Kamu Kurum ve Kuruluşlarının İthalatı
Remzi AKÇİN
UGM Yönetim Kurulu Başkanı

Ekonomik özgürlük kavramı, insanların serbestçe ekonomik faaliyetlerde bulunabilmesi, kendi kaynaklarına serbestçe yön verebilmesine imkan verilmesini ifade eder. İnsanın öncelikle yeryüzünde varlığını sürdürecek, ardından hayatını anlamlı kılacak insani faaliyetlerde bulunması son derece doğaldır. Bu anlamda insanları hayata bağlayan beşeri etkinliklerin belki de en başında, ekonomik faaliyetler gelmektedir.
Ekonomik faaliyet denince ilk akla gelen, serbest ticarettir. Serbest ticaret, serbest piyasa ekonomisinin temel kurumlarından biridir. Serbest piyasa ancak ticaretin yasaklama ve kısıtlamalardan uzak serbestçe yapılabilmesiyle oluşabilir.
Serbest ticaretin olmazsa olmazı ise tercih özgürlüğüdür. Tercih özgürlüğü, tüketicilerin sınırlı bütçelerini alternatif ihtiyaçlar arasında tahsis ederken serbestçe hareket edebilmesi, dolayısıyla paralarını istedikleri mal ve hizmetlere harcayabilme hakkıdır.
Tercih özgürlüğü beraberinde girişim özgürlüğünü getirir. Girişim özgürlüğü üreticilerin ya da girişimcilerin ellerindeki kaynakları istedikleri mal ve hizmetlerin üretimine tahsis edebilmesi; dolayısıyla, ne, ne kadar, nasıl, ne zaman ve nerede üreteceklerine kendilerinin karar verebilmesi anlamına gelmektedir.
Tercih özgürlüğü ve girişim özgürlüğü, üretimde ve ticarette rekabeti getirir. Rekabet, piyasadaki firmaların kalitede ve fiyatta yarışmalarını sağlar. Bu bağlamda serbest piyasa ekonomisinde piyasaya giriş ve çıkışlar engellenmez; kârlı sektörlere yeni firmalar girerken, zararların arttığı sektörlerden de bazı firmalar çıkar.
Rejim Serbestisi
Serbest piyasa ekonomisinin bir temel kurumu da serbest ticarettir. Serbest ticaret, kişilerin veya kurumların, üretici ve tüketicilerin, bireyler veya firmaların ürettikleri şeyi istedikleri kişi veya kurumlarla serbestçe mübadele edebilmeleridir.
Doğal olarak serbest piyasa ekonomisinin gümrük işlemlerine yansıması rejim serbestisi şeklinde ortaya çıkar. Ülkemiz dış ticarete dayalı serbest piyasa ekonomisini benimsediği için kural olarak gümrük işlemleri, rejim serbestisi esasına dayanmaktadır. Bunda, gümrük mevzuatımızın Avrupa Birliği gümrük mevzuatına uyumlu olmasının da büyük etkisi bulunmaktadır.
Rejim serbestisi, kişilerin üzerinde tasarruf yetkisi bulunan eşyasını, serbest dolaşıma giriş, ihracat, transit gibi gümrük rejimlerine tabi tutma hakkının olmasıdır. Aynı zamanda, eşyanın gümrük rejimlerine tabi tutulmasını engelleyici uygulamaların da olmaması anlamını taşımaktadır.
Ancak bu serbestliği mutlak serbestlik olarak da değerlendirmemek gerekir. Bazı durumlarda rejim serbestisinin yasaklanması ve kısıtlanması mümkündür.
Kamu İthalatı Neden İzne Tabi?
Rejim serbestisinin aksine, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak ithalat izne tabidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının ithalat yapabilmeleri için Kamu İthalatı İzin Belgesi almaları gerekmektedir. Belge, Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından verilir.
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından temin edilecek eşyanın ithalat yoluyla değil de yerli üretimden karşılanması, aynı zamanda yerli üretimi korumak amacı güdülerek kamu ithalatı izne bağlanmıştır. İznin verilmesinde, ithal edilmek istenen eşyanın yerli üretimden karşılanıp karşılanamayacağı esas alınır.
Ticaret Bakanlığı bu yetkiyi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 445 inci maddesiyle İthalat Genel Müdürlüğü’ne verilen; “kamu kurum ve kuruluşlarına çeşitli mevzuatla verilmiş yetkilerin kullanımında ithalat ile ilgili politikaların uygulanmasına dair esasları düzenlemek ve bu kurumların ithalata ilişkin düzenlemeleri ile ilgili görüş bildirmek” hükmünden almaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak ithalat, “Kamu Kurum ve Kuruluşları Tarafından Yapılacak İthalatta Alınacak İzin Hakkında Tebliğ (İthalat: 2026/15)” ile düzenlenmiştir.
İzin Verilecek ve Verilmeyecek Eşya
Kamu İhale Kanunu kapsamında bulunan kamu kurum ve kuruluşları, ithal edecekleri eşya için “Kamu İthalatı İzin Belgesi” almak zorundadır. Ancak aşağıda sıralanan eşya için izin belgesi alınmasına gerek bulunmamaktadır:
– Kamu kurum ve kuruluşları tarafından “gümrük vergilerinden muafiyet ve istisna” kapsamındaki eşya,
– İthalat Genel Müdürlüğünce Genel Müdürlükçe “İthal Lisansı”, “İzin Belgesi” veya “Uygunluk Yazısı” düzenlenmiş olan eşya,
– Petrol arama ve üretim faaliyetlerinde kullanılmak üzere, ithalatta alınan vergi, resim ve harçlardan istisna olduğunu tevsik eden Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün İthal İzin Belgesine sahip eşya,
– Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü ile Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından ithal edilen eşya,
– Kamu İhale Kanunu uyarınca, yerli malı lehine uygulanan en yüksek orandan daha avantajlı teklife sahip yabancı menşeli malların lehlerine sonuçlanan ihale kapsamı eşya,
– Petrol yağları ve bitümenli minerallerden elde edilen yağlar, petrol gazları ve diğer gazlı hidrokarbonlar, elektrik enerjisi,
– Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ithal edilecek banknot ve benzeri kıymetli evraka mahsus kağıtlar ve banknot mürekkebi.
Diğer taraftan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen, kamu alımlarında yerli malı olma şartı getirilen makine ve ekipman listesi ile yapı malzemeleri listesinde belirtilen eşyanın ise ithalatına izin verilmez.
Ayrıca, Tebliğ ekinde yer alan “Negatif Liste” olarak adlandırılan listede kapsamındaki eşya ithalatına da izin verilmez.
Bunların dışında kalan eşyanın kamu kurum ve kuruluşları tarafından ithal edilmek istenmesi durumunda izin belgesi alınması zorunludur.
İzin Başvurusu
Kamu ithalatı izin belgesi başvuruları e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.
Başvurular, ithalatın ülke ekonomisi yararına düzenlenmesi amacıyla, İthalat Genel Müdürlüğünce ithal eşyanın yerli tedarik koşulları da dikkate alınarak sonuçlandırılır.
Genel Müdürlükçe, ihtiyaç duyulması halinde ilave bilgi ve belge talep edilebilir.
Uygun bulunan başvurular için izin belgesi İthalat Genel Müdürlüğünce elektronik olarak düzenlenir ve başvuru sahibinin başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde, Tek Pencere Sistemi (TPS) üzerinden elektronik ortamda verilen 23 haneli (Örnek: Referans No: 16545419880849000000392/1) belge numarası ile belge tarihi yer alır.
Verilen iznin süresi yıldır, bu süre gerektiğinde 6 ay uzatılabilir.
Kamu İthalatı İzin Belgesinin Takibi
Uygun bulunan başvuru üzerine düzenlenen 0340 (TPS-Kamu İthalatı İzin Belgesi) kodlu belge Gümrük İdaresinin kullandığı Tek Pencere Sistemi (TPS) aracılığıyla gönderilir.
Belge kapsamı eşyanın ithaline yönelik verilen serbest dolaşıma giriş beyannamesinin 44 nolu kutusunun “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında TPS numarası ile belge tarihi beyan edilmesi zorunludur. Aksi takdirde eşyanın ithaline izin verilmez.
İzin belgesi işlemleri bu şekilde tamamlandığından, ayrıca kâğıt ortamında ıslak imzalı belge aranmaz.
Bu yöntemle, izin belgesinin güvenli olarak elektronik ortamda takibi yapılmaktadır.
Sonuç
Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere kamu birbirinin zıddı iki açmaz arasında seçim yapmak zorunda kalmıştır:
– Kamu kaynaklarını daha verimli kullanarak, daha ucuz ithal ürünü alarak vatandaşın vergisinden tasarruf etmek,
– Yerli üreticiyi ve yerli ürünü koruyarak istihdamı ve üretimi desteklemek ancak daha fazla kaynak harcamak.
Kamu pahalı da olsa yerli üründen yana tercih kullanmıştır.
Bununla birlikte, doğrudan kamu alımlarını düzenleyen bu hüküm, yapılan ihale sonucunda ihaleyi kazananın kamuya ithal ürün teslim etmesi şeklinde devre dışı bırakması mümkün değil mi? Hukuken elbette mümkün görünüyor.
Ancak zorunlu olmamakla birlikte buna yönelik önlem alınması da mümkün:
– İhale dokümanında yerli malı teslim zorunluluğu getirilebilir,
– 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince, mal alımı ihalelerinde yerli malı teklif eden isteklilere %15’i aşmayacak oranda fiyat avantajı uygulanabilir.
Ancak nereden bakarsak bakalım, kamu kurum ve kuruluşlarının ithalatının izne bağlanması, daha fazla bedel ödenmesi sonucunu doğurmaktadır.
Remzi AKÇİN
UGM Yönetim Kurulu Başkanı









Şirketler büyüdükçe çoğu zaman görünmeyen bir paradoks ortaya çıkar. Başlangıçta şirketi başarıya taşıyan refleksler, bir süre sonra büyümenin önündeki en büyük engel hâline gelir. İlk müşteriyi bulan, ilk üretim krizini çözen, ilk tedarik sorununu yöneten, ilk ekibi kuran yönetici; şirket büyüdükçe aynı yöntemlerle şirketi taşımaya devam etmek ister. Çünkü bugüne kadar işe yaramıştır. Ancak yönetimin en zor tarafı da tam burada başlar:
Bu sabah, Rusya’nın güneyinde, Krasnodar ve Nevinnomyssk’teki Wildberries lojistik merkezlerinden yükselen dumanlar hala görüntüleniyordu. Bu iki tesis, 18 Temmuz’dan beri ülkenin en büyük e-ticaret pazaryerinin depolarını art arda vuran bir İHA saldırı dalgasının son halkasıydı. Olay ilk bakışta bir güvenlik ya da savaş haberi gibi okunuyor. Oysa satınalma ve tedarik zinciri gözünden bakıldığında bu hikaye, yanan bir deponun çok ötesine geçiyor ve bir ülkenin ticari lojistiğinin mimarisini sorgulatıyor. Asıl risk, tek bir yangının koca bir ülkenin ticaretini bir gecede durdurması değil, o ticaretin bir avuç merkeze sıkışmış bir yapı üzerine kurulu olması ve bu yapının doğası gereği tek bir kırılma noktasına açık kalmasıdır. Giderek genişleyen saldırılar, işte bu kırılganlığı sahada sınıyor.

Franchise uzun yıllar boyunca büyümenin en görünür yolu olarak yani yeni şube açmanın ve yeni yatırımcı kazanmanın bir modeli olarak okundu. Değişen sermaye hareketleri, yatırım anlayışı ve küresel rekabet bu tabloyu son dönemde farklı bir yere taşıdığı görülüyor. Çünkü bugün güçlü franchise markaları sadece yatırımcı aramakla kalmıyor, aynı zamanda güçlü bölgesel operatörlere ulaşmayı, çok şubeli yatırımlarını büyütmeyi ve uzun vadeli kurumsal değer üretmeyi hedefliyorlar.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/IV maddesine göre, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması hallerinde, işe devamsızlığı aynı Kanunun 17’nci maddesindeki bildirim sürelerini aşması durumunda işverene iş sözleşmesini derhal feshetme yetkisi vermiştir. Gözaltı ve tutukluluk süresi bildirim önellerini aşmadıkça iş sözleşmesi işverence derhal feshedilemez.
Doğanay, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın (AI Act) 4. maddesi kapsamında “Yapay Zekâ Okuryazarlığı” yaklaşımının 1 Temmuz 2026 tarihi itibari ile yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, kurumların yalnızca yapay zekâ kullanmasının değil, çalışanlarının bu teknolojiyi bilinçli ve güvenli şekilde kullanmasını sağlamasının da beklendiğini söyledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda Türkiye Çevre Ajansı tarafından yürütülen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sisteminde bireysel toplu iadelere yönelik yeni uygulama başladı. Yüksek miktarda DOA logolu içecek ambalajı biriktiren vatandaşlar, iadelerini Sayma ve Doğrulama Merkezlerine teslim ederek gerçekleştirebilecek.
Yeni rekabet alanı: kimlik, yetki ve birlikte çalışabilirlik
Temmuz ayında e-ticaret şirketlerinin sonbahar ve yılın son çeyreğine yönelik depo planlamalarını hızlandırmasıyla birlikte lojistik depolar yeniden yatırımcıların gündemine geldi. ARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, lojistik depoların değerinin artık yalnızca konum ve büyüklükle değil; teknik altyapısı, operasyonel verimliliği ve sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte değerlendirildiğini söyledi.
ARGE Gayrimenkul Değerleme Süreçlerinden Sorumlu GMY Kemal Cem Onursal, konuyla ilgili olarak “Lojistik depolar artık yalnızca ürünlerin depolandığı yapılar değil, tedarik zincirinin kesintisiz işlemesini sağlayan stratejik merkezler olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle değerleme çalışmalarında yalnızca metrekare büyüklüğü ya da konuma odaklanmak doğru sonuç vermiyor. Mimari plan uygunluğu, zemin taşıma kapasitesi, kat yüksekliği, yangın güvenliği, yükleme altyapısı ve sürdürülebilirlik standartları gibi pek çok kriteri birlikte değerlendiriyoruz. Özellikle Temmuz ayı, e-ticaret şirketlerinin sonbahar operasyonlarına yönelik hazırlıklarını yaptığı bir dönem olduğu için lojistik depo pazarında hareketlilik belirgin şekilde artıyor. Önümüzdeki dönemde otomasyon teknolojilerinin yaygınlaşması, hızlı teslimat beklentilerinin artması ve sürdürülebilirlik hedeflerinin güçlenmesiyle birlikte teknik standartları yüksek lojistik depoların yatırım değerini daha da artıracağını öngörüyoruz. Değerleme süreçlerinde de artık yalnızca bugünkü kullanım koşullarını değil, bir tesisin gelecekte farklı sektörlerin ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verebileceğini de analiz ediyoruz. Bu yaklaşım hem yatırımcıların daha sağlıklı karar almasını sağlıyor hem de lojistik gayrimenkullerin gerçek potansiyelini daha doğru ortaya koyuyor.” dedi.



Bakır uzun süre satınalma masasında sıradan bir emtia gibi görüldü, fiyatı pazarlık edilen, gerektiğinde hedge edilen, sonra da bir kenara bırakılan bir kalem. 2025 tarihli bir Türk akademik çalışması, kritik mineralleri değerlendirirken bakırı hala düşük riskli sütununda konumlandırıyor, gerekçe olarak da üretici ülke çeşitliliğini ve rezervlerin yakın vadede tükenmeyecek oluşunu gösteriyordu. Oysa 2026 boyunca biriken yapısal açık verileri bu değerlendirmeyi sessizce tersine çevirdi. Bugün bakır, fiyatı üzerinde çekişilen bir emtiadan çok, erişimi güvenceye alınması gereken bir malzeme gibi davranmaya başladı. Bu kayma, satınalma biriminin aslında neyi yönettiğini de değiştiriyor.




