Egea’dan Sonra Filo, Tedarikçi ve İkinci El: Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Egea’dan Sonra Filo, Tedarikçi ve İkinci El: Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi30 Haziran 2026 sabahı, Bursa’daki Tofaş fabrikasında son Fiat Egea banttan indi. Üzerinde “Egea Saygı” yazan özel bir uğurlama bandı, on bir yıllık bir üretim serüvenini işçilerin alkışları ve gözyaşları arasında noktaladı. 2015’ten bu yana taksiciden aileye, ticari filodan kamu kurumuna kadar milyonlarca kullanıcının hayatına dokunan bir modelin vedasıydı bu. Egea’nın öyküsünü yalnızca bir otomobilin emekliye ayrılması olarak okumak ise olayın satınalma ve tedarik zinciri tarafını tümüyle gözden kaçırmak anlamına gelir. Egea’nın asıl bıraktığı miras banttan inen araç değil, Bursa çevresinde on bir yılda örülen yerli tedarik derinliği ve bugün sınanan geçiş kapasitesidir. Bu yazı, efsanenin veda ettiği noktada tedarikçilerin, filo alıcılarının ve ikinci el piyasasının önüne çıkan gerçek soruları satınalma penceresinden ele alıyor.

Bir Başarı Yayının Anatomisi

Egea’nın başarısını doğru okumak için önce rakamların büyüklüğünü görmek gerekiyor. Model, 29 Eylül 2015’te yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir yatırımla hayata geçirildi ve kısa sürede Tofaş’ın o güne kadarki en kapsamlı binek otomobil projesine dönüştü. On bir yıllık süreçte toplam üretim 1 milyon 350 bin adede ulaştı, bu üretimin 700 binden fazlası Türkiye pazarında satıldı ve model 40’tan fazla ülkeye Fiat Tipo adıyla ihraç edildi. Lansmanından yalnızca üç yıl sonra 500 bininci aracın bant inmesi, projenin ne denli isabetli bir yatırım olduğunu daha o dönemde gösterdi. Uygun fiyatı, düşük işletme maliyetleri ve geniş iç hacmiyle Egea, uzun yıllar pazarın boş bıraktığı alanı doldurarak en çok tercih edilen otomobil oldu ve sektör açısından Murat 124 ile Şahin ve Doğan gibi ikonik modellerin modern bir ardılı olarak konumlandı.

Modelin zirvedeki uzun dönemi ise 2025’te kapandı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği’nin yıl sonu verilerine göre 2025’te Türkiye’nin en çok satan otomobili Renault Clio olurken Egea Sedan listenin üçüncü basamağına geriledi. Pazarın sedan gövdelerden SUV ve crossover modellere kayan ilgisi, modelin ivmesini yavaşlatan etkenlerin başında geliyordu. Tofaş CEO’su ve OSD Başkanı Cengiz Elordu da kararın temelinde müşteri tercihinin sedandan SUV tarafına kaymasının yattığını açıkça ifade etti. Geçişin çoktan başladığı üretim verilerinde de okunuyordu, çünkü 2026’nın ilk çeyreğinde Egea üretimi 18 bin seviyesinden 12,9 bine inerken yeni ticari araç projesi K0’da üretim 8 binden 23 binin üzerine çıktı. Bu tablo, Egea’nın bantlardan inişinin ani bir başarısızlık öyküsü olmadığını, olgun bir yaşam döngüsünün doğal sonu olduğunu ortaya koyuyor.

Görünmeyen Omurga: Egea’nın Kurduğu Tedarikçi Ekosistemi

Egea’nın on bir yılda yarattığı asıl değer, banttan inen araç sayısının ötesinde bir yerde duruyor. Tofaş bugün yaklaşık 2.000 tedarikçiden dolaylı malzeme ve hizmet alırken, yurt içinde 147 ve yurt dışında 20 tedarikçiden doğrudan malzeme temin ediyor ve motor ile şanzıman hariç parçaların ağırlığını yerli tedarikçilerden karşılıyor. Bu tablo tek başına bir fabrikanın değil, Bursa merkezli 200’ü aşkın tedarikçinin oluşturduğu köklü bir yan sanayi havuzunun resmidir. Egea gibi yüksek hacimli tek bir bayrak model, bu havuza yıllarca istikrarlı sipariş, ortak geliştirme ve ölçek ekonomisi taşıyan bir çıpa işlevi gördü. Modelin yerlilik oranının versiyona göre yaklaşık %64’e kadar çıkabilmesi de tam olarak bu derinliğin bir sonucuydu. Böyle bir taban bir günde kurulmaz ve bu yönüyle Egea’nın on bir yıllık istikrarı, Bursa yan sanayisinin olgunlaşmasında sessiz ama belirleyici bir rol oynadı.

Ancak bir bayrak model bittiğinde bu denklemin bütün değişkenleri yeniden hesaplanmak zorunda kalır. Egea’ya özgü kalıplar, aparatlar ve süreçler etrafında konumlanmış bir tedarikçi, üretim durduğunda hem bir gelir kaleminin kapanmasıyla hem de yeni platforma uyum maliyetiyle aynı anda yüzleşir. K0 ve K9 gibi yeni nesil projeler (Tofaş’ın Bursa’da ürettiği yeni nesil hafif ticari araç platformlarının proje kodları) bu tedarikçilerin bir bölümüne yeni bir kapı açsa da geçiş kendiliğinden ve maliyetsiz gerçekleşmiyor. Farklı bir ürün mimarisi, yeni parça geometrileri ve değişen kalite gereklilikleri, tedarikçi tabanında yeniden takımlanma ve yeniden onaylanma süreçlerini zorunlu kılıyor. Bu dönüşümü kendi başına yürütebilen tedarikçi ayakta kalırken, tek modele yaslanıp uyum kabiliyetini geliştirmeyen tedarikçi için tablo çok daha zorlu. Bir tedarikçi tabanının gerçek sınavı, bayrak model bantlardan indiği ve o tabanın kendini yeni bir ürüne göre yeniden kurgulaması gereken anda başlar.

Model Sonu (EOP): Satınalmacının Sessiz Yükü

Bir modelin üretiminin sona ermesi, kamuoyunda çoğu zaman duygusal bir veda töreni olarak görünür. Oysa ki satınalma masasında çok daha teknik bir sürecin adıdır. Model sonu yönetimi, tedarik sözleşmelerinin düzenli biçimde sonlandırılmasını, modele özgü kalıp ve tezgahların amortisman durumunun kapatılmasını ve son parti parça ihtiyacının doğru hesaplanmasını gerektirir. Bunun hemen yanında, üretimi biten bir model için yıllarca sürecek yedek parça tedarik yükümlülüğünün planlanması gelir, çünkü yollardaki araç parkı fabrikadan çok daha uzun yaşar. Aynı satınalma ekibi bir yandan da yeni platformun parçaları için tedarikçileri yeniden devreye almak, fiyatları yeniden müzakere etmek ve tedarik sürekliliğini garanti altına almak durumundadır. Model sonu, satınalma fonksiyonunun en sessiz yürüttüğü ama en fazla disiplin ve ileri görüş isteyen süreçlerinden biridir.

Egea örneğinde bu geçiş, ticari araç projelerine doğru belirgin bir kayışla birlikte ilerliyor. K0 ve K9 hatlarının devreye girmesi, tedarik ilişkilerinin bir bölümünün korunmasını sağlarken bir bölümünün de baştan kurulmasını gerektiriyor. Böyle bir dönemde tedarik kesintisi riskini yönetmek, ikili kaynak stratejilerini gözden geçirmek ve tedarikçi finansal sağlığını izlemek, sürecin görünmeyen ama belirleyici başlıkları haline geliyor. Bu tür bir geçişi kayıpsız yönetmek, deneyime ek olarak sistematik bir tedarik zinciri okuryazarlığı gerektiren bir iştir. Doğru kurgulandığında bir modelin emekliliği, tedarikçi ilişkilerinde bir kopuş yerine kontrollü bir devir teslime dönüşebilir.

Yerlilikten İthal İkameye: Bursa mı, Kenitra mı?

Egea’nın boşalttığı kapasitenin nasıl dolacağı sorusu, aynı zamanda Türkiye otomotiv tedarik zincirinin yönüne dair bir soru. Şirketin Bursa fabrikasındaki yıllık üretim kapasitesini geçtiğimiz dönemde 450 binden 500 bine çıkarması, Egea’dan boşalan yaklaşık 200 bin adetlik alanın yeni bir modelle doldurulacağına kesin gözüyle bakıldığını gösteriyor. Ne var ki bu boşluğun ilk etapta yurt içi üretimle değil, Stellantis’in Fas Kenitra fabrikasında üretilecek modellerle doldurulması planlanıyor. Grande Panda’nın tasarım dilini taşıyan fastback ve B-SUV gövdeli iki modelin ithal yoluyla pazara sunulması beklenirken, Tofaş’ta üretilecek yeni yerli binek model kararı henüz kesinleşmedi. Bu tercih, kısa vadede yüksek yerlilik oranlı yerli üretimden, ithalat lojistiğine doğru kısmi bir kayış anlamına geliyor.

Bu noktada Bursa ile Kenitra arasındaki karşılaştırma, satınalma açısından öğretici bir tablo sunuyor. Bursa’nın 200’ü aşkın tedarikçiden oluşan havuzu, parça temininde çeşitlilik ve hız sağlarken, jeopolitik risklere karşı da bir dayanıklılık sigortası işlevi görüyor. Bursa’nın elindeki asıl koz, on yıllara yayılan tedarik derinliği ve bu havuzun kriz anlarında sunduğu esnekliktir. Buna karşılık ithal ikame modeli, döviz kuru, lojistik maliyet ve tedarik süresi değişkenliğini denklemin içine yeniden sokuyor. Tofaş’ın K0 için 386 milyon euro ve K9 için 250 milyon euro düzeyindeki yatırımları ile kapasite artışı, bu geçişin geleceğe kurulan köprüsü olarak okunabilir.

Filo, Kiralama ve Kamu Alımı: Egea’nın Boşalttığı Koltuk

Egea’nın satınalma dünyasındaki en güçlü olduğu alan, bireysel müşterinin ötesinde kurumsal alıcı tarafıydı. Düşük toplam sahip olma maliyeti, yaygın servis ağı ve kolay yedek parça erişimi, modeli taksi esnafının, ticari filoların ve kamu kurumlarının uzun yıllar bir numaralı tercihi haline getirdi. Özellikle operasyonel kiralama şirketleri için Egea, hesaplanabilir bakım gideri ve öngörülebilir artık değeriyle filo portföylerinin bel kemiğini oluşturuyordu. Bir aracın filo denkleminde yer bulması, satış fiyatından çok kullanım ömrü boyunca yarattığı toplam maliyete ve elden çıkarıldığında koruduğu değere bağlıdır ve Egea bu iki başlıkta da uzun süre güçlü bir performans sergiledi. Şimdi bu koltuğun boşalması, filo yöneticilerini ve kiralama şirketlerini yeni bir hesaplamaya zorluyor.

Sorunun kolay bir cevabı yok, çünkü Egea’nın yerini alması beklenen ithal modeller ile yeni SUV ve crossover seçeneklerinin fiyat seviyesi büyük olasılıkla daha yüksek olacak. Artan araç maliyeti, kiralama şirketlerinin fiyatlama modellerini, sözleşme sürelerini ve filo yenileme takvimlerini doğrudan etkileyecek bir değişken. Kamu ihaleleri tarafında ise yerlilik oranı ve ilgili teşviklerin araç tercihinde belirleyici olması, Egea sonrası dönemde alternatiflerin bu kriterlere göre yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Bir aracın filo ömrünü doğru kurmak, alternatifini doğru koşullarda ihaleye taşımak ve toplam maliyeti yeni araç için baştan hesaplamak, bu dönemde her zamankinden kritik hale geliyor. Bir filoyu doğru zamanda yenilemek, alternatifi doğru koşullarda ihale etmek ve toplam sahip olma maliyetini yeniden kurmak, artık sezgiyle yürütülebilecek bir iş olmaktan çıkmış, veriye dayalı bir tedarik yetkinliğine dönüşmüştür.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşlerAraç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

Operasyonel kiralama iş modelinin kalbinde artık değer tahmini yatar, çünkü şirketin karlılığı büyük ölçüde aracı sözleşme sonunda hangi fiyata elden çıkarabileceğine bağlıdır. Üretimi biten bir modelin artık değeri ise iki karşıt kuvvetin arasında şekilleniyor. Bir yandan kanıtlanmış güvenilirlik ve güçlü ikinci el talebi değeri desteklerken, diğer yandan filoların topluca elden çıkarılması ihtimali arzı artırarak fiyat üzerinde baskı yaratabiliyor. Bu nedenle kiralama şirketleri için Egea filolarının elden çıkarma zamanlaması, önümüzdeki dönemin en kritik karar başlıklarından biri olacak. Bu zamanlamayı isabetli kurabilen şirket, üretimin bitişini bir risk olmaktan çıkarıp bir fırsata çevirebilir.

Üretim Bitti, Peki İkinci El?

Egea’nın üretiminin durması, ikinci el piyasasında sezgilere ters düşen bir etki yaratıyor. İlk bakışta üretimden kalkan bir modelin ikinci elde ucuzlayacağı düşünülse de mekanik çoğu zaman ters yönde işliyor. Yeni araç arzı kesildiğinde, Egea sahibi olmak isteyen talebin tek adresi ikinci el piyasası haline geliyor ve bu da kıtlık etkisiyle fiyatları destekliyor. Kanıtlanmış dayanıklılık, en düşük işletme maliyeti, en yaygın servis ağı ve yollardaki devasa araç parkı bu talebi diri tutan başlıca unsurlar. Sevilen, çok satan ve işletmesi ucuz bir modelin üretimden kalkması, ikinci el değerini kısa vadede genellikle düşürmez, aksine kıtlaştıkça sabitler hatta destekler.

Tabloyu doğru okumak için Türkiye’ye özgü bir ayrımı da hesaba katmak gerekiyor. Enflasyonist ortamda ikinci el fiyatları nominal olarak artmaya devam ederken alım gücüne oranla reel bazda gerileyebiliyor. Dolayısıyla asıl mesele mutlak bir ucuzlamadan çok Egea’nın emsallerine kıyasla değerini ne kadar koruyacağıdır. Kısa vadede bu değeri baskılayan tek belirgin unsur, bayilerdeki son sıfır stokun kampanyalarla eritilmesi. Nitekim Temmuz 2026 listesinde Egea Sedan fiyatı bir önceki aya göre 20 bin lira gerilerken kampanyalı indirimler 145 bin liraya kadar çıktı, üstelik Egea sıfır pazarının hala en uygun fiyatlı modeli olarak tüm ikinci el fiyat bandını aşağıdan çıpalıyor. Stok tükendikten sonra bu baskı kalkacak ve fiyatı asıl belirleyecek olan, kiralama şirketlerinin filo araçlarını ne zaman ve hangi hacimde piyasaya süreceği olacak. Bu yönüyle ikinci el piyasasının seyri, filo tarafındaki elden çıkarma kararlarına doğrudan bağlı biçimde şekillenecek.

Sonuç: Bir Model Biter, Yetkinlik Kalır

Fiat Egea’nın on bir yıllık öyküsü, Türkiye otomotiv sanayisi için bir modelin ötesinde bir birikimin öyküsüdür. Bantlardan inen son araçla birlikte bir üretim hattının yanı sıra, binlerce mühendisin, işçinin ve tedarikçinin ortak emeğiyle biriken bir yetkinlik havuzunun bir dönemi de kapandı. Ancak bu birikimin en değerli yanı, doğru yönetildiğinde modelle birlikte tarihe karışmak zorunda olmamasıdır. Bir model er ya da geç bantlardan iner, fakat onu var eden tedarik ve mühendislik yetkinliği, doğru yönetildiğinde şirketle ve ülkeyle birlikte kalır.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma DenklemiBursa’nın önündeki asıl sınav, Egea’nın miras bıraktığı bu yetkinliği yeni platformlara, yeni tedarik ilişkilerine ve yeni pazar koşullarına taşıyabilmektir. Egea bantlardan inmiş olabilir, ama bıraktığı iz ve açtığı yol, Türk otomotiv tedarik zincirinin geleceğini biçimlendirmeye devam edecek.

 


 

Araç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri ve Kazananları

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri ve Kazananları

Şerafettin YILDIZ

Yazar, Sosyal Güvenlik Denetmeni

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDijital dönüşüm, günümüz dünyasının en önemli değişim dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Yapay zekâ, otomasyon, büyük veri, nesnelerin interneti ve robotik teknolojiler yalnızca üretim süreçlerini değil, çalışma hayatının bütün bileşenlerini yeniden şekillendirmektedir. Sanayi Devrimi’nin üretim araçlarını değiştirdiği gibi, dijital dönüşüm de iş yapma biçimlerini, meslekleri, çalışan profillerini ve işverenlerin yönetim anlayışını köklü bir şekilde dönüştürmektedir.

Bu değişim süreci, kimi zaman iş gücü piyasasında belirsizliklere neden olurken, kimi zaman da yeni fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla dijital dönüşüm, sadece teknolojik bir gelişme değil; ekonomik, hukuki ve sosyal boyutları bulunan kapsamlı bir dönüşüm hareketidir. Bu süreçte asıl tartışılması gereken konu, teknolojinin çalışma hayatını nasıl değiştirdiğinden ziyade, bu değişime kimlerin uyum sağlayabildiği ve kimlerin bu dönüşümün dışında kaldığıdır.

Dijital Dönüşümün Çalışma Hayatına Etkileri Neler Olacak?

Teknolojik gelişmeler, özellikle tekrar eden ve standartlaşmış işleri büyük ölçüde otomasyon sistemlerine devretmektedir. Üretim bantlarında robotların kullanılması, bankacılık işlemlerinin dijital platformlara taşınması, muhasebe ve veri işleme süreçlerinin yazılımlar aracılığıyla yürütülmesi bunun en belirgin örnekleridir.

Bu gelişmeler bazı mesleklerin önemini azaltırken, bazı meslekleri tamamen ortadan kaldırma potansiyeline de sahiptir. Ancak tarihsel süreç göstermektedir ki her teknolojik dönüşüm beraberinde yeni iş alanları ve yeni uzmanlık alanları da oluşturmuştur.

Bugün veri analistleri, yapay zekâ uzmanları, siber güvenlik uzmanları, bulut sistemleri yöneticileri, yazılım geliştiricileri ve dijital pazarlama uzmanları iş gücü piyasasının en fazla ihtiyaç duyduğu meslek grupları arasında yer almaktadır. Önümüzdeki yıllarda ise bugün henüz tanımlanmamış pek çok yeni meslek ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla dijital dönüşüm, istihdamı tamamen ortadan kaldıran değil; istihdamın niteliğini değiştiren bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Kazananlar Kimler Olacak?

Dijital dönüşüm çağının kazananları, teknolojiye yatırım yapanlardan önce öğrenmeye yatırım yapanlar olacaktır.

Artık mesleki bilgi, yalnızca diploma ile sınırlı değildir. Sürekli öğrenme, yeni beceriler kazanma, dijital okuryazarlık, veri analizi, problem çözme, yabancı dil bilgisi ve teknolojiyi etkin kullanabilme becerisi çalışma hayatının temel yeterlilikleri hâline gelmiştir.

Değişime açık olan, kendisini geliştiren ve teknolojiyi bir tehdit değil, üretkenliği artıran bir araç olarak gören çalışanlar bu dönüşüm sürecinin en önemli kazananları olacaktır.

İşverenler açısından da durum benzerdir. Dijitalleşmeyi yalnızca teknoloji yatırımı olarak gören işletmeler kısa vadeli avantaj sağlayabilir; ancak uzun vadeli başarı, insan kaynağına yapılan yatırımla mümkündür. Çalışanlarını sürekli eğiten, dijital yetkinliklerini geliştiren ve kurumsal dönüşümü bütüncül bir anlayışla yöneten işletmeler rekabet üstünlüğü elde edecektir.

Kaybedenler Kimler Olacak?

Dijital dönüşümün kaybedenleri teknoloji karşısında kalanlar değil, değişime kapalı kalanlardır.

Sürekli aynı yöntemlerle çalışmayı tercih eden, mesleki gelişimini ihmal eden ve yeni teknolojileri öğrenmeye ihtiyaç duymayan bireylerin iş gücü piyasasında rekabet etmeleri her geçen gün daha da zorlaşacaktır.

Benzer şekilde dijital dönüşüme yatırım yapmayan işletmeler de verimlilik, kalite ve uluslararası rekabet açısından önemli dezavantajlarla karşı karşıya kalacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, dijital dönüşümün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar doğurmasıdır. Meslek değiştirmek zorunda kalan çalışanlar, dijital beceri eksikliği yaşayan bireyler ve belirli yaş grubundaki çalışanlar bu süreçten daha fazla etkilenebilmektedir. Bu nedenle devletin, eğitim kurumlarının ve işverenlerin birlikte hareket ederek yeniden beceri kazandırma ve beceri geliştirme programlarını yaygınlaştırması büyük önem taşımaktadır.

Dijital Dönüşümün Sosyal Güvenlik Sistemine Yansımaları?

Dijital dönüşüm, sosyal güvenlik sistemini de doğrudan etkilemektedir. Uzaktan çalışma, hibrit çalışma modeli, platform ekonomisi ve serbest çalışma biçimlerinin yaygınlaşması; sigortalılık, prim ödeme yükümlülüğü, iş kazası, meslek hastalığı ve çalışma sürelerinin tespiti gibi birçok konuda yeni hukuki değerlendirmeleri zorunlu hâle getirmektedir.

Özellikle dijital platformlar aracılığıyla çalışan kişilerin sosyal güvenlik kapsamına alınması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve çalışanların sosyal haklarının korunması önümüzdeki dönemin en önemli çalışma hayatı politikaları arasında yer alacaktır.

Bunun yanında dijitalleşme sayesinde sosyal güvenlik hizmetlerinin daha hızlı, şeffaf ve erişilebilir hâle gelmesi de önemli bir kazanımdır. Elektronik hizmetlerin yaygınlaşması, işlemlerin hızlanması ve bürokrasinin azalması hem vatandaşlar hem de kamu kurumları açısından önemli avantajlar sağlamaktadır.

İnsan Faktörü Neden Vazgeçilmezdir?

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin çalışma hayatının merkezinde insan yer almaya devam edecektir.

Yapay zekâ verileri analiz edebilir, robotlar üretim yapabilir, algoritmalar karar destek sistemleri oluşturabilir. Ancak hiçbir teknoloji; vicdanı, empatiyi, etik sorumluluğu, liderliği ve insani iletişimi tamamen ikame edemez.

Kurumları güçlü kılan yalnızca teknolojik altyapıları değil; çalışanlarının bilgi birikimi, tecrübesi, takım ruhu ve ortak değerleridir. Bu nedenle dijital dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için teknoloji ile insan kaynağının birbirini tamamlayan iki unsur olarak görülmesi gerekmektedir.

Sonuç;

Dijital dönüşüm, çalışma hayatının kaçınılmaz gerçeğidir. Bu süreç, bazı mesleklerin önemini azaltırken yeni fırsatlar ve yeni uzmanlık alanları da oluşturmaktadır. Dolayısıyla dijital dönüşüm, kazananları ve kaybedenleri teknolojiye göre değil; değişime uyum sağlayabilme kapasitesine göre belirlemektedir.

Geleceğin çalışma hayatında başarı; sürekli öğrenen, dijital yetkinliklerini geliştiren, değişime açık olan çalışanlar ile insan odaklı dönüşümü benimseyen işverenlerin olacaktır. Devletin ise bu süreçte sosyal güvenlik sistemini yeni çalışma modellerine uygun şekilde güncellemesi, çalışanların haklarını koruması ve dijital dönüşümün sosyal etkilerini azaltacak politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak, dijital dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ancak bu dönüşümün gerçek başarısı; teknolojiyi insanın yerine koymakta değil, insanın bilgi, beceri ve üretkenliğini destekleyen bir araç olarak kullanabilmektedir. Geleceğin kazananları, teknolojiyi yalnızca kullananlar değil; onu insan odaklı bir anlayışla yöneten bireyler ve kurumlar olacaktır.

Şerafettin YILDIZ

Yazar, Sosyal Güvenlik Denetmeni

Instagram:@serafettinyildiz

Karabük’ten Avrupa Raylarına: Kardemir’in Teker İhracatı Türkiye Adına Ne Anlatıyor

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Karabük'ten Avrupa Raylarına Kardemir'in Teker İhracatı Türkiye Adına Ne Anlatıyor

Kardemir Avrupa Raylarına Teker İhraç Ederken Türkiye’nin Görünmeyen Bileşen Rekabeti

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Karabük'ten Avrupa Raylarına Kardemir'in Teker İhracatı Türkiye Adına Ne AnlatıyorKardemir, Haziran 2026 boyunca Çek Cumhuriyeti ve Bulgaristan’a toplam 7,75 milyon dolarlık demiryolu tekeri ihraç etti. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bildirilen son Çekya sözleşmesi 2,93 milyon dolar değerindeydi ve ilk sevkiyat 18 Haziran’da tamamlandı. Bu rakamlar, ilk bakışta sıradan bir satış performansı gibi okunabilir. Oysa bir demiryolu tekerinin Avrupa’nın demiryolu ağına girebilmesi, çeliğin ötesinde bir yetkinlik zincirinin varlığına işaret eder. Kardemir’in Çekya ihracatı tek bir ticari işlem değil, Avrupa’nın en zorlu tedarik pazarlarından birine yerli çeliğin sertifikalı bir bileşen olarak girebildiğinin göstergesidir. Bu yazının konusu da tam olarak bu eşiktir. Demiryolunda kullanılan çelik bileşenlerin ihracatı satınalma ve tedarik zinciri açısından neden bu kadar zordur ve Türkiye bu bariyeri hangi yetkinliklerle aşmaktadır.

Avrupa Pazarının Görünmeyen Giriş Bariyeri

Demiryolu tekeri, aksı ve bojisi, karayolu bileşenlerinden farklı bir kategoride yer alır. Bunlar taşıyıcının tüm yükünü ve dinamik gerilmelerini üstlenen güvenlik-kritik dövme ve döküm çelik ürünlerdir. Bir tekerin çatlaması ya da bir aksın yorulma kırılması, doğrudan can güvenliğini ilgilendiren sonuçlar doğurur. Bu nedenle Avrupa pazarına girişin önündeki asıl engel fiyat değil, belgelendirmedir. Bir üreticinin bu pazara ürün satabilmesi için TSI karşılıklı işletilebilirlik şartnamelerine uygunluk, UIC standartları, EN 15085 demiryolu kaynak sertifikası, tank vagonlarında RID onayı ve bakım tarafında ECM yetkinliği gibi belge katmanlarını aynı anda taşıması gerekir.

Bu belge zincirinin arkasında somut bir üretim yetkinliği durur. Metalurjik kompozisyonun kontrolü, dövme ve döküm proseslerinin tutarlılığı, tahribatsız muayene altyapısı ve homologasyon sürecinin yönetimi bir arada bulunmadığında sertifikasyon mümkün olmaz. Bir Türk üreticisinin Deutsche Bahn onaylı tedarikçi listesine girmesi ya da Almanya federal demiryolu kurumundan RID onayı alması, yılları bulan bir yatırım ve süreç disiplininin ürünüdür. Bu pazarda sertifikasyon bir formalite değil, pazara giriş anahtarının kendisidir ve az sayıda üreticinin bu eşiği aşabilmesi, girenler için darlığı doğrudan rekabet gücüne çeviren bir avantaja dönüşür. Avrupa’nın yaşlanan vagon filosu ve yenileme ihtiyacı düşünüldüğünde, bu bariyeri aşmış bir tedarikçinin karşısında geniş ve istikrarlı bir talep açılır.

Kardemir’in Entegre Modeli ve Amsted Rail Köprüsü

Kardemir bu tabloda kendine özgü bir konumda bulunuyor. Şirket, Türkiye’de hem demiryolu rayı hem de demiryolu tekerini aynı çatı altında üretebilen tek yerli üretici konumunda. Ray tarafında 2007’de devreye aldığı tesisle Türkiye’nin tek ray üreticisi olan şirket, 72 metre boya kadar ray üretebiliyor ve yıllık ray kapasitesi yaklaşık 450 bin ton düzeyinde. Tekerlek tarafında ise 2019’da hizmete alınan Demiryolu Tekeri Üretim Tesisi yıllık 200 bin adet kapasiteye sahip ve yük vagonlarından yüksek hızlı trenlere kadar farklı tiplerde tekerin uluslararası standartlarda üretimine imkan veriyor. Bu entegrasyon, Türkiye’nin uzun yıllar ithalatla karşıladığı bir ihtiyacı yerli üretime çeviren bir ithal ikame kabiliyetini temsil ediyor.

Ancak bir bileşeni üretebilmek, o bileşeni küresel pazarlarda satabilmenin yalnızca ilk yarısıdır. İkinci yarı, pazara erişim ve dağıtım kanalıdır. Kardemir bu ihtiyacı 18 Haziran 2026’da attığı bir imzayla adresledi. Şirket, demiryolu vagonlarına yönelik alt takım ve vagon ucu bileşenleri alanında dünyanın önde gelen tedarikçilerinden biri olan ABD merkezli Amsted Rail ile kapsamlı bir Ana Tedarik ve Yeniden Satış Sözleşmesi imzaladı. 150 yılı aşkın mühendislik birikimine ve altı kıtaya yayılan bir faaliyet ağına sahip olan Amsted Rail’in dağıtım kabiliyeti, Kardemir’in entegre üretim altyapısıyla birleşerek bölgesel satış haklarını da kapsayan küresel bir ticari model oluşturuyor. Bu ortaklık, bir üretim başarısının tek başına yetmediğini, yerli üreticinin küresel bir tedarik zincirine ancak pazara erişim ve dağıtım kabiliyetiyle eklemlendiğinde kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Kardemir’in Çekya ve Bulgaristan hamlelerini anlamlı kılan da bu stratejik zemindir.

Rakamlarla Türkiye’nin Bileşen İhracatındaki Konumu

Türkiye’nin bu alandaki gerçek konumunu görmek için doğru veri kategorisine bakmak gerekir. Demiryolu araçları için aksam ve parça kalemi olan 8607 gümrük tarife pozisyonu, tekerlek, aks ve boji gibi bileşenleri kapsayan en isabetli göstergedir. Bu kategoride Türkiye 2016 yılında 50 milyon dolar ihracatla dünyada 39. sırada yer alırken, 2020 yılında 146 milyon dolara ulaşarak 28. sıraya yükseldi. Dikkat çekici olan, aynı kategorinin hem en büyük ithalat hem de en yüksek ihracat kalemi olmasıdır. Bu tablo, Türkiye’nin bir yandan bazı parçaları ithal ederken diğer yandan aksam ve parça ihracatını büyüttüğünü, yani ithal ikame ile ihracatın eş zamanlı yürüdüğünü ortaya koyuyor.

Daha güncel resim bu ivmenin sürdüğünü gösteriyor. 2023 verilerine göre Türkiye’nin başlıca raylı sistem araç, vagon ve ekipman ihracat pazarları Avusturya 74 milyon dolar, Romanya 63 milyon dolar ve Almanya 47 milyon dolar olarak sıralandı ve bunları Fransa, Polonya, Macaristan ve Bulgaristan izledi. Firma tarafında ise yük vagonu üreten yerli üreticiler üretimlerinin büyük kısmını ihraç ederek yıllık ortalama 100-150 milyon avro düzeyinde bir ihracat gerçekleştiriyor. Bu rakam komple araçları da içerdiği için, saf bileşen göstergesi olarak 8607 kalemini ayrı okumak daha sağlıklıdır. Türkiye’nin ihracat haritasında Avusturya, Almanya ve Romanya gibi köklü demiryolu geleneğine sahip ülkelerin ilk sıralarda yer alması, yerli bileşenlerin fiyatla değil standartla rekabet ederek bu pazarlara girdiğinin en açık kanıtıdır. Dünya ölçeğinde bakıldığında potansiyel geniştir. Avrupa Demiryolu Endüstrileri Birliği’nin 2024 raporuna göre küresel demiryolu ekipman ve hizmet pazarı 2021-2023 döneminde yıllık ortalama 201,8 milyar avroya ulaştı ve 2029’a doğru yaklaşık 241 milyar avroya çıkması bekleniyor.

Üretim Coğrafyası ve Tedarikçi Ekosistemi

Bu ihracat performansının arkasında Anadolu’ya yayılmış bir üretim coğrafyası bulunuyor. Kardemir Karabük’te ray ve tekerin merkezini oluştururken, TÜLOMSAŞ, TÜVASAŞ ve TÜDEMSAŞ’ın 2020’de birleşmesiyle kurulan TÜRASAŞ, Sivas, Eskişehir ve Sakarya’daki tesisleriyle sektörün kamu tarafındaki en büyük temsilcisi konumunda. Özel sektörde ise bileşen üretiminde uzmanlaşmış bir üretici kuşağı öne çıkıyor. Kayseri’de faaliyet gösteren Railtur, yılda yaklaşık 2500 adet Y25 tipi boji üreterek üretiminin tamamına yakınını Avrupa Birliği pazarına ihraç ediyor. Eskişehir’deki Esray, boji sistemleri ve kritik alt takım bileşenlerinde özel tip araç kabin ve şaselerinde, Türkiye’nin tek Deutsche Bahn onaylı tedarikçisi olarak dikkat çekiyor. Yine Eskişehir merkezli Kaykaç Makina vagon ve boji yedek parçalarını 20 ülkeye satarken, Erciyas Rail Kayseri ve Eskişehir’deki yatırımlarıyla boji ve vagon üretiminde önemli bir ihracatçı haline geldi ve Sivas merkezli Gök Rail Fransa’dan Polonya’ya uzanan bir pazar ağına ulaştı.

Bu dağınık gibi görünen tablo aslında bir kümelenmeye işaret ediyor. Karabük, Eskişehir, Sivas ve Kayseri hattı, birbirini tamamlayan bir demiryolu bileşeni kümesine dönüşmüş durumda. Bu ekosistemin çatısını 2012’de kurulan Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi oluşturuyor. Yaklaşık 180 üyeyi 27 ilden bir araya getiren kümelenme, altyapı dahil yaklaşık 1 milyar dolarlık bir raylı sistem ihracatına ulaşmış durumda ve ana bileşen ile alt bileşen üreten üyeleri, dünya çapındaki büyük araç üreticilerinin tedarikçisi konumuna gelmiş bulunuyor. Bir ülkenin demiryolu bileşeni ihraç edebilmesi tek bir şirketin başarısıyla değil, tekerini, bojisini, yedek parçasını ve kaynak yetkinliğini bir arada barındıran coğrafi bir kümenin varlığıyla mümkün olur.

Yetkinlik Katmanı ve Bir Mirasın Tamamlanması

Bu tablonun sürdürülebilirliği, ürünün kendisinden çok onu mümkün kılan yetkinlik katmanının yönetilmesine bağlıdır. Avrupa pazarında bir kez ihracat yapmak ile o pazarda kalıcı olmak arasındaki fark, sertifikasyon süreçlerini yenilemekten, kalite yönetimi ve tahribatsız muayene altyapısını canlı tutmaktan ve homologasyon derinliğini korumaktan geçer. Nitekim yol tankeri üretimindeki metalurji ve kaynak yetkinliğini demiryoluna aktararak Haziran 2026’da tank vagonu için TSI yetkisi alan Winton örneği, bu geçişin bir tesadüf değil, birikmiş bir mühendislik disiplininin ürünü olduğunu gösteriyor.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Karabük'ten Avrupa Raylarına Kardemir'in Teker İhracatı Türkiye Adına Ne AnlatıyorTürkiye’nin bu pazardaki geleceği, tedarik zinciri dayanıklılığını ve pazara erişim yönetimini bu yetkinlik derinliğiyle birlikte ele almasına bağlı olacaktır. Demiryolu bileşeni ihracatında asıl rekabet çelikte değil, o çeliği sertifikalı ve izlenebilir bir güvenlik ürününe dönüştüren yetkinlik katmanının yönetiminde yaşanmaktadır.

 


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

 

İdiosinkratik / Kişiye Özgü Sözleşmeler

İdiosinkratik Kişiye özgü Sözleşmeler Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İdiosinkratik / Kişiye Özgü Sözleşmeler

Doç. Dr. Mehmet KAPLAN

İdiosinkratik Kişiye özgü Sözleşmeler Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemKişiye özgü (İdiosinkratik-I-Deals) sözleşmeler; işletme ile işgören arasında karşılıklı yarar, gönüllülük ve bireysel müzakereler yoluyla yapılan sözleşmelerdir. İlk olarak örgütsel davranış ve kamu bilimcisi “Denise Rousseau” tarafından tanımlanan kavram, aynı koşullarda aynı işi yapan çalışanların dahi birbirlerinden farklı olarak sahip olduğu hakları ifade etmektedir. Kişiye özgü sözleşmeleri diğer iş sözleşmelerinden ayıran birçok özellik bulunmaktadır.

Her şeyden önce bu sözleşmeler bireysel müzakereler sonucunda elde edilmekte ve açık/net olarak belirlenmiş standartlardan bağımsız olmalarına göre değişebilmektedir. İşgörenler yapılan müzakereler sonucunda diğer işgörenlerden farklı kazanımlar elde edebilmektedir. Bu sözleşmeler heterojen bir yapı içerisinde aynı işi yapan kişiler için farklı kazanımlar sunabilmektedir. Sözleşmelerde hem işletmenin hem de işgörenin karşılıklı yarar anlayışı içinde hakları korunmaktadır.

Dolayısıyla kişiye özgü sözleşmelerin kapsamı diğer sözleşmelere göre daha çeşitli olabilmektedir. İşgörenler kişiye özgü sözleşmelerde standart çalışma paketlerinin sunduğu haklardan daha fazlası ve/veya daha ihtiyaca özgü olanını isteyebilmektedirler. Sözgelimi, çocukları okul döneminde olan bireyler bu ihtiyaçlarına yönelik haklar isterken, bekar olan bireyler sosyal yaşamlarına yönelik haklar isteyebilmektedir. Sözleşmelerde standart paketler yerine ihtiyaçlar belirleyicilik yaratmaktadır. Üzerinde karşılıklı yarar müzakeresi olmayan, her işgörene eşit ve standart haklar sunan ve tek tarafın çıkarlarını gözeten sözleşmeler bu kapsamda olmamaktadır.

Aslında kişiye özgü sözleşmelerde işgörenin işletmeye geçmişte yaptığı katkılar ve gelecekte yapacağı katkılar temel alınmaktadır. Kişiye özgü sözleşmelerden etkin sonuçlar alabilmek için gereken ilkeler şunlardır;

  • İlke 1-Nitelikli İlişki Varlığı: İşletme ile işgören arasında nitelikli bir ilişkinin varlığı gerekmektedir. Bu ilkeye göre işletme ile işgören bir nevi birbirlerinin huyunu/suyunu bilmelidir. Birbirlerini tanımlamalı ve karşılıklı yarara göre hareket etmelidirler.
  • İlke 2-Açık Performans Kriterleri: Performans kriterlerinin açık, net ve ayrıntılı tanımlamalar içermesi gerekmektedir. Böylelikle sözleşmelerde yazan yükümlülükler her iki taraf içinde pozitif bir şekilde gerçekleşecektir.
  • İlke 3-Yüksek Performans Güveni: İşgörenlerin performans değerlendirme sistemine yüksek güvenlerinin oluşması gerekmektedir. Ancak bu güvenin işletme ile uyumlu bir şekilde olması sözleşmeyi daha özgür kılacaktır.
  • İlke 4-Sorumluluk: İşletme ve işgörenler düzeyinde karşılıklı sorumlulukların belirlenmiş olması ve ayrıntılı bir şekilde tanımlanması gerekmektedir.
  • İlke 5-Paylaşılabilirlik: İşletme ile işgörenler arasındaki paylaşılabilirliğin yüksek olması gerekir. Hem işletme tarafı hem işgörenler tarafı nasıl  birbirlerine karşı sorumlu, güvenli ve ilişkileri nitelikliyse bunların doğurduğu bir sonuç olarak paylaşılabilirliklerinin de yüksek olması gerekir.

İdiosinkratik Kişiye özgü Sözleşmeler Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak kişiye özgü sözleşmeler etkin bir şekilde uygulanırsa; işgörenlerin motivasyonlarını artırdığı ve buna bağlı olarak da performanslarına olumlu katkıda bulunduğu, bireylerin kariyer geliştirme ve yönetimini daha etkin bir şekilde gerçekleştirdikleri ve işletmeye bağlılıklarının arttığı bilinmektedir.

Doç. Dr. Mehmet KAPLAN

 

Kaynak ve ayrıntılı okuma önerisi: Aşağıdaki eserl(er) konu ile ilgili kaynak ve bilgilendirmeyi artırmaya yöneliktir.

  • Rousseau, D.M. (2001). The Idiosyncratic Deal: Flexibility Versus Fairness?. Organizational Dynamics. 29(4): 260-273.

 

Pirelli’den Teknoloji Yatırımına Yönelik Satın Alma

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal Eğitimi Haber Pirelli'den Teknoloji Yatırımına Yönelik Satın Alma

Pirelli, Napoli Federico II Üniversitesi ve Megaride Group Girişimi RIDEsense’in %24,99 Hissesini Satın Aldı

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal Eğitimi Haber Pirelli'den Teknoloji Yatırımına Yönelik Satın AlmaPirelli ile RIDEsense iş birliği, fiziksel lastik sensörlerinden elde edilen verilerin sanal sensör teknolojisiyle entegre edilmesini sağlayarak, suda kızaklama tespiti gibi kritik güvenlik fonksiyonlarını daha da güçlendirecek.

Pirelli, Napoli Federico II Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü ve ileri mobilite teknolojileri geliştiren MegaRide Group bünyesinden doğan bir girişim olan RIDEsense ile, Pirelli Cyber™ Tyre ekosistemine entegre edilecek yeni yazılım çözümlerinin geliştirilmesine yönelik bir anlaşma imzaladı.

Anlaşma kapsamında Pirelli, RIDEsense’in sanal sensör teknolojisini kullanma lisansını alırken, üçüncü taraflara hak devri konusunda da belirli güvence mekanizmaları oluşturuldu. Ayrıca Pirelli, RIDEsense’in %24,99 oranındaki hissesini satın alacak ve şirketteki payını gelecekte %100’e kadar çıkarma opsiyonuna sahip olacak.

Pirelli Cyber™ Tyre sisteminde kullanılan fiziksel sensörlerin, RIDEsense’in sanal sensörleriyle (araçlarda halihazırda bulunan sensörlerden elde edilen bilgileri işleyen algoritmalar) entegre edilmesi, Cyber™ Tyre’ın araçların elektronik güvenlik sistemlerine sunduğu katkıyı daha da artıracak. Bu iş birliği, suda kızaklama tespiti gibi mevcut fonksiyonları güçlendirmenin yanı sıra, lastik ve araç teşhis sistemlerine yönelik yeni yeteneklerin geliştirilmesinin de önünü açacak. Böylece Pirelli Cyber™ Tyre ekosistemi, gelişimini sürdürerek gelişmiş sürücü destek sistemleri (ADAS) ve otonom sürüş teknolojilerinde daha önemli bir rol üstlenme yolunda yeni bir aşamaya ulaşmış olacak.

 Pirelli Cyber™ Tyre

Belirli araç modellerinde orijinal ekipman olarak kullanılan Pirelli Cyber™ Tyre, lastiklere entegre edilen sensörlerden veri toplayıp bunları Pirelli’nin özel yazılım ve algoritmalarıyla işleyebilen dünyanın ilk entegre donanım ve yazılım çözümüdür.

Toplanan veriler gerçek zamanlı olarak aracın elektronik sistemlerine aktarılır ve ABS, ESP ve çekiş kontrol sistemleri gibi sürüş ve kontrol sistemleriyle entegre çalışan yeni fonksiyonların geliştirilmesine olanak tanır. Pirelli’nin teknolojisi, araç güvenliğini, performansını ve verimliliğini artırmayı hedeflerken, yol altyapısının durumunun izlenmesinde de kullanılabiliyor. Böylece yol kullanıcıları için risk oluşturabilecek durumların tespit edilmesine katkı sağlanıyor. Bu alanda kamu otoriteleriyle iş birliği içinde çeşitli pilot projeler de yürütülüyor.

RIDEsense

RIDEsense’in teknolojisi, araç ve lastik davranışlarını modelleyen fizik tabanlı algoritmalara dayanıyor. Teknoloji, hem standart seri üretim araçların elektronik kontrol üniteleri (ECU) içinde çalışan sanal sensör yazılımı olarak hem de test ve motorsporları pazarlarına doğrudan erişim sağlayan özel Kymes platformu aracılığıyla donanım çözümü olarak sunuluyor.

Pirelli Teknolojiden Sorumlu Başkanı (CTO) Piero Misani, anlaşmaya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:“Yirmi yılı aşkın bir süre önce, lastiklere veri toplama ve iletme yeteneği kazandıran ve Cyber Tyre teknolojisinin doğmasını sağlayan yolculuğa başladık. RIDEsense ile gerçekleştirdiğimiz bu anlaşma, Cyber Tyre’ın merkezinde yer alan yazılım bileşenini güçlendirerek bu ekosistemin potansiyelini daha da artıracak.”

RIDEsense CEO’ları Flavio Farroni ve Aleksandr Sakhnevych ise şu açıklamada bulundu:“Bu anlaşma, İtalya için önemli bir adım niteliği taşıyor. İtalyan araştırma dünyası ile sanayiyi bir araya getirerek, Napoli Federico II Üniversitesi Araç Dinamiği Grubu’nda on yılı aşkın süre önce başlayan ve üniversitenin teknoloji transferi yapıları tarafından desteklenen bir projeyi Pirelli’nin üretim hatlarına taşıyor. Mobilitenin giderek daha bağlantılı hale geldiği günümüzde, daha fazla güvenlik, verimlilik ve sürüş kalitesi sunan teknolojiler büyük önem taşıyor. Pirelli ile paylaştığımız ortak hedef de tam olarak bu.”

 


 

Eğitim: Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvet 
Önleme Eğitimi

Eğitim Kapsamı: İnşaat ve altyapı projeleri, stratejik satınalma operasyonları, CAPEX, taşeron ve tedarikçi ilişkileri, bilgi işlem alımları, teknik ofis, bakım-onarım, idari işler, depo, satış ve satınalma süreçleri

Şirket harcamalarının ve paydaş ilişkilerinin olduğu her yerde risk vardır. Kritik soru şudur:

Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi
Şirket Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi

Para doğru yere mi gidiyor, yoksa şirket sessizce soyuluyor mu? Zamanında görülmeyen kontrol boşlukları ve kirli ilişkiler, bir süre sonra işten çıkarma, ticari dava, ceza dosyası, tazminat ve itibar kaybı olarak geri döner. Rüşvet iddiaları, usulsüzlük söylentileri ve itibar suikastleri şirketin enerjisini içeriden tüketir.

Amaç; usulsüzlük izlerini yakalamak, yapılan ihbarları doğru analiz etmek, ön inceleme ve soruşturma sürecini prosedüre uygun yönetmek, ihale ve sözleşme alanlarındaki riskleri fark etmek ve şirketi mahkeme süreçlerine girmeden önce önlem almaya zorlamaktır. Çünkü önlem zamanında alınmazsa, bedel daha sonra çok daha ağır ödenir.

Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL

Eğitim Süresi: 2 gün

Eğitim Planı:

  • Güvenilir Kurumsal Yapı İnşa Etmek
  • Kontrol Noktaları ve Yönetim Zafiyetleri

Pratik 1: Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:
Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

Şüpheli İşlemleri ve Usulsüzlük İzlerini Yakalamak

Pratik 2: Giriş Kalite Kontrolde Rüşvet İddiası: Bir Dava İncelemesi

  • Erken Uyarı Sinyalleri ve Kırmızı Bayraklar
  • İhbar Hattı ve Bildirim Sürecini Yönetmek

Pratik 3: Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi   

  • Ön İnceleme, Delil Toplama ve Belge İnceleme
  • Mülakat Teknikleri ve Raporlama

Pratik 4: Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

  • İhale ve Sözleşmelerde Riskli Alanlar
  • Tedarikçi Firma Seçimi ve Kirli İlişki Ağları

Pratik 5: Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

  • Rüşvet ve Çıkar Çatışmalarını Görmek

Pratik 6: Hediye mi, Rüşvet mi? Tedarikçi İlişkilerinde Üç Şaşırtıcı Dava Örneği

  • Yargı Süreçlerine Hazırlık: İş, Ticaret ve Ceza Mahkemeleri

Pratik 7: Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

  • Gerçek Örnekler ve Uygulamalı Çalışmalar

Eğitim Öncesi Hazırlık: Pratik çalışmalarda kullanılacak dava dosyalarını eğitimden önce indirip inceleyiniz.

Eğitim Kategorisi: Premium 

ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.

Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.

Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet
Eğitim: şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet

Prof. Dr. Murat ERDAL – İstanbul Üniversitesi

Murat Erdal
Murat Erdal – Tedarik Zinciri Yönetimi

Prof. Dr. Murat ERDAL, sektörel sözleşmelerde alıcı-satıcı ve taşeron ilişkilerinin sahadaki uygulamasını yakından incelemiştir. Ticaret Mahkemelerinde uzun yıllara dayanan bilirkişilik deneyimiyle, sahadaki ticari problemlerin hukuki süreçlerdeki karşılığını değerlendirmiştir. Kontrat yönetimi, ticari risklerin azaltılması ve operasyonel temas noktalarında etik dışı uygulamaların önlenmesi konularında şirketlere değer katar.

Stratejik yönetim perspektifiyle şirketlerin kritik süreçlerini görünür kılar; karar alma, kontrol ve uygulama disiplinini ölçülebilir çıktılarla destekler. Sürdürülebilir büyüme ve tedarik zinciri yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla şirketlere danışmanlık desteği sağlar; kurumsal gelişim programlarını uçtan uca yönetir.

Danışmanlık yaklaşımını, şirketle birlikte değer üretmeye ve kalıcı yönetim disiplini oluşturmaya odaklar.

Kitapları;

  • Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi
  • Tedarik Zinciri Yönetimi Başarı Hikayeleri
  • Entegre Lojistik Yönetimi
  • Depo Yönetimi

Anahtar Sözcükler: Harcama, Risk, Suistimal, Usulsüzlük, Rüşvet, satın alma, dava, mahkeme, işten çıkarma, hile, dolandırıcılık, para, kontrol, denetim, yargı, ticaret, alacak, tedarikçi, CAPEX, soruşturma, disiplin, hile, ihbar, ihbar hattı, eğitim, danışmanlık, davacı, davalı, temyiz, hukuk, mevzuat, menfaat, etik, denetim, süreç, satınalma, tedarik zinciri, 

Farmasötik Endüstride Yapay Zeka

Farmasötik Endüstride Yapay Zeka
Farmasötik Endüstride Yapay Zeka

Farmasötik Endüstride Yapay Zekâ, Kısa Yol Değil, Yeni Bir Kalite Alanı

Prof. Dr. M. Sedef ERDAL
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Farmasötik Endüstride Yapay Zeka
Farmasötik Endüstride Yapay Zeka

Yapay zekâ (Artificial Intelligence, AI), ilaç geliştirme ve değerlendirme süreçlerinde artık yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil, ilaç yaşam döngüsünün tüm aşamalarını etkileyebilecek dönüştürücü bir araç olarak karşımıza çıkıyor. FDA ve EMA yayımladıkları “Good AI Practice” ilkeleri ile AI’ın non-klinik, klinik, üretim ve pazarlama sonrası süreçlerde kanıt üretme veya analiz etme amacıyla kullanılabileceğini; ancak bu kullanımın kalite, etkililik ve güvenlilik ilkelerinden ödün vermeden yönetilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Ortak mesaj oldukça net: AI, ilaç geliştirmeyi hızlandırabilir, pazara erişim süresini kısaltabilir, farmakovijilansı güçlendirebilir, toksisite ve etkililik öngörülerini iyileştirerek hayvan deneylerine bağımlılığı azaltabilir. Ancak bu potansiyel faydalar, AI çıktılarının doğru, güvenilir, izlenebilir ve düzenleyici otoritelerin karar süreçlerinde kullanılabilir olması koşuluna bağlıdır. Başka bir ifadeyle AI, farmasötik inovasyonun hızını artırabilir; fakat düzenleyici güvenilirlik, veri bütünlüğü ve hasta güvenliği bu hızın önünde değil, merkezinde yer almak zorundadır.

Bu belgeler birlikte değerlendirildiğinde, farmasötik endüstriyi bekleyen değişim yalnızca “AI kullanımı artacak” şeklinde özetlenemez. Daha doğru ifade şudur: AI kullanımı arttıkça, AI’ın kendisi de düzenlenebilir, denetlenebilir ve kalite sistemi içinde yönetilebilir bir unsur haline gelecektir.

İnsan Odaklı ve Risk Temelli AI Yaklaşımı

FDA ve EMA belgelerinde öne çıkan ilk ortak nokta, AI sistemlerinin insan odaklı ve etik değerlere uygun şekilde tasarlanması gerekliliğidir. AI karar verme süreçlerini destekleyebilir; ancak bu destek, insan denetimini, hasta güvenliğini veya klinik çalışma bütünlüğünü zayıflatmamalıdır. Bu nedenle “human-centric by design” ilkesi, yalnızca etik bir vurgu değil, düzenleyici kabul edilebilirliğin de temel koşullarından biri olarak değerlendirilmelidir.

İkinci önemli ortaklık risk temelli yaklaşımdır. AI uygulamalarının tek tip bir çerçeveyle değerlendirilmesi mümkün değildir. Modelin kullanım amacı, hasta güvenliği üzerindeki etkisi ve düzenleyici karar süreçlerine katkısı dikkate alınarak orantılı validasyon, gözetim ve risk azaltma stratejileri belirlenmelidir. EMA Reflection Paper’da bu yaklaşım daha ayrıntılı biçimde ele alınmış; “high patient risk” ve “high regulatory impact” kavramları özellikle vurgulanmıştır. Bu ayrım, AI sistemlerinin yalnızca teknik performansıyla değil, yanlış veya yetersiz performans göstermesi halinde hasta güvenliği ve ruhsatlandırma kararları üzerindeki olası etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Veri Yönetişimi, Dokümantasyon ve Yaşam Döngüsü Yönetimi

AI sistemleri veri ile öğrenen sistemlerdir. Bu nedenle kullanılan verinin kaynağı, temsil gücü, işlenme biçimi, temizleme, dönüştürme, normalizasyon ve analiz kararları ayrıntılı, izlenebilir ve doğrulanabilir şekilde belgelenmelidir. Bu gereklilik, GxP yaklaşımının AI alanına genişletilmesi anlamına gelmektedir.

Bir diğer nokta, AI sistemlerinin yaşam döngüsü boyunca yönetilmesidir. Bir AI modeli geliştirildikten sonra “tamamlanmış” kabul edilemez. Model performansı zamanla değişebilir; veri dağılımında kaymalar, yani “data drift” ortaya çıkabilir. Bu nedenle düzenleyici belgeler, planlı izlem, periyodik yeniden değerlendirme ve gerektiğinde risk azaltıcı aksiyonların devreye alınmasını kalite sisteminin bir parçası olarak değerlendirmektedir.

FDA/EMA ortak “Guiding Principles of Good AI Practice in Drug Development” belgesi daha çok üst düzey bir çerçeve sunarken, EMA’nın “Reflection Paper” belgesi AI/ML kullanımını ilaç yaşam döngüsünün farklı aşamalarına göre daha operasyonel biçimde ele almaktadır. İlaç keşfi, non-klinik geliştirme, klinik çalışmalar, hassas tıp, ürün bilgisi, üretim ve pazarlama sonrası dönem bu kapsamda ayrı ayrı değerlendirilmiştir. EMA’nın Reflection Paper için 66 paydaştan toplam 1342 yorum alması ve bu yorumlar doğrultusunda terminolojiyi uyumlaştırması da dikkat çekicidir. Özellikle “high risk” ifadesi yerine “high regulatory impact” ve “high patient risk” kavramlarının tercih edilmesi, AI düzenlemelerinin ilaç mevzuatının kendine özgü risk mantığı içinde şekillenmekte olduğunu göstermektedir.

Klinik Araştırmalar: Model Artık Kanıtın Bir Parçası

AI’ın klinik araştırmalarda kullanımı, otoriteler açısından en kritik alanlardan biridir. Veri analizi, hasta seçimi, doz belirleme, tedavi ataması veya sonlanım noktası değerlendirmesi gibi süreçlerde kullanılan AI/ML modelleri, çalışmanın bilimsel geçerliliğini ve hasta güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle AI modeli, bazı durumlarda yalnızca yardımcı bir yazılım değil, klinik çalışma verisinin ve istatistiksel analiz planının ayrılmaz bir bileşeni haline gelmektedir.

Özellikle geç faz ve pivotal çalışmalarda modelin prospektif olarak test edilmesi, veri işleme hattıyla birlikte belgelenmesi ve veri tabanı kilitlenmeden önce “dondurulması” beklenmektedir. Bu aşamadan sonra yapılacak model veya veri işleme değişikliklerinin post-hoc analiz olarak değerlendirilmesi, AI destekli kanıt üretiminde önceden tanımlanmış, izlenebilir ve denetlenebilir süreçlerin önemini göstermektedir.

Dolayısıyla “AI-supported evidence”, klasik kanıt üretiminden farklı olarak hem biyomedikal hem de veri bilimi açısından doğrulanabilir bir yapı gerektirmektedir.

Üretimde AI: Dijital Araçtan GMP Unsuruna

FDA ve EMA’nın üretim alanına ilişkin vurguları özellikle önemlidir. AI/ML kullanımının proses tasarımı, ölçek büyütme, proses optimizasyonu, in-proses kalite kontrol ve seri serbest bırakma gibi üretim süreçlerinde artması beklenmektedir. Bu kullanımın hasta güvenliği, veri bütünlüğü ve ürün kalitesi dikkate alınarak kalite risk yönetimi ilkelerine uygun yürütülmesi gerekecektir.

Bu durum, üretim tesislerinde AI’ın yalnızca verimlilik artırıcı bir dijital araç olarak değil, validasyonu, izlenebilirliği ve kalite sistemi entegrasyonu gereken bir GMP unsuru olarak değerlendirilmesine yol açacaktır. Örneğin proses optimizasyonunda kullanılan bir AI modeli kritik kalite özelliklerini veya kritik proses parametrelerini etkiliyorsa, modelin performans sınırları, güncelleme prosedürleri, veri kaynakları, hata modları ve insan müdahalesi mekanizmaları kalite sistemi içinde tanımlanmalıdır.

Bu dönüşüm endüstriyi üç temel değişime hazırlamaktadır: klasik validasyon yaklaşımının AI/ML sistemlerini kapsayacak şekilde genişlemesi, veri bütünlüğü kavramının model bütünlüğü ve algoritma yönetişimini de içermesi ve üretim, kalite güvence, regülasyon ve veri bilimi ekiplerinin daha entegre çalışması.

Ürün Bilgisi, Generatif AI ve İnsan Kontrolü

AI/ML uygulamaları ürün bilgisi metinlerinin hazırlanması, derlenmesi, çevrilmesi veya gözden geçirilmesinde kullanılabilir. Ancak özellikle generatif dil modellerinin “makul görünen fakat hatalı veya eksik” içerik üretebilme riski nedeniyle bu sistemlerin insan kontrolü altında kullanılması gerekmektedir. Bu, endüstri açısından pratik ama kritik bir değişime işaret eder. Regülasyon departmanları gelecekte generatif AI’dan çeviri, özetleme veya taslak oluşturma amacıyla yararlanabilir; ancak bu kullanım “AI yazdı” düzeyinde bırakılmayacak, kontrollü, izlenebilir ve kalite onaylı bir doküman yönetim sürecinin parçası olacaktır.

Güvenilir AI İçin Teknik Gereklilikler

AI sistemlerinin farmasötik alanda kabul edilebilirliği yalnızca yüksek performans göstermesine bağlı değildir. Modelin hangi veri ile eğitildiği, bu verinin hedef popülasyonu temsil edip etmediği, nadir hasta alt grupları veya az temsil edilen popülasyonlar açısından yanlılık taşıyıp taşımadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca modelin farklı zaman dilimlerinde ve farklı veri dağılımlarında nasıl performans gösterdiği de izlenmelidir.

Şeffaf modellerin tercih edilmesi önerilmekle birlikte, bazı yüksek performanslı “black box” modellerin belirli koşullarda kabul edilebileceği belirtilmektedir. Böyle durumlarda model mimarisi, hiperparametre ayarları, eğitim/validasyon/test sonuçları, performans metrikleri ve risk yönetim planı ayrıntılı biçimde sunulmalıdır. Açıklanabilir AI yöntemleri, özellikle kara kutu modellerin değerlendirilmesinde giderek daha önemli hale gelmektedir.

Endüstriyi Bekleyen Yeni Dönem

Farmasötik endüstri doğası gereği kanıt, izlenebilirlik, validasyon, sorumluluk ve risk yönetimi üzerine kurulu bir alandır. AI ise bazı durumlarda şeffaflığı sınırlı olabilen, performansı kullanılan verinin niteliğine ve bağlamına bağlı değişen, zaman içinde veri dağılımındaki değişimlerden etkilenebilen ve hataları her zaman kolay fark edilmeyen bir teknolojidir. Bu nedenle AI’ın ilaç geliştirme ve üretim süreçlerindeki başarısı, algoritmanın ne kadar “zeki” olduğundan çok, ne kadar iyi yönetildiğine bağlı olacaktır.

Önümüzdeki dönemde şirketlerin AI/ML sistemleri için kurumsal yönetişim yapıları oluşturması, GxP kapsamındaki AI uygulamaları için SOP’ler geliştirmesi, veri kaynağı ve model geliştirme adımlarını denetlenebilir hale getirmesi, klinik çalışmalarda kullanılan modeller için prospektif test ve değişiklik kontrol süreçlerini tanımlaması gerekecektir. Üretimde AI kullanımı için ICH Q8/Q9/Q10 çerçevesinde yürütülen mevcut kalite risk yönetimi yaklaşımlarının AI/ML sistemlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi; üçüncü taraf AI sistemleri ve yazılım sağlayıcıları için tedarikçi yeterlilik değerlendirmelerinin güçlendirilmesi önem kazanacaktır.

Bu dönüşüm yalnızca bilişim ekiplerinin değil; Ar-Ge, klinik araştırmalar, üretim, kalite güvence, farmakovijilans, regülasyon ve hukuk birimlerinin birlikte çalışmasını gerektirecektir. FDA/EMA ortak ilkelerinde multidisipliner uzmanlığın AI teknolojisinin tüm yaşam döngüsüne entegre edilmesi gerektiğinin vurgulanması da bu nedenle önemlidir.

Sonuç

Yapay zekâ, ilaç geliştirme ve üretim süreçlerinde önemli fırsatlar sunmaktadır. Daha hızlı aday molekül seçimi, daha güçlü non-klinik öngörüler, daha etkin klinik çalışma tasarımları, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, optimize üretim prosesleri ve daha hızlı farmakovijilans sinyal tespiti bu fırsatlar arasında yer almaktadır. Ancak bu teknolojinin ilaç alanındaki başarısı yalnızca algoritmik performansına değil; güvenilirlik, izlenebilirlik, açıklanabilirlik ve düzenleyici beklentilerle uyum düzeyine bağlı olacaktır.

Bu nedenle AI, farmasötik endüstri için bir “kısa yol” değil; yeni bir kalite ve regülasyon alanıdır. Önümüzdeki yıllarda başarılı şirketler, AI’ı yalnızca hızlı sonuç almak için kullananlar değil, AI sistemlerini GxP mantığıyla yöneten, risk temelli validasyon yapan, veri bütünlüğünü koruyan ve insan denetimini sistemin merkezinde tutan şirketler olacaktır.

AI’ın ilaç yaşam döngüsüne entegrasyonu kaçınılmaz görünmektedir. Ancak bu entegrasyonun yönünü belirleyecek temel soru şudur: AI inovasyonu hızlandırırken hasta güvenliği ve bilimsel güvenilirlik aynı ölçüde korunabilecek mi? Mevcut otorite belgelerinin ortak mesajı, bu soruya verilecek yanıtın “evet” olabilmesi için AI’ın farmasötik kalite kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmesi gerektiğidir.

Prof. Dr. M. Sedef ERDAL
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Anahtar sözcükler: farmasötik endüstri, ilaç, kalite, Generatif AI, AI, yapay zeka, ilaç geliştirme, ilaç üretimi, regülasyon, FDA, EMA, Good AI Practice, klinik, non klinik, hasta, GxP, ar-ge, validasyon, teknoloji, AI/ML, generatif dil modelleri, Klinik Araştırmalar, GMP, ICH Q8/Q9/Q10, SOP, Farmasötik Endüstride Yapay Zeka

Tıbbi Cihaz İhalesinde ISO 7886-2 Standardına Uygunluk Belgesinin Sunumu?

Tıbbi Cihaz İhalesinde Iso 7886 2 Standardına Uygunluk Belgesinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Tıbbi Cihaz İhalesinde ISO 7886-2 Standardına Uygunluk Belgesinin Sunumu?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Tıbbi Cihaz İhalesinde Iso 7886 2 Standardına Uygunluk Belgesinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; Teknik Şartname’de alıma konu perfüzyon enjektörünün ISO 7886-2 standardına uygun olması gerektiğinin düzenlendiği, ancak anılan istekli tarafından sunulan uygunluk belgesinin üretici firma tarafından düzenlenmediği ve/veya sunulan uygunluk beyanın üretici adına belge sunma yetkisi bulunmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde;  Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Yeterliğin belirlenmesinde uyulacak ilkeler” başlıklı 26’ncı maddesinde “(1) Ekonomik ve mali yeterlik ile mesleki ve teknik yeterliğin saptanması amacıyla öngörülecek değerlendirme kriterleri ve istenecek belgeler, rekabeti engelleyecek şekilde belirlenemez.

(2) Yeterlik değerlendirmesi için istenecek belgelerin ve yeterlik değerlendirmesinde aranılacak kriterlerin, ihale veya ön yeterlik ilanı ile idari şartnamede veya ön yeterlik şartnamesinde ya da davet yazısında belirtilmesi zorunludur. …” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “İstenecek belgeler” başlıklı 27’nci maddesinde “…f) Alım konusu malın piyasaya arzı için zorunlu olan izin veya benzeri belgeler, ihaleye katılımda  yeterlik belgesi olarak istenebilir. Bu belgelerin yeterlik belgesi olarak istenilmemesi durumunda, teknik şartnamede veya sözleşme tasarısında bu belgelerin muayene ve kabul aşamasında sunulmasına yönelik düzenleme yapılması zorunludur. …” hükmü,

Başvuruya konu ihaleye ait İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.3.6. Ürünlerin piyasaya arzına ilişkin belge veya belgeler istenmiştir.

………….. tarafından sunulan ihaleye katılım belgesi incelendiğinde; söz konusu belgenin “Katalog” başlıklı bölümünde, anılan istekli tarafından teklif edilen “Bayflex Perfüzör Set” ürüne ait ürün görseli ve referans numarası içeren bir belgenin sunulduğu, anılan istekli tarafından teklifi kapsamında söz konusu ürünün ISO 7886-2 standardına uygun olduğuna yönelik başka bir belgenin sunulmadığı anlaşılmıştır.

Yapılan incelemede; ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen “Bayflex Perfüzör Set” ürününe ilişkin sunulan belgenin yalnızca ürün görseli ve referans numarasından ibaret olduğu, bu itibarla, söz konusu belgeden teklif edilen ürünün incelemeye konu teknik kriterin karşılanıp karşılanmadığının anlaşılamadığı, anılan istekli tarafından teklifi kapsamında bu kriterin karşılandığına yönelik başka da belge sunulmadığı anlaşıldığından, bahse konu isteklinin teklifinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Tıbbi Cihaz İhalesinde Iso 7886 2 Standardına Uygunluk Belgesinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

0 312 963 13 63

Küresel Eklemeli İmalat Pazarı 2033’e Kadar 169 Milyar Dolara Ulaşacak

1782734864 Expo3d G1

Küresel imalat sanayisi, eklemeli imalat teknolojilerinin etkisiyle yeni bir dönüşüm dönemine giriyor. Araştırmalara göre 2025 yılında yaklaşık 30,5 milyar dolar büyüklüğe ulaşan küresel eklemeli imalat pazarının, 2033 yılına kadar 169 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Sektörün 2026–2033 döneminde yıllık ortalama yüzde 23,9 büyüme kaydedeceği öngörülürken, bu gelişim; eklemeli imalatın prototiplemenin ötesine geçerek nihai parça üretimi, kalıpçılık, bakım ve onarım, hafifletilmiş komponent geliştirme ve tedarik zinciri yönetiminde stratejik bir üretim modeli hâline geldiğini ortaya koyuyor. Savunma sanayii, havacılık, otomotiv, medikal teknolojiler, makine, enerji ve ileri malzeme uygulamalarında kullanım alanı giderek genişleyen eklemeli imalat çözümlerinin, Türkiye’de de güçlü bir büyüme ivmesi yakalaması bekleniyor. Gelişmiş sanayi altyapısı, güçlü mühendislik kapasitesi ve yüksek katma değerli sektörlerden gelen artan talep, Türkiye’nin eklemeli imalat alanında bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olarak konumunu güçlendiriyor. Eklemeli imalat ve ileri üretim teknolojilerinin Türkiye’deki sektör odaklı ilk ve en kapsamlı ticari buluşmalarından EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde sektörün teknoloji sağlayıcılarını, üreticilerini, yatırımcılarını ve karar vericilerini bir araya getirecek.

Dijital üretimde yaşanan hızlı dönüşüm, küresel sanayinin üretim, stok ve tedarik zinciri modellerini yeniden tanımlıyor. Kişiselleştirilmiş üretime yönelik artan talep, küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve sürdürülebilirlik hedefleri, eklemeli imalat teknolojilerini şirketler açısından stratejik bir yatırım alanına dönüştürüyor. Havacılıktan otomotive, sağlık teknolojilerinden savunma sanayii ve mimarlığa kadar geniş bir alanda 3D üretim çözümlerinin kullanımı giderek yaygınlaşıyor.

Türkiye, güçlü sanayi altyapısı ve yüksek katma değerli üretim sektörlerinden gelen artan taleple birlikte eklemeli imalat alanındaki konumunu güçlendiriyor. Endüstriyel 3D yazıcılardan ileri malzemelere, yazılım ve tasarım çözümlerinden üretim hizmetlerine kadar genişleyen ekosistem; yerli üretim kabiliyetini artırırken dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sağlıyor. Savunma sanayii, havacılık, otomotiv ve medikal teknolojilerde karmaşık, hafif ve yüksek performanslı parçaların üretimine duyulan ihtiyaç, 3D üretim çözümlerine yönelik yatırımları hızlandırıyor.

Türkiye’nin eklemeli imalat, tasarım ve ileri üretim teknolojilerine odaklanan ilk ve tek ihtisas fuarı EXPO3D İstanbul, 17–19 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Fuarda 100’ün üzerinde katılımcı firma, 120’den fazla marka ve 10 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin buluşması hedefleniyor. Yaklaşık 250 milyon dolarlık potansiyel ticaret hacmine katkı sağlaması amaçlanan organizasyon, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenecek 5. Uluslararası 3D Baskı ve Eklemeli İmalat Konferansı ile akademik bilgi birikimini sanayinin üretim gücüyle bir araya getirecek.

ÜRETİMDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ YAŞANIYOR

1782734862 Y Ld R M Nverdi
Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi

Expo3D İstanbul Fuar Koordinatörü Yıldırım Ünverdi, “Cumhurbaşkanlığımızın yüksek teknoloji odaklı kalkınma vizyonu, Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında hayata geçirilen stratejiler ve sanayide dijital dönüşümü destekleyen politikalar, eklemeli imalat teknolojilerinin Türkiye’de daha hızlı yaygınlaşmasının önünü açıyor. Genç ve nitelikli mühendis nüfusu, gelişen sanayi altyapısı ve stratejik coğrafi konumuyla Türkiye, bölgesel bir üretim ve inovasyon merkezi olma yolunda önemli avantajlara sahip. Özellikle savunma sanayii, havacılık, medikal ve otomotiv gibi yüksek katma değerli sektörlerden gelen artan talepler, Türkiye’de eklemeli imalat ve ileri üretim teknolojileri ekosisteminin önümüzdeki dönemde güçlü bir büyüme ivmesi yakalayacağına işaret ediyor” dedi.

Ünverdi, eklemeli imalat teknolojilerinin üretim anlayışını kökten değiştirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Eklemeli imalat artık yalnızca yeni bir üretim teknolojisi değil; tasarımdan nihai parçaya, bakım ve onarımdan tedarik zinciri yönetimine kadar sanayinin bütün süreçlerini dönüştüren yeni bir üretim paradigmasıdır. Küresel pazarın yıllık yüzde 20’nin üzerinde büyümesi ve 2025 yılındaki 30,5 milyar dolarlık seviyesinden 2033’te yaklaşık 169 milyar dolara ulaşmasının beklenmesi, bu dönüşümün kalıcı ve stratejik bir nitelik taşıdığını açıkça gösteriyor. EXPO3D İstanbul olarak amacımız yalnızca bir fuar düzenlemek değil; yüksek teknoloji üretimini teşvik eden, yeni yatırımların ve nitelikli iş birliklerinin önünü açan, ülkemizin sanayi dönüşümüne somut katkı sağlayan sürdürülebilir bir platform oluşturmaktır. Eklemeli imalat alanındaki yerli üretim kabiliyetini, katma değerli ihracatı ve küresel rekabet gücünü artırarak Türkiye’nin teknoloji üreten ve bölgesine yön veren konumunu güçlendirmeyi; ülkemizin ekonomik ve teknolojik geleceğine kalıcı değer katmayı hedefliyoruz” dedi.

Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Ünverdi: “Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika arasında kurduğu üretim, ticaret ve lojistik bağlantılar sayesinde eklemeli imalat alanında bölgesel ölçekte güçlü bir konuma sahip. Gelişmiş sanayi altyapımız, mühendislik kabiliyetimiz ve yüksek katma değerli sektörlerdeki üretim deneyimimiz, ülkemizi yalnızca teknoloji kullanan değil, teknoloji geliştiren ve ihraç eden bir merkez hâline getiriyor. Önümüzdeki 5–10 yıllık dönemde eklemeli imalatın nihai parça üretimi, bakım ve onarım, hafifletilmiş komponent geliştirme, kişiselleştirilmiş üretim ve dijital tedarik zincirlerindeki etkisi çok daha belirgin hâle gelecek. Bu dönüşüm, yeni sanayi düzeninin ve küresel rekabetin en kritik başlıklarından biri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

1782735123 Expo3d G4Eklemeli imalat teknolojileri, dijital tasarımların doğrudan üretime aktarılmasını sağlayarak sanayiye hız, esneklik ve tasarım özgürlüğü kazandırıyor. Karmaşık ve hafif parçaların üretilebilmesi, kalıp ihtiyacının azaltılması, düşük adetli üretim ile kişiselleştirilmiş çözümlere olanak tanıması, teknolojinin geleneksel imalat yöntemlerini tamamlayan stratejik bir üretim modeli olarak hızla yaygınlaşmasını sağlıyor.

Arçelik’ten “Maç Keyfi” Araştırması: Türkiye’de tüketicilerin %85’i büyük spor etkinliklerinde evde buluşuyor

1782974945 Arcelik Mac Keyfi Arastirmasi Infografik

Arçelik’in 10 pazarda gerçekleştirdiği “Maç Keyfi Araştırması”, büyük spor müsabakalarını evde izleme alışkanlığının giderek güçlendiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, dünya genelinde sporseverlerin %77’si büyük spor etkinliklerinde arkadaşlarını veya ailelerini evde ağırlarken, Türkiye’de bu oran %85’e ulaşıyor. Globalde buzdolapları %42 ile ev sahipliğinde en çok kullanılan ev aleti olarak öne çıkarken, Türkiye’de tüketicilerin %33’ü daha kolay temizliğin evde maç günü deneyimini en çok iyileştirecek unsur olduğunu söylüyor.

1782974946 Ar Elik Global Pazarlama Ve Stratejiden Sorumlu Genel M D R Yard Mc S Cmso Rag P Balc O Lu
Arçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CMSO) Ragıp Balcıoğlu

Maç Keyfi Araştırması’nın sonuçları hakkında değerlendirmede bulunan Arçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CMSO) Ragıp Balcıoğlu, “Dünya Kupası gibi büyük spor müsabakalarının düzenlendiği bu dönemde gerçekleştirdiğimiz araştırma, maç günü deneyiminin evlerde planlanan ve paylaşılan bir sosyal ana dönüştüğünü gösteriyor. Türkiye’de tüketicilerin %71’inin hazırlığa günler öncesinden ya da etkinlik sabahından başlaması, ev sahipliği kültürümüzün ne kadar güçlü ve planlı olduğunu da gösteriyor. Öte yandan dünya genelinde de (%82), Türkiye’de de (%83) sporseverlerin büyük çoğunluğu yiyecek veya içecek almak için yerinden kalktığında veya ev sahipliği sorumlulukları nedeniyle kritik bir spor anını kaçırdığını belirtiyor. Bu da bizler için deneyimi kolaylaştıran çözümlerin önemini ortaya koyuyor. Arçelik olarak soğutmadan pişirmeye, bulaşık yıkamadan akıllı ev teknolojilerine kadar geniş ürün gamımızla tüketicilerin evdeki spor keyfini daha konforlu, pratik ve kesintisiz hale getiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de evde geçirilen ortak anlara değer katan teknolojiler geliştirmeyi sürdüreceğiz” dedi.

Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketi Arçelik, tüketicilerin yaz dönemindeki büyük spor müsabakalarını evde izleme ve misafir ağırlama alışkanlıklarını ortaya koyan Maç Keyfi Araştırması’nın (Summer of Sports) sonuçlarını açıkladı. JL Partners iş birliğiyle İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Almanya, Romanya, Polonya, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan olmak üzere 10 ülkede 5.139 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, evlerin büyük spor karşılaşmaları için giderek daha güçlü bir sosyal buluşma alanına dönüştüğünü gösteriyor.

Araştırmaya göre, dünya genelinde sporseverlerin %77’si büyük spor etkinliklerini izlemek için arkadaşlarını veya ailelerini evde düzenli ya da zaman zaman ağırladığını belirtiyor. Türkiye’de ise bu oran %85 ile global ortalamanın üzerine çıkıyor. Türkiye’de tüketicilerin evde izlemeyi tercih etmesinde konfor %32 ile ilk sırada yer alırken, bunu %22 ile daha uygun maliyetli olması ve %18 ile evde daha iyi bir atmosfer oluşması takip ediyor. Bu sonuçlar, Türkiye’de evde maç izleme deneyiminin sadece stadyum atmosferini eve taşımaktan ibaret olmadığını; konfor, hazırlık ve paylaşım odağında daha planlı bir ev sahipliği kültürüne dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Araştırma, bu dönüşümün özellikle genç tüketiciler tarafından sahiplenildiğini de gösteriyor. Türkiye’de 25-34 yaş grubunun %47’si büyük spor etkinliklerinde düzenli olarak evinde misafir ağırladığını belirtirken, bu oran 55 yaş ve üzeri tüketicilerde %14’e kadar geriliyor. Bu sonuç, evde maç izleme kültürünün genç kuşaklar arasında yalnızca bir izleme alışkanlığı değil, aynı zamanda sosyal bir buluşma deneyimine dönüştüğüne işaret ediyor.

1782974945 Arcelik Mac Keyfi Arastirmasi InfografikArçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CMSO) Ragıp Balcıoğlu: “Arçelik olarak tüketicilerin evdeki maç izleme keyfini daha konforlu, pratik ve kesintisiz hale getiriyoruz”

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Arçelik Global Pazarlama ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CMSO) Ragıp Balcıoğlu, “Arçelik olarak tüketicilerin değişen ihtiyaçlarını ve ev yaşamını şekillendiren yeni alışkanlıkları yakından takip ediyoruz. Bu anlayışla hayatı kolaylaştıran, konforu artıran ve evde geçirilen anları daha keyifli hale getiren teknolojiler geliştiriyoruz. Dünya Kupası gibi büyük spor müsabakalarının düzenlendiği bu dönemde gerçekleştirdiğimiz araştırma, spor heyecanının ev yaşamına nasıl yansıdığını ortaya koyuyor. Araştırmamız, tüketicilerin maç günü deneyimini nasıl şekillendirdiğine de ışık tutuyor. Büyük spor karşılaşmaları artık sadece ekran başında izlenen anlar olmaktan çıkıyor; evlerde sevdiklerimizle birlikte planlanan, hazırlanan ve paylaşılan sosyal deneyimlere dönüşüyor. Özellikle genç tüketicilerin evlerini spor heyecanının paylaşıldığı sosyal buluşma noktalarına dönüştürdüğünü görüyoruz. Türkiye’de tüketicilerin %71’inin hazırlığa günler öncesinden ya da etkinlik sabahından başlaması, ev sahipliği kültürümüzün ne kadar güçlü ve planlı olduğunu da gösteriyor. Öte yandan dünya genelinde de (%82), Türkiye’de de (%83) sporseverlerin büyük çoğunluğu yiyecek veya içecek almak için yerinden kalktığında veya ev sahipliği sorumlulukları nedeniyle kritik bir spor anını kaçırdığını belirtiyor. Bu da bizler için deneyimi kolaylaştıran çözümlerin önemini ortaya koyuyor. Arçelik olarak soğutmadan pişirmeye, bulaşık yıkamadan akıllı ev teknolojilerine kadar geniş ürün gamımızla tüketicilerin evdeki maç izleme keyfini daha konforlu, pratik ve kesintisiz hale getiriyoruz. Arçelik markamızda sunduğumuz OptiCool teknolojisi de bu yaklaşımımızın güçlü örneklerinden biri.  Hane kullanım alışkanlıklarını öğrenerek soğutmayı otomatik olarak optimize eden bu teknoloji, günlük yaşamda yiyeceklerin tazeliğini korumaya ve enerji tasarrufuna katkı sağlarken; maç günü gibi kalabalık anlarda da içeceklerin ve ikramların hazır kalmasını destekliyor.  Önümüzdeki dönemde de evde geçirilen ortak anlara değer katan teknolojiler geliştirmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

1782974941 Arcelik Mac Keyfi Arastirmasi 1Maç günü hazırlığında mutfağın rolü öne çıkıyor

Araştırma, evde spor izleme deneyiminde mutfağın ve ev teknolojilerinin önemli bir rol üstlendiğini gösteriyor. Türkiye’de tüketicilerin %43’ü misafir ağırlarken en çok buzdolabından yararlandığını belirtiyor. Buzdolabını %26 ile fırın/ocak ve %23 ile bulaşık makinesi takip ediyor. Globalde de buzdolapları %42 ile maç günü ev sahipliğinde en çok kullanılan ev aleti olarak öne çıkıyor. Fırın ve ocaklar ise %29 ile yiyecek hazırlığının diğer önemli destekçileri arasında yer alıyor.

Yiyecek ve içecek hazırlığı, evde maç izleme deneyiminin en belirgin başlıkları arasında yer alıyor. Türkiye’de tüketicilerin %28’i, misafirler için yemek hazırlarken en büyük zorluğun her şeyi zamanında yetiştirmek olduğunu söylüyor. Bu sonuç, maç günü hazırlığında zaman yönetimi, saklama alanı, soğutma ve pratik pişirme çözümlerinin ev sahipleri için önemini ortaya koyuyor.

Ev sahipliğinde en büyük ihtiyaçlardan biri daha pratik temizlik

Araştırmaya göre, Türkiye’de ev sahipliği deneyiminin en belirgin zorlayıcı noktası, etkinlik sonrası toparlanma süreci. Tüketicilerin %29’u misafir ağırlarken mutfakta en fazla baskı yaratan unsurun etkinlik sonrası temizlik olduğunu belirtirken, %33’ü bu deneyimi en çok kolaylaştıracak unsurun daha pratik temizlik çözümleri olduğunu ifade ediyor. Bu tablo, bulaşık makinesi gibi ev teknolojilerinin yalnızca hazırlık ve servis aşamasında değil, misafirler ayrıldıktan sonra da ev sahiplerinin yükünü hafifleten önemli bir destekçi olduğunu gösteriyor.

Arçelik Maç Keyfi Araştırması’ndan dikkat çeken diğer bulgular

  • Dünya genelinde içecekleri soğuk tutmak ve yeterli saklama alanı yaratmak, maç günü hazırlığında öne çıkan ihtiyaçlar arasında yer alıyor. Tüketicilerin %27’si maç günü her şeyi sığdırabilmek için buzdolabı düzenini yeniden ayarladığını söylüyor.
  • Globalde tüketicilerin %51’i içecekleri daha hızlı soğutmak için dondurucuya koyduğunu belirtiyor.
  • Yemekleri zamanında hazırlamak ve etkinlik sonrası temizlik, global ölçekte ev sahipleri için en fazla baskı yaratan başlıklar arasında bulunuyor.
  • Türkiye’de hazırlık süreci büyük ölçüde maç öncesinde başlıyor; misafirler geldikten sonra hazırlığa başlayanların oranı yalnızca %2 seviyesinde kalıyor.

Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar?

Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar
Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar?

Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar?

Selin Erdal

Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar
Spor Sponsorluklarında Markalar Neye Yatırım Yapar?

            Son günlerde milli takım yeniden gündemin en çok konuşulan başlıklarından biri oldu. Kimi taktikleri değerlendirdi, kimi oyuncu tercihlerini tartıştı, kimi ise alınan sonuçlar üzerinden farklı yorumlar yaptı. Sporun doğasında bu tartışmalar her zaman var ancak tüm bu değerlendirmelerin arasında çoğu zaman gözden kaçan başka bir gerçek bulunuyor: Bir milli takım sahaya çıktığında yalnızca futbol oynanmıyor. Aynı anda milyonlarca liralık sponsorluk anlaşmaları, reklam kampanyaları, yayın hakları, lisanslı ürün satışları ve ülkenin marka değeri de sahaya çıkıyor.

            “Futbol sadece futbol değildir.”

Yıllardır duyduğumuz bu söz, belki de bugün ekonomik anlamıyla yeniden okunmayı hak ediyor çünkü modern spor artık yalnızca rekabetten ibaret değil: Küresel ölçekte milyarlarca dolarlık bir endüstri. Özellikle milli takımlar ise kulüplerden farklı olarak yalnızca sportif bir organizasyon olmaktan ziyade bir ülkenin ortak kimliğini, kültürünü ve uluslararası imajını temsil ediyor. Bu nedenle sahadaki mücadele kadar, o mücadelenin çevresinde oluşan ekonomik ekosistem de büyük önem taşıyor.

            Bir futbol maçı doksan dakika sürer ancak o doksan dakikanın arkasında yıllar süren yatırım kararları vardır. Formanın göğsünde ya da saha kenarındaki reklam panolarında gördüğümüz logolar, yalnızca görünür olmak için orada değildir. O markalar, aslında milyonlarca insanın ortak duygusuna ortak olmayı hedefler. Çünkü spor pazarlamasında asıl ürün o maçın hissettirdikleridir. Bir golün ardından yaşanan gurur, büyük bir turnuvanın yarattığı umut ya da milyonları aynı ekranın karşısında buluşturan ortak heyecan… Markaların yatırım yaptığı şey tam olarak budur.

Miili Takım Ve Sponsorluk            Bir marka neden milli takıma yatırım yapar?

İlk bakışta cevap oldukça basit görünür: Daha fazla kişiye ulaşmak ve daha görünür olmak. Oysa sponsorluk stratejileri bundan çok daha derin bir yapıya sahiptir. Markalar yalnızca logolarını forma üzerine yerleştirmez, tüketicinin zihninde oluşan duyguya da ortak olur. Milli takımın temsil ettiği birlik duygusu, aidiyet hissi ve ortak başarı hayali, sponsor markaların algısını da doğrudan etkiler. Çünkü insanlar çoğu zaman yalnızca bir reklamı görmez, o reklamın temsil ettiği hikaye ile de bağ kurar.

            İşletme dünyasında yatırım kararları sadece bugünün sonuçlarına bakılarak verilmez. Asıl belirleyici unsur, geleceğe dair güven oluşturabilmektir. Sponsorluk yatırımları da aynı mantıkla değerlendirilir. Markalar görünür olmak ister ancak görünür oldukları yapının güven veren, sürdürülebilir ve tutarlı bir hikayeye sahip olmasını da önemser. Çünkü sponsorluk uzun vadeli bir marka yatırımıdır.

            Milli takımın yaşattığı sevinç, umut ve ortak deneyim, sponsor markaların tüketiciyle kurduğu bağı güçlendirir. Başka bir ifadeyle markalar yalnızca görünürlük satın almaz, insanların hafızasında yer edecek bir hikayenin parçası olmayı hedefler.

Aslında benzer bir durum moda sektöründe de karşımıza çıkar. Bir tüketici mağazaya girdiğinde yalnızca bir ceket, bir ayakkabı ya da bir forma satın almaz. Aynı zamanda bir yaşam tarzını, bir kimliği ve bir aidiyet duygusunu da satın alır. Moda pazarlamasının temelinde de tam olarak bu vardır. Ürünlerin değeri sadece üretim maliyetleriyle değil de temsil ettikleri anlamlarla da şekillenir.

Milli takım formaları bunun en güçlü örneklerinden biridir. Taraftarın satın aldığı şey çoğu zaman sadece kumaş değildir. O forma; ortak bir duyguyu, ülkesine duyduğu bağlılığı, birlikte yaşanacak sevinçleri ve umutları temsil eder. Bu nedenle forma artık tek başına bir tekstil ürünü olmaktan çıkmış, kimlik ürünü haline gelmiştir. Spor ile moda arasındaki ilişki de tam bu noktada başlar. Forma tasarımı için yalnızca estetik bir süreçten ibaret demek yanlış olur çünkü marka yönetiminin, tüketici davranışının ve pazarlama stratejisinin önemli bir parçasıdır.

            Sponsorluk dünyasında dikkat çeken bir diğer unsur ise sürdürülebilir başarı anlayışıdır. Elbette sporun doğasında kazanmak da kaybetmek de vardır ve tek bir maç ya da tek bir turnuva üzerinden değerlendirme yapmak doğru değildir ancak markaların uzun vadeli yatırım kararlarında yalnızca skorlar değil; kurumsal yapı, organizasyon kültürü, istikrar ve güven duygusu da belirleyici olur. Çünkü güçlü markalar, kısa süreli başarıların değil; uzun soluklu hikayelerin parçası olmayı tercih eder.

Son yıllarda kadın milli voleybol takımına yönelik sponsorluk ilgisinin artması da bu perspektiften değerlendirilebilir. Burada dikkat çeken nokta uluslararası başarılarla sınırlı kalmamaktadır. Yıllar içinde oluşturulan profesyonel yönetim anlayışı, güçlü takım kültürü, sürdürülebilir performans ve kamuoyunda inşa edilen olumlu marka algısı da markalar açısından önemli bir değer yaratmaktadır. Başarı görünürlüğü artırabilir fakat bu görünürlüğü kalıcı hale getiren unsur, güven veren bir sistem ve tutarlı bir marka hikayesi oluşturabilmektir.

            Esasında bu tablo yalnızca spor organizasyonlarını değil, şirketleri de anlatıyor. Bugün herhangi bir işletmenin marka değeri de tek bir başarılı kampanyayla oluşmuyor. Müşterilerin, yatırımcıların ve iş ortaklarının güvenini kazanmak; tutarlı kararlar almak, sürdürülebilir büyümeyi sağlamak ve güçlü bir kurumsal kimlik oluşturmakla mümkün oluyor. Spor sahasında olduğu gibi iş dünyasında da markaların en çok yatırım yaptığı unsur, güven veren ve geleceğe dair öngörü sunan yapılardır.

Belki de “Futbol sadece futbol değildir.” sözünü bugün yeniden düşünmenin zamanıdır çünkü sahaya çıkan yalnızca futbolcular değil; sponsor markalar, üreticiler, yatırımcılar, tüketiciler ve ülkenin itibarıdır. Doksan dakikalık bir maç sona erdiğinde skor tabelası değişebilir ancak güven, kurumsal itibar ve güçlü bir marka algısı yıllar içinde inşa edilir.
İş dünyasında olduğu gibi sporda da en değerli yatırım, sürdürülebilir başarıya ve güven veren hikayelere yapılan yatırımdır.

Belki de markaların asıl satın aldığı şey o galibiyetin temsil ettiği anlamdır.