İnşaat ve Mühendislik Sigortaları, 2023’te Yüzde 50 Büyüyecek

İnşaat ve mühendislik sigortalarına yönelik değerlendirmelerde bulunan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi,  “2022 yılında bu alanda 2.6 milyar TL’lik prim hacmi gerçekleşti. 2023 sonu itibariyle de yüzde 45-50 arasında artış öngörülüyor. Bu yıl içinde inşaat projelerinde sigorta ağırlığının artması ve sigorta sektörüne olumlu katkı sağlayacak düzenlemelerin yapılması bekleniyor” dedi. 

Türkiye’de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesinin inşaat süreci devam ederken, Türkiye inşaat sektöründeki sigorta hacmi de büyümesini sürdürüyor. İnşaat sektörünün yaklaşık 175 milyar dolar civarında olduğu Türkiye’de, inşaat ve mühendislik alanında sigorta potansiyeli de 2023 itibariyle 400 milyon dolar prim büyüklüğüne ulaştı. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, Türkiye’de inşaat ve mühendislik branşlarında sigorta penetrasyonunun, diğer branşlara göre oldukça yüksek olduğunu belirterek, “Bunun sebepleri arasında inşaat sektöründeki firmaların kurumsallığının yüksek olması ve kamu ihalelerindeki sigorta yaptırma zorunluluğu gelmektedir” dedi.

Yeni Düzenlemeler Sektörü Hareketlendirecek 

İnşaat mühendislik sigortalarına yönelik değerlendirmelerde bulunan Murat Çiftçi, şunları söyledi: “İnşaatların büyük çoğunluğunun kamuya yönelik yollar, toplu konutlar, köprüler olduğu düşünülürse, bu ihalelerdeki sigorta yaptırma zorunluluğu ve belirlenen şartlar alınan poliçelerin içeriğini de belirliyor. Türkiye’deki uyulması gereken standartların dünya klasmanında olması ve yapı denetim sisteminin varlığı, inşaatlardaki kaliteyi artıran bir unsur. Dolayısıyla yeterli kalitede olmadığı için sigortalanamayan riskler hemen hemen yok. Ancak rakamsal olarak çok büyük değere sahip ve prototip özelliği taşıyan projeler, uzmanlaşmış reasürans piyasaları tarafından sigortalanmaktadır. 2022 yılında 2.6 milyar TL olan prim hacmi 2023’ün ilk 6 aylık döneminde 1.9 milyar TL’nin biraz üzerinde gerçekleşti. 2023 yılında geçen seneye göre TL bazında yaklaşık yüzde 45-50 arasında bir artış bekliyoruz. Bu yıl içinde beklenen gelişme, inşaat projelerinde yoğun olarak kullanılan Teminat Mektubu yerine Kefalet Sigortası’nın yaygınlaşması adına yapılabilecek düzenlemelerdir. Bu sayede dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Kefalet Sigortalarının ağırlığının artması ve sigorta sektörüne olumlu bir katkı sağlanması beklenmektedir.”

Kentsel Dönüşüm Sigortaya Yüzde 10 Artış Sağlayacak

Özellikle beklenen büyük İstanbul depremi nedeniyle kapsamlı bir kentsel dönüşüm hareketi olduğuna dikkat çeken Murat Çiftçi, “Kentsel dönüşüm için yapılması planlanan yatırım büyüklüğünün yıllık olarak 10 milyar dolar civarında olduğu düşünülürse bu yatırım sektör geneli için yaklaşık yüzde 10 civarı bir artış getirecektir. Bu da sigorta sektörünün büyümesine olumlu yönde etki edecektir. Yapı stoğunun modern yapılarla değişmesi anlamına da gelecek bu yatırım, sigortacılık açısından gelecek yıllardaki muhtemel hasarlara karşı önleyici bir gelişme olarak dikkat çekmektedir” dedi.

IBS’in uzun yıllardır Türkiye’de gerçekleştirilen büyük ve itibarlı projelere hem inşaat aşamasında, hem de inşaat sonrası işletme aşamasında işverenler ve müteahhitler için çok çeşitli branşlarda hizmet verdiklerini belirten Murat Çiftçi, “Çeşitli inşaat ve sigorta türleri konusunda sektörde geniş deneyime ve uzmanlığa sahip özel bir ekip ile sigortalıların ihtiyaçlarını belirleyerek yurt içinde ve gerektiğinde yurtdışında doğru ve ekonomik bir şekilde teminat sağlama konusunda çok güçlüyüz. Ayrıca, sigorta sürecinde müşterilerimize destek olmak için etkin bir iletişim ağı kurduk. Onlarla işbirliği yaparak, proje gereksinimlerini analiz ediyor, sigorta süreci boyunca ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve yardımı temin ediyoruz.

Müşteri memnuniyetini ön planda tutan bir şirket olarak, sorumluluklarınızı ve projelerinizi korumak için en son sigorta trendlerini takip ediyor ve hızla değişen piyasa koşullarına uyum sağlıyoruz.” dedi.

Dura Lex, Sed Lex

Latince “Dura Lex, Sed Lex” sözü biz mühendislerin dünyasına bir nebze uzak olsa da, hukukçular için vazgeçilmez bir unsur. “Kanun katıdır ama kanun, kanundur.” gibi bir karşılığı var.

Günümüz proje yönetimi ve tedarik zinciri yönetimi kuralları açısından, en çok ihtiyaç duyduğumuz mottonun bu hukuk terimi olduğunu belirtmek gerekir. Tedarik zincirlerinin artan kompleksite yapısı, alternatif satış kanalları belirleme çabaları ile hammadde tedariğinden son kullanıcıya kadar tedarik zincirinin

  • AR&GE,
  • planlama,
  • satınalma,
  • üretim,
  • kalite,
  • depolama, sevkiyat ve dağıtım kanalları

süreçlerinde karşılaştığı farklı farklı kişiler doğası gereği anlaşmazlıklar ortaya koyuyor. Bu anlamda satınalma uzmanlarının her aşamada (farklı mal ve hizmet alımları tüm departmanların ortak ihtiyacı olduğu için) karşılaştığı bu legal zorluklar, talepte bulunan kişilere göre “ne şiş yansın, ne kebap” yaklaşımı ortaya koymalarını gerektirebiliyor.

İşte tam bu noktada, şirketlerin “code of conduct” dedikleri etik kodlarının göz önüne alınması gerekiyor. Satınalma profesyonellerinin ve tedarik zincirindeki her “karar alma” yetkilisinin “Katı da olsa kanun kanundur” mottosunda davranması işte bu noktada çok önemli. Şirket iş ahlakı kuralları, hukuk profesyonelleri tarafından operasyonel kısıtlar ve geçmiş hukuki tecrübeler göz önüne alınarak hazırlanan bir kurallar bütünü olduğu için, şirketin orta ve uzun vadedeki hedeflerine ulaşmasını sağlayacak faydaları içermektedir.

Eğer tedarik zincirinin yapısı gereği “hızlı” alınan bir karar ve operasyonu çabucak gerçekleştirme isteği bu kurallarla çelişiyorsa, bunu ilk fark edecek olan satınalma sorumlusu ve/veya finans yetkilisinin burada şirket kurallarına göre aksiyon alması çok fazla önem arz edecektir.

“Katı da olsa” bunu mutlaka ilgili operasyon yetkilisine/karar vericiye anlatmalıdır. Kısa dönemde operasyonu hızlıca yapmak isteyen, bu aksiyonunu aslında şirkete para kazandırdığı için bu şekilde ilerletmek istediğini söylese de satınalma yetkilisi orta/uzun vadede şirkete para/itibar kaybettirecek esnetilmiş kuralların kimseye kazandırmayacağını üstüne basarak vurgulamalıdır.

Anıl ERDOĞAN

İş İlanı: Müşteri Hizmetleri Uzman Yardımcısı Aranıyor

Gıda sektöründe faaliyet gösteren uluslararası bir firmada, İstanbul’da istihdam edilmek üzere, Müşteri Hizmetleri Uzman Yardımcısı aranmaktadır. Bu pozisyon ile ilgilenen ve aşağıdaki nitelikleri taşıyan adayların özgeçmişlerini egitim@satinalmadergisi.com göndermeleri rica olunur.

Nitelikler:

  • Lisans mezunu veya öğrenmeye istekli, en fazla 1-2 yıl deneyimli
  • İyi iletişim ve bilgisayar becerileri, SAP bilgisi tercih sebebidir
  • Problem çözme ve müşteri odaklı düşünme
  • Sonuç ve detay odaklı, odaklanma ve görevlere öncelik verme yeteneği.

İş tanımı :

  • SAP kullanarak iade & ret sürecini yönetmek
  • İadelerde nakliye sürecinin yönetilmesi
  • Tüm satışlar, iadeler ve hurdalar için SAP’de faturalandırma süreci
  • Müşterilere e-fatura gönderilmesi
  • SAP müşteri siparişlerinden sorumlu
  • Müşteri hizmetlerinde kalite yönetim sürecinden sorumlu
  • Tedarik Zinciri ekibine back-up olabilecek

Qualifications :

  • Bachelor’s degree or max 1-2 years of experience who is eager to learn
  • Good communication and computer skills, SAP knowledge is an asset
  • Problem solving and customer oriented thinking
  • Result and detail oriented, ability to focus and prioritize tasks.

Job Description :

  • Managing return & refusal process by using SAP
  • Managing transportation process for returns
  • Invoicing process in SAP for all sales customers, returns and scraps
  • Sending e-invoices to customers
  • Responsible for customer orders in Sap
  • Responsible for Quality management process in customer service
  • Will be a back-up for the colleagues in Supply Chain team

Sosyal Medyada Görünür Olmak: Markalar İçin Tespit ve Öneriler

Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı 2022 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçları, Türkiye’deki hanelerin %94,1’inin evden internete erişim imkanına sahip olduğunu ortaya koymaktadır (1). Rapora göre; 16-74 yaş grubundaki bireylerin %85’i interneti kullanmaktadır. İnternetin baş rol oyuncusu olan sosyal medya ise Türk insanı için günlük hayatın bir parçasıdır. Öyle ki, dünya genelinde sosyal medya kullanıcılarının nüfusa oranı %59,4 iken, Türkiye’de bu oran %73,1’dir. Bir internet kullanıcısı, günde ortalama 2 saat 58 dakikasını sosyal medyada geçirmektedir. Pandemi şartlarının ortadan kalkmasıyla birlikte az da olsa düşüş görülse de, 2022 yılı verilerine göre Türkiye’de en popüler sosyal medya platfomu 57,9 milyon kullanıcı sayısıyla YouTube olmuştur. Youtube’u, 48,65 milyon kullanıcıyla Instagram, 29,86 milyon kullanıcıyla TikTok ve 18,55 milyon kullanıcıyla Twitter takip etmektedir (2).

Yukarıda verilen rakamlar, sosyal medyayı yalnızca bireylerin eğlence aracı olmaktan çıkarmakta, bu platformlarda var olmayı markalar için de bir tercih değil zorunluluk haline dönüştürmektedir. Günümüzde, müşterilerin sosyal ağ akışlarında yer alan markaların fark edilme olasılığı diğerlerine göre daha yüksektir. Peki sosyal medyada var olmak ne demektir ?

Sosyal medya varlığı, bir markanın sosyal medya platformlarında sahip olduğu görünürlüğü ve topluluğuyla yani hedef kitlesiyle kurduğu bağı ifade etmektedir.

Küresel ölçekte sosyal medya araştırmaları yapan bir kuruluş olan BrandWatch’ın 2022 Marka Görünürlük Raporu (3); incelenen global 75 marka içinde görürlüğü en fazla olanların spor sektöründen olduğunu ortaya koymuştur. İkinci sırayı teknoloji markaları alırken, otomotiv, yiyecek-içecek ve eğlence markaları onu takip etmektedir (1). En görünür markaların %20’sinin spor endüstrisinden olması, başta futbol olmak üzere insanların en sevdikleri oyuncular ve takımlarla etkileşim kurma heveslerinin ve rahat giyinmeye düşkünlüğün şaşırtmayan bir sonucudur.

Sosyal medya, pazarlama iletişimi için güçlü bir araçtır ancak onlarca yerel ve küresel rakibin arasından sıyrılmak için dikkate alınması gereken bazı stratejik kurallardan bahsetmek mümkündür. Bunlardan kısaca bahsedelim.

Doğru Mecrayı Seçmek

Sosyal medya yeni oyuncularla sürekli büyüyen rekabet yoğun bir ekosistemdir ve her sosyal medya platformunun kendine özgü nitelikleri ve kullanım amacı vardır. Instagram görsel ve video içerik paylaşımı özelliğiyle ön plana çıkarken, Twitter haberleri anlık takip etmek ve görüşlerini paylaşmak isteyenlerin tercih ettiği bir kanaldır. YouTube video içerikler izleyerek bilgi edinmek, LinkedIn ise profesyonel iş bağlantıları oluşturmak için kullanılmaktadır. Platform belirleme aşamasında, öncelikle aşağıdaki soruların tam olarak yanıtlanması gerekmektedir;

Hedef kitle kimlerden oluşuyor ? (kadın, erkek, yaş vb.)

Hangi platformda aktifler ?

Ne tür içerikler izliyorlar ?

Birbirinden farklı kitle demografisine sahip sosyal medya araçlarının her biri farklı bir yaklaşım gerektirmektedir. Örneğin, genç sosyal medya kullanıcıları TikTok veya Twitch’i kullanırken, daha ileri yaşta olanlar Facebook veya Instagram’ı tercih etmektedir. Ayrıca üretilen içeriğin her platformun algoritması için optimize edilmesi, pazarlama mesajlarının potansiyel müşterilere ulaşmasını sağlayacaktır.

Yaratıcı ve Kaliteli İçerik Üretmek

Sosyal medyada içerik kraldır. Sosyal medya kullanıcıları, yalnızca birkaç saniye içinde izledikleri içerikten olumlu ya da olumsuz biçimde etkilenirler. Olumsuz algıların başlıca sebepleri, ilgisiz içerik, düşük kaliteli görsel ve videolar, dilbilgisi ve yazım hatalarıdır. Bu nedenle pazarlamacıların, doğru seçilmiş görsel ve videolarla desteklenmiş, editoryal olarak kaliteli, tutarlı ve sürekliliği olan içerikler sunması markanın mevcut ve potansiyel müşteriler açısından görünürlüğünü artıracaktır.

İçerik üretimi marka kimliğinde bütünsel bir yaklaşımı da gerektirmektedir.  Bu nedenle, marka stratejisinin sosyal medya stratejisiyle uyumlu olması ve ortak mesajlar iletiyor olması gereklidir. Şirketler genellikle aynı içeriği tüm kanallarda yayınlama hatasına düşmektedir. Oysa her platformun hedef kitlesinin farklı beğeni ve beklentileri vardır. Örneğin Instagram’da paylaşılmış bir gönderi takipçiler tarafından çok beğenilirken aynı içerik Youtube’da çok ilgi çekmeyebilir. Dolayısıyla, içerik üretirken platform yaklaşımlarının özelleştirilmesine dikkat edilmelidir.

Etkileşim Yaratmak

Sosyal medya topluluğu oluştururken en sık yapılan hata, takipçi ve görüntüleme satın almaktır. Oysa günümüz internet kullanıcıları hesap sahiplerinin organik olmayan büyüme girişimlerine dair çok uyanıktır ve etkileşimi olmayan bir markanın nasıl bir görünümde olduğuna dair fikri vardır. Sahte beğeni ve görüntüleme satın alan hesapları fark eden kullanıcılar, kandırıldığını düşünmekte ve bunu yapan markaları göz ardı etmektedir.

Sosyal medya yalnızca markanın yüzünü gösterdiği bir mecra değildir. Aynı zamanda hedef kitlenin beğenileri, hoşlanmadıkları veya endişeleri hakkında gerçek ve anlık bilgilerin edinildiği bir araçtır. Bu nedenle pazarlamacıların takipçilerle bağ kurmak için fırsatlar yaratması ve çeşitli yöntemlerle etkileşime teşvik etmesi gerekmektedir. Soru cevap videoları, anketler, yarışmalar, çekilişler ve canlı yayınlar bu amaçla kullanılabilen yöntemlerdir. Ayrıca, etkin bir iletişim, yorumlara ve doğrudan mesajlara yanıt verilmesini gerektirmektedir. Dürüst, güven veren ve özel hissettiren cevaplar sadık takipçi oluşturmakta; erişimi ve görünürlüğü artırmaya yardımcı olmaktadır.

Reklam Vermek

Platform algoritmaları organik içeriğe kıyasla ücretli içeriğe daha fazla yer vermektedir. Dolayısıyla, hashtagler ve anahtar kelimeler organik olarak sosyal medya görünürlüğü oluşturulabilse de, yoğun rekabet ortamında reklamın desteğinden faydalanmak bir zorunluluktur. Sponsorlu içerikler ve influencer iş birlikleri, hedeflenmiş kitlenin dönüşüm oranını artırmakta oldukça etkili yöntemlerdir.

Sosyal medyada reklam stratejisi belirlemek bir denge sağlama işidir. Gezinmeleri sırasında onlarca tanıtıma maruz kalan kullanıcılar, hedefli reklamlardan kurtulmanın yollarını aramakta ve hatta sosyal ağların reklam göstermeyen versiyonları için daha fazla ödemeye razı olmaktadır. Ücretli tanıtımı kabul ettirmenin yolu, organik gönderilerin arasında sıkıştırılmış “reklama benzemeyen reklamlar “sunmaktır.

Güncel Olayları Ve Trendleri Takip Etmek

Trendler sosyal medyanın ana dinamikleridir. Yeni bir şarkı, farklı bir dans, bir giyim şekli ve kitlelerin dikkatini çeken her şey pazarlamanın da gündeminde olmak zorundadır. Bir yeniliği markayla uyumlu hale getirerek etkili bir içeriğe dönüştürmek marka bilinirliğinizi artırarak organik trafik artışları sağlamaktadır.

Sosyal ağlarda hızla yankı bulan güncel olaylar da sosyal medyanın bir başka tetikleyici unsurudur. Takipçiler, destekledikleri markaların sosyal konularda daha duyarlı olmalarını beklemektedir. Bir şeyler yolunda gitmiyorken proaktif davranarak doğru adımlar atan markalar sosyal medyada arkalarına daha fazla destek almaktadır. Bunun en yakın örneği 2023 Şubat ayında yaşadığımız depremdir. Yaraların sarıldığı dönemde şirketlerden destek beklentileri artmış ve depremden etkilenenlere yardım yapan firmalar alkışlanmıştır.

Veriye Önem Vermek

Sosyal medya yeni markaları keşfetmeyi her zamankinden daha kolay hale getirmiştir. Ancak etkili bir sosyal medya yönetimi sürekli izleme ve ölçmeyi gerektirmektedir. Sosyal medya stratejisti Ariel Boswell “Sosyal medya sürekli değişen bir alandır, birkaç ayda bir yeni bir özellik, yerleşim veya algoritma değişikliği olur. Bu değişikliklerin stratejinizi nasıl etkilediğini görmek ve dönüşmeye hazır olmak için varsayımları test edin ve performans ölçümlerinize göz atın.” diyerek ölçmenin önemine vurgu yapmaktadır (4). Pazarlamanın kullandığı pek çok performans göstergesi gibi, markanın sosyal medyadaki varlığını ortaya koyan bazı metrikler mevcuttur. Takipçi, erişim ve gösterim sayıları, etkileşim oranı, beğeni, yorum ve paylaşım sayıları vb. bunlardan bazılarıdır. Ayrıca, hedef kitleye ulaşmak için SEO’yu planlamak, doğru hashtag ve anahtar kelime seçimi yapmak ve aktif olan bütün sosyal kanalları birbirine bağlamak önemlidir.

Sosyal medya platformlarını takip eden, verimliliklerini ölçen yazılımları etkin bir şekilde kullanmak gönderinin platform türüne göre planlanmasını, analiz edilmesini ve denetilmesini sağlayarak elde edilen gerçek verilerle gelecek planlamalar için içgörü sağlamaktadır.

Son söz yerine;

Bir sosyal ağın amacı iletişim tesis etmek ve bunu sürdürmektir. İletişim, sadece satış yapmaktan daha fazlasıdır ve başarılmış bir iletişim, sosyal ağlardaki marka görünürlüğünü artırmanın en iyi yoludur.

Dr. Özlem KARAMAN

 

Kaynakça:

  • https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2022-
  • https://datareportal.com/reports/digital-2023-turkey
  • https://www.brandwatch.com/reports/brand-visibility/view/
  • https://blog.hubspot.com/blog/tabid/6307/bid/4663/how-to-monitor-your-social-media-presence-in-10-minutes-a-day.aspx

İş İlanı: Talep Planlamacı Aranıyor

Gıda sektöründe faaliyet gösteren uluslararası bir firmada, İstanbul’da istihdam edilmek üzere, Talep Planlama Uzmanı aranmaktadır. Bu pozisyon ile ilgilenen ve aşağıdaki nitelikleri karşılayan adayların özgeçmişlerini, egitim@satinalmadergisi.com göndermeleri rica olunur.

Sorumluluklar:

  • Türkiye pazarından sorumlu, Kıbrıs’ın yanı sıra Malta, İsrail ve Özbekistan pazarlarından da sorumlu,
  • JDA ve IBP gibi araçları kullanarak 18 ay boyunca her S&OP döngüsü boyunca toplam talep planının sunulmasından sorumlu olmak,
  • Kısa ve uzun vadede talep tahmin doğruluğunu iyileştirebilme,
  • “Hizmet Seviyesi”ni ölçerek, mamullerin zamanında teslim edilmesini sağlama,
  • SKU seviyelerinde optimum envanteri sağlamak için aylık talep İnceleme toplantılarını yönetme ve yürütme,
  • ‘Kullanılabilirlik’, ‘tahmin doğruluğu’ ve ‘stok kapsamı’ gibi KPI’ları raporlama, analiz etmek ve sunma,
  • Güncel, doğru bilgi almak için Satış, Pazarlama, Endüstriyel Ekip, Kontrol, Satınalma ve diğer departmanlarla uygun şekilde etkileşim ve iletişim kurma,
  • Tüm NPI projeksiyonlarının zamanlamasının iş stratejisiyle uyumlu olmasını sağlama,
  • Tedarik planlama parametrelerinin takibi,

Yetenekler:

  • Üniversitelerin Mühendislik bölümlerinden mezun,
  • Tedarik Zinciri alanında minimum 2 yıllık mesleki deneyim, FMCG deneyimi tercih sebebidir,
  • Tüm yönetim seviyeleriyle etkili bir şekilde etkileşime girebilme yeteneği ile birlikte ileri derece İngilizce sözlü ve yazılı iletişim becerileri,
  • Excel’in ileri düzeyde kullanımı
  • İş değişikliği yönetimine liderlik etme yeteneği; diğer fonksiyonları ve yöneticileri etkileme kapasitesi
  • Güçlü liderlik yeteneklerinin yanı sıra güçlü kişilerarası becerilere sahip, kendine güvenen, profesyonel,
  • Sonuç odaklı ve karmaşık süreçlerde etkili analitik algıya sahip olma,
  • Kolaydan Aşırıya Öğrenmeye, yeniden öğrenmeye ve tekrar öğrenmeye istekli,
  • Güçlü bir takım oyuncusu olarak zorlu ortamlara uyum sağlayan,

Responsibilities

  • Responsible for Turkey market, besides Cyprus Malta, Israel and Uzbekhistan markets are included,
  • Being key responsible for delivering the total demand plan through each S&OP cycle for rolling 18 month by using tools such as JDA and IBP,
  • Improve Forecast Accuracy for the short & long term,
  • Ensure that finished goods are delivered on time by measuring “Service Level“,
  • Leads and Conduct Demand Review meetings monthly to ensure optimal inventory on SKU levels,
  • Report, analyze and deliver KPI´s, such as ‘availability’, ‘forecast accuracy’ and‘stock cover,
  • Interacts and communicates with Sales, Marketing, Industrial Team, Controlling, Purchasing and other departments as appropriate to obtain current, accurate information,
  • Ensure the timing of all NPI projections aligned with business strategy,
  • Follow up supply planning parameters,

Your Skills

  • University degree in Engineering,
  • Minimum 2 years of professional experience in Supply Chain, FMCG experience is an asset,
  • Excellent oral and written communication skills in English with the ability to interact effectively with all levels of management,
  • Advanced use of Excel
  • Ability to lead business change management; capacity to influence other functions and managers
  • Self-confident professional, who possesses strong interpersonal skills along with sound leadership capabilities,
  • Being result oriented & effective analytic perception for complex process,
  • Easy to a Extreme willingness to learn, relearn, and learn again,
  • Adapt challenging environments by being powerful team player,

Sürdürülebilirlik ve Ekolojik Vergilere Özet Bir Bakış

Sürdürülebilirlik, içinde bulunduğumuz zamanda toplumların ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılarken çevremizdeki doğal yaşamı etkilemeden ve gelecek nesillere daha güzel bir dünya bırakmak arzusudur. Sürdürülebilirlik kavramı ilk olarak bundan tam 51 yıl önce yani 1972 yılında 113 ülkenin katılımıyla ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile ortaya çıkarılmıştır. Bu 113 ülke atıkların imhası ve gelecek nesillerine daha güzel bir çevre bırakmak adına ortak bir bildirimi yayınlamış ve programlarını tüm dünyaya duyurmuşlardır. Resmi olarak ise asıl metin 1987 yılında Birleşmiş Milletlerin yayınladığı “Ortak Geleceğimiz” raporu ile resmiyete kavuşmuştur.

Bu rapor ile ekonomik olarak kalkınma sağlanırken doğaya en az zarar ile bu kalkınmanın sağlanması hatta ekonomik kalkınma ile sürdürülebilirliğin eş olarak götürülmesi istenmiştir. Bu makalemizin konusu ise sürdürülebilirlik ile ekolojik vergiler ile bir bağ kurmak ve bu vergilerin amacına uygun kullanıldığında ne kadar büyük faydalar sağlayabileceğine ışık tutmaktır.

İktisattaki büyük buhranlar, sanayi devrimleri ve teknolojik gelişmeler ile ekonomik kalkınma hedefleri artarken, dünya nüfusunun artması ve insanların refah seviyesindeki artış hedefleri ile sınırlı olan doğal kaynaklar hızlı bir şekilde yıkıma uğratılmıştır. Bu amaçla sürdürülebilirlik programları ile insanların doğal yaşamı etkilemeden ya da en az zarar ile ekonomik büyümenin sağlanması hedeflenmektedir. Dünya nüfusunun artması bir nevi atıkların da artması sağlıklı su ve doğal çevreye ulaşımda eşitsizliklere hatta sorunlara neden olmaktadır. Kısacası sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların hak ve yararları gözetilerek, çevrenin ve doğal kaynakların bilinçli bir şekilde kullanılması, doğaya zarar vermeden ekonomik gelişmenin sağlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu konuda insanlar kadar işletmelere de büyük görevler düşmektedir. Doğal kaynaklar üzerinde en fazla olumsuz etki yaratan sanayi işletmelerinin yani büyük hacimli üretim yapan fabrikaların öncelikle kaynakların verimli kullanılması, karbon ve su ayak izinin en aza indirilmesi hedefiyle sürdürülebilirlik programlarına katılmaları büyük önem arz etmektedir. Aslında şirketler açısından bakıldığında günümüzde sürdürülebilirlik kavramı sadece çevreye yardımcı olmakla kalmayıp, şirketler için daha iyi bir marka imajı, daha düşük maliyet ve daha yüksek verimlilik sağlamakta olduğu görülmektedir. Tabi ki buradaki asıl amaç şirketlerin imajını güzelleştirmek değil gelecek nesillere daha sağlıklı ve yenilenebilir bir çevre bırakmaktır. Peki sürdürülebilirlik ile eş zamanlı olarak geliştirilen ülkemizde bu konudaki vergisel çalışmalar ne durumdadır.

Öncelikle bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yapan kurum olan Avrupa Çevre Ajansının tanımına göre potansiyel olarak pozitif çevresel etki sağlamasından dolayı, enerji, taşımacılık, kirlilik ve tükenmeye maruz kaynaklar üzerinden alınan vergilere “ekolojik vergiler” adı verilmektedir. Doğal kaynakların korunmasını sağlamak için vergilerin devre girme nedeni nedir? Aslında bunun birden fazla nedeni olmakla birlikte küresel boyutta bunu devreye alınabilmesi için ciddi bir maddi kaynak sağlanması gerekmektedir. Özellikle enerji tasarrufu, doğal kaynakların korunması, atıkların elden çıkarılması, bu programın öncelikli hedeflerinden biridir. Çünkü global ölçekte eşit olmayan ekonomik dağılım ülke bazlı uygulanabilirliğini zora sokmaktadır. Bu konuda yapılan vergisel çalışmalardan bazılarını sıralayacak olursak;

  1. Emisyon Vergileri
  2. Ambalaj Temelli Vergiler
  3. Kullanım Temelli Vergiler
  4. Ülke Bazlı Vergi Çeşitlendirilmesi
  5. Avantajlar ve Sübvansiyonlar

Yukarıdaki bu beş vergi kavramları ülke bazlı değişiklik gösterse de aslında amaç olarak aynı amaca hizmet etmeyi hedeflemektedir. Bunları kısaca özetleyecek olursak;

  1. Emisyon Vergileri: Bu vergilerin konusuna hava, su ve toprak girmektedir. Çevreye bırakılan zararlı atıkların miktarsal ölçümü sonucunda çıkan tutar bu vergiyi oluşturmaktadır. Örnek verecek olursak, araçların egzoz gazları veya gemi ve teknelerden denizlere sızan yakıtlar bu verginin konusu oluşturmakta. Fakat en önemli sorun bunların ölçümlenip kayıt altına alınmasıdır.
  2. Ambalaj Temelli Vergiler: Kullanıldıklarında ya da bulundukları ortamlarda kolay imha edilemeyenlerden / yok olmayanlardan alınan vergiler. Buna en güzel örnek ülkemizde de poşet vergisi diye adlandırılan GEKAP(Geri Kazanım Katılım Payı) vergisidir. Plastik atıkların 50 veya 100 yıl boyunca toprak altında kalabildikleri hesap edilebilmiştir. Bu nedenle plastik, cam, kağıt gibi çeşitli ambalaj ürünleri bu vergi ile ölçüm altına alınmaya çalışılmaktadır. Çok yakında hatta EYLÜL 2023’den itibaren artık maden suyu gibi cam şişelerde depozito sistemine geçileceği de program çerçevesince öngörülmektedir.
  3. Kullanım Temelli Vergiler: Bu vergi türüne en güzel örneklerden birisi ülkemizde belediye kurumları tarafından tahsil edilen çevre temizlik vergisidir. Bu verginin asıl amacı düzenli olarak çöplerin toplanması, park, bahçe, okul ve sokak gibi kamusal alanların hijyenik giderlerinin karşılanmasıdır.
  4. Ülke Bazlı Vergi Çeşitlendirilmesi: Bunu daha çok Avrupa ülkelerinde görmekle birlikte artık bek çok Asya ülkelerinde de görmekteyiz. Buna en güzel örnek, fosil yakıt kullanan vatandaşların daha fazla vergi öderken elektrik veya hidrojen tarzı yakıt kullanan vatandaşların belli ölçeklerde daha az vergi ödemesi örnek olarak gösterilebilir.
  5. Avantajlar ve Sübvansiyonlar: Ülkelerin sağladıkları teşvikler değişmekle birlikte günümüzde çok değişik teşvik ve sübvansiyonlar ülkelerce sağlanmaktadır. Örnek gösterecek olursak, fosil yakıtlı araçlar yerine elektrikli araçların alınmasında kredi, vergi desteklerinin verilmesi. Fabrikalarda atık miktarını %50 oranın azaltılmasını sağlamak amacıyla makine ve teçhizat kredi/teşvik desteklerinin sağlanması hatta e hatta amortisman sürelerinin kısa tutulması en önemli örneklerden gösterilebilir. Özellikle ülkemizde de organize sanayi bölgelerinde yararlandırılan bu teşviklere “Yeşil Teşvik” adı verilmektedir. Makine ve teçhizatın kredi/teşvik ile alınmasında, bu makine teçhizatı kullanacak işçilerin SGK ve Vergilerinin devlet tarafından karşılanmasına kadar çok güzel uygulamalar günümüzde yürürlüktedir.

Devlet tarafından sağlanan bu vergi kaynakları, içme sularının temiz kalmasının sağlanması, mera ve otlak alanların genişletilmesi, barajlar, rüzgar, güneş enerjileri ve HES gibi temiz enerji kaynakları ile tüketim ihtiyaçlarının temiz ve yenilebilir karşılanması sağlanmaya çalışılmaktadır. Vatandaşlarımızdan toplanan vergilerin yine vatandaşlarımızın yararına kullanılması ve gelecek nesillere doğal ve yaşanabilir bir çevre bırakılması tüm toplumumuzun asli görevidir. Faydalı olması dileğiyle…

Can DOYRANLI / SMMM-CPA

34 Milyon Dolarlık Yatırım: Brisa’dan Aksaray Fabrikasına Kapasite Artışı Yatırımı

Brisa, 2018 yılında yeni nesil teknolojilerle kurduğu Aksaray Fabrikası için 34 milyon dolarlık ilave kapasite artışı yatırımı planlıyor. Bu yatırım ile Brisa, ilk yatırım planında hedeflediği kapasitenin üzerine çıkarak, 2026 yılında, yıllık 4,6 milyon lastik üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. 

Brisa CEO’su Haluk Kürkçü, “Aksaray Fabrikamızda hayata geçireceğimiz ek yatırımımız ile özel karışım teknolojisini kullanarak yeni nesil ürünleri daha hızlı şekilde devreye alacak, otomotiv üreticilerine elektikli araçlar gibi yeni mobilite trendlerine uygun, son teknoloji ve dünya standartlarında ürün geliştirecek, iç pazarda ve ihracatta gücümüzü artıracağız” dedi.

Sabancı Holding ve Bridgestone Corporation iştiraki Brisa, sektörde mobilitenin liderliğini üstlenirken, lastik işini de büyütüyor. Brisa,  2018 yılında 300 milyon dolar yatırımla kurduğu Aksaray’daki lastik fabrikasında kapasite artışına gidiyor. Yeni nesil teknolojilerle donattığı Aksaray Fabrikası için 34 milyon dolarlık ilave yatırımı plana alan şirket, 2026 yılında yılda 4,6 milyon lastik üretim kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. Brisa, Aksaray Fabrikası’nda ilk faz için planladığı kapasiteye 2024 yılında erişecek ve ilave yatırım ile kapasitesini %7 oranında arttırarak 2026 yılında yıllık 4,6 milyon lastik kapasitesine ulaşacak.

Haluk Kürkçü: “Araç üreticilerinin mobilite partneri olma tarafındaki gücümüzü artıracağız”

Brisa’nın yeni yatırım kararı ile ilgili konuşan Brisa CEO’su Haluk Kürkçü; “Sektörümüzün içinde olduğu mobilite dönüşümünü destekliyor ve potansiyeline güveniyoruz. Yeni yatırımlarla ülkemize değer katmaya devam ediyoruz. 11 milyon adet yıllık üretim kapasitesi ile gücünü kanıtlamış İzmit Fabrikamız ve akıllı teknolojilerlerle donatılmış Aksaray’daki üretim üssümüzle büyümeye devam ediyoruz. Her 2 saniyede 1 lastik üretiyoruz. Aksaray Fabrikamızda hayata geçireceğimiz kapasite artışı yatırımımızla birlikte devreye alacağımız özel karışım teknolojisi ile elektikli araçlar gibi gelişen mobilite trendlerine uygun, son teknoloji ve dünya standartlarında ürünleri daha hızlı bir şekilde pazara sunacak, araç üreticilerinin mobilite partneri olma tarafındaki gücümüzü artıracağız. Aynı zamanda Türkiye’nin ve sektörümüzün güçlü bir ihracatçı şirketi olarak, uluslararası pazarlarda söz sahibi bir oyuncu olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Türkiye’de ürettiğimiz teknolojimizi güçlü ihracatımızla dünyaya yayıyoruz.  Şu anda 90’a yakın ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Genç Aksaray Fabrikamızdan ise 77 ülkeye lastik gönderiyoruz. Yeni yatırımımız ile bu sayıyı daha da artırmayı hedefliyoruz” dedi.

Akıllı Teknolojilerle Donatıldı

Brisa Aksaray Fabrikası, Aksaray Organize Sanayi Bölgesi’nde 2018 yılında 300 milyon dolarlık yatırımla, 952 bin metrekarelik alanda kuruldu.

Fabrika, hem Brisa’nın lastik sektöründeki 40 yılı aşkın sanayi deneyimi ve yetkinliği hem de Bridgestone’un ileri teknolojisi ve küresel birikimi ile donatıldı. Tesiste kullanılan tam otomatik lastik transfer sistemi ile lastikler hiç el değmeden taşınırken bu geleneksel bir lastik fabrikasına göre stok devir hızında iki kat artış sağlıyor. Fabrikanın sanal ortamda bir de dijital ikizi bulunuyor. Dijital ikiz ile üretimin her aşaması takip edilerek sorunlara uzaktan müdahale edilebiliyor. Brisa mühendisleri artırılmış gerçeklik uygulamaları ile Aksaray ve İzmit arasında bağlantı kuruyorlar. Yaşanan herhangi bir soruna bir diğer fabrikadan bu yolla çözüm geliştirmek mümkün oluyor.

SUT Fiyatları Arttı, Tıbbi Hizmet İhalelerinde Yeni Fiyat Farkı Doğdu

Bilindiği üzere sağlık sektöründe Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) fiyatları belli olan, teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımlarındaki; görüntüleme hizmet alımları, tıbbi laboratuvar hizmet alımları, kemoterapi hizmet alımları gibi ihalelerde; fiyat farkı düzenlemesi bulunması halinde, Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) fiyatlarındaki artışa bağlı olarak fiyat farkı doğmaktadır.

Kamu İhale Kurumu tarafından 07 Mart 2023 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanarak güncellenen, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’na Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslara göre Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) fiyatları belli olan tıbbi hizmet ihalelerinde fiyat farkı uygulamaları aşağıdaki iki yöntemden birine göre yapılmaktadır;

  1. SUT puan birimi üzerinden ihale edilmeyen, miktar veya adet olarak ihale edilen, Sağlık Uygulama Tebliğinde fiyatları belli olan, teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımlarında, “4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’na Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslarının” 5’inci maddesinin a bendine göre fiyat farkı verilebilir.

Bu yöntemde SUT fiyatları belli olan tıbbi hizmet ihalelerinde ihalelerin de;

“F = An x B x [(Sn/So)-1]”  formülü kullanılır.

Formüllerde yer alan;

a) F: Fiyat farkını (TL),

b) B: 0,90 sabit katsayısını,

c) An: İlk geçici hakedişte (n=1) olmak üzere (n) inci hak edişte; birim fiyatlı işlerde uygulama ayında gerçekleşen iş kalemlerinin sözleşme fiyatlarıyla çarpılması sonucu bulunan tutarı (TL), götürü bedel işlerde ise uygulama ayında gerçekleşen ilerleme yüzdesiyle sözleşme bedelinin çarpılması sonucu bulunan tutarı (TL),

d) So: Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan ve ihale tarihinin içinde bulunduğu ayda geçerli fiyatı,

e) Sn: Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan ve sözleşmeye göre hizmetin gerçekleştirilmesi gereken ayda geçerli fiyatı,

ifade eder.

  1. SUT puan birimi üzerinden ihale edilen, Sağlık Uygulama Tebliğinde fiyatları belli olan, teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımlarında; “4734 Sayılı Kamu İhale Kanununa Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esasların” 7’inci maddesinin onbirinci fıkrasına göre fiyat farkı verilebilir.

Bu yöntemde ise;

a) Puan birimi üzerinden sözleşmeye bağlanan teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımlarında, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’na Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslarının 5’inci madde hükümleri uygulanmaksızın, ilgili hizmetin uygulama ayındaki puanı ile ihale tarihindeki puanı arasındaki farktan kaynaklanan fiyat değişimleri, fiyat farkı olarak ödenir veya kesilir.

b) Ancak Sağlık Uygulama Tebliğinde ödemeye esas olarak belirlenen katsayının artırılmasından veya azaltılmasından kaynaklanan fiyat değişimleri için ayrıca fiyat farkı hesaplanamaz.

c) Bu hizmet alımlarında ihale dokümanında personel sayısı belirlenerek haftalık çalışma saatinin tamamının idarede kullanılacağının düzenlenmesi halinde 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu’na Göre İhale Edilen Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslarının 6’ıncı maddeye göre ayrıca fiyat farkı hesaplanacağına ilişkin düzenlemeye de yer verilir.

Maliyetlerdeki artışlara bağlı olarak en son 03 Eylül 2022 tarihinde güncellenen Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) fiyatları 2023 yılı içinde  Ağustos ayı itibariyle ikinci kez artırılmıştır. Şöyle ki 2023 yılında ilk olarak 23 Mart 2023 tarihinde SUT fiyatları %55 civarında artırılmış iken 24 Ağustos 2023 tarihinde  % 50 ile % 150 arasında değişen oranlar artırılmış olup Hizmet Başı İşlem Puan Listesi (EK-2/B) ‘nin yürürlük tarihi 02 Eylül 2023 olarak belirlenmiştir.

SUT fiyatlarındaki 24 Ağustos 2023 tarihinde güncelleme sonrası; mesela HDL kolesterol 03 Eylül 2022 tarihinde 2,57 TL iken 24 Mart 2023’de %55 artarak 3,98 TL olmuş, 2 Eylül 2023 tarihinde ise %50 artarak 5,98 TL olmuştur. Aynı şekilde Kan gazları 03 Eylül 2022 tarihinde 8,21 TL iken 24 Mart 2023’de %55 artarak 12,72 TL olmuş, 2 Eylül 2023 tarihinde ise %50 artarak 19,08 TL olmuştur. Benzer şekilde BT, Akciğer, yüksek rezolusyonlu   03 Eylül 2022 tarihinde 88,51 TL iken 24 Mart 2023’de %55 artarak 137,18 TL olmuş, 2 Eylül 2023 tarihinde ise %50 artarak 205,77 TL olmuştur. MRG, Abdomen – üst, kontrastsız 03 Eylül 2022 tarihinde 104,61 TL iken %55 artarak 162,14 TL olmuş, 2 Eylül 2023 tarihinde ise %50 artarak 243,21 TL olmuştur.

SUT tebliği esas alınarak yapılan söz konusu hizmet alımları için sözleşmesinde fiyat farkı verilmesi öngörülen işlerle ilgili olarak 02 Eylül 2023 tarihinden itibaren güncel SUT fiyatları dikkate alarak fiyat farkı hesaplanması ve ödenmesi gerekmektedir.

Mehmet ATASEVER    

Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme E. Başkanı

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi

İknada Ben Merkezci Önyargı

Şahsiyet ile eş anlamlı olan kişilik, insanın en baskın niteliklerini tanımlamak için de kullanılır. Bireyin manevi özelliklerine ve değer yargılarına kişilik denir. Kişilik Kuramları, yapısal kişilik kuramı, üstünlük kuramı, psikososyal kuramı olmak üzere 3 şekilde incelenir.

Psikososyal Kuram içerisinde bulunan Benmerkezci ön yargı, insanın çevre faktörlerinden etkilenen ve ruhsal açıdan çeşitli evrelere ayrılan yaşamını ifade eden kuramdır. Erik Erikson tarafından geliştirilmiştir. Bu kuram, Freud’un psikoanalitik kuramına bir eleştiri niteliği taşır. Çünkü Freud’a göre kişilik, 0-5 yaş arasında oluşur ve bir daha değiştirilemez. Bilinçdışı ve rüyalar ise kişiliği değil bilinci etkiler. Erik Erikson’a göre ise toplumsal ilişkiler ve kişinin sosyal statüsü de kişiliğin temel yapı taşları arasında yer alır.

Örneğin, otuz yaşından sonra zengin olan birinin yeni imkanlara sahip olmasıyla birlikte kişiliğinde birçok değişme saptanır. Terfi alan, işten çıkartılan ya da eşinden boşanan birinde de değişimler gözlemlenebilir. Bu kurama göre kişilik statik bir yapıda değildir ve kişinin yaşamı boyunca çeşitli etkilere maruz kalarak, iyi ya da kötü yönde sürekli değişir.

Erikson, her dönemin sonunda bireyin yaşadığı çatışmadan ya da krizden güçlenerek çıkmasını ve bu değerlerin bir kuşaktan diğerine süreklilik göstermesini hem bireyin hem de toplumun iyiliği açısından önemli görmektedir. Her dönemin başarı ağırlıklı olarak sonlanmasıyla ego güçlenmektedir. Evrelerin her birinde ortaya çıkan ego güçlülüğü sırasıyla, umut, irade, amaç, yeterlik, sadakat, sevgi, bakım ve akıl olarak belirtilmiştir.

Benmerkezci ön yargı insanların hayatlarındaki olaylarda kendi bakış açılarına çok fazla güvenmelerine neden olan bir ön yargıdır. İnsanların kendilerinin diğer insanların bakış açısından farklı bir bakış açıları olduğuna ve diğer insanları hafife almalarına hatta dikkate almamalarına neden olur. Bunun sebebi ise; ilkel beyin benmerkezcidir, kişinin kendi çıkarlarına hitap eden her şeye daha isteklidir. Yani beyni uyaracak olan düşünce kişiyle alakalı olmalıdır.

‘‘Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan’’ diyor Doğan Cüceloğlu.

İknada insanların kişisel çıkarlarına ne kadar çok hitap ederseniz ve bunu onlara gösterirseniz onları o kadar kolay ikna edebilirisiniz. Örneğin ‘dünya düzdür’ deseniz karşı tarafın bundan bir çıkarı varsa bu söylediğinize inanmayı seçer.

İknada insanların çıkarlarına ne kadar çok gözetirseniz karşı tarafın ben merkezci önyargılarından o kadar faydalanırsınız. İnsanları mantıkla ikna etmek zordur, ancak menfaatlerine hitap ederseniz ikna etmek çok daha kolaydır. İnsanları Ben Merkezci Önyargılarından yararlanmak için; övgü, iltifat ve takdir etmek çok önemlidir.

İknada günümüzde “faydanın iknası” denilen bir kavram vardır. Kavramın en önemli konusu “fark oluştur” ve “farkını öne çıkart.” Çünkü; algılanan şey gerçektir. İkna mesajlarında durum böyle işler. İknada karşı taraf kendine ait bir şey bulamazsa onunla ilgilenmez. İknada dikkat etmemiz gereken fikir, ürün veya hizmetin alıcıya nasıl bir fayda sağlayacağını ne kazanacaklarını vurgulamaya önem göstermelisiniz.

İknada karşı tarafa bir ürün, hizmet ya da fikir sunulduğunda, kişi kendisine ‘‘bana ne faydası var?’’ sorusunu sorar. Bu sebepten dolayı verilen ikna mesajının tamamı sizinle değil karşı tarafla ilgili olmalıdır. Burada “ben” değil, “siz” üslubunu kullanmak da çok önemlidir.

İknacı karşı tarafı dinlerken fikirlerine saygı duyup bildiği bir konu dahi olsa Ben Merkezci Önyargılarından dolayı bazen bilmiyormuş ilk defa karşı taraftan dinliyormuş gibi davranılabilir.

HİÇ

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

-“Kimsin?”

-“Hiç” demiş Hoca, “Hiç Kimseyim.”

Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca:

-“Sen kimsin?”

-“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.

-“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.

-“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…

-“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.

-“Vezir” demiş adam.

-“Daha daha sonra ne olacaksın?”

-“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”

-“Peki ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp

-“Hiiiç.” Demiş

“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım.

İknada Ben Merkezci Önyargı çok önemli bir konu olduğu için özellikle ikna etmek isteğiniz kişi ya da kişilerin Egolarına çok dikkat edin. Ben Merkezci Önyargılardan yaralanmak için mümkün olan her yerde ve her zaman insanların seçimlerini onaylayın. “İyi bir seçim yaptınız” ve “Sizin gibi algıları yüksek insanlar” gibi ifadeler kulağa kolay, gurur verici ve hoş gelir.

İknacı

Mustafa AVCI

Kaynaklar:

Gelişim Psikolojisi – Pegem Akademi Yayınları (2015) / Psikodinamik Kuram ve Ego Savunma Mekanizmaları

How Psychology Works: Applied Psychology; Yayıncı: DK; ISBN 9780241317693

İşyerinde, Sanal Kaytarma Haklı Fesih Sebebi midir?

İşçi, iş görme edimini yerine getirirken özenli davranmak, işini özenle yapmak zorundadır. Özen borcu, işçinin asli edim yükümü olan işin görülmesi sırasında gereken tüm dikkati göstermesi, mesleki bilgisini, fikri ve bedeni yeteneklerini gerektiği şekilde kullanmasını ifade eder. Hemen ifade etmeliyiz ki, bu anlamda özen borcunun dürüstlük kuralı ile dorudan ilgisi bulunmaktadır. Çünkü işçi, dürüstlük kuralları çerçevesinde işini özenle yapması gerekir[1]. İşçinin özen borcu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 396/I’de düzenlenmiştir. İşçinin yüklendiği işi özenle yapma borcunun yanısıra, işverenin haklı menfaatinin korunmasında da sadakatle davranma zorunluluğu vardır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine tes­lim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür (TBK m.396/1,2).

Özen borcuna aykırılık halinde uygulanacak yaptırım ise, 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II-(ı)’da düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, “İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması” halinde, iş sözleşmesi haklı nedenle derhal feshedilebilecektir. Bununla birlikte işçinin, iş görme borcuna aykırı davranmasının başka bir yaptırımı da yine İş Kanunu m.25/II-(h)’da hüküm altına alınmıştır. Buna göre, “İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi” de haklı nedenle feshi gerektiren bir durumdur.

Öğretide, sanal kaytarma olarak da ifade edilen işçinin mesai saatleri içinde, işverence sağlanan e-postayı ya da interneti özel amaçları için kullanması işçinin işyerinde işine daha az zaman ayırarak başka bir deyişle kaytararak iş edimini yeterince sunamaması ve daha az verimle çalışmasına dolayısıyla iş görme borcunun özensiz ifasına sebep olabilecek davranışlar olarak değerlendirilmektedir. Nitekim elektronik çağın gereği olarak bilgi teknolojilerinin yaygın olarak kullanıldığı bir zamanda, neredeyse küçük-büyük herkesin elinde bir cep telefonu insanlar arasında iletişim kesilmiş ve tamamen sanal dünyada yaşayan bir toplum haline gelinmiştir. Bu durum işyerlerinde verimliliği düşürdüğü gibi iş kazalarına da sebep olabilecek nitelik arz etmektedir. Yargıtay kararlarına yansıyan iş uyuşmazlıklarında da bu konular artan oranda gündeme gelmekte ve işverenler konuyla ilgili iş sözleşmelerine ya da işyeri iç yönetmeliklerine veya etik sözleşmelere hükümler koymak suretiyle işçilerin iş esnasında kullanılmak üzere kendilerine tahsis edilen e-postaların ya da internetin özel amaçlı kullanılmasına engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu kapsamda, işyerinde iş saatleri içinde kişisel amaçlı internet kulla­nımı, işçinin iş görme borcunu gereği gibi yerine getirmesini engelleyecek düzeyde ise ve bu durum işçinin performans ve verim düşüklüğüne yol açı­yorsa veya işe yoğunlaşmasını olumsuz etkiliyorsa, bu durum geçerli nedenle feshi gerektirebilir. Bununla birlikte, açık işveren talimatlarına rağmen, işçi­nin özel amaçlı internet kullanarak aynı zamanda sadakat, doğruluk ve bağlı­lık borcuna aykırı hareket ettiği durumlar ise, haklı nedenle feshi gerektirir[2].

Yargıtay uygulamasına baktığımızda işyerinde sanal kaytarmanın sonuçlarının somut olaya göre değişiklik gösterdiğini görmekteyiz. Yüksek mahkeme iş görme borcunun özensiz ifasına sebep olabilecek davranışları geçerli nedenle fesih kabul ederken, açık işveren talimatlarına rağmen, işçi­nin özel amaçlı internet kullanarak aynı zamanda sadakat, doğruluk ve bağlı­lık borcuna aykırı hareket etmesi haklı nedenle fesih kabul edilmiştir.

Yargıtay, işçinin iş görme borcunun özensiz ifasına sebep olabilecek davranışların “geçerli nedenle feshi” oluşturan sebepler arasında saymıştır. Örneğin işçinin iş saatleri içinde uzun telefon konuşmaları yapmasını, iş saatleri içinde interneti özel amaçları doğrultusunda kullanmasını, işverence tahsis edilen e-posta ile özel yazışmalar yapılmasını geçerli nedenle fesih sebepleri arasında saymaktadır[3]. Benzer yönde Yargıtay, “işyerinde işçiye internet kullanımına ilişkin açıkça bir yasaklama ve sınırlama getirilmemesi nedeniyle işyerinde işçinin internete girmesinin iş sözleşmesini haklı nedenle değil, geçerli nedenle feshine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir[4].

Yargıtay’a göre, “İş için verilen telefon ve tahsis edilen internet hattının kullanılmasında önceden bir sınırlama öngörül­memesi işçinin iş amaçlı verilmiş olan telefon ve internet hattının kullanmasındaki özen ve sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İşçinin bu im­kanları iş amaçlı olarak kullanması asıldır. İş amacının dışında kullanılması hoşgörü sınırlarını aştığı takdirde ve bu durumun süreklilik göstermesi ha­linde fesih için geçerli ve icabında haklı sebep oluşturabileceği kabul edilme­lidir[5]. Somut olayda, davacı işçinin mesai saatleri içerisinde, işiyle ilgisiz internet sitelerinde ne kadar zaman geçirdiği ile söz konusu internet sitelerinin ne tür alanlarda faaliyet gösterdiği hususlarının, teknik bilirkişi vasıtasıyla log kayıtları üzerinde inceleme yapılarak belirlen­mesi ve neticeye göre iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayanıp dayan­madığının değerlendirilmesi gerekirken, bu yönde bir inceleme yapılmadan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir[6].

Yargıtay bu kararında, “bilgisayarın işyerinde ortak kullanıldığı, işçinin girdiği tespit edilen …isimli sitelerin … tarzında video paylaşım siteleri olduğu, günümüzde internet kullanımının yaygın olması nedeniyle açılan sitelerin reklamlarında pornografik reklamların yer aldığının herkesçe bilindiği, ayrıca işverence bilgisayarın kullanılmamasına ilişkin davacı işçi ve çalışan diğer personele herhangi bir yasaklamada bulunulmadığı, evvelce de benzer eylemlerde bulunulup uyarıldığı yönünde savunmada bulunulmadığı, işin aksadığı savunmasının da ispatlanmadığı, bir an için durumun sabit olduğu kabul edilse dahi, eylem ile sonuç arasında açıkça orantısızlık olduğu gerekçesiyle işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacağı sonucuna varılmıştır” denilerek iş sözleşmesini haklı nedenle değil, geçerli nedenle feshine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir[7].

Buna karşılık, özel amaçlı internet kullanımı işverenin bu konudaki açık talimatına aykırı olarak yapılmış ise, Yargıtay bu taktirde işçinin bu davranışını haklı fesih sebebi olarak değerlendirmektedir[8].

Sonuç olarak sanal kaytarma, işçinin mesai saatleri içinde, işverence sağlanan e-postayı ya da interneti özel amaçları doğrultusunda kullanarak iş edimini yeterince yerine getirememesi, daha az verimle çalışması ve dolayısıyla iş görme borcunun özensiz ifasına sebep olabilecek davranışlar da bulunması olarak tanımlanabilir. İşverenin açık talimatına rağmen işçinin interneti ya da kurumsal e-postasını iş saatleri içinde özel amaçları doğrultusunda kullanması haklı nedenle feshi gerektirir (İşK m.25/II-(h)). Ancak, işyerinde işveren tarafından bir yasak konulmamış ve işçiler bu konuda uyarılmamışsa ve yapılan bu eylem işyerinde iş akışını bozacak düzeye ulaşmışsa, işçinin iş sözleşmesi geçerli nedenle sona erdirilebilir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] ÇELİK, Nuri, CANİKLİOĞLU, Nurşen, CANBOLAT, Talat, İş Hukuku Dersleri, Yenilenmiş 33.Baskı, İstanbul 2020, s.266.

[2] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 5. Baskı, İstanbul 2023, s.233.

[3] Y9HD., 05.2.2009, E.2008/36305 K.2009/12393 Legalbank.

[4] Y9HD., 13.6.2016, E.2015/4048 K.2016/14121 Legalbank.

[5] Y22HD.26.03.2019 T., E.2017/21400, K.2019/6668 Legalbank.

[6] Y22HD.29.05.2018 T., E.2015/32283, K.2018/13362 Legalbank.

[7] ÇELİK, CANİKLİOĞLU, CANBOLAT, İş Hukuku Dersleri, s.270.

[8] Y9HD., 17.3.2008, E.2007/27583 K.2008/5294 Legalbank.