Kahraman Faiz, Hain Dolar ve Kötü Enflasyon Ekonomi Arenasında

HAİN DOLAR

Ne desem bu Dolar için bilmiyorum doğrusu. Ne Dolarla, ne de Dolarsız yapamıyoruz. Ülkemizin yurt dışı ödemeleri ve ithalat rakamları ile birlikte TCMB döviz rezervlerimiz açısından Dolar gerekli. İhracat rakamlarımızın artmasını istiyorum çünkü ülkemizin dövize ihtiyacı var. Ancak dövize bunca ihtiyacımız varken dövizin fiyatının yükselmemesi, talebin dövizden yana olmaması için, tanımının içerisinde “döviz” kelimesi olan tasarruf araçlarının sahiplerinin önüne caydırıcı engeller konulduğu da bir gerçektir. Bu caydırıcı engeller arasında döviz mevduatlarına verilen faiz üzerinden alınan vergi ve stopajın yüksek, Türk Lirası mevduatlarına verilen faiz üzerinden alınan vergi ve stopajın düşük olması engellerden bir tanesidir.

Diğer engel ise şudur;

TCMB aldığı kararla, bankaların topladıkları döviz ve kıymetli madenlerin bir kısmını TCMB’na “zorunluk karşılık”  yatırmak durumunda iken 15.09.2021 tarihinden itibaren bu oran daha da arttırıldı.

Buradaki belli başlı amaç;

  • Piyasadan daha fazla döviz toplamak,
  • Dövizin maliyetini arttırmak ve talebi azaltmak

Zorunlu karşılıkların arttırılması ile piyasadan daha fazla döviz çekilmesi ve TCMB rezervlerinde daha fazla dövizin mevcut olması ile dövize talebin azaltılması hedeflenmektedir.

Hain Doların belini kırmak adına zorunlu döviz devirleri arttırılır, döviz mevduatına verilen faiz üzerinden vergi ve stopaj oranları arttırılırken TRL – Türk Lirası mevduatın önünü açmak için olanaklar adeta seferber edildi ve yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere TRL vadeli mevduatlar üzerinden alınan vergi ve stopajlar vadelerine göre aşağı çekildi ve bir yıldan uzun vadeli hesaplarda ise vergi ve stopaj oranları sıfırlandı.

Hain Doların belini kırmak adına stopaj ile hain doların nefesi kesilmeye çalışıldıysa da tasarruf sahipleri yine hain doların peşinden giti. Hain dolara olan tutku değişmedi. Bana kalırsa stopaj engeli pek de faydalı olmadı.

Dövizin önünü kesmek fayda etmedi.

Dolara bu zülüm nedendir? Hain olmasından… Hain Doların fiyatı yükseldikçe piyasalara  pahalılık gelir, enflasyon artar. İşte bu yüzden Dolar haindir.

Doların yükselmesine gelince… Direk veya endirekt olarak doların yükselmesi engellense de, bu yükselişin ana nedenlerinden bir tanesi; piyasadaki güvenin azlığıdır. Daha farklı nedenleri de saymak mümkündür.

Bu tabloya yorum yapmaya gerek yok sanırım.

HAİN DÖVİZİN FİYATLARI NASIL DEĞİŞİME UĞRAR?

Hain Dövizin fiyatlaması piyasa dinamiklerine ve beklentilerine göre göre şekillenir. Bu dinamikler arasında;

  • Ülkemiz riskinin ne olduğu,
  • TCMB’nin net kullanılabilir döviz rezervleri
  • Ödemeler dengesi, dış borç stoklarımız
  • İthalat ve ihracat rakamları, dış ticaret açığımız
  • TCMB’nin uyguladığı para politikası ve faizler. Dövizin ve Türk Lirası’nın fiyatını etkileyen faktörler
  • Ülkemizdeki enflasyon rakamları
  • Faiz oranının yüksekliği veya düşük kalması

faktörlerini saymamız mümkündür.

KAHRAMAN FAİZ

Hain Doların belini kıracak, hızını kesecek, bileğini bükecek, ekonomi arenasında uslu, uslu yaramazlık yapmadan oturmasını sağlayacak fren niteliğinde ensrümanlardan bir tanesidir faizdir. Boşuna “Kahraman Faiz” demedim değil mi? Faizin çok kahramanlıkları var elbette. Hatta ekonominin ocağına incir ağacı da dikebiliriz bu faizle. Çok fazla kahraman deyip de faizi şımartmaya gerek yok, faizin şımarması halinde önüne geçmek zor. Hatırlayanlar bilir; 1994, 2000, 2001 yıllarında kahraman faizin ülkemiz ekonomisine verdiği tahribatı şu an anlatsam abartı yaptığımı söyleyeceksiniz.

İnanın abartı değil; bugün overnight faiz oranı % 19 civarında iken 2000’li (Şubat) yıllarda overnight faiz oranı % 10.000 ila % 7.000 oldu desem Reşat Bağcıoğlu saçmaladı diyeceksiniz. Hiçbir cümlemde saçmaladığımın altını çizmek isterim.

Ne çok tanımı var bu kahraman faizin. Paranın belli bir sürede getirdiği gelir en basit anlamda tarif edilecek olunursa. Daha farklı söylemlere bakıldığında faiz için;

  • Borç verilen veya alınan paranın fiyatıdır,
  • Paranın kirasıdır. Paranın ne kadar süre ile kiralandı ise ödenen kira bedelidir,
  • Bir borç anlaşmasının satışı sonucu elde edilen gelir oranıdır,

söylendiğini görebiliriz.

Faiz dedim de aklıma geldi;

  • Faiz haramdır,
  • Faiz caiz değildir,

söylemlerini de duyuyoruz sıklıkla.

Neyi düşündüm biliyor musunuz? Faiz haramsa, tüm bankacılar ve faizle uğraşan kurumlar yandı demektir. Sürekli haram işler yapmaktalar. Öbür dünyada acaba cehennemin kapısında sıraya mı girecekler bu faiz yüzünden?

FİNANS PİYASALARI VE KAHRAMAN FAİZ  

Adına ne derseniz deyin, dünya piyasalarında bir faiz gerçeği vardır. İster kahraman olsun, ister korkak faiz. Ülkede ve piyasalarda belirlenen faiz oranları, piyasalarda oluşan enflasyon oranları ile yakından ilgilidir. Sadece enflasyon demek yeterli olmayabilir, enflasyonla birlikte piyasadaki risk algısının bertaraf edilmesi için ülkeler faiz ensrumanını kullanmak durumundadırlar.  Risk varsa kahraman faiz oranı yüksektir. Başka izahı yoktur bu işin.

Ülkede enflasyon yüksek ise, risk de yüksektir. Finansal piyasalarda verilen faiz oranı enflasyon oranının üzerinde olur. Yüksek faiz aynı zamanda o piyasaların “Risk primi” fiyatlamasının da dahil edildiği bir oran şeklinde karşımıza çıkar. Bir ülke gerçek enflasyonun altında faiz verme eğilimine girdiğinde, ülke riskinin göz ardı edildiği anlamına gelir ki bu bir anlamda hem negatif faiz, hem tasarruf sahibini farklı alternatif araçlara yönlendirir, hem de yabancı yatırımcı o ülkeye gelmediği gibi mevcut yabancı yatırımcılar ise pozisyonlarını kapatıp, o piyasaları terk eder.

Riskli piyasada oluşan faiz, piyasa dinamikleri ve gerçekleri göz önünde bulundurularak tespit edilmeli. Aksi halde finans kurumları kaynak sıkıntısına düşebilir. Bir ülke, enflasyon oranının altında faiz vermesine rağmen ülke halkının tasarruflarında azalma olmuyorsa, piyasalarda yeteri kadar güven sağlamış ve güvenli ülke kategorisindedir.

Kahraman faiz dedik ve faiz kendisini gerçekten kahraman sandı G-20 Ülkeleri arasında en yüksek faizi veren ülkeyiz. Faiz kendisini kahraman sanmasın da ben mi kendimi kahraman sayayım? Hep adından söz ettiriyor.

Sizi temin ederim ki ekonomi aranasında faizi yükselten, onu kahraman yapan ben değilim.


YÜKSEK FAİZ

Hem enflasyonun yüksek, hem de faiz oranının enflasyon oranından daha yüksek olması piyasada güven ve kırılganlık konusunda sorun olduğunun işaretidir. Çok güvenli bir ülke neden durup dururken yüksek faiz versin?


FAİZ VE DÖVİZ

Hem faizleri düşük tutmak, hem de dövizin fiyatını aşağılara çekmek olası değildir. Faizi aşağı çekerseniz, döviz fiyatı yukarı çıkar. Ancak hem döviz fiyatı, hem de faiz oranı aşağı geliyorsa, farklı piyasa araçları ile dövize müdahale edildiği ortadadır.


Faiz ve dövizin ayrılmaz bir bütün olduğunu her zaman hatırlamakta yarar vardır.

KÖTÜ ENFLASYON

Söyleyecek söz bulamıyorum. Enflasyonun belirlenmesinde enflasyon sepetinde sayabileceğim pek çok ürün vardır. Enflasyon sepetindeki Ping Pong topuna takılı değilim.


Süreklilik arz eden insani ihtiyaçlarımız için gıdayı saymak gerekir. Yukarıdaki grafikte gıda enflasyonu % 29 olarak belirtilmiş. Çarşı ve pazara gidip, filenizi doldururken bir sene önceki fiyatlarla, bugünkü fiyatları sadece % 29 mu arttığını konusundaki takdir sizindir. Tek tek örnek vermeyeceğim. Elim değmişken bir örnek vermeden geçemeyeceğim; Ayçiçek yağının bir yıllık fiyat artışının % 29 olmadığını benim iki yaşındaki torunum da öğrenmeye başladı.

Bu enflasyona iyi demek içimden gelmiyor. Kötü enflasyon. Bu enflasyonu kötü ve sevimsiz hale getiren “hain döviz” ve kahraman faiz” mi? Her ikisi de etkendir. Ancak idari otoritenin akaryakıt, tekel, otomobil ve diğer kalemlerde yapmış olduğu ÖTV – Özel Tüketim Vergisi’nin sürekli yukarı doğru güncellenmesi en önemli etkenlerden bir tanesi olsa da,  sadece hain döviz veya kahraman faizin enflasyon nedeni olduğunu söylemek ne kadar doğru olur. Tüm etkenler birbirini tetikliyor.

EKONOMİ ARENASI

Hain döviz, kahraman faiz ve kötü enflasyonun cirit attığı yer ekonomi arenasıdır. Saydığım üç unsurun birbirinden farkı yoktur aslında. Hepsi şımarık çocuk gibi. Biraz yüzüne gülün, hain döviz uçuşa geçer, kahraman faizin duracağı nokta belli olmaz, enflasyon ise kim nereden bakarsa enflasyonu o şekilde görmeye başlar.

Üç şımarık çocuk; hain döviz, kahraman faiz, kötü enflasyon

  • Kahraman Faizlerin oranını aşağı çektiğinizde hain dolar kafasını kaldırır ve tutabilene aşk olsun
  • Kahraman faizlerin oranını yukarı çıkarttığında ise ülkemiz ekonomisi zarar görür, yatırım yavaşlar, işsizlik artar, üretim maliyetleri artar, enflasyon artar, üretim ve istihdam azalır

Ekonomi arenasında kahraman faiz, hain dolar, kötü enflasyonun ne olduğunu Ayşe Teyze, Hatçe Nine, Ali emmi de öğrendi. Ekonomi aranasında bu üç şımarık çocuğun nazını çekeceğiz. Başka arenada da oynamak istemiyorlar.

REŞAT BAĞCIOĞLU

 

 

 

 

 

Müzakerelerde Gündemin Gücü – Pazarlık Taktikleri

Müzakerelerde Gündemin Gücü Müzakere Pazarlık Taktikleri

MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ MAKALELERİ
“Taktikler bazen pazarlık sürecinin başı, bazen ortası bazen de sonunda etkilidir.”

“Müzakerelerde Gündemin Gücü”
– PAZARLIK TAKTİKLERİ-

Müzakerelerde Gündemin Gücü Müzakere Pazarlık TaktikleriProf. Dr. Murat ERDAL merdal@istanbul.edu.tr
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı
www.muraterdal.com

Müzakere süreçlerinde her gündemin kendisine özgü enerjisi vardır. Müzakerenin yürütülmesi bir süreçtir. Bu süreç zamana bağlı olarak tarafların attıkları adımlar ve yüz yüze toplantılarla olgunlaşır. Gündemin belirlenmesi ve yönetimi adım adım yapılandırıldığında başarı elde edilir. Müzakere sonunda elde edilmek istenen çıktılar düşünülerek gündem belirlenir. Strateji buna uygun olarak organize edildiğinde zafer kazanılır.

Gündemin Belirlenmesi ve Katılım

Her şeyden önce gündem tarafları bir araya getirme amacına yönelik “çağrı” niteliğindedir. Taraflar, gündemi okuduklarında ilk etapta varılmak istenen hedefi anlamaya çalışır. Gündemin doğru bir biçimde belirlenip belirlenememesi ile tarafların tutumlarına yönelik ipuçları izlenebilir. Toplantının odağı tarafları olumlu yönde harekete geçirebildiği gibi olumsuz etkiler de oluşturabilir.

Gündemle İrade Ortaya Konur.

Taraflar müzakere öncesinde gündem, yönetim ve ilkeler üzerinde bir mutabakat sağlamak isteyebilir. Gündemin çerçevelenmesi ile görüşülecek konular kadar müsade edilen sınırlar (ve kırmızı çizgiler) da açıklanır. Gündem içerisinde yer alacak ve kapsam dışında tutulacak konular belirlendiğinde katılımcı taraflar neyi müzakere edip neyi müzakere etmeyeceklerini bilirler.

Müzakerede tarafların ağırlığı ve katılımcıların rolleri, sürecin başlangıcından itibaren kendisini gösterir. Gündemle amaç ve nereye varılmak istenildiği üzerine düşünülür. Taraflar sözlü ve yazılı ön görüşmelerde bulunma ihtiyacında olabilir. Karşılıklı olarak gündemin belirlenmesi ve toplantıya ilişkin sorular yönlendirebilir. Gündeme ilişkin tüm konular; protokol, odak, kapsam ve yazılı olmayan ilave gündemlere (emri vaki pozisyonlar) karşı ayrıntılar üzerinden geçilir.

Karmaşık müzakere süreçlerinde teknik konular üzerinde takım halinde çalışılmaktadır. Hazırlık ve müzakere planlamasının değeri tartışılmazdır. Kurulan ekip her bir detay üzerinde çalışma yapar.  Belirsizlik ve olası sürpriz istenmemektedir. Riskler erken aşamada tanımlanmalıdır.

Gündem ve katılım seviyesi taraflar için “mesaj” taşır.

Her toplantı ve gündem karşı tarafın ilgisini çekmeyebilir. Gündemin çekiciliği katılımı artırabildiği gibi azaltadabilir. Taraflardan bir tanesi gündemi yeterli görmeyip revize edilmesini talep edebilir. Gündemin güncellenmesi mümkün görünmüyorsa toplantıya katılıma gerek görülmeyebilir. Kurum içerisinde toplantıya katılımın zorunlu olup olmaması ayrı bir çerçevede değerlendirilmelidir.

Dış toplantılarda protokol ve muhatap olarak denklik önemlidir. Katılımcıların kurumu temsiliyeti ve karar almadaki rolleri değerlendirilir. Yöneticiler karşılarında yönetici görmek ister. Gündemin stratejik değeri, doğal olarak üst düzey yöneticilerin orada bulunmasını gerektirir. Devam eden bir projede, teknik bir konuda müzakere yürütülüyorsa, çözüm konusunda uzman seviyesi yeterli görülebilir.

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Tarafların Psikolojisi

Toplantı gündemin anlaşılmasıyla birlikte katılımcıların psikolojisi de şekillenmeye başlar. Sadece görüşülecek olan konular değil katılımcıların profilleri de değerlendirilir. Birbirlerini tanımayan, iyi anlaşan ya da hiç geçinemeyenler aynı masa etrafında toplanacaklardır. İnsanlarda toplantıya katılım konusunda istek, mutluluk, soru işaretleri, endişe, gerilim veya korku halleri filizlenir. Bu nedenle katılımcı tarafların toplantı gündemine ilgileri ve aldıkları pozisyon izlenmelidir.

Şirket İçi Müzakere Kültürü

Şirket içinde ve dışında yer alan paydaşlarla gerçekleştirilen müzakerelerin farklı dinamikleri bulunmaktadır. İşletmelerde birimlerin kendi ekipleri ile haftalık operasyonel konuların konuşulduğu gündemler olabildiği gibi şirket dışında paydaşlarla özel bir probleme yönelik toplantı gündemleri de olabilir.

Şirket hedeflerine ulaşılmasında çok sayıda toplantı ve müzakere gerçekleştirilir. Kişilerin inisiyatif alıp performans ortaya koymaları talep edilir. Görev paylaşımı, takım çalışması sırasında müzakereler işin doğal bir parçasıdır.

Şirket içi müzakere ortamında kültür ve ilişkiler ön plandadır.

Şirketlerde herkes görev aldığı birim arkadaşlarıyla iyi ilişkiler içerisinde olmak ister. Birimlerde çalışanlar arasında uyum, dayanışma ve takım/şirket aidiyeti aranır. Çatışma ve gerilimden beslenen kimlikler kabul edilmez.

Uzun süre birbirini tanıyan ekipler, toplantılarda kişileri hedef alan eleştiri getirmekten kaçınır. Toplantılarda en ufak bir söz kimi zaman açık kollama şeklinde değerlendirilebilmektedir. İlerleyen dönemde, muhtemelen en yakın tarihli bir toplantıda rövanş alma isteği uyanabilir.

“Toplantılarda Birbirimizin Arkasını Kollamalıyız.”

Şirketler sosyal bir ortamdır. Çalışanlar sadece mesai saatleri içerisinde değil mesai dışında da iletişim kurup birlikte vakit geçirirler. Birlikte çalışıp, yemeğe çıkan, ortak servisi kullanan insanların yakın arkadaş olması doğaldır. Hemen her kurumda ikili ya da üçlü arkadaş gruplaşmaları gözlemlenir. Bu nedenle birim içi ve birimler arası toplantılarda dayanışma ve korumacılık yaygındır. Toplantılarda savunma psikolojisi hemen devreye girer.

Arkadaşlar yokluğu aratmaz: “Toplantıda değil miydin? Sen ne dedin? Bizi savunmadın mı?” Yönetim toplantılarında ise klasik yönetici tepkisi şu şekildedir: “Müdahale edilmesi gerekiyorsa önce bana söyleyin. Ben gerekli müdahaleyi yaparım. Ekibime / arkadaşıma laf söyletmem. Bilmediğiniz noktalar var”.

Yoğun iş temposu içerisinde takımlar içerisinde iletişim hataları ve kişisel problemler yaşanabilir. Toplantı müzakerelerinde iletişim önemlidir. Dile getirilen farklı görüşlerin sonrasında kişisel çatışmaya ve küslüklere dönüşmemesi için özen gösterilmelidir.

Yöneticiler insanların motivasyon ve enerjileri yüksek tuttukları sürece sürdürülebilir başarı sağlanır. Yürütülen işlerin verimli ilerlemesinde takım psikolojisi büyük rol oynar. Kişisel problemlerin ve ego savaşlarının düzensizlik getirmesi kaçınılmazdır. Sorunlara ilişkin çözümün ertelenmesi ya da görmezden gelinmesi iş süreçlerini aksatmakta, hedeflerden uzaklaşarak toplam performansı düşürmektedir. İdarecilerin görevi sağduyulu yaklaşımla makul gerilimi yönetmek ve problemlerin derinleşmesine fırsat vermeden çözümlemektir.

Gündemin Yönetiminde Zorluklar ve Taktikler

Müzakere ortamı karmaşık bir yapıda olup tuzaklarla doludur. Gündem sıralaması, konular arasındaki bağlantı ve geçişler taktiksel bir konudur.

Müzakere devam eden bir etkileşimdir. Gündemin yönetiminde ilk evrede güven hissi uyandıran başlıklarla girilmesi yerinde olacaktır. Pozitif bir açılış ortamı yumuşatır iletişimi geliştirir. Giriş aşamasında katı savunma hatlarına meydan vermemek için kolay konularla başlanmalıdır. Katılımcıların tutum ve davranışları, ortam atmosferi izlenmelidir.

“Gömleği yanlış iliklemeye başlarsanız içinde rahat edemezsiniz.”

Erken aşamada yapılan hatalar işleri çıkmaza sokabilir. Müzakere sürecinin en başında yapılan hatalar kalıcı etkiler oluşturabilir. Hemen müdahale edilip düzeltilmediği takdirde tehlike meydana getirir. İlerleyen süreçte daima gündeme gelen referans niteliği kazanabilir: “Durup durup neden aynı konuyu konuşuyoruz? 3 Ay oldu bu noktayı aşalım artık. Takılmayalım buna. Önümüzde yeni bir proje var. Ona odaklanalım lütfen.”

Dikkat Saptırma

Gündemi çıkmaza sürüklemek isteyenler, konuyu ertelemek ve zaman kazanmak isteyenler olabilir. Dikkat saptırma (Kırmızı Ringa Balığı) taktiği ile stratejik bir konu başka mecraya saptırılabilir. Tüm dikkatler bir anda başka bir noktaya çevrilebilir. Uyanık olunmalı konunun özünden uzaklaşılmamalıdır. Dikkat saptıran konunun üzerinde durarak vakit kaybetmek ve dağılmak yerine onu ilerleyen toplantıya bırakma yönünde teklif getirilmelidir.

Manipülasyon

Müzakere süreci kasıtlı bir biçimde manipüle edilirse süreç ve taraflar zarar görecektir. Katılımcıları toplantı öncesinde hatalı bilgilerle donatan, yanlış yönlendiren kişiler olabilir. İki yumurtayı birbirine vurursanız sonuçları rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Yumurta için kırılma (zarar görme) ve form değiştirme söz konusu iken yemek yapan için amaca uygun bir aksiyon gerçekleşir. Dikkatli olunmalıdır.

Paravanın Arkasına Gizlenme

Müzakerelerde gerçek niyeti ve hamleyi saklayarak üçüncü bir tarafı (kişi) kullanarak yaşanan süreçler olabilir. Birden fazla tarafın olduğu toplantılarda gündeme uygun olarak bir katılımcının sözcülüğü ile taktik hamle gerçekleştirilebilir. Paravanın arkasından (Stalking Horse) katılımcı reaksiyonlarına bağlı bir şekilde pozisyon alınır.

Konuya endirekt bir kişi ile giriş sağlanabilir veya toplantıya ilave bir gündem başlığı getirilebilir. Katılımcıların tamamı ya da belirli bir bölümünün o konudaki tutumu sorgulanır. Konuya ilgi ölçümlenir.

Müzakerede üçüncü bir tarafı teşvik ederek girişim alması şu şekilde  sağlanabilir:

  • Benim yerime sen gündeme getir. Bakalım tepkiler ne olacak? Ne yapacaklar? Önce test edelim, duruma göre ilerleriz.
  • Başkanlık için Murat beyi aday göstermek istiyorum.

Karşı atağın gelmesi kuvvetle muhtemeldir:

  • Konunun sizinle direkt ilgisini anlayamadım. Bu size ait bir soru mu?
  • Merak ediyorum gerçekten bu konunun sizin için önceliği var mı? Açıklarsanız sevinirim.

Benzer taktik açık artırmalarda da karşımıza çıkabilmektedir. Açık artırma sürecinde düşük bir ilk teklif yapılır. Sonrasında işi almak isteyen gerçek teklif sahibi devreye girer ve hedefe nişan alır. İkinci teklif en düşük teklife yakındır. Başka teklif ortaya çıkmadığında ihaleyi yöneten kurum bunu uygun görebilir. Kabul edilebilir bir fiyat seviye çalışması olduğunda bu seviye teklifler onaylanmayacaktır.

Güçlü Pozisyonu Değerlendirme ve Fırsat Kollama

Tek başına iken gündeme taşınmasına cesaret edilemeyen bir konu toplantı içerisinde yakın güçlü bir otorite (yönetici) olduğunda öneri haline dönüştürülebilir. Bunun altında bir çok sebep yatabilir. Belirli bir konuda farkındalık yaratma, yeteneği (elbette kendini) göstermeye sıklıkla rastlanılır. Şirket için katma değer üreten fikirlerin sahibinin görülmesine imkan verir. Ya da bir türlü üstesinden gelemediğimiz fakat yaşadığımız sorunların tepe yönetime ne ölçüde aktarılıyor, bir görelim düşüncesi ile açıklamalarda bulunulur.

Kısım Kısım İlerleme

Zor müzakerelerin çözümünde kısım kısım konuların yer aldığı toplantı serisi halinde ilerletilebilir. Taraflar arasındaki anlaşmazlık konusunu topyekun olarak çözmek yerine safha safha net gündemlerle buluşturmak yerinde olacaktır. Taraflar masada bir araya gelerek küçük küçük te olsa net kazanımları deneyimleyeceklerdir. Dinlenme ve sindirme imkanı süreci kolaylaştırabilir. Karşılıklı tanıma ve anlama, taraflara çözüme odaklanma konusunda güven verecektir. Zor bir gündemin sırası geldiğinde ise alınan mesafe kaybedilmek istenmeyecektir. Hamle yaparken iki kere düşünülecektir. 

Böl ve Yönet

Böl ve yönet (Divida et Impera) stratejisine tarih boyunca sıklıkla rastlanmaktadır. Kısaca, grup halinde hareket eden bir iradenin gücünü parçalayarak zayıflatma amacını taşır. Ustalık gerektiren bu stratejinin şirket paydaşları ile gerçekleştirilen müzakerelerde uygulanması kolay değildir. Tedarikçi, satıcı ya da müşteri firmaların yer aldığı iş müzakerelerinde odak nettir. Taraflar belirlidir. Böl ve yönet taktiği birden fazla tarafın yer aldığı ve çıkar çatışmalarının yaşandığı noktalarda işe yarayabilir.

Pandora’nın Kutusu

Müzakere gündemi normal seyrinde ilerlerken bir konu zincirleme şekilde ilave konuları getirebilir. Liderlik ederken dikkatli olunmadığında her an Pandora’nın Kutusu açılabilir. Zemin başka bir noktaya ilerler ve sürecin kontrolü zayıflayabilir. “Bu problemin altında şu sebepler var. Sizlere açıklamak isterim… peki bu problemleri ne zaman konuşacağız? Sürekli ertelemek ya da görmezden gelmek bir çözüm mü?” kapsamında sözleri duymaya hazırlıklı olmalısınız.

Son Dakika Talepleri

Müzakere sonuna yaklaşıldığında son dakika sürprizi ile yeni bir talep gelebilir. Özellikle uzun ve zorlu bir sürecin sonunda tam da bir çözüme yaklaşıldığında taraflardan bir tanesi ilave bir gündemi taşıyabilir. En başa dönme riski vardır. Tüm emekler boşa gidebilir. Bu isteğin ortama getirdiği maliyet ve gerilim gözlemlenir. Taraflar arasında ilişkinin kopma noktasına gelme tehlikesi, problemin çözümsüz kalması, taviz gerektirip gerektirmediği ve kırmızı çizgilerin aşılıp aşılamayacağı değerlendirilir.

Kaynak: Ayrı bir uzmanlık alanı olan diplomasi ve uluslararası ilişkilerde müzakere gündemi ile ilgili okuma yapanlara tavsiye ederim. William R. Pendergast, Managing the Negotiation Agenda”, Negotiation Journal, April 1990, s:135-145.

Yöneticiler Için Müzakere Teknikleri Ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Müzakere Teknikleri Ve Pazarlık Eğitimi
Yöneticiler için Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi. İleri Seviye Eğitim Teklif Almak için: egitim@satinalmadergisi.com

Her gün mesleki gelişiminize 15 dakika zaman ayırın.

MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ – EĞİTİM YAZI DİZİSİ

PAZARLIK TAKTİKLERİ

TESTLER

 ANKET

Kitap Önerileri :

  • MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
  • SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

-> ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN -> egitim@satinalmadergisi.com 

Lojistik Sektörünün Sınavı Dönüşüm

KPMG Türkiye, pandeminin etkisiyle geçen yıl tarihinin en kötü dönemini yaşayan taşımacılık ve lojistik sektörünü inceledi. Uzun vadedeki güçlü potansiyelini koruyan sektör için kısa vadeli sorunlar aşılamayacak nitelikte değil. Ancak yeni iş modellerine adapte olmak, kalıcı ve sürdürülebilir hizmet kalitesinin artışı için her sektör oyuncusunun önemli yatırım ve dönüşümlere imza atması gerekiyor

KPMG Türkiye’nin hazırladığı Sektörel Bakış serisinin Taşımacılık ve Lojistik raporu yayımlandı. Rapora göre; pandemi etkisi altında geçen 2020 yılında patlak veren konteyner krizi ve Japon ticaret gemisinin 6 gün boyunca Süveyş Kanalı’nı tıkamasıyla büyük kayıp yaşayan sektör, kara bulutları tamamen üzerinden attı. 2021, şirketlerin “sıfır emisyonlu taşımacılık” gibi büyük hedeflere ulaşmak adına sürdürülebilirlik konusunda ciddi adımlar attığı bir yıl olarak tarihe geçecek. Tarihi rekorların kırıldığı e-ticaret hacmi başta olmak üzere artan talep ve beklentiler, sektörün en önemli ödevleri arasında yer alıyor.

Raporu değerlendiren KPMG Türkiye Taşımacılık Sektör Lideri Yavuz Öner, “Kıtalararası üretim modelleri ve ticari ağların etkin bir şekilde işlemesi için altyapının modernizasyonu sektör için hiç olmadığı kadar önem arz ediyor. Sektörün kendini yeni iş modellerine adapte etmesi gereksinimi ise sadece fiziki yatırımlarla atılabilecek bir adım değil. Örneğin limanların kapasiteleri artıyor, yanı sıra eğitimli iş gücü ihtiyacı da aynı oranda yükseliyor. Pandemi sonrası dünyada aracı maliyetleri ile operasyonel hataların asgari seviyeye çekilmesini sağlayacak beşeri ve teknolojik yatırımların hayata geçirilmesi gerekiyor. Ülkelerin, birer lojistik merkezi haline gelebilecek yatırımların yapılmasında hem mevzuat geliştirmeleri hem de mali teşvikler ile merkezi yönetimlerin desteği şart” dedi.

Raporda öne çıkanlar şöyle:

  • Pandemi ikliminin geride kalmasının ardından önce yük sonra da yolcu taşımacılığı verileri olumlu gelmeye devam edecek. KPMG Türkiye ile İstanbul Üniversitesi Ulaştırma ve Lojistik Fakültesi’nin birlikte imza attığı Lojistik Güven Endeksi de bu görünümü destekliyor. Ocak-Mart 2021 döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artan endeks, ölçülmeye başladığından bu yana en yüksek artışı gösterdi. Tarihi rekorların kırıldığı e-ticaret hacmi başta olmak üzere artan talep ve beklentiler, sektörün en önemli ödevleri arasında yer alıyor.
  • Dünya ticaret hacminde pandemi döneminde başlayan ani daralma yerini çok güçlü bir toparlanmaya bıraktı. Nisan 2021 verilerine göre yıllık hacim artışı ise yüzde 25,3 gibi rekor düzeyde.
  • Küresel ticarette en önemli öncü göstergelerinden biri olan Baltık Kuru Yük Endeksi’nde de çok güçlü bir toparlanma izleniyor. Salgın ve hemen öncesi dönemde 500-600 bandında seyreden endeks Haziran 2021 itibarıyla yıllık yüzde 88 artış göstermiş durumda.
  • 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 5,9 büyüyen sektörde yılın geneline ilişkin beklentiler karışık. Değer kaybeden Türk Lirası sebebiyle özellikle ihracat tarafındaki olumlu beklentiler, görece azalan ithalat hacmi ile dengeleniyor. Turizm sektörüne ilişkin belirsizlikler de yılsonu tahminlerinin ayrışmasına yol açıyor. Küresel ticarette gerilim seviyesinin düşük olması ve civar ülkelerdeki çalkantıların azalması olumlu sayılabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor.
  • 2016 yılından bu yana ekonomi içindeki payını artıran sektörün 2020 yılını da yüzde 8,5 seviyesinde bir payla tamamlaması bekleniyor.
  • Mart 2021 itibarıyla sektörün toplam nakdi kredi borcu 218 milyar TL seviyesinde. Bu hacim bir önceki yılın aynı döneminde 156 milyar TL idi. 12 aylık dönemde kredi borç miktarı yüzde 40,1 oranında artan sektörün toplam kredi pastası içinden aldığı pay ise yüzde 5,7 ile tepe noktasına ulaştı.
  • Sektörün, tarihte ilk kez 6 milyar TL sınırını aşan tasfiye olunacak kredi (TOA) hacmi Mart 2021 itibarıyla 6,3 milyar TL. Bu hacmin 5 milyar TL’lik kısmı taşımacılık sektöründen geliyor.

Yabancı yatırımcı ilgisi devam ediyor

  • Türkiye taşımacılık sektörü, büyük potansiyeli sayesinde yabancı yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ediyor. 2020 yılını 525 milyon dolar yatırımla tamamlayan sektör, Mayıs 2021 itibarıyla toplam 93 milyon dolar yatırım çekti. Sektörün toplam içinden aldığı pay yüzde 5,8 seviyesinde.
  • İhracat taşımacılığında denizyolu taşımacılığı yüzde 60’lık payını korurken bu oran karayolu ile birleştiğinde yüzde 90’ı aşıyor. 2020’de artan demiryolu hacmine rağmen demiryolu taşımacılığının toplam ihracattan aldığı pay yüzde 1’in altında… Mayıs 2021 verilerine göre, ithalatın yüzde 88,2’si kara, deniz ve havayolu taşımacılığı ile yapılıyor.
  • Mayıs 2021 itibarıyla ihraç edilen malların yüzde 59,4’ü; ithal edilen malların ise yüzde 58,4’lük kısmı denizyolu ile transfer ediliyor. Türk Armatörler Birliği’nin hazırladığı Deniz Taşımacılığı Gözden Geçirme Raporu 2020’de yer alan verilere göre Türkiye deniz ticaret filosu büyüklük açısından dünyada 15’inci sırada. Toplam bin 511 geminin yer aldığı filonun büyümesi ve bu alanda coğrafi avantajların kazanımlara dönüştürülmesi için finansman koşulları başta olmak üzere pek çok alanda atılım yapılması gerekiyor.
  • Denizyolu ile yolcu taşımacılığı ise salgın döneminde adeta sıfırlandı. Mart 2020-Mayıs 2021 arasındaki 14 aylık süreçte tek bir kruvaziyer geminin giriş yapmadığı Türkiye’de, Haziran 2021 itibarıyla toplam hacim sadece 4 gemi.
  • Karayolu taşımacılığı yurt içi yolcu ve yük transferinin ana unsuru olmayı sürdürüyor. Son yıllardaki büyük otoyol yatırımları yol kalitesini ve toplam kilometre uzunluğunu yukarı taşıyor. 2021 yılı başı itibarıyla 68 bin kilometrenin üzerinde olan karayolu envanterin yüzde 5’i otoyollardan oluşuyor.
  • Karayolları yük ve yolcu hacimlerinde de stabil bir artış var. Pandemi koşullarının tamamen geride kalması ve mobilite sınırlarının tamamen kalkması ile bu kanaldaki hacim artışlarının eski trendine girmesi bekleniyor.
  • Pandeminin etkisiyle geçen yıl yüzde 39’un üzerinde daralan Türkiye havayolu yük taşımacılığı, bu yıl toparlanıyor. 2021’in ilk 6 ayında taşınan 1,3 milyon tonluk yük, bir önceki yılın aynı döneminin yüzde 21 üzerinde yer alıyor.
  • Pandemi öncesi 200 milyonun üzerinde seyreden yolcu taşımacılığı hacmi ise 2020 yılında yüzde 60,8 daraldı ve 81,6 milyona geriledi. Devlet Hava Limanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün tahminlerine göre bu hacim, 2023 sonunda dahi yakalanamayacak durumda.
  • 2021 yılının ilk 6 ayında toplam yolcu hacmi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,2 artışla 40,2 milyon seviyesine ulaştı. Pandemi önlemlerinin hafiflemesi ve turizm sezonunun etkisiyle birlikte hacimlerin çok daha güçlü bir şekilde toparlanması bekleniyor. Otoritenin, 2021 sonunda beklediği toplam hacim ise 95 milyon seviyesinde.

İstanbul Havalimanı kargo üssü olacak

  • 2021’in ilk 5 ayında Türkiye’deki havalimanlarının yük trafiği 1 milyon tonu aştı. Hava kargocular, asıl büyümeyi ise İstanbul Havalimanı’ndaki dev kargo terminalinin devreye girmesi ile sağlayacak.
  • Pandemiyle birlikte e-ticaret kanalında da tarihi rekorlar yaşandı. Sektöre yeni girişimciler de hızlı giriş yaptı. e-ticarette küresel hacmin 2021’de yüzde 14 artışla 4,9 trilyon dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Sektör uzmanları, Türkiye e-ticaret pazarının bu yıl yüzde 50 büyüme ile 400 milyar TL’ye yaklaşmasını bekleniyor. Hızlı gelişen bu alan Türk yatırımcısının, uluslararası alanlara yönlenmesinin de önünü açtı. Özellikle Avrupa, Ortadoğu ve ABD pazarları lojistik şirketlerinin yatırım alanları oldu.

Veriye Dayalı İşletme Yönetimi

Dr. Mehmet Kaplan
Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Veri dayalı işletme yönetimi; işletmecilik sürecinde fırsatların tanınması, geliştirilmesi ve değerlendirilip uygulanmasında mobil bilgi işlem, makine öğrenimi ve veri analitiği tekniklerini yönetim sistemine dahil eden bir yapıdır. Veriye dayalı bir işletme yönetiminde yönetim süreçleri planlama, organize etme, yöneltme, eşgüdümleme ve denetleme veriye dayalı işlemektedir. İşletme yöneticileri veriyi kullanarak faaliyetleri ve süreçleri birbiriyle entegre etmekte ve verimliliği artırmaktadırlar. Veriye dayalı işletme yönetiminde işletme aşağıdaki uygulamaları gerçekleştirmekte ve yönetmektedir. Bunlar;

  • Somut hedefler belirlemek; işletme yöneticileri veriye dayalı yönetim için açık, net ve herkes tarafından açıkça bir şekilde anlaşılan hedefler belirlemelidirler. Hedeflerin somutluk seviyesinin yüksek olması daha iyi ulaşılmasını sağlayacaktır.
  • Mevcut verileri kullanmak; işletme yönetimi bilgi sisteminde açık olarak yer alan ve gömülü olan verileri açığa çıkarmalı ve kullanmalıdır. Böylelikle işletmenin veri deposu kullanıma hazır hale gelmiş olur.
  • Veriye dayalı teknolojilere yatırım yapmak; işletme yönetimi veriye dayalı teknolojiyi sürekli takip etmeli ve bu teknolojiye yatırım yapmak odaklı hareket etmelidir. Veriye dayalı işletme yönetimi güncel yatırımlar gerektirmektedir.
  • Karar almada verilerden yaralanmak; işletme günlük kararlarında ve gelecek odaklı kararlarında verileri kullanmalı ve eylemlerini ona göre planlanmalıdır. Böylelikle işletme pratiği veriden yararlanmayı etkin bir şekilde öğrenmeye başlayacaktır.
  • Çevik olmak; işletme yönetimi veriler sayesinde çevikliğini artırmaktadır. Günümüz işletmecilik dünyasında çeviklik en önemli stratejik yetenek olarak ifade edilmektedir.

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Papatya, G. (2015). Temel işletmecilik bilgisi. Isparta: Beyazıt Yayınları.

Kadının İnsan Hakları

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Toplumsal cinsiyet eşitliği kendi başına bir hedef olmaktan daha fazlasıdır. Yoksulluğu azaltma, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme ve iyi yönetişim oluşturma sorununu karşılamak için bir ön koşuldur.” Kofi Annan

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak, gelir elde etme, üretkenlik ve toplumda seslerini duyurma anlamında, istedikleri kazanımlara hala ulaşamamışlardır. Dünya genelinde çok fazla sayıda kadın; bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde, farklı şiddet türlerine maruz kalmakta ve yaşamlarını yitirebilmektedir. Kadınların, kadın oldukları için karşılaştıkları toplumsal dezavantajlar ve eşitsizlikler, onları erkeklerden daha fazla zorlamakta, güçsüzleştirmekte ve toplum içindeki yoksunluklarını daha fazla tırmandırmaktadır.

Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların toplum içindeki durumlarını ortaya koymaya çalışmak ve toplumlardaki kadın olgusunu işlemek oldukça zor bir iştir. Çünkü toplumdan topluma hatta bir toplum içerisinde bile “kadının konumu” karmaşık bir görünümdedir. Son 50 yıldır kadınların yaşamları köklü bir biçimde değişmiştir. Kadınlar günümüzde daha fazla eğitim görmekte, küresel işgücünün %40’ından fazlasını oluşturmakta ve yaşamın her alanında varlıklarını hissettirmek için çaba harcamaktadırlar. Kadınlar toplum içerisinde varlık mülkiyeti, ekonomik fırsatlara erişim ve gelir elde etme fırsatlarını yakalayarak, kendilerinin ve ailelerinin refahını korumak ve iyileştirmek için savaşmaktadırlar.

Kadınların karşılaştıkları sorunların başında eğitim konusu gelmektedir. Geleneksel anlayış içerisinde kadının temel ve birincil görevi ev içerisinde annelik ve çocuk bakımını sürdürürken komşuluk ve akrabalık ilişkilerini de yerine getirmek olarak görülmektedir. Ancak, kadının toplumdaki konumuna üretim tarzı ve kadının bu faaliyetlere katılım düzeyi tesir etmektedir. Halen kadınların işgücüne katılma oranı oldukça düşüktür. Her yaş grubunda görülebilmekle birlikte kadınların toplumsal ve ailevi baskılardan dolayı sağlık hizmetlerinden faydalanamadıkları bilinmektedir. Bu duruma en fazla üreme ve cinsel sağlık sorunlarında karşılaşıldığı görülmektedir.

Kadının İnsan Hakkı Alanları:

  • Kadının Evlilikle İlgili Hakları: Eşini seçme, istediği kişiyle evlenme hakkı; resmi nikâh hakkı; kumayı reddetme hakkı; eşit miras hakkı; evlilik içinde cinsel birleşmeyi reddetme hakkı; şiddete maruz kalmama hakkı; kendi malına sahip olma hakkıdır.
  • Kadının Boşanma ile İlgili Hakları: Ev tutarak ayrı yaşama hakkı; boşanmak için mahkemeye başvurma hakkı; çocuklarının velayetini alma hakkı; nafaka alma hakkı; kendi malını beraberinde götürme hakkıdır.
  • Kadının Bedensel Hakları: Bedenine sahip çıkma, bedeninin yalnızca kendine ait olması hakkı; hayır deme hakkı; kendi cinselliğini yaşama hakkı; tecavüzsüz, tacizsiz, enseste maruz kalmadan özgürce yaşama hakkı; çocuğa karar verme hakkı; doğum kontrolünü kullanma veya kullanmama hakkı; sağlıklı yaşama hakkıdır.
  • Kadının Kamu Yaşamındaki Hakları: Eşit eğitim hakkı; istediği zaman kocasından izin almadan istediği işte çalışma hakkı; eşit ücret hakkı; kendi istediği partiye oy verme hakkı; siyasi partiye katılma hakkı; ev kadını veya tarımda aile işçisi olarak çalışsa bile sigortalı olma hakkı; dini yaşama katılma ya da katılmama hakkıdır.

BM Kadın Birimi’nin Yayınladığı İstatistikler

  • Dünya çapında yapay zekâ ve veri analizi profesyonellerinin sadece yüzde 26’sı kadın
  • Dünyanın 39 ülkesinde kız ve erkek çocukları mirastan eşit pay almıyor.
  • Dünya kadınlarının yüzde 30’u partnerleri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddet gördüklerini ifade ediyor.
  • Toplumsal eşitliğin en yüksek düzeyde olduğu ilk 5 ülke; İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsviçre ve Nikaragua.
  • Toplumsal eşitliğin en düşük düzeyde olduğu ilk 5 ülke; Yemen, Pakistan, Irak, Suriye ve Çad.
  • Dünya çapında bugünkü koşulların sürdüğünü varsayarsak, toplumsal eşitliğe 99,5 yıl sonra ulaşabileceğiz.
  • Küresel iş gücüne katılım oranı kadınlar için yüzde 63, erkekler için yüzde 94.
  • Fortune 500 şirketlerinin yüzde 6,6’sında kadın CEO görev yapıyor.
  • Dünya çapında yüzde 41 oranında kadın, doğum yardımı alıyor.
  • Kadınların ev işlerine ücretsiz olarak katılımı erkeklerin 3 katı daha fazla.
  • Dünyada kadın parlamenter oranı 2020 yılında 24,9 oranında gerçekleşti.
  • Dünya çapında çocuklarıyla yalnız yaşayan ebeveynlerin yüzde 84’ü kadın.
  • Dünyada film yapımcısı kadın oranı yüzde 21.

 

Dünyada her üç kadından biri, hayatının bir döneminde şiddete maruz kalmaktadır. Her beş kadından biri, cinsel tacize ya da tecavüze uğramaktadır. Dünyada işlerin %66’sını kadınlar yapmakta, dünyada malların %99’u erkekler tarafından paylaşılmaktadır. Dünyadaki mültecilerin %80 kadındır. Kadınların, siyasete katılmaları, karar mekanizmalarında ve iş dünyasında yer almaları düşük seviyededir. Kadına yönelik ayrımcı yasalar, kadını dezavantajlı duruma getirmektedir. Kadının güçlendirilmesi, aile ve toplum içinde etkinliğinin artırılması, eğitim fırsatlarından yararlanması, istihdam oranlarının artırılması, iş yaşamına katılımlarının sağlanması, sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanması için düzenlemelerin yapılarak uygulanması gereklidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin, bireylere aktarılmasında eğitim çok önemlidir.

Kadın hakları ihlallerini önlemek için; ahlaki erdemler en üst seviyede içselleştirilmelidir. Her insan, kendi inancı çerçevesinde, başkasına haksızlık yapmanın ne kadar yanlış olduğunu bilmelidir. Kanunlar caydırıcı olmalı ve insanlar kanun hâkimiyetini önemsemelidir. Kadınların yaşadığı sorunlar, sadece kadınlara aitmiş gibi değerlendirilmemeli, birer insanlık sorunu olarak algılanmalıdır. Her erkek, bununla da yetinmeyip, kadınların maruz kaldıkları sorunlardan kurtulmaları için elinden geleni yapmalıdır.

KOZMETİK SEKTÖRÜ 5 MİLYAR DOLARA KOŞUYOR

Pandemi sürecinde yaşanan değişimle beraber kozmetik sektörü hem iç pazarda hem de ihracatla büyümeye devam ediyor. Her yıl yüzde 10 büyüyen kozmetik sektörünün yıl sonunda da yüzde 10’un üzerinde büyümesi bekleniyor. Konuyla ilgili açıklanan verilere bakıldığında, Ocak-Ağustos 2020 yılı 2 milyar 713 milyon dolar olan kozmetik ihracatı 2021 yılının aynı döneminde 2 milyar 877 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörün pazar büyüklüğünün önümüzdeki yıllarda 5 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. 2025 yılında dünya çapında 750 milyar dolara ulaşması beklenen sektörün önemli temsilcileri, 25-27 Kasım tarihleri arasında Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği tarafından düzenlenen, Türkiye’de ilk olan “5.Uluslararası Kozmetik Kongresi’nde” bir araya gelecek.

162 ÜLKEYE İHRACAT YAPILIYOR

2021 yılı Temmuz ayı kozmetik ihracatı 100,4 milyon dolar olarak gerçekleşirken 162 ülkeye ihracat yapılıyor. İhracat yapılan ülkelerin başında Irak, ABD, Rusya, İran ve Birleşik Krallık yer alıyor. 20 milyon dolar ile ilk sırada yer alan Irak ve ABD’nin ardından 6,2 milyon dolar ile Rusya, 4,9 milyon dolar ile İran, 4,3 milyon dolar ile de Birleşik Krallık geliyor.

ONLİNE MARKETİNG YÜZDE 65 BÜYÜDÜ

Özellikle, pandemide e-ticaret satışlarının artması sektörü ciddi anlamda geliştirdi. Bu anlamda, online marketing sektörü de yüzde 65 oranında büyüme kaydetti.

Kozmetik sektöründe ihracatın ithalattan fazla olduğu ve dolayısıyla cari açığının olmadığına dikkat çeken KÜAD Kongre Başkanı Fuat Arslan, “Pandemi döneminde, Çin pazarının kapanması ve döviz kurlarındaki hareketlilik ile alıcıların Türkiye pazarına yönelmeye başladığını belirtti. Bununla birlikte, global markaların yerel üreticiler ile üretim iş birliklerini geliştirmesi kozmetik pazarının daha da büyümesine katkıda bulundu. Ortalama her yıl yüzde 10 büyüyen kozmetik sektörünün bu yılda büyüme hedeflerini aşması ekleniyor. Pandemi dönemindeki birtakım kullanım alışkanlıklarının değişmesi ile özellikle hijyen gruplarında da, pazar oldukça hareketlendi ve ülkeler yeni tedarikçilere yöneldi. Genç nüfusumuz, coğrafi konumumuz, üretim kabiliyetlerimiz ve birçok avantajlarımızın yanında üretmiş olduğumuz ürünlerin dünya klasmanında rekabet edebilecek düzeyde kaliteli ve rekabetçi ürünler olması, ülkemize kozmetik ve hijyen gruplarında bir üretim üssü olma fırsatını sunuyor” diye konuştu.

KONGRENİN ANA TEMASI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Kozmetik üretiminde sürdürülebilirlik konusunun altını çizen Arslan, “Artık, dünyada sürdürülebilirlik en çok konuşulan konuların başında yer alıyor. Yeşil mutabakat konusunda firmalar yeni politikalarını oluşturuyor. Biz de, kozmetik sektörü olarak 25-27 Kasım’da düzenlediğimiz 5. Uluslararası Kozmetik Kongresinde özellikle karbon salınımının önüne geçmek, çevreye, bitki ve hayvanlara karşı daha duyarlı ürünlerin üretilmesini sağlamak, tüketiciye ve çevreye zararların en aza indirilmesi için yapılması gerekenleri konuşuyor olacağız. KUAD olarak etik çalışan, kaliteli ürünler üreten, çevresel duyarlılığı yüksek, güçlü markaları üreten firmaların sayısının artmasını sağlamak ve sektörümüzü bu yönde geliştirmek hedefindeyiz. Bu anlamda, dernek olarak gerçekleştireceğimiz kongrenin ana teması olan sürdürülebilirlik başlığı altında birçok konuyu da konuşuyor olacağız. Yine bu kongre vesilesiyle önümüzdeki yıllarda sektörün gelişimi hangi yöne olacak, dünyada kozmetik pazarında neler konuşulacak, hangi kavramlar çerçevesinde planlamalar yapılacak, mevzuatlarda ne gibi düzenlemeler olacak gibi konuları da yine tüm sektör paydaşlarımızla birlikte değerlendirme fırsatı bulacağız dedi.

Teklif Mektubunda, Para Biriminin Yazıyla “Türklirası” Yerine “Türkirası” Olarak Yazılması

Anahtar Kelimeler; Teklif mektubu, para birimi, Türklirası, TL

İtirazen Şikayet Konusu; teklif mektubunda, para biriminin yazıyla “Türklirası” yerine “Türkirası” olarak yazıldığı gerekçesiyle teklifinin değerlendirme dışı bırakıldığı, ancak teklif bedelinin rakam ve yazıyla doğru şekilde yazıldığı ve birbirini teyit ettiği, rakamla yazılan tutarın para biriminin “TL” olarak ifade edildiği, yazıyla yazılan para birimindeki “l” harfinin bilgisayardan sehven silindiği, ülkemizde Türk lirası haricinde başka bir para biriminin olmaması nedeniyle çağrışım yaparak çelişkili bir durumun oluşmasının mümkün olmadığı, bu nedenle teklif mektubunun geçerli sayılarak sınır değer hesabına katılması gerektiği iddialarına yer verilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 08.09.2021 tarihli ve 2021/UY.I-1693 sayılı kurul kararına göre; 4734 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesinde teklif mektuplarının yazılı ve imzalı olarak sunulacağı, teklif mektubunda ihale dokümanının tamamen okunup kabul edildiğinin belirtileceği, teklif edilen bedelin rakam ve yazı ile birbirine uygun olarak açıkça yazılacağı hükme bağlanmış olup Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 54’üncü maddesinde de teklif mektubunun taşıması gereken şartlar belirtilerek, teklif edilen bedelin rakam ve yazı ile birbirine uygun olarak açıkça yazılacağı, ayrıca teklif mektuplarının şekil ve içerik bakımından belirtilen niteliklere ve teklif mektubu standart formuna uygun olmamasının teklifin esasını değiştirecek nitelikte bir eksiklik olarak kabul edileceği ifade edilerek, taşıması zorunlu hususlardan herhangi birini taşımayan teklif mektuplarının değiştirilmesi, düzeltilmesi veya eksikliklerinin giderilmesi gibi yollara başvurulamayacağı ve teklif mektubu usulüne uygun olmayan isteklinin teklifinin değerlendirme dışı bırakılacağı hükme bağlanmıştır.

Yapılan incelemede, başvuru sahibinin teklifinin teklif mektubunda, para biriminin yazıyla “Türklirası” yerine “Türkirası” olarak yazıldığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakıldığı görülmüştür.

İdarece ihale işlem dosyası içerisinde başvuru sahibine ait olarak gönderilen teklif dosyası kapsamında yer alan anahtar teslimi götürü bedel teklif mektubu incelendiğinde;  teklif edilen tutarın rakam ve yazı ile birbirine uyumlu olduğu, ancak yazıyla olan ifadenin “Türklirası” yerine “Türkirası” olarak yazıldığı tespit edilmiştir.

Başvuru sahibinin, ihale dokümanında yalnızca Türk Lirası olarak teklif verileceği belirtilmiş olan başvuruya konu ihaleye sunduğu teklif mektubunda, ihale dokümanını oluşturan tüm belgelerin okunduğunun, anlaşıldığının ve kabul edildiğinin beyan edildiği ve teklif tutarının rakam ve yazı ile birbirine uyumlu olduğu dikkate alındığında, şikâyete konu hususun anılan teklifin geçersizliğini gerektiren bir husus olmadığı anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, isteklilerce teklif edilen bedelin en az %3’ü tutarında sunulması gereken geçici teminat kriterini yerine getirmek amacıyla başvuru sahibinin sunduğu geçici teminat mektubunda para birimi olarak Türk Lirası ibaresinin bulunduğu, geçici teminat tutarının, birimi yazıyla farklı ifade edilmiş olan teklif edilen bedelin %3’ünden yüksek olduğu hususları da dikkate alındığında, isteklinin gerçek iradesinin açıkça tespit edilebildiği ve teklif ettiği tutarın para biriminin Türk Lirası olduğu konusunda tereddüt ya da çelişki oluşturacak bir durumun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, İdari Şartname’de tekliflerin Türk Lirası üzerinden verileceğinin açıkça belirtildiği ve tekliflerin yalnızca bir para birimi esas alınarak hazırlanmasının zorunlu olduğu, bu nedenle bu konuda herhangi bir belirsizliğin oluşmayacağı, ayrıca istekli tarafından sunulan geçici teminat mektubundan teklif mektubunda yer alan teklif tutarının hangi para birimi esas alınarak hazırlandığının da açık olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde, başvuru sahibinin teklif ettiği tutarın para biriminin Türk Lirası olduğu konusunda tereddüt ya da çelişki oluşturacak bir durumun söz konusu olmadığı ve teklif mektubunda para biriminin yazıyla bir harf eksik şekilde yazılmış olması sonucunda oluşan şekli aykırılığın, isteklinin teklifinin esasına etki edecek nitelikte bir eksiklik olmadığı anlaşıldığından, başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Eş Yazar: Sinan Özesen

Sinan ÖZESEN, Özel sektörde çalışmasının ardından kamuda 2013 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda inşaat mühendisi olarak çalışmaya başlamış, 2014 yılından beri Kamu İhale Kurumu’nda kamu ihale uzmanı olarak çalışmaktadır. Kamu ihale mevzuatı eğitimi vermektedir. Kamu İhale Dünyası dergisinde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Yavaş Moda

Yavaş moda, 1980’li yıllarda tüm dünyaya yayılmaya başlayan hızlı moda anlayışına tepki olarak doğan yeni bir akım. Kıyafetlerin artık kullan – at bardaklar misali kullanılmaya başladığı günümüz moda sektöründe köklü değişiklikler yapılması gerekiyor. Yavaş moda konsepti bu bağlamda modada gerçek anlamda sürdürülebilirliğin sağlanmasına yardımcı olabilir. Temelde kıyafetlerin çok daha uzun süreli kullanılmasını ve ömrünü tamamladıktan sonra başka amaçlarla yeniden değerlendirilmesini öngörüyor yavaş moda hareketi. Bunun için üreticilere ve tüketicilere ayrı ayrı sorumluluklar düşüyor. Bu akıma katılan insanlar satın aldıkları ürünleri nasıl daha uzun kullanacaklarına odaklanıyor ve bilinçli bir tüketici olarak ürünün mağaza rafına gelene kadarki tüm sürecine hakim olmaya çalışıyor. Moda markaları ise çevresel ve sosyal performansı yüksek ürün, hizmet ve süreçler geliştirerek küresel tekstil sektörünün sürdürülebilir hale getirilmesine destek oluyor.

Kabul edelim veya etmeyelim, kıyafetlerimizin gardıroplarımızdaki ömürleri gerçekten çok kısaldı. Eskiden baştan aşağı yenilenmesi yıllar sürerken şimdilerde birçoğumuz yılda bir hatta altı ayda bir yeniliyor tüm gardırobunu. Dünyanın giderek sonunu getiren müthiş tüketim çılgınlığı, tekstil / moda sektöründe de kendini gösteriyor. İşin kötüsü bir kıyafetin; gömleğin, pantolonun, tişörtün vs kalitesini sadece taşıdığı marka logosu cinsinden tayin ediyoruz. Evet, her üründe olduğu gibi kıyafetlerde çok farklı kalite seviyeleri var. Fakat bizim moda anlayışımız bundan çok daha derin olmalı. Öncelikle daha az kıyafet satın almaya başlamalı; daha sonra ise bu kıyafetleri sürdürülebilirlik esaslarına uygun olarak seçmeliyiz. Yavaş moda da tam bu noktada devreye giriyor işte. Başına hangi sıfatı (sürdürülebilir, yeşil, çevreci, eko vs) koyarsanız koyun moda anlayışınız “yavaş” ise her birini kapsıyor demektir.

Yavaş modanın geçmişi çok eski değil. 2007’de yazılan bir makale üzerine başlıyor akım. Makalenin yazarı Kate Fletcher, bir tekstil profesörü ve ömrünü daha sürdürülebilir bir moda anlayışı inşa etmeye adamış bir isim. Yavaş moda ile ilgili kaleme aldığı makale bunu başarıyor ve ortaya yeni bir moda konsepti çıkıyor. Kate Fletcher, hızlı modanın asıl özelliğinin “hızlı” olması değil insanları açgözlü hale getirmesi olduğunu savunuyor. Ve bu moda anlayışının sadece büyük markalara para kazandırdığını ve insanlara geçici mutluluklar sattığını ifade ediyor. Önerisi olan yavaş moda tarzında ise insanlar az sayıda fakat gerçek anlamda kaliteli; ekolojik sorumluluğu yüksek ve sosyal adalete uygun üretilmiş kıyafetleri tercih ediyor.

Yavaş moda konseptinin bir tercihten ziyade zorunluluk olarak görülmesini sağlayan ve Kate Fletcher ve onun gibi düşünenleri haklı çıkaran; yavaş moda akımında bir dönüm noktası olan olay ise 2013’te gerçekleşiyor. Ne yazık ki çok üzücü bir olay vesile oluyor bu dönüşüme. Hatırlamak dahi istemeyeceğimiz Bangladeş’teki Rana Plaza olayında, içerisinde dünyaca ünlü markalara üretim yapan tekstil atölyeleri bulunan büyük plaza yıkılıyor ve binden fazla insan hayatını kaybediyor. Sonradan ortaya çıkıyor ki burada yaşayan insanlar hiç de güvenli, sağlıklı ve adil şartlarda çalışmıyor ve hak ettikleri ücreti alamıyorlarmış. Buradaki en önemli detay ise şu; böyle bir olay yaşanmasa bu markaların müşterileri böyle bir bilgiyi asla öğrenemeyeceklerdi. Yavaş moda akımı ile insanlar giydikleri kıyafetlerin adeta izlerini sürmeye başladı ve birçok bilinçli tüketici bir kıyafet satın almadan önce onun nerede, ne zaman, nasıl ve kim tarafından üretildiğini sorgular hale geldi. İşte moda endüstrisinde görmek istediğimiz manzara gerçekten de bu.

Yavaş Modanın İlkeleri

Yavaş moda felsefesi çok yeni olmasına rağmen birçok bilinçli tüketici üzerinde etkili olmaya başladı. Yine büyük ya da küçük birçok marka yavaş moda akımına uygun ürün ve hizmetler geliştirmeye başladı. Yavaş modayı bu kadar değerli yapan temel ilkelere bakalım şimdi de biraz.

  • Yavaş modada, hızlı moda anlayışında olduğu gibi sezonluk, düşük fiyatlı, kaliteli gibi görünen fakat çoğunlukla kalitesiz ürünlere yer yoktur. Trendler sürekli değişmez, insanlara ihtiyacından fazla kıyafet satma hedefi yoktur. Zira, aşırı tüketim çılgınlığı doğaya ve topluma ağır bedeller ödetir. Yavaş moda konseptinde bu konuda net bir farkındalık vardır.
  • Yavaş modada çevre ile toplumsal yapının iç içe olduğunu bir bütünlük vardır. Yani moda endüstrisindeki her eylem, sadece finansal parametreler ile değil bir bütün olarak ele alınır.
  • Ekolojik, sosyal ve kültürel farklılıkların korunması yavaş modanın ana temalarından biridir. Bu moda akımında geleneksel iş modellerinin yanında ikinci el kıyafet, geri dönüştürme, elbiselerin değiştirilmesi gibi iş modellerine de yer vardır. Bu da sosyokültürel yapısı farklı olan insanları bir araya getirmede önemli rol oynar. Aynı zamanda yeni ürünler doğa ile uyumlu olarak geliştirildiğinden çevresel yapı ve ekosistemler korunur.
  • Yavaş moda anlayışıyla uyumlu ürün ve hizmetler sunan şirketler sosyal uygunluk kriterlerini gözetirler. Bu bağlamda çalışanlar, sosyal haklar, adil ücret, insan yakışır çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği, yasal çalışma süreleri vb gibi konularda hak ettikleri muameleyi görürler (Rana Plaza olayını hatırlayalım!).
  • Yavaş moda akımında ürünler sadece estetik kaygılar veya ticari hedefler ile tasarlanıp üretilmez. Etik, toplumsal ve insani değerler de ön plandadır. Her ürünün bir hikayesi vardır ve ürünlerin onları kullananlar ile adeta duygusal bir bağ kurması istenir.
  • Yavaş moda, moda endüstrisinin tüm paydaşlarını bir araya getirmeyi amaçlar. Bu bağlamda, üreticiler, tedarikçiler, tüketiciler, işverenler vs aynı hedef doğrultusunda çalışırlar.
  • Daha az kaynak kullanmak ve kaynak çeşitliliği yaratmak bir diğer önemli ilkedir. Bu bağlamda, sürdürülebilir kıyafetler üretilerek sürekli yeni kaynak kullanımının önüne geçilmeye çalışılır. Aynı zamanda ikinci el kıyafet kullanımı ve geri dönüşüm gibi iş modelleri de bu hedefi destekler.
  • Yavaş moda, modası hızlı bir şekilde geçen ürünler değil, her zamana uygun; zamanın ve mekanın gerekliliklerini karşılayan ürünler üretmeye odaklanır. Bu da kaliteli, şık, uzun ömürlü, sağlıklı ve güvenli kıyafetler anlamına gelmektedir.
  • Yavaş moda akımında ürünlerin piyasaya rekabetçi fiyatlar ile sunulması hedeflenir. Ürün fiyatları biraz yüksek olabilir fakat bunun nedeni sadece eko trendlere uygunluktan değil, ürünün gerçek fiyatının öyle olması gerektiğinden kaynaklanır.
  • Yukarıdaki madde ile uyumlu olarak; insanlar ürün seçimi yaparken fiyat / performans konusunda daha bilinçli davranırlar. Bir ürüne sadece marka olduğu için değil, onu uzun süre kullanacağı için yüksek fiyat ödeyeceklerinin farkındadırlar.

Ne Yapabiliriz?

Sürdürülebilirliği bir bütün olarak hayatımıza adapte etmek için nasıl ki eğitimde, ticarette, sanatta, teknolojide vs sürdürülebilir olmak gerekiyorsa modada da ürdürülebilirlik prensiplerine uygun olarak hareket etmek gerekiyor. Yavaş moda bu bağlamda sürdürülebilirliğin moda ve giyim sektöründeki karşılığıdır diyebiliriz. Üreticileri ve tüketicileri ortak bir paydada buluşturur. Bunun için çok kompleks sistemlere de gerek yoktur. Kıyafet alışverişlerimizde yıllardır süregelen bazı alışkanlıklarımızı değiştirdiğimiz takdirde yavaş moda akımına dahil olabiliriz.

Sadece alışveriş merkezlerinden değil yerel üreticilerden alışveriş yaparak başlayabiliriz işe. Ürünlerin sadece fiyat ve beden ile ilgili etiketlerini değil, bize sürdürülebilirlik konusunda fikir verecek bilgilerin yer aldığı etiketlerini inceleyebiliriz. İkinci el kıyafet kullanımının çok normal bir şey olduğunu kabul edip bunu hayatımızın rutinlerinden biri haline getirebiliriz. Eskiyen kıyafetlerimizi tamir ettirmek de yavaş modaya dahil. Gerçek kaliteyi markanın değil, ürünün amacına uygun şekilde kullanılma süresinin belirlediğini de unutmayalım. Tarzımızın farkında olarak uzun süre giyebileceğimiz kıyafetleri seçmeye özen gösterelim. Bu eylemlerimiz zamanla çevremizdekilere örnek olmamızı ve modada sürdürülebilir değerler yaratmamızı sağlayacaktır.

Perakendenin Geleceğine Işık Tutan Trendler YZB’de Belirleniyor

Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) tarafından “Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen Yerel Zincirler Buluşuyor Konferansı ve Fuarı (YZB) iş dünyasına ilham veren birbirinden ilgi çekici içeriklerle devam ediyor.

Ülke ekonomisine, istihdama, tedarikçilerine, tüketicilerine ve bulundukları şehirlere değer katanlar, Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) tarafından düzenlenen organize gıda perakende sektörünün en büyük konferans ve fuar organizasyonu Yerel Zincirler Buluşuyor (YZB) Konferansı’nda bir araya geldi. 300 markanın yeni ürün, çözüm ve hizmetlerini tanıttığı YZB’de, ilk gün oturumlarında sektörün geleceği masaya yatırıldı.

Sektörün geleceğine ışık tutmaya devam eden; üreticiden tedarikçiye, perakendecilerden sektöre hizmet sunan firmalara kadar binlerce paydaşı aynı çatı altında buluşturan YZB’de, Coca-Cola İçecek (CCI) Kurumsal İlişkiler Lideri Aykan Gülten, JacobsDouweEgberts&OFÇAY Türkiye Satış Lideri Kerem Ak, Yonca Gıda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rıza Seyyar ile Evyap Türkiye Genel Müdürü Serkan Ödemiş, NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü Didem Şekerel Erdoğan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Geleceği Gören Markalar” oturumunda buluştu. Gelecek trendlerinin kolaylık, e-ticaret, dijitalleşme, kişiselleştirme, deneyim, fiyat & promosyon hassasiyeti, sağlık & zindelik ve sürdürülebilirlik olmak üzere 8 ana başlık altında değerlendirildiği oturumda, geleceğin tüketicisinin beklentileri de masaya yatırıldı.

YZB’nin ikinci oturumunda ise Future Bright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula “Gerçekler Yeniden Şekillenirken” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Koronavirüs salgınının, tüm dünyada dijital dönüşümü 6 yıl kadar hızlandırdığını vurgulayan Abdula, önümüzdeki dönemde en çok konuşulacak sektörlerin bankacılık ve finansal teknolojileri, uzaktan çalışma, perakende, hane-eğlence ve dijital içerik sektörleri olacağına dikkat çekti. Önümüzdeki 10 yılda da perakende sektöründe mağazacılık alanında küçülme beklenmediğini vurgulayan Abdula, dijitalin bir büyüme alanı olacağını ifade etti.

Deloitte Türkiye Ortağı ve Danışmanlık Hizmetleri Lideri Hakan Göl ise “Oyunun İçinde Kal” başlıklı konuşmasında, dijital çağa geçişin beklenenden hızlı olduğuna dikkat çekerek, bu süreçte asıl yıkıcı olanın teknoloji değil, insanların teknolojiye adaptasyonu olduğunu vurguladı. Günümüzde belirsizliklerin hızlı şekilde arttığına dikkat çeken Göl, “çevik olmak, hızlı, anlık içerik üretmek ve gerçek zamanlı etkileşim kurabilmek ve tahmin edebilmek farklılaşma yaratıyor” dedi.

İşe girerken işçiden alınan teminat senedi geçerli midir?

Uygulamada işçi ve işverenin taraf oldukları iş ilişkisinde başlangıçta işe girerken, işverenin teminat amacı ile bu tür senetler aldığı görülmektedir[1]. İşverenler, iş ilişkisi devam ederken işçinin vereceği muhtemel zararları karşılamak amacıyla veya psikolojik üstünlük kurmak için açık senet (tutar yazılmayan) imzalatarak almaktadırlar. Özellikle işverene ait araç ve ekipmanları kullanan veya işyeri dışında satış yapan veya tahsilat yapan işçilere teminat için açık senet imzalamaları istenmektedir. İş sözleşmesinin sona ermesinden sonra işçinin hak kazandığı ücret ve tazminatlardan oluşan bu zararları karşılama yoluna gitmektedirler. Veya işçiden alınan bu tür senetler icra takibine konu edilebilmektedir. Sosyal ve ekonomik bakımından zayıf durumda olan ve işe ihtiyacı olan işçinin işe girerken bu tür senetleri imzalamaktan başka çaresi de kalmamaktadır.

Esasında işverenlerin işçiye imzalattıkları bu tür senetler hukukumuzda aslından bağımsızdır. Bu durum genel bir kural olmakla birlikte bu genel kural işçi işveren ilişkisinde geçerli değildir. Nitekim işveren işçisinden aldığı teminat amaçlı senedi takibe koymak isterse, zararını mutlaka kanıtlamak zorundadır. Başka bir deyişle, alınan senedin icraya konulabilmesi için işverenin bir zararı var ise bunu ispat etmesi gerekecektir. Aksi durumda senedin geçerli olmadığından bahisle borcun iptali yoluna gidilebilir. Konu ile ilgili Yargıtay’ın değişik tarihlerde verdiği kararlar da bu yöndedir. Nitekim Yargıtay’a göre, “İcra takibine konu senedi davalı şirketlerin davacı işçiden işe girerken aldığı ve teminat senedi olduğu açıktır. Davacı ve davalı şirketler arasındaki iş ilişkisi nedeni ile de iş mahkemesinin görevli olduğu da açıktır. Mahkemece işin esasına girilerek, senedin teminat senedi olduğu ve bu nedenle davacının bu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi yerindedir. Bu nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunmamıştır”[2].

Yargıtay başka bir kararında, “işveren işçisinden aldığı teminat amaçlı senedi takibe koymak isterse, zararını mutlaka kanıtlamak zorundadır. Kuşkusuz bu durumun kanıtlanması halinde bu şekilde alınan senet, teminat senedi niteliğinde sayılmalıdır. Diğer taraftan, İş Hukuku; işçi ve işveren ilişkisinde, işverenin sosyal ve ekonomik bakımından güçlü olması, işçinin korunması ve işçi lehine yorum ilkeleri dikkate alınarak, sözleşme hukuku alanında ayrılmış ve farklı kurallar getirerek gelişmiştir. Bu nedenle iş hukukunda, düzenlenen belgelere karşı işçi lehine tanık dinletilmesi yoluna gidilmektedir[3]. “iş hukukunu ilgilendiren mevzularda, tanık ile senedin teminat senedi ve bedelsiz olduğu ispatlanabileceğine kanaat getirmiş ve senede karşı senetle ispat kural yükümlülüğünü işçi lehine çevirmiştir[4].

İş mevzuatında düzenlenmeyen ancak Yargıtay uygulamasında içtihat oluşmuş bu konuda işçi ve işverenin taraf oldukları iş ilişkisinde başlangıçta işe girerken, bazı iş kollarında işverenin teminat amacı ile bu tür senetler aldığı uygulama ile anlaşılmaktadır. Kuşkusuz bu durumun ispatlanması halinde bu şekilde alınan senet, teminat senedi niteliğinde sayılmalıdır. Diğer taraftan, İş Hukuku; işçi ve işveren ilişkisinde, işverenin sosyal ve ekonomik bakımından güçlü olması, işçinin korunması ve işçi lehine yorum ilkeleri dikkate alınarak, sözleşme hukuku alanında ayrılmış ve farklı kurallar getirerek gelişmiştir. Bu nedenle iş hukukunda, düzenlenen belgelere karşı işçi lehine tanık dinletilmesi yoluna gidilmektedir. İşçiden teminat olarak alınan senet sebebiyle işçinin borcu, işverene verdiği zarar veya yedindeki nakit miktarı ile sınırlıdır. Zararı ve davacı işçiden alacağı olduğunu işveren ispatlamalıdır. Teminat niteliğinde alınan bu senetler işverenin zararını veya alacağını kanıtlamadığı sürece geçersiz sayılmalıdır[5].

Sonuç olarak işveren iş sözleşmesi imzalanırken teminat senedi alabilir. Ancak bu senet teminat niteliğinde alındığından; işveren zararını veya alacağını kanıtlamadığı sürece bu senet geçersiz sayılmaktadır. Bununla birlikte teminat amacı ile böyle bir senet alında dahi bu işlemin, iş sözleşmesinin kurulması aşamasında yapılması hem dürüstlük kuralına hem de işçiyi koruma ilkesine aykırılık oluşturur.

 

 

[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4. Baskı, İstanbul 2019, s.363.

[2] Y9HD.27.6.2011 T., E.2010/46290, K.2011/19011 Legalbank.

[3] Y9HD.2.7.2009 T., E.2008/3062, K.2009/18488 Legalbank.

[4] Y7HD. 13.2.2014 T., E.2013/25501 K.2014/3863 Legalbank.

[5] Y22HD. 26.1.2017 T., e. 2017/466 K. 2017/1079 Legalbank