Çalışana Verilen Değer, Şirket Değerini Artırır

çalışana Verilen Değer, şirket Değerini Artırır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Çalışana Verilen Değer, Şirket Değerini Artırır

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

çalışana Verilen Değer, şirket Değerini Artırır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir organizasyonun başarısını yalnızca finansal sonuçlarla ölçmek eksik olur. Bugünün iş dünyasında şirketlerin gerçek güç kaynaklarından biri artık insan sermayesidir — ve bu sadece insanın varlığı değil, o insana ne kadar değer verildiğidir.

Çalışan, sadece bordroya yazılmış bir isim değildir. Bir birey olarak düşünür, hisseder, katkı üretir, etkiler ve etkilenir. Ve bir şirket “değer veriyorum” dediği anda yalnızca söz söylemiş olmaz; bir bağ kurma eylemi başlatır. Bu bağ, şirketin kültüründen tutun da sürdürülebilirliğine kadar tüm yaşam alanını etkiler.

Değer vermek, “iyi niyet” ile sınırlı kalmamalıdır. Bilinçli bir strateji ve eylem planı ile güçlendirilmelidir. Çünkü gerçekten değer verilen çalışanlar, sadece bireysel performansı yükseltmez; şirketin itibarını, verimliliğini, inovasyon kapasitesini ve takım sinerjisini de olumlu yönde etkiler.

Çalışana Değer Verme, Şirketi Nasıl Güçlendirir?

Bağlılık Yaratır

Çalışanlara değer verildiğini hissettiren şirketlerde bir bağlılık kazanımı olur. Bağlı çalışan, sadece “mesai saatini dolduran” kişi değildir. O, şirkete aidiyet duyan, zor zamanlarda çözüm arayan, kendini şirketin parçası olarak gören bireydir.

Bu bağlılık, şirket içi verimliliği artırır, çalışan devir hızını düşürür ve insan kaynakları maliyetlerini azaltır. Çünkü değer verilen çalışan, yalnızca şirket için çalışmaz; şirketin başarısına yatırım yapar.

Güvenli ve Açık İletişim Ortamı Oluşturur

Değer, sözle değil davranışla desteklendiğinde etkisini gösterir. Çalışanlar fikirlerini paylaşırken çekinmediklerinde, organizasyon daha açık bir iletişim kültürü kurar. Bu tür bir ortamda fikirler daha hızlı test edilir, geri bildirim döngüleri daha etkili işletilir ve sonuçlar daha güçlü olur.

Bir şirketin güçlü olduğu yerde, insanlar fikirlerini çekinmeden ifade edebilir, hatalarını öğrenme fırsatı olarak görebilir ve süreçlere katkı sağlayabilir. Bu da inovasyon potansiyelini artırır.

Motivasyon ve Performans İlişkisi

Değerli hissetmek, motivasyonu doğrudan etkiler. Motivasyon yüksek olan çalışanların performansı da doğal olarak yüksektir. Çünkü insanlar:

Yaptıkları işin takdir edildiğini bilir,

Katkılarının görüldüğünü hisseder,

Süreçlerde söz sahibi olduğunu düşünür.

Bu üç unsuru birlikte yaşatan organizasyonlarda performans sıçramaları sık görülen bir sonuçtur. Ve bu durum, sadece bireyin performansına değil, takım performansına da yansır.

Şirket Kültürü ve Çalışma Atmosferi

Şirket değerini belirleyen en önemli unsurlardan biri kültürdür. Değer verilen bireyler, şirket kültüründe bir “pozitif sürücü” görevi görürler. Bu kişiler:

Ekip arkadaşlarını motive eder,

Sorunları birlikte çözme bilincini geliştirir,

Ortak değerlerin yayılmasına katkı sağlar.

Dolayısıyla şirket kültürü; sadece üst yönetimin belirlediği kurallar bütünü değildir. Aksine, her bireyin davranışıyla şekillenen bir ortak anlayışa dönüşür. Bu anlayış, kurumun dışarıya yansıyan itibarını da etkiler.

Verimlilik ve Çalışma Kalitesi

Birçok lider “daha çok çalışmak = daha çok üretmek” diye düşünür. Oysa gerçek verimlilik bunu aşar. Bir çalışan değer gördüğünde, sadece daha çok çalışmakla kalmaz;

Daha odağını yüksek tutar,

Daha stratejik düşünür,

Süreçleri daha akıllı optimize eder,

Hataları daha çabuk çözer.

Değerli hisseden bir birey, artık sadece “iş yapar” değil; katkı üretir.

Şirket Markasına Dışarıdan Algı

Değer verilen çalışan, markanın içsel elçisidir. Dışarıda şirketin itibarına katkı sağlayan en güçlü güç, zaten şirket içinde değer gören bireylerin kendi çevreleridir. Bu durum;

Potansiyel çalışan adayları için cazibe yaratır,

Müşteriler nezdinde güven algısı oluşturur,

İş ortaklıkları ve ilişkilerde güçlü bir karşılık bulur.

Yani çalışanına değer veren şirket, bir bakıma toplumda da pozitif bir değer yaratan kurum haline gelir.

Değer Vermek, Sürdürülebilir Güçtür

Çalışana değer vermek, sadece içinde “iyi hissettiren bir yaklaşım” değildir; aynı zamanda stratejik bir yatırımdır. Değer verilen çalışan:

Şirkete daha fazla bağlanır,

Daha yüksek performans ortaya koyar,

Yaratıcı çözümler üretir,

Ekip içinde güçlü iletişim sağlar,

Şirket kültürünü olumlu yönde besler.

Ve tüm bunların toplamı, uzun vadede şirketin değerini artıran görünür bir güce dönüşür. Çünkü başarı artık sadece ürün ya da hizmet kalitesiyle ölçülmüyor; aynı zamanda o şirketin insana bakış biçimiyle de değerlendiriliyor.

Bir şirket, çalışanına değer verdiğinde sadece çalışanını motive etmez, sadece verimliliği artırmaz, aynı zamanda kurumun kimliğini güçlendirir. Bu nedenle değeri insan merkezli kurmak, geleceğin sürdürülebilir başarısının temel taşıdır.

çalışana Verilen Değer, şirket Değerini Artırır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEfsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Hannover Messe 2026: Geleceğin Fabrikasına Giden Yol

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Hannover Messe 2026 Geleceğin Fabrikasına Giden Yol

Endüstri Küresel Bir Dönüşümden Geçiyor, Hannover Messe 2026, Yapay Zekâ ve Otomasyonla Geleceğin Fabrikasına Giden Yolu Gösteriyor

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Hannover Messe 2026 Geleceğin Fabrikasına Giden YolKüresel rekabetin, yükselen maliyetlerin ve yapay zekânın da etkisiyle, endüstri tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu yıl 20-24 Nisan tarihleri arasında Hannover’de 79’uncu kez düzenlenecek olan Hannover Messe 2026, şirketlerin bu zorlukları nasıl fırsatlara dönüştürebileceklerini gösterecek. Savunma sektörüne odaklanan yeni tematik yapı, iyileştirilmiş ziyaretçi yönlendirmesi, genişletilen networking olanakları ve yapay zekaya güçlü odaklanma sayesinde fuar, katılımcılara ve ziyaretçilere daha fazla değer ve daha hedef odaklı bir deneyim sağlayacak.

Küresel rekabet, artan maliyet baskısı ve yapay zekânın (AI) hızlanan etkisi, endüstriyi bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş bir dönüşümle karşı karşıya bırakıyor. Bu dönüşüm sürecinde imalat sektöründeki şirketler, yeniliklerini sergileyebilecekleri, bilgi alışverişinde bulunabilecekleri ve en iyi uygulamaları vurgulayabilecekleri bir platforma ihtiyaç duyuyor. Hannover Messe 2026, bu ihtiyaca cevap vererek; otomasyon, dijitalleşme, enerji sistemleri ve araştırmanın rekabet gücünü sağlamak için nasıl birlikte ve uyum içinde çalışabileceğini somut biçimde ortaya koyacak. Bunun yanı sıra fuarda öne çıkan yeni özel alanlardan biri, savunma sanayine yönelik üretim teknolojilerine odaklanacak. Bu özel alandaki katılımcılar, güvenlikten ödün vermeden savunma sanayi üreticilerinin, üretimi en kısa sürede ölçeklendirmelerine yardımcı olacak özel çözümlerini sergileyecekler.

Fuar, otomasyona dayalı dijital ve yapay zekâ odaklı fabrikaya giden yol haritasını gözler önüne seriyor

Yapay zekâ, fuarın tüm alanlarında ortak bir tema olarak öne çıkacak. Bu kapsam, Hannover Messe tarafından düzenlenen yapay zekâ turları, masterclass’lar, forumlar ve networking etkinlikleriyle desteklenecek.

Hannover Messe Istanbul Basın Toplantısında konuşan HANNOVER MESSE Küresel Direktörü Basilios Triantafillos, “Sektörden gelen katılımcılar, HANNOVER MESSE’de bu hızlı endüstriyel dönüşüm aşamasında şirketlerin nasıl başarıya ulaşabileceğine tanık olabilecekler. Makine mühendisliğinden otomotiv ve elektrik endüstrilerine kadar farklı sektörlerin üst düzey yöneticileri fuarda geniş bir yelpazede verimlilik, sürdürülebilirlik, dayanıklılık ve rekabetçiliği destekleyen çözümler bulacak. Bu kapsamda Hannover Messe, otomasyona dayalı dijital ve yapay zekâ odaklı fabrikaya giden yol haritasını gözler önüne serecek. Elektrik mühendisliği, makine mühendisliği, dijital ve enerji sektörlerinden 3 binden fazla şirket, yapay zekânın önemli bir rol oynadığı günümüzün ve geleceğin üretim ve enerji tedarikine yönelik çözümlerini sergileyecek” dedi.

Yapay zekânın, günümüzün belirleyici teknolojik itici gücü olduğunu ve her ölçekten sanayi şirketine yeni olanaklar sunduğunu belirten Triantafillos, “Fuar, katılımcılara uygulamalı yapay zekâ çözümleri ve yapay zekânın üretkenliği nasıl artırabileceğine dair doğrudan bilgiler sunacak” şeklinde konuştu.

“Firmalarımıza dünya ölçeğinde yeni fırsat kapıları açıyoruz”

Dünyanın en köklü ve en etkili fuar organizatörlerinden biri olan Deutsche Messe AG’nin Türkiye’deki resmi temsilcisi olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını söyleyen Hannover Fairs Turkey Genel Müdür Yardımcısı Sayın Belkıs Ertaşkın; sanayi, teknoloji, enerji ve endüstriyel dönüşüm alanlarında Türkiye’yi küresel platformlarla buluşturmaya devam edeceklerini söyledi. Aynı zamanda Deutsche Messe AG’nin dünyanın farklı ülkelerinde düzenlediği fuarlarda Türkiye’den katılımları organize ettiklerini ifade eden Ertaşkın, “Deutsche Messe’nin sahip olduğu uluslararası bilgi birikimi, organizasyon gücü ve vizyonunu, Türkiye sanayisinin üretim gücü ve girişimci ruhuyla bir araya getirerek, firmalarımıza dünya ölçeğinde yeni fırsat kapıları açıyoruz” dedi.

Türkiye, Çin, ABD, Meksika, Singapur, İtalya, Fas, Suudi Arabistan ve Almanya gibi dünyanın birçok ülkesinde sektörlere özel ticaret fuarları düzenleyen Deutsche Messe’nin her yıl binlerce profesyoneli bir araya getirdiğine dikkat çeken Ertaşkın, “Deutsche Messe’nin en güçlü markalarından biri olan Hannover Messe’nin portföyüne, Industrial Transformation markası altında iki yeni fuar daha eklendi. Bu kapsamda Hannover Messe portföyü, Industrial Transformation Africa ve Industrial Transformation Saudi Arabia ile farklı coğrafyalardaki varlığını istikrarlı şekilde güçlendirmeyi sürdürüyor. Türkiye’de başarıyla hayata geçirdiğimiz Win Eurasia ise bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor” diye konuştu.

Hannover Messe 2026’ya Türkiye’den 100’ü Aşkın Firma Katılacak

Bu yıl 79’uncu kez düzenlenecek olan Hannover Messe’nin, köklü geçmişiyle, sanayi dünyasının yönünü belirleyerek, vizyon oluşturduğunu ifade eden Ertaşkın, şöyle konuştu: “Hannover Messe küresel ölçekte etkileşim sağlayan en önemli platformlardan biri. Türk sanayisi açısından da önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda HANNOVER MESSE 2026, firmalarımız için yeni pazarlara erişim, uluslararası iş birlikleri geliştirme, yüksek katma değerli üretimi küresel ölçekte görünür kılma ve küresel tedarik zincirlerinde daha güçlü bir konum elde etme açısından stratejik bir platform. İTO’nun milli katılım organizasyonuyla birlikte Türkiye’den 100’ü aşkın firma ile fuara katılım sağlayacağız. Türk sanayisinin üretim kabiliyeti, mühendislik altyapısı ve inovasyon kapasitesi uluslararası düzeyde net bir şekilde Hannover Messe’de göstermiş olacağız.”

“Hannover Messe dünyanın en prestijli fuarlardan biri”

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Develioğlu ise, 33 yıldır Hannover Messe’ye katıldıklarına dikkat çekti. Bu yıl da fuarda güçlü bir şekilde yer almak için hazırlıklarına güçlü bir şekilde devam ettiklerini söyleyen Develioğlu, “Hannover Messe dünyanın en prestijli fuarlardan biri.  Aynı zamanda Türk iş dünyasının ve üretim gücümüzün sergilendiği bir platform olmaya devam ediyor” dedi.

“Hannover Messe’yi hedeflerimizin stratejik bir parçası olarak görüyoruz”

İTO’nun 144 yıllık geçmişiyle ülke içinde ve küresel ölçekte faaliyetlerine devam ettiğini belirten Develioğlu, “800 bini aşkın üyemizin ihracat ve üretim kapasitelerini artırmak ana gündem maddelerimiz arasında yer alıyor. Hannover Messe’yi de bu ideal ve hedeflerimizin stratejik bir parçası olarak görüyoruz. 2025 yılında gerçekleştirdiğimiz millî katılım organizasyonumuzda beş ayrı salonda yaklaşık 1.500 metrekarelik alanda 61 katılımcı firmamız yer alırken, 66 Türk firması da bireysel olarak katılmıştı. Hannover Messe 2026’da ise, yine beş salonda yaklaşık 1.545 metrekarelik alanda yerimizi almaya hazırlanıyoruz.” diye konuştu.

Fuarın Ortak Teması, Yapay Zekâ

Yapay zekâ, fuarın tüm alanlarında ortak bir tema olarak öne çıkacak. Bu kapsam, HANNOVER MESSE tarafından düzenlenen yapay zekâ turları, masterclass’lar, forumlar ve networking etkinlikleriyle desteklenecek. Katılımcı şirketler arasında AWS, Microsoft, SAP, Schneider Electric ve Siemens gibi küresel teknoloji devlerinin yanı sıra; Beckhoff, Festo, HARTING, ifm, LAPP, Phoenix Contact, Rittal, Schaeffler ve SEW gibi KOBİ segmentinden teknoloji liderleri de yer alacak. Fraunhofer ve Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü (KIT) gibi önde gelen araştırma enstitüleri yarının endüstriyel çözümlerini ana hatlarıyla belirlerken, çeşitli teknoloji alanlarından 200’den fazla start-up da devrim niteliğinde yeniliklerini sergileyecekler.

Yeni Tematik Yapı ve Optimize Edilmiş Ziyaretçi Yönlendirmesi

Hannover Messe HannoverEn önemli yeniliklerden biri olarak, yeniden kurgulanan tematik yapı ve yeni salon düzeni dikkat çekiyor. Bu düzenleme, ziyaretçiler için daha doğrudan bir yönlendirme sağlarken, katılımcı firmalara da doğru hedef kitle için daha yüksek görünürlük kazandıracak. Yeni salon yerleşiminin yanı sıra HANNOVER MESSE 2026, içerik derinliğini daha da artıran yeni bilgi paylaşımı ve networking yaklaşımları sunacak. Bu sayede uzmanlar ve kullanıcılar, belirli zorluklar ve bunlara yönelik çözümler hakkında uygulamaya dönük bir şekilde fikir alışverişinde bulunabilecekler.

Fuar Alanı Üçe Ayrılıyor

Otomasyon ve dijitalleşme hem fiziksel alanlarda hem de içerik açısından birbirine daha yakın konumlandırılırken, bu yaklaşım yazılım ve donanımın giderek iç içe geçtiği güncel sanayi trendini yansıtıyor. Yapay zekâ kontrollü robotlardan veri odaklı üretime, dijitalleşmiş tedarik zincirlerinden akıllı fabrikalara kadar geniş bir perspektif sunuyor. Yeni tematik yapı üç ana sergi alanından oluşacak: Otomasyon & Dijitalleşme, Enerji & Endüstriyel Altyapı ve Araştırma & Teknoloji Transferi.

Konuşmalar ve Paneller Aracılığıyla, Günümüzün En Önemli Sorunları Ele Alınıyor

Endüstri, siyaset ve bilim alanlarından önde gelen isimleri bir araya getirecek olan Center Stage; açılış konuşmaları ve paneller aracılığıyla, “Karbon nötr üretime nasıl geçebiliriz?”, “Endüstriyel değer yaratmada yapay zekâ nasıl bir rol oynuyor?”, “Avrupa ve ortakları kendi egemen teknolojik üstünlüklerini nasıl güvence altına alabilirler?” gibi günümüzün en önemli sorularını ele alacak. Sahnede otomotiv, gıda, mobilya ve kimya sektörleri başta olmak üzere birçok alandan şirket, fabrikalarına dair bilgi vererek üretim süreçlerinde otomasyonu, dijitalleşmeyi ve enerji verimliliğini nasıl tasarladıklarını ve başarıyla uyguladıklarını gösterecekler.

Yeni Özel Alan: “Savunma Üretim Alanı”

Modern teknolojinin güvenlik açısından kritik üretim gereksinimlerini karşılayan yeni “Savunma Üretim Özel Alanı”, aynı zamanda yüksek ölçeklenebilirliği nasıl sağladığını da gösterecek. Savunma sanayindeki şirketler, diğer sanayi sektörlerine benzer zorluklarla karşı karşıya olsa da yeni jeopolitik dönem, kapasitelerini çok kısa sürede hızla artırmalarını gerektiriyor. Bu yeni özel alan şirketlerin güvenlik ve kalitelerinden ödün vermeden bunu nasıl gerçekleştirebileceklerine odaklanacak.

Partner Ülke Brezilya: Stratejik Olarak Önemli Bir Büyüme Ortağı

Tedarik Zinciri Dijital Dönüşüm Danışmanlığı Haber Hannover Messe 2026 Geleceğin Fabrikasına Giden YolLatin Amerika’nın en büyük ekonomisi olan Brezilya, Hannover Messe 2026’nın partner ülkesi olarak fuarın merkezinde yer alacak. Yeşil enerji ve ham maddelerden hızla büyüyen endüstriyel pazara kadar geniş bir potansiyel sunan Brezilya’da, 1.500’ü aşkın Alman şirketi faaliyet gösteriyor ve endüstriyel üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Brezilya ile çalışmanın ticaretin ötesinde bir stratejik ortaklık olduğunun altını çizen Triantafillos, “Küresel gerginliğin yaşandığı zamanlarda, güvenilir ortaklar daha da önemli hale geliyor. Hannover Messe, bu bağları güçlendirmek için ideal bir platform olarak fark yaratacak” dedi.


ŞİRKET EĞİTİMLERİ

FABRİKANIZDA BİRE BİR (1-1) YÖNETİCİ ve GRUP EĞİTİMLERİ

Satınalma Danışmanlığı
Satınalma Danışmanlığı

Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri

Eğitim içeriklerini görmek için başlıkları tıklayınız.

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
 Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

Anahtar Sözcükler: Bütçe, Harcama Analizi, Harcama Tahminlemesi, spend analysis, satış, operasyon planlama, satın alma planlaması, tedarik, senaryo, risk, CAPEX, OPEX, kategori, finans, kredi, tedarikçi, taşeron, fason, öngörü

Laboratuvar Hizmet İhalesinin İşin Başlama Tarihinde Çelişki Olması?

Laboratuvar Hizmet İhalesinin İşin Başlama Tarihinde çelişki Olması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet İhalesinin İşin Başlama Tarihinde Çelişki Olması?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Laboratuvar Hizmet İhalesinin İşin Başlama Tarihinde çelişki Olması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; Sözleşme Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde işin süresinin işe başlama tarihinden itibaren yirmi dört ay olarak belirlendiği, anılan Tasarı’nın 10’uncu maddesinde sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren otuz gün içinde işyeri teslimi yapılarak işe başlanacağının belirtildiği ancak aynı Tasarı’nın 36’ncı maddesinde ise ihale kısımlarında mevcut sözleşmelerin bitimi itibari ile işe başlama yapılacağı şeklinde düzenlemeye yer verildiği, mevcut sözleşmelerin bitiş tarihlerinin taraflarına bildirilmemesi sebebiyle işe başlama tarihi ve çalışılacak gün sayısında belirsiz bir durum ortaya çıktığı, bahse konu düzenlemeler arasında çelişki bulunduğu ve düzenlemelerin ihaleye katılımı engellediği, mevcut ihale dokümanı ile işe başlama tarihi belli olmadığından her türlü maliyetin belirlenmesi ve ihaleye sağlıklı teklif verilmesi ve bu haliyle ihalenin sonuçlandırılmasının mümkün olmadığı, iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; Kamu İhale Genel Tebliği’nin “Hizmet alımlarında işin süresi, işe başlama ve iş bitirme tarihi” başlıklı 80’inci maddesinde “80.1. Hizmet Alımı İhalelerinde Uygulanacak Tip İdari Şartnamelerin “Sözleşmenin Uygulanması ve Diğer Hususlar” başlıklı bölümünde işe başlama ve iş bitirme tarihinin sözleşme tasarısında düzenlendiği belirtilmiştir. Bu çerçevede, Hizmet Alımlarına Ait Tip Sözleşmenin konuya ilişkin “İşin süresi” başlıklı 9 uncu maddesi uyarınca, idarenin işe başlama ve iş bitirme tarihlerini kesin olarak öngördüğü hallerde bu tarihler 9.1. maddesine yazılacak, aksi takdirde bu maddede işin süresinin işe başlama tarihinden itibaren kaç gün ya da ay olduğu belirtilecektir. Tip Sözleşmenin 10.2. maddesi ise işyerinin teslimi ve işe başlama tarihine ilişkin olup, söz konusu madde, 9.1. maddesinde işe başlama ve iş bitirme tarihlerinin kesin olarak belirtilip belirtilmediği ve işyeri teslimi yapılıp yapılmayacağı hususları dikkate alınarak idare tarafından düzenlenecektir. …” açıklaması,

Başvuruya konu ihaleye ait İdari Şartname’nin “İhale konusu işe/alıma ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesinde “2.1. İhale konusu işin/alımın;

a) Adı: 24 Aylık Batı İlçeleri, …….. Devlet Hastanesi, …… Devlet Hastanesi Laboratuvar ve Kan Gazı Hizmet Alımı İhalesi

b) Türü: Hizmet alımı

c) İlgili Uygulama Yönetmeliği: Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği

ç) Miktarı: 24 Aylık 13 Kısım Laboratuvar Hizmet Alımı Ayrıntılı bilgi idari şartnamenin ekinde yer almaktadır.

d) İşin yapılacağı/malın teslim edileceği yer: Müdürlüğümüze bağlı …….Devlet Hastanesi, …….. Devlet Hastanesi, …….. Devlet Hastanesi, …..Devlet Hastanesi, …… Devlet Hastanesi, …….. Devlet Hastanesi, ………. Devlet Hastanesi, …….. Devlet Hastanesi ve …….Devlet Hastanesi ve ……. Devlet Hastanesi” düzenlemesi,

Anılan Şartname’nin “Kısmi teklif verilmesi” başlıklı 20’nci maddesinde “20.1. Bu ihalede kısmi teklif verilebilir.

20.2. Bu ihaledeki kısım sayısı 13 dir. İhale kısımlarına ilişkin koşullar altta düzenlenmiştir;

Bu ihalede kısım sayısı 13 (onüç) olup, İstekliler her bir Kısım için ayrı ayrı teklif verebileceği gibi işin tamamına da teklif verebilir. İsteklilerin teklifleri kısım bazında değerlendirilecektir.” düzenlemesi,

Sözleşme Tasarısı’nın “İşin süresi” başlıklı 9’uncu maddesinde “9.1. İşin süresi, işe başlama tarihinden itibaren 24 (YirmiDört) aydır. 9.2. Bu sözleşmenin uygulanmasında sürelerin hesabı takvim günü esasına göre yapılmıştır.” düzenlemesi,

Anılan Tasarı’nın “İşin yapılma yeri, işyeri teslim ve işe başlama tarihi” başlıklı 10’uncu maddesinde “10.1. İşin yapılacağı yer/yerler: Müdürlüğümüze bağlı ….. Devlet Hastanesi, ……. Devlet Hastanesi, ……… Devlet Hastanesi, ……..Devlet Hastanesi, ……Devlet Hastanesi, ……. Devlet Hastanesi, ……… Devlet Hastanesi, …….Devlet Hastanesi(bağlı Birimleri) ve ……… Devlet Hastanesi. …………. Devlet Hastanesi 10.2. İşyerinin teslimine ilişkin esaslar ve işe başlama tarihi: Sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 (Otuz) gün içinde işyeri teslimi yapılarak işe başlanır. Yüklenici veya vekili ile İdare yetkilisi/yetkilileri arasında düzenlenen işyeri teslim tutanağının imzalanmasıyla yükleniciye işyeri teslimi yapılmış olur. Ancak, işyeri teslim tutanağında, işyeri tesliminin, tutanağın onaylanması halinde gerçekleşmiş olacağının belirtilmesi halinde, tutanağın onaylandığının yükleniciye tebliğ edildiği tarihte işyeri teslimi yapılmış sayılır.” düzenlemesi,

Aynı Tasarı’nın “Diğer hususlar” başlıklı 36’ncı maddesinde “36.1. İhale kısımlarında mevcut sözleşmelerin bitimi itibari ile işe başlama yapılacaktır. …” düzenlemesi bulunmaktadır.

Başvuruya konu ihalenin ……….. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 14.11.2025 tarihinde açık ihale usulü ile gerçekleştirilen “24 Aylık Batı İlçeleri, ……. Devlet Hastanesi, …… Devlet Hastanesi Laboratuvar ve Kan Gazı Hizmet Alımı İhalesi” olduğu, ihalede 42 adet ihale dokümanı indirildiği, 13 kısımdan oluşan ihaleye toplam 17 istekli tarafından teklif sunulduğu, rapor tanzim tarihi itibariyle henüz ihale komisyonu kararı alınmadığı, başvuru sahibinin iddialarının ihale dokümanına yönelik olduğu ve başvuru sahibi tarafından ihaleye teklif sunulmadığı tespit edilmiştir.

Başvuru sahibi tarafından itirazen şikâyet dilekçesinde özetle, Sözleşme Tasarısı’nın 9ve 10’uncu maddesi ile 36’ncı maddesinde işe başlama tarihleriyle ilgili yer verilen düzenlemelerin birbiriyle çeliştiği ve bu durumun teklif verilmesine engel oluşturduğu hususlarına yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre, Hizmet Alımı İhalelerinde Uygulanacak Tip İdari Şartnamelerin “Sözleşmenin Uygulanması ve Diğer Hususlar” başlıklı bölümünde işe başlama ve iş bitirme tarihinin sözleşme tasarısında düzenleneceği, bu çerçevede, Hizmet Alımlarına Ait Tip Sözleşmenin konuya ilişkin “İşin süresi” başlıklı 9’uncu maddesi uyarınca, idarenin işe başlama ve iş bitirme tarihlerini kesin olarak öngördüğü hallerde bu tarihlerin 9.1’inci maddesine yazılacağı, aksi takdirde bu maddede işin süresinin işe başlama tarihinden itibaren kaç gün ya da ay olduğunun belirtileceği, Tip Sözleşme’nin 10.2’nci maddesinde ise 9.1’inci maddede işe başlama ve iş bitirme tarihlerinin kesin olarak belirtilip belirtilmediği ve işyeri teslimi yapılıp yapılmayacağı hususları dikkate alınarak idare tarafından düzenleneceği ifade edilmektedir.

Yapılan incelemede, 13 kısımdan oluşan başvuruya konu ihaleye ait Sözleşme Tasarısı’nın “İşin süresi” başlıklı 9’uncu maddesinde işe başlama ve işi bitirme tarihlerinin kesin olarak belirtilmediği, işin süresinin işe başlama tarihinden itibaren 24 ay olarak düzenlendiği, anılan Tasarı’nın 10.2’nci maddesinde yükleniciye işyeri teslimi yapılmasının öngörüldüğü ve sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün içinde işyeri teslimi yapılarak işe başlanacağının düzenlendiği, aynı Tasarı’nın iddiaya konu edilen 36.1’inci maddesinde ise “İhale kısımlarında mevcut sözleşmelerin bitimi itibari ile işe başlama yapılacaktır.” ifadesine yer verildiği, ancak kısımlar bazında mevcut sözleşmelerin bitim tarihlerine yer verilmediği,

Yukarıda yer verilen tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde, Sözleşme Tasarısı’nda her ne kadar işin süresinin 24 ay olarak düzenlendiği ve iş yeri tesliminin sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılacağı ve işe başlanacağı düzenlenmişse de, ayrıca mevcut sözleşmelerin bitimi itibari ile işe başlama yapılacağı düzenlemesine de yer verildiği; söz konusu 13 kısmın mevcut sözleşmelerinin bitim tarihlerinin Sözleşme Tasarısı’nın diğer hususların düzenlenebileceği 36’ncı maddesi kapsamında idarece spesifik olarak düzenlenebilecekken düzenlenmediği, işin kapsamı ve idarenin ihtiyaçları gereğince iş yeri teslim tarihinin idarece Sözleşme Tasarısı’nın 36’ncı maddesinde, 10’uncu maddesinde belirtilen iş yeri teslim tarihinden farklı olarak belirlenmesine engel bir durum olmamakla birlikte, somut olayda idarece bu tarihlerin dokümanda açıkça belirlenmediği, bu durumun işe başlama tarihlerinde belirsizliğe neden olacağı ve istekliler açısından teklif sunulmasında engel teşkil edeceği tespit edildiğinden, başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu ve ihalenin tüm kısımlarının iptal edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Laboratuvar Hizmet İhalesinin İşin Başlama Tarihinde çelişki Olması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

Güncel Akademik Okumalar I: “Journal of Supply Chain Management”

Güncel Akademik Okumalar I “journal Of Supply Chain Management” Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Güncel Akademik Okumalar I: “Journal of Supply Chain Management”

Dr. Öğr. Üyesi İrfan AKYÜZ

Güncel Akademik Okumalar I “journal Of Supply Chain Management” Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBu ay, tedarik zinciri yönetimi başlığındaki en önemli akademik dergisi ile tanışmaya ne dersiniz? Journal of Supply Chain Management (Tedarik Zinciri Yönetimi Dergisi olarak ifade edilebilir), 1965 yılında “Journal of Purchasing (Satınalma Dergisi) adı ile yayın hayatına başlamıştır. 1974’te Journal of Purchasing and Materials Management (Satınalma ve Materyal Yönetimi Dergisi) olarak adı değişen akademik dergi, 1991 yılında ise International Journal of Purchasing and Materials Management (Uluslararası Satın Alma ve Malzeme Yönetimi Dergisi) ile bir kez daha isim değişikliğine gitmiştir. 1999 yılından itibaren ise, şu andaki adı ile yayın hayatına devam etmektedir.

2026’nın ilk sayısındaki yayınlara (2025 sonu da dahil) ait özet bilgilere yer vermeden evvel, sizlerin talep ve beklentilerine göre, her ay uluslararası bir akademik derginin son sayısına dair çalışmaları paylaşmayı planladığımı ifade etmek isterim. Akademinin seçilecek sosyal bilimler alanlarında (tedarik zinciri yönetimi, pazarlama, satınalma, endüstriyel pazarlama, lojistik vb…) uluslararası çalışmaların neler içerdiği, içeriğin nasıl ele alındığı ve bizlerin bu yayınlardan ne gibi ilhamlar alabileceği gibi başlıkların altı çizilmeye çalışılacaktır.

Bu sayede, hem akademik merak (tez/proje/araştırma konusu belirlemeye yardım) hem de sektörel ipuçları (farklı ülkelerdeki uygulama örnekleri ile) için destek olunacağı düşünülmektedir. Ancak bu gerçekleştirilmeye çalışılırken, ilgili makalelerin detaylarına dokunulmayacak, okuyucunun araştırmacı kimliğinin öne çıkarak makaleyi okuma hevesine yol açacağı varsayılacaktır. Ez cümle, burada balıklar isteyenlerin oltasına yönlendirilecektir.

Ancak her akademik çalışmanın tamamına çeşitli nedenlerden ötürü (tam metin için ekstra ücret talebi, bazı yayınların sadece abonelere özel olması vb.) ulaşılamayacağı için, bazı makaleler özet (abstract) bazı makaleler ise tam metin olarak değerlendirilecektir. Bu bağlamda, bazı çalışmaların daha detaylı olarak ifade edilmesi mümkün olabilirken, bazı çalışmalar ise sadece özetin özeti niteliği taşıyabilecektir. Şimdiden anlayışınıza sığınıyor ve öncelikle özetlerine erişilebilen çalışmalarla yola çıkıyoruz.

Özet Bazlı Çalışmalar

a) Is Time of the Essence? Examining the Impact of Time-to-Owner Notification of Remedies and Dealership Network Size on Automotive Recall Effectiveness

Otomobillerin geri çağrılması, otomobil firmalarının ve hissedarlarının çıkarlarına uygun olarak kabul görmese de, tüketicilerin (sürücülerin) ve yolcuların güvenliği açısından kritik bir başlıktır. Araştırmada, müşterilerin geri çağırmalara erişimi, bunların uygulanmasında bayi ağının büyüklüğü, araç sahiplerine geri çağırma çözümlerinin bildirilme süresi gibi unsurları incelemek için 1221 adet geri çağırma vakası ele alınmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, araç sahipleri araçlarındaki sorun ile ilgili olarak ne kadar hızlı geri çağrılırsa, sürecin olumlu ilerleme eğiliminin arttığı ve bayi ağı büyüklüğünün bu hız ile birlikte değerli olduğu (geri çağırma süresi uzadıkça, bayi ağı büyüklüğü anlamını yitirebilmekte) belirlenmiştir.

b) Minority Identity Signals in a Retail Supply Chain Setting and Consumer Purchase Intentions: The Mediating Role of e‐LSQ Expectations.

Çalışma, e-ticaret ortamında azınlıkların sahip olduğu işletmelere odaklanmaktadır. Literatüre göre, azınlıkların sahip olduğu işletmelerin kendi internet sitelerinde, azınlık temelli bilgiler paylaşması tüketici değerlendirmelerini ve satınalma niyetlerini olumsuz etkilemektedir. Ancak söz konusu işletme, bir perakendecinin internet sitesinde aynı bilgileri paylaştığında, tersi bir durum oluşmaktadır. Bu çalışmada, sinyali gönderenin kimliğinin etkisi, E-Lojistik Hizmet Kalitesi temelinde incelenmiştir. Öz olarak, tüketiciler azınlıkların sahip olduğu işletmelerden daha düşük bir hizmet kalitesi beklentisine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu ise, ilgili işletmelerin perakendecilerle ortaklık kurmalarının önemine işaret etmektedir.

c) Dyadic Information Morphing: A Process Theory of Interorganizational Meaning Transformation in Sustainable Supply Chain Management Initiatives

Tedarik zincirleri koordinasyon, problem çözme ve inovasyonu kolaylaştırmada ortaklar arasındaki ikili bilgi alışverişine dayanan sistemlerdir. Ancak bilgi asimetrisi sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimleri (STZY) için kronik bir sorun olmaya devam etmektedir. İkili bilgi alışverişi esnasında bilgi asimetrisinin nasıl ortaya çıktığına dair ise, literatür doyurucu değildir. Mevcut araştırmada, 47 derinlemesine görüşme, altı adet saha ziyareti ve belge analizleri yardımıyla, STZY’de bilgi asismetrisinin nasıl ortaya çıktığı incelenmiştir.  Yazarlar, mesaja odaklanma, mesajı dönüştürme ve mesajı bağlamından koparma unsurlarını içeren “dyadic information morphing” (ikili bilgi dönüşümü) kavramını öne sürmektedirler.

Tam Metnine Erişilen Çalışmalar

a) An Agile Approach to Sourcing Solutions: Embracing Uncertainty for Strategic Relevance

Finlandiya merkezli gerçekleştirilen yayında, belirsizliğin iş süreçlerine bilinçli olarak eklendiği vaka merkezli bir araştırma yaklaşımı ile satınalma süreçlerinde doğan çeviklik kavramı tedarik zinciri özelinde incelenmektedir. Bu bağlamda inceledikleri vakalardan hareketle, satınalma süreçlerinde çeviklik ile belirsizlik birlikte değerlendirilip, tedarik zincirinde bu iki unsurun etkileşimi değerlendirilmiştir.

b) Buyer Fairness and Supplier Trust: The Moderating Effects of Supplier Dependence From a Motivated Cognition Perspective

Dağıtım adaleti (faydaların nasıl paylaşıldığı) ve süreç adaleti (kararların nasıl alındığı), alıcı – tedarikçi ilişkilerinde güven oluşumunun temel öncülleridir. İngiltere merkezli çalışmada, tedarikçi motivasyonunu şekillendiren temel bir faktör olan tedarikçi bağımlığının alıcı adaleti ve tedarikçi güveni arasındaki ilişkiyi nasıl düzenlendiği incelenmektedir. 374 şirketten anket ile veri toplanmış ve temelde iki sonuca erişilmiştir. Buna göre, alıcı tedarikçi ilişkilerinde adalet – güven bağlantısı kapsamlı bir biçimde değerlendirilmiş; ikinci olaraksa güvenin güdülenmiş bir olgu olduğu ifade edilmiştir.

c) Resolution Tactics of Supplier-Induced Disruptions: A Configurational Approach

Tedarikçiden kaynaklanan aksaklıklar, alıcıların güvenini ciddi biçimde zedeleyebilir. Araştırmalara göre, güvenin yeniden oluşturulmasında dağıtım adaleti ve süreç adaleti önemlidir. Söz konusu adalet türleri uygulamada birlikte kullanılmalarına rağmen, çoğu zaman birbirlerinden bağımsız araştırılmaktadırlar. Bu araştırmada ise, hangi koşullar altında tek bir adalet taktiğinin ya da her iki taktiğin birlikte kullanılmasının başarılı bir güven onarımına yol açtığını incelemektedir.

Araştırmaya zemin olarak Sezgisel Adalet Kuramı (tek bir adalet taktiğinin yeterli olabileceğini ileri sürer) ve Motivasyon – Hijyen Kuramı (dağıtım ve süreç adaletlerinin birlikte kullanılması gerektiğini iddia eder) olmak üzere iki kuramsal bakış açısından yararlanılmıştır. Amerika merkezli araştırmanın deney kısmında 553 satınalma yöneticisinden ve kalitatif kısmında ise 105 yöneticiden veri toplanmıştır.

d) Disintermediation and Reintermediation of Seafood Supply Chains for Social and Ecological Regeneration

Bu makale, teknoloji aracılı tedarik zincirlerinin deniz ürünleri sektöründe ekolojik ve sosyal yenilenmeyi (rejenerasyonu) nasıl teşvik edebileceğini incelemektedir. Çalışma, teknolojik ve ilişkisel yenilikler yoluyla küçük ölçekli balıkçıları tüketicilerle buluşturan ve geleneksel deniz ürünleri tedarik zincirlerinde yaygın olan sosyoekonomik eşitsizlikler ve artan orantısızlık gibi bozulma dinamiklerine karşı koyan Güney Afrikalı bir sosyal girişim olan Abalobi’ye odaklanmaktadır. Bulgular, aracılığın ortadan kaldırılması (teknoloji yoluyla tedarik zincirlerinin kısaltılması) sömürücü yapıları ortadan kaldırmak için gerekli bir ilk adım olsa da tek başına yenilenmeyi teşvik etmek için yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Bunun yerine, Abalobi’nin başarısı yeniden aracılığa bağlıdır: stratejik olarak ilişkisel mekanizmaların getirilmesi ve teşvik yapılarını yeniden düzenleyen yeni pazarların yaratılması. Özellikle, bu önlemler aşırı avlanan türlere olan talebi, değeri düşük, bol miktarda bulunan alternatif türlere yönlendirerek hem ekolojik sürdürülebilirliği hem de adil geçim kaynaklarını teşvik etmektedir. Bu makale, yeni bir iki aşamalı süreç modelini açıklayarak literatüre katkıda bulunmaktadır: (1) bozucu dinamikleri kesintiye uğratmak için aracılıkların ortadan kaldırılması, ardından (2) sistemik yenilenmeyi başlatmak için aracılıkların yeniden kurulması.

Güney Afrika’da gerçekleştirilen bu araştırmada, derinlemesine görüşmelerden yararlanılmıştır. (15 adet Abalobi yöneticisi, 10 adet balıkçı ve 5 adet kalite kontrol memuru)

e) How Governmental Policies Shape Supply Chain Learning and Responsiveness: A Service Triad Approach to Higher Education

Yükseköğretim kurumları, öğrenci eğiterek, araştırmaları sürdürerek ve yeniliği teşvik ederek geleceği şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere toplumlar, iklim değişikliği, sosyal ve ekonomik eşitsizlik ve jeopolitik gerilimler gibi zorlu sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların çözümü için yükseköğretim kurumları dahil tüm paydaşların birlikte çalışması ve kaynaklarını bir araya getirerek ortak çözümler üretmesi gerekmektedir.

Güncel Akademik Okumalar I “journal Of Supply Chain Management” Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBu araştırma, yükseköğretimi koordine etmeye yönelik hükümet politikalarının üniversitelerin öğrenimini ve toplumsal ihtiyaçlara yanıt verme yeteneğini nasıl etkilediğini incelemektedir. Araştırmada, 2018 – 2024 yılları arasında derinlemesine görüşmeleri (toplamda 150’den fazla görüşme) ve belge taramalarını (yasal düzenlemeler vb.) içeren karma bir metodoloji ile veri toplanmıştır.

Dr. Öğr. Üyesi İrfan AKYÜZ

 

Kaynakça

Aminoff, A., Lorentz, H., Kazantsev, N., & Marttinen, T. (2025). An Agile Approach to Sourcing Solutions: Embracing Uncertainty for Strategic Relevance. Journal of Supply Chain Management.

Chen, J., Lewis, M., & Liyanage, N. (2025). Buyer fairness and supplier trust: The moderating effects of supplier dependence from a motivated cognition perspective. Journal of Supply Chain Management.

Cheng, L., Wang, Q., Craighead, C. W., Li, J. J., & Jensen, M. (2025). Resolution Tactics of Supplier‐Induced Disruptions: A Configurational Approach. Journal of Supply Chain Management.

Meyer, C., Luiz, J. M., Grutter, A., & Parker, H. (2025). Disintermediation and Reintermediation of Seafood Supply Chains for Social and Ecological Regeneration. Journal of Supply Chain Management.

Mir, S., Hofer, C., & Thomas, S. P. (2025). Minority Identity Signals in a Retail Supply Chain Setting and Consumer Purchase Intentions: The Mediating Role of e‐LSQ Expectations. Journal of Supply Chain Management.

Moshtari, M., & Seepma, A. P. (2025). How Governmental Policies Shape Supply Chain Learning and Responsiveness: A Service Triad Approach to Higher Education. Journal of Supply Chain Management.

Prior, D. D., & Widmer, T. (2025). Dyadic Information Morphing: A Process Theory of Interorganizational Meaning Transformation in Sustainable Supply Chain Management Initiatives. Journal of Supply Chain Management.

Verghese, A. J., Peng, X., Narayanan, A., Shah, R., & Venkataraman, S. (2025). Is Time of the Essence? Examining the Impact of Time‐to‐Owner Notification of Remedies and Dealership Network Size on Automotive Recall Effectiveness. Journal of Supply Chain Management.

Yapay Zekâ Yorgunluğu: Her Şeyi AI’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca mı?

Yapay Zekâ Yorgunluğu Her şeyi Ai’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yapay Zekâ Yorgunluğu: Her Şeyi AI’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca mı?

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

olgar.ataseven@profesia.com.tr

Yapay Zekâ Yorgunluğu Her şeyi Ai’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBir yıl önce yapay zekâdan konuşurken sesimiz daha yüksekti. Heyecanlıydık. Umutluyduk. Biraz da aceleciydik. “AI her şeyi çözecek” diyorduk. Kararları hızlandıracak, verimliliği artıracak, insanı yükünden kurtaracaktı. Bugün ise garip bir sessizlik var. Kimse yüksek sesle söylemiyor ama birçok yönetici aynı duyguyu paylaşıyor: yapay zeka yorgunluğu.

Daha çok araç kullanıyoruz ama daha az net düşünüyoruz. Daha hızlı üretiyoruz ama daha çok kontrol ediyoruz. Daha fazla öneri alıyoruz ama karar vermek hiç olmadığı kadar zor.

Toplantılarda artık şu cümle sık duyuluyor:  “AI böyle diyor ama…”

İşte o “ama”, bu yazının tam merkezinde duruyor.

Bu bir teknoloji karşıtlığı yazısı değil. Aksine, yapay zekânın iş dünyasında ne kadar güçlü bir kaldıraç olduğunu uzun zamandır savunanlardan biriyim. Ama bugün başka bir noktadayız. Artık “AI ne yapabilir?” sorusundan çok daha kritik bir soruyla yüz yüzeyiz: Biz neyi yapmayı bırakmamalıyız?

Yeni Bir Yorgunluk Türü

Geçen yazımda “karar alma yorgunluğu”ndan bahsetmiştim. Şimdi ise farklı bir boyutu konuşalım. Yapay zekâ yorgunluğu! Bu, klasik anlamda bir teknoloji yorgunluğu değil. Yeni bir yazılımdan sıkılmak ya da yeni bir araca alışamamak da değil. Bu daha derin, daha sessiz ve daha tehlikeli bir durum. Bu, bilişsel bir yorgunluk. Karar vermekten, kontrol etmekten, doğrulamaktan, karşılaştırmaktan yorulmak.

Bugün birçok yönetici sabah bilgisayarını açtığında onlarca AI destekli öneriyle karşılaşıyor. Satış tahminleri, müşteri analizleri, operasyonel öngörüler, pazarlama içgörüleri… Hepsi “daha iyi karar” vaadiyle geliyor. Ama her öneri aynı zamanda yeni bir zihinsel yük demek:

  • “Buna güvenebilir miyim?”
  • “Bağlamı doğru okudu mu?”
  • “Yanlış çıkarsa sorumluluk kimde?”

Yani AI karar yükünü azaltmadı; karar yükünün şeklini değiştirdi.

Neden Vaad Edildiği Kadar Rahatlatmadı?

Burada temel bir yanılgı var. Daha hızlı çıktı almak, daha iyi düşünmek anlamına gelmiyor. Yapay zekâ üretimi hızlandırdı ama düşünme sürecini sadeleştirmedi.

Aksine, çoğu zaman ikinci bir kontrol katmanı yarattı. İnsan zihni, AI çıktısını sorgulamak zorunda hissediyor. Bu da şu anlama geliyor: Eskiden bir karar veriyorduk, şimdi iki kez düşünüyoruz. Bir kez biz, bir kez makine. Bu noktada birçok yönetici şunu fark etmeye başladı:
AI zaman kazandırıyor ama zihinsel ferahlık sağlamıyor.

Çünkü zihni yoran şey sadece iş yükü değil aynı zamanda belirsizliktir. Sorumluluğun muğlaklaşmasıdır. Ve AI tam da bu alanlarda yeni sorular doğuruyor. Yapay zekâ yorgunluğu kurumlarda yüksek sesle konuşulmuyor. Ama belirtileri çok tanıdık.

Her sürece AI ekleniyor. “Kullanalım” baskısı, “neden kullanalım” sorusunun önüne geçiyor. Strateji, teknolojinin hızına yetişmeye çalışıyor. Çalışanlar ise bir yandan heyecanlı, bir yandan temkinli. Bu bağlamda, 3 tip çalışan modeli ile karşılaşıyoruz.

  • Bazıları AI’ı gerçekten kullanıyor.
  • Bazıları kullanıyormuş gibi yapıyor.
  • Bazıları da sessizce direniyor.

Yöneticiler tarafında ise başka bir tablo var. Dışarıya karşı “AI-first” mesajları verilirken, içeride ciddi bir güvensizlik hissi dolaşıyor. Çünkü kimse şunu açıkça söylemek istemiyor:
“Bu kadar otomasyonun içinde, kontrolü kaybetmekten korkuyorum.”

Her Şeyi AI’a Bırakmanın Görünmeyen Bedeli

En büyük risk, yapay zekânın hata yapması değil. En büyük risk, insanın karar kasının körelmesi. Karar vermek bir kas gibidir. Kullanıldıkça güçlenir. Devredildikçe zayıflar. Bugün bazı organizasyonlarda kararlar yavaş yavaş makinelere “öneri” adı altında devrediliyor. Sorumluluk ise belirsizleşiyor. “Algoritma böyle dedi” cümlesi ilk başta rahatlatıcıdır. Ama uzun vadede liderliği aşındırır. Çünkü liderlik, sadece doğru kararı almak değil; o kararın sorumluluğunu taşımaktır. Bir noktadan sonra şu soruyla karşılaşırsınız: Yanlış bir karar alındığında kimi sorgulayacağız? Modeli mi? Veriyi mi? Yoksa artık karar almayan insanı mı?

Destek mi, Devir mi?

Burada AI kullanımında çok ince bir çizgi üzerinde hareket ediyoruz. AI’ı destek için mi yoksa herşeyi ona devir etmek için mi? kullanacağız? İşte, buradaki ince çizgi hayati önemde. Yapay zekâ karar destek sistemi olarak kullanıldığında müthiş bir güçtür. Ama karar devir sistemine dönüştüğünde ciddi bir risk üretir.

Hangi kararlar AI ile desteklenebilir? Benim tarafımda cevap net: Tekrarlayan, operasyonel, veri yoğun kararlar.

Peki, hangi kararlar insanda kalmalı? Kesinlikle, stratejik yön, etik tercihler, kültürel etkisi olan kararlar.

Burada size verdiğim ayrım, şirketinizde net değilse, yorgunluk kaçınılmazdır. Çünkü insan zihni, en çok, kendisine ait olmayan ama sorumluluğu üzerinde kalan kararlardan yorulur.

Bu noktadan sonra dijital olgunluğu konuşmamız gerekir. Dijital olarak olgun kurumlar, yapay zekâyı sınırsızca kullananlar değildir. Nerede duracaklarını bilenlerdir. Az ama doğru kullananlardır. Yani her zaman dediğim gibi dijitalleşme stratejisi olmadan AI yani yapay zeka da sizin sırtınıza yük olur. Bugün bazı global şirketlerin AI kullanımını bilinçli biçimde sınırladığını görüyoruz. “Human-in-the-loop” yaklaşımı tam da bu yüzden öne çıkıyor. İnsan, sürecin dışında değil; merkezinde kalıyor. Amaç hız değil, berraklık kazanmak. Amaç otomasyon değil, anlamlı kararlar almak.

Yeni Liderlik Sınavı

Bugünün liderleri için yeni bir sınav var. Artık sadece teknolojiyi yönetmek yetmiyor. Kendini ve ekibini koruyabilmek de liderliğin parçası. Her yeni araca “evet” demek cesaret değil. Bazen “hayır” diyebilmek daha büyük bir liderlik göstergesi. Çünkü gerçek cesaret, trendin hızına kapılmadan yön tayin edebilmektir. Yapay zekâ çağında liderliğin yeni tanımı şuna yaklaşıyor: Teknolojiyi kullanan değil, teknolojinin insan üzerindeki etkisini yöneten lider. İşte bu lider tipi asıl rekabeti yönetebilen kişi oluyor. Çünkü bugün rekabet avantajı daha fazla AI kullanmakta değil. Daha pahalı sistemler ve donanımlar kurmakta hiç değil. Asıl avantaj, zihinsel kapasitesini koruyabilen organizasyonlarda.

Daha berrak düşünebilen, daha az ama daha doğru karar alan, insan sezgisini ve bağlam okuma yetisini kaybetmeyen kurumlar öne çıkacak. Çünkü teknoloji herkes için erişilebilir. Ama akıl sağlığı, odak ve karar kalitesi herkes için değil.

Belki de artık “Yapay zekâ ne yapabilir?” sorusunun yerine şu soruyu sormanın zamanı geldi: “Biz neyi yapmayı bırakmamalıyız?”

Ben kendi tarafımda buna cevap vereyim: Kesinlikle bırakmamız gerekenler listem 4 maddeden oluşuyor:

  • Düşünmeyi,
  • Sorumluluk almayı,
  • Bağlamı okumayı,
  • İnsan kalmayı bırakmamalıyız.

Yapay zekâ güçlü bir araç. Ama direksiyonu tamamen ona bırakırsak, tabi ki görüntüde hızlanabiliriz; ama hızlı giderken yönümüzü de rahatlıkla kaybedebiliriz. Akıllı olmak, her şeyi makineye bırakmak değildir. Akıllı olmak, ne zaman ve nerede duracağını bilmektir.

Yapay Zekâ Yorgunluğu Her şeyi Ai’a Bırakmak Gerçekten Akıllıca Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemOlgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

olgar.ataseven@profesia.com.tr

 

İşçinin Temel Ücreti Düşürülüp Ücret Eklerinin Artırılması Esaslı Değişiklik Sayılır mı?

İşçinin Temel ücreti Düşürülüp ücret Eklerinin Artırılması Esaslı Değişiklik Sayılır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İşçinin Temel Ücreti Düşürülüp Ücret Eklerinin Artırılması Esaslı Değişiklik Sayılır mı?

Lütfi İNCİROĞLU

İşçinin Temel ücreti Düşürülüp ücret Eklerinin Artırılması Esaslı Değişiklik Sayılır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem4857 sayılı İş Kanunu, yasal olarak günlük ve haftalık çalışma sürelerinin daha aşağı sınırlara indirilmesi, işverene düşen herhangi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ya da yasa hükümlerinden birinin uygulanması nedenlerine veya sonuçlarına dayanılarak her ne şekilde olursa olsun işçi üc­retlerinden indirim yapılamayacağını hüküm altına almıştır.

İşveren, ücret şartlarında tek yanlı değişiklikler yapamaz. Böyle bir de­ğişiklik söz konusu olduğunda, değişiklikten önceki durum işçi lehine ise, değişiklikten sonraki durumla karşılaştırma yapılarak, aradaki farkın işçiye ödenmesi gereklidir. Bunun gibi, işyerinde yapılan iş değerlendirmesi sonu­cunda yine işçi aleyhine bir durum ortaya çıkarsa, işveren, işçinin kazanılmış haklarını ortadan kaldırıcı biçimde hareket edemez. Özellikle iş değerlendir­mesi sonucu ücretlerde indirim söz konusu olacaksa, aradaki fark yine işçi tarafından istenebilir.

Bundan başka, ücret sisteminde yine tek yanlı olarak işverence deği­şiklik yapıldığında, örneğin aylık ücret sisteminden, gündelik ücret uygula­masına geçildiğinde işçi aleyhine bir durum ortaya çıkarsa, işçinin dava yolu ile aradaki farkı talep hakkı doğar.

Öte yandan, iş sözleşmesinde, her iş günü çalışacağı kararlaştırılarak işe alınmış bir işçinin, bazı günler çalıştırılıp, bazı günler çalıştırılmaması du­rumunda da ücretinden bir indirim yapılabilmesi söz konusu olmaz.

Yüksek mahkemenin görüşleri de bu yöndedir. ”4857 sayılı İş Ka­nunu’nun 62 nci maddesine göre, “Her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hüküm­lerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerin­den her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz.”. Maddedeki düzenleme emredici niteliktedir.” denilmektedir [1].

Peki işverenlerin işçinin temel ücretini düşürüp, ücret eklerinin artırılması yönünde bir uygulama yapması halinde, bu durum esaslı değişiklik olarak kabul edilebilir mi? Elbette ki, yararlılık ilkesi gereğince temel ücretin düşürülmesi karşısında ücret eklerinin artırılması işçi lehine bir ücret artışına sebep olmuşsa burada esaslı değişiklikten bahsetmek mümkün olmaz. Ayrıca objektiflik ölçütü açısından da işçi yararına bir sonucun gerçekleşmesi halinde, bu durum işçi lehine yorumlanmalı ve esaslı değişiklik olarak değerlendirilmemelidir.

Yargıtay’ın konuyla ilgili verdiği bir karara göre, “… da­vacı işçinin iş sözleşmesinin altıncı maddesi uyarınca aylık 876,00 TL ücret ile işe başladığı, kısa bir süre sonra sendika üyesi olup işyerinde uygulan­makta olan toplu iş sözleşmesinden yararlandığı ancak davacının toplu iş söz­leşmesi hükümleri uyarınca günlük yevmiyesinin, iş sözleşmesi ile belirlenen yevmiyesinin altında kaldığı anlaşılmıştır.

Öncelikle davacının günlük ücretinin üyesi olduğu sendikanın taraf ol­duğu ve işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesi ile düşürüldüğün­den bir başka deyişle işverenin tek taraflı olarak ücreti düşürdüğünden söz edilemeyeceğinden İş Kanunu’nun 62 nci maddesinin somut olayda uygulanması mümkün değildir. Mahkemenin bu yöndeki gerekçesi hatalıdır.

Bununla birlikte kök ücretin düşürülmesi, tarafların anlaşması ya da düzen ilkesi gereği toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca mümkündür. Ancak davacıya ait bordrolar incelendiğinde aylık ücreti yanında ikra­miye, ilave tediye, iş güçlüğü tazminatı, bakım tazminatı gibi sürekli nitelikte tahakkuk eden ücret ve ücret ekleri ilave edildiğinde iş sözleşmesinde belir­lenen ücretin üstünde bir ücret almaya başladığı, eş deyişle toplu iş sözleş­mesi ile ücretinde artış olduğu görülmektedir.

Yararlılık ilkesinin, bireysel ve toplu iş sözleşmesindeki aynı amaca yönelik hükümlerinin gruplandırılarak yapılan bu karşılaştırma neticesinde, işçinin bireysel iş sözleşmesine nazaran çok daha fazla avantajlı bir konuma geldiği görülmüştür. Objektiflik ölçütü açısından da işçi yararına bir sonucun gerçekleştiği açıkça görülmektedir. Böyle olunca, işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük çıplak ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin uygulanmasını istemesi mümkün değildir.

Görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından 2822 sayılı Kanunun 6/2. fıkrasının (6356 sayılı Kanunun 34/2. fıkrası) mutlak emredici nitelikte olup kök ücretin toplu iş sözleşmesi ile düşürülemeyeceği, toplu iş sözleşmesi ile tanınan sosyal hakların sürekli nitelikte olmadığı, zira kök ücretin düşü­rülmesi halinde bu sosyal hakların kök ücret üzerinden hesaplanıp ödendiği, dolayısıyla işçinin iradesi dışında kök ücretin düşürülmesinin isabetli olma­dığı, bu hususta Hukuk Genel Kurulundan geçen emsal kararlar olup yararlı­lık ilkesinin esas alındığı ve kök ücretin düşürülemeyeceğinin kabul edildiği, kök ücretin düşürülmesinin İş Kanunu’nun 22 ve 62 nci maddelerine aykırı ol­duğu belirtilerek, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği yö­nünde görüş bildirilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, ön­ceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır”[2].

İşçinin Temel ücreti Düşürülüp ücret Eklerinin Artırılması Esaslı Değişiklik Sayılır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak işçinin kök ücreti düşürülürken ücret ekleri artırılmışsa ve işçi aylık ücretinin üstünde bir ücret almaya hak kazanmışsa bu durum işçi lehine yorumlanmalı ve esaslı değişiklik olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü, yararlılık ilkesi gereğince temel ücretin düşürülmesi karşısında ücret eklerinin artırılması işçi lehine bir ücret artışına sebep olmuşsa burada esaslı değişiklikten bahsetmek mümkün olmaz. Ayrıca objektiflik ölçütü açısından da işçi yararına bir sonucun gerçekleşmesi halinde, bu durum işçi lehine yorumlanmalı ve esaslı değişiklik olarak değerlendirilmemelidir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y9HD.25.04.2016 T., E.2016/12449, K.2016/10241 Legalbank.

[2] YHGK, 03.05.2017 T., E.2017/22-887, K.2017-885 Legalbank.

Avrupa’da Alüminyumun Stratejik Konumu: Politika Çerçeveleri ve Sanayi Aksiyonları

Avrupa’da Alüminyumun Stratejik Konumu Politika çerçeveleri Ve Sanayi Aksiyonları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Avrupa’da Alüminyumun Stratejik Konumu: Politika Çerçeveleri ve Sanayi Aksiyonları

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

Avrupa’da Alüminyumun Stratejik Konumu Politika çerçeveleri Ve Sanayi Aksiyonları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemAlüminyum, Avrupa sanayisinin hem geleneksel üretim kapasitesi hem de yeşil ve dijital dönüşüm hedefleri açısından kilit bir malzeme konumundadır. Hafifliği, iletkenliği, dayanıklılığı ve neredeyse sınırsız geri dönüştürülebilirliği sayesinde; yenilenebilir enerji altyapılarından elektrikli araçlara, savunma sanayinden havacılığa kadar geniş bir değer zincirinin temel girdisini oluşturmaktadır. Bu özellikler, alüminyumu Avrupa’nın enerji dönüşümü, teknolojik egemenliği ve stratejik özerkliği açısından vazgeçilmez bir unsur haline getirmektedir.

Buna karşın Avrupa Alüminyum Sektörü son yıllarda ciddi yapısal baskılarla karşı karşıyadır. Yüksek ve dalgalı enerji maliyetleri, küresel ölçekte artan rekabet, ticaret politikalarındaki sertleşme ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarının yarattığı belirsizlikler, özellikle birincil üretim kapasitesini zayıflatmaktadır. ABD’de devreye giren yeni tarifeler ve küresel ölçekte hızlanan sanayi politikaları, Avrupa’nın bu alandaki kırılganlığını daha görünür hale getirmiştir. Alüminyumun üretim kapasitesinin kaybedilmesi ise yalnızca sektörün kendisini değil; otomotivden savunmaya, yenilenebilir enerjiden ileri teknoloji üretimine kadar uzanan geniş bir sanayi ekosistemini doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir.

Bu tablo karşısında Avrupa Birliği’nin alüminyuma yaklaşımı, giderek regülasyonların ötesine geçen daha kapsamlı bir strateji arayışına işaret etmektedir. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması -SKDM (Carbon Border Adjustment Mechanism-CBAM), kritik hammaddeler politikası ve yeniden sanayileşme stratejileri bu arayışın farklı boyutlarını yansıtırken, son dönemde öne çıkan inovasyon gündemi alüminyumun geleceğini belirleyecek asıl kaldıraçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Elektrifikasyon, hidrojen bazlı üretim, gelişmiş geri dönüşüm, karbon yakalama ve karbon-sıfır üretim çözümleri teknik olarak büyük ölçüde mevcuttur; temel mesele bu çözümlerin Avrupa içinde sanayi ölçeğine taşınıp taşınamayacağıdır. Dolayısıyla alüminyum stratejisi, çevresel hedeflerin değil, sanayi kapasitesinin, yatırım ortamının ve teknolojik dönüşümün birlikte ele alındığı bir politika alanı haline gelmiştir.

Bu çalışma, Avrupa Birliği’nin alüminyumla ilgili regülasyonları ile European Aluminium tarafından geliştirilen sektör-odaklı aksiyon planlarını birlikte ele alarak, bu iki düzlemin kesişiminde ortaya çıkan fiilî stratejik çerçeveyi analiz etmektedir.

Yeniden Sanayileşme, Stratejik Özerklik ve Alüminyumun Konumu

Pandemi sonrası dönemde yaşanan tedarik zinciri şokları, jeopolitik gerilimler ve artan küresel rekabet, Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarında belirgin bir yön değişimine yol açmıştır. Yeniden sanayileşme stratejisi, ekonomik büyüme ve istihdam yaratma hedeflerinin ötesinde; stratejik özerklik, tedarik güvenliği ve krizlere karşı dayanıklılık arayışının temel araçlarından biri olarak konumlanmaktadır. Bu yeni çerçevede AB’nin amacı, tüm üretimi Avrupa’ya geri taşımaktan ziyade, kritik sektörler ve stratejik girdiler için üretim kabiliyetini korumak ve yeniden inşa etmektir.

Alüminyum, bu yeniden sanayileşme tartışmasının merkezinde yer alan sektörlerden biridir. Geniş kullanım alanı ve yeşil dönüşümdeki vazgeçilmez rolüne rağmen, alüminyum üretimi Avrupa’da yüksek enerji maliyetleri ve küresel rekabet baskısı altında kırılgan bir yapı sergilemektedir. Son yıllarda birincil üretim kapasitesinde yaşanan daralma, yeniden sanayileşme hedeflerinin söylem düzeyinde kalma riskini daha görünür hale getirmektedir. Bu durum, sanayi politikalarının yalnızca normatif hedefler üzerinden değil; somut üretim kapasitesi, enerjiye erişim ve yatırım ortamı üzerinden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Alüminyumun stratejik önemi, temas ettiği geniş ürün ve sektör yelpazesinde açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Otomotiv ve elektrikli araçlardan beyaz eşyaya; inşaat ve yeşil binalardan enerji iletim altyapılarına; savunma, havacılık, gemi ve yat inşasından ambalaj ve ileri mühendislik uygulamalarına kadar uzanan bu yelpaze, alüminyumu modern sanayi ekonomilerinde çok sayıda sektörü eşzamanlı olarak besleyen temel bir girdi haline getirmektedir. Bu çok sektörlü yapı, alüminyumda yaşanacak herhangi bir kapasite kaybının yalnızca metal sektörünü değil, ona bağlı geniş bir sanayi ekosistemini zincirleme biçimde etkileyeceğini göstermektedir. Dolayısıyla alüminyum, Avrupa sanayi politikaları açısından tekil bir sektör değil; çok sayıda stratejik değer zincirini bir arada tutan kritik bir altyapı girdisi olarak değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda alüminyum, Avrupa’nın yeniden sanayileşme stratejisinin pratikte nasıl işleyeceğini gösteren kritik bir örnek sunmaktadır. Alüminyum gibi enerji-yoğun ancak stratejik bir sektörde üretim kapasitesinin korunamaması, yeniden sanayileşme söyleminin uygulama gücünü zayıflatacaktır. Buna karşılık, düşük karbonlu, rekabetçi ve ölçeklenebilir bir üretim modelinin Avrupa’da sürdürülebilmesi, sanayi politikasının yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda yapısal dönüşümü mümkün kılan bir araç olarak işlev gördüğünü ortaya koyacaktır.

Sanayi Politikası Bağlamında Alüminyumun Stratejik Rolü

Avrupa Komisyonu’nun Hammadde Bilgi Sistemi (Raw Materials Information System – RMIS), alüminyum ve diğer kritik hammaddeler için üretim, tedarik, ticaret, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik göstergelerini bütüncül biçimde sunan resmi bir bilgi altyapısıdır. Hem birincil hem de ikincil (geri dönüştürülmüş) hammadde akışlarını izleyen bu sistem, AB’nin ham madde politikalarının veriye dayalı olarak tasarlanmasına imkân tanımakta; alüminyum politikası ve SKDM gibi düzenleyici araçların izlenebilir ve karşılaştırılabilir bir zemine oturmasını sağlamaktadır.

Avrupa Birliği’nin son dönemde yeniden şekillenen sanayi politikası, bu doğrultuda, küresel değer zincirlerinden kopmayı hedefleyen bir korumacılıktan ziyade, stratejik bağımlılıkları azaltmaya ve arz güvenliğini yönetecek seçici politika araçları geliştirmeye odaklanmaktadır. Artan jeopolitik rekabet, ekonomik ilişkilerin giderek birer güç aracına dönüşmesi ve tedarik zincirlerinin stratejik bir araç olarak kullanılmaya başlanması, sanayi politikasını stratejik özerklik tartışmasının merkezine taşımıştır. Bu çerçevede sanayi politikası, piyasa düzenleme işlevinin ötesine taşınarak, enerji güvenliği, teknolojik egemenlik ve ekonomik dayanıklılıkla doğrudan ilişkilenen bir politika alanı haline gelmiştir.

Alüminyum sektörüne ilişkin politika tartışmalarında, birincil ve ikincil üretim arasındaki yapısal farkların daha net biçimde ayrıştırılması giderek önem kazanmaktadır. Birincil alüminyum üretimi yüksek enerji yoğunluğu ve dolayısıyla karbon maliyetlerine daha duyarlı bir yapı sergilerken, ikincil (geri dönüştürülmüş) alüminyum üretimi daha düşük enerji ihtiyacı ve karbon profili sayesinde farklı politika araçları ve teşvik mekanizmalarıyla ilişkilendirilmektedir. Bu ayrım, hem SKDM’nin tasarımı hem de ticaret ve sanayi politikalarının etkinliği açısından belirleyici bir çerçeve sunmaktadır.

Enerji piyasası tasarımı, alüminyum sanayisinin rekabetçiliği ve dönüşüm kapasitesi üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Uzun vadeli elektrik tedarik sözleşmeleri, kapasite mekanizmaları ve şebeke kısıtlarının yönetimi, özellikle birincil üretimin Avrupa içinde sürdürülebilirliğini belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla alüminyumun geleceği, yalnızca karbon fiyatlandırma ve ticaret araçlarıyla değil; enerji piyasalarının sanayiye uygun biçimde yapılandırılmasıyla da doğrudan ilişkilidir.

Öte yandan, Avrupa Birliği’nde son yıllarda hızlanan yenilenebilir enerji yatırımları ve 2025 itibarıyla rüzgâr ve güneş kaynaklı elektrik üretiminin ilk kez fosil yakıtları aşması, enerji arzının karbonsuzlaşması yönünde yapısal bir dönüşümün başladığına işaret etmektedir. Ancak bu gelişmenin, enerji-yoğun sanayiler açısından rekabetçi ve öngörülebilir fiyatlara tam olarak yansıması, şebeke kapasitesi, esneklik mekanizmaları ve uzun vadeli sanayiye özel enerji düzenlemelerinin etkinliğine bağlı olmaya devam etmektedir.

Bu kapsamda alüminyum, Avrupa’nın yeni sanayi politikası yaklaşımını somutlaştıran kilit sektörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Yüksek enerji yoğunluğu, güçlü ölçek ekonomileri ve ileri teknoloji gereksinimi nedeniyle alüminyum üretimi, küresel ölçekte sınırlı sayıda üretim merkezinde yoğunlaşma eğilimi göstermektedir. Bu kapasitenin kaybedilmesi, metal üretiminin ötesinde; ona bağlı bilgi birikiminin, tedarik ağlarının ve inovasyon ekosistemlerinin kalıcı biçimde başka bölgelere taşınması riskini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle alüminyum, Avrupa’nın uzun vadeli sanayi ve teknoloji kapasitesini şekillendiren stratejik bir varlık niteliği taşımaktadır.

İklim hedefleri ile sanayi kapasitesinin korunması arasındaki denge arayışı, Avrupa Birliği’nin alüminyum özelinde karşı karşıya olduğu temel politika gerilimlerinden birini oluşturmaktadır. Karbon fiyatlandırması, ticaret savunma araçları ve düzenleyici standartlar tek başına uygulandığında, üretimin Avrupa dışına kayma riskini artırabilmektedir. Buna karşılık üretim kapasitesinin korunması, Avrupa’nın yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerinin yapısal temellerini güçlendirmektedir. Bu çerçevede alüminyum, stratejik özerklik tartışmasının özellikle enerji-yoğun sektörler açısından soyut bir kavram olmaktan çıkarak, doğrudan üretim kapasitesi üzerinden sınandığı somut bir politika alanı haline gelmektedir.

Alüminyum Görsel

Alüminyum İçin Avrupa Aksiyon Planı: Stratejiden Uygulamaya

Avrupa Alüminyum Sektörüne yönelik Aksiyon Planı, alüminyumun stratejik öneminin yalnızca politika belgelerinde tanınmasının yeterli olmadığını; bu tanımın somut, eşgüdümlü ve sektöre özgü müdahalelerle desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. European Aluminium tarafından geliştirilen bu çerçeve, alüminyumu Avrupa’nın sanayi, enerji ve iklim hedeflerinin kesişim noktasında konumlanan stratejik bir varlık olarak ele almaktadır. Planın temel yaklaşımı, risklerin yüksek olduğu mevcut konjonktürde dahi uygulanabilir politika araçlarının hâlen mevcut olduğunu göstermektedir.

Aksiyon Planı, Avrupa alüminyum sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal sorunları beş temel öncelik etrafında toplamaktadır.

1. Enerji maliyetleriyle mücadele ve karbonsuzlaşmanın desteklenmesi

Alüminyum üretiminin elektrik-yoğun yapısı dikkate alındığında, düşük karbonlu, güvenilir ve öngörülebilir fiyatlı enerjiye erişim, sektörün rekabetçiliği ve üretim kapasitesinin korunması açısından belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle plan, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasını ve uzun vadeli enerji tedarik mekanizmalarının sanayi lehine tasarlanmasını stratejik bir gereklilik olarak ele almaktadır.

2. Karbon kaçağına karşı korumanın güçlendirilmesi

Aksiyon Planı, SKDM’nin temel hedeflerini desteklemekle birlikte, mevcut tasarımın alüminyum gibi enerji-yoğun sektörlerin özgün koşullarını tam olarak yansıtmadığına dikkat çekmektedir. Dolaylı emisyon maliyetleri, hurda ticaretindeki asimetriler ve küresel piyasa gerçekleri dikkate alınmadan uygulanacak mekanizmaların, küresel emisyonları azaltmak yerine üretimin Avrupa dışına kaymasını hızlandırabileceği vurgulanmaktadır.

3. Alüminyum hurdasının ve döngüsel ekonominin stratejik bir kaynak olarak ele alınması

Alüminyumun defalarca geri dönüştürülebilme özelliği, hem emisyon azaltımı hem de hammadde arz güvenliği açısından önemli bir avantaj sunmaktadır. Ancak hurdanın kontrolsüz biçimde AB dışına yönelmesi, bu potansiyeli zayıflatmakta ve Avrupa’nın döngüsel ekonomi hedefleriyle çelişmektedir. Aksiyon Planı, bu nedenle hurda politikalarının sanayi ve iklim hedefleriyle uyumlu biçimde yeniden ele alınmasını savunmaktadır.

4. Ticaret politikalarında kararlı ve dengeli bir duruşun sağlanması

Küresel ölçekte artan korumacılık, kapasite fazlaları ve sanayi sübvansiyonları karşısında, Avrupa’nın alüminyum üreticilerini haksız rekabete karşı koruyacak etkin ticaret savunma araçlarına ihtiyaç duyduğu açıkça ifade edilmektedir. Bu çerçevede ticaret politikası, çevre ve sanayi politikalarından bağımsız bir alan olarak değil, sanayi stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmaktadır.

5. Avrupa’da üretilen alüminyum ürünlerinin ve değer zincirlerinin yapısal biçimde desteklenmesi

“Avrupa’da üretildi” (Made in Europe) yaklaşımı, yalnızca nihai ürünleri değil; elektrifikasyon ve döngüsellik yatırımlarıyla desteklenen entegre değer zincirlerini, teknik bilgi birikimini, becerileri ve inovasyon kapasitesini kapsamaktadır. Bu çerçeve, Net Sıfır Sanayi Yasası (Net Zero Industry Act), Kritik Hammaddeler Yasası (Critical Raw Materials Act) ve bunlarla bağlantılı sanayi politika araçları birlikte değerlendirildiğinde, alüminyumun Avrupa sanayisindeki rolünün geçici bir müdahale değil, uzun vadeli bir stratejik yönelim olarak ele alındığını ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte “Made in Europe” yaklaşımının hayata geçirilmesi, Avrupa Birliği’nin Dünya Ticaret Örgütü kuralları, devlet yardımları rejimi ve kamu alımları mevzuatıyla çizilen hukuki sınırlar içinde şekillenmektedir. Bu nedenle söz konusu yaklaşım, doğrudan korumacı araçlardan ziyade; finansman mekanizmaları, yatırım teşvikleri, kamu desteklerinin yeniden tasarımı ve değer zinciri temelli politika araçları üzerinden uygulanabilirlik kazanmaktadır. Politika söylemi ile hukuki ve kurumsal uygulanabilirlik arasındaki bu gerilim, alüminyum gibi stratejik sektörlerde sanayi politikasının önemli sınama alanlarından birini oluşturmaktadır.

Alüminyumda Net-Zero Yol Haritası: İnovasyon ve Sanayi Ölçeği

European Aluminium tarafından Ramboll iş birliğiyle hazırlanan Net-Zero by 2050 çalışması, alüminyum sektörünün iklim nötrlüğüne teknik olarak ulaşabileceğini ortaya koymakta ve bu dönüşümün bütüncül bir sanayi ve enerji politikası çerçevesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Çalışmada, 2050 yılına kadar sektörel emisyonların önemli ölçüde azaltılmasının mümkün olduğu; bu sürecin ise düşük karbonlu elektriğe erişim, üretim süreçlerinin elektrifikasyonu, temiz üretim teknolojilerinin devreye alınması ve gelişmiş geri dönüşüm uygulamalarının sanayi ölçeğinde yaygınlaştırılmasına bağlı olduğu vurgulanmaktadır.

Net-Zero by 2050 çalışması, alüminyum sektöründe net-sıfır dönüşümün sanayi ölçeğinde hayata geçirilebilmesi için birbiriyle bağlantılı dört temel politika alanına işaret etmektedir:

1. Elektrik üretiminin karbonsuzlaştırılmasının rekabetçi fiyatlarla hızlandırılması

Çalışma, alüminyum üretiminin yüksek elektrik yoğunluğu dikkate alındığında, düşük karbonlu ve öngörülebilir maliyetli elektrik arzının sektörün dönüşümünde belirleyici bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve sanayiye uygun uzun vadeli elektrik tedarik mekanizmalarının geliştirilmesi kritik önemde değerlendirilmektedir.

2. Düşük karbonlu üretim teknolojilerine yönelik Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarının önceliklendirilmesi

Yol haritası, inert anotlar, alternatif elektroliz süreçleri ve karbon yakalama entegrasyonu gibi teknolojilerin sanayi ölçeğine taşınabilmesi için Ar-Ge ve gösterim projelerinin desteklenmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Bu yatırımlar, teknolojik belirsizliklerin azaltılması ve maliyetlerin düşürülmesi açısından temel bir politika alanı olarak tanımlanmaktadır.

3. Hurda geri kazanımı ve geri dönüşüm kapasitesinin güçlendirilmesi

İkincil alüminyum üretiminin düşük karbon profili, hurdanın stratejik bir hammadde olarak ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Çalışmada, hurda toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm altyapısının güçlendirilmesinin hem emisyon azaltımı hem de hammadde arz güvenliği açısından önemli bir kaldıraç olduğu vurgulanmaktadır.

4. Avrupa’da düşük karbonlu ve döngüsel alüminyum üretim kapasitesinin desteklenmesi
Net-sıfır hedefi doğrultusunda, düşük karbonlu ve döngüsel üretim tesislerinin Avrupa içinde korunması ve geliştirilmesi, sanayi kapasitesinin sürdürülmesi açısından kritik bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede finansman mekanizmaları, yatırım teşvikleri ve risk paylaşım araçlarının bütüncül bir sanayi politikası yaklaşımıyla ele alınması gerektiği belirtilmektedir.

Bu çerçevede Net-Zero by 2050 yol haritası, alüminyum sektöründe net-sıfır hedefinin düzenleyici araçlarla sınırlı bir yaklaşımla gerçekleştirilemeyeceğini; enerji, inovasyon, döngüsellik ve sanayi kapasitesini birlikte ele alan entegre bir politika mimarisi gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, alüminyumun Avrupa sanayi politikasında neden stratejik bir sektör olarak ele alındığını da somut biçimde göstermektedir.

SKDM ve Hurda: Alüminyum İçin Yapısal Zorluklar

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM–CBAM), karbon kaçağını önlemeyi ve iklim politikalarıyla ticaret araçları arasında tutarlılık sağlamayı hedeflemektedir. Ancak alüminyum gibi elektrik yoğun ve küresel değer zincirlerine derin biçimde entegre sektörlerde, mekanizmanın tasarımı yalnızca teknik bir karbon fiyatlandırma aracı olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası sonuçları olan bir düzenleme olarak tartışılmaktadır. Bu tartışmaların merkezinde, SKDM’nin mevcut kapsamının karbon kaçağını önlemede ne ölçüde yeterli olduğu, aşağı yönlü ürünlere yönelik olası bir genişlemenin rekabet dengeleri üzerindeki etkileri ve hurdanın mekanizma içindeki konumunun nasıl tanımlanması gerektiği yer almaktadır.

Avrupa Komisyonu nezdinde yürütülen çalışmalar, SKDM’nin yalnızca birincil metallerle sınırlı kalmasının, değer zinciri boyunca ortaya çıkabilecek karbon kaçağı risklerini bütünüyle önlemekte yetersiz kaldığını ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Komisyon, 1 Ocak 2028 itibarıyla demir-çelik ve alüminyum girdisi yoğun yaklaşık 180 aşağı yönlü ürünün SKDM kapsamına alınmasını öngören bir düzenleme önerisi sunmuştur. Söz konusu kapsam genişlemesi, yasama sürecinin tamamlanmasına bağlı olarak kesinlik kazanacak olmakla birlikte, Komisyonun SKDM’yi değer zincirinin ileri aşamalarını da kapsayacak şekilde genişletme yönündeki açık ve kurumsallaşmış politika yönelimine işaret etmektedir. Bu durum, 2026–2028 dönemini yalnızca bir uyum süreci olarak değil, aynı zamanda veri altyapısı, tedarik zinciri şeffaflığı ve emisyon izlenebilirliği açısından kritik bir hazırlık evresi hâline getirmektedir.

SKDM’nin uygulamaya alınmasıyla birlikte Avrupa Birliği, sanayide karbon maliyetini içselleştirmeye yönelik önemli bir adım atmıştır. Ancak mekanizmanın tek başına sanayi rekabetçiliğini korumaya yetmeyeceği yönündeki tartışmalar, AB sanayi politikasında daha bütüncül bir çerçeve arayışını beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda gündeme gelen Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Decarbonisation Accelerator Act), karbonsuzlaşmayı yalnızca düzenleyici bir yük olarak değil, aynı zamanda sanayi rekabetçiliğini güçlendiren stratejik bir dönüşüm alanı olarak ele almaktadır. İzin süreçlerinin hızlandırılması, stratejik temiz teknoloji yatırımlarının desteklenmesi ve dayanıklılık kriterlerinin sanayi politikalarına entegre edilmesi, SKDM’nin yarattığı mali baskının üretim dönüşümüyle dengelenmesini amaçlamaktadır. Bu gelişme, Türkiye gibi AB ile yoğun ticari entegrasyona sahip ülkeler açısından, SKDM’ye uyumun ötesinde, sanayi politikalarının orta ve uzun vadede yeniden konumlandırılmasını gerekli kılmaktadır.

SKDM tasarımında öne çıkan bir diğer unsur, gömülü emisyonların hesaplanmasına ilişkin metodolojik tercihlerdir. Mevcut yaklaşım, ürünlerin nihai üretim veya montaj aşamalarını değil, SKDM kapsamına giren öncül girdilerin emisyonlarını esas almakta; üretim sürecinde ortaya çıkan ve kaynağı izlenebilir çelik ve alüminyum hurdasını hesaplamaya dâhil ederken, ürünlerin kullanım ömrü sonunda oluşan ve tedarik zinciri kontrolü dışında kalan hurdaları kapsam dışında bırakmaktadır. Bu tercih, mekanizmanın idari ve teknik açıdan yönetilebilirliğini artırmayı amaçlamakla birlikte, döngüsel ekonomi hedefleriyle tam uyum sağlanıp sağlanmadığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

Nitekim alüminyum sektörü açısından hurda, yalnızca ikincil bir girdi değil; düşük karbonlu üretimin yaygınlaştırılması ve Avrupa içi hammadde arz güvenliğinin güçlendirilmesi açısından stratejik bir unsurdur. Bununla birlikte Komisyon’un hurdaya ilişkin temkinli yaklaşımı, yalnızca sanayi politikası tercihlerinden değil; izlenebilirlik, doğrulama, çifte sayım riski ve sınır aşan hurda akışlarının denetimine ilişkin teknik ve hukuki kısıtlardan da kaynaklanmaktadır. Bu nedenle hurdanın SKDM kapsamındaki konumu, çevresel hedefler ile uygulama kapasitesi arasındaki dengenin gözetilmesini gerektiren karmaşık bir politika alanı olarak öne çıkmaktadır.

Son dönemde Avrupa Alüminyum Sektörü tarafından paylaşılan değerlendirmeler, SKDM’nin tek başına karbon kaçağını önleyen bir araç olarak değil; enerji politikaları, ticaret araçları ve sanayi stratejileriyle birlikte ele alınması gereken daha geniş bir politika setinin parçası olduğunu ortaya koymaktadır. Enerji maliyetleri, küresel kapasite artışları ve hurda ticaretindeki asimetriler dikkate alındığında, SKDM’nin alüminyum özelinde, Avrupa’nın iklim hedefleri ile sanayi kapasitesini koruma iddiası arasındaki dengenin sınandığı temel politika alanlarından biri haline geldiği görülmektedir.

Avrupa alüminyum sanayisi, çevresel yükümlülükler ve yüksek enerji maliyetlerinin yanı sıra, küresel ticaret düzeninde derinleşen dengesizlikler karşısında da ciddi bir baskı altındadır. Aludium tarafından yayımlanan analizler, Avrupa’nın birincil alüminyum üretiminin son on yılda belirgin biçimde gerilediğini ve ortaya çıkan açığın büyük ölçüde ithalat yoluyla karşılandığını ortaya koymaktadır. Bu süreç, Avrupa pazarında maliyet, ölçek, enerjiye erişim ve kamu destekleri gibi yapısal avantajlara sahip üreticilerin daha rekabetçi biçimde konumlanmasına zemin hazırlamıştır.

Türkiye ise, Gümrük Birliği ilişkisi sayesinde AB pazarına derin biçimde entegre olmuş; güçlü üretim altyapısı, gelişmiş geri dönüşüm kapasitesi ve ihracat kabiliyetiyle bölgesel ölçekte önemli bir sanayi aktörü konumundadır. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları ağının dışında kalması ve SKDM kapsamındaki düzenlemelerin giderek belirleyici hale gelmesi, mevcut konumun nasıl korunup güçlendirileceğine ilişkin daha bütüncül bir değerlendirme ihtiyacını beraberinde getirmektedir. Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” yaklaşımıyla şekillenen yeni sanayi ve ticaret politikaları, rekabeti yalnızca maliyet unsurları üzerinden değil; üretim coğrafyası, karbon uyumu, sanayi politikalarıyla eşgüdüm ve değer zinciri bütünlüğü gibi yapısal kriterler üzerinden yeniden tanımlamaktadır. Bu çerçevede Gümrük Birliği’nin mevcut yapısının, söz konusu yeni politika stratejisiyle uyumlu olacak şekilde; ticaret, sanayi, iklim ve yatırım boyutlarını birlikte içeren kapsamlı bir yaklaşımla yeniden ele alınması giderek daha kritik bir gereklilik haline gelmektedir.

Bu çerçevede Türkiye açısından önümüzdeki döneme ilişkin stratejik seçeneklerin, farklı politika senaryoları altında değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. SKDM’nin tam uygulamaya geçmesiyle birlikte, karbon yoğun üretim yapan tesisler için maliyet baskısının artması, düşük karbonlu ve ikincil üretim kapasitesi yüksek firmalar için ise göreli bir rekabet avantajı yaratması olasıdır. Benzer biçimde hurda ticaretine yönelik olası kısıtlamalar, kısa vadede hammadde akışları üzerinde baskı yaratabilecek olsa da, orta vadede Türkiye’de döngüsel ekonomi yatırımlarının hızlanmasını teşvik edebilir.

Bu bağlamda, Avrupa içinde üretim ve yatırım yapma seçeneği ile AB dışı üretim kapasitesinin korunması arasındaki tercih, firmalar açısından sadece maliyet değil; karbon uyumu, finansmana erişim ve uzun vadeli pazar güvenliği gibi unsurlar üzerinden şekillenebilecektir. Bu nedenle Türkiye açısından geliştirilecek stratejinin, farklı senaryolara uyum sağlayabilecek esnek ve çok yönlü bir sanayi politikası niteliği taşıması önem arz etmektedir.

Bu doğrultuda, ülkemiz açısından alüminyum ihracatının sürdürülebilirliği, halihazırda sahip olunan güçlü sanayi altyapısının; yüksek teknoloji, düşük karbonlu üretim, döngüsel ekonomi ve geri dönüşüm kapasitesini esas alan bütüncül bir sanayi ve ticaret yaklaşımıyla daha da pekiştirilmesine bağlı görünmektedir.

Alüminyum Görsel 2

Sonuç ve Değerlendirme

Avrupa’nın alüminyum politikası, son yıllarda çevresel regülasyonların sınırlarını aşarak, sanayi kapasitesinin korunması ve stratejik özerkliğin güçlendirilmesi hedefleri doğrultusunda yeniden şekillenmektedir. Alüminyumun yeşil ve dijital dönüşümdeki merkezi rolü artık tartışmasız biçimde kabul edilmekte; ancak bu rol, üretim kapasitesini Avrupa içinde koruyacak somut politika araçlarıyla desteklenmediği sürece kırılganlığını sürdürmektedir. Bu yönüyle alüminyum sektörü, Avrupa’nın sanayi dönüşümünün başarısını ölçen somut bir gösterge niteliği taşımaktadır.

Kritik Hammaddeler yaklaşımı, SKDM ve yeniden sanayileşme söylemi, alüminyuma yönelik politikanın farklı boyutlarını gündeme getirirken, bu araçların tek başına yeterli olmadığı giderek daha açık hale gelmektedir. SKDM, karbon kaçağına karşı önemli bir çerçeve sunsa da; elektrik-yoğun sektörlerin özgün koşulları, dolaylı emisyon maliyetleri ve hurda akışları dikkate alınmadan tasarlandığında, üretimin Avrupa dışına kaymasını hızlandırma riski taşımaktadır. Benzer biçimde, kritik hammaddeler politikası alüminyumu doğrudan hedef almaktan kaçınırken, değer zincirinin bütününü kapsayan bir sanayi yaklaşımı geliştirilmediği sürece bu dolaylı koruma sınırlı kalmaktadır.

Bu noktada European Aluminium tarafından ortaya konan Aksiyon Planı ve Net-Zero by 2050 yol haritası, alüminyumun geleceğinin yalnızca regülasyonlarla değil; enerji, yatırım ve inovasyon politikalarının eşgüdümüyle belirleneceğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Teknik çözümler büyük ölçüde mevcuttur; belirleyici olan, bu çözümlerin Avrupa içinde sanayi ölçeğine taşınmasını mümkün kılacak öngörülebilir enerji fiyatları, finansman mekanizmaları ve yatırım ortamının oluşturulmasıdır. Dolayısıyla tartışma, “alüminyum karbonsuzlaşabilir mi?” sorusundan ziyade, “Avrupa bu dönüşümü kendi sanayi tabanı içinde gerçekleştirebilir mi?” sorusuna evrilmiştir.

Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarında gözlenen son yön değişimi, ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılığın yalnızca ekonomik bir avantaj değil, stratejik bir araç olarak ele alındığı yeni bir döneme işaret etmektedir. “Made in Europe” yaklaşımı, tedarik zincirlerinin yeniden coğrafi olarak tanımlanması ve sanayi kapasitesinin Birlik sınırları içinde güçlendirilmesi iradesinin somut bir yansımasıdır. Bu çerçevede Türkiye–AB ilişkilerinde Serbest Ticaret Anlaşmaları alanında açılan fark, mevcut Gümrük Birliği yapısının Türkiye açısından giderek daha sınırlayıcı hale geldiğini göstermektedir. Avrupa Birliği STA ağını derinleştirerek kendi sanayi ekosistemini koruma altına alırken, Türkiye bu yeni yapının dışında kalma riskiyle karşı karşıyadır.

Alüminyum özelinde geliştirilen Aksiyon Planı da bu dönüşümün sektörel düzeyde nasıl kurumsallaştığını göstermektedir. Düşük karbonlu enerjiye erişim, hurda ve döngüsellik politikaları, ticaret savunma araçları ve “Avrupa’da üretim” vurgusu, alüminyumu çevresel olduğu kadar stratejik ve makroekonomik bir öncelik haline getirmektedir. Bu durum, Türkiye açısından alüminyum ve metal sektörleriyle sınırlı olmayıp, tüm sanayi kollarını yakından ilgilendirmekte; rekabetin artık yalnızca maliyet ve kalite üzerinden değil, üretim coğrafyası, menşe algısı ve sanayi politikalarına uyum kapasitesi üzerinden şekilleneceğine işaret etmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin, Gümrük Birliği ile elde ettiği kazanımları, yeniden şekillenen STA mekanizmaları ve sanayi politikası araçlarıyla uyumlu biçimde güncellemesi kritik önem taşımaktadır.

Sonuç olarak alüminyum, Avrupa için sanayi politikasının tutarlılığı ile iklim hedefleri ve rekabetçilik arasındaki ilişkinin, fiilî politika araçları ve üretim kapasitesi üzerinden nasıl şekillendiğini gösteren somut bir politika alanı niteliği taşımaktadır. Avrupa Komisyonu’nun çelik ve alüminyum için öngördüğü ekonomik katkı hedefi de, bu sektörlerin Avrupa sanayi stratejisinde makroekonomik bir öncelik düzeyinde ele alındığını ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, Avrupa Birliği’nin alüminyum sektörüne yönelik Aksiyon Planı’nda tanımlanan enerji, döngüsellik, karbonsuzlaşma ve değer zinciri bütünlüğü eksenleriyle uyumlu biçimde konumlanmak kritik olmakla birlikte, küresel ölçekte yaşanan jeoekonomik kırılma bu çerçevenin daha geniş bir perspektifle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim küresel ticarette son dönemde gözlenen yeniden hizalanma eğilimleri, sanayi politikalarının maliyet ve verimlilik temelli yaklaşımların ötesine geçerek, üretim coğrafyası, jeoekonomik dayanıklılık ve stratejik değer zincirleri etrafında yeniden kurgulandığını ortaya koymakta; bu durum Avrupa Birliği’nin alüminyum özelinde geliştirdiği sanayi ve ticaret yaklaşımını da daha geniş bir küresel dönüşüm bağlamına yerleştirmektedir.

Avrupa’da Alüminyumun Stratejik Konumu Politika çerçeveleri Ve Sanayi Aksiyonları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBu çerçevede Türkiye’nin sanayi ve ticaret politikalarının, küresel ölçekte yeniden şekillenen jeoekonomik yapı ve yeni koşullar dikkate alınarak, bütüncül ve ileriye dönük bir stratejik çerçeve içinde ele alınmasının önem kazandığı görülmektedir.

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
www.eg-econsulting.com

Gül Hn Yazı Sonu Görseli

KAYNAKLAR/ REFERENCES

  1. European Aluminium. – An Action Plan for European Aluminium https://european-aluminium.eu/action-plan-2026/
  2. European Aluminium –  STRATEGIC METAL, STRATEGIC ACTION: AN ACTION PLAN FOR EUROPEAN ALUMINIUM January 2026 –  https://european-aluminium.eu/wp-content/uploads/2026/01/15-01-26-An-Action-Plan-for-European-Aluminium.pdf
  3. European Aluminium. The Innovation Agenda for the Aluminium Industry in Europe. January 2026. https://european-aluminium.eu/wp-content/uploads/2026/01/The-Innovation-Agenda.pdf
  4. European Commission. Critical Raw Materials.
    https://single-market-economy.ec.europa.eu/sectors/raw-materials/areas-specific-interest/critical-raw-materials_en
  5. Aluminium: The Critical Raw Material Act’s Blind Spot.
    https://www.euractiv.com/opinion/aluminium-the-critical-raw-material-acts-blind-spot/
  6. Europe adds aluminium to its critical raw materials list. 6 July 2023.
    https://www.reuters.com/markets/commodities/europe-adds-aluminium-its-critical-raw-materials-list-andy-home-2023-07-06/
  7. European Relations. The Reindustrialization Mirage?
    https://europeanrelations.com/the-reindustrialization-mirage/
  8. Saldırnaer, G. (2023). Küreselleşme ve Bölgeselleşme: Tedarik Zincirleri, Stratejik Özerklik ve Kritik Hammaddeler Üzerine Bir Değerlendirme.- https://tr.eg-econsulting.com/medya.php
  9. Saldırnaer, G. (2023). Kritik Hammaddeler ve Bölgesel Sanayi Politikaları: Avrupa Birliği Perspektifi.- https://tr.eg-econsulting.com/medya.php
  10. The Parliament Events. – Closing the loopholes: Fixing CBAM for Europe’s aluminium industry –
    https://events.theparliamentmagazine.eu/event/closing-the-loopholes-fixing-cbam-for-europes-aluminium-industry/
  11. SMM Shanghai Metals Market (SMM). “Impact of EU’s CBAM on the Global Aluminium Industry” (SMM Analysis, 10 Oct 2025). https://www.metal.com/en/newscontent/103561181
  12. European Aluminium. Circular Aluminium Action Plan: A Strategy for Achieving Aluminium’s Full Potential for a Circular Economy by 2030, European Circular Economy Stakeholder Platform, April 2020. – https://circulareconomy.europa.eu/platform/en/knowledge/circular-aluminium-action-plan-strategy-achieving-aluminiums-full-potential-circular-economy-2030?utm_source=chatgpt.com
  13. FACE – A European Steel and Metals Action Plan –  https://face-aluminium.com/a-european-steel-and-metals-action-plan/
  14. European Parliamnet – Legislative Train / Industrial Decarbonisation Accelerator Acthttps://www.europarl.europa.eu/legislative-train/carriage/industrial-decarbonisation-accelerator-act/report?sid=9101
  15. WWF – Recommendations for an effective Industrial Accelerator Act–  https://www.wwf.eu/?20513341%2FIAA-briefing&utm_source=chatgpt.com
  16. EuroMetaux A European Metals Action Plan Fit for the Energy and Digital Transitions and Europe’s Defence: A Call for Urgent and Lasting Action https://eurometaux.eu/media/m3ejwxw0/a_european_metals_plan_em_2025.pdf
  17. European Aluminium. European Aluminium welcomes EU Metals Action Plan but warns time is running out, Press Release, 19 March 2025. https://european-aluminium.eu/news_events/press-release-european-aluminium-welcomes-eu-metals-action-plan-but-warns-time-is-running-out/
  18. European Aluminium & Ramboll. Net-Zero by 2050: Science-Based Decarbonisation Pathways for the European Aluminium Industry, Executive Summary, November 2023.- https://european-aluminium.eu/wp-content/uploads/2024/01/European-Aluminium_Net-zero-by-2050_Executive-Summary.pdf
  19. Euro News – Commission expects 20% of EU economic output to come from steel and aluminium by 2030 https://www.euronews.com/my-europe/2026/01/20/commission-expects-20-of-eu-economic-output-to-come-from-steel-and-aluminium-by-2030
  20. Bloomberg – Financial Times/Wolf: Ülkeler arasındaki bağımlılık artık bir silah haline geldi https://www.bloomberght.com/financial-timeswolf-ulkeler-arasindaki-bagimlilik-artik-bir-silah-haline-geldi-3767170
  21. Ekonomim – Türkiye ile AB arasında STA uçurumu açılıyor –

https://www.ekonomim.com/ekonomi/turkiye-ile-ab-arasinda-sta-ucurumu-aciliyor-haberi-871236

  1. Aludium – The European aluminium industry facing a new trade order – https://aludium.com/en/the-european-aluminium-industry-facing-a-new-trade-order/
  2. European Commission – Raw Materials Information System (RMIS) https://rmis.jrc.ec.europa.eu/rmp/Aluminium
  3. EUROPEAN ALUMINIUM – FREE TRADE AGENDA – WHY IS IT ESSENTIAL TO MAINTAIN IMPORT TARIFFS ON ALUMINIUM? – Nov.2025. – https://european-aluminium.eu/wp-content/uploads/2025/11/2025-11-14_EA_FTAs_position_paper.pdf
  4. TALSAD – DÜNYA VE TÜRKİYE’DE ALÜMİNYUM 2024 YILI RAPORU – https://talsad.org.tr/upload/doc/2025/07/9gCnckvZRTGx.pdf

Akreditifte Amir Bankanın Kural Tanımazlık Cehaleti

Akreditifte Amir Bankanın Kural Tanımazlık Cehaleti Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Akreditifte Amir Bankanın Kural Tanımazlık Cehaleti

Reşat BAĞCIOĞLU

Akreditif Denince

Akredtif KarikatürAkreditifte Amir Bankanın Kural Tanımazlık Cehaleti Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

 

 

 

 

 

 

Akreditif konusunda bir tek doğru vardır; o da

özetle Akreditif

Gayirkabilrücu

Akreditif Karikatür 2

İster İnanın, İster İnanmayın

Şimdilik muhabir bankanın adı bende kalsın. Söylemeyeyim. Bilirsiniz iyi sır saklarım, söylemem dediğimde söylemem.

Size sadece muhabir bankadan; yani amir bankadan, yani akreditifi açan bankadan gelen bir serbest metinli (MT 799 Free Format Swift Message) swiftin özetini paylaşıyorum.

TOP URGENT…..TOP URGENT….
.
WE REFER TO OUR MT 700 DD ON 12/08/2025 AND AS PER THE INSTRUCTION OF THE
APPLICANT,WE REQUEST TO SUSPEND THIS
LETTER OF CREDIT UP TILL RECEIVING THE
NEW CONDITIONS WHICH WILL BE
CONCLUED WITH THE BENEFICIARY
TO APPLY
HENCE,THIS LETTER OF CREDIT
CONSIDERED AS SUSPENDED AND
BLOCKED
.
PLEASE TAKE NOTE
.
BEST REGARDS
Demem odur ki, muhabir banka şööööle söylüyor

ÇOK ACİL,  ÇOK ACİL…. (az acil olaydı sadece bir defa ACİL mi yazılacaktı acaba?)

12/08/2025 tarihli MT 700 DD’mize atıfta bulunarak,

İthalatçı amirin talimatı doğrultusunda, lehtar ile mutabık kalınacak ve uygulanmak üzere tarafımıza iletilecek yeni koşullar alınana kadar bu Akreditifin askıya alınmasını talep etmekteyiz.

Bu itibarla, söz konusu Akreditif askıya alınmış ve bloke edilmiş sayılacaktır.

Lütfen bilgilerinize sunarız.

Saygılarımızla,

Üstelik bu akreditif gayrikabilirücü olarak açılmış ve lehtarın onayı ve kabulü olmaksızın bu şekilde bir talimatın / değişiklik mesajının amir bankadan gelmesi akreditifte yer alan amir bankanın temsilcilerinin cehaleti konusunda vardıkları son durak.

Aklıma şunlar geldi doğal olarak;

Ne demek ithalatçımızdan talimat aldık ??

  • İthalatçı her istediği zaman muhabir banka değişiklik veya iptal da yapabilir
  • Hani bu akreditif gayrikabilirücü idi?
  • İthalatçı akreditif evrağı tam olsa da evrağı almayacak bu durumda
  • Ne demek “ben akreditifi askıya aldım”. O kadar kolay mıydı?
  • Sizin basiretli bankacılığınız ve akreditifle ilgili UCP 600 Sayılı Bröşür hükümlerine uygun hareket etmeniz böyle mi?
  • Bir amir banka bu kadar bariz bir hata yaparsa, kim bilir başka neler yapar.

Konuyu sindire sindire okudum, ya sabır çekerek karşı muhabir bankaya çektiğimiz mesaj ise şöyle;

Re: your MT 799 dd 26.02.2026 and your MT 700 dd.12.08.2025

Kindly be informed your TR 700 is an irrevocable letter of credit,

Please refer the article 10 hereunder as per UCP 600

a. Except as otherwise provided by article 38, a credit can neither be amended nor cancelled without the agreement of the issuing bank, the confirming bank, if any, and the beneficiary.

c. The terms and conditions of the original credit(or a credit incorporating previously accepted amendments) will remain in force for the beneficiary until the beneficiary communicates its acceptance of the amendment to the bank that advised such amendment. The beneficiary should give notification of acceptance or rejection of an amendment. If the beneficiary fails to give such notification, a presentation that complies with the credit and to any not yet accepted amendment will be deemed to be notification of acceptance by the beneficiary of such amendment. As of that moment the credit will be amended.

Consequnetly your esteemed bank will never suspend and nor amend the conditions without beneciary’s agreement

Yazdığımızın Türkçe karşılığı da şöyle uzun anlatımla….

26.02.2026 tarihli MT 799  ve 12.08.2025 tarihli MT 700 mesajınıza istinaden,

Bilginize sunarız ki, söz konusu MT 700 gayrikabili rücu (irrevocable) bir akreditiftir.

Lütfen UCP 600 kapsamında aşağıda yer alan Madde 10’a bakınız:

a. Madde 38’de aksi belirtilmedikçe, bir akreditif; amir banka, varsa teyit bankası ve lehtarın onayı olmaksızın ne değiştirilebilir ne de iptal edilebilir.

c. Orijinal akreditifin (veya daha önce kabul edilmiş değişiklikleri içeren bir akreditifin) hüküm ve şartları, lehtarın kendisine bildirilen değişikliği bildiren bankaya kabul bildirimini yapmasına kadar lehtar açısından yürürlükte kalmaya devam eder. Lehtar, bir değişikliğin kabul veya reddini bildirmelidir. Lehtarın bu bildirimi yapmaması halinde, akreditife ve henüz kabul edilmemiş herhangi bir değişikliğe uygun bir ibraz yapılması, lehtar tarafından söz konusu değişikliğin kabul edildiği anlamına gelecektir. Bu andan itibaren akreditif değiştirilmiş sayılır.

Ey Muhabir BankaSonuç olarak, lehtarın onayı olmaksızın bankanızın söz konusu akreditifi askıya alması veya şartlarını değiştirmesi mümkün değildir.

Yazdığımızın cevabın çok kısa ifadesi de şöyle;

Ey Muhabir Banka, lehtarın onayı olmaksızın hiçbir değişiklik yapamazsın. Sıkıyorsa yap da görelim.

 

Akreditifte Amir Bankanın Kural Tanımazlık Cehaleti Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

 

Reşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi   

Google’dan Türkiye’ye 2 Milyar Dolarlık Yatırım: Yeni Google Cloud Bölgesi Kuruluyor

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Google’dan Türkiye’ye 2 Milyar Dolarlık Yatırım Yeni Google Cloud Bölgesi Kuruluyor

Google’dan Türkiye’ye 2 Milyar Dolarlık Yatırım: Yeni Google Cloud Bölgesi Kuruluyor

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Google’dan Türkiye’ye 2 Milyar Dolarlık Yatırım Yeni Google Cloud Bölgesi KuruluyorGoogle, Türkiye’ye yönelik 10 yıllık yatırım programı kapsamında yeni Google Cloud bölgesinin kurulacağını açıkladı. Turkcell iş birliği ile geliştirilecek dünya standartlarında dijital altyapı; Türkiye’deki kurumların bulut ve yapay zekâ teknolojilerine erişimini hızlandırmayı hedefliyor.

Google, Türkiye’de yeni bir Google Cloud bölgesi kurma planlarını, ülke genelinde önümüzdeki 10 yılı kapsayan toplam 2 milyar ABD doları tutarındaki yatırım programı kapsamında duyurdu. Google ve Turkcell arasındaki stratejik iş birliğinin detayları, Google Türkiye ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Google Cloud Day etkinliğinde paylaşıldı.

Turkcell ile iş birliği içerisinde geliştirilecek dünya standartlarındaki bu dijital altyapı, Türkiye ve bölge genelinde dijital dönüşümü ve bulut inovasyonunu ileri taşıyacak uzun vadeli bir kararlılığı yansıtıyor. Planlanan Google Cloud Türkiye bölgesi; işletmelere yüksek performanslı, güvenli ve kesintisiz bulut hizmetleri sunarak bulut ve yapay zekâ çözümlerine yönelik artan talebi karşılamayı hedefliyor. Türkiye’deki kurumlar; düşük gecikme, güçlü güvenlik kontrolleri ve uluslararası veri koruma standartlarına tam uyumluluk gibi kritik avantajlardan yararlanabilecek.

“Bu yatırım, Türkiye’ye duyulan güvenin bir göstergesidir”

Google Cloud Day’de konuşan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı: “Google Cloud ve Turkcell arasındaki iş birliği, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunu daha da hızlandıracaktır. Bu adım, küresel teknoloji liderlerinin ekonomimizin gücüne, yenilik kapasitesine ve büyüme potansiyeline duyduğu güveni yansıtmaktadır. Gelişmiş veri altyapısı ve yeni nesil bulut teknolojilerinin ekosistemimize entegrasyonu; kamu ve özel sektörde verimliliği artıracak, inovasyonu güçlendirecek ve uzun vadeli vizyonumuz olan Türkiye’yi bölgesel bir teknoloji ve bağlantı merkezi konumuna taşıyacaktır.”

“2 milyar dolarlık yatırımla Türkiye’nin ekonomik büyümesini desteklemeye kararlıyız”

Google Cloud Day’de Turkcell ile gerçekleşen iş birliğinin altını çizen Google Cloud Ülke Müdürü Önder Güler, şunları söyledi: “Bu 2 milyar dolarlık yatırımla Türkiye ekonomisinin büyümesine destek olma taahhüdümüzü sürdürüyoruz. Turkcell ile kurduğumuz ortaklıkla birlikte hayata geçen bu yeni bölge, birinci sınıf bulut altyapımızı Türkiye’deki kurumlara doğrudan sunarak daha yüksek hız, gelişmiş güvenlik ve mevzuat uyumuyla yeniliklerin önünü açma hedefimizi gerçekleştirmekten mutluluk duyuyoruz.”

“Turkcell, 1 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirecek”

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, iş birliğine ilişkin şunları söyledi: “Google Cloud ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, Türkiye’nin dijital yolculuğunda dönüştürücü bir dönüm noktasını temsil ediyor ve Turkcell’in teknoloji lideri konumunu daha da güçlendiriyor. Bu iş birliği yalnızca bir teknoloji yatırımı değil; ülkemizin geleceğe yönelik vizyonuyla stratejik bir uyum anlamına geliyor. Google Cloud’un küresel uzmanlığından yararlanarak Türkiye’de yapay zekâ ve inovasyon alanında öncü adımlar atıyoruz. Müşterilerimiz son teknoloji araçlara anında erişim sağlayarak Türk şirketlerinin daha hızlı inovasyon yapmasına ve küresel ölçekte rekabet etmesine güç katacak. Bu vizyonu desteklemek için Turkcell, veri merkezleri ve bulut teknolojilerine 1 milyar dolarlık yatırım yapmaya kararlı. Bu yatırımın ülkemizin dijital ekosistemine yıllık 5 milyar dolarlık katkı sağlaması bekleniyor.”

Google Cloud Day etkinliğine katılan farklı şirketlerden üst düzey yöneticiler, stratejik iş birliğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı İlker Kuruöz, şunları söyledi: “Bulut teknolojileri, finans sektöründeki dijital dönüşümün en kritik unsurlarından biri. Google Cloud’un Türkiye’de yeni bir bölge kurma planı, Garanti BBVA’nın operasyonel dayanıklılığını güçlendirirken; yapay zekâ ve gelişmiş veri analitiği çözümlerini güvenli şekilde kullanarak inovasyonu sürdürmesine olanak tanıyor. Bu iş birliği, müşterilerimize güvenilir ve yüksek performanslı dijital hizmetler sunma konusundaki kararlılığımızı pekiştirirken; veri egemenliği, gizlilik ve güvenin tüm çalışmalarımızın merkezinde yer almasını sağlamaya devam ediyor.”

Türk Hava Yolları Genel Müdür Yardımcısı Kerem Kızıltunç, şöyle konuştu: “Türkiye’yi dünyaya bağlayan küresel bir havayolu olarak Türk Hava Yolları, yolcularımıza 7/24 kesintisiz bir seyahat deneyimi sunmak için yüksek performanslı ve dayanıklı bir teknoloji altyapısına güveniyor. Google Cloud’un, küresel ağıyla entegre şekilde Türkiye’de yerel bir bölge kurma planı; uçuş operasyonlarımız, yolcu sistemlerimiz ve veri yoğun uygulamalarımız için bir dönüm noktası niteliğinde. Kurumsal ölçekte ölçeklenebilir bulut altyapısının  bize çok daha yakın olması; ileri analitikten güçlü siber güvenlik çözümlerine ve gelecekteki yapay zekâ yetkinliklerini hayata geçirmek için ihtiyaç duyulan düşük gecikme seviyesini sağlıyor. Bu gelişme, dijital stratejimizi hızlandırırken üstün hizmet standardına olan bağlılığımızı da daha da güçlendiriyor.”

Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökhan Özdinç, şöyle konuştu: “Yapı Kredi olarak müşterilerimize sınırsız bir bankacılık deneyimi sunmak amacıyla sürekli inovasyona ve ana bankacılık altyapımızı modernize etmeye odaklanıyoruz. Google Cloud’un Türkiye’de bir bölge kurma planı, ileri yapay zekâ ve siber güvenlik girişimlerimizi hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğumuz kurumsal ölçekte ölçeklenebilir ve güvenli bulut altyapısını sağlayacak. Bu yerel varlık, büyüme hedeflerimizi desteklemek için gerekli performansı ve esnekliği önemli ölçüde artırırken; güvenli, dijital-öncelikli yeni nesil finansal ürünler geliştirme yolculuğumuzu da hızlandıracak.”

Yeni Google Cloud Türkiye bölgesinin sağlayacağı avantajlar

Türkiye bölgesi, Google Cloud’un dünya genelinde 42 bölge ve 127 alandan oluşan geniş küresel ağına katılarak; perakende ve medya sektörlerinden finansal hizmetlere, sağlık ve kamuya kadar tüm sektörlerdeki ve her ölçekteki kuruluşlar için güçlü bir teknoloji altyapısı sunuyor.

Google Cloud Türkiye bölgesinin öne çıkan avantajları şöyle özetlenebilir:

  • Gelişmiş teknolojiler ve yetkinlikler: Veri analitiği, siber güvenlik ve dijital iş çözümleri gibi kritik kurumsal hizmetlere yerel erişim sağlanır. Google’ın yapay zekâ alanındaki yenilikleri; işletmelerin ve kamu kurumlarının daha hızlı, daha güvenli ve daha verimli çalışmasına katkı sağlar.
  • Veri güvenliği ve düzenlemelere tam uyum: Verilerin Türkiye içinde saklanması, şifrelenmiş iletim ve depolama, ayrıntılı erişim kontrolleri ve gelişmiş tehdit tespit sistemleri sayesinde en yüksek uluslararası güvenlik ve uyumluluk standartları desteklenir.
  • Yüksek performans ve düşük gecikme: Türkiye ve bölge ülkelerindeki kullanıcılar; düşük gecikmeli, hızlı ve kesintisiz dijital deneyim elde eder. Google’ın küresel altyapısı, büyük veri hacimlerinin verimli transferini kolaylaştırır.
  • Esnek ve ölçeklenebilir altyapı: Google Cloud’un mimarisi, kurumların ihtiyaçlarına göre kaynakların kolayca artırılmasına veya azaltılmasına olanak tanır; büyüme ve dönüşüm hedeflerini destekler.

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Google’dan Türkiye’ye 2 Milyar Dolarlık Yatırım Yeni Google Cloud Bölgesi KuruluyorBu yatırım, Google Cloud’un Türkiye’nin ve daha geniş EMEA bölgesinin dijital dönüşümünü ve inovasyon ekosistemini uzun vadede destekleme konusundaki kararlılığını açık bir şekilde gösteriyor.

 


 

 

Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk: Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi  | Satınalma Dergisi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Temel Satınalma Eğitimleri -> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz –>   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi
Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi

Yeşil Liman Uyum Haritası

Yeşil Liman Uyum Haritası Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yeşil Liman Uyum Haritası

Emine KORKMAZ

İthalat-İhracat Müdürü

Yeşil Liman Uyum Haritası Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemLimanlar, küresel ticaretin kalbidir. Her gün milyonlarca ton yük elleçlenir, vinçler durmaksızın çalışır ve operasyonlar hiç kesintisiz devam eder. Uzun yıllar boyunca, bu devasa mekanizma için öncelik hep verimlilikti; çevresel etkiler ise çoğu zaman “sonra bakarız” listesinde kaldı. Ama dünya artık sessiz değil. Karbon emisyonları, enerji tüketimi ve sürdürülebilirlik baskıları limanların rolünü yeniden şekillendiriyor. Limanlar artık sadece yük taşımıyor; çevresel sorumluluk da taşıyor. İşte yeşil liman kavramı tam bu noktada devreye giriyor: ölç, yönet, geliştir ve belgele.

Bir Limanı Yeşil Yapan Nedir?

Yeşil liman; sürdürülebilirlik ilkelerine göre faaliyet gösteren çevre dostu bir liman modelidir. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Fit for 55 programı ile uyumlu şekilde ilerler.  Örneğin, Avrupa’nın en büyük limanlarından Rotterdam Limanı, yılda yüz milyonlarca ton yük elleçliyor. Bu büyüklük beraberinde ciddi enerji tüketimi ve çevresel etki getiriyor. Liman sahasında ve Kuzey Denizi’ndeki offshore rüzgar santrallerinden gelen elektrik önemli bir paya sahiptir. Liman, rüzgar ve güneşten elde ettiği elektriği, doğrudan karbon salmayan hidrojen üretimi için kullanıyor. Bu sayede sanayi ve ulaşım için “yeşil yakıt” üretilmiş oluyor. Rotterdam limanı, büyük olmanın çevresel sorumlulukla birlikte yürüyebileceğini gösteren bir örnek. Güney Kore’de bulunan Busan Limanı; liman trafiğinin oluşturduğu basınç ve titreşimleri piezoelektrik sistemlerle elektrik enerjisine dönüştüren Dünyadaki ilk limanlardan biridir. Limanın günlük işleyişini doğrudan bir enerji kaynağına dönüştürüyor.

Liman operasyonları sadece hız ve kapasiteye göre planlanmıyor; enerji verimliliği, emisyon ölçümü ve çevresel performans göstergeleri operasyonların merkezinde yer alıyor. Sürekli izleme ve iyileştirme, limanın faaliyetlerini sürdürülebilir kılmasını sağlıyor.

Yeşil limanlar, döngüsel ekonomi prensiplerini uygulayarak atıkları yeniden değerlendirir ve karbon emisyonlarını azaltır; böylece hem ekonomik verimliliği artırır hem de Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Madde 6: Temiz Su ve Sanitasyon hedefi doğrultusunda denizler ve su altındaki canlıların sağlığını korur. Çünkü temiz su, sürdürülebilir ticaretin en önemli ortağıdır.

Peki Ya Biz?

Yeşil liman olmak, Türkiye limanlarının geleceğe uyum sağlaması açısından temel bir gerekliliktir. Günümüzde küresel ölçekte çevresel etkilerin izlenmesi ve raporlanması giderek kaçınılmaz hale gelmiş; bu sürecin dışında kalanlar için ilave maliyetler ve rekabet dezavantajları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Türkiye limanları uluslararası bu süreçte belirli bir yol katetmiş durumdadır. Örneğin, Asyaport şuan Türkiye’deki diğer limanlara göre daha ilerleme kaydetmiş ve shore power kullanımı daha yaygın. Fakat Türkiye’deki çoğu limanda shore power eksik durumda. Shore power, temiz enerji sistemleri veya atık geri dönüşüm tesisleri ciddi yatırım gerektiriyor. Bir yandan AB ye uyum talep edilirken, yeşil liman için hibe desteği şu an için bulunmuyor. Limanlar, bu tür projeleri büyük ölçüde kendi kaynaklarıyla hayata geçirmek zorunda kalıyor. Avrupa’da ise durum farklıdır; AB limanların yeşil dönüşümü için çeşitli hibe ve destek mekanizmaları sunmaktadır.

Yeşil Liman Uyum Haritası Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemTürkiye’nin küresel rekabet gücünü artırması, sertifikasyon süreçlerinin ötesine geçerek somut uygulamalar ve ölçülebilir performans iyileştirmeleriyle mümkün olacaktır.  Çünkü ; Dünya artık sessiz değil ve kural basittir : Ya ölçersiniz, ya ödersiniz.

Emine KORKMAZ

İthalat-İhracat Müdürü