Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor?
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik İşletmeler A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkan Vekili
Ekonomik göstergeler, ülkelerin ekonomi yönetimlerine yön gösteren ve izlenecek ekonomi politikalarının belirlenmesinde başvurulan veriler olarak tanımlanabilir. Bu yönde, para politikası veya maliye politikası araçları ile çeşitli önlemler alınabileceği gibi, gerektiğinde parlamentolardan çıkarılacak yasalarla temel yapısal düzenlemeler yapılabilmektedir. Çoğumuzun aşina olduğu bu göstergelerden temel birkaç tanesine bakmakta yarar var.
- GSYİH Büyüme Oranı: Bir ülkenin sınırları içinde bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değerinin, bir önceki yıla göre yüze kaç oranında arttığını veya azaldığını gösteren temel ekonomik göstergedir. Binde düzeyinde birkaç puanlık artışlara rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu oran, ya sabit ya da beş yıl önceki rakamların altında kalmaya devam ediyor.
- Faiz Oranı: Ödünç alınan veya yatırılan bir paranın belirli bir süre sonunda getireceği kârı ya da ödenmesi gereken borç miktarını belirleyen yıllık yüzde olarak ifade edilen katsayıdır. Enflasyon dönemlerinde yükselir, istikrar dönemlerinde düşer. Binde düzeyinde birkaç puanlık düşüşlere rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonomin temel aktörleri olan ülkelerde arzulanan düzeylere düşürülemiyor.
- Enflasyon Oranı: Bir ekonomideki mal ve hizmet fiyatlarının genel düzeyinde bir yıl içinde meydana gelen yüzdelik artış hızıdır. Son beş yıl içinde gelişmiş birkaç ekonomide kontrol altında tutulsa da gelişmekte olan ülkelerde hala çok yüksek düzeylerde oluşuyor.
- İstihdam Oranı: Bir ülkede çalışma çağındaki toplam nüfusun yüzde kaçının aktif olarak çalıştığını gösteren bir göstergedir. Bu oranın düşmesi genel ekonomik verimliliğin de düşmekte olduğuna karine teşkil eder. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmeler görülse de son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerdeki düşüş oranları istenen düzeylere yükseltilemedi.
- Sanayi Üretim Endeksi: Temel girdi ve nihai ürün üreten büyük sanayi kuruluşlarının fiziksel çıktı değişiminin ölçülerek, sanayinin büyüme hızını belirleyen bir endekstir. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmelere rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu endeks de beklentileri karşılayacak düzeylere yükseltilemiyor.
- Üretici Güven Endeksi (Reel Kesim Güven Endeksi): İmalat sanayindeki üreticilerin mevcut ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini ve geleceğe yönelik beklentilerini ölçen öncü bir ekonomik göstergedir. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmeler görülse de son beş yıl içinde küresel ekonomiyi yönlendiren ülkelerde arzulanan düzeylere yükselmedi.
- Tüketici Güven Endeksi: Tüketicilerin kişisel mali durumlarını; ekonominin gidişatına ilişkin mevcut değerlendirmelerini ve gelecek dönem beklentilerini ölçer. Bireylerin harcama ve tasarruf eğilimlerini yansıtır. Son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu endeks beklenen düzeylere yükselemedi.
- Borsa Endeksi: Bir ülkedeki belirli bir borsada işlem gören önemli hisse senetlerinin fiyatlarını ve performanslarını temsil eden endekstir. Genellikle seçilen hisse senetlerinin ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplanan endeksin yükselmesi anılan senetleri piyasaya sunan işletmelerin performansının yükseldiğini, endeksin düşmesi anılan işletmelerin performansının kötüye gittiğini gösterir. Son beş yılda küresel ekonomin birkaç büyük ekonomisi dışında, diğer ülkelerdeki borsa endekslerinde arzulanan düzeyde yükselme yaşanmadı.
- Dış Ticaret Dengesi: bir ülkenin bir yıl içinde yaptığı ihracatın toplam değeri ile toplam ithalatının arasındaki farktır. Arzulanan durum dış ticaret açığının olmaması ve dış ticaret dengesinin sağlanması olmakla birlikte, özellikle gelişme yolundaki ekonomilerde görülen dış ticaret açıkları son beş yıl içinde istenen düzeyde gerilemedi.
Gerek bu endekslerin alt kırılımları olan endeksler gerekse toplumsal ve siyasal unsurları da içeren endekslerin tümünü bir yazı içinde değerlendirmek olası görünmüyor. Ancak, yukarıda sıralananlar bile dünya toplumunun hangi yöne evrilmekte olduğuna ilişkin bir fikir verebiliyor.
Dijital iletişim araçları, robotik cihazlar ve yazılımlar, neredeyse tüm yaşantımızı yönlendirir pozisyon aldı. Çok değil, bundan 40 yıl önce orta boy her işletmede en az bir muhasip, bir iki de banka muameleleri memuru olurdu. İlk dijitalleşen sektör bankacılık sektörü olunca bu görevliler de şirketlerde buhar oldu. Şirketlerin muhasebe departmanlarının ilk işi günlük hasılatı oluşturan fatura veya satış fişi tutarlarını manuel olarak toplayarak eksik gedik olup olmadığını kontrol etmekti. Bugün bu işlemler artık muhasebe yazılımlarının arka planında otomatik olarak gerçekleştiriliyor. Demek ki sadece bu alanda şirketlerde istihdam edilen kişi sayısında en az 4 kişi tasarruf edilmiş oldu.
Aynı tasarruf satış elemanı sayısı düşürülerek de sağlandı. E-posta ve cep telefonları ile yüz yüze görüşme olanakları artınca, müşterileri kapı kapı dolaşma döneminin de sonlarına yaklaşıyoruz demektir. Forklift teknolojisindeki gelişmeler, akıllı akan bant sistemleri lojistik alanında da şirketlere çalışan sayısından tasarruf yapma olanağı sağladı.
Dolayısıyla, ülkelerin 1997’lerin ideal istihdam düzeylerine erişmesi olanaksız gibi görünüyor. İşsizlik parası, ebeveyn evinde yaşama gibi unsurları da göz önüne aldığımızda, “tam istihdam” kavramının yalnız makro iktisat kitaplarındaki teorik bir konu başlığı olarak kalacağı anlaşılıyor.
Öte yandan, 2000 yılından başlamak üzere “tüketici eğilimleri”nde büyük değişimler yaşandığını da gözlemleyebiliyoruz. Önderliğini “Apple” şirketinin kurucusu Steve Jobs’un yaptığı “minimalist” yaşam tarzı, erkekleri bir kot pantolon ve bir siyah tişört ile yetinmeye yönlendirdi. Onlarca takım elbise, değişik renklerde gömlek ve değişik desenlerde yüzlerce kravattan oluşan gardıroplar yerlerini üç siyah tişört ve üç koyu renk pantolonun bulunduğu gardıroplara bıraktı. Bu tarihlerde pahalı kol saatleri ve kravat iğneleri ve kol düğmelerini çoktan tarihe gömülmüştü bile. “Kirli sakal” modası da jilet ve tıraş makinesi piyasasını ciddi şekilde sarsmıştı.
Aynı yıllarda kadınların da “sezonluk moda takibi” içinde olmaktan çıkmaya başladığını gözledik. Bir önceki yıl moda olan bluzu bir sonraki sezon giymek artık ayıplanmıyordu. Topuklu ayakkabılar yerini tabanları püskürtme plastikten mamul spor ayakkabılara bırakmıştı.
Çevreciliğin yükseldiği son yirmi yılda “sürdürülebilirlik”, “yeşil ekonomi”, “döngüsel ekonomi”, “yeşil mutabakat” kavramları toplumlarda ön almaya başladı. Hızlı gelişen teknoloji nedeniyle kısa sürede elden çıkarılan kullanılmış ürünlerden oluşan hurda dağları, devletleri bu konuda önlem almaya yönlendirdi. Karbon piyasaları, sınırda karbon düzenlemeleri, günlük yaşamımıza da etki etmeye başladı. Bundan 10 yıl öncesine kadar, “otomobilini üç yılda bir değiştireceksin kardeşim” şeklinde ifadesini bulan anlayış da değişti ve otomobillerin 5 -10 yıl arasında kullanılması, yadırganmamaya başlandı.
Özcesi, “her arz kendi talebini yaratır” kuralı tarihteki yerini almaya başladı. Küresel ekonominin tüketiciye sunduğu yüzlerce seçenek nedeniyle, isteyen istediği malı üretip istediği fiyattan satamaz hale geldi. Günümüz ekonomisinin kralı, satın alma gücüne sahip tüketici oldu. Dolayısıyla, işletmeler de tüketici eğilimlerine her dönemden daha fazla kulak kabartan bir anlayışı benimsemeye başladı.
Elbette, bölgesel savaşlar, petrol krizleri, pandemik hastalıklar ve doğal afetlerin ekonomiye etkisi olacaktır. Ancak, bunların hiçbirisi yeni tüketici anlayışını tümüyle değiştiremeyecektir. Son beş yılda olumlu yönde ivme kazanmayan ekonomik göstergeler, bu anlayışın yansıması değilse nedir?
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik İşletmeler A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkan Vekili









