Türk Tedarikçinin AB Kamu Alımlarındaki Yeri Tartışılırken Ekonomik Güvenlik İzmir’de Ele Alındı

Satınalma Dergisi
Satınalma Dergisihttps://satinalmadergisi.com
KURUMSAL PAZARDA 13. YIL HABER & LANSMAN: dergi@satinalmadergisi.com REKLAM: reklam@satinalmadergisi.com ABONELİK: abone@satinalmadergisi.com Tel : (546) 740 10 10
spot_imgspot_img

Türk Tedarikçinin AB Kamu Alımlarındaki Yeri Tartışılırken Ekonomik Güvenlik İzmir’de Ele Alındı

Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026’da sunduğu, “Sanayi Hızlandırma Yasası” (Industrial Accelerator Act) teklifi, Avrupa Birliğinde (AB) kamu alımlarına ve kamu desteklerine AB menşei (Made in Europe – Avrupa’da üretilmiş) ve düşük karbon şartı getiriyor. İki şart ürüne göre tek başına ya da birlikte uygulanıyor.

Kapsam, inşaatta ve otomotivde kullanılan çelik, çimento ve alüminyumdan elektrikli ve hibrit araçlara, güneş paneli ve ısı pompası gibi net sıfır teknolojilerine kadar uzanıyor. Komisyona göre kamu alımları, AB’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık %15’ine karşılık geliyor. Teklifin araçlara ilişkin ekine göre kamu alımıyla ya da kamu desteğiyle edinilen bir elektrikli aracın AB’de monte edilmesi ve batarya hariç bileşenlerinin fabrika çıkış değerinin en az %70’inin AB menşeli olması gerekiyor. Oran parçaların değeri üzerinden hesaplandığı için, bir aracın kamu ihalesine ve kamu desteğine uygun sayılıp sayılmayacağı montaj hattından önce, üreticinin parçalarını hangi ülkeden tedarik ettiğine göre belirleniyor.

Gümrük Birliği Ortaklarına Tanınan Eşdeğerlik ve Sınırları

Teklifin 8 ve 9. maddeleri, AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ya da gümrük birliği kurduğu ülkelerden gelen içeriği AB menşeli sayıyor. Komisyon sözcüsü mart ayında, Türk mal ve bileşenlerinin bu hükümler sayesinde kamu desteklerinde ve destek ihalelerinde üye ülke ürünleriyle eşdeğer tutulacağını açıkladı. Buna karşın Gümrük Birliği kamu alımlarını kapsamıyor ve sözcü, Türkiye’nin kamu alım pazarının AB firmalarına yeterince açık olmamasını gerekçe göstererek Türk firmalarının AB’deki kamu ihalelerine doğrudan yüklenici olarak giremeyeceğini belirtti. Türk tedarikçinin AB kamu alımlarındaki yeri, bu durumda yüklenici AB’li firmanın tedarik listesinden geçiyor. Sözcüye göre ihaleyi kazanan AB’li firmanın Türkiye’den aldığı bileşen menşe şartını karşılayacak, AB Konseyi dönem başkanlığının mayıs ayındaki notuna göre de şarta uyum yüklenicinin öz beyanıyla doğrulanacak. Türkiye’nin bugünkü konumunu belirleyen bu eşdeğerlik, teklif üzerindeki tartışmanın merkezine yerleşti.

Avrupa’nın Sınırını Kim Çizecek? Eşdeğer Ülke Listesi Daraltılmak İsteniyor

Fransa ile Almanya, 15-16 Ekim 2026’da Brüksel’deki AB zirvesi sırasında otomotiv için hukuken bağlayıcı olmayan ortak bir pozisyon belirledi. Almanya bu pozisyona varılmadan önce, kamu alımlarında ve desteklerinde Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik tanıyan Avrupa tercihinin, güvenilir AB dışı ortakları da kapsayacak biçimde geniş tutulmasını savunuyordu.

Ortak pozisyon Avrupa tercihini Norveç, İzlanda, İsviçre ve Birleşik Krallık’a, bu ülkelerin AB firmalarına kendi kamu ihalelerinde ve kamu desteklerinde adil erişim tanıyan bir anlaşma imzalaması koşuluyla açıyor ve listede Türkiye’ye yer vermiyor. Avrupa Parlamentosunda teklifi yürüten raportörlerin eylülde sunduğu taslak rapor da AB dışındaki ülkelerin içeriğinin AB menşeli sayılmasını otomatik olmaktan çıkarıp, Komisyon kararına ve bir dizi koşula bağlıyor.

Eşdeğer ülke listesi daralırsa, %70 eşiğini tutturmak isteyen AB’li üretici, Türkiye’den aldığı parçayı bu orana sayamayacak. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği verilerine göre Türkiye 2025’te 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar dolarını AB’ye yaptı, toplamın %38’ini de parça ve bileşen üreten tedarik endüstrisi gerçekleştirdi.

Parça Bazında Menşe Kanıtı ve Tedarik Güvenliği

Teklif, AB menşeini AB’nin Birlik Gümrük Kodu’ndaki tercihli olmayan menşe kurallarına, yani ürünün son esaslı işçiliği gördüğü ülkeye göre belirliyor. Bileşen oranı da bu kurala göre hesaplandığı için araç üreticisi, tedarik ağını parça düzeyinde görünür kılmak zorunda kalıyor. Menşe bilgisi böylece fiyat ve teslim süresiyle birlikte tedarikçiden istenen teklif dosyasına giriyor.

Tedarikçiden menşe beyanını sözleşme şartı olarak isteyen satınalma ekipleri, firmalarının vereceği öz beyanın dayanağını baştan sağlama alabiliyor. Komisyonun 9 Eylül 2026’da sunduğu Kamu Alımları Yasası teklifi de temel hizmet sağlayan kuruluşların sözleşmelerinde tedarik çeşitlendirmesi, stok bulundurma ve tek bir ülkeye ya da tedarikçiye bağımlılığın sınırlanması gibi güvenlik şartlarının konmasına olanak veriyor.

Gümrükte de AB ile Türkiye’nin, güvenilir firmalara verilen yetkilendirilmiş yükümlü statüsünü karşılıklı tanıyan ve 13 Ekim’de AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanan kararı, statü bilgilerinin elektronik değişimi kurulunca uygulanacak ve statü sahiplerinin iki tarafın gümrüklerinde daha az kontrolle karşılaşmasını sağlayacak.

Karşılıklılık Şartı ve Yıl Sonu Takvim

Komisyon, karşılıklılık eksikliği ya da bağımlılık riski gibi gerekçelerle bir ülkeyi gümrük birliği ve serbest ticaret ortaklarına tanınan menşe eşdeğerliğinden çıkarma yetkisini de teklifte kendisine ayırıyor. Parlamento raportörlerinin öne sürdüğü koşullar arasında, AB ürünlerinin o ülkede hukuken ve fiilen yerli ürünle aynı muameleyi görmesi, eşdeğer rekabet ortamı ve Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine uyum da yer alıyor.

Türkiye’de 24 Temmuz 2026’da kabul edilen, 7590 sayılı Kanun da Kamu İhale Kanunu’na eklediği maddeyle, yerli istekliye ve yerli mala tanınan avantajları AB’de yerleşik isteklilere ve AB menşeli mala karşılıklılık esasıyla tanıma yetkisini Cumhurbaşkanına verdi. Parlamentoda komite oylamasının 30 Kasım’da, genel kurul oylamasının aralıkta yapılması bekleniyor. Bu kurallar Brüksel’de AB’nin ekonomik güvenlik hedefleri doğrultusunda yazılıyor ve sonuçları, parçasının AB menşeli sayılıp sayılmayacağını bekleyen Türk tedarikçisini doğrudan ilgilendiriyor. Ege’nin ihracata dönük sanayi kentlerinde de bu süreç yakından izleniyor. GİF–EGİAD panelinde bu konular ele alındı.

Değişen Dünyada Ekonomik Güvenlik

Değişen Dünyada Ekonomik Güvenlik ve Türkiye, GİF–EGİAD Panelinde Ele Alındı

Küresel güç dengelerindeki değişim, jeopolitik rekabet ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesiyle ekonomik güvenliğin Türkiye ve iş dünyası açısından taşıdığı önem, İzmir’de düzenlenen GİF–EGİAD ortak panelinde ele alındı. Türkiye–Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin geleceği, yatırım ve üretim ortamına yönelik riskler ve İzmir’in ekonomik güvenlik perspektifi; diplomasi, araştırma ve iş dünyasının katkılarıyla değerlendirildi.

Global İlişkiler Forumu (GİF) ve Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), “Değişen Dünyada Ekonomik Güvenlik ve Türkiye” başlıklı ortak b ir panel düzenledi. İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda, ekonomik güvenliğin değişen küresel koşullar karşısında Türkiye’nin dış politika, ekonomi ve kalkınma gündemindeki yeri tartışıldı.

GİF İcra Komitesi Başkanı Büyükelçi (E) Timur Söylemez’in açılış konuşmasıyla başlayan panelin moderatörlüğünü gazeteci Barçın Yinanç üstlendi. Panelde; Türkiye’nin eski Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Büyükelçi (E) Selim Yenel, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü Can Selçuki ve EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı konuşmacı olarak yer aldı.

Değişen Dünyada Ekonomik Güvenlik Kapak

Jeopolitik Rekabet ve Ekonomik Güvenliğin Değişen Anlamı

İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde düzenlenen panelde, küresel güç rekabetinin ticaret, yatırım, sanayi politikaları, teknoloji ve tedarik zincirleri üzerindeki etkileri ele alındı. Ülkelerin enerji ve kritik girdilere erişimlerini güvence altına alma, stratejik sektörlerdeki bağımlılıklarını yönetme ve üretim kapasitelerini koruma çabalarının ekonomik güvenliği dış politika ve kalkınma stratejilerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirdiğine dikkat çekildi.

Diğer yandan, ekonomik güvenliğin yalnızca dış şoklara karşı dayanıklılık geliştirmekten ibaret olmadığı; ülkelerin ekonomik ilişkilerinde karar alma serbestisini korumasını ve değişen koşullara uyum sağlayabilmesini de kapsadığı vurgulandı. Türkiye açısından ise uluslararası ekonomik bütünleşmeyi sürdürürken stratejik hareket alanını korumak, üretim ve yatırım kapasitesini güçlendirmek ve küresel belirsizliklere karşı dayanıklılığı artırmak temel meseleler arasında değerlendirildi.

Türkiye–Avrupa Birliği Ekonomik İlişkilerinde Yeni Dönem

Panelin önemli başlıklarından biri, Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik yaklaşımındaki değişimin ve son dönem korumacı politkalarının, Türkiye–AB ilişkilerine olası yansımaları oldu. AB’nin stratejik sektörlerini, sanayi kapasitesini ve tedarik zincirlerini korumaya yönelik politikalarının Türkiye’nin Avrupa’nın üretim ve değer zincirlerindeki konumu açısından yeni riskler doğurduğu belirtildi.

Bu çerçevede, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, sanayi işbirliğinin geliştirilmesi ve Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki yerinin güçlendirilmesi konuları ele alındı. AB’nin sanayi politikaları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yatırım teşviklerinin Türkiye açısından doğuracağı sonuçlar da tartışma kapsamında değerlendirildi.

Türkiye ile AB arasındaki ekonomik bütünleşmenin geleceği bakımından ticaret ve yatırım ilişkilerinin öngörülebilirliğinin korunması önem taşırken, Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik bağlarını derinleştirme hedefi ile değişen küresel güç dengeleri karşısında stratejik hareket alanını koruma ihtiyacı arasındaki ilişki üzerinde duruldu.

Ekonomik Güvenliğe Araştırma ve İş Dünyası Perspektifinden Bakış

Panelde Can Selçuki, EGİAD için İstanbul Ekonomi Araştırma işbirliğiyle hazırlanan bölgesel ekonomik güvenlik çalışmasını ele aldı. İş dünyası ve yatırımcıların değerlendirmelerine dayanan araştırma, yatırım ortamı, finansmana erişim ve şirketlerin karşı karşıya olduğu riskler üzerinden ekonomik güvenlik tartışmasına bölgesel bir perspektif kazandırdı.

Küresel belirsizliklerin ve değişen tedarik zincirlerinin şirketlerin kararlarına etkisi değerlendirilirken, kritik girdilerdeki bağımlılıkların yönetilmesi, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve dış şoklara karşı uyum kapasitesinin güçlendirilmesi gibi konular öne çıktı. Ekonomik güvenliğin, her ürünü ülke içinde üretme hedefiyle sınırlandırılamayacağı; uluslararası bağlantıları ve karşılıklı bağımlılıkları gerçekçi biçimde yönetmenin de bu yaklaşımın parçası olduğu vurgulandı.

EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı ise İzmir ve Ege Bölgesi’ndeki iş dünyasının perspektifini sundu. Küresel ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin yerel üretim, yatırım ve ticaret ortamına yansımaları ele alınırken, değişen tedarik zincirleri, müşterilerin tedarikçilerden artan beklentileri ve dijital ve yeşil dönüşümün şirketlerin rekabet gücü açısından önemi üzerinde duruldu.

İzmir’in sanayi ve ihracat kapasitesi, uluslararası pazarlara erişimi ve üretim altyapısının sunduğu imkânların yanı sıra limanlar, ulaşım bağlantıları ve su kaynakları gibi altyapı unsurlarının bölgesel ekonomik dayanıklılıktaki rolü de gündeme geldi. Küresel ekonomik güvenlik hedef lerinin yerel ölçekte somut karşılık bulabilmesi için bölgenin ihtiyaçlarının ve iş dünyasının beklentilerinin dikkate alınması gerektiği değerlendirildi.

Stratejik Değerlendirmeden Somut Adımlara

Paneldeki değerlendirmeler, ekonomik güvenliğin ulusal politikalarla sınırlı olmayan; şirketlerin risklere hazırlık kapasitesini, tedarik kaynaklarını çeşitlendirebilmesini ve kamu ile özel sektör arasındaki işbirliğini de kapsayan bir alan olduğunu ortaya koydu.

Türkiye’nin değişen küresel ekonomik düzende dayanıklılığını güçlendirmesi için dış politika, ekonomi politikası ve sanayi stratejisi arasında eşgüdüm sağlanması; kritik bağımlılıkların belirlenmesi, ekonomik ortaklıkların çeşitlendirilmesi ve iş dünyasının deneyiminin politika oluşturma süreçlerine yansıtılması önem taşıyor.

GİF ve EGİAD’ın ortaklaşa düzenlediği panel, küresel ekonomik düzenin dönüşüm ünü uluslararası ilişkiler perspektifiyle ele alırken, bu dönüşümün Türkiye’ye ve özellikle İzmir ile Ege Bölgesi’ndeki iş dünyasına yansımalarını da tartışmaya açtı. Toplantı, ekonomik güvenliğin stratejik boyutları ile üretim, yatırım ve ticaret alanlarındaki somut ihtiyaçlar arasında bağlantı kurulmasına katkıda bulundu.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve dijital tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

C-Level Yöneticiler için Müzakere Programları | Satınalma Dergisi

Stratejik Müzakere ve Pazarlık Becerileri Eğitimi | Satınalma Dergisi

Tedarik Zincirlerinde Dayanıklılık ve Stratejik Müzakereler: ABD – Çin Rekabeti | Satınalma Dergisi

Son Dakika Talepleri: Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri | Satınalma Dergisi

Satınalma Dergisi
Satınalma Dergisihttps://satinalmadergisi.com
KURUMSAL PAZARDA 13. YIL HABER & LANSMAN: dergi@satinalmadergisi.com REKLAM: reklam@satinalmadergisi.com ABONELİK: abone@satinalmadergisi.com Tel : (546) 740 10 10

PAYLAŞIMLAR

Lütfen yorumunuzu girin !
Lütfen adınızı giriniz.

Şirketler için Eğitim Kataloğu

📚 Eğitim Kataloğu
Sürdürülebilirlik ve Tedarikçi Ekosistemi
Sektörün Tercihi Yüksek Lisans Programı
Pazarlık Tarzınızı Keşfedin