Yatırım Finansman, Covid-19 Salgınının Piyasalarda Yarattığı Etkileri Dikkate Alarak Tahminlerini Ve Hedef Fiyatlarını Güncelledi

Yatırım Finansman, Covid-19 Salgınının Piyasalarda Yarattığı Etkileri Dikkate Alarak Tahminlerini Ve Hedef Fiyatlarını Güncelledi

Yatırım Finansman Araştırma Bölümü, piyasadaki dalgalanmaların sürebileceği noktasından hareketle oluşan Pay Senedi Model Portföyünde daha defansif iş modelleri ve yüksek temettü gibi kriterlere dayanarak değişiklikler yaptı. Dar işlem hacmi ve yüksek kaldıraçlı pozisyonlarını azalttı.

Yatırım Finansman Menkul Değerler, Covid-19 salgının küresel ve iç piyasalarda yarattığı etkileri dikkate alarak, geçmiş dönemde yaşananlardan farklı bir krizle karşı karşıya olunması gerçeğiyle, 19 Mart 2020 tarihinde yayınladığı araştırma raporunda tahminlerinde ve hedef fiyatlarında revizyona gitti.

Yatırım Finansman, Covid-19 Salgınının Piyasalarda Yarattığı Etkileri Dikkate Alarak Tahminlerini Ve Hedef Fiyatlarını Güncelledi

Yatırım Finansman Araştırma Bölümü’nden yapılan açıklamada “Başlıca varsayımımız uzmanların ve yetkililerin açıklamalarına dayanarak ekonomik faaliyetlerin, sektöre bağlı olarak (seyahat, turizm hariç) bir çeyrek civarında duraklamadan sonra normale döneceğidir. Bu senaryoda Türkiye’de enflasyon (%10 seviyelerinde direnç), faizler (%13 uzun ve kısa vade ortalaması), kur (USD/TL’de yıl ortalaması 6.50) ve büyümede (GSYİH +2% civarında) riskler olacağını düşünüyoruz.

BIST-100 için 116bin revize hedefimiz (önceki 134bin) 36% yükseliş potansiyeline işaret ediyor. Bu rakama takibimizdeki hisselerin getiri potansiyelleri üzerinden ulaşıyoruz. BIST birçok tarihi değer seviyesi kıyaslamasına göre cazip seviyelerdedir. Tahmini F/K çarpanı olan 4.6x, Kasım 2008’de kaydedilen 5.3x seviyesinin altına indi. Nominal olarak Mart 2019 (83bin) ve Ağustos 2018 (85bin) seviyelerine yaklaşmış bulunuyoruz. Dolar bazında bakıldığında BIST Ağustos 2018 ve Kasım 2008 dip seviyelerinin sırasıyla %2 ve %10 altındadır.” görüşü belirtildi.

Yatırım Finansman olarak mevcut endeks hedefinin cazip seviyeleri işaret etmesi üstünde durulurken, Covid-19 gündemli yaşanılan krizin daha önceki krizlere kıyasla kar tahminleri üzerinde daha fazla belirsizlik yarattığının ve normalleşme süresinin daha uzun sürebileceğinin de altının çizilmesi gerekliliği vurgulandı. Bir diğer risk faktörü de yabancı yatırımcılar açısından Türkiye’nin birlikte değerlendirildiği GOÜ hisse senedi piyasalarının petrol ve emtia fiyatlarına olan hassasiyeti sebebiyle sert düşüşler görmeye devam edebilecek olması görüldü.

Araf

Ne demişti Alice?  Hangi yoldan gideyim?

Tavşan; Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yoktur.

Öncelikle amacınızı belirlemeli sonrada çok çalışmalısınız, hiçbir zaman başarı tesadüf değildir.

Seni Hayallerine ulaştıracak en önemli şey; ‘’CESARETİNDİR’’

Yandex aramalarına karmaşık yol yazdım çıkan cevap,

Bu seferki yazımız biraz karmaşık olsun istedim, oradan buradan yazalım, içinde lojistik olsun, depo olsun, patron olsun, işini doğru yapmayan yönetici olsun, sevgili olsun, saha olsun, mesleğimiz gereği karmaşa olsun, unutmayın kaptan fırtınalı havada belli olur, yoksa 70 lirası olan her Türk Cumhuriyeti vatandaşına gemi kaptanı belgesi zaten veriyorlar.

Lojistik mesleğine gönlü kaymış olan sevgili gençlerle konuya başlayalım, bu yola girerken neyi düşünüp yarınınızı nasıl hayal ettiniz?

Yoksa ismi cazip geldi bende Lojistikçimi olayım dediniz?

Ya da puanınız hasbelkader bu bölüme mi yetti?

Bir ömür içinde olacağınız bu kıymetli mesleği bilinçli isteyerek seçmiş olmanız durumunda başarılarınızın daim olacağını söylemek isterim, başarı merdivenlerine tırmanmak için ihtiyacınız olan şey günün 25 saati ve özveri, gerisi zaten teferruat.

Saat kavramını unutmanız sizin için en hayırlısı olacaktır, saatle bir işiniz varsa lojistik size göre olmayabilir, durun saat kavramını unutun derken sevdikleriniz ve kendinize ayıracağınız zamandan bahsetmiştim, yoksa saat sizin olmazsa olmazlarınızın başında gelir.

Sevgiliniz var ve flört zamanındasınız, malum sevdiğiniz kişi ilgi ister alaka ister sizi tanımak sizinle zaman geçirmek ister, mesai saatinin bitimine çok az bir zaman kala kargo şirketinin aracının gelmediğini düşünün, telefonunuz çalıyor sevgiliniz heyecanlı bir ses tonuyla akşama sinemaya gidelim mi diye size bir soru yöneltiyor, zaten üretimi 3 gün geçmiş ve haftanın son günü size sevk edilmek üzere verilmiş o paleti sevk etmekten başka hedefinizin olmadığı zaman dilimindesiniz.

Ruh haliniz ortada telefonu bir an önce kapatıp ambarı, sorumluyu, nakliyeciyi birilerini arayıp ‘B’ ‘C’ ‘D’ planını devreye alıp o paleti aldırıp müşteriye teslim etmekten başka hangi önceliğiniz olabilir?

İster istemez ses tonunuzdan mütevelli karşınızdaki kişinin heyecanı bir anda yok oluyor, senin çok işin var işin bitince ara deyip telefonu kapatıyor, bu en sıradan yaşayacağınız bir örnek vakaydı, düşünün bakalım ‘çaresizsiniz’ ne yapardınız?

Yapılacak çok bir şeyde yok aslında, sipariş zamanında açılsaydı, ham madde zamanında temin edilmiş olsaydı, müşteriye teslim zamanı 1 hafta sonraya verilmiş olsaydı, üretimde işini doğru ve zamanında yapmış olsaydı zaten sorunda kalmamış göbeğinizi kaşıyarak kahvenizi içtiğiniz yerden teslimatı yaptırıp sevgilinizle akşam sinemaya gitmiş olurdunuz.

Şöyle bir düşünün sorun olmazsa, iyi lojistikçi olduğunuzu kim nereden bilecek?

İnanın bu sorunlar bir çok şirketin çözüme kavuşturamadığı genel sorunlar, süreçleri tamamlayan şirketler başarılı tamamlayamayanlarda başarısız oluyorlar, şikayet sitelerine bir bakın derim şikayet edilmeyen bir firma karşınıza çıkacak mı?

Biz gerçeklere dönelim, ya kargo şirketi gelip o paleti alacak ya da siz şirket aracı ile o paleti kargo şirketine götüreceksiniz bunun başka yolu yordamı yok.

Ölçmezseniz yönetemezsiniz, şirketinizde KPİ soran yoksa ve bu sorularla muhatap olmuyorsanız parmağınızı çıtlatıp sorunları çözüp günü kurtarmaya devam edin, herkes tarafından sevilir başarılarınızla öğünürsünüz.

Birkaç tane kilit performans göstergesi yazalım, (KPİ)

Sipariş bekleme süresi siparişin depoya geldiği andan sevke hazır hale gelmesine kadar geçen süre / birim sipariş kalemi.

Bu ne demek sevk emri/ sipariş depoya geldikten sonra SKU başına geçen adam saat süresi böyle bir raporlama sisteminiz varsa size kimse bu ürün neden sevk edilmedi diye soramaz.

Fatura bedeli kdv öncesi navlun maliyeti.

Bu ne demek fatura başına navlun maliyet giderlerinizi görüp gerekli önlemleri almanızı gerektiren detaylar.

Hadi bir örnek verelim A noktasında üretim yapan 2 farklı firma B noktasına satış yapıyor, tuz üretimi yapan firmanın araç içi kdv öncesi fatura bedeli 30 bin lira olsun, Televizyon üreten firmanın da araç içi kdv öncesi fatura bedeli yüz bin lira olsun, şimdi iki firmada B noktasına yolladıkları ürün için aynı navlun bedelini ödemelerine rağmen navlun maliyetleri eşit mi?

Elbette hayır, e o zaman mali değeri tuz, soda gibi ürünleri üreten firmalar üretim yaptıkları bölge dışında rakiplerinle nasıl rekabet edecekler?

Siz üretim yaptığı bölge yakınına navlun maliyeti düşük olduğu için sodayı daha ucuz satan firma gördünüz mü?

Sistemsizliğin içerisinde sistem nidaları atarsanız, karanlıkta bilmem kaç kilometre öteden görünen sigara ışığı gibi göze batar hedef tahtası haline dönüşürsünüz.

Daha bu bir başlangıç, her bölümün işi öyle ya da böyle lojistik, depo ile mutlaka kesişir ve hep dakikaların bittiği tahammül sınırlarının kalmadığı nokta olur, zaman bizim için iki kere hızlı geçer dersek hiç abartmamış oluruz, siz, siz olun sorunun değil çözümün bir parçası olun demeyi çok isterdim lakin kurallar yoksa eğildiğiniz kadar başarılı gösterilirsiniz, böyle olunca da çözümün parçası olmaktan çıkıp görmezden gelmenin çözüm olmadığı gerçeği ile yüzleşmiş olursunuz.

Birazda şirketlerin yatak odası diye tabir ettiğim depolarına girelim, 2020 senesi ’de avuçlarımızın içinden akıp gidiyor ve yılın ilk ayının son günüde bitti birçok şirketteki dostlarla bilgi alışverişi yapıyoruz, envanterine sahip çıkamayan birçok şirket bu senede olmadı seneye diyerek 2019 yılını, zararının boyutunu bilmeden kapattı.

Stok devir hızı, stok maliyetleri, kayıp kaçak oranları, reçetelerin doğru olmaması gibi onlarca sebepten dolayı zarar eden işletmeler zararlarının farkında değiller.

Sihirli kelimeyi yazıyorum hazır mısınız?

‘’Sistem’’ Gri alanların ortadan kalktığı bir sistem kurmazsanız başarılıda olamazsınız, iki kefeli bir terazi düşünün dengeyi kuramazsanız terazinin her zaman bir kefesi aşağıda kalıp sizi yavaşlatacaktır, yaptığınız işin ekip işi olduğunu düşünüyorsanız en zayıf halkanız kadar güçlüsünüz lafını unutmadan o zayıf halkanın kuvvetlenmesi için çalışmalarınızı aralıksız sürdürmelisiniz.

Benim ihtisas alanım depo; hani şirketlerde sürekli paspas gibi üzerine basılıp geçilen, çalışanlarının değersiz görüldüğü, zaman kavramının olmadığı kural tanınmayan yer var ya, önüme gelene 25 yıldır oranın yatak odası olduğunu ahbap çavuş ilişkisi ile yönetilemeyeceğini, depo yöneticisinin sahada olması gerektiğini, korku ile değil saygı ile yönetilen depoların şirketlerinin daha çok başarılı olduğunu anlatıyorum.

Sadece depo işleyişini mi anlatıyorum elbette hayır, maliyet muhasebesini, depo yöneticisinin birden çok şeyi bilmesi gerektiğini, sürekli kanunlarla işimiz olduğu için kanunları yakından takip etmeyi, en küçük hatanın ölümle sonuçlanabileceği gerçeğini, karanlık fabrikaları, yalın üretimi, teknoloji 4.0 nedir, ne işimize yararı, 5S neden üretim yapan şirketlerde önemli ve fason işleyişini.

Fason işleyişi için çok güzel bir benzetmem vardır.

Elmanız, şekeriniz, boyanız, poşetiniz ve tahtanız var, bunları birkaç noktadan tedarik edip elmalı şeker yapıyorsunuz peki ham madde ve stok takibini nasıl yapacaksınız?

Üretim sonu kaydı (ÜSK) doğru şekilde yapılmalı, reçeteleriniz doğru olmalı ki kurduğunuz sistem işlesin, hangi ürünü nereden tedarik ettiğinizin yada elmalı şekeri nerede yatırdığınızın bir önemi yok, müşteri elmalı şeker ile ilgileniyor,gerisi teferruat.

Neyse biz mesleğimize dönelim, çünkü bunlar bizim gerçekten üzerimize vazife değil.

Zaten anlatıyorum da ne oluyor?

Gri alanlar olduğu sürece benden şu iki benzetmeyi sürekli duyarsınız.

1-Davul sizde tokmak başkalarında olduğu sürece, tokmak sahibi istediği zaman davulu çalmak ister, davulu tokmağa götürdüğünüz sürece sorundan kimse bahsedemez.

2- Eğilmenin sonu yok, istenilen her şeyi istenildiği zaman diliminde verirseniz kimse sizden şikayetçi olmaz.

Bunları yaptığınız sürece kaybeden tarafın şirketiniz olacağını sanıyorum biliyorsunuzdur.

Birazdan patronlar neden kötü yöneticilere katlanır, çalışanın işi, çalışmayanın maaşı neden artar onlara da değineceğim.

2020 yılında stoklarınıza daha fazla önem verip, doğru zamanda doğru stok yönetimi yaparsanız ve kuralları oyunu kurmadan önce kurgularsanız şirketiniz sattığından çok daha fazlasını kazanacaktır.

Tarafımdan yaşanan binlerce vakadan birisini hemen paylaşalım, tedarikçi şirkete aracını gönderir her zaman olduğu üzere 1 forklift 3 personel ile şirketin tüm gelen ürünlerinin alınması, ürünlerin tasnifi, üretime verilmesi, üretimden gelen ürünlerin stoklanması, sevk edilecek ürünlerin etiketlenmesi, irsaliye kesilmesi gibi işleri yapmakla görevli depo bölümü gelen aracı 10 dakika bekletir, birileri telefonla sizi arar, aracı boşaltmanızı emri vaki söyler hatta hakaret eder ve siz hiç bir şey yapamazsınız.

Neden mi?

Standartlarınız yoktur, gri alanlarınız çoktur, zamanı geçmiş bir üretime yetişmesi gereken ürünler gelmiştir ve sevkiyat çoktan gecikmiştir.

Sonuç olarak ekmeğinizin uğruna sineye çeker yolunuza devam etmek zorunda kalırsınız, oysa kuralları olan şirketlere mal teslimatı yapmak için günler evvelinden randevu almanız gerekir ve o randevu saatinden önce aracınızın orada olmasına rağmen asla o saatte ürünü teslim edemediğiniz için ambar yetkilileri sizi sürekli aramaları gerekir, aracı bekletseniz problem malı çekseniz problem çözüm mecburen eğilmek zorunda bırakılırsınız.

Değerinizi siz belirliyorsunuz, müşteri kaybederim endişesi şirketinizi öyle bir duruma getiriyor ki adeta Araf’ta kalıyorsunuz.

Sahi şirketlerde depolar neden Araf ta?

Öncelikle Araf neydi ona bakalım, Kısaca özeti arada kalmak diyelim ve yazımıza devam edelim.

Bunun cevabını anlamak için önce bir patronun çarığını giyip biraz yürüyelim bakalım, çarık ayağımıza bol mu gelecek, yoksa ayağımızı vuracak, yürümekten mi vaz geçeceğiz, yoksa ayağımızın su toplamasına rağmen yolumuza devam mı edeceğiz?

Patron diye tabir edilen insanlar neden paralarını risk edip, emek harcayarak şirket kurarlar?

Şirket kurmak için yola çıkan yatırımcılar farklı alanlarda hizmete talip olabilirler, lakin ortak noktada buluştukları tek gayeleri vardır oda kar etmek.

Şirketin hangi bölümünde ne pozisyonda olursanız olun işletmeye değer katmıyorsanız işletme içerisindeki varlığınız eninde sonunda sorgulanıp sonuçlarına katlanacağınız durumla karşılaşmanız kaçınılmaz olur.

En önemli maliyetlerden bir tanesi stok bir tanesi insan diğeri lojistik giderleridir, müşteri yani hizmeti satın alan bizler ürüne ne kadar para ödersek ödeyelim o navlun parası diye tabir ettiğimiz ücreti hiç ödemek istemeyiz.

İşini bilen iş profesyonelleri (Pazarlamacılar) şu kadar ürün alırsanız kargo ücreti bedava diye size cazip tekliflerle gelseler’ de işin aslı vergiler dâhil tüm maliyetler müşterinin yani nihai ürünü alan bizlerin cebinden çıkmak durumundadır, asla unutmayın bedava peynir sadece fare kapanında olur…

Siz fark edersiniz etmezsiniz tamamen sizlere kalmış…

Birazda satın alma bölümünü ele alalım.

Satın Alma aslında uzmanlık gerektiren çok kapsamlı bir iş, şirketlerin tüm satın almalarını bir birime yaptırdığınızda farkında olmadan şirketi ya da diğer değimle müşteriyi zarara uğratmış olursunuz.

Lojistik için hizmet satın alma işini yapan kişiler işin içinden gelen, maliyet hesaplaması yapabilecek, ürün fiyatının % kaçını Lojistik hizmetleri için ayrılacağını, ürünün hangi bölgeye kiminle sevk edileceğini, hangi ürünün hangi şartlarla sevk edileceğini çok iyi biliyor ve analiz ediyor olması gerekmekte.

Hani demiştim ya patronlar neden kötü yöneticilere katlanır bunu henüz çözebilmiş değilim, patronunuz çok iyi bir insan olabilir lakin o işletmenin ayakta kalabilmesi ve sonraki kuşaklara aktarılması için patronunuzun iyi bir insan olmasının yanında gemiye çok iyi yön verebilme kabiliyetinde olması ve en önemlisi adil olması gerekmektedir, yanlı bir patron iyi bir insan olmasına rağmen işleri iyi yönetemediği için şirket eninde sonunda zarar etmeye mahkumdur, zarar eden bir işletmeyi kim ne yapsın?

1950 yılından sonra kurulan şirketlerin çoğu büyük arsalara sahip marka değerleri olan holdingler olmalarına rağmen, aile şirketleri olmalarından dolayı iç dinamikleri köy bakkalı tadından öteye gidememiştir, patronlar bu günkü bilgi deneyim ve birikimlere şirketlerini kurdukları zaman sahip olsalardı şimdiki Türkiye zaten bu durumda olmazdı.

Patronlar neden kötü yöneticilere katlanırlar sorusunun cevabı da aslında burada saklı diyebiliriz, kansere dönüşmüş personel, patron ilişkileri şirketleri her zaman yavaşlatmakta patronlar radikal kararlar alıp kanserli hücreyi bedenden ayırmak mecburiyetindeler yoksa yarınlarımızın dünümüzden farkı olmaz.

Hadi konuyu toparlayalım,

*Ne iş yaparsanız yapın mutlaka hedefiniz olmalı.

*Kurallarınız olmalı ve vicdan terazinizi dengede tutmalısınız.

*Yaptığınız iş için mutlaka eğitim almalısınız.

*Analiz kabiliyetlerinizi geliştirip hızlı aksiyonlar almalısınız.

*Sorumluluk alıp verdiğiniz kararların arkasında durmalısınız.

Nihayetinde her insanın işletme sahibi olması beklenemez, ama her işletme sahibinin adil bir yönetici olması beklenilir, yönetici ile idareci arasında ciddi farklar vardır, yönetici sorunları önceden sezip bertaraf eden bilgi birikim ve deneyimlerini sahaya yansıtıp biz olmayı başaran kişilere denilirken, idareci kapısına her geleni dinleyip insanları ön yargıları ile yönetip çıkan sorunlarda bir kenara çekilip sorunların bitmesi için herkese şirin gözüken kişiye denilir.

Asla unutmayın açık denizlerde rüzgârın nereden estiğinin önemi yoktur önemli olan yelkene rüzgârı nereden alacağınızdır, zaten yelkene yön verende rüzgâr değil geminin kaptanıdır.

Sevgiyle kalın.

TİM’den Koronavirüsle Mücadele İçin Üretim Seferberliği

İSMAİL GÜLLE: “BUGÜNE KADAR İHRACATIMIZ İÇİN ÜRETTİK, ŞİMDİ SAĞLIĞIMIZ İÇİN ÜRETİYORUZ”

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye’nin Koronavirüsle mücadelesine destek olmak amacıyla bünyesindeki 61 ihracatçı birliğiyle beraber üretim seferberliği başlattı. TİM, milli ve yerli üretimle, sağlık çalışanları başta olmak üzere Türkiye genelinde maske ve dezenfektan ihtiyacını karşılamayı hedefliyor. “Bugüne kadar ihracatımız için ürettik. Şimdi sağlığımız için üretiyoruz” sloganıyla başlayan üretim kapsamında; 1 milyon adet tıbbi maske ve 100 bin litre dezenfektan üretilecek.

TİM Başkanı İsmail Gülle, “Tüm iş dünyasının iyi niyetle, parça parça emek sarf ettiği bu süreçte, TİM olarak, bu mücadeleyi bir seferberliğe dönüştürecek şekilde koordine ediyoruz. Ülkemizin birçok büyük hazır giyim, kimya, tekstil firmaları ile birlikte sağlık çalışanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için, mevcutta yaşanan maske ve dezenfektanların tedarik sıkıntısını aşmak adına bir milli ve yerli Üretim Seferberliği başlatıyor, üretim çarklarımızı Türkiye için çeviriyoruz. Hedefimiz günlük 1 milyon maske üretimi ile başlayıp, aylık 40 milyon adet maske üretimi kapasitesine ulaşmaktır. TİM olarak, bugüne kadar ihracatımız için ürettik, şimdi sağlığımız için üretiyoruz“ dedi.

61 ihracatçı birliği, 27 sektörü ile 90 bin ihracatçısıyla Türkiye’de ihracatın tek çatı kuruluşu olan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), “Bugüne kadar ihracatımız için ürettik. Şimdi sağlığımız için üretiyoruz” sloganıyla üretim seferberliği başlatarak Türkiye’nin Koronavirüsle mücadelesine destek oluyor. Ülkemizde ilk koronavirüs vakasının ardından tıbbi maske ve dezenfektan fiyatlarındaki yüksek seyir ve merdiven altı üretimin de önüne geçilmesi hedeflenen bu seferberlik kapsamında; 1 milyon adet tıbbi maske ve 100 bin litre dezenfektan üretimi yapılacak ve Sağlık Bakanlığı’na teslim edilecek.

TİM Başkanı İsmail Gülle, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Adil Pelister, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz başlatılan üretim seferberliğine ilişkin kamuoyu bilgilendirmesi yaptı.

“Yerli ve milli üretim bilinciyle üretmek zorundayız”

TİM Başkanı İsmail Gülle açıklamasında, ülkemizin tüm kurumlarıyla birlikte yürüttüğü bu topyekün mücadelede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi devletin tüm birimleriyle beraber görevlerinin başında olduğunu belirterek şunları söyledi: “Dünya ekonomisini adım adım takip eden ihracatçılar olarak bu küresel virüs salgınının tüm dünyaya şu hususu öğrettiğinin farkındayız: İthalat ucuz olsa bile gelemeyebilir. Yerli ve milli üretim bilinciyle her ürünü kendi ihtiyacımızın da ötesinde üretmek zorundayız. Bu yalın gerçeğin idrakiyle, vatan sathında verilen koronavirüse karşı sağlık mücadelesinde, bu mücadelenin kahramanları sağlık çalışanlarımızın her daim yanlarında olacağımıza söz veriyoruz. Tüm iş dünyasının iyi niyetle, parça parça emek sarf ettiği bu süreçte, TİM olarak, bu mücadeleyi bir seferberliğe dönüştürecek şekilde koordine ediyoruz. Ülkemizin birçok büyük hazır giyim, kimya, tekstil firmaları ile birlikte sağlık çalışanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için, mevcutta yaşanan maske ve dezenfektanların tedarik sıkıntısını aşmak adına bir milli ve yerli Üretim Seferberliği başlatıyor, üretim çarklarımızı Türkiye için çeviriyoruz. Hedefimiz günlük 1 milyon maske üretimi ile başlayıp, aylık 40 milyon adet maske üretimi kapasitesine ulaşmaktır. TİM olarak, bugüne kadar ihracatımız için ürettik, şimdi sağlığımız için üretiyoruz.”

Zorlu süreçlerde millet ile tek vücut olup var gücüyle çalışmayı kutsal bir görev olarak kabul ettiklerini söyleyen TİM Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu anlayışla Ticaret Bakanlığımızın destekleri ve 61 İhracatçı Birliğimiz ile koordine olarak, yerli ve milli 1 milyon adet maske ve 100 bin litre dezenfektan üreterek Sağlık Bakanlığı’mızın emrine sunuyor ve seferberliğimizin ilk adımını atıyoruz. Salgının ülkemizde yayınlamasını önlemek, teşhisi ve tedavisini yapmak için gece gündüz gayretle çalışan başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere tüm yetkililerimize, değerli hekimlerimiz ve diğer tüm sağlık personelimize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

“TİM olarak, ‘evde kalın’ diyoruz”

İhracatın saha neferleri olarak üzerlerine düşen ne varsa vazife olarak kabul edip icra edeceklerini söyleyen Gülle, “Sayın Cumhurbaşkanımızın da ‘evinizden çıkmayın’ yönlendirmeleri doğrultusunda TİM olarak, ‘evde kalın’ diyor ve bu zorlu günleri birlikte aşacağımıza inanıyoruz. Birlik ve beraberlik duygularımızın en üst düzeyde olacağı sağlıklı günler diliyoruz” mesajını verdi.

“İhracatçılarımız için tüm imkanlar seferber edilmiş durumdadır”

Gülle, virüs salgınının ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren Türkiye’de gerekli önlemlerin hızlıca uygulamaya geçtiğine dikkat çekerek şunları kaydetti: “Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı parasal ve mali tedbirlerle oluşturulan 100 milyar TL’lik paket önümüzdeki günlerde ikincil ve üçüncül aşamaları ile ihracatçılarımızın bütününün beklenti ve ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürecektir. Açıklanan paketin ardından kamu, katılım ve özel bankaların tüm kredi taksit ve ödemelerinde esneklik sağlanacaklarına dair açıklamaları iş dünyamız için ayrıca moral olmuştur. İhracatçılarımıza yönelik ek önlemler konusunda ise ilgili tüm bakanlıklarımız ile temaslarımız yoğun bir şekilde devam etmektedir. İhracatçılarımızın ürünlerini dünyaya yetiştirmek adına talep ettikleri kargo uçaklarının sayısının artırılması adına tüm imkanlar seferber edilmiş durumdadır. Bilhassa, Irak ve İran sınır kapılarında devreye alınan temassız ihracatın Kapıkule’de de uygulanması konusunda Ticaret Bakanlığımız ile birlikte çalışmalar devam etmektedir. Alınan tedbirlerin etkisiyle ortaya çıkan bu olumlu görüntünün sürmesini diliyoruz. Bu noktada, tüm bu süreci proaktif bir şekilde yürüttüğümüz Sayın Bakanımız Ruhsar Pekcan’a şükranlarımızı ifade ederim. “

“100 tesiste günlük 1 milyon maske üreteceğiz”

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe ise “Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mustafa Varank Bey, maske talebindeki hızlı artışla birlikte fiyatlar yükselince LC Waikiki’ye piyasanın dengelenmesi için maske üretimi önerdi. LC Waikiki ve TAHA Grup olarak biz de bu öneri üzerine ilk aşamada 3 milyon maskeyi üretip Sağlık Bakanlığı’na hibe etme kararı aldık. Elbette bu zorlu süreci atlatmak için tüm sektörün sorumluluk alması ve elini taşın altına koyması gerekiyor. Bu anlayıştan hareketle maske üretimi için Türkiye İhracatçılar Meclisi öncülüğünde kampanya başlatmaya karar verdik. Salgınla mücadelede canları pahasına, gece gündüz demeden çalışan hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın ihtiyacı olan maskelerin üretimi için adeta seferberlik ilan ettik. Türkiye’nin dört bir yanında yaklaşık 100 tesisimizi çok hızlı bir şekilde organize ediyoruz. Sektör olarak bir hafta içinde günde 1 milyon adet maske üretim kapasitesi yaratacağız. Maske konusunda hekimlerimiz de halkımız da asla endişelenmesin. Salgının gidişatına ve ihtiyaca göre kapasiteyi daha da arttırabileceğiz” dedi.

“Aylık 2,5 milyon litre dezenfektan üretme kapasitemiz bulunuyor”

İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Adil Pelister şunları kaydetti: “Ülke olarak zor günlerden geçtiğimiz bu süreçte Türkiye’nin ihracattaki ikinci büyük sektörü olan kimya sektörünün birliği İKMİB olarak ‘Önce Sağlık’ anlayışıyla hareket ediyor ve sorumluluğumuz gereği vatani bir görevi daha üstleniyoruz. İlk günden beri, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sağlık Bakanlığımız, Bakanlıklarımız ile Bilim Kurulumuzun aldığı kararlar ve tedbirler doğrultusunda, hızla sağlık sektörümüzün ihtiyaçlarını karşılamak için yeni bir üretim seferberliği başlatıyoruz. Gece gündüz demeden tarihi bir özveriyle adeta cansiperane çalışan tüm hekimlerimiz ile sağlık personelimiz için başta dezenfektan ve temizlik malzemeleri olmak üzere gerekli olan her türlü kimyasalların tedariğini İKMİB olarak sağlayacağız. Bu kapsamda, İKMİB üyesi üreticilerimizden sağlayacağımız tonlarca dezenfektan ürününü, koronavirüs salgınında ülkemiz adına hayati bir sorumluluk üstlenen Sağlık Bakanlığı’mızın emrine sunuyoruz. İlgili kurumlarımız da bu konudaki talepleri bize iletebilirler. Aylık 2,5 milyon litre dezenfektan üretme kapasitemiz bulunuyor.”

“Bu zor günleri el birliği ile atlatacağız”

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz de “Tekstil ve hammaddeleri sektörü olarak bu süreçte üzerimize düşen tüm sorumlulukları layıkıyla yerine getiriyoruz. Ülkemizin salgınla mücadelede en çok ihtiyaç duyduğu stratejik ürün gruplarından biri olan maske, eldiven ve koruyucu giysi üretiminde firmalarımız 7 gün 24 saat durmaksızın üretimlerine devam etmektedir. Maske üreticisi firmalarımızın ihtiyaç duyabileceği hammaddeye ilişkin ithalat bağımlılığımız bulunmamaktadır. Bu kapsamda firmalarımızın yurt içinde hammaddeye kolay erişimi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Firmalarımızın aylık yaklaşık 40 milyon maske üretim kapasitesi bulunuyor. Bu hassas süreçte stokçuluk yapan firmalara karşı Bakanlıklarımızın aldığı önlemleri yürekten destekliyoruz. İhtiyaç halinde tüm tekstil işletmelerimizi koruyucu maske ve giysi üretim tesisine dönüştürebiliriz. Bu zor günleri hep birlikte el birliği ile atlatacağız” şeklinde konuştu.

MAİB Başkanı Kutlu Karavelioğlu: “Makine Sektörüne Kalkan Olmak Sivil Savunma Meselesidir”

MAİB Başkanı Kutlu Karavelioğlu: “Makine Sektörüne Kalkan Olmak Sivil Savunma Meselesidir”

Makine sanayiinde faaliyet gösteren firmalar, Covid-19 salgınına karşı kamu sağlığını korumaya ve sosyal yaşamı aksatabilecek riskleri ortadan kaldırmaya yönelik önlemler almayı sürdürüyor. Makine sektörü bu dönemde enerji, su, kanalizasyon, asansörler, iklimlendirme, soğuk zincirler gibi altyapı hizmetlerinin kesintiye uğramamasına, kritik sınai ve tarımsal üretimin sürdürülebilmesine yoğunlaştı. Makine sektörü üstlendiği sorumluluğu yerine getirebilmek için salgın sürecinde ekonomik kalkan altına alınmayı talep ediyor.

MAİB Başkanı Kutlu Karavelioğlu: “Makine Sektörüne Kalkan Olmak Sivil Savunma Meselesidir”

Olağanüstü zamanlarda fedakârlık etmesi gereken sektörlerin başında makine imalatçılarının geldiğini ve sektörün bakım onarım ve satış sonrası hizmetler için ilave risk ve büyük maliyetlere katlandığına dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

“Makine imalat sanayiinde her ölçekten firmanın mali yapısında ciddi kırılganlık yaşanıyor. Sektörümüzde istihdamın ve üretimin sürdürülebilirliğini tehdit altında görüyoruz. Makine imalat sanayiinin afet zamanlarında olabildiğince sağlıklı bir şekilde üretim ve hizmet içinde kalması, yöneticileri ve personelinin işinin başında olması gerekiyor. Otomotiv, demir-çelik-metal, tekstil-konfeksiyon, mobilya, inşaat, madencilik ve mutfak imalatı sektörleri gibi makine sanayii de kalkan altına alınmalı; muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin ertelenmesi gibi geniş önlemler bu sektörü de kapsamalıdır. Bu talebimiz kamunun eş zamanlı stratejik planlarının gereği olarak değerlendirilmelidir. Bu zorlu süreci dayanışma içinde hep birlikte atlattığımızda ülke ekonomisinin yeniden güçlenmesinde makine sektörü rekabetçiliği ve ihracat gücüyle yine büyük rol üstlenecektir. Makine sektörüne kalkan olmak tam anlamıyla bir sivil savunma meselesidir.”

“Afet durumlarında en kritik konu makinelerin performansıdır”

Altyapı hizmetlerinin aksamaması ve ekonominin bütünlüğü ile değer zincirlerini korumak bakımından salgın sürecinde makine sektörüne mutlak hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini belirten Karavelioğlu şunları söyledi:

“Makine imalatı, bakımı ve onarımı afet durumlarında en kritik alanlardandır. Eğer bu sektör hasar görürse, teknolojisi ve özel yetiştirilmiş kıymetli personeli kolayca yerine konulamaz. Bu durum Türkiye sanayiinin endüstriyel birikimine de zarar verir. Yedi çeyrektir yüzde 65 kapasite ile çalışmak zorunda kalan ve ağırlığını ihracata vermiş bulunan makine imalat sanayii, ana pazarlarının karantina altına girmiş olması nedeniyle normalinden çok daha kırılgan bir haldedir. Ağırlıkla KOBİ yapısında olan makine imalatçılarının likiditesini koruması ve nitelikli personelini sektör içinde tutabilmesi için acil önlemler alınmalı, tüm makine imalatçıları başta pirim, vergi, muhtasar gibi vecibelerinin acilen ertelenmesi olmak üzere kamu tarafından atılacak her türlü adımdan firma ölçeği gözetmeksizin yararlandırılmalıdır.”

“Şu an yaşadıklarımız yerlileşmenin önemi ortaya koyuyor”

Küresel makine ticaretinde önemli daralma yaşandığını ve bu sürecin Türkiye’nin makinecilerini de hızla etkileyeceğini belirten Karavelioğlu, “İhracatımızın yüzde 40’tan fazlasını gerçekleştirdiğimiz ilk beş pazarımızda virüsün hasarı çok yüksek seyrediyor. Almanya ve İtalya’ya ihracatımızın yüzde 10 kadar, İngiltere ve Fransa’ya ihracatımızın yüzde 8’e kadar azalacak olması iyimser tahminimizdir. ABD’nin durumunu kestirmek için henüz erken. Virüsün etkisi senenin ilk yarısında kontrol altına alınabilirse makine alt gruplarının ihracatındaki daralmalar yüzde 5-15 aralığında tutulabilir. İhracatımızın ilk çeyrekteki yatay seyri yanıltıcı olmamalı, Ocak ayında yüzde 18 oranında meydana gelen ithalat artışı da gözümüzden kaçmamalı. Bu yüksek artış, ülkemizde uluslararası teknolojik rekabete dair yeni trendin çok iyi anlaşılmadığını gösteriyor. Oysa virüse karşı mücadelede medikal makine ve ekipman üretimi gibi kritik dallara olan ihtiyaç, stratejik bir sektör olan makinede yerlileşmenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor” dedi.

Halkbank Esnaf ve Sanatkarlara 25 Bin TL Nakit Kredi, 25 Bin TL Ticari Kart Desteği Verecek

Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında reel ekonomiye desteğini sürdüren Halkbank, Covid-19 salgınıyla mücadele sürecinde ekonomik faaliyetlerine destek sağlamak amacıyla esnaf ve sanatkârlara yönelik Esnaf Destek Paketi’ni açıkladı.

Destek paketi ile devletin kamu sağlığını ve ekonomik istikrarı eşgüdümlü korumak üzere salgına karşı kararlılıkla yürüttüğü mücadelenin bir parçası olunması amaçlanmakta olup paket kapsamında İşletme Kredisi ve Paraf Esnaf Kart ürünleri sunulmaktadır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı faiz desteği ile Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri kefaletiyle kredi kullandırımlarına yönelik uygulama devam etmektedir. Esnaf Destek Paketi kapsamında, bugüne kadar faiz destekli kredilerden yararlanmamış olan esnaf ve sanatkarların daimkanlardan istifade edebilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda esnafa kullandırılacak İşletme Kredisinin limiti 25 bin TL, vadesi 36 ay olarak belirlenmiş ve 6 aya kadar da ödemesiz dönem uygulanabilecektir.

İşletme kredisi yanında, esnaf ve sanatkârların mal ve hizmet alımlarında taksitli ve vadeli işlem yapabilecekleri, çek ve senet işlemlerini kart üzerinden gerçekleştirerek nakit akışlarını düzenleyebilecekleri, çalıştıkları tedarikçilerden avantajlar sağlayabilecekleri Paraf Esnaf Kart Destek paketi kapsamında 25 bin TL’ye kadar limitli olarak ayrıca tanımlanabilecektir.

Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında esnafa özel iki yeni ürün

Hazine ve Maliye Bakanlığı faiz destekli işletme kredisinden esnaf ve sanatkâr odalarına kayıtlı esnaf ve sanatkârlar yararlanabilecektir.

Esnaf ve sanatkârların ağırlıklı olarak faaliyet göstermekte olduğu, perakende ticaret, ulaştırma, imalat ve yiyecek-konaklama meslek kolları başta olmak üzere esnaf ve sanatkârlara yüzde 4,5 faiz oranı ile 25 bin TL limitli İşletme kredisi kullandırılması amaçlanmaktadır.

İşletme kredisi yanında; 3 ay ödemesiz dönemli, 12 aya kadar vadeli, 25 bin TL’ye kadar limitli Paraf Esnaf Kart ile esnaf ve sanatkârlar mal ve hizmet alımlarında taksitli ve vadeli işlem yapabilecek, çek ve senet işlemlerini kart üzerinden gerçekleştirerek nakit akışlarını düzenleyebilecek, çalıştıkları tedarikçilerden de avantajlar sağlayabilecektir.

Yedi Soruda Kısa Çalışma Ödeneği

Yedi Soruda Kısa Çalışma Ödeneği

Koronavirüs nedeniyle alınan önlemler kapsamında, üretimi duran veya azalan işletmeler için çalışanlara yüzde 60’a kadar ücret desteği verilmesini sağlayan kısa çalışma ödeneği başvuruları başladı. KPMG Türkiye’den İsmail Sevinç, kısa çalışma ödeneği ile ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı

Kısa çalışma nedir?

‘Kısa çalışma’ ve ‘kısa çalışma ödeneği’ İşsizlik Sigortası Kanunu’nda düzenlenen bir hükümdür. Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle iş yerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya iş yerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması halinde kısa çalışma düzenine geçilebilir.

Genel ekonomik, bölgesel veya sektörel krizler; ekonomide ortaya çıkan olayların iş yerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumları ifade eder. Zorlayıcı sebepler ise işverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine imkân bulunmayan, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumları ya da deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumları ifade eder.

Kısa çalışmadan söz edebilmek için iş yerinde uygulanan çalışma süresinin, iş yerinin tamamında veya bir bölümünde geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın en az dört hafta süreyle faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması gerekmektedir.

Yedi Soruda Kısa Çalışma Ödeneği

Kısa çalışmaya nasıl başvurulur?

Kısa çalışma talebi işveren tarafından, gerekçeleri ile birlikte Türkiye İş Kurumu’na, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı sendikaya yazı ile bildirilir. Başvurular elektronik ortamda da yapılabilir.

İşveren bildiriminde kısa çalışmaya başvurmasında etkili sebebin ne olduğunu, iş yerinin unvanını, adresini, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasını, iş yeri İŞKUR numarasını ve sosyal güvenlik iş yeri sicil numarasını belirtmelidir.

Ayrıca İŞKUR’a, manyetik ve yazılı ortamda belirlenen formatta hazırlanan kısa çalışma yaptırılacak işçilere ilişkin bilgileri içeren liste teslim edilmek zorundadır.

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanma şartları nelerdir?

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanılabilmesi için işverenin bu yöndeki başvurusunun uygun bulunması gerekir.

Kısa çalışma yapılmasında işçi onayının aranması yönünde bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.

Kısa çalışma halinde İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kısa çalışma ödeneği ödenir. Çalışanların kısa çalışma ödeneği alabilmeleri için işsizlik sigortası hak etme koşullarını yerine getirmeleri gerekmektedir. İşçinin kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yıl içinde en az 600 gün süreyle adına işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şartı aranır.

İş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu kısa çalışmaya katılacaklar listesinde işçinin bilgilerinin bulunması gerekmektedir.

Başvurular nasıl değerlendirilir?

Kısa çalışma talepleri sebep ve şekil yönünden İŞKUR ilgili birimi tarafından değerlendirilir, İŞKUR Yönetim Kurulu’nca karara bağlanır. Yönetim Kurulunun aldığı bir karar bulunmuyorsa işverenlerce yapılan başvurular İŞKUR tarafından reddedilir. Deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumlar için diğer zorlayıcı sebep gerekçesiyle yapılan başvurular için ise Yönetim Kurulu Kararı aranmaz.

Kısa çalışma talepleri uygunluk tespiti yapılması amacıyla iş müfettişlerine gönderilir. Uygunluk tespiti sonucu İŞKUR ilgili birimine, birim aracılığıyla da işverene iletilir.

Cumhurbaşkanı başkanlığında 18.03.2020 tarihli Koronavirüs Değerlendirme Toplantısında; kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak için gereken süreçlerin kolaylaştırılacağı ve hızlandırılacağı açıklanmıştır.

Kısa çalışma ödeneğinin miktarı nedir ve ne kadar süre ile ödenir?

Mücbir sebep ile kısa çalışma yapılması halinde, kısa çalışma ödeneği zorlayıcı sebepler için İş Kanunu’nda öngörülmüş bir haftalık süreden sonra başlar. Bu bir haftalık sürede çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödenir.

Günlük kısa çalışma ödeneği, sigortalının son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancın yüzde 60’ıdır. Ancak bu tutar asgari ücretin 1,5 katını geçemez. Aylık olarak hesaplanan kısa çalışma ödeneği, her ayın 5’inde ödenir.

2020 yılı için günlük kısa çalışma ödeneği sınırları aşağıdaki gibidir. Tabloda damga vergisi ihmal edilmiştir.

Günlük en düşük ödenek

98,10 TL x %60 = 58,86 TL

Günlük en yüksek ödenek

98,10 TL x %150 = 147,15 TL

Örnek:

İş yerinde 3 ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilmektedir. Cumhurbaşkanlığı bu süreyi 6 aya kadar uzatmaya yetkilidir.

Kısa çalışma ödeneği, iş yerinde uygulanan haftalık çalışma süresini tamamlayacak şekilde, çalışılmayan süreler için aylık olarak hesaplanır.

Kısa çalışma ödeneği, uygunluk tespitinde belirtilen süreyi aşmamak kaydıyla fiilen gerçekleşen kısa çalışma süresi üzerinden verilir.

Kısa çalışma ödeneği alanların SGK bildirimleri nasıl yapılır?

Kısa çalışma nedeniyle çalışanlar normalden önemli ölçüde az çalışırlar. Çalışanların fiilen çalışma yaptıkları günler ve bu çalışmaları karşılığı elde ettikleri kazançlar, aylık prim ve hizmet belgesi ile normal olarak bildirilir. Kısa çalışma ödeneği alınan günler için ise SGK’ya gün ve kazanç bildirilmeyip, bu günler için “18-Kısa çalışma ödeneği” kodu ile eksik gün bildirilir.

Kısa çalışma ödeneği ile ilgili işverenlerin dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?

Kısa çalışmaya ilişkin uygunluk tespiti sonuçları, iş yerinde işçilerin görebileceği bir yerde ilan edilir. Varsa toplu iş sözleşmesi taraf işçi sendikasına da durum bildirilir. İlan yoluyla işçilere duyuru yapılamadığı durumlarda, kısa çalışmaya tabi işçilere yazılı bildirim yapılır.

Hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.

Kısa çalışma uygulaması devam eden iş yerlerinde yapılan inceleme sırasında işverenin ödenek alan işçilerin çalışma süreleri ile ilgili hatalı bilgi ve belge verdiğinin tespit edilmesi ve iş müfettişinin yazılı talebi halinde hakkında hatalı bilgi verilen işçi sayısı da dikkate alınarak kısa çalışma ödeneği durdurulur.

Kısa çalışmanın günlük, haftalık veya aylık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı işyerinin gelenekleri ve işin niteliği dikkate alınarak işverence belirlenir.

Kısa çalışma yapan işveren, işçilerin çalışma sürelerine ilişkin kayıtları tutmak ve istenilmesi halinde ibraz etmek zorundadır.

Kısa çalışmanın ilan edilen süreden önce sona ermesi halinde işveren bu durumu 6 işgünü önce İŞKUR’a, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasına ve işçilere yazılı olarak bildirmelidir. Bildirimde belirtilen tarih itibariyle kısa çalışma sona erecektir. Geç bildirimler nedeniyle oluşan yersiz ödemeler faiziyle birlikte işverenden geri alınır.

Kobi’lerin Uygulaması Gereken 8 Siber Güvenlik Adımı

cyber security internet and networking concept.Businessman hand working with VR screen padlock icon mobile phone on laptop computer and digital tablet

IT güvenliğine yıllık 1000 dolardan daha az harcama yapıldığı düşünülen KOBİ’lerin karşılaştığı saldırılar, büyük şirketlerden farklı olmuyor. KOBİ’lerde siber güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiğine dikkat çeken Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun, siber güvenlik alanında KOBİ’lerin uygulaması gereken 8 önemli adımı sıralıyor.

Untangle’nin geçen yıl yaptığı araştırmaya göre, IT güvenliğine dahi yıllık 1000 dolardan az harcama yapan KOBİ’lerin siber güvenlikleri zayıf. Büyük şirketler gibi KOBİ’ler de aynı siber güvenlik problemleri ile karşılaşıyor. Ancak, etkili güvenlik önlemlerini alamayan KOBİ’ler, hedef tahtasına kolayca yerleşiyor. Siber güvenlik alanında KOBİ’leri uyaran Komtera Teknoloji Kanal Satış Direktörü Gürsel Tursun’a göre, KOBİ’lerin daha etkili siber güvenlikleri için uygulaması gereken 8 önemli adım bulunuyor.

1. Temel siber güvenlik bilgilerini ele alın. Siber güvenlik söz konusu olunca, en iyi sonuçlar temel ilkelere özel önem vererek başlar. KOBİ’lerin, kaynaklara doğrulanmış erişim, ağ ve sistem güvenliği, kötü amaçlı yazılımlardan kaçınma gibi konulara özel dikkat göstermesi ve çalışanlarının bilgili olduğundan emin olması gerekiyor.

2. Çalışan eğitimine öncelik verin. Siber güvenlik için özel ekiplere sahip olmayan KOBİ’lerin önem vermesi gereken konulardan biri çalışanlarının eğitimidir. Çalışanların, sosyal mühendislik saldırılarını ve BEC (iş e-postası uzlaşması) girişimlerini tanıması, şirketlerinin güvenlik olaylarına kurban gitme olasılığını azaltıyor.

3. Güvenli yama ve güncelleme süreci oluşturun. Birçok sistem, sahipleri genellikle yamalanmıyor veya güncellenmiyor. Böylece saldırganların hedeflerine giriyorlar ve saldırılar karşısında savunmasız kalıyorlar. Güvenlik kaynaklarından en iyi şekilde yararlanmak isteyen KOBİ’lerin, sistemlerinin güvenliği için gerekli yama ve güncellemeleri gerçekleştirmesi gerekiyor.

4. Kimlik doğrulamalarına başvurun. Büyük şirketlere oranla az sayıda çalışanlara sahip olan KOBİ’lerin, bir sisteme, ağa veya uygulamaya giriş yapan çok sayıda çalışanı bulunuyor. Bu durum da beraberinde yetkisiz erişimleri ve güvenlik açığını ortaya çıkarıyor. Bu nedenle, yerinde kimlik doğrulama sistemlerinin etkili olduğundan emin olarak, şirket güvenliğini en üst düzeye çıkarmak kritik bir adımı oluşturuyor. Çift faktörlü kimlik doğrulama güvenliğini KOBİ’lerin tercih etmesi gerekiyor.

5. Hesaplara erişimleri kontrol edin. Özellikle şirketlerin ayrılan çalışanlarının, şirketlerin hesaplarına, işletim sistemlerine ve ağlarına erişebilme durumu, büyük bir güvenlik açığını doğurabiliyor. Ayrılan çalışanların erişimlerini kontrol etmesi gereken KOBİ’lerin bu durumlar için titizlikle takip edilebilecek bir süreç oluşturması gerekiyor.

6. Verileri yedeklemeyi unutmayın. Fidye yazılımı saldırıları başta olmak üzere birçok siber güvenlik saldırısında hedeflenen nokta şirket verileridir. Veri yedekleme ve kurtarma çalışmaları, KOBİ’lerin şirket verilerine tekrar kavuşabilmesine olanak sağlarken, iş sürekliliğinin de tehlike altına girmesini engelliyor.

7. Mobil cihazların güvenliğini artırın. Şirketlerin büyüklüğü ne olursa olsun, mobil cihazlarda daha fazla iş yapıldığı gerçeği değişmiyor. Siber saldırganların ise artan mobil cihaz kullanımı nedeniyle saldırılarını mobil cihazlara yönelik daha çok artırdığı da biliniyor. KOBİ’lerin, mobil cihazları kötü amaçlı yazılımlardan koruması, üzerlerindeki erişimleri güvenli bir şekilde takip etmesi ve yetkisiz erişimlere karşı koruması gerekiyor.

8. Profesyonel destek almaktan kaçınmayın. Özellikle siber güvenlik konusunda yetersiz bilgilere sahip olan KOBİ’lerin, kendileri için uygun sağlam bir siber güvenliğe sahip olabilmesi gerekiyor. Bu konuda alacakları profesyonel destekler ile gerekli siber güvenlik çözümlerine ve süreçlerine sahip olabileceklerini unutmamaları gerekiyor.

Koronavirüs Süreci Yönetiminde Yapılan Hatalar İşverenin Sorumluluğunu Doğurabilir!

Dünyayı etkisi altına alan Yeni Koronavirüs (COVID-19), toplumu tehdit ediyor. Salgının ekonomik ve hukuki boyutları da gün geçtikçe daha fazla öne çıkıyor. Türkiye’de şimdi ve gelecek için daha iyi bir çalışma yaşamına liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği, virüsün iş yaşamına olan hukuki etkisine dikkat çekmek adına bir webinar düzenledi.

Prof. Dr. Erdem Özdemir’in katılımıyla gerçekleştirilen Koronavirüs Karşısında İşyerindeki Önlemlerin Hukuki Çerçevesi” konulu webinarda işverenlerin alacağı önlemler ve konunun iş ilişkilerine etkisi tartışıldı.

24 Mart 2020, İstanbul;

Yargıtay’ın, yurtdışında çalışan bir işçinin kaptığı ‘H1N1 virüsü’ sonrası vefatını iş kazası olarak nitelendirmesi (Y.21 HD, 15.4.2019), Yeni Koronavirus (COVID-19) bakımından önem taşıyor. Çünkü böyle bir durumun, salgında çalışan sağlığı açısından gerekli önlemleri almayan işverenin sorumluluğunu doğurması muhtemel.

İşte henüz gündeme gelmeyen bu ve bunun gibi pek çok kritik nokta PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği çatısı altındaki PERYÖN Akademi tarafından düzenlenen “Koronavirüs Karşısında İşyerindeki Önlemlerin Hukuki Çerçevesi” konulu webinarda ele alındı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi, PERYÖN 25. Dönem Yönetim Kurulu Hukuk Temsilcisi Prof. Dr. Erdem Özdemir’in katılımıyla düzenlenen webinarda; “İş sağlığı ve güvenliği bakımından alınması gereken hukuki tedbirler, Virüse yakalanmak iş kazası sayılabilir mi? Uzaktan çalışma, Kısa çalışma uygulamaları, Koronavirus karşısında ücretli ve ücretsiz izin uygulamaları, Çalışmaktan kaçınma hakkı” gibi pek çok farklı başlık irdelendi.

“Kurumların risk değerlendirmesi yapması önem taşıyor.”

Söz konusu tablonun işveren ve çalışan hakları gözetilerek hukuki olarak incelenmesinin önemine değinen Prof. Dr. Erdem Özdemir işletmelerin İş Sağlığı ve Güvenliği Kurullarını (İSG) acilen toplayarak, konuyu değerlendirmesi ve işyeri düzeyindeki önlemleri belirlemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Özdemir, “Yönetmeliğe göre; ‘…özel bir tedbiri gerektiren önemli hallerde kurul üyelerinden herhangi biri İSG kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir. Bu konudaki tekliflerin kurul başkanına veya sekreterine yapılması gerekir. Toplantı zamanı, konunun ivedilik ve önemine göre tespit olunur…’ Buna göre, işletmelerin İSG kurullarını acilen toplamaları isabetli olacaktır. İSG kurulunda, işyeri özelinde önlemler belirlenmeli, riskli alan ve gruplar tespit edilmelidir. Örneğin yurtdışına giden çalışanların nasıl yönetileceği, yakın temas halinde çalışan kişiler, dışarıda çalışması zorunlu olan kişiler ve riskleri belirlenmelidir. İkinci olarak ise, alınacak önlemler tespit edilmelidir. Bu kapsamda, işyerinde dezenfektanların temini, maske gerekiyorsa kullanımı, yemekhane ve kafeteryaların servis sunumlarının gözden geçirilmesi gibi önlemler hayata geçirilmelidir. Risk değerlendirmesi ekibinin, Koronavirus kapsamında risk değerlendirmesi yapması önemlidir” dedi.

Çalışanların yakın tehlike durumunda çalışmaktan kaçınma hakları vardır

İşverenlerin çalışanlarını bilgilendirme zorunluluğuna dikkat çeken Özdemir, “İSG mevzuatına göre işverenin çalışanlarını olağan dışı durumlar ve tedbirler konusunda bilgilendirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, Yeni Koronavirus ile ilgili bilgilendirme notlarının hazırlanması ve çalışanlara duyurulması gerekmektedir. Burada da virüsün niteliği, nasıl bulaştığı, şüphe halinde neler yapılması gerektiği, işyerinde alınan önlemler çalışanlara aktarılmalıdır. Virüs riski olan ülkelere giden çalışanlar bakımından, işverenin interaktif biçimde hareket etmesi gerekmektedir. En az 14 günlük süre için çalışanın işyerinden izole edilmesi, süre sonrasında hekim onayı ile işe başlaması, eğer virüs bulaşan çalışan işyerine geldi ise, mutlaka bulunduğu yerlerin özel olarak temizlenmesi gerekir. Yurtdışına seyahat, çalışanın izin günlerinde çalışanın temel hakları kapsamındadır. Dolayısıyla, işverenin bu hakkı kaldırabilmesi ve yasaklayabilmesi mümkün değildir. Ancak işverenler, bu konuda tavsiyede bulunabilirler. Bu kapsamda riskli ülkelerin listesinin yayınlanması ve çalışanların bu ülkelere gitmemesinin tavsiye edilmesi, gidilmesi durumunda işyeri hekimine durumun bildirilmesi ve dönüşte de işyeri hekiminin tavsiyesine göre hareket edilmesi şeklinde süreç tasarımı yapılması isabetli olacaktır” dedi.

Salgının KVK Boyutu…

Sürecin KVK boyutuna da dikkat çeken Özdemir: “İşverenler termometre gibi ölçüm cihazlarıyla işyerinde testler uygulamak isteyebilirler. Sağlık verileri KVK mevzuatımızda özel nitelikte veridir ve işlenme süreçlerinde (kanunca öngörülen durumlarda) hekim veya aydınlatmaya dayalı açık rıza temelinde yapılması gerekir. İdeal olan, sağlık verileri konusunda, hekim tarafından işlenme yöntemidir. Kişisel verilerin işlenmesinde mutlaka ölçülülük ilkesine de uyulması gerekir”.

“PERYON iş yaşamına rehberlik etmeye devam edecek…”

Söz konusu webinar programını değerlendiren PERYÖN – Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Berna Öztınaz ise; “Global anlamda acı ve zorlu bir sınavdan geçiyoruz. Bu süreçte doğru adımları atmak kritik önem taşıyor. Türkiye’de çalışma hayatına katkı sunmak, koşulları herkes için daha iyi bir noktaya taşımak hedefiyle faaliyetlerini sürdüren bir dernek olarak bu zor zamanlarda da hem çalışanları hem de işverenleri konunun mevzuatı ile ilgili en doğru bilgilerle buluşturmak, rehberlik etmek için çalışıyoruz. Düzenlediğimiz webinar ile pek çok konunun gündeme gelmesine vesile olduğumuza inanıyorum. Bundan sonraki süreçte de salgının iş yaşamına etkileri konusunda bilgilendirmelerimize devam edeceğiz” dedi.

Faktoring – Alıcı Limiti İptali

FAKTORING – ALICI LİMİT İPTALİ

Sayın Reşat Hocamın bahsettiği gibi örnekler ile devam edeceğiz. Örneğimize başlamadan önce Dış Ticaret Ödeme Şekillerinden Mal Mukabili ödeme şekline değinmek istiyorum. Faktöring ile ilgili daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere faktoring garantisini ancak ödeme şekli Mal Mukabili olan yurtdışı satışları için kullanabiliyoruz.

MAL MUKABİLİ ÖDEME (CASH AGAINST GOODS)

Satıcının, bedelini tahsil etmeden malları ve evrakları (CMR, fatura, çeki listesi, sigorta sertifikası, gözetim raporu vs) alıcıya göndermesidir. Bu ödeme şeklinde, taraflar arasında uzun süreli ve güvene dayalı bir ilişki söz konusudur. Satıcının, alıcının malı kabul edeceğine, anlaştıkları vadede ödeyeceğine emin olduğu ve alıcının ülkesinin politik ve ekonomik bakımdan istikrarlı olduğu durumlarda kullanılabilir. Bir başka deyişle ihraç edilen malın bedelinin malın ithalatçı tarafından teslim alınmasından sonra ödendiği ödeme şeklidir.

Mal Mukabili ödeme şekli ihracatçı tarafından ödeme şekilleri arasında en riskli olan ödeme şekli olduğundan alıcının malın bedelini ödeyememe riskine karşılık garanti, sigorta vb yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır.

Örneğimizde ihracatçının bir faktoring şirketi ile faktoring sözleşmesi imzalamış, alıcı limit tahsis edilmiş, alıcıya bundan sonra faktöring şirketi ile çalışmaya başladığını ve alıcıların ödeme yapması gereken tarafın yurtdışındaki muhabir faktöring şirketleri olduğu bilgisinin iletildiği Tanıtım Mektubu (Introdcutory Letter)’ın alındığı süreçlerin tamamlandığını varsayarak devam ediyoruz.

İhracatçı Almanya’daki ithalatçıya su ihraç etmektedir. Siparişinde DAP (Delivered At Place – Belirtilen Yerde Teslim ) ve Mal mukabili (CAG – Cash Against Goods) ödeme şekli ile yükleme tarihinden itibaren 30 gün vade ile anlaşır. 01.02.2020 tarihinde mallar yüklenir, kara yolu ile tahmini varış süresi 10.02.2020 olarak nakliyecisi ile teyitleşir.

İhracatçı, 04.02.2020 tarihinde faktöring şirketinden alıcı limitinin iptal olduğu bilgisini alır.

Burada ihracatçının nasıl devam etmek istediği kararı, en önemli olanıdır.

Çünkü ihraç konusu mal olan suların, mal mukabili ödeme şekli ile siparişte anlaşılan belirtilen yerde teslimi gerçekleşmeden sorumluluğunu tamamlamış sayılmayacak ve garanti süreci, sular hala yolda iken gelen iptal bildirimi ile bitecektir.

İhracatçı malları gidişini durdurur ise gönderecek olduğu malların vadesi geldiğinde ödenmeme riskini sadece kendisi üstlenmiş olmaktan kurtulmuş olacaktır.

Ya da göndermeyi tercih edecek ancak bir faktoring garantisi olmayacağından alıcının ödeyememe riskini yine kendisi üstlenecektir. Yurt dışına ihraç edilen mallara ait bedellerin tahsil edilememesinin en önemli nedenleri;

  • Mal mukabili yapılan satışlar,
  • Uzun vadeli yapılan satışlar.

Uzun vadeli satışlarda ihracat kredi sigortası (alacak sigortası) yoksa, ihracat bedelinin tahsil edilememe riski de fazladır.

ÖZGE KOZALI

McKinsey, COVID-19 Sürecinde Şirketlerin Direncini Artıracak Bir Kriz Yönetimi Modeli Yayınladı

McKinsey & Company, koronavirüs döneminde şirketlerin daha dirençli olmasına yönelik bir kriz yönetim modeli oluşturdu. Uluslararası çapta iş birliği yaptığı şirketlerin katkıları ile hazırlanan bu yöntem, 5 farklı ekibin entegrasyonu ile strese dayanıklı bir yönetim merkezi inşa edilmesine dayanıyor. Bu yapıda C-seviye liderler koordinasyonu sağlarken, uzmanlar ve yöneticiler de yaratıcı ve pragmatik çözümler geliştirmek ve uygulamak için otonom bir alana sahip oluyor. Böylece şirkete özel tasarlanmış çözümler hızlı, esnek ve çevik bir şekilde hayata geçirilebiliyor.

Yönetim danışmanlığı firması McKinsey & Company, insani boyutta trajik sonuçlar doğuran COVID-19 salgınının küresel ekonomiye etkilerini yönetmek ve şirketlerin başarılı bir kriz yönetimi ile direncini artırmak üzere yenilikçi bir model tasarladı. ‘Entegre yönetim modeli’ olarak adlandırılan bu yöntem, McKinsey’nin 90 yılı aşkın deneyimi, 65’ten fazla ülkedeki çalışmaları ve farklı şirketlerle gerçekleştirdiği iş birliğinin sonucu olarak geliştirildi.

Entegre yönetim modeli, COVID-19 gibi daha önce yaşanmamış ve belirsizliklerin hakim olduğu bir süreci yöneten her bir şirketin farklı ihtiyaçlarının olacağının bilinciyle hazırlandı. Şirketlere, majör riskleri yönetmelerine yönelik şirketlerine özel tasarlanmış aksiyonları hızlı ve esnek bir şekilde uygulamalarını sağlayacak bir koordinasyon sistemi sunuluyor. Böylece şirketler daha bütüncül bir yaklaşımla öngörülerde bulunabiliyor ve reaktif olmak yerine mevcut ve gelecek koşullara uygun adımlar atabiliyor.

COVID-19 için etkin bir yönetim modeli

McKinsey’nin hataları elimine etmek ve COVID-19 şartları altında efektif bir kriz yönetimi gerçekleştirmek üzere sunmuş olduğu stratejik yaklaşım, şirketin kalbi olan yönetim merkezinin 5 temel takımdan oluşan entegre bir yapıda inşa edilmesine dayanıyor. Çevik (agile) modelde tasarlanan bu yapı, entegrasyon takımı tarafından koordine edilse de tüm takım liderlerine darboğazlardan çıkışı ve oluşan koşullara hızlı bir şekilde yanıt vermelerini sağlayacak derecede otonom alan tanıyor.

Takım 1: Yönetim entegrasyonu

Bu takım, diğer dört ekibin de içinde bulunduğu yönetim merkezinin koordinasyonunu sağlıyor. Salgın ve buna yönelik çalışmalarda tüm bilgi ve aksiyonların doğru ve gerçek zamanlı paylaşılması için tek kaynak olan bu merkezin temel amacı, genel atmosferi, çerçeveyi belirlemek. Bu doğrultuda tüm ekiplerle iki yönlü, yakın bir iletişim kurmalı. C-seviyesi liderler tarafından yönetilen bu ekipte epidemiyoloji uzmanı, proje koordinatörü ve senaryo planlama analisti de bulunmalı. Bu takımın diğer ekiplerin çalışmalarını entegre edebilmeleri ve başarıya ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları tüm kaynakları kullanma yetkileri olmalı. Ekibin temel sorumlulukları ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Sorunların çözümü ve karar alınmasında yetkili olmak
  • İhtiyaç duyulan yerde ve zamanda yeterli kaynakların sunulmasını sağlamak
  • Senaryolara ve koşullara göre, tüm ekiplerin iş akışları çerçevesinde aksiyonlara dayalı bir portföyün koordinasyonunu gerçekleştirmek
  • Toplantı, eğitim vb. ihtiyaç duyulan araçlardan yararlanarak senaryolara göre ekip liderlerini eş bilgi ve deneyim seviyesine ulaştırmak

Takım 2: İş gücünün korunması

COVID-19 salgın süreci, işlerin her zamanki gibi akmasına olanak tanımıyor. Şirketlerin sağlık ve iş güvenliği uygulamaları ile uyumlu bir şekilde çalışanlarını desteklemek için planlar geliştirmeleri gerekiyor. Bu plan, salgın süresince ortaya çıkabilecek ihtiyaçlara göre değiştirilebilecek, esnek bir yapıda olmalı. Şirketlerin benzer segmentte farklı kurumlarla bu plan ve politikaları değerlendirmeleri doğru uygulamaları hayata geçirmelerine yardımcı olacaktır.

Etkili bir iş gücü koruma modelini tasarlamak için Dünya Sağlık Örgütü ve ulusal sağlık örgütlerinin belirlediği prensiplerden yararlanmak, net ve sade bir dil kullanmak önem taşıyor. Bu model, yöneticilere oluşan acil durumlarda hızlı hareket etmelerini sağlayacak bir otonomi de sağlamalı. Özgür ve iki yönlü iletişim sayesinde de yöneticiler uygulamaları kolaylıkla aktarabilir ve kontrol edebilir, çalışanlar da kişisel güvenlikleri ve diğer konulardaki görüşlerini güvenle paylaşabilir.

İş gücü koruma ekibinde yer alması önerilen uzmanlar; İK lideri, güvenlik birimi yetkilileri, hukuk uzmanı, iletişim uzmanı ve kamu denetçisinden oluşuyor. Bu ekibin görev kapsamında ise şunlar bulunuyor:

  • İhtiyaca bağlı olarak temel uygulama dokümanları, konuların bir üst yönetime aktarılma kriterleri ve iletişim modelleri ile önleyici eylemler de dahil olmak üzere aksiyon planlarını hazırlamak
  • Gizli geribildirim ve raporlama da dahil olmak üzere çok kanallı iletişimi yönetmek
  • Üçüncü partiler için uygulama ve teşvikleri uyumlu hale getirmek
  • Çalışanların evden çalışmalarına olanak tanıyan iletişim platformlarını kurmak ve sürekliliklerini sağlamak. Bu platformlara görüntülü ve sesli konferans, ekran paylaşımı, rapor paylaşımı, anket, sohbet ve diğer interaktif özellikleri mümkün kılacak yazılım araçlarını entegre etmek
  • Çapraz çalışma saatleri gibi uygulamalardan yararlanarak ve aynı zamanda fiziksel izolasyon normlarına saygı göstererek ve sağlık taramaları gerçekleştirerek üretkenliğin korunmasına hizmet etmek
  • Konuların çözümlenmesi ve karar süreçlerinde net sorumluluklar ve zaman çizelgeleri içeren yol haritaları hazırlamak
  • Yerel ve ulusal siyasi liderler ve sağlık yetkilileri ile iletişimi sağlamak

Takım 3: Tedarik zincirinde dengenin sağlanması

Şirketlerin salgınla birlikte tedarik zincirindeki mevcut aksaklıkları, stok durumlarını ve genel olarak da tedarikçilerin bu süreçten nasıl etkileneceğini belirlemesi gerekiyor. Çoğu şirketin tedarikçilerinin yer aldığı Çin’de COVID-19 vakalarının azalması ve üretim tesislerinin yeniden çalışmaya başlaması ile birlikte şirketler, tedarik zincirlerinde dengeyi hızlıca sağlamaya odaklanıyor. Bu tesislerin yeniden çalışmaya başlamalarını desteklemenin yanı sıra şirketler, köprü stratejiler oluşturmalı ve talep yönetimi, lojistik için ön rezervasyon, satış sonrası stoklarının kullanımı ve tedarikçilerin öncelikli müşterileri arasında yer almak gibi yöntemlerden faydalanmalı. Online kanallardan ürünlerin satışına başlanması ile birlikte olağandışı taleplerle karşılaşılması gibi durumlara da hazırlık yapılmalı ve ihtiyaca göre uzun vadeli stabilizasyon stratejilerine başvurulmalı. Bu dönemde şirketler, talep planlarını güncellemek, tedarik ağlarını optimize etmek ve yeni tedarikçiler belirlemek zorunda kalabilir. Bu yöntemler, kriz sürecinden bağımsız olarak her zaman tedarik zincirini dirençli ve sağlam kılmak için kullanılabilir.

Tedarik yönetimi lideri, tedarik süreçlerinden sorumlu müdür, tedarik zinciri analisti, bölge yöneticileri ve lojistik müdürü uzmanlarından oluşan bu ekip, 4 temel iş akışını yönetmeli:

  • 1., 2. ve 3. seviye tedarikçilerin risk şeffaflığını sağlamak, tedarikçilerin yeniden üretime geçmelerini desteklemek, siparişleri yönetmek ve nitelikli, yeni tedarikçileri şirket ağına kazandırmak
  • Nakliye yönetimi, lojistik ön rezervasyonları gerçekleştirmek ve transferleri optimize etmek
  • Kritik tedarik ihtiyaçlarını belirlemek, ihtiyaca bağlı olarak temin edilen ürünleri sınırlı olarak sunmak, lokasyonları optimize etmek
  • Stok kodu (SKU) talepleri için senaryo bazlı satış ve operasyon planlaması yapmak ve üretim ve kaynak temini için planlamayı yönetmek

Takım 4: Müşteri ilişkileri yönetimi

Genelde şirketler, temel müşteri segmentlerine yaptıkları yatırımlar ve onların ihtiyaç ve davranış değişikliklerini öngörme kabiliyetleri sayesinde yıkıcı süreçleri başarıyla aşıyorlar. Örneğin; Çin’de müşteri talepleri düştü ancak yok olmadı. Bunun aksine tüketiciler büyük oranda online alışverişe yöneldiler ve başta gıda olmak üzere her türlü ihtiyaçları için sipariş vermeye devam ediyorlar. Dolayısıyla şirketler çok kanallı dağıtım stratejilerinin bir parçası olarak online kanallara daha fazla yatırım yapmalılar. Bu yatırım online satışı gerçekleştirilen ürünlerin kalitesi ve teslimatlarını en iyi şekilde gerçekleştirmeyi kapsamalı. Aynı zamanda şirketler, değişen tüketici tercihlerinin kalıcı olabileceğini, salgın öncesi dönemdeki normlara dönmeyebileceğini göz önünde bulundurmalılar.

Bu ekip içerisinde satış ve pazarlama lideri, finansal analist, müşteri ilişkileri ve stok yöneticileri yer almalı ve 3 temel iş akışından sorumlu olmalılar:

  • B2B müşterilerle iletişimi sağlamak ve senaryo bazlı risk iletişimi geliştirmek
  • Müşteri deneyim yolculuğu boyunca gerekli değişiklik ve geliştirmeleri yaparak müşteri kaybını önlemek, müşterilerle bire bir ilgilenen ekiplerin eğitimini desteklemek ve hizmet yönetimini kontrol etmek
  • COVID-19 sürecine dair bilgi ve uygulamalar hakkında müşterilerle iletişimi sağlamak

Takım 5: Finansal sağlamlık

Şirketler kendi şartlarına özel tasarlanmış senaryolar geliştirmeli. Bu kapsamda uzmanlar analitiklerden yararlanarak gelir ve gideri etkileyecek kritik faktörleri belirleyebilir ve bunların değerlemelerini yapabilir. Aynı zamanda her bir senaryoya göre finansal modellemeler yapılmalı ve likiditeye etki edebilecek etkenler belirlenmeli. Bunlara yönelik olarak da şirket aksiyonları planlanmalı. Bu aksiyonlar gelir-gider hesaplarının optimize edilmesi, maliyet yönetimi, belirli yatırımlardan çekilme ve şirket satın alma-birleşmeyi içerebilir.

Bu ekip içerisinde CFO, strateji ve iş geliştirme lideri, maliye yöneticisi, hukuk departmanından bir temsilci ve bir ya da daha fazla finansal analist yer almalı. Temelde ise iki iş akışını yönetmeliler:

  • Güncel epidemiyolojik ve ekonomik görünüm kapsamında senaryolar geliştirmek
  • Farklı senaryolara göre finansalları ve işletme sermayesini yönetmek

Konuyla ilgili sürekli güncellenen McKinsey & Company raporlarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

https://www.mckinsey.com/business-functions/risk/o…