Sürdürülebilirlik
Zafer URFALIOĞLU
– NE OLACAK BU EKONOMİ YA?
Yıllar, yıllar önce iken;
Develer tellal, pireler berber iken.
Almak için satılıp, satmak için alınır iken.
Birden bire Devalüasyon Canavarı çıkmaz mı?
Aman dedik, yapma dedik.
Malımız var alan yok dedik.
Biz de alalım dedik, paramız yetmedi.
Biz de satalım dedik, malımız para etmedi.
Ah ettik vah ettik, dere tepe piyasa pazar gezdik.
Batan battı kaçan kaçtı, elde avuçta ne varsa ufalandı.
Hop etti güp etti, yepyeni işler güçler türedi.
Ufaklar birleşti, büyükler semirdi. İşin şekli şemali değişti.
Yeni yetmeler arzı endam eyledi.
Pazar yine doldu taştı. Mal da para da bollaştı.
Ama kulaklarda hep bir name çınladı:
“Ne de olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir bu da geçer ağlama…”
Şu ekonomik şartlar beni de şair yaptı ya daha ne diyeyim.
Satmaya korkan satıcılar, almaya korkan alıcılar. Üretmeye korkan üreticiler, yatırımdan çekinen sanayicilerle “- Ne olacak bu ekonomi ya?” sohbetlerinden sıkılmadınız mı?
Ben sıkıldım…
Tamam “Ticaret korkak işi değil, cesaret ister.” onu biliyoruz. “Ekonomi durmaz, takas ölmez.” eyvallah.
Peki ya şu üstümüze yapışan bir Beklentiyi Bekleme sevdası nedir?
-
Güven Beklentisi!
-
İstikrar Beklentisi!
-
Destek Beklentisi!
-
Teşvik Beklentisi!
Almadan vermek Allah’a mahsustur. Bakalım bu zamana kadar biz ne verdik ki?! Bekleyerek zaman geçirelim.
Bir kurtarıcı, bir düzelme, bir her şeyin yolunda gittiği durgun tatlı su hayalidir gidiyor. Ne oldu bizim Anadolu Kaplanlarına, İstanbul Esnaflarına, Galata Tüccarlarına…
Bunca zamandır yaptığımız onca ticari faaliyette hiç;
– “Ekolojik Bütünlüğe” dikkat ettik mi?
– Peki “Sosyal Adalet” e?
– “Ekonomik Güvenlik” ilgimizi çekti mi?
– Bugün “Sorumlu Tüketim ve Üretim” için ne yaptık?
– “İhtiyat İlkesini” duyan, uygulayan oldu mu?
– “Katılım ve İşbirliği” çalışmalarının sonuçları neler?
– Gerek ürünlerimizde gerekse de süreçlerimizde “Sürekli İyileştirmeler” yaptık ama değil mi? En azından bunu yapmış olalım ya hu!
Bu 7 sorudan kaçına el vicdan Evet dedik?
Biz farkında olsak da olmasak da hayat sürüp gidiyor. Oyunun kuralları değişiyor, oyuncular değişiyor. İşini sürdürebilen sürdürüyor, sürdüremeyen maalesef piyasadan sürülüyor.
Bu nedenle büyük büyük insanlar, yöneticiler ve hocalar bakmışlar, incelemişler, düşünmüşler, anlamışlar ve yazmışlar:
İşte size kurtarıcı demişler; Sürdürülebilirliğin 7 İlkesi:
-
Ekolojik Bütünlük : Gezegenin hayatta kalması için gereklidir. Ekosistemlerin korunması, temiz hava, su ve verimli toprak gibi insan yaşamı ve ekonomik faaliyetler için gerekli olan hizmetlerin devamı. (Kurduğumuz fabrika ve imalathanelerde doğayı korumak konusunda ne yaptık? Burası kirlenir yada yaşanmaz hale gelirse satar başka yere mi gideriz dedik. Evet işte şimdi anladık ki memleketimizden başka yere gitmek, Dünyamızdan başka bir yere gitmek artık bir çözüm olmayacak.)
-
Sosyal Adalet : Tüm işletmeler için bu, adil çalışma uygulamalarını benimsemek, eşit ücret sağlamak ve dezavantajlı topluluklara fırsatlar sunmak anlamına gelebilir. (Şirketler sahip oldukları en önemli kaynağı sermaye olarak görmek yerine bu sermayeyi işlemek için bir beden ve beyne ihtiyaç duyduğunu anlar mı?)
Özel Not: Çeşitlilik ve Kapsayıcılık bağlamında çeşitliliğin gücü ve herkesin işe katkısı, kapsayıcılık olarak iş sonuçlarına farklı açılardan katkı sağlayacaktır. Kişilerin kendilerine değer verildiğini hissettiği iş ortamlarında çalışan bağlılığı ve verimliliğinde daha olumlu sonuçlar elde edildiğini görüyoruz.
-
Ekonomik Güvenlik : Karlı ve aynı zamanda uzun vadede sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi anlamına gelir. Ekonomik güvenlik, mevcut ve gelecekteki nesillerin istikrarlı ve müreffeh bir ekonominin keyfini çıkarmasını sağlar. (Şirketler günü kurtaran işportacılıktan çıkıp tüm paydaşlarına fayda sağlamanın tadına vardı mı? İçinde bulunduğumuz ekosisteme faydası olmayan hiç bir organizma yok iken sadece kendi için yaşayan şirketler bir süre sonra asalak yapılarından dolayı ekosistem dışına itilir.)
-
Sorumlu Tüketim ve Üretim : Kaynakların daha verimli kullanılmasını ve atıkların azaltılmasını vurgular. Uzun ömürlü ürünler tasarlamak, ambalaj atıklarını azaltmak veya ürünlerin yaşam döngüsünün sonunda yeniden kullanılmasını veya geri dönüştürülmesini sağlamak anlamına gelir. (Tüketim toplumuna söylenecek en anlamlı cümle.)
-
İhtiyat İlkesi : Çevresel ve sağlık riskleri konusunda bilimsel bir belirsizlik olduğunda temkinli davranma gerekliliğini vurgular. Potansiyel riskler tam olarak anlaşılmasa bile çevresel zararı önlemek için proaktif adımlar atmayı gerektirir. Bu, yeni teknolojilerin veya uygulamaların potansiyel etkilerini anlamak için araştırmalara yatırım yapmayı veya potansiyel riskleri en aza indirmek için ihtiyati önlemler almayı içerebilir. (Riskleri o kadar kabul ederek yaşıyoruz ki, muhtemelen en anlayamadığımız madde bu olsa gerek. Yıllardır cep telefonunun ya da tek kullanımlık plastik atıkların tehlikesini konuşuyoruz ama kullanıyoruz.)
-
Katılım ve İşbirliği : Sürdürülebilirliğe ulaşmanın hükümetlerin, işletmelerin, toplulukların ve bireylerin ortak çabalarını gerektirdiğini belirtir. Pratikte, katılım ve işbirliği, paydaşlarla, çalışanlarla, müşterilerle, yerel topluluklarla ve politika yapıcılarla sürdürülebilir çözümler geliştirmek ve uygulamak için etkileşim kurmayı ifade eder. İşletmeler için bu, diğer şirketlerle, STK’larla veya hükümet kurumlarıyla işbirliği yaparak sürdürülebilirlik zorluklarının üstesinden gelmek ve en iyi uygulamaları paylaşmak anlamına gelir. (Ona vakit ayıracak ne zamanımız ne de naktimiz oldu. Neyse ilerde çok büyük bir ekonomi olduğumuzda bir ara bakarız. :))
-
Sürekli İyileştirme : İşletmeler için sürekli iyileştirme, sürdürülebilirlik stratejilerini düzenli olarak değerlendirmeyi ve güncellemeyi, yeni hedefler belirleme ve ilerlemeyi ölçmeyi içerir. (Yapanlar var mı? VAR. Duyanlar oldu mu? OLDU. Önemsendi mi peki? EH İŞTE.)
Bu ilkeleri hem iş hayatında hem de günlük yaşama entegre ederek, ekonomik büyümenin, çevresel korumanın ve toplumsal refahın uyum içinde var olduğu bir dünya için birlikte çalışabiliriz.
Bu ilkeleri benimsemek, sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp, gelecekteki nesillerin de kaynaklara ve fırsatlara sahip olmasını sağlayacaktır.
Sürdürülebilirlik bir yolculuktur.
Bu ilkelere bağlı kalarak, daha iyi, daha sürdürülebilir bir dünyaya doğru anlamlı adımlar atabiliriz.
Çok değil, hep çalışalım.
Bir kere değil, sürekli çalışalım.
Türkçesi; ENSEYİ KARARTMAYALIM!
Çalışmaya devam…
Saygılarımla.










Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) 2025 yılının şubat ayı verilerini açıkladı. Geçen yılın aynı dönemine göre toplam üretim yüzde 9 azalarak 218 bin 991 adet olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6 gerileme yaşayan otomobil üretimi ise 141 bin 496 adede ulaştı. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 224 bin 348 adede yükseldi.
Türkiye otomotiv sanayisine yön veren 13 üyesiyle sektörün çatı kuruluşu konumunda olan Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2025 yılının ilk iki ayına ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. Buna göre, yılın ilk iki ayında toplam otomotiv üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9 düşüşle 218 bin 991 adet olarak gerçekleşti.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, toplam otomotiv sanayi ihracatı, 2025’in şubat ayında yüzde 16 ile sektörel ihracat sıralamasında zirvedeki yerini korudu. Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) verilerine göre, ilk iki ayında toplam otomotiv ihracatı, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 1 azalarak 5,9 milyar dolar oldu. Euro bazında ise yüzde 2 gerilemeyle 5,4 milyar euro olarak gerçekleşti. Bu dönemde, dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 3 oranında azalırken, tedarik sanayi ihracatı da yüzde 2 arttı.
Emine KORKMAZ – İhracat-İthalat Müdürü
Endüstriyel simbiyoz, yalnızca atık yönetimi olarak ele alınmamalıdır; aynı zamanda doğal kaynakların daha verimli kullanılması, enerji tasarrufunun sağlanması, işletmelere ekonomik katkı sunulması, çevresel etkilerin en aza indirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasında fayda sağlayan kapsamlı bir yaklaşımdır. İnovasyon ve iş birliği sayesinde farklı sektörleri bir araya getirerek; yeni iş modelleri yaratır böylelikle sektörel rekabeti ve gelişmeyi de teşvik eder.
İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhalenin 6’ncı kısmı üzerinde bırakılan ……. Medikal Ür. Paz. Ltd. Şti.nin Teknik Şartname’nin “6.4.11.Kullanılacak kitler cihazla tam uyumlu olmalıdır. Bu uyumluluk hem cihaz üreticisi hem kit üreticisi tarafından belgelenmelidir.” maddesini karşılamadığı, ÜTS kayıtları incelendiğinde cihaz üreticisi ve kit üreticisi firmanın aynı olmadığı, dolayısıyla cihazların ve kitlerin aynı marka olmasının mümkün olmadığı,



Yapay zeka ile gayrimenkul değeri hesaplayan ve bu sayede alım satım işlemlerinin güvenle yapılmasını sağlayan Endeksa, Şubat 2025 Konut Değer Raporu’nu açıkladı. Verilere göre, Türkiye genelinde satılık konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak artarken reel düşüş ise azalıyor. Şubat ayında Türkiye genelinde satılık konut fiyatları yıllık bazda %26, aylık bazda %3 artış gösterdi. Enflasyon etkisi göz önüne alındığında fiyatlar bir yılda reel olarak %10, bir ayda ise %1 düşüş kaydetti. Ortalama konut metrekare satış fiyatı 31.057 TL’ye yükselirken, ortalama konut fiyatı ise 4 milyon TL’ye ulaştı. Konut yatırımının geri dönüş süresi 13 yıl olarak hesaplandı.
“Gayrimenkul piyasası, daha önce de öngördüğümüz gibi yılın başından bu yana hareketli bir seyir izliyor. 2025 yılının ilk iki ayında konut satışları geçen senenin aynı dönemine göre %29’luk bir artış gösterdi. Faizlerdeki kısmi düşüş ve bankaların kampanyaları, ipotekli satışları geçen senenin aynı dönemine göre %127 artırdı ve ipotekli satışlar toplam satışların %15’ini oluşturdu. Şu an bu hareketliliğin fiyat artışına yansımadığı bir dönemdeyiz. Kiralardaki artışın satış fiyatından yüksek olması sebebiyle konut yatırımının geri dönüş süresi 13 yıla kadar geriledi. Bu rakam 2022 yılının sonlarında 18 yıla kadar yükselmişti. Bu yıl içerisinde faiz indirimlerinin devam etmesi ve krediye erişimin kolaylaşması ile konut fiyatlarının yükselmesini bekliyoruz. Dolayısıyla konut yatırımı yapmayı planlayanlar için şu anki dönem oldukça uygun ve birçok kişinin bu fırsatı değerlendirmeye başladığını da görüyoruz.”
Bir Ramazan ayına erişmek daha nasip oldu. Bu ayın herkese hayırlı olması temel dileğim. Mübarek Ramazan ayı İslam dünyası için manevi bir öneme sahip olmakla birlikte, her zaman iş dünyası ve ticaret üzerinde de önemli etkiler yaratmaktadır. Özellikle tüketim alışkanlıklarının değişmesi, satın alma davranışlarının dönüşmesi ve tedarik zincirlerinin bu sürece adapte olması, Ramazan’ı sadece dini bir ay olmanın ötesine taşır. Bu yazımda, Ramazan ayının Türkiye ve küresel pazarlarda tedarik zincirleri ve satın alma süreçleri üzerindeki etkilerini inceleyeceğim. Ayrıca, bu dönemi verimli bir şekilde yönetmek için stratejik önerilerde bulunacağım. Haydi buyurun.
Ramazan ayı, sadece manevi bir dönem değil, aynı zamanda iş dünyası için de büyük bir fırsatlar ve zorluklar dönemidir. Bu dönemi doğru yönetmek, hem yerel hem de küresel şirketler için büyük bir rekabet avantajı sağlayabilir. Herkese tekrar hayırlı Ramazanlar.
Sürekli Bilgi Yenilemesi Modern İşyerinde Yaşı Nasıl Ortadan Kaldırır?
TSKB, bir ilke imza atarak Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile uyumlu ilk rapor olma özelliği taşıyan 2024 Entegre Faaliyet Raporu’nu “Geleceği Dönüştüren 75 Yıl: Kalkınmanın Dünü, Bugünü, Yarını” başlığıyla yayımladı.
Rapora ulaşmak için linke tıklayabilirsiniz: 
Hayatın içinde kendimiz geliştirebildiğimiz kadar geliştirmeye, öğrenme açlığımızı bastırmaya ve sosyalleşmeye çabalıyoruz. İş yerinde çalışma arkadaşlarımız, yöneticilerimiz ve astlarımız ile ailemizden daha fazla zaman geçiriyoruz. Fakat ailemizden, okuduğumuz okullardan aldığım eğitimler ile kendi birey kişiliğimizi oluşturuyoruz.