyat düzeltme klozları koymak, kritik kalemlerde tampon stok tutmak bu basamağın araçları. Bunlar gerekli ve çoğu masa günlük işini burada görüyor, çünkü fiyat dalgalanmasının bütçeye yansımasını yumuşatıyorlar. Ama bu araçların hepsi bir ortak sınıra takılıyor, semptomu yönetiyorlar, altta yatan erişim riskine dokunmuyorlar. Bir sonraki teslimatın fiyatını sabitleyebilirsiniz, ama o teslimatın var olacağını bu araçlar garanti etmez. Tepkisel basamak bu yüzden gerekli bir zemin, tek başına alındığında ise eksik bir yanıt.

İlişkisel Basamak: Erişimi Güvenceye Almak

İkinci basamak fiyattan erişime geçiyor. Buranın araçları uzun vadeli alım ve offtake anlaşmaları, stratejik tedarikçi ortaklıkları ve tedarikçinin öncelikli olarak çalışmak istediği alıcı konumuna gelmek. Mantık, spot piyasanın ve en düşük teklif refleksinin ötesine geçip arz daraldığında ilk teslim edilen taraf olmaya dayanıyor. Yapısal bir açıkta asıl kıt olan hacmin kendisi olduğundan, pazarlık gücü zamanla alıcıdan tedarikçiye doğru kayıyor. Bu ortamda güvenilir ve öngörülebilir bir uzun vadeli alıcı olmak, tek başına hacimli olmaktan daha ağır basıyor. Tedarikçinin gözünde tercih edilen müşteri konumu, arz kıtlaştığında teslimat sırasında öne geçmenin somut karşılığı haline geliyor.

Yapısal Basamak: Talebi ve Tasarımı Yeniden Kurmak

En üst basamak, ihtiyacın kendisini yeniden tasarlamakla ilgili. Teknik olarak uygun olan yerde ikame devreye giriyor, bazı uygulamalarda bakırın yerini alüminyum alabiliyor, ama bunun iletkenlik kaynaklı net bir sınırı var ve nerede işe yaradığı nerede yaramadığı ayrımı iyi kurulmadan atılacak bir adım olmuyor. İkamenin yanında metal yoğunluğunu düşürmek, yani aynı işlevi daha az bakırla görecek biçimde tasarlamak da bu basamağa giriyor. Bakırın bir özelliği burayı ayrıca güçlü kılıyor, kaç kez geri dönüştürülürse dönüştürülsün iletkenliğinin tamamını koruyor, dolayısıyla hurda ve geri dönüşüm gerçek bir hammadde kaynağı olarak kurgulanabiliyor. Tedarik güvenliğini ürünün şartname ve tasarım aşamasında gözetmek, sipariş anına bırakmaktan çok daha fazlasını sağlıyor ve bu basamağın özünü oluşturuyor. Satınalmanın kaldıracı tasarım masasında en yüksek, sipariş anında en düşük seviyede, çünkü bir kez tasarlanan ürün hangi metale ne kadar bağımlı olacağını da tasarlamış oluyor.

Orta Ölçekli Türk Alıcı İçin Karşılık

Bu merdivenin çoğu basamağı küresel ölçekli oyuncular için yazılmış gibi görünebilir, oysa orta ölçekli bir Türk alıcı da her basamakta gerçek bir hamleye sahip. Maden hissesi almak ya da devasa offtake sözleşmeleri imzalamak çoğu firma için erişilemez olsa da, birkaç alıcının konsorsiyum kurup toplu alımla ölçek yaratması mümkün. Eritici ve tedarikçi nezdinde öngörülebilir ve düzenli bir alıcı olarak tercih edilen müşteri konumunu inşa etmek, hacmi tek başına büyük olmayan bir firma için bile ulaşılabilir. Hurda toplama ve geri dönüşümü bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıp kendi içine besleyen bir hammadde stratejisine çevirmek, belki de en somut kaldıraç. Bunların hiçbiri maden satın almayı gerektirmiyor, hepsi ilişkisel ve yapısal basamaklarda duruyor.

Türkiye bağlamında bir ayrımı da eklemek gerekiyor. Batarya mineralleri tarafında, örneğin lityum ve kobaltta, ülke neredeyse tümüyle ithalata bağımlı ve bu kalemlerde alıcının eli görece zayıf. Bakırda tablo daha farklı, çünkü Türkiye’nin yerli maden ve izabe kapasitesi bu metalde daha oturmuş durumda, dolayısıyla Türk alıcının kaldıracı salt kıtlıktan çok ilişkisel ve yapısal basamaklarda toplanıyor. Bu da yerli tedarikçiyle uzun vadeli ve öngörülebilir bir ilişki kurmayı, hurda döngüsünü yakınında tutmayı ve tasarım aşamasında metal bağımlılığını yönetmeyi Türk alıcı için özellikle anlamlı hale getiriyor. Küresel açık tablosu buraya, erken konumlanana avantaj sağlayan bir zemin olarak yansıyor.

Sonuç

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Bakır Ve Elektrifikasyon Metallerinde Yapısal Açık Emtia Değil Strateji SorunuBakırdaki açık, geçici bir fiyat sıçramasının ötesinde, önümüzdeki on yılın ikinci yarısında belirginleşecek yapısal bir kesinlik. Bu yüzden onu bir bütçe kalemi gibi yönetmek, sorunu göründüğünden küçük tutmak anlamına geliyor. Bakırı bir fiyat pazarlığından bir stratejik erişim sorununa çeviren ve merdivenin üst basamaklarını çıkacak bilgi ve donanımı kuran alıcı, arz daraldığında hacmini elinde tutuyor. Bu donanımı kuramayan alıcı ise, fiyatı ne kadar iyi hedge ederse etsin, yapısal olarak açıkta kalıyor. Bakır artık ne kadar iyi pazarlık ettiğinizin değil, erişimi ne kadar iyi tasarladığınızın metali, ve bu tasarımı yapabilmek başlı başına bir yetkinlik meselesi.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma, tedarik zinciri, sürdürü Filo Yönetimi, Turquality, fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.