E-Ticarette Sahte İndirimler Gerçekten Bitiyor mu? Online Alışverişte Yeni Dönem
E-ticarette 1 Ağustos’ta yeni bir kural seti devreye giriyor. Dayanağı, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Değişiklik 2015 tarihli ana yönetmeliğin on altı ayrı yerine dokunuyor ve indirim reklamlarından sosyal medya paylaşımlarına, yapay zeka içeriklerinden tüketici yorumlarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Uyum için tanınan süre bir ay, yani bu satırların yazıldığı günlerde çoktan işlemeye başlamış durumda.
Zamanlama tesadüf değil. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2025’te e-ticaret hacmi %52,2 artışla 4,57 trilyon liraya, perakende e-ticaret hacmi %51,8 artışla 2,46 trilyon liraya çıktı. E-ticaretin genel ticaret içindeki payı yıl genelinde %19,3 olurken kampanya döneminin yaşandığı kasım ayında %22,4 seviyesine yükseldi. Yeni indirim kuralları, yılın en yoğun indirim sezonundan üç ay önce yürürlüğe giriyor. Buraya kadarı basında yer aldığı biçimiyle doğru. Metnin kendisine indiğinizde ise tablo tek yönlü değil. Aynı yönetmelik bir yandan reklam verenin bildirim yükümlülüklerini belirgin biçimde artırırken, diğer yandan indirim reklamlarında tüketiciyi koruyan fiyat geçmişi penceresini üçte birine indiriyor.
Kılavuzdaki Kurallar Yönetmeliğe Taşındı
Değişikliğin en görünür yönü, dört kavramın ilk kez yönetmelikte tanımlanması. Çevresel beyan, sosyal medya, sosyal medya etkileyicisi ve tüketici değerlendirmeleri artık tanımlar maddesinde kendi bentlerine sahip. Bu kavramlar daha önce Bakanlığın yayımladığı kılavuzlarda dağınık biçimde duruyordu. Sosyal medya etkileyicileri kılavuzu, çevreye ilişkin beyanlar kılavuzu, fiyat bilgisi içeren reklamlar kılavuzu ve tüketici değerlendirmeleri kılavuzundaki hükümlerin önemli bir kısmı şimdi yönetmelik metnine çekilmiş durumda.
Bunun pratik anlamı, dayanağın sertleşmesi. Kılavuz bir yorum ve uygulama aracıdır, yönetmelik ise doğrudan bağlayıcı hükümdür. Bir uyuşmazlıkta daha önce kılavuzun bağlayıcı olup olmadığı tartışılabilirken, yönetmelik hükmü karşısında bu itiraz yolu büyük ölçüde kapanıyor. Reklam Kurulu kararlarına karşı açılan iptal davalarında da tartışma zemini değişiyor. Aynı davranış aynı yaptırıma tabi olsa bile, ihlalin tespiti artık daha az itiraza açık.
On Gün Kuralının Anlatılmayan Tarafı
Düzenlemenin en çok konuşulan başlığı indirim reklamlarındaki referans fiyat. Yeni kurala göre indirimden önceki fiyat, indirimin başlangıç tarihinden önceki on gün içinde uygulanan en düşük fiyat esas alınarak belirlenecek. Sektör temsilcileri bu kuralı sahte indirime karşı bir kazanım olarak sundu. TOBB E-Ticaret Meclisi üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, bir ürünün fiyatını önce yapay olarak yükseltip sonra yüksek oranlı indirim ilan etmenin artık zorlaşacağını, son on günün en düşük fiyatının referans alınmasının kampanyaları daha şeffaf hale getireceğini söyledi.
Bu değerlendirmenin eksik bıraktığı bir nokta var. Söz konusu referans kuralı yeni değil. Şubat 2022’de yapılan bir değişiklikle 1 Mart 2022’den itibaren yürürlükte olan hüküm, indirimden önceki satış fiyatının tespitinde indirimin uygulandığı tarihten önceki otuz gün içinde uygulanan en düşük fiyatın esas alınmasını öngörüyordu. 1 Ağustos’ta yürürlüğe girecek metin, bu süreyi on güne indiriyor. Referans penceresi kısaldıkça, fiyatı yükselttikten sonra indirime girmek için beklenmesi gereken süre de kısalıyor.
Değişikliğin gerekçesi büyük olasılıkla mevzuat içi tutarsızlığın giderilmesi. Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nde 11 Ekim 2025 tarihinde yapılan değişiklikle mağaza etiketleri için süre on güne indirilmiş, ortaya mağazada on gün, çevrim içi reklamda otuz gün işleyen çift başlı bir rejim çıkmıştı. Tek fiyat verisi üzerinden çalışan sistemler açısından bu gerçekten bir uyum sorunuydu. Şimdi iki rejim tek çatıda birleşiyor. Ancak birleşme yukarıya doğru değil aşağıya doğru gerçekleşiyor, yani tutarlılık tüketicinin fiyat hafızasından ödün verilerek sağlanıyor.
Hizmetlerde Geriye Dönük Pencere Kapanıyor
Yeni fıkranın daha az fark edilen bir yönü, malı hizmetten ayırması. On günlük en düşük fiyat testi yalnızca mal satışına ilişkin reklamlarda geçerli. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlere ilişkin reklamlarda ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınacak. Yani bir hizmet için artık geriye dönük bir pencere bulunmuyor, referans doğrudan indirimden hemen önceki fiyat. Tatil paketi, kurs, abonelik, bakım sözleşmesi gibi kalemlerde fiyatı bir gün önce yükseltip ertesi gün indirim ilan etmenin önünde bu maddeden kaynaklanan bir engel kalmıyor.
Karşılaştırma yapmakta fayda var. Avrupa Birliği’nde Fiyat Gösterimi Direktifi’nin Omnibus Direktifi ile eklenen 6a maddesi, önceki fiyatı satıcının indirimin uygulanmasından önceki en az otuz günlük dönemde uyguladığı en düşük fiyat olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı 26 Eylül 2024 tarihli Aldi Süd kararında bu hükmü yorumladı ve reklamda duyurulan indirimin son otuz günün en düşük fiyatı üzerinden hesaplanması gerektiğine, indirimden hemen önceki satış fiyatının referans alınmasının kabul edilemeyeceğine karar verdi. Ülkemizde ise hizmetler bakımından, Avrupa Birliği’nin uygulaması dışındaki bir yöntem benimseniyor.
Bu, düzenlemenin bir kusuru olduğu anlamına mutlaka gelmez. Enflasyonist bir ortamda otuz günlük en düşük fiyat testinin perakendede uygulanabilirliği yıllardır tartışma konusuydu ve fiyatların haftalar içinde değiştiği bir piyasada kuralın satıcıyı fiilen indirim yapamaz duruma soktuğu yönünde ciddi eleştiriler dile getirildi. Tercih savunulabilir. Savunulamayan şey, sürenin kısaltılmasını tüketici koruması olarak sunmak.
Kanal Kuralı, Sadakat Programı ve Koşullu Kampanya
Düzenlemenin gerçekten sıkılaştığı yer indirim maddesinin yeni fıkraları. Bir mal veya hizmet farklı satış kanalları üzerinden satışa sunuluyorsa, indirimden önceki fiyat yalnızca indirimin yapıldığı kanaldaki fiyat dikkate alınarak belirlenecek. Bir satış kanalında uygulanan fiyat, diğer kanallarda yapılacak indirimli satış için esas alınamayacak. Bu, internet sitesindeki fiyatı mağaza indirimine referans yapan yaygın uygulamayı doğrudan kesiyor.
İkinci genişleme sadakat programlarında. Tüketicilerin bir marka veya satıcıyla ilişkisini güçlendirmek ya da satın almayı teşvik etmek amacıyla kurulan sadakat uygulamalarına ilişkin reklamlar, program tüketiciler tarafından kolaylıkla erişilebilir veya kullanılabilir olduğunda indirim maddesi kapsamına giriyor. Üçüncüsü koşullu satış kampanyaları. İndirimi ya da başka bir faydayı belirli miktarda, sayıda, tutarda alışverişe veya belirli bir işlemin gerçekleştirilmesine bağlayan kampanyalar da mal veya hizmetin miktarının gösterilmesine ilişkin düzenlemeler dışında aynı kurallara tabi. Üçü birlikte okunduğunda, tek bir fiyat alanı üzerinden çalışan sistemlerin kanal bazında ayrı fiyat geçmişi tutması gerekiyor.
Influencer Paylaşımlarında Etiketin Yeri ve Biçimi Belirlendi
Yönetmeliğe eklenen 23/A maddesi sosyal medya influencerları (etkileyicileri) aracılığıyla yapılan reklamları düzenliyor. Reklam niteliğinin açıkça belirtilmesi gereken dört durum sayılmış:
- Reklam verene ait mal veya hizmete ya da reklam verene yönlendirme yapılması,
- Reklam verenden maddi kazanç veya ücretsiz ya da indirimli mal veya hizmet gibi fayda sağlanması,
- Reklam verenin mal veya hizmetinin tanıtımı için düzenlenen çekiliş, yarışma veya kampanya içeriklerinin paylaşılması,
- Reklam verenin düzenlediği bir etkinliğe katılım karşılığında menfaat elde edilerek paylaşımda bulunulması.
Bu dörtlü, ücretsiz gönderilen ürünün tanıtımını da, komisyon bağlantısı paylaşımını da, davetli katıldığı lansmanı anlatan içeriği de kapsıyor.
Paylaşımda “Reklam” ya da “Tanıtım” ifadelerinden birine yer vermek zorunlu. Bunun yanında reklam verenin adı veya ticaret unvanı ya da yönetmelikte sayılan açıklama kalıplarından biri yer alacak. Etiketin biçimi de ayrı ayrı düzenlenmiş:
- Paylaşımdaki renklerden ve arka fondan ayırt edilebilir ve kolaylıkla okunabilir olacak,
- Tüketici ekranı kaydırmadan ilk karşılaşma anında görecek,
- Başka etiketler varsa onlardan önce ve açıkça ayırt edilebilir biçimde yer alacak,
- Mecranın ara yüzü dikkate alınarak bir yazı veya simgeyle örtüşmeyecek,
- İçerik birden fazla paylaşıma yayıldığında her birinde tekrar edecek. Yalnızca sesli paylaşımlarda yayının başında ve reklamın öncesinde ilgili ibare kullanılacak.
Bu kuralların ihlali, Reklam Kurulu yaptırımıyla sınırlı bir sonuç doğurmuyor. Sönmez ve Öztürk adlı yazarların, Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 2026 yılı 183. sayısında yayımlanan çalışması, influencer (etkileyici) pazarlamasının Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabet hükümleri kapsamında da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yazarlar, haksız rekabet suçunun failinin tacir olmasının gerekmediği, dürüst rekabeti bozan davranışların herkes tarafından işlenebileceği görüşünü benimsiyor ve buradan etkileyicinin de bu suçun faili olabileceği sonucuna varıyor. Çalışmada, bot hesap satın alarak takipçi sayısını olduğundan fazla göstermenin kendini üstün yetenekli gösterme hali, sahte olumsuz yorum sayısını artırmanın ise kötüleme ve aldatıcı reklam halleri kapsamında değerlendirilebileceği anlatılıyor. İdari para cezası bu tablonun yalnızca bir katmanı, aynı fiil somut olaya göre haksız rekabet davasına ve dolandırıcılığa kadar uzanan bir zincirin başlangıcı olabiliyor.
Yapay Zeka İki Ayrı Kapıdan Giriyor
Yapay zeka yönetmeliğe iki farklı hükümle giriyor ve bu ikisi arasındaki fark uygulamada belirleyici olacak. Birincisi bir bildirim yükümlülüğü. Reklamlarda tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zeka veya başka bir yazılımın kullanılması, yahut yapay zeka teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir biçimde belirtilecek. Yani içerik yapay zeka ile üretilebilir, yeter ki bu belirtilsin.
İkincisi mutlak bir yasak. Gerçek bir kişinin yapay zeka teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı biçimde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamlar yapılamayacak. Burada etiket koymak sorunu çözmüyor, fiil doğrudan yasaklanmış durumda. Tanınmış bir kişinin sesiyle ya da yüzüyle üretilmiş sahte tavsiye videoları son iki yılda yaygınlaştığı için hükmün pratik karşılığı geniş.
Ölçek meselesi burada dikkat çekici. Ticaret Bakanı Sn. Ömer Bolat, Türkiye’de e-ticaret işletmelerinin %75’inin yapay zeka kullandığını açıkladı. Yapay zekanın aramayı ve satın alma sürecini uçtan uca yeniden kurduğu tabloyu daha önce ayrıntılı incelemiştik. Bu oran, yeni bildirim yükümlülüğünün istisnai bir durumu düzenlemediğini, sektörün ana akım pratiğine dokunduğunu gösteriyor. İşletmeler yapay zekayı hangi içerikte kullandıklarını çoğu zaman biliyor, zorlanacakları yer bunu içerik bazında kayıt altında tutmak ve gerektiğinde ispatlamak olacak.

Hedefli Reklamcılık Mevzuata İlk Kez Giriyor
Yönetmeliğe eklenen 25/A maddesiyle hedefli reklamcılık kavramı mevzuata resmi olarak giriyor. Satıcı ve sağlayıcılar ya da bunlar adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcılar tarafından tüketicilerin çevrim içi davranışları, tercihlerine ilişkin geçmiş kayıtları, konum bilgileri, demografik verileri veya benzeri kişisel veriler analiz edilerek belirli kişi veya gruplara özel reklam sunulması bu kapsamda sayılıyor. Faaliyet yasak değil, koşula bağlanmış. Reklamın hangi kriterler kullanılarak ilgili tüketiciye gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin doğrudan ve kolay erişilebilir bilgilerin tüketiciye sunulması gerekiyor.
Çocuklar bakımından kural farklı. Tüketicinin çocuk olduğunun bilindiği veya makul olarak bilinmesinin beklendiği durumlarda, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılamıyor. Burada bir bilme yükümlülüğü kurulmuş ve ilgili platformun çocuk kullanıcı olasılığını hiç düşünmediğini savunması kolay olmayacak. Hükmün Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamındaki aydınlatma ve açık rıza yükümlülükleriyle birlikte okunması gerekiyor, çünkü aynı veri işleme faaliyeti iki ayrı mevzuat altında iki ayrı yükümlülük doğuruyor.
Yorum ve Puan Sistemleri Yeniden Kuruluyor
Tüketici değerlendirmelerine ilişkin madde bütünüyle yeniden yazılmış. İnternet ortamında değerlendirme imkanı sunulduğunda, bu değerlendirmelerin yalnızca ilgili mal veya hizmeti satın alanlar tarafından yapılmasına izin verilecek. Satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan tüketici değerlendirmeleri yayınlanamayacak ve reklamlarda kullanılamayacak. Değerlendirmelerin yayınlanmasına ilişkin esas ve kurallar, yorumların yayınlandığı alanda veya bir bağlantıyla yönlendirilen açılır ekranda tüketiciye gösterilecek. Bu esaslar, değerlendirmeleri yalnızca belirli konularla sınırlayacak biçimde belirlenemeyecek.
Yayın süresi ve sıralama da kurala bağlanmış. Değerlendirmeler, gerekli incelemeler yapıldıktan sonra olumlu – olumsuz ayrımı gözetilmeksizin en az bir yıl süreyle, tarih, değerlendirme notu veya satıcıya göre sıralanma gibi objektif bir ölçüte göre ve herhangi bir yönlendirme yapılmadan yayınlanacak. Yayınlanmasına izin verilmeyen bir değerlendirme varsa buna ilişkin hususlar değerlendirmeyi yapan tüketiciye derhal bildirilecek. Mağduriyetin giderildiği bildirildiğinde bu durum, doğrulama sonrası ilk değerlendirmeyle aynı yerde gecikmeksizin yayınlanacak. Satışı artırmak amacıyla doğru olmayan değerlendirme yapılması için gerçek veya tüzel kişiyle anlaşma yapmak ya da hizmet satın almak açıkça yasaklanmış.
Operasyonel etkisi en sert olan değişiklik ise cevap süresinde. Tüketici şikayetinin yayınlanmasından önce satıcı veya sağlayıcıya tanınan yetmiş iki saatlik süre kırk sekiz saate indirildi ve bu süre içinde cevap verilmezse değerlendirmenin doğrudan yayınlanacağı hükme bağlandı. Kırk sekiz saat, hafta sonuna ve resmi tatile denk gelen bir şikayetin cevapsız kalması için yeterli bir aralık. Şikayet yönetimini mesai günlerine dayalı yürüten yapılar için bu, metin değişikliğiyle çözülecek bir konu değil.
Tüketici (Alışveriş Yapan) Tarafında Ne Değişiyor
Tüketici açısından en somut değişiklik üstü çizili fiyatın anlamında. 1 Ağustos’tan sonra bir maldaki üstü çizili fiyat, o ürünün son on gün içindeki en düşük fiyatını gösteriyor, daha eskisini değil. Yani üç hafta önce daha ucuza satılan bir ürün, bugün gerçek bir indirim olmadan indirimli görünebilir. Hizmet alımlarında ise referans yalnızca indirimden hemen önceki fiyat, dolayısıyla oradaki indirim oranı fiyat geçmişi hakkında neredeyse hiçbir şey söylemiyor. Kanal kuralı nedeniyle bir sitedeki fiyatı görüp mağazadaki indirimi doğrulamak da mümkün değil, iki kanalın fiyat geçmişi ayrı tutuluyor.
Yorum tarafında elde edilen kazanım daha net. Bir ürün sayfasındaki yorumların satın alma doğrulamasına dayanması artık zorunlu hale geliyor. Dolayısıyla doğrulaması yapılmamış mecralardan aktarılan yorumlarla karşılaşma olasılığı azalıyor. Yorumların en az bir yıl tutulması ve objektif ölçüte göre sıralanması, olumsuz yorumların sayfanın dibine itilmesini zorlaştırıyor. Sosyal medyada ise ölçüt basit, paylaşımın ilk göründüğü anda ekranı kaydırmadan bir reklam veya tanıtım ibaresi görünmüyorsa kural ihlal edilmiş olabilir. Çevre iddialarında da soru sorma hakkı güçlendi, çevresel beyan içeren reklamlardaki sertifika ve onayların yetkili kurumlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya akredite ya da bağımsız araştırma ve test kuruluşlarından alınan belgelerle ispatlanması zorunlu. Aykırılık gördüğünde tüketicinin başvurabileceği yer Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu ve Alo 175 hattı.
Satıcı Tarafında Uyum Yükü Nereye Düşüyor?
Yükümlülüklerin ortak yönü, hiçbirinin metin düzeltmesiyle karşılanamaması. Kanal bazında fiyat geçmişi tutmak bir veri mimarisi işi. Satın alma doğrulamasına bağlı yorum sistemi kurmak ve sipariş verisiyle yorum verisini eşleştirmeyi gerektiriyor. Kırk sekiz saatlik cevap döngüsü takvimden bağımsız çalışan bir nöbet düzeni istiyor. Çok mecralı ve çok parçalı içerikte etiket disiplinini korumak, ajans ve etkileyici sözleşmelerinin yeniden yazılmasını gerektiriyor. Hedefli reklam kriterlerini görünür kılmak ise reklam teknolojisi katmanına dokunuyor.
Yaptırım tarafı bu yükü soyut bırakmıyor. Aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalar için uygulanan idari para cezası 2026 yılında 99.339 Lira ile 39.916.524 Lira arasında değişiyor. Cezalar 1 Ocak 2026’dan itibaren %25,49 oranında artırıldı. Uygulama da kağıt üzerinde kalmıyor. Bakanlık verilerine göre 2026’nın ilk yedi ayında yanıltıcı reklam ve haksız ticari uygulamalara ilişkin 21 bini aşkın dosya karara bağlandı ve 185 milyon Liranın üzerinde idari para cezası uygulandı. Bir aylık geçiş süresi, bu ceza bandı karşısında oldukça kısa.
Sektörün Dörtte Üçü Şahıs İşletmesi
Uyum yükünün nereye oturduğu sorusunun cevabı işletme yapısında. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de e-ticaret faaliyetinde bulunan işletmelerin %75’i şahıs işletmesi, %21’i limited şirket ve %4’ü anonim şirket. Kanal bazlı fiyat geçmişi, doğrulamalı yorum altyapısı ve kırk sekiz saatlik cevap döngüsü gibi yükümlülükleri kendi başına karşılayabilecek kesim, bu dağılımın küçük tarafında duruyor. Geri kalanı için tek gerçekçi yol, bu işlevleri hazır sunan bir pazaryeri veya altyapı sağlayıcısının içinde çalışmak.
Doğan Eser’in İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 2025’te kabul edilen yüksek lisans tezi, bu bağımlılığın rekabet hukuku tarafındaki karşılığını inceliyor. Tezin bulgusuna göre Rekabet Kurulu, internet satış kısıtlamalarında Avrupa Birliği’nin esnek yaklaşımından bilinçli olarak ayrışıp daha katı bir tutum benimsiyor ve bu tercihin temelinde Türkiye’deki e-ticaret platformlarının tüketici tercihlerindeki baskın rolü ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin bu platformlara olan bağımlılığı yatıyor. Çalışma buradan bir paradoksa işaret ediyor. Aynı yaklaşım pazaryerlerinin baskın konumunu pekiştirirken, bir yandan da bu işletmelerin pazara erişimini koruyor. Tezin öneriler bölümünde küçük ve orta ölçekli işletmelerin e-ticaret, dijital pazarlama ve veri analizi kapasitelerini geliştirmeye yönelik destek ihtiyacı ayrı bir başlık olarak yer alıyor. Aynı yetkinlik eşiği sorusu, e-ihracat destekleri tarafında da karşımıza çıkıyor.
Yeni yönetmelik bu tablonun üzerine ek bir katman koyuyor. Uyum maliyetinin veri altyapısına bağlanması, altyapısı olanla olmayan arasındaki mesafeyi açıyor ve mevzuata uyum çabası, farkında olunmadan platform bağımlılığını derinleştiren bir mekanizmaya dönüşebiliyor. Sorunun kendisi bir eğitim veya yazılım eksikliği olarak da tanımlanabilir, ancak fiyat geçmişini kanal bazında tutmanın, yorum doğrulamasını sipariş verisine bağlamanın ve yapay zeka kullanım envanteri çıkarmanın hangi yetkinliği gerektirdiği, işletme ölçeğinden bağımsız bir soru. Bu yetkinliğin işletmede bulunup bulunmadığını bugünden ölçmek, 1 Ağustos’tan sonra açılacak bir Reklam Kurulu incelemesiyle öğrenmekten çok daha az maliyetli.
Tartışmada Kimin Sesi Var?
Bakanlık cephesinden verilen mesaj, indirim kampanyalarında tüketicilerin doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi, gerçeği yansıtmayan indirim algısının önüne geçilmesi ve reklam uygulamalarında şeffaflığın artırılması. Sektör tarafında Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği Başkanı Hakan Çevikoğlu düzenlemenin dijital reklamcılıkta şeffaflığı artıracağını, tüketiciyi koruyacağını ve adil rekabeti güçlendireceğini belirtti. Aynı açıklamada bir eleştiri de var. Çevikoğlu, e-ticarette dünyada rekabet şartlarının değiştiğine dikkat çekerek, Türkiye’nin rekabet gücünü korumak için yönetmeliklerle yapılan düzenlemelerin yanı sıra Elektronik Ticaret Kanunu’nun da güncellenmesi gerektiğini söyledi. Yani sektör, yönetmelik düzeyindeki müdahalenin kendi başına yeterli olmadığını düşünüyor.
Üçüncü ses altyapı sağlayıcılarından geliyor ve içeriği tahmin edilebilir. Fiyat geçmişini takip etmenin, tüketici yorumlarını doğrulamanın ve reklam içeriklerini mevzuata uygun hale getirmenin güçlü yazılım altyapısı gerektirdiği, dolayısıyla dijital dönüşüme yatırım yapan işletmelerin öne çıkacağı. Tespit teknik olarak yerinde, ancak bu tespiti dile getirenlerin söz konusu altyapıyı satan taraf olduğu da kayda geçmeli.
Bu tablonun eksiği belirgin. On günlük referans süresi hakkında konuşan taraflar Bakanlık, sektör derneği ve altyapı sağlayıcıları. Tüketici örgütlerinin bu düzenlemeye ilişkin doğrudan bir değerlendirmesine henüz ulaşılamıyor. Otuz günden on güne inen bir korumanın kamuoyunda tüketici kazanımı olarak yer bulabilmesi, tartışmada satıcı tarafının dışında kalan bir sesin bulunmamasıyla doğrudan ilgili.
Ağustos Değil Kasım Sınav Ayı
Yönetmelik dengeli okunduğunda ortaya çıkan tablo şu. Reklamın kim tarafından, hangi araçla ve kime yönelik yapıldığına dair bildirim yükümlülükleri belirgin biçimde genişledi, sosyal medya ve yapay zeka ilk kez doğrudan hüküm altına alındı, yorum sistemleri doğrulamaya bağlandı, indirim kurallarının kapsamı kanal ve kampanya tarafında genişletildi. Bunların hepsi tüketici lehine işleyen değişiklikler. Buna karşılık indirim reklamlarında fiyat geçmişini görünür kılan pencere üçte birine indi ve hizmetlerde tümüyle kapandı.
Kuralın gerçek sınavı ağustos değil kasım. E-ticaretin genel ticaret içindeki payının %22,4’e çıktığı kampanya ayında, on günlük referansın hangi indirim oranlarını mümkün kıldığı görülecek. Reklam Kurulu’nun o dönemde vereceği kararlar, düzenlemenin niyetinden çok pratiğini anlatacak. Elektronik Ticaret Kanunu’nun güncellenmesi tartışması ise açık kalmaya devam ediyor ve bu haliyle yönetmelik, daha büyük bir düzenleme ihtiyacının üzerine konmuş bir ara çözüm görünümünde.
Eğitim: Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvet Önleme Eğitimi
| Eğitim Kapsamı: İnşaat ve altyapı projeleri, stratejik satınalma operasyonları, CAPEX, taşeron ve tedarikçi ilişkileri, bilgi işlem alımları, teknik ofis, bakım-onarım, idari işler, depo, satış ve satınalma süreçleri |
Şirket harcamalarının ve paydaş ilişkilerinin olduğu her yerde risk vardır. Kritik soru şudur:

Para doğru yere mi gidiyor, yoksa şirket sessizce soyuluyor mu? Zamanında görülmeyen kontrol boşlukları ve kirli ilişkiler, bir süre sonra işten çıkarma, ticari dava, ceza dosyası, tazminat ve itibar kaybı olarak geri döner. Rüşvet iddiaları, usulsüzlük söylentileri ve itibar suikastleri şirketin enerjisini içeriden tüketir.
Amaç; usulsüzlük izlerini yakalamak, yapılan ihbarları doğru analiz etmek, ön inceleme ve soruşturma sürecini prosedüre uygun yönetmek, ihale ve sözleşme alanlarındaki riskleri fark etmek ve şirketi mahkeme süreçlerine girmeden önce önlem almaya zorlamaktır. Çünkü önlem zamanında alınmazsa, bedel daha sonra çok daha ağır ödenir.
Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL
Eğitim Süresi: 2 gün
Eğitim Planı:
- Güvenilir Kurumsal Yapı İnşa Etmek
- Kontrol Noktaları ve Yönetim Zafiyetleri
Pratik 1: Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:
Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi
Şüpheli İşlemleri ve Usulsüzlük İzlerini Yakalamak
Pratik 2: Giriş Kalite Kontrolde Rüşvet İddiası: Bir Dava İncelemesi
- Erken Uyarı Sinyalleri ve Kırmızı Bayraklar
- İhbar Hattı ve Bildirim Sürecini Yönetmek
Pratik 3: Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi
- Ön İnceleme, Delil Toplama ve Belge İnceleme
- Mülakat Teknikleri ve Raporlama
- İhale ve Sözleşmelerde Riskli Alanlar
- Tedarikçi Firma Seçimi ve Kirli İlişki Ağları
Pratik 5: Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?
Pratik 6: Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi
- Rüşvet ve Çıkar Çatışmalarını Görmek
Pratik 7: Hediye mi, Rüşvet mi? Tedarikçi İlişkilerinde Üç Şaşırtıcı Dava Örneği
Pratik 8: Satınalma Operasyonlarında Çıkar Çatışması:
Akrabalık Bağı, Geciken Aksiyonlar ve Borç–Alacak Davasına Dönüşen Risk
- Yargı Süreçlerine Hazırlık: İş, Ticaret ve Ceza Mahkemeleri
- Gerçek Örnekler ve Uygulamalı Çalışmalar
Pratik 10: Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı: Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti
Eğitim Öncesi Hazırlık: Pratik çalışmalarda kullanılacak dava dosyalarını eğitimden önce indirip inceleyiniz.
Eğitim Kategorisi: Premium
ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.
Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.
Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.
Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

Prof. Dr. Murat ERDAL – İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Murat ERDAL, sektörel sözleşmelerde alıcı-satıcı ve taşeron ilişkilerinin sahadaki uygulamasını yakından incelemiştir. Ticaret Mahkemelerinde uzun yıllara dayanan bilirkişilik deneyimiyle, sahadaki ticari problemlerin hukuki süreçlerdeki karşılığını değerlendirmiştir. Kontrat yönetimi, ticari risklerin azaltılması ve operasyonel temas noktalarında etik dışı uygulamaların önlenmesi konularında şirketlere değer katar.
Stratejik yönetim perspektifiyle şirketlerin kritik süreçlerini görünür kılar; karar alma, kontrol ve uygulama disiplinini ölçülebilir çıktılarla destekler. Sürdürülebilir büyüme ve tedarik zinciri yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla şirketlere danışmanlık desteği sağlar; kurumsal gelişim programlarını uçtan uca yönetir.
Danışmanlık yaklaşımını, şirketle birlikte değer üretmeye ve kalıcı yönetim disiplini oluşturmaya odaklar.
Kitapları;
- Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi
- Tedarik Zinciri Yönetimi Başarı Hikayeleri
- Entegre Lojistik Yönetimi
- Depo Yönetimi









