İran: Hem Çok Yakın Hem Çok Uzak
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş
Yönetim Kurulu Üyesi
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.
28 Şubat’tan başlayarak günlerce Amerikan ve İsrail birlikleri tarafından bombardımana tabi tutulmakla birlikte, kendisine dayatılan koşullara karşı çıkan İran’ı ne kadar tanıyoruz? Yurdum insanının gözü hep batı ülkelerinde olduğu için çok az kişi İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi tanır. Bu bilgiler de basın – yayın kuruluşlarından edindiği bilgilerle sınırlıdır.
Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri 250 yıl önce İsrail 78 yıl önce kurulmuş iken, İran 2100 yıl önce kuruldu. Dolayısıyla bu ülkeyi değerlendirirken 2000 yılı aşkın bir devlet deneyimine sahip insan topluluğundan bahsettiğimizi unutmamamız gerekir.
Ülke, 1.648.000 kilometrekare üzerinde Türkiye’nin topraklarından iki misli fazla bir alana yayılmış durumda. 92 milyon insana ev sahipliği yapan İran’ın Başkenti Tahran’dır. Diğer önemli şehirleri Meşhed, İsfahan, Tebriz, Şiraz, Ahvaz, Bander Abbas, Urumiye ve Kerej’dir. Ülkede resmi dil Farsça olmakla birlikte, 30 milyonu aşkın Azeri nüfusuna sahip İran’da ikinci en fazla konuşulan dil Türkçedir.
Bu ülkeye 1995 – 2005 arasında üç kez resmi ziyaret gerçekleştirdim ve her birinde İran devlet görevlileri dışında sıradan İranlı insanlarla temas etme olanağım bulundu. Ayrıca, 1979 – 2009 yılları arasında defalarca Gürbulak, Esendere ve Kapıköy sınır kapılarında bulundum ve yine İranlı sınır görevlileri, TIR ve otobüs şoförleri veya İranlı yolcularla konuşma ve onları uzaktan izleme şansım oldu.
İmam Humeyni Havaalanı’ndan taksi yapmaya başlayan THY uçakları daha pisti terk etmeden üzerindeki kara çarşafları yolcuların önünde üzerinden çıkararak, dar kot pantolonu ve dekolte bluzu ile yerine oturan ağır makyajlı İran kadınlarını gördüm. Aynı tavrı Bazergan Sınır Kapısı’dan Gürbulak Sınır Kapısı’na giriş yapan yolcu otobüslerindeki kadınlarda da gördüm.
Bir başka gözlemimi de anlatmadan geçemeyeceğim: Bazergan Sınır Kapısı’dan Gürbulak’a giriş yapan Mercedes otomobilden otuzlu yaşlarda iki genç çıktı. Pasaport polisinden geçtikten sonra free-shop mağazasına dalarak birkaç şişe viski ve birkaç karton sigara satın aldılar. Gümrük görevlilerinin kontrolü de bitince arabalarına binip yavaşça sürmeye başladılar. Her ikisinin de elinde ağızları açılmış viski şişeleri vardı. Birisi daha rahat bir şekilde içerken, sürücü bir eliyle direksiyonu tutuyor, diğer eliyle viski şişesini ağzına götürüyordu.
Elbette ki, ne uçak ve otobüslerdeki kadınlar hemen seksapel bir görüntü vermeye çalışıyor ne de viski içen gençler alkol açlığı çekiyordu. Hepsinin yaptığı İran’daki rejime tepki vermekten başka bir şey değildi. İnsanoğluna en ağır gelen kuralların, özel hayata müdahale niteliğindekiler olduğunu unutmamak gerekiyor.
Son yıllarda İran’da kıyafet kısıtlamalarına ve Molla Rejimine karşı başlayan direnişlerin de temelinde bu yatıyor. 2022 yılında Masha Amini’nin başı açık diye ahlak polisi tarafından dövülerek öldürülmesi ile başlayan hareket, İran kadınına dayatılan zorunlu baş kapatma uygulamalarının da sonunu getirdi. Yakın tarihlerde ülkede polis devleti uygulamalarının acımasızlığı ve bitmek tükenmek bilmeyen idam cezaları ülkede Molla Rejimini bir hayli zor durumda bırakmıştı. Son ABD – İsrail saldırıları bir anlamda rejimin sarsılan iç iktidarını da perçinlemiş oldu.
Bugün İranlı bir Azeri’ye sorduğunuzda “dünyada Türklerin en yoğun olduğu şehir Tahran’dır” diyebiliyor. Yanı sıra, Azeri kökenli olmayan İranlılar da kendileri ile Türkçe konuştuğunuzda, az çok sizi anlıyor ve kırık dökük Türkçesiyle size yanıt verebiliyor. Biz nasıl batıya bakarken ilk olarak Bulgaristan ve Yunanistan’ı görüyorsak, bir İranlı da batıya bakarken ilk Türkiye’yi görüyor ve beyninin arka planlarında kendine model alıyor. Bu bakımdan, biz zihinsel olarak ne kadar İran’a uzak isek, bir İranlının o kadar Türkiye’ye yakın olduğunu göz ardı edemeyiz.
İran’ın ekonomik yapısını irdelemekte de yarar var. İran’ın başlıca doğal kaynaklarını petrol ve doğalgaz oluşturuyor. Petrol rezervi 208 milyar varil olarak hesaplanıyor. İran, Venezuela ve Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın üçüncü büyük rezerve sahip OPEC üyesidir. Doğalgaz rezervi ise 34 trilyon m3 olup, Rusya’dan sonra dünyada ikinci zengin rezerve sahip ülkedir.
İran ayrıca; çinko, bakır, demir, uranyum, kurşun, krom, manganez, kömür, sülfür ve altın gibi madenler bakımından da zengindir. İran, dünyanın en büyük çinko, ikinci büyük bakır rezervine ve ayrıca dokuzuncu büyük demir rezervlerine sahip ülkedir. Bununla birlikte, İran’da madencilik sektörünün yeterince geliştiği söylenemez.
İran, 2026 yılı için tahmin edilen GSYİH’sı itibariyle 196 ülke arasında 52. büyük ekonomi olması, kişi başına düşen milli geliri ile 140. sırada yer alması öngörülüyor. 2024 yılı GSYİH’sı içinde tarım sektörünün payı %11, sanayinin (inşaat dahil) %36’dır. Geri kalan milli gelir hizmet sektöründen temin edilmektedir.
İran ekonomisi; geliri esas itibarıyla petrol ve doğalgaz ihracatına bağlı, aşırı düzenleyici çerçeveye sahip, içe dönük ve kapalı, kısıtlı rekabetin olduğu, vergilemenin etkili bir şekilde çalışmadığı, sübvansiyonların yaygın bir şekilde bulunduğu, düşük faktör verimliliğine sahip kamunun baskın olduğu bir ekonomik görünüm sunuyor. Öte yandan, ekonominin petrole dayalı yapısının kırılarak sanayi üretiminin çeşitlendirilmesi kalkınma hedefleri arasında yer alıyor. Son yıllarda gerçekleştirilen özelleştirmeler yoluyla, özel sektör de ekonomide varlığını hissettirmeye başladı.
Kamu ağırlıklı ekonomide devletin sosyal politikalarının da toplumda önemli bir ağırlığı olduğu gözleniyor. Temel mallar veya enerji tüketimi başta olmak üzere halkın geniş kesimine farklı dönemlerde büyük ölçekli sübvansiyonlar sağlanıyor. Bu sübvansiyonlar doğrudan mal ve hizmet yardımları veya nakit şeklinde olabiliyor.
İran, 1980’li yıllardan beri maruz kaldığı uluslararası yaptırımlar ve ambargolar nedeniyle mevcut potansiyelinden daha az gelişmiş bir ülke olarak değerlendiriyor. Söz konusu ambargolar, geçmiş dönemde İran riyalinin aşırı değer kaybetmesine, resmi kur ile piyasa kuru arasındaki farkın büyümesine yol açmış durumda. Döviz kurlarındaki yükselme, fiyatlar genel düzeyinde de artışa neden oluyor. Döviz kurundaki yükselmeler büyük ölçüde ithal girdi ile çalışan İran imalat sektöründe maliyet artışına ve enflasyona sebep oluyor. Ekonominin petrol ve doğalgaz gelirlerine bağımlı olmasının da etkisiyle, ambargoların yol açtığı ticaretteki gerileme ekonominin de zayıflaması sonucunu doğuruyor. Nitekim, 2010 yılında 164 milyar dolar dış ticaret hacmine sahip ülkede yaşanan darboğazlar nedeniyle 2024 yılında dış ticaret hacmi 43 milyar dolara kadar gerilemiş durumda.
Özcesi, son derece zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip bu ülke ambargolar nedeniyle bir anlamda dünyadan izole edilmiş bir konumda bulunuyor. Bu nedenle İran vatandaşları hiç hak etmedikleri bir yaşam düzeyine razı olmak durumunda kalmış görünüyor.
Bugün itibarıyla, Körfez Krizi 60 gününü doldurmuş durumda. Trump’un aymaz tavırları ve yönetime iyiden iyiye hâkim olduğu değerlendirilen İran Devrim Muhafızları ordusunun taviz vermez tutumu nedeniyle, ABD ve İran arasında tekrar sıcak çatışmaların başlayıp başlamayacağı; ateşkese son verilmese de Hürmüz Boğazı’nın geçişlere açılıp açılmayacağı; bu küresel krizin daha ne kadar süreceği tam olarak kestirilemiyor.
Tüm bu veriler ışığında İran – Türkiye ilişkilerini “devletler arası” ve “vatandaşlar arası” olarak iki başlık altında değerlendirebiliriz.
Konuya devletler arası ilişkiler perspektifinden baktığımızda şunları görüyoruz:
- İslami Devrim sonrası kurulan Uzmanlar Meclisi Dini Lideri seçiyor. Cumhurbaşkanı ise seçimle göreve geliyor. Nihai kararlar dini lider tarafından alınıyor. Yine “Devrim Muhafızları” ordusu resmi devlet ordusuna paralel bir yapı oluşturdu. Ancak son tahlilde Devrim Muhafızları resmi İran Ordusunun üzerinde bir pozisyonda yer alıyor. Dışarıdan bakıldığında, kimin elinin kimin cebinde olduğunun tespit edilmesi güç bir devlet teşkilatı var İran’da.
- İran Devleti kendisini Türkiye’den daha güçlü sanır. Bununla birlikte bölgede saygı duyulması gereken tek ülkenin de Türkiye olduğunun bilincindedir.
- Her ne kadar Türkiye’de İslami inançlara saygılı bir iktidar olduğu söylense de İran Molla Yönetimi nezdinde İslam’ın gerçek bekçileri Şiiler tarafından yönetilen İran’dır. Kendilerine göre, Türkiye’de İslami kurallara bağlı yaşam yeterince desteklenmemektedir.
- İran yönetimi nezdinde Türkiye bir NATO ülkesi olarak emperyalizme hizmet etmektedir. Bu yönüyle, açıkça ilan edilmemiş de olsa, Türkiye kendileri için her zaman bir tehdittir.
- İran yeterli savaş uçağı ve helikoptere sahip değilse de roket teknolojisinde çok ileri gitti. Kısa, orta ve uzun menzilli balistik füzeleri ile tüm çevre ülkeleri için tehdit oluşturmaya başladı. Çoklu füze saldırıları “delinmez” diye pazarlanan Tel Aviv çelik kalkanını bile delmeyi başardı. Dolayısıyla günümüzde İran, tüm dünya ülkeleri tarafından askeri gücü itibarıyla da saygı duyulan bir devlet konumunda.
- Bu yönleriyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de İran ile ilişkilerini hiçbir zaman bozmamaya ve karşılıklı olarak komşuluk hukukunu idame ettirmeye gayret gösterdi ve göstermeye devam ediyor.
Konuya vatandaşlar arası ilişkiler perspektifinden baktığımızda ise şu tespitleri yapabiliriz:
- Her İranlı da en az bir Türk kadar ülkesini sever ve korumak için elinden geleni yapmaya çalışır. Bununla birlikte, İranlı bir kişi için Türkiye her zaman önemli bir ülkedir ve her iki İranlıdan birisi Türkiye’de yaşamak ister.
- Bu eğilim sadece normal vatandaşlarında değil kamu görevlilerinde de var. “Emekli olduğumda ya da sıkıştığımda bir yaşam alanım olsun” düşüncesi ile İstanbul’dan konut satın alan üst düzey kamu görevlilerinin sayısı binlerle ifade ediliyor.
- Batı ülkelerine göç etme hayalleri taşıyan hiçbir Türk vatandaşında “keşke şu İran’a yerleşebilsem” gibi bir gelecek hayali göremezsiniz.
- Bırakın yerleşme özlemini, Türk vatandaşları yurtdışı gezi planı yapmaya başladıklarında kafalarından en son geçen ülkelerden birisi İran’dır.
- Aynı eğilim sadece Türk vatandaşları ile sınırlı olmayıp, arkeologlar dışında İran’a turistlik seyahat yapmak isteyen diğer ülke insanlarının da çok yüksek sayılarda olduğu söylenemez.
Kısacası, devlet olarak iki ülkenin birbiri ile mesafeli olduğunu, ancak insani ilişkiler söz konusu olduğunda iki ülkenin insanının birbirine yakın ve kolay kaynaşabildiği söylemek yanıltıcı olmayacaktır.
Hüseyin Cahit SOYSAL
ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş
Yönetim Kurulu Üyesi









