Bir firmamızın, Hatay’da bulunan şantiyesi için haftalık 1 tanker, aylık ortalama 150.000 ile 200.000 Lt. arası akaryakıt alımı yapılacaktır. Teslimat yeri, Hatay – Defne olup, ödeme şekli 60 gün vadeli çektir.
İlgili olan üretici ya da satıcıların, akaryakıt alımı ile ilgili diğer bilgiler için, aşağıdaki adımların ardından, iletişime geçmesi rica olunur.
Teklif Vermek İçin;
SATINALMA DERGİSİ’ne abone ol.
Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK (750 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup, bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.
Turquality’de Finansal Olgunluk: Ciroyu Bilmek Markayı Bilmek Değil
Mart ayında Resmi Gazete’de yayımlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararı, bağımsız denetime tabi olmanın sınırlarını yukarı çekti. Yeni eşikler aktif toplamında 500 milyon lira, yıllık net satış hasılatında 1 milyar lira, çalışan sayısında 150 kişi olarak belirlendi. Bu üç ölçütten en az ikisini üst üste iki hesap döneminde aşmayan şirket, 2026 ve sonrasında başlayan hesap dönemlerinde denetim kapsamı dışında kalıyor. Önceki eşikler aktif toplamında 300 milyon, net satış hasılatında 600 milyon liraydı. Kararın pratik sonucu sade, daha az şirket kanunen bağımsız denetim aldırmak zorunda.
Bu rahatlamanın geçerli olmadığı bir firma grubu var. Yurt dışında kendi markasıyla var olmayı hedefleyen ve Ticaret Bakanlığının marka programlarına giren şirketler, eşiklerin çok altında kalsa bile her yıl denetlenmiş mali veri üretmek zorunda. Bu yükümlülüğü ona Türk Ticaret Kanunu yüklemiyor, programın kendi mevzuatı yüklüyor. Markalaşma kararı, aynı anda bir muhasebe kararıdır. Aşağıda bu kararın firmadan tam olarak ne istediğine bakıyoruz.
Denetimden Muaf Olmak Denetlenmemek Anlamına Gelmiyor
Marka ve Turquality Desteklerine İlişkin Genelge, performans değerlendirmesini düzenleyen maddesinde açık bir takvim koyuyor. Destek kapsamındaki şirket, kapsama alındığı yılı izleyen her yıl en geç haziran ayı sonuna kadar, bir önceki takvim yılına ait mali verilerini içeren bağımsız denetim kuruluşu onaylı raporunu sisteme girmek zorunda. Buradaki bağımsız denetim kuruluşu ifadesi de belirsiz bırakılmamış, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş sermaye şirketini işaret ediyor. Aynı maddede, gelişim yol haritasındaki projelere ilişkin ilerleme formunun ve verilerinin de sisteme girilmesi isteniyor. Bakanlık bu veriler üzerinden şirketin performansını yıllık olarak izliyor.
Bu tercih tesadüfi değil. Program, ihracat rakamını değil markanın ilerlemesini ölçmeye çalışıyor ve bunun için karşılaştırılabilir veriye ihtiyaç duyuyor. Denetimden geçmemiş bir mali tablo, kendi içinde tutarlı olsa bile bu karşılaştırmayı taşıyamaz. Benzer bir raporlama mantığını sürdürülebilirlik tarafında da görmüştük, karbon ve raporlama yükümlülüklerinin marka programlarına nasıl yansıdığını Turquality’de sürdürülebilirlik ve karbon disiplini yazısında ele almıştık. İki alanda da aynı yapı işliyor, önce ölçme kapasitesi istenerek, ardından performans değerlendiriliyor.
Rapor Gecikirse Para Durur
Genelgenin aynı maddesinin ikinci fıkrası, gecikmenin sonucunu doğrudan yazıyor. Denetim kuruluşu onaylı geçmiş yıl mali verilerini süresi içinde eksiksiz sunmayan veya verilerin sisteme girişini tamamlamayan şirketten, bu veriler tamamlanana kadar sistem üzerinden destek başvurusu alınmıyor. Bunun neden ağır bir yaptırım olduğunu anlamak için harcama başvurularının kendi takvimine bakmak gerekiyor. Firma, gerçekleştirdiği bir harcama için ödeme belgesi tarihinden itibaren en geç altı ay içinde başvuru yapmak zorunda. Sistem kapalıyken bu süre durmuyor ve süresi dolan harcamalar için artık başvuru yapılamıyor. Denetlenmiş mali tablo üretemeyen firma, harcamayı fiilen yapmış olsa bile parasını alamıyor.
Ciroyu Görmek Markayı Görmek Değildir
Programa giriş kapısındaki ön inceleme çalışması, firmayı on bir ayrı alanda ölçüyor ve finansal performans bu alanlardan biri olarak mevzuatta ayrıca sayılıyor. Değerlendirmenin sonucu doğrudan firmanın hangi programa gireceğini belirliyor. Buradaki soru firmanın karlı olup olmadığı değil, karlılığını hangi ayrıntıda gösterebildiği. Bir firma toplam cirosunu her zaman bilir. Aynı firmanın destek başvurusuna konu markanın kendi başına ne kazandırdığını göstermesi çoğu zaman mümkün olmaz.
Bunun sebebi genellikle ihmal değil, muhasebenin hangi amaçla kurulduğu olarak karşımıza çıkar. Türkiye’de orta ölçekli ihracatçının kayıt düzeni büyük ölçüde vergi beyanı için tasarlanır. Tek düzen hesap planı, beyannameyi doğru üretir ama marka bazlı bir gelir gider tablosu üretmez. Ortak üretim giderleri, genel yönetim giderleri, satış ve pazarlama harcamaları markalar arasında dağıtılmadan tek bir havuzda toplanır. Havuz dağıtılmadığı sürece hiçbir markanın kendi karlılığı ortaya çıkmaz.
Satınalma tarafında çalışan okur için bu tanıdık bir sorun. Tedarik maliyetinin hangi ürün grubuna, hangi müşteriye ve hangi markaya düştüğü izlenemiyorsa, satınalmanın yarattığı tasarruf da görünmez kalır. Marka bazlı karlılık ile satınalma performansının görünürlüğü aynı altyapıya bağlıdır. İkisi de bir maliyet dağıtım anahtarı gerektirir. Bu anahtar kurulmadan yapılan her marka yatırımı, sonucu ölçülemeyen bir harcama olarak kalır. Toplam ciroyu bilmek, markayı bilmek anlamına gelmiyor.
Grup İçi Yapı Destek Hakkını Belirliyor
Marka programlarında harcamayı her zaman destek kapsamındaki şirket yapmaz. Genelge, aynı holding çatısı altındaki veya organik bağı bulunan şirketlere harcama yetkisi verilebilmesine izin veriyor. Ancak organik bağın nasıl kurulduğu ayrıntılı biçimde tanımlanmış. En az %51 oranında ortaklık aranıyor. Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca kontrol altında bulunan ve finansal tablolara konsolide edilen bağlı ortaklıklarda ise ek bir şart var. Buna göre, denetim kuruluşu onaylı konsolide finansal tabloların dipnotlarında etkin pay oranının en az %51 olması gerekiyor.
Bu ayrıntı ilk bakışta teknik görünür, sonucu ise oldukça somuttur. Konsolide tablolarını üretmeyen veya dipnotlarını yeterli ayrıntıda hazırlamayan bir grup, bağlı ortaklığı üzerinden yaptığı harcamayı destek kapsamına sokamaz. Yurt dışında yerleşik bir şirkete harcama yetkisi verildiğinde destek, o şirketteki ortaklık payıyla sınırlanıyor. Destek kapsamındaki şirket ve ortakları yurt dışındaki şirketin sermayesinin %60’ına sahipse, yapılan harcamanın da %60’ı desteğe konu oluyor. Konsolidasyon, harcama hakkının nerede başlayıp nerede bittiğini belirleyen bir kapıdır.
İlişkili Kişi Kuralı Aile Şirketini Zorluyor
Genelgedeki ilişkili kişi tanımı, alışılmış vergi mevzuatı tanımlarından daha geniş. Ortakları, ortakların bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında tuttuğu gerçek ve tüzel kişileri, ortakların eşlerini, üstsoy ve altsoyunu, üçüncü derece dahil yansoy ve kayın hısımlarını kapsıyor. Kural ise tek cümle, destek ödemesinden yararlanılabilmesi için harcamayı gerçekleştiren şirket ile faturayı düzenleyen tarafın ilişkili kişi olmaması gerekiyor. Aile şirketlerinde tanıtım, danışmanlık ve lojistik hizmetlerinin grup içindeki başka bir şirketten alınması yaygın bir pratik olduğu için, kayıpların önemli bir bölümü burada yaşanıyor. Aynı mantık yurt dışı birimlerde de işliyor, franchise ile açılan mağazalarda franchise verilen taraf, birimi kiraya veren taraf ve destek kapsamındaki şirket arasında ilişkili kişi ilişkisi bulunmaması aranıyor. Yurt dışı mağazalaşmanın kendi kurallarını franchise ve mağazalaşma yazısında ayrıntılı işlemiştik.
Belge disiplini de aynı sıkılıkta. Desteklenen faaliyetlere ilişkin ödemelerin bankacılık sistemiyle yapılması gerekiyor, cirolu çek ve müşteri çeki başvuruda kabul edilmiyor, bağış makbuzu fatura yerine geçmiyor. Harcamanın rayice uygunluğu yurt içinde incelemeci kuruluş, yurt dışında ise Bakanlık temsilcisi tarafından değerlendiriliyor ve rayice uygun bulunmayan harcama, destek kapsamında sayılmıyor. Sistem üzerinden sunulan belgelerin asıllarının ise en az on yıl boyunca sınıflandırılmış biçimde saklanması zorunlu. Bu üç kural birlikte, gevşek bir belge arşivinin yıllar sonra geri dönen bir maliyete dönüşebileceğini gösteriyor.
Vergi ve SGK Borcu Hakedişi Eritiyor
İnceleme tamamlandıktan sonra ödeme otomatik gelmiyor. Hakediş hesaplanmadan önce şirketin Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumuna vadesi geçmiş borcu bulunup bulunmadığı sorgulanıyor. Borç varsa mahsup devreye giriyor, hakediş borçların tamamını karşılıyorsa her iki kuruma ödeme yapılıp kalan tutar firmaya aktarılıyor, karşılamıyorsa borçlar hakedişe oranlanarak paylaştırılıyor. Kurumlardan biri haciz koymuşsa önce onun alacağının tamamı ödeniyor. Borçlu firmada destek, firmanın kasasına uğramadan kuruma gider. Nakit akışını destek ödemesine göre planlayan bir firma için bu, planın tamamını bozan bir ayrıntıdır.
Performans Düşüşünün Fiyatı Nakit
Program, performans zayıflığını tek seferde cezalandırmıyor, kademeli olarak fiyatlandırıyor. Beşinci yıl sonunda ortalama performans puanı yeterli bulunmayan markada destek oranı %40 olarak uygulanıyor ve firma izlemeye alınıyor. İzleyen yıl da yeterli puan alınamazsa oran %25’e iniyor, üçüncü yılda da başarı sağlanamazsa marka destek kapsamından çıkarılıyor. Yeterli puan alındığında oran yeniden %50 seviyesine dönüyor. Hedef ülkelere yönelik giderlerde uygulanan 20 puanlık ilave de bu kademelerde 10 ve 5 puana geriliyor, yani ceza iki koldan işliyor.
Rakamlar bu kademelerin ağırlığını gösteriyor. 2026 yılı için yıllık destek üst limiti Turquality programında yaklaşık 493 milyon lira, Marka programında yaklaşık 247 milyon lira olarak güncellendi. Bu limitler her takvim yılı başında tüketici ve üretici fiyat endekslerinin ortalaması oranında yeniden hesaplanıyor. Destek oranının yarıya inmesi, bu ölçekte bir bütçede doğrudan bir finansman kaybı anlamına geliyor ve kaybın kaynağı çoğu zaman pazardaki bir başarısızlık değil, raporlanamayan bir ilerleme oluyor.
Yol Haritası Bir Taahhüt Belgesidir
Firmanın her yıl ilerlemesini raporladığı gelişim yol haritasının ne kadar kapsamlı olduğu genelde hafife alınır. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde 2023 yılında tamamlanan bir yüksek lisans çalışması, programa giren bir otomotiv sanayi işletmesinin Bakanlığa sunduğu yol haritasını ayrıntılı biçimde inceliyor. Çalışmaya göre firmanın 2016 ile 2021 arasını kapsayan yol haritası 20 ana proje ve 96 alt projeden oluşuyor. Ana projelerin 14’ü kurumsal kaynak planlama sistemine geçiş yoluyla tamamlanmış, bayi segmentasyonundan müşteri ilişkileri yönetimine ve üretim planlamasına kadar farklı süreçler bu kapsamda dijitalleştirilmiş. Yol haritası, beş yıllık bir taahhüt belgesidir.
Aynı çalışmanın sonuçlarını okurken bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Araştırma tek bir firmayı inceliyor ve firmanın satış, karlılık, öz kaynak ve ihracat rakamlarındaki artışı Sanayi Odası verilerinden alıyor. Tek firmalı bir örnek olayda programın etkisini genel büyümeden ayırmak mümkün değil. Üstelik incelenen dönemin, Türk Lirası bazında nominal büyüklükleri yüksek enflasyon ve kur hareketleri taşıyor, dolayısıyla artış oranları tek başına bir başarı ölçüsü sayılamaz. Çalışmanın asıl değeri, sonucu kanıtlamasında değil sürecin gerçek ölçeğini belgelemesinde.
Markanın Kendi Hikâyesini Rakamla Anlatması
Yurt dışında marka olmak, ürünü ve tanıtımı kadar firmanın kendi kendini görme biçimine bağlı. Bir firma hedef ülkeyi doğru seçebilir, mağazasını doğru konumlandırabilir, tescillerini eksiksiz tamamlayabilir. Bunların hiçbiri, o markanın kendi başına para kazanıp kazanmadığını gösterme sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Programın kurumsallaşma tarafını ve hedef ülke seçiminin nasıl bir hazırlık gerektirdiğini ülke analizi ve kurumsallaşma yazısında ele almıştık, finansal taraf o hazırlığın kayıt altına alınmış hali.
Denetim bu noktada bir yük olmaktan çıkıyor. Marka bazlı gelir gider ayrıştırması yapabilen firma, hangi pazarda hangi harcamanın karşılığını aldığını görüyor ve bir sonraki yılın bütçesini tahminle değil veriyle kuruyor. Aynı veri, hakediş sürecinde bakanlığa sunulan raporun da omurgasını oluşturuyor. Bu altyapıyı kuran firma için yıllık raporlama ek bir iş yükü olmuyor. Zaten yaptığı işin çıktısı oluyor. Kurmayan firma ise her haziran ayında aynı telaşı yaşıyor ve o telaşın maliyetini bazen kaybettiği bir hakedişle ödüyor.
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri
Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.
Şirket eğitimlerinistandart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz:“Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
İş Sözleşmesini Fesih Bildiriminde Bulunmaya Yetkili Olanlar Kimlerdir?
Lütfi İNCİROĞLU
Fesih, iş sözleşmesini derhal ya da belirli bir sürenin geçmesi ile sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek yanlı irade açıklaması olarak tanımlanmaktadır [1].
Fesih hakkı her iki tarafa da tanınmıştır ve diğer tarafın kabulüne gerek olmayan bir irade beyanıdır. Fesih açıklamasında yazılı bildirim şartı, daha önce sadece 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/2 (Mülga İş Kanunu m.17/II) bendine göre, “haklı sebeple” yapılan fesihlerde aranırken, artık yeni İş Kanunu’yla getirilen değişiklikte “ihbar önelli” fesihlerde de yazılı bildirim şartı aranmaktadır (İşK. m.19/1). Esasen, İş Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca bildirimlerin yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gerekir. Fakat, bu bildirimler değişiklikten önce “ispat şartı” olarak kabul ediliyordu [2]. Bu defa getirilen değişiklikte fesih bildiriminin “yazılı” olarak yapılması ve fesih sebebinin “açık ve kesin” bir dille belirtilmesi hükme bağlandığından, “geçerlilik şartı” haline gelmiştir.
Hemen şunu da söylemek gerekirse, yazılı bildirim şartı sadece “ihbar öneli kullandırmak” suretiyle yapılan fesihlerde değil, aynı zamanda “ihbar öneline ait ücretin peşin ödenmek” suretiyle yapılan fesihlerde de geçerlidir. Aksi halde, işten çıkarma “haklı” ve yeni Yasala getirilen “geçerli” bir sebebe dayansa bile, “usulüne uygun” yapılmaması nedeniyle “haksız” veya “geçersiz” sayılacak ve işçinin yargı kararıyla “işe iadesi” söz konusu olacaktır.
Fesih bildiriminin mutlaka taraflarca yapılacağı hususunda bir hüküm bulunmadığından temsil ile ilgili genel hükümler burada da uygulama alanı bulmaktadır. Buna göre, temsil yetkisi bir şekle tabi olarak verilmemektedir, zımni bir irade beyanıyla da verilebilir. Ne var ki genellikle mümessile, temsile yetkili olduğunu ispat edebilmesi için bir “yetki belgesi” verilmektedir. Eğer kişinin Kanundan veya hukuki işlemden doğan bir temsil yetkisi yoksa” yetkisiz temsil” söz konusu olacak, böyle bir durumda da bildirimin geçerli sayılabilmesi için temsil edilenin icazet vermesi gerekecektir [3].
Fesih bildirimine yetkili olanlar ise, iş sözleşmesinin taraflarıdır. Yani işçi, işveren ve bunların Yasal temsilcileridir. Ancak Türk Medeni Kanunu, çeşitli hükümleri ile sözleşme yapabilme özgürlüğüne bazı sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalardan en önemlileri, kişinin medeni haklardan yararlanma ve bunları kullanma yeterliliğine ilişkindir. Bu yeterlilik temyiz gücüne, yani makul surette hareket etme iktidarına sahip, reşit, 18 yaşını doldurmuş ve kısıtlı olmayan kişiler için söz konusudur. (TMK m.11) Temyiz yeteneğine sahip olmayan 18 yaşından küçük işçi, anne, baba ya da Yasal temsilcisinden izin veya onay almadan iş sözleşmesini feshetmeye yetkili değildir.
Fakat, anne, baba veya vasi, küçüğün bir meslek ya da sanatla uğraşmasına izin vermişlerse, küçük ayrıca izin almaksızın iş sözleşmesi yapabilir. Aynı şekilde, 18 yaşından küçük işçi, anne ve babasının izin veya onayıyla aile dışında yaşıyorsa, iş sözleşmesini kendi iradesi ile yapabilir ya da feshedebilir.
Gerçek kişi işveren, iş sözleşmesini bizzat feshedebilir. İşveren vekili, kendisine verilen yetkinin kapsamı işçi çıkarma veya iş sözleşmesini sona erdirme yetkisini içeriyorsa fesih bildiriminde bulunabilir. İşveren vekilinin görev tanımı, vekâletname, imza sirküleri, iç yönerge veya şirket kararıyla belirlenmiş olması gerekir. Anonim şirketlerde kural olarak yönetim kurulu veya şirketi temsile yetkili yönetim kurulu üyeleri, murahhas üyeler ya da usulünce yetkilendirilmiş kişiler fesih işlemi yapabilir. Limited şirketlerde ise müdür veya müdürler kurulu ile temsil yetkisi verilmiş kişiler fesih bildiriminde bulunabilir.
Sözleşmenin tarafı olan işçi fesih bildirimini bizzat yapabileceği gibi geçerli temsil yetkisi verdiği avukat veya temsilci aracılığıyla da yapabilir. İşçinin fesih bildirimi, işverene veya fesih bildirimlerini kabul etmeye yetkili işveren vekiline ulaştığında sonuç doğurur. İşçi tarafından iş sözleşmesi fesih bildiriminin rastgele bir çalışma arkadaşına ya da yetkisiz bir şefe bırakılması, bildirimin işverene ulaştığını tek başına göstermez.
Sonuç olarak, Fesih bildirimine yetkili olanlar iş sözleşmesinin tarafları olan işçi, işveren ve bunların yasal temsilcileridir. İş sözleşmesini fesih bildirimine yetkili olan kişinin medeni haklardan yararlanma ve bunları kullanma yeterliliğine sahip olması gerekir. Gerçek kişi işveren, iş sözleşmesini bizzat feshedebileceği gibi işveren adına hareket eden işveren vekilleri de kendilerine verilen yetki kapsamında fesih bildiriminde bulunabilir. İşveren vekilinin görev tanımı, vekâletname, imza sirküleri, iç yönerge veya şirket kararıyla belirlenmiş olması gerekir. Anonim şirketlerde kural olarak yönetim kurulu veya şirketi temsile yetkili yönetim kurulu üyeleri, murahhas üyeler ya da usulünce yetkilendirilmiş kişiler fesih işlemi yapabilir. Limited şirketlerde ise müdür veya müdürler kurulu ile temsil yetkisi verilmiş kişiler fesih bildiriminde bulunabilir. Sözleşmenin tarafı olan işçi fesih bildirimini bizzat yapabileceği gibi geçerli temsil yetkisi verdiği avukat veya temsilci aracılığıyla da yapabilir. İşçinin fesih bildirimi, işverene veya fesih bildirimlerini kabul etmeye yetkili işveren vekiline ulaştığında sonuç doğurur. İşçi tarafından iş sözleşmesi fesih bildiriminin rastgele bir çalışma arkadaşına ya da yetkisiz bir şefe bırakılması, bildirimin işverene ulaştığını tek başına göstermez.
Lütfi İNCİROĞLU
[1] Tanımlar için bkz.EKONOMİ, Münir, s.153; TURAN, Kamil, s.125; ARASLAN ERTÜRK, Arzu, s.269; ÇALIK, Şefik, İş Sözleşmesinin Feshi ve İş Güvencesi, İstanbul 2005, s.69.
[2] Yarg.İç.Bir.K.18.12.1959, E.1958/28, K.1959/17; YHGK.10.01.1962 T., E.1962/ 9-4, K.1962/31; DEMİR, Fevzi, İş Hukuku ve Uygulaması, s.73; ÇELİK, Nuri, İş Hukuku Dersleri, İstanbul 2000, s.160; ÇALIK, İş Sözleşmesinin Feshi ve İş Güvencesi, s.73.
[3] ODAMAN, Serkan, İşçinin haklı sebeple fesih hakkı, Aralık 2000 Ankara, YODÇEM, s.48
www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.
Dış Ticaret Operasyonlarında ICS2 ve ENS’nin Önemi: Bir Vaka Analizi
Emine KORKMAZ
İthalat – İhracat Müdürü
Dış ticaret operasyonlarında başarı; yalnızca ürünün doğru zamanda ve doğru şekilde sevk edilmesiyle değil; o ürüne ait verinin de doğru, eksiksiz ve zamanında yönetilmesiyle değerlendirilmelidir. Çünkü dijitalleşmeyle birlikte artık uluslararası ticarette rekabeti belirleyen unsurlardan biri de veri kalitesidir. Bu yazıda ele aldığım vaka analiziyle, ICS2 ve ENS süreçlerinin dış ticaret operasyonlarında veri kalitesini neden stratejik bir unsur hâline getirdiğini ortaya koymayı ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelere yol gösterecek bir bakış açısı sunmayı amaçlıyorum.
AB ülkelerine ihracat yapan firmalar için sınırı ilk geçen şey yük değil, o yüke ait veridir. Ürün henüz fabrikadan çıkmadan önce ürün tanımı, HS kodu, gönderici ve alıcı bilgileri gibi birçok veri Avrupa Birliği’nin risk analizinden geçiyor. Bu nedenle dış ticaret operasyonları yalnızca evrak yönetimi değil, aynı zamanda veri yönetimidir.
Aslında bu yaklaşımın temelleri Avrupa’da değil, Amerika Birleşik Devletleri’nde atıldı. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD, sınır güvenliğini güçlendirmek amacıyla yük limana ulaşmadan önce elektronik veri üzerinden risk analizi yapmaya başladı. Önce 24-Hour Rule, ardından Importer Security Filing (ISF 10+2) uygulaması yürürlüğe girdi. Tek bir amaç var; Riskli yükü sınır kapısında değil, henüz yoldayken tespit edebilmekti.
Avrupa Birliği de benzer güvenlik anlayışını benimseyerek önce Import Control System (ICS) sistemini kullandı, daha sonra ise teknolojik altyapısı güçlendirilmiş Import Control System 2 (ICS2) sistemini devreye aldı. 2025 yılı itibarıyla deniz, hava, kara ve demiryolu taşıma modlarının tamamını kapsayan ICS2 ile Avrupa Birliği’ne giriş yapacak yükler için Entry Summary Declaration (ENS) bildirimi zorunlu hâle geldi. Böylece gümrük kontrolleri yalnızca fiziki yük üzerinden değil, yükü tanımlayan veriler üzerinden de yapılmaya başlandı. Sistem, AB üye ülkeleriyle birlikte İsviçre, Norveç ve Kuzey İrlanda’da da uygulanmaktadır. Bu nedenle Türkiye’den ihracat yapan firmaların, sistemde kullanılacak bilgileri taşıyıcılara doğru, eksiksiz ve zamanında iletmesi büyük önem taşımaktadır.
Bir Vaka Analizi
Türkiye’de otomotiv yedek parça üretimi yapan ve Avrupa’ya düzenli ihracat gerçekleştiren kurgu olan; EK Components A.Ş. , Almanya’daki müşterisine haftalık sevkiyatlar yapmaktadır. Firma yıllardır aynı operasyon düzeniyle çalışmakta, teslimat performansı açısından da önemli bir sorun yaşamamaktadır.
Bir sevkiyat öncesinde operasyon ekibi ürünleri hazırlamış, tır planlaması tamamlanmış ve taşıyıcı firmaya gerekli belgeler gönderilmiştir. Her şey planlandığı gibi ilerlerken taşıyıcı firmadan operasyon sorumlusuna kısa bir e-posta gelir:
“ENS bildirimi için ürün açıklaması yetersizdir. Lütfen detaylı ürün tanımı paylaşınız.”
İlk bakışta önemsiz görünen bu talep, tüm operasyon planını değiştirmeye başlar.
Ticari faturada ürün açıklaması yalnızca “Metal Parts” olarak yazılmıştır. Ayrıca kullanılan HS kodu ile ürün açıklaması arasında da tutarsızlık bulunmaktadır. Taşıyıcı, bu bilgilerle ENS bildirimini tamamlayamayacağını bildirir.
Operasyon ekibi üretim departmanıyla iletişime geçerek ürünün teknik özelliklerini yeniden toplar. Ticari fatura revize edilir. Ürün açıklaması bu kez “Automotive tapered roller bearing components” olarak güncellenir. HS kodu tekrar kontrol edilir ve taşıyıcıya yeni bilgiler gönderilir.
Bu süreç yalnızca birkaç satırlık veri düzeltmesi gibi görünse de yükleme planı birkaç saat gecikir. Tırın terminale giriş saati değişir. Müşteriye yeni teslim tarihi bildirilir. Sevkiyat iptal edilmez; ancak operasyon ekibi normalde yaşamayacağı ek iş yüküyle karşı karşıya kalır.
Yaşanan sorunun nedeni ne üretimdir ne de nakliyedir. Sorunun kaynağı veri kalitesidir.
Avrupa Komisyonu Ne Anlatmak İstiyor?
2026 yılında Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan güncellemelerde veri kalitesine özellikle dikkat çekildi. Komisyon, ENS bildirimlerinde kullanılan ürün açıklamalarının ayrıntılı ve açıklayıcı olması gerektiğini vurguladı. Bunun nedeni oldukça basit: Risk analizi, sisteme girilen veri kadar başarılı olabiliyor.
Örneğin;
Textile
Yarn
Parts
Goods
Accessories
gibi genel ifadeler ürünü yeterince tanımlamadığı için risk değerlendirmesini zorlaştırabiliyor.
Buna karşılık;
Woman’s % 100 cotton knitted pullover
Polyester filament yarn 150D
Stainless steel hydraulic valve
Automotive brake disc
gibi ayrıntılı ürün tanımları değerlendirmen daha doğru yapılmasına yardımcı oluyor.
Burada yalnızca ürün açıklaması değil, HS kodu ile ürün tanımının uyumu da büyük önem taşıyor. Yanlış HS kodu, eksik ürün açıklaması kadar risk oluşturabiliyor. Bu nedenle operasyon ekiplerinin yalnızca belge hazırlayan birimler olarak değil, veri doğruluğunu yöneten ekipler olarak konumlanması gerekiyor.
ICS2’nin temel amacı güvenliği artırmak olsa da sistemin etkisi bununla sınırlı değil. Avrupa Komisyonu tarafından 2026 yılında paylaşılan operasyon örneklerinde, ICS2 sayesinde yaptırımlara konu olan milyonlarca adet kaçak sigara ve farklı kaçakçılık girişimlerinin tespit edildiği açıklandı. Bu örnekler, sistemin yalnızca belge kontrolü yapmadığını; önceden iletilen verileri analiz ederek riskli gönderileri daha Avrupa Birliği sınırına ulaşmadan belirleyebildiğini gösteriyor.
Doğru ve kaliteli veri paylaşan firmalar, operasyon süreçlerini daha sorunsuz yönetebilirken; eksik veya tutarsız veri kullanan firmalar ilave kontroller, düzeltme talepleri ve gecikmelerle karşılaşabiliyor. Bunun sonucunda oluşan maliyetler ve müşteri gözünden bakıldığında yaşanabilecek kriz göz ardı edilmemelidir.
Sonuç
Dış ticaret operasyonun başarısı yalnızca ürünün zamanında yüklenmesiyle değil, ürünle birlikte gönderilen verinin doğruluğuyla da ölçülüyor.
ICS2 ve ENS uygulamaları, operasyon departmanlarını klasik evrak hazırlama anlayışının ötesine taşıyarak veri kalitesinin yönetildiği stratejik bir yapıya dönüştürüyor. Bu nedenle ihracatçı firmaların operasyon ekiplerinin yalnızca lojistik süreçleri değil, ürün tanımları, HS kodları, veri standartları ve taşıyıcılarla bilgi paylaşım süreçlerini de etkin şekilde yönetmesi gerekiyor.
Sormamız gereken bir soru, ‘’Veri doğru mu?’’ olmalıdır. Unutmamak gerekir ki; dijital izlenebilirliğin ön plana çıktığı günümüz dış ticaretinde sınırı ilk geçen artık veridir.
Bayer, Manisa’da 1000’e Yakın Üreticiyle “Sürdürülebilir Bağcılık” için Buluştu
Bayer Tarım Ürünleri ekibi, 21-22 Temmuz tarihleri arasında Manisa Alaşehir’de gerçekleştirdiği Bağ Agro Arena etkinliği kapsamında 1000’e yakın üreticiyle bir araya geldi.
Bağ entegre mücadele programının aktarıldığı etkinlikte üreticiler; verimli ve kaliteli üretim, bitki koruma ve kalıntı yönetimine yönelik çözümler, yeni biyolojik mücadele yaklaşımları, dijital tarım teknolojileri ve güvenli ürün kullanımı hakkında bilgi aldı.
Bayer Tarım Ürünleri ekibinin Manisa Alaşehir’de gerçekleştirdiği Bağ Agro Arena etkinliğine 1000’e yakın üretici katıldı. Etkinlik kapsamında üreticiler, bağ yetiştiriciliğinde dikkat edilmesi gereken uygulamaları yerinde inceleme fırsatı bulurken Bayer’in entegre mücadele yaklaşımı, sürdürülebilir üretim çözümleri ve dijital tarım teknolojileri hakkında kapsamlı bilgi aldı.
Bayer Tarım Ürünleri ekibi, etkinlik boyunca üreticilere bağcılıkta doğru zamanda doğru çözümü kullanmanın önemini aktardı, bağ entegre mücadele programı kapsamında doğru miktarda uygulamayla daha etkili sonuçlar elde edilmesini sağlayan çözümleri paylaştı. Programın hastalık ve zararlılarla mücadelede sağladığı faydaların yanı sıra verim, kalite ve sürdürülebilirlik açısından üreticilere sunduğu katkılar örnekler üzerinden anlatıldı.
Etkinlikte ihracat pazarları açısından önem taşıyan kalıntı yönetimi konusu da ele alındı. Bayer uzmanları, üreticilere kalıntı risklerini yönetmeye yardımcı olan çözümler ve uygulamalar hakkında bilgi verdi; biyolojik ve kimyasal çözümlerin entegre kullanımına dayanan sürdürülebilir mücadele yaklaşımlarını paylaştı.
Bayer Tarım Ürünleri Bahçe Bitkileri Üretici ve Kanal Pazarlama Müdürü İlker Ercan, etkinliğe dair yaptığı açıklamada, “Bağcılıkta sürdürülebilir üretim için etkili çözümleri doğru bilgi ve uygulamalarla desteklemek büyük önem taşıyor. Agro Arena etkinliklerimizle üreticilerimizi sahada yenilikçi çözümlerimiz, dijital teknolojilerimiz ve geleceğin biyolojik mücadele yaklaşımlarıyla buluşturuyoruz. Amacımız, üreticilerimizin daha verimli, kaliteli ve sürdürülebilir üretim yapmalarına katkı sağlamak ve bağcılığın geleceğine birlikte yön vermek” dedi.
Üreticiler Uygulama Alanlarını İnceledi
Etkinlik alanında, Bayer çözümlerinin doğru zamanda ve doğru dozda uygulandığı bağlar ile hiçbir uygulamanın yapılmadığı alanlar yan yana sergilendi. Üreticiler; zamanında yapılan müdahalenin bağ sağlığı, yaprak canlılığı ve ürün kalitesine etkisini sahada birebir gözlemleme imkanı buldu.
Yeni Nesil Biyolojik Çözümler Paylaşıldı
Bağ Agro Arena’da Bayer’in önümüzdeki dönemde üreticilerle buluşturmayı planladığı yenilikçi entegre biyolojik çözümlerden bahsedildi. Özellikle ne yönelik feromon çözümü ve unlu bite karşı geliştirilen mücadele yaklaşımı, yeni nesil teknolojiler arasında öne çıktı. Bu çözümlerin, sürdürülebilir üretimi desteklerken etkili zararlı yönetimine katkı sağlaması hedefleniyor.
Dijital Tarım Teknolojileri Üreticilerle Buluştu
Etkinlikte Bayer’in dijital tarım çözümleri tanıtıldı. FieldView, uydu görüntüleri ve dijital tarla verileriyle üreticilerin bağlarını sezon boyunca takip etmelerine ve riskleri yöneterek maksimum verim almalarına desteklerken ResiYou, kalıntı yönetimine katkı sağlayarak üreticilerin hasat öncesi süreçlerini daha etkin planlamalarına yardımcı oluyor.
Güvenli ürün kullanımı ve Kazananlar Kulübü anlatıldı
Etkinlik kapsamında güvenli ürün kullanımının önemi de vurgulandı. Bayer uzmanları, bitki koruma ürünlerinin doğru ve güvenli kullanılmasına yönelik iyi uygulama örneklerini paylaşarak sürdürülebilir üretimin temel unsurlarına dikkat çekti.
Üreticiler ayrıca Bayer’in sadakat programı Kazananlar Kulübü hakkında bilgi aldı. Programa üye olan üreticiler, Bayer bitki koruma ürünlerinden ve bazı mısır çeşitlerinden puan kazanabiliyor ve kendilerine özel avantajlardan yararlanabiliyor.
Bayer Tarım Ürünleri, Agro Arena etkinlikleriyle üreticilerle sahada buluşmaya ve verimlilik, kalite ile sürdürülebilirliği destekleyen çözümlerini paylaşmaya devam edecek.
Bir fabrikanın milyonlarca liralık üretiminin, cebinize sığacak kadar küçük bir parçanın eksikliği yüzünden duracağını biri size on yıl önce söyleseydi muhtemelen gülümserdiniz. Çünkü o yıllarda üretim dünyasının hâkim anlayışı şuydu:
– Her şey planlanabilir, her süreç yönetilebilir ve ihtiyaç duyulan her malzeme tam zamanında üretim hattına ulaşabilirdi.
Bugün ise biliyoruz ki hayatın, planlama departmanına hiç danışmadan yaptığı planlar da var.
O zamanlar sanayicinin kulağına en hoş gelen cümlelerden biri şuydu:
– “Depoda mal beklemeyecek.”
Hatta bu anlayış öyle benimsendi ki, depo raflarında fazla mal görmek neredeyse yöneticilik ayıbı sayılmaya başladı. Çünkü depoda duran her kutu, kasada bekleyen para demekti. Sermaye üretmek yerine raflara yaslanıyor, değer üretmek yerine maliyet oluşturuyordu.
İşte tam da bu düşüncenin üzerine Just in Time (JIT) felsefesi inşa edildi. Temel mantığı oldukça yalındı ama bir o kadar da etkileyiciydi: Doğru malzeme, doğru miktarda, doğru yerde ve tam ihtiyaç duyulduğu anda üretim hattına ulaşmalıdır. Böylece stok maliyetleri azalacak, depolar küçülecek, nakit akışı hızlanacak ve işletmeler daha yalın, daha çevik bir yapıya kavuşacaktı.
Kâğıt üzerinde kusursuz görünen bu yaklaşım, uzun yıllar gerçekten de üretim dünyasının yıldızı oldu. Otomotiv sektöründe başlayan bu anlayış kısa sürede elektronikten beyaz eşyaya, plastik enjeksiyondan tekstile kadar hemen her sektöre yayıldı. “Yalın Üretim” denildiğinde akla gelen ilk kavramlardan biri hâline geldi.
Ancak JIT’in çoğu zaman göz ardı edilen sessiz bir şartı vardı.
– Dünyanın düzenli çalışması gerekiyordu.
Gemiler zamanında limana yanaşacak, sınırlar kapanmayacak, savaş çıkmayacak, salgın yaşanmayacak, konteyner bulunacak, enerji fiyatları öngörülebilir olacak ve tedarikçiler söz verdiği gün kapınızı çalacaktı. Kısacası dünya, kusursuz çalışan bir İsviçre saati gibi işleyecekti.
Aslında JIT, yalnızca bir stok yönetim sistemi değildi; aynı zamanda bir güven sistemiydi. Tedarikçiye, lojistiğe, küresel ticarete ve öngörülebilirliğe duyulan güven üzerine kurulmuştu.
Sonra dünya durdu.
Önce pandemi geldi. Ardından limanlar kapandı. Konteynerler yanlış kıtalarda kaldı. Mikroçip krizi yaşandı. Süveyş Kanalı tıkandı. Savaşlar başladı. Enerji maliyetleri yükseldi. Kızıldeniz rotası riskli hâle geldi.
Bir zamanlar kusursuz görünen küresel tedarik zinciri, aslında tek bir halkası koptuğunda bütün sistemi etkileyebilecek kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
O günlerde birçok fabrikanın milyonlarca liralık üretimi, belki de birkaç dolarlık küçücük bir parçanın gelememesi yüzünden durdu. Makineler çalışmaya hazırdı, operatörler hazırdı, siparişler hazırdı ama üretim yapılamıyordu. Çünkü “Tam Zamanında” gelmesi gereken parça artık hiçbir zaman tam zamanında gelmiyordu.
İşte o günlerde yöneticilerin zihninde çok önemli bir soru oluştu.
– Asıl maliyet gerçekten depoda bekleyen mal mıydı, yoksa duran üretim hattı mıydı?
Yıllarca “stok maliyettir” denildi. Son yıllarda yaşanan küresel krizler ise tek cümleyle cevap verdi:
– Duran üretim çok daha pahalıdır.
Böylece tedarik zinciri yönetiminde yeni bir bakış açısı gelişmeye başladı. Kimileri bunu Just on Time yaklaşımı olarak adlandırdı, kimileri ise Dayanıklı Tedarik Zinciri (Resilient Supply Chain)[1] anlayışının doğal bir sonucu olarak değerlendirdi. İsimler farklı olsa da ortak düşünce aynıydı: Amaç yalnızca maliyetleri azaltmak değil, üretimin kesintisiz devam etmesini sağlamaktı.
Artık “Doğru Zaman”, takvimde yazan saat değil; işletmenin üretimini güvenle sürdürebileceği zaman aralığını ifade ediyor.
Bu nedenle şirketler artık depoları tamamen boşaltmayı değil, kritik malzemeler için akılcı güvenlik stokları oluşturmayı tercih ediyor. Çünkü bazı hammaddelerin depoda üç hafta beklemesi önemli olmayabilir; ancak aynı malzemenin eksikliği nedeniyle üretim hattının üç saat durması, bütün yılın kârlılığını etkileyebilir.
Son beş yılda yönetim kurulu toplantılarında konuşulan kavramlar da değişti. Eskiden yalnızca Just in Time konuşulurken, bugün Just in Case, Nearshoring[2], Friend-shoring[3], çoklu tedarikçi yönetimi, bölgesel tedarik ve dayanıklı tedarik zinciri stratejileri işletmelerin gündeminde daha fazla yer buluyor. Çünkü artık rekabet yalnızca maliyet üzerinden değil, süreklilik üzerinden de şekilleniyor.
Başarılı şirketler de bu değişime uyum sağlıyor. Kolay temin edilebilen standart malzemeleri mümkün olduğunca düşük stokla yönetirken, uzun terminli, ithal edilen veya tek tedarikçiye bağlı kritik parçalar için güvenlik stokları oluşturuyor. Alternatif tedarikçiler geliştiriliyor, tedarik zincirleri kısaltılıyor ve risk analizleri satın alma süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası hâline geliyor.
Aslında değişen yalnızca birkaç kavram değil; değişen, üretime bakış açımız.
Dün rekabetin ölçüsü “En düşük stokla kim üretim yapıyor?” sorusuydu. Bugün ise yöneticiler birbirine çok daha farklı bir soru soruyor: “Yarın sabah üretime başlayabilecek misin?”
Çünkü müşteri açısından fabrikanızın neden durduğu değil, siparişinin zamanında teslim edilip edilmediği önemlidir.
Belki de son yılların bize öğrettiği en önemli gerçek şu oldu:
– Stok her zaman maliyet değildir; bazen üretimin en ucuz sigortasıdır.
Üretim dünyası artık yalnızca verimli olmayı değil, dayanıklı olmayı da öğreniyor. Geleceğin başarılı şirketleri, en düşük stokla çalışanlar değil; belirsizliklerin arttığı bir dünyada üretimini sürdürebilenler olacaktır.
Çünkü artık mesele malzemeyi tam zamanında getirmek değil, üretimi her koşulda zamanında sürdürebilmektir.
Zafer URFALIOĞLU
[1]Resilient supply chain (Dayanıklı Tedarik Zinciri): Ürünlerin üretilip size ulaşmasını sağlayan ağın krizlere karşı hazırlıklı olmasıdır. Deprem veya salgın gibi beklenmedik durumlarda şokları önceden tahmin eder, bunlara uyum sağlar ve hızla normale döner. Böylece raflar boş kalmaz
[2]Nearshoring: Şirketlerin üretim veya iş süreçlerini (yazılım, müşteri hizmetleri vb.) kendi ana merkezlerine coğrafi, kültürel ve saat dilimi olarak yakın ülkelere taşımasıdır. Temel amaç; uzak mesafelerden kaynaklanan yüksek lojistik maliyetlerini düşürmek, teslimat sürelerini kısaltmak ve tedarik zincirindeki riskleri azaltmaktır.
[3]Friend-shoring: Üretim ve tedarik zincirlerinin siyasi, ekonomik ve ideolojik olarak güvenilir müttefik ülkelere kaydırılması stratejisidir. Amaç, küresel krizlerde veya politik ambargolarda tedarik akışının kesintiye uğramasını önlemektir.
Savunma İhracatı Temmuzda 1,12 Milyar Dolar, Türkiye Artık Parça Değil Sistem Satıyor
Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı temmuz ayında 1 milyar 120 milyon dolara ulaştı. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Sn. Prof. Dr. Haluk Görgün’ün paylaştığı verilere göre bu rakam, geçen yılın aynı ayına kıyasla %14,4 artışa karşılık geliyor. Ocak-temmuz döneminde ihracat %26,2 artarak 5 milyar 787 milyon dolar oldu. Son on iki aylık ihracat ise 11,2 milyar dolar seviyesine yükseldi. Görgün, savunma ihracatındaki artışın arkasında sektörün üretim kapasitesinin, mühendislik yetkinliğinin ve küresel rekabet gücünün bulunduğunu belirtti.
Karşılaştırma noktası Temmuz 2025. O ay sektörün ihracatı 981 milyon dolardı ve kendi içinde güçlü bir aydı. Bir yıl içinde aradaki fark 140 milyon doları aştı. Ancak aylık rekorlar son üç yıldır düzenli olarak kırılıyor ve rakamın büyümesi tek başına yeni bir bilgi taşımıyor. Temmuz verisinin asıl anlattığı şey rakamın kendisinden çok ihracatın içeriğinde yaşanan değişim. Türkiye beş yıl önce ağırlıklı olarak başkalarının ürettiği sistemlere parça satıyordu, bugün sattığı şey giderek daha fazla bütün platform.
Savunma İhracatında İvme Yıl İçinde Nasıl Arttı?
Sektör yıla iyi başladı ama asıl hızlanma ilkbahar sonrasında geldi. Ocak ayı ihracatı 555,3 milyon dolarla bir önceki yılın aynı ayına göre %44,2 arttı. İlk çeyrek toplamı 1,91 milyar dolar oldu ve mart ayı tek başına 803 milyon dolarlık satışa ulaştı. Mayıs, haziran ve temmuz aylarının ortalaması ise 1 milyar doları buluyor. Çeyrekten çeyreğe yükselen bir eğilim var ve temmuz bu eğilimin en yüksek noktası.
Sektör, 2025 yılını 10 milyar doları aşan ihracatla kapatmış, bu eşiğe ilk kez ulaşmıştı. Mevcut tempo korunursa 2026 rakamı belirgin biçimde daha yukarıda oluşacak. SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Baykar Genel Müdürü Sn. Haluk Bayraktar, mayıs ayında İstanbul’da düzenlenen SAHA 2026 fuarında yıl sonu için 13 milyar dolarlık ihracat hedefi açıklamıştı. Aynı konuşmada savunma sanayiinde yerlilik oranının %83’e ulaştığını ve savunma bütçesinin 36 milyar doları aştığını belirtti. Yılın kalan beş ayında ortalama 1,4 milyar dolarlık aylık ihracat gerekiyor ki bu, temmuz seviyesinin belirgin biçimde üzerinde. Ocak-temmuz gerçekleşmesi, yıl sonu hedefinin iddialı ama ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.
Parça Satan Ülkeden Platform Satan Ülkeye
Rakamların altındaki yapısal değişimi ölçmeye çalışan güncel bir akademik çalışma da mevcut. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Öğr. Gör. Mehmet Alper Şen ve Prof. Dr. Mahmut Masca, mart ayında yayımlanan araştırmalarında, sektörün 2012-2023 arasındaki dış ticaret yapısını Grubel-Lloyd endeksiyle inceledi. Bu endeks, bir sektörün aynı anda hem ihracat hem ithalat yapma derecesini ölçüyor. Değer 100’e yaklaştıkça ülke o sektörde ağırlıklı olarak karşılıklı bileşen alışverişi yapıyor demek. Değer düştükçe ticaret tek yöne, yani ihracata kayıyor.
Endeks 2020 yılında %97,35 seviyesindeydi. 2023’e gelindiğinde %74,67’ye gerilemişti. İktisat literatüründe bu tür bir düşüş genellikle sektörün küresel üretim ağlarından kopması olarak okunur. Yazarlar Türk savunma sanayii özelinde farklı bir yorum getiriyor ve düşüşü ithalata dayalı bileşen ticaretinden özgün platform ihracatına geçişin göstergesi olarak değerlendiriyor. Aynı yıl sektörün cirosu 15,07 milyar dolara, Ar-Ge harcaması 2,62 milyar dolara, istihdamı 90.969 kişiye ulaşmıştı.
Bu değişimin pratikte ne anlama geldiği somut bir örnekle görülebiliyor. Bir ülke başka bir üreticinin uçağına kanat parçası sattığında, o ürünün fiyatını, teslim takvimini ve sonraki siparişini ana yüklenici belirler. Aynı ülke bütün bir uçak sattığında ise bu kalemlerin tamamı kendi tarafına geçer. Buna eğitim, lojistik destek ve yedek parça anlaşmaları da eklenir. Sözleşme süresi birkaç yıldan yirmi yıla uzar ve ilişki tedarikçilikten ortaklığa dönüşür. Bu, satıcı ülkenin kendi alt tedarikçi ağını da alıcının yanına taşıması anlamına geliyor ve ihracatın çarpan etkisi böylece büyüyor.
Bu okuma, daha önce ele aldığımız Türk savunma sanayiinin tedarik zinciri yapısıyla birlikte düşünüldüğünde daha anlamlı hale geliyor. Bir ülkenin savunma ihracatının artması ile o ülkenin küresel tedarik zincirindeki konumunun yükselmesi farklı şeyler. Birincisi hacim, ikincisi konum meselesi. Türkiye küresel savunma tedarik zincirinde alt kademe tedarikçi konumundan ana yüklenici konumuna geçiyor. Temmuz rakamı bu geçişin en son ölçümü.
İhracatı Taşıyan Ürünler
Türkiye, ürün ve ülke bazında ihracat tutarı yayımlamıyor. Bu nedenle tablo ancak kamuya açıklanan sözleşmeler üzerinden kurulabiliyor. Sektörde birim fiyat bilgisi ticari sır sayılıyor ve basında dolaşan tahminler platform, mühimmat ile destek paketini birbirine karıştırma riski taşıyor. Yine de imzalanan sözleşmelerin adedi, tarafı ve süresi üzerinden yeterince net bir resim çıkıyor.
Baykar bugüne kadar 37 ülkeyle ihracat anlaşması imzaladı. Şirketin amiral gemisi Bayraktar TB2, 34 ülkeye tedarik edildi ve toplam teslim adedi 600’ü buldu. Baykar, 2003’te başlayan Ar-Ge sürecinden bu yana gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. Haluk Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre dünya insansız hava aracı pazarının %65’i Baykar tedarikiyle karşılanıyor. Şirketin jet motorlu insansız savaş uçağı Bayraktar Kızılelma seri üretime geçti ve Endonezya’ya 12 adetlik ilk ihracat sözleşmesi imzalandı, teslimatlar 2028’de başlayacak.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tarafında tablo platform çeşitliliği açısından daha geniş. TUSAŞ Genel Müdürü Sn. Mehmet Demiroğlu, şirketin 16 ülkeyle 23 ihracat anlaşması bulunduğunu açıkladı. Bunların en büyüğü milli muharip uçak KAAN’ın Endonezya’ya satışına ilişkin 48 uçaklık anlaşma. İkincisi jet eğitim uçağı HÜRJET’in İspanya’ya satışı ve aralık sonunda imzalanan sözleşme, 30 uçağı ve eğitim ile lojistik destek paketlerini kapsıyor. Tutarı 2,6 milyar euro ve ilk teslimatlar 2028’de yapılacak. TUSAŞ ayrıca Boeing, Airbus ve Sikorsky gibi üreticilere parça üretiyor ve 2025’te bu işten yaklaşık 540 milyon dolar gelir elde etti.
Havacılığın dışında kalan kalemler de tabloyu genişletiyor. STM, Portekiz için deniz ikmal ve lojistik destek gemisi üretimini üstlendi. Askeri Fabrika ve Tersane İşletme AŞ, kısa adıyla ASFAT, Romanya’ya deniz platformu sattı. Türk Askeri Gemi İnşa Sanayi ortak girişimi TAIS, Endonezya’ya fırkateyn ihraç etti. Motor tarafında ise Kale Jet’in seyir füzeleri için geliştirdiği turbojet motorun Brezilya’ya satılması, alt sistem ihracatının da yol aldığını gösterdi.
Elektronik sistemler ve mühimmat tarafında da benzer bir genişleme var. ASELSAN Genel Müdürü Sn. Ahmet Akyol’un açıkladığı verilere göre şirketin bakiye siparişleri 20,7 milyar dolara ulaştı ve yılın ilk çeyreğinde imzalanan yeni ihracat sözleşmeleri %69 artışla 629 milyon dolar oldu. Roketsan Genel Müdürü Sn. Murat İkinci ise 2025 yılını 750 milyon dolara yakın ihracatla kapattıklarını belirtmişti. Roketsan’ın ASSAN Group’un savunma varlıklarını satın alması bu büyümenin ölçek tarafını gösteriyor. İhracatın ağırlığı tek bir üründen çıkıp platform çeşitliliğine yayıldı.
Motor Tarafında Durum
Platform ihracatının en kritik girdisi motor. TUSAŞ Motor Sanayii, sektörde TEI olarak bilinen şirket, 2026 yılına 2,95 milyar dolarlık ihracat siparişiyle girdi ve toplam sipariş hacmi 8,2 milyar dolara ulaştı. Siparişler küresel sivil ve askeri havacılıkta kullanılan 22 farklı motor programı için parça üretimini ve bakım-onarım hizmetlerini kapsıyor. TEI Genel Müdürü Sn. Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit, 2025 sipariş rakamının şirket tarihinin rekoru olduğunu ve Türkiye savunma sanayiinin toplam siparişlerinin yaklaşık beşte birini tek başlarına aldıklarını söyledi. Şirket son dönemde bakım-onarım tarafında Şili, Singapur, Umman ve Bahreyn hava kuvvetlerini portföyüne ekledi.
Şirketin yürüttüğü programlar ihracatın önümüzdeki yıllardaki seyrini doğrudan belirleyecek. İnsansız hava aracı motoru TEI-PD170, TUSAŞ’ın ANKA ve AKSUNGUR platformlarında kullanılıyor ve iki platform için 40 adet teslim edildi. Genel maksat helikopteri GÖKBEY için geliştirilen TS1400 turboşaft motoru seri üretim aşamasına geldi. KAAN’ın motoru olacak TF35000 projesi ise kritik tasarım gözden geçirme aşamasına ulaştı. Akşit bu aşamayı, motorun parçalarının üretilip montajlanması öncesindeki son adım olarak tanımladı ve projede takvim sarkması bulunmadığını belirtti.
Bu tablo temmuz ayında beklenmedik bir sınavdan geçti. Şirketin Eskişehir yerleşkesinin imalat bölümünde 21 Temmuz akşamı yangın çıktı ve yaklaşık 150 personel tahliye edildi. Akşit, müdahalenin koordineli biçimde yürütüldüğünü belirterek can kaybı ve yaralanma yaşanmamasının en büyük teselli olduğunu ifade etti, süreçle ilgili resmi açıklamalar dışındaki bilgilere itibar edilmemesi konusunda uyarıda bulundu. Görgün ise kritik projelerin aksamadan ilerlemesine yönelik adımların hızla atılacağını açıkladı. Yangının üretim takvimine etkisi teknik incelemeler tamamlandıktan sonra netleşecek. Rekor ihracat tablosunun altında tek tesise bağlı kritik üretim kalemleri var.
İthalat Tarafı Kapanmış Değil
Aynı akademik çalışmanın gösterdiği ikinci bulgu ihracat kadar dikkat çekici. Sektörün ithalatı 2023 yılında 3,30 milyar dolar seviyesindeydi ve bu rakam yıllar içinde azalmıyor, artıyor. İhracat daha hızlı büyüdüğü için endeks düşüyor ama ithalatın mutlak büyüklüğü yerinde duruyor. Darboğazın nerede olduğu da biliniyor. Çip, nadir toprak elementleri, galyum ve germanyum gibi girdilerde tedarik büyük ölçüde birkaç ülkede yoğunlaşmış durumda.
Bu bağımlılık yalnızca ana yüklenicilerin sorunu değil. Savunma Sanayii Başkanlığı, 4 bini aşkın firmadan oluşan bir ekosistemi koordine ettiğini ve eş zamanlı olarak 1.400’den fazla projeyi yürüttüğünü açıkladı. Ekosistemin büyük bölümü küçük ve orta ölçekli üreticilerden oluşuyor ve bu firmalar kritik elektronik bileşenleri çoğunlukla ithal ediyor. Ana yüklenicinin teslimat takvimi, zincirin en alt halkasındaki bir tedarikçinin bileşen bulamamasıyla kayabiliyor. İhracat büyüdükçe bu zincirin uzunluğu ve kırılganlığı da artıyor.
Milli İstihbarat Akademisi’nin bu yıl yayımladığı bir analizde, söz konusu girdilere yönelik ihracat kısıtlamalarının maliyetleri artırabileceği ve üretim takvimlerini uzatabileceği belirtiliyor. Analizde ülkelerin en az iki tedarikçi ve iki coğrafya ilkesine dayalı çeşitlendirmeye yöneldiği, Tayvan merkezli çip üretimindeki olası kesintilerin elektronik dışındaki sektörleri de etkileyebileceği vurgulanıyor. Türk savunma sanayii için bu, tedarikçi haritasının sürekli güncellenmesi anlamına geliyor. Bir başka pratik sorun ise veri tarafında. Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği’nin (SASAD)2024 ve 2025 performans raporları, akademik çalışmanın yazarlarına verilen bilgiye göre jeopolitik riskler ve güvenlik gerekçesiyle henüz yayımlanmadı. Büyüme ile dayanıklılık aynı şey değil.
Dışarıdan Nasıl Görünüyor
Sektörün büyümesi uluslararası kurumların da radarında. Reuters’ın ticaret verilerine dayanan incelemesine göre Türk savunma ihracatı 2021’den bu yana üç katından fazla artarak 10 milyar dolara ulaştı ve ülkenin toplam ihracatının yaklaşık %3,7’sini oluşturuyor. Aynı dönemde Avrupa ve ABD’ye yapılan ihracat neredeyse dört katına çıkarak 5,6 milyar dolara ulaştı. İncelemede analistlerin, sürekli devlet desteğinin, esnek tedarik zincirlerinin ve alıcının ihtiyacına göre özelleştirme isteğinin, Türk firmalarına avantaj sağladığı değerlendirmesine yer veriliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI ise Türkiye’yi 2021-2025 döneminde dünyanın 11. büyük silah ihracatçısı olarak sıralıyor ve Sahra Altı Afrika’ya yapılan transferlerde üçüncü büyük tedarikçi konumunda gösteriyor.
Türk firmalarının Avrupa’daki konumlanması da sözleşmelerle sınırlı kalmıyor. Baykar, İtalyan savunma şirketi Leonardo ile insansız sistemler alanında ortak girişim kurdu ve İtalya’nın köklü havacılık şirketi Piaggio Aerospace’i satın aldı. Repkon, bir Alman savunma şirketiyle 155 milimetrelik topçu mühimmatı üretimi için ortak üretim anlaşması imzaladı. Bu adımlar Türk firmalarını Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecinde tedarikçi olmaktan çıkarıp yerleşik üretici konumuna taşıyor. Ortak üretim modeli, ihracat izinleri ve pazar engelleri karşısında da bir esneklik alanı yaratıyor.
Ancak erişim tarafında tablo daha karışık. Türkiye’nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin sonuç bildirisinde müttefikler kolektif üretim kapasitelerini artırma ve sanayi sektörüyle birlikte çalışma taahhüdünde bulundu. Aynı günlerde Avrupa Birliği tarafında farklı bir denklem işledi. Birliğin 150 milyar euroluk savunma finansman mekanizması SAFE, desteklenen projelerde toplam bileşen maliyetinin en az %65’inin Avrupa kaynaklı olmasını şart koşuyor. Türkiye başvurusunu zamanında yapmasına rağmen ilk dalgada yer almadı, süreç 2030’a kadar devam edecek.
Temmuz rakamı bu tablonun içinde okunduğunda daha açık bir anlam kazanıyor. Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayii üretebildiğini ve satabildiğini çoktan kanıtlamış durumda. İhracatın bileşimi parçadan platforma kaydı, sektör küresel zincirde daha üst bir konuma yerleşti. Bundan sonraki eşik ise üretim kapasitesinden çok pazar erişimi ve girdi güvenliği başlıklarında görünüyor. Aylık rekorların sürmesi bu iki başlıkta alınacak mesafeye bağlı olacak.
MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ MAKALELERİ “Taktikler bazen pazarlık sürecinin başı, bazen ortası bazen de sonunda etkilidir.”
Çip Krizi ve RAM Kıtlığında Apple Bile Sorun Yaşıyor
Apple 30 Temmuz akşamı, Haziran çeyreği sonuçlarını açıkladı ve neredeyse her kalemde rekor kırdı. Ertesi gün hissesi gün içinde %10’a yaklaşan bir düşüş yaşadı, kapanışta kayıp %7,4 seviyesinde kaldı. Gün içindeki seviye korunsaydı şirketin piyasa değerinden yaklaşık 500 milyar dolar silinecek ve dünyanın en değerli şirketi unvanı, birkaç gün önce geri alındığı Nvidia’ya dönecekti. Rekor bilanço ile sert satış arasındaki bu çelişki basit bir piyasa dalgalanması olmaktan uzak. Tedarik zinciri yönetimini uzun yıllardır ders kitaplarına konu etmiş bir şirket, istediği hacme neden ulaşamadığını anlatmak zorunda kaldı.
Rekor Bilanço, Düşen Hisse
Rakamlar tartışmasız güçlü. Apple’ın 27 Haziran’da biten çeyrekte geliri %16 artışla 109,4 milyar dolara ulaştı, hisse başına kazanç %29 artışla 2,02 dolar oldu. iPhone geliri %22 artışla 54,25 milyar dolara, Mac geliri %29 artışla 10,4 milyar dolara çıktı. Üçü de Haziran çeyreği rekoru. Yatırımcıyı rahatsız eden şey geçmiş çeyrek olmadı, önümüzdeki çeyrek için verilen tahmin oldu. Apple, Eylül çeyreği için %9 ile %11 arasında gelir büyümesi öngördü, piyasa beklentisi ise yaklaşık %12 seviyesindeydi.
Bu yavaşlamanın tamamını tedarike bağlamak yanıltıcı olur. Finans direktörü Kevan Parekh, gerilemenin 2,5 puanının kur etkisinden geldiğini açıkladı. Geri kalanı tedarik kısıtından kaynaklanıyor ve bu kısıtı beklenmedik bir yerden tarif eden isim, Eylül ayında koltuğu John Ternus’a bırakacak olan üst yönetici Tim Cook oldu. Yıllardır tedarik zinciri dehası olarak anılan Cook’a göre ortada bir tedarikçi ya da ortak sorunu yok. iPhone ile Mac şirketin kendi tahminlerini fazlasıyla aştı ve Apple kendi çiplerinin üretildiği en gelişmiş çip üretim hatlarında yeterli kapasite bulamadı. Haziran ayında yayımladığımız yazıda rekabetin asıl olarak tedarik kararlarında belirlendiğini savunmuştuk, bu bilanço o tezin sınandığı yer oldu. Yatırımcının bu bilançoda aradığı şey satış rakamı olmaktan çıkmış, Apple’ın önümüzdeki çeyrekte kaç adet üretebileceğine kaymış durumda.
Maliyet Nereden Çıkıp Nereye Gidiyor
Cook aynı görüşmede RAM’i (bellek) ayrı bir başlık olarak ele aldı. Apple, Haziran ayında Mac ve iPad fiyatlarını artırdı. Cook bunu isteksizce yaptıklarını ve sebebinin bellek maliyetlerindeki sıçrama olduğunu söyledi. RAM, yani cihazın çalışma belleği, uzun yıllar bir sistemin en ucuz parçalarından biriydi. Bugün tablo tamamen değişti. Araştırma kuruluşu Tech Insights’tan Mike Howard’ın verdiği orana göre bellek, normal şartlarda bir bilgisayarın maliyetinin %15 ile %20’sini oluştururken bu pay %30 ile %40 bandına çıktı. Bellek yıllarca bir bilgisayarın en ucuz parçasıydı, bugün maliyetin üçte birini tek başına taşıyor.
Türkiye’deki okur bu artışın bir kısmını zaten gördü. Apple Türkiye 5 Mayıs’ta iPhone 17 ailesinin fiyatlarını yaklaşık %10 artırdı, üstelik yılın ilk gününde akıllı telefonlarda vergi artışı da yürürlüğe girmişti. Yani telefon ya da bilgisayar alan bir tüketici için mesele bir tahmin olmaktan çıktı. Piyasa araştırma şirketi TrendForce’un verilerine göre standart RAM sözleşme fiyatları 2026’nın ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %93 ile %98 arasında arttı. Bu, bellek piyasasının tarihinde kayda geçen en sert çeyreklik yükseliş.
Sıra Kimde?
Fiyatın bu kadar sert yükselmesinin sebebi arzın aniden daralması olmadı. Talep tarafında yeni ve çok büyük bir alıcı grubu belirdi. Yapay zeka veri merkezi kuran şirketler, bellek üreticilerinin kapasitesini uzun vadeli tedarik anlaşmalarıyla önceden bağladı. Üreticiler de ileri üretim hatlarını bu tarafa ayırdı. Çünkü sunucu belleği tüketici belleğine göre çok daha yüksek marj bırakıyor. Geriye kalan alıcı, kalan hacmi piyasanın verdiği fiyattan almak zorunda kaldı.
Peki neden yeni kapasite kurulmuyor? Kuruluyor, ama tüketiciye ulaşmıyor. Yapay zeka çiplerinde kullanılan HBM adlı bellek türü, üreticilerin bellek üretim kapasitesinin 2027 sonunda yaklaşık %30’unu kullanacak. Buna karşılık, çıkan bellek miktarının yalnızca %13’ünü üretecek. Yani bu ürün kapasiteyi çok yiyip az bellek veriyor. Güney Koreli bellek üreticisi SK Hynix’in üst yöneticisi Kwak Noh-jung 10 Temmuz’da, 2027’nin sektör tarihinin arz açısından en kötü yılı olacağını ve talebin 2030’dan sonra bile kapasitelerini aşacağını söyledi. Bu değerlendirmeyi bir notla okumakta fayda var, çünkü Kwak bunu şirketinin Nasdaq’a açıldığı gün söyledi ve dar arz anlatısı doğrudan üreticinin fiyatlama gücüne hizmet ediyor.
Bellek üreticisi Micron da Haziran ayındaki yatırımcı sunumunda talebin sektör genelindeki arzı belirgin biçimde aştığını ve bu sıkışıklığın 2027 sonrasına sarkabileceğini belirtti. Aynı talep gücünün başka emtialarda benzer sonuçlar ürettiğini daha önce ele almıştık. Bakır ve elektrifikasyon metallerindeki yapısal açığı incelediğimiz yazıda talebi yaratan üç kalemden biri yine yapay zeka veri merkezleriydi. RAM meselesinde yaşanan şey, farklı bir malzemede farklı bir hızla tekrarlanıyor. Pazarlık gücü fiyattan sıraya kaydı ve sırada yeri olmayan alıcı, kalan hacmi piyasanın belirlediği fiyattan alıyor.
AMD Yeniden 4 GB’lık Ekran Kartına Döndü
Kıtlığın zincirin alt katmanındaki karşılığı çok daha somut oldu. AMD, giriş seviyesi yeni ekran kartı Radeon RX 9050’yi 279 dolar önerilen fiyatla duyurdu ve perakendeye çıkan sürüm 8 GB kapasiteye sahip. Ancak aynı adı taşıyan, yalnızca hazır bilgisayar üreticilerine verilen 4 GB’lık ikinci bir sürüm daha var. Piyasa dört yıldır 4 GB’lık yeni bir ekran kartı görmemişti. Kartın üzerindeki bellek, teknik adıyla GDDR, sistem RAM’inden ayrı çalışır ve kapasitenin yarıya inmesi kullanılan yonga sayısının da yarıya inmesi anlamına gelir.
Burada bir düzeltme yapmak gerekiyor. Basında kartın doğrudan RAM krizi nedeniyle çıkarıldığı yazıldı. Oysa ne AMD’nin ne de kart üreticisi ASRock’ın böyle bir açıklaması yok. AMD’nin bildirdiği tek gerekçe, kartın belirli bir sistem üreticisi ortağı için giriş seviyesi kullanıcıya uygun maliyetli bir seçenek olarak geliştirilmiş olması. Şirketin kendi kurmadığı bir nedensellik bağını bizim kurmamız doğru olmaz. Ancak zamanlamanın ve tercihin yönünün ne anlattığı ortada.
Çünkü aynı hareket telefon tarafında da yaşanıyor. Sektör raporlarına göre 16 GB RAM’li üst segment modellerin sayısı azalırken 4 GB RAM’li cihazların sayısı artıyor, orta segmentte de kapasiteler aşağı çekiliyor. Pazar araştırma şirketi Counterpoint’in analisti Yang Wang’a göre üreticiler lansmanları erteliyor, ürün gamını daraltıyor ve teknik özellikten kısıyor. Aynı fiyata daha az bellek veren bir cihaz, birkaç yıl önce raftan dönerdi. Maliyet fiyata yansıtılamadığında ürünün kendisine yansıyor ve bu artık tek bir kartın hikayesi olmaktan çıkmış, sektörün ortak refleksi haline gelmiş durumda.
Türkiye Sıranın Neresinde?
Türkiye’de bellek üretimi yok. Bunun pratik anlamı şu, tahsis masasında Türkiye adına oturan bir üretici bulunmuyor ve yerli alıcı zincire en uçtan giriyor. Türk Elektronik Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yaman Tunaoğlu, Ocak ayında yaptığı değerlendirmede küresel bellek sıkıntısının Türkiye’yi o aşamada doğrudan vurmadığını, ancak yıl içinde tüketici elektroniğinde hissedileceğini söylemişti. Tunaoğlu üretimin ağırlıklı olarak Güney Kore ve Tayvan’da yoğunlaştığına dikkat çekerek arz baskısının bir süre daha süreceğini belirtmişti. Aradan geçen aylar bu öngörüyü doğruladı.
Türkiye’ye özgü ikinci bir mekanizma daha var ve satınalma açısından asıl önemlisi bu. Sözleşme fiyatları ile raf fiyatları aynı gün hareket etmiyor. Firmaların elinde eski maliyetle alınmış stok bulunduğu için küresel artış, mağaza etiketine haftalar hatta aylar sonra yansıyor. Aynı gecikme inişte de çalışıyor, sözleşme fiyatı gerilese bile pahalı stok tükenene kadar rafta ucuzlama görünmüyor. Tüketici tarafındaki ilk tepki şimdiden ölçülebiliyor, Counterpoint verilerine göre yenilenmiş telefon pazarı bu yıl %13 büyüdü. Raftaki fiyatın gecikmesi alıcıya zaman kazandırmıyor, maliyetin nereye gittiğini göremediği bir görünürlük boşluğu yaratıyor.
Pazarlığın Konusu Değişti
Bu tablo satınalma masasında somut bir değişikliğe sebebiyet veriyor. Kapasitenin büyük bölümü uzun vadeli anlaşmalarla bağlandığı için pazarlığın konusu birim fiyat olmaktan çıkıyor. Yerine tahsis miktarı, sözleşme süresi ve teslim taahhüdü geçiyor. Tedarikçilerin verdiği teklif geçerlilik süreleri kısaldı, bu da alıcının karar verme hızını doğrudan bir maliyet kalemi haline getirdi. Onay süreci üç gün süren bir kurum, üç günde değişen bir fiyattan alım yapıyor.
Bütçe tarafında ise tahminler arasındaki fark başlı başına bir uyarı. Araştırma şirketi Gartner, bellek ve depolama maliyetlerinin 2026 sonunda ortalama bilgisayar fiyatlarını 2025’e göre %17, akıllı telefon fiyatlarını %13 yükselteceğini hesaplıyor. Teknoloji araştırma kuruluşu IDC ise en kötü senaryoda bilgisayar tarafında %8’lik bir artış öngörüyor. İki saygın kuruluşun aynı kalem için iki katından fazla farklı rakam vermesi, bütçenin tek bir sayıya kurulamayacağını gösteriyor. Bu tür bir belirsizliği yönetmek, fiyat pazarlığından farklı bir beceri seti gerektiriyor. Burada mesele tedarikçiyi ikna etmekten çıkıp, sözleşmenin kendisini tasarlamaya dönüşüyor ve bu okuma kabiliyeti kurum içinde kendiliğinden oluşmuyor. Kıtlık bir pazarlık sorunu olmaktan çıkıp sözleşme tasarımı sorununa dönüştüğünde, yalnızca fiyata bakan satınalma yaklaşımı işlevini yitiriyor.
Şartname Artık Model Adıyla Yazılmıyor
Son olarak ürün tarafında yeni bir risk doğuyor. Aynı model adı artık iki farklı donanımı karşılayabiliyor ve aradaki fark yalnızca teknik belgede görünüyor. RX 9050 örneğinde, perakende sürüm ile hazır sistem sürümü aynı ismi taşıyor, kapasite ise iki katı fark ediyor. Kurumsal bilgisayar alımı yapan bir şirket için bunun anlamı açık. Şartnamede model adı tek başına yeterli olmaktan çıktı. Bellek kapasitesi ve depolama tipi gibi kalemlerin ayrı ayrı yazılması gerekiyor.
Aksi halde aynı bütçeyle, kağıt üzerinde aynı görünen çok daha zayıf bir sistem teslim alınabilir. Üstelik bu fark teslimattan sonra ortaya çıktığında geriye dönüş imkanı kalmıyor. Asıl soru da burada duruyor. Bir teklifi değerlendiren kişinin bu ayrımı fark edebilmesi, satınalma masasında bugüne kadar aranmayan bir teknik okuryazarlık istiyor. Önümüzdeki dönemde şartnameye yazılmayan her teknik ayrıntı, tedarikçi için maliyet kısma alanı olarak kalmaya devam edecek.
SATINALMA DERGİSİ’NDEN YENİ UYGULAMA
Dergide Şirket Profilinizle Yer Alın
Kurumsal Katılımcı Profili ile şirket logonuz, kısa kurum tanıtımınız ve iletişim bilgileriniz yayımlanan haberinizle birlikte sol sütunda okuyuculara sunulsun.
Özellikle KOBİ’ler, yeni girişimler ve teknokent firmaları için önemli bir kurumsal görünürlük fırsatı sunan bu ücretsiz uygulama ile şirketinizin uzmanlığını ve kurumsal kimliğini daha geniş bir profesyonel kitleye ulaştırabilirsiniz.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Murat ERDAL
Satınalma Dergisi – Editör
Firma Profili Oluşturma
Uygulama Örneği
Kurumsal Katılımcı Profili: Sirius AI Tech
Yazı Başlığı: Lojistik Sektöründe Yapay Zekâ: Dijital Dönüşümün Yeni Yüzü
Yazı sayfasının sol bölümünde Sirius AI Tech logosu, kısa şirket bilgisi ve kurumsal profil alanı yer almaktadır.
Kurumsal Katılımcı Profilinde Neler Yer Alır?
Şirketin tam ticari unvanı
Şirket logosu
Kısa şirket tanıtımı
Faaliyet alanı
Kurumsal web sitesi
Kurumsal e-posta adresi
LinkedIn ve diğer sosyal medya bağlantıları
Başvuruyu yapan yetkilinin adı ve soyadı
Yetkilinin şirketteki görevi
Yetkilinin kurumsal e-posta adresi
Başvuruyu ileten kişinin, şirket bilgileri ile logo ve görsellerin paylaşımı konusunda gerekli kurumsal yetkiye sahip olması beklenmektedir.
BAŞVURU SONRASI:
Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.
KVKK Bilgilendirmesi
Başvuru kapsamında iletilen yetkili adı, soyadı, görevi, kurumsal e-posta adresi ve diğer iletişim bilgileri; Kurumsal Katılımcı Profilinin oluşturulması, başvurunun değerlendirilmesi ve iletişim süreçlerinin yürütülmesi amacıyla işlenecektir.
Kurumsal profilde yayımlanması istenen şirket bilgileri, logo, internet sitesi ve sosyal medya bağlantıları Satınalma Dergisi web sitesinde kamuya açık olarak paylaşılacaktır. Başvuru sahibi, ilettiği bilgi ve görselleri paylaşmaya yetkili olduğunu kabul ve beyan eder.
Yayın İlkeleri ve Kurumsal İçerik
Sektörel ve Mesleki Değer Üretimi
Sektörel bilgi paylaşımına ve mesleki gelişime katkı sağlayan içerikler değerlendirmeye alınır.
Editoryal Değerlendirme
Gönderilen tüm içerikler Satınalma Dergisi editörlüğü tarafından değerlendirilir. Editoryal açıdan uygun bulunmayan içerikler yayımlanmaz.
Reklam ve Satış Sınırı
Doğrudan ürün veya hizmet satışı amacı taşıyan; kampanya, fiyat, yoğun marka tanıtımı veya satış çağrısı içeren metinler yayımlanmaz.
Kurumsal Katılımcı Profili, ücretsiz reklam alanı olarak kullanılamaz.
Yayın Garantisi Bulunmaması
Kurumsal profil oluşturulması, gönderilen her içeriğin yayımlanacağı anlamına gelmez. Yayın kararı; okuyucu faydası, mesleki değer, özgünlük ve editoryal takvim dikkate alınarak verilir.
Özgünlük ve Kaynak Kullanımı
İçeriklerin özgün olması esastır. Kullanılan kaynaklar ve yapılan alıntılar açıkça belirtilmelidir. Telif haklarını ihlal eden içerikler değerlendirmeye alınmaz.
Editoryal Düzenleme Hakkı
Satınalma Dergisi editörlüğü; başlık, özet, anlatım ve içerik akışı üzerinde yayın standartları doğrultusunda düzenleme yapabilir. Reklam veya tanıtım niteliğindeki bölümler çıkarılabilir.
Bilgi ve Görsel Sorumluluğu
Gönderilen metin, bilgi, logo, fotoğraf ve diğer görsellerin doğruluğu ile kullanım haklarından içeriği veya başvuruyu ileten kişi ve kurum sorumludur.
Görünürlük Alanı
Kurumsal Katılımcı Profilleri, ilgili yazı ve yayın sayfalarında görüntülenir.
BAŞVURU SONRASI:
Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.
Lojistik Performansının Ölçülmesinde Uluslararası Ölçütler
Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir – Bağımsız Denetçi
GİRİŞ
Lojistik sözcüğü, Türk Dil Kurumu tarafından “kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere her türlü ürünün, hizmetin ve bilgi akışının çıkış noktasından varış noktasına kadar taşınmasının etkili ve verimli bir biçimde planlanması ve uygulanması” şeklinde tanımlanmaktadır. Oxford Advanced Learner’s Dictionary of Current English sözlüğünde ise lojistik kavramı, “herhangi bir karmaşık operasyon için gerekli malzeme, hizmet ve benzeri unsurların organizasyonu” olarak açıklanmaktadır. Her iki tanım da lojistiğin yalnızca taşıma faaliyetinden ibaret olmadığını; planlama, koordinasyon, organizasyon ve uygulama gibi çok yönlü süreçleri kapsadığını göstermektedir.
En genel ifadeyle lojistik, tedarik zinciri yönetiminin temel bileşenlerinden biri olup ürünlerin, hizmetlerin ve bunlarla ilişkili bilgi akışının başlangıç noktasından tüketim veya kullanım noktasına kadar etkin ve verimli bir şekilde hareket ettirilmesini, depolanmasını, planlanmasını, uygulanmasını ve kontrol edilmesini kapsayan bir yönetim disiplini ve işlevsel süreçtir. Lojistiğin temel amacı, ihtiyaç duyulan ürün veya hizmetin doğru miktarda, doğru nitelikte, doğru yerde, doğru zamanda ve uygun maliyetle ilgili kişiye ya da kuruma ulaştırılmasını sağlamaktır.
Bu süreç; hammaddelerin ve yardımcı malzemelerin tedarik edilmesinden üretim faaliyetlerine, stok yönetiminden depolamaya, siparişlerin işlenmesinden taşımaya ve nihai ürünün tüketiciye teslim edilmesine kadar uzanan geniş bir faaliyet alanını kapsamaktadır. Bunun yanı sıra lojistik, yalnızca ileri yönlü mal ve bilgi hareketlerini değil; ürün iadeleri, ambalajların geri toplanması, geri dönüşüm, yeniden kullanım, onarım ve geri kazanım gibi ters yöndeki akışları da içermektedir. Tersine lojistik olarak adlandırılan bu faaliyetler, özellikle çevresel sürdürülebilirliğin ve kaynak verimliliğinin önem kazandığı günümüzde lojistik yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
Dolayısıyla lojistik; taşıma, depolama, stok kontrolü, sipariş yönetimi, ambalajlama, elleçleme, dağıtım ve bilgi yönetimi gibi birbirleriyle bağlantılı çok sayıda faaliyetin bütünleşik biçimde yönetilmesini ifade etmektedir. Etkin bir lojistik yönetimi, işletmelerin maliyetlerini azaltmalarına, teslimat sürelerini kısaltmalarına, müşteri memnuniyetini artırmalarına ve rekabet avantajı elde etmelerine önemli katkılar sağlamaktadır.
Küresel ticaretin gelişmesiyle birlikte ülkelerin lojistik kapasitelerinin nesnel ve karşılaştırılabilir ölçütlerle değerlendirilmesi önem kazanmıştır. Bu amaçla oluşturulan uluslararası endeksler; altyapı kalitesi, gümrük işlemleri, lojistik hizmet yeterliliği, taşımacılık bağlantıları, teslimat süresi, dijital hazırlık ve yatırım ortamı gibi farklı unsurları dikkate almaktadır. Bu çalışmada, lojistik performansın ölçülmesinde kullanılan başlıca uluslararası ölçütler incelenerek söz konusu endekslerin kapsamları, yöntemleri ve birbirlerinden ayrılan yönleri açıklanmaktadır.
LOJİSTİK PERFORMAN ÖLÇÜTLERİ
İşletmelerin lojistik alanındaki başarı düzeylerini belirlemek amacıyla ulusal ve uluslararası ölçekte çeşitli kriterler geliştirilmiş ve bu kriterlere dayalı lojistik performans endeksleri oluşturulmuştur. İşletmeler, kurumlar ve kuruluşlar küresel ölçekte önemli bir yer tutsa da lojistik performansın uluslararası düzeyde endeksler aracılığıyla ölçülmesi, esas olarak ülkeler temelinde gerçekleştirilebilmektedir. Bu çerçevede, uluslararası düzeyde hazırlanmış ve lojistik performansın değerlendirilmesinde yaygın biçimde kabul edilen endeksler aşağıda belirtilmiştir.
2.1. Lojistik Performans Endeksi (LPI)
2.1.1. Lojistik Performans Endeksi’nin Tanımı
Lojistik Performans Endeksi (LPI), ülkeleri lojistik performanslarına göre sıralamakta ve ülkelerarası lojistik performans karşılaştırmasına olanak tanımaktadır. LPI, lojistik ile ilgili farkındalığı artırmanın yanı sıra reform alanları için önceliklerin belirlenmesine, kamu-özel sektör arasındaki iş birliklerin güçlendirilmesine ve farklı ülkelerde ticaret ve taşımacılık faaliyetlerinin teşvik edilmesine yol göstererek yardımcı olmaktadır.
Lojistik Performans Endeksi (LPI), Dünya Bankası tarafından oluşturulan ve ülkelerin lojistik alanındaki performanslarının izlenebildiği önemli kaynaklardan birisidir. Bu endeks sayesinde ülkeler uluslararası lojistik faaliyetleri açısından kendilerini diğer ülkelerle karşılaştırma imkânı bulmakta ve önlerindeki fırsat ve engelleri görmektedirler. Endeks bu açıdan 155 kadar ülkeye performanslarını geliştirmek için hangi temel alanlara yönlenmeleri gerektiği hususunda da birtakım işaretler vermektedir. LPI, ülkelerin özellikle öne çıkan aşağıdaki altı performans göstergesi açısından değerlendirmeleri ve bunların istatistikî olarak birleştirilmeleri ile elde edilmektedir. Ülkelerin tek tek bu alanlardaki durumları iyi olabilirken burada dikkat edilmesi gereken nokta LPI hesaplanırken sadece tek veya birkaç açıdan değil aşağıda sıralanan altı ana gösterge açısından bir sonuca varıldığıdır.
Lojistik performans endeksi (LPI), ilk olarak 2007 yılında Dünya Bankası tarafından oluşturulmuştur. 2010 yılında güncellenen ve genişleyen, ülkelerin lojistik performanslarını belirli kriterlere göre ölçen, puanlayan ve sıralayan bir endekstir. İlk veri 2007 yılından yayınlanır iken ikinci veri üç sene sonra yayınlanmıştır. 2010 yılından günümüze kadar da iki yılda bir yayınlanmıştır.
Dünya Bankası tarafından oluşturulan Lojistik Performans Endeksi (LPI) göstergeleri aşağıda belirtilmiştir.
Gümrükler,
Altyapı,
Uluslararası Taşımacılık,
Lojistik Hizmet Kalitesi,
Yük İzleme,
Zamanında Teslimat.
LPI metodolojisine göre yukarıda belirtilen altı kriter arasındaki ilişki aşağıdaki şekilde gösterilmiştir. Şekilde gümrük, altyapı ve lojistik hizmetlerin kalitesi kriterleri yönetimsel düzenlemeye tabi alanlar olarak değerlendirilmekte ve tedarik zincirinde sunulan hizmetler için “girdi” niteliği taşımaktadır. Öte yandan zamanında teslimat, uluslararası sevkiyat ve takip ve izleme kriterleri hizmet sunumunun performansının değerlendirilmesinde sonuçlar olarak değerlendirilmekte ve tedarik zincirinde sunulan hizmetler bütününe sağlanan girdilerin sonuçları olarak “çıktı” niteliği taşımaktadır.
Lojistik Performans Endeksi’nin başlangıçtaki amacı ülkelerin rekabet gücünü artırabilmeleri için lojistik reform programları geliştirmesine yardımcı olmak, bilgi açığını kapatmak ve süreçte karşılaşmış oldukları fırsat ve zorlukların tespit edilmesi idi. Daha sonraki yıllarda Lojistik Performans Endeksi geliştirilerek gümrük işlemlerinden gönderileri takip ve izlemedeki kabiliyet, lojistik maliyet ve alt yapı kalitesi, yurtiçi lojistik sektörünün yeterliliği, varış noktasına zamanında teslimat gibi konuları kapsayan bir analiz haline gelmiştir. Lojistik kalitesi sadece alt yapı ve işletmelerin performansı ile değil özel hizmetlerle de ilgilidir. Malı teslim etmek için harcanan maliyet ve zaman dışında tedarik zincirinin tahmini ve güvenilirliği giderek önem kazanmıştır.
2.1.2. Lojistik Performans Endeksi’nin Göstergeleri
Rapor verileri belirlenen ülkelerde lojistik işletmelerinde çalışan yaklaşık 1000 kişi ile yapılan anketler sonucunda elde edilmektedir. Ankete katılanların alt yapı kalitesi, temel hizmet performansı, izin işlemlerinin kolaylığı, maliyet, zaman ve tedarik zincirlerinin güvenilirliği konularındaki değerlendirmeleri esas alınmakta ve puanlanmaktadır. Lojistik Performans Endeksi, lojistik performansı 1’den (en kötü) 5’e (en iyi) kadar puanlama sistemidir. Ankete katılan lojistik işletmelerinin çalışanlarından ticari faaliyet yürüttükleri 7 ülke için 6 temel konuda 1 ile 5 arasında puan vermeleri istenmektedir. Verilen puanların sonucunda temel bileşenler analizi tekniğiyle 32 sorunun 6 tanesi seçilmekte ve lojistik performans puanı 6 soruya göre hesaplanmaktadır.
Lojistik Performans Endeksinin hesaplanmasında kullanılan göstergeler aşağıda belirtilmiştir:
a.Gümrükler: Ankete katılanlara “Gümrük İdaresini de içeren sınır kontrol kuruluşları tarafından yapılan gümrük kontrol işlemlerinin (işlem süreleri, işlem kolaylığı, formalitelerin öngörülebilirliği) verimlilik düzeyi nedir?” sorusu sorulmaktadır. Uluslararası ticarette gümrüklemenin alt boyutlarını ölçen bu gösterge ile gümrüklerin ve gümrükleme sürecinin verimliliğini, ihracatın ve ithalatın teslimi ve kontrolü, gümrük kontrollerinin şeffaflığı, yeterli ve zamanında bilgi verilmesinin ölçülmesi amaçlanmaktadır.
b. Altyapı: “Ticaret ve taşımacılık ile ilgili alt yapının (limanlar, demiryolları, karayolları, enformasyon teknolojileri gibi) düzeyi nedir?” sorusu ile değerlendirmeye tabi olan ülkelerin ticaret ve ulaştırma alanlarındaki alt yapı kalitesinin ölçülmesi hedeflenmiştir. Ülkelerin denizyolları, demiryolları, karayolları ve limanlarının yanı sıra depo ve depolama faaliyetlerini sağlayan firmaların altyapı koşulları incelenmektedir.
c. Uluslararası Taşımacılık: “…. ülkeye rekabetçi fiyatla sevkiyat gönderebilme kolaylığını değerlendirin?” sorusu ile gönderileri rekabetçi fiyatlar ile düzenlemenin ne kadar kolay veya zor olduğu ölçülmektedir.
d. Lojistik Hizmet Kalitesi: Ankete katılanlara “… ülkesindeki lojistik hizmetlerin yeterliliği ve kalite düzeyini (taşımacılık operatörleri, gümrük komisyoncuları gibi) değerlendirin” sorusu sorulmaktadır. Amaç, tüm taşıma modlarında depolama ve yükleme imkanları, taşıma acentelerini, gümrük idarelerini, gümrük komisyoncularını alıcı ve gönderici boyutunda ölçmektir.
e. Yük İzleme: Değerlendirmeye tabi olan ülkelerdeki lojistik sevkiyatların takip edilebilirliğinin ve sevkiyatların izlenebilirliğinin değerlendirildiği sorudur. Ankete katılanlara “Gönderdiğiniz sevkiyatların izleme ve takip edilebilirlik düzeyi nedir?” sorusu yöneltilmektedir.
f. Zamanında Teslimat: Ülkelerin Lojistik Performans Endeksi’nin belirlenmesinde bir diğer konu ise gerçekleşen lojistik operasyonların önceden belirlenen süre içinde gerçekleşip gerçekleşmediğinin ölçülmesidir. Sıralamanın belirlenmesinde “Aşağıda listelenen ülkelere sevkiyat gönderdiğinizde, bu sevkiyatların planlanan zamanda alıcıya ulaşma sıklığı nedir?” sorusu sorulmaktadır.
Ülkelerin genel performansı, altı göstergenin ortalaması alınarak hesaplanmaktadır. Kamu düzenlemeleri ve politikaları lojistik performansını etkileyen önemli faktörlerden olmasından dolayı, yukarıda belirtilen maddelerden ilk üçünü bunlara yönelik kriterlerden oluşmaktadır.
Şekil- Lojistik Performans Endeksi Girdi-Çıktı Göstergeleri
Kaynak: World Bank, The Logistics Performance Index and Its Indicators, 2014, s. 7
LPI, altyapı kalitesi, temel hizmet performansı, izin işlemlerinin kolaylığı, zaman, maliyet ve tedarik zincirlerinin güvenilirliği konularındaki değerlendirmeler dikkate alınarak puanlar belirlenmektedir. LPI, lojistik performansı 1’den (en kötü) 5’e (en iyi) kadar puanlayan çok boyutlu bir değerlendirmedir. LPI sıralamasında genellikle yüksek gelirli ülkelerin üst sıralarda, düşük gelirli ülkelerin ise alt sıralarda yer aldığı görülmektedir. Ancak, yüksek gelirli olmayıp en üst düzeyde performans gösteren veya düşük gelirli olmayıp en alt düzeyde performans gösteren istisnai örneklerde bulunmaktadır.
2.2. Yeni Gelişen Pazarlar Lojistik Endeksi
Yeni Gelişen Pazarlar Lojistik Endeksi (Agility Emerging Markets Logistics Index-AEMLI), gelişen ülkelerin lojistik sektörleri bakımından mevcut durumunu, büyüme potansiyelini ve yatırım yapılabilirliğini çok boyutlu göstergeler yardımıyla karşılaştırmalı biçimde ölçen uluslararası bir bileşik endekstir. Bu endeks, yükselen/gelişen pazar niteliğindeki ülkeleri, lojistik pazar potansiyelleri ve yatırım çekicilikleri açısından sıralamak için kullanılır. Endeks, ülkeleri yalnızca mevcut taşıma hacimleri bakımından değil; aynı zamanda ticaret yapısı, iş ortamı, altyapı ve dijital hazırlık düzeyi gibi unsurlarla birlikte değerlendirir.
Bu endeksin temel amacı, hangi gelişen pazarların lojistik faaliyetler ve yatırımlar için daha elverişli olduğunu göstermektir. Bu yönüyle endeks; lojistik firmaları, yatırımcılar, tedarik zinciri yöneticileri ve politika yapıcılar için bir karşılaştırma aracı işlevi görür. Resmi metodolojisine göre endeks, 50 gelişen pazarı değerlendirir ve bunları lojistik pazar potansiyeline göre sıralar.
Endeks güncel metodolojide aşağıda belirtilen dört ana boyuta dayanır.
Uluslararası lojistik fırsatları (International Opportunities),
İş yapma temelleri/iş ortamı (Business Fundamentals),
Dijital hazırlık (Digital Readiness).
Bu çerçevede pazar büyüklüğü ve büyüme, dış ticaret ve sınır geçişleri, altyapı kalitesi, düzenleyici yapı, fiyat istikrarı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik gibi değişkenler birlikte dikkate alınır.
Dolayısıyla Yeni Gelişen Pazarlar Lojistik Endeksi, klasik anlamda yalnızca “lojistik performansı” ölçen bir gösterge değildir. Bu endeks daha geniş biçimde bir ülkenin lojistik sektör açısından cazibesini ve gelecek potansiyelini ortaya koyar. Bu yüzden Dünya Bankası’nın Lojistik Performans Endeksi (LPI)’nden ayrılır. LPI daha çok gümrük, altyapı, sevkiyat kalitesi, takip edilebilirlik ve zamanlı teslim gibi operasyonel lojistik performans göstergelerine odaklanırken; Yeni Gelişen Pazarlar Lojistik Endeksi yatırım ortamını ve pazar potansiyelini de kapsar.
2.3. Baltık Kuru Yük Endeksi
Baltık Kuru Yük Endeksi (Baltic Dry Index-BDI), deniz yoluyla taşınan dökme kuru yüklerin navlun maliyetlerini gösteren bir endekstir. Başlıca demir cevheri, kömür, tahıl gibi paketlenmemiş hammaddelerin taşınma fiyat hareketlerini izler. Endeks, Londra merkezli Baltic Exchange tarafından yayımlanır.
Bu endeksin temel işlevi, kuru yük deniz taşımacılığı piyasasındaki arz-talep dengesini yansıtmaktır. Navlun fiyatları yükseldiğinde, genellikle gemi talebinin ve emtia taşımalarının arttığı; düştüğünde ise talebin zayıfladığı yorumlanır. Bu nedenle BDI, sadece denizcilik sektörü için değil, aynı zamanda küresel ticaret ve ekonomik aktiviteyi izlemek için de öncü göstergelerden biri kabul edilir.
Baltık Kuru Yük Endeksi, dökme kuru yük taşıyan gemilerin uluslararası hatlardaki navlun düzeylerini bileşik biçimde ölçen ve deniz taşımacılığı piyasasının anlık yönünü gösteren bir ulaştırma endeksidir. Bu yönüyle lojistik performans endekslerinden biraz farklıdır; çünkü doğrudan bir ülkenin lojistik kapasitesini değil, küresel kuru yük taşımacılığı piyasasındaki fiyat hareketlerini ölçer.
2.4. Küresel Lojistik Rehberi
Küresel Lojistik Rehberi (Global Logistics Guide-GLG), ülkelerin lojistik altyapı, bilgi ve iletişim teknolojileri, iş yapma ortamı ve lojistik açıdan öne çıkan yapısal özelliklerini birlikte dikkate alarak lojistik elverişlilik düzeylerini karşılaştırmalı biçimde değerlendiren uluslararası bir rehber/endeks niteliğindeki ölçüttür. Bu nedenle, klasik anlamda salt bir “performans endeksi” olmaktan ziyade, lojistik karar alıcılar için ülke karşılaştırma rehberi işlevi de görmektedir.
Küresel Lojistik Rehberi, esasen Inbound Logistics dergisi tarafından yayımlanan ve ülkeleri lojistik açıdan karşılaştırmalı biçimde değerlendiren bir çalışmadır. Bu rehber 2005 yılından itibaren her yıl hazırlanmakta ve ülkeleri özellikle ulaştırma altyapısı, bilgi ve iletişim teknolojileri ile iş kültürü/iş ortamı bakımından değerlendirmektedir.
Bu rehberin amacı, ülkelerin yalnızca mevcut taşıma performansını değil, aynı zamanda lojistik faaliyetler için elverişlilik düzeyini ortaya koymaktır. Bu nedenle rehber; tedarik zinciri yöneticileri, uluslararası yatırımcılar ve lojistik firmaları için, hangi ülkelerin operasyon kurma ya da tedarik zinciri genişletme açısından daha uygun olduğunu göstermeye yarayan karşılaştırmalı bir araç niteliği taşır. Inbound Logistics’in kendi açıklamalarında da rehberin, küresel tedarik zincirlerini etkileyen sorunlar, fırsatlar ve ülke bazlı lojistik koşullar hakkında genel bir görünüm sunduğu görülmektedir.
Bu rehberin metodolojisi, ülkelerin çeşitli göstergeler üzerinden puanlanmasına dayandırılır. Ulaştırma altyapısı, bilgi ve iletişim teknolojileri ve iş kültürü gibi temel ölçütlere ek olarak, ülkenin lojistik açıdan öne çıkan güçlü ya da zayıf bir yönünü temsil eden ek bir unsurda değerlendirmeye dahil edilmektedir. Bu yönüyle Küresel Lojistik Rehberi, Dünya Bankası’nın Lojistik Performans Endeksi (LPI) ile aynı şey değildir. LPI daha çok gümrük işlemleri, altyapı, sevkiyatların izlenebilirliği, lojistik yetkinlik ve zamanında teslim gibi operasyonel lojistik performans boyutlarını ölçerken; Küresel Lojistik Rehberi daha geniş bir çerçevede ülkelerin lojistik açıdan uygunluk ve çekiciliğini ele alır.
2.5. Liner Nakliye Bağlantı Endeksi
Liner Nakliye Bağlantı Endeksi, (Liner Shipping Connectivity Index-LSCI), bir ülkenin düzenli hat konteyner taşımacılığı ağlarına erişim ve entegrasyon düzeyini, liman kapasitesi, gemi bağlantıları ve servis yapısı gibi göstergeler üzerinden ölçen uluslararası bir denizcilik bağlantısallık endeksidir[1].
Bu endeks, bir ülkenin ya da ekonominin küresel düzenli hat konteyner taşımacılığı ağlarına ne ölçüde entegre olduğunu gösteren bir endekstir. Bu endeks UNCTAD tarafından geliştirilmiş ve yayımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (United Nations Conference on Trade and Development-UNCTAD)’nın tanımına göre LSCI, bir ekonominin dünya genelindeki düzenli hat deniz taşımacılığı ağları içerisindeki konumunu ölçmektedir.
Endeksin temel amacı, bir ülkenin denizyolu konteyner taşımacılığı bakımından bağlantısallık düzeyini ortaya koymaktır. Başka bir ifadeyle, bir ülkenin uluslararası hatlara ne kadar güçlü bağlandığını, kaç servisle ve kaç şirketle dünyaya açıldığını, limanlarının ne büyüklükte gemileri kabul edebildiğini ve doğrudan kaç ülkeye erişim sağlayabildiğini gösterir. Bu nedenle LSCI, dış ticaretin lojistik altyapı ayağını değerlendirmede önemli bir göstergedir.
UNCTAD’ın güncel metodolojisine göre LSCI; gemi uğrak sayısı, limanların konteyner elleçleme kapasitesi, hizmet sayısı, hizmet veren şirket sayısı, en büyük gemi boyutu ve doğrudan bağlanılan ülke sayısı gibi unsurlardan hareketle hesaplanır. 2024 yılında UNCTAD, endeks metodolojisini güncellemiş; özellikle gemi boyutunun nihai endeks içindeki etkisini yeniden düzenlemiştir. Güncel veri merkezinde endeksin aylık ve üç aylık serileri de yayımlanmaktadır.
Bu endeks, klasik lojistik performans endekslerinden farklıdır. Örneğin Dünya Bankası’nın Lojistik Performans Endeksi (LPI) gümrük, lojistik hizmet kalitesi, izlenebilirlik ve zamanında teslim gibi daha geniş lojistik süreçlere odaklanırken; LSCI özellikle konteyner hat taşımacılığındaki denizyolu bağlantısallığını ölçer. Bu bakımdan LSCI daha çok uluslararası deniz ticaretine erişim gücünü, LPI ise daha genel lojistik sistem performansını yansıtır.
SONUÇ
Lojistik performans, ülkelerin uluslararası ticaretteki rekabet gücünü, tedarik zincirlerinin etkinliğini ve yatırım çekiciliğini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir kavramdır. Bu nedenle lojistik sistemlerin değerlendirilmesinde tek bir göstergenin kullanılması yeterli değildir. Gümrük işlemleri, ulaştırma altyapısı, lojistik hizmet kalitesi, sevkiyatların izlenebilirliği, zamanında teslimat, dijital hazırlık ve uluslararası bağlantısallık gibi unsurların birlikte ele alınması gerekmektedir.
Çalışmada incelenen Lojistik Performans Endeksi, Yeni Gelişen Pazarlar Lojistik Endeksi, Baltık Kuru Yük Endeksi, Küresel Lojistik Rehberi ve Liner Nakliye Bağlantı Endeksi, lojistik faaliyetleri farklı açılardan değerlendirmektedir. Bu ölçütlerin birlikte incelenmesi, ülkelerin mevcut lojistik kapasitelerinin yanı sıra gelişme potansiyellerinin, küresel ticaret ağlarına entegrasyon düzeylerinin ve yatırım ortamlarının daha sağlıklı biçimde belirlenmesine olanak sağlamaktadır. Sonuç olarak lojistik performans endeksleri, yalnızca ülkeler arasında sıralama yapan araçlar değil; politika yapıcılar, yatırımcılar ve lojistik işletmeleri açısından güçlü ve zayıf yönleri ortaya koyan, stratejik karar süreçlerine yön veren önemli göstergelerdir.
Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
vefa.toroslu@gmail.com
KAYNAKÇA
Birol ERKAN, “Türkiye’de Lojistik Sektörü ve Rekabet Gücü”, ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi, Sayı: 1, 2014
Cüneyt ÇATUK-Kadir AYDIN-Esat ATALAY, “Uluslararası Ticarette Karayolunun Lojistik Performansına Etkisi”, Al-Farabi International Journal on Social Sciences, Cilt: 3, Sayı: 4, Aralık 2019
Elif Meryem YURDAKUL-Yusuf Ziya ŞİPAL, Lojistik Performans ve Dış Ticaret İlişkisi, Gökhan SÜMER (Editör), İktisat Alanında Seçilmiş Konular-2, Efe Akademi, İstanbul, 2021
Elif Meryem YURDAKUL-Yusuf Ziya ŞİPAL, Lojistik Performans ve Dış Ticaret İlişkisi, Gökhan SÜMER (Editör), İktisat Alanında Seçilmiş Konular-2, Efe Akademi, İstanbul, 2021
Feyza ARICA-Günay KOYUNCU, Lojistik Performansı ve Ekonomik Büyüme Arasındaki Nedensel İlişki: Panel Veri Analizi, Nazife Özge BEŞER-Süleyman UĞURLU (Editörler), İstihdam, Yatırım ve Büyüme, Eğitim Yayınevi, Konya, 2023
Osman ÇEVİK-Bayezid GÜLCAN, “Lojistik Faaliyetlerin Çevresel Sürdürülebilirliği ve Marco Polo Programı”, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Cilt: 13, Sayı: 20, 2011
Şükran KAHVECİ, “Ekonomik ve Kurumsal Faktörlerin KEİ Ülkelerinin Lojistik Performansına Etkisi”, Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, Sayı: 35, 2022
Tuğrul BAYAT-Onur KAFADAR-Betül ÇETİNER-Önder İNCE, Türkiye ve Avrupa Birliği’ne Üye Ülkelerin Lojistik Performans Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi ile Belirlenmesi, Egemen İPEK-Muhammed TURGUT (Editörler), Tedarik Zinciri ve Lojistik Yönetiminde Dijitalleşme ve Güncel Uygulamalar, Paradigma Akademi Yayınları, Çanakkale, 2024
Yusuf BAYRAKTUTAN-Mehmet ÖZBİLGİN, “Lojistik Maliyetler ve Lojistik Performans Ölçütleri”, Maliye Araştırmaları Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, 2015
Yusuf BAYRAKTUTAN-Mehmet ÖZBİLGİN, “Lojistik Maliyetler ve Lojistik Performans Ölçütleri”, Maliye Araştırmaları Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, 2015
World Bank, The Logistics Performance Index and Its Indicators, 2014
[1] Bağlantısallık endeksi, bir ülkenin küresel düzenli hat konteyner taşımacılığı ağına ne ölçüde bağlı ve entegre olduğunu sayısal olarak gösteren ölçüttür. Başka bir ifadeyle bu endeks, ülkenin dünya deniz ticareti ağındaki erişilebilirliğini ve konumunu ortaya koyar.
Ege İhracatçı Birlikleri son 1 yıllık dönemde ihracatını yüzde 3’lük artışla 19 milyar dolar seviyesine taşıdı. EİB 4 yıldır 18,5 milyar dolar seviyesine takılıp kalan ihracatında 19 milyar dolara ulaşma mutluluğu yaşıyor.
“EİB 2026 Yılı İlk Yarı Değerlendirme Toplantısı”nda konuşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkın Muhammet Öztürk, haziran ayında gerçekleştirdikleri 1 milyar 744 milyon dolarlık ihracatla 87 yıllık tarihlerinin aylık ihracat rekorunu kırdıklarını, 2026 yılının ilk yarısında küresel ekonomideki belirsizlikler, jeopolitik riskler ve yüksek maliyet baskısına rağmen ihracattaki güçlü performanslarını sürdürdüklerini vurguladı.
215 Ülke ve Gümrüklü Bölgeye İhracat Yaptık
2026’nın ilk yarısında 215 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat yapıldığını, 115 ülkeye ihracatın artırıldığını aktaran Öztürk şöyle devam etti: “Almanya, ABD ve İtalya en büyük ihraç pazarlarımız olmayı sürdürdü. Avrupa Birliği’ne ihracatın yüzde 14 artışla 4,6 milyar dolara yükselirken, toplam ihracatta AB’nin payı yüzde 49’a ulaştı.”
1 Milyar 568 Milyon TL’lik Devlet Desteğine Aracılık Ettik
Ticaret Bakanlığı’nın ihracatçılara sağladığı devlet desteklerinde aracılık görevini 2026 yılında da sürdürdükleri bilgisini veren Öztürk, “Yılın ilk yarısında 2 bin 325 firma ve iş birliği kuruluşuna toplam 1 milyar 568 milyon liralık destek ödenmesine aracılık ettik. 2025 yılının ilk yarısına göre aracılık ettiğimiz devlet destekleri tutarı yüzde 48 arttı” ifadelerini kullandı.
Yılın ikinci yarısında çalışmaların yapay zekâ, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve inovasyon başlıklarında yoğunlaşacağını dile getiren Öztürk, ihracatçıların yeni pazarlara erişimini artırmak amacıyla uluslararası fuar, ticaret heyeti ve UR-GE projelerine hız vereceklerini söyledi.
İhracatçıların rekabet gücünün korunması için destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Öztürk, döviz dönüşüm desteğinin artırılması, çalışan başına verilen istihdam desteğinin 5 bin liraya çıkarılması, reeskont kredi limitlerinin günlük 6 milyar liraya yükseltilmesi ve üretici ihracatçılara yönelik kurumlar vergisi indiriminin 2026 yılını da kapsayacak şekilde uygulanmasının sektör açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
Çift Haneli İhracat Artışını Sağlayacak Ekosistem İstiyoruz
2026 yılını 19 milyar doların üzerinde ihracatla tamamlamayı hedeflediklerini vurgulayan Öztürk, “İhracatın yeniden ekonomik büyümeye güçlü katkı sağladığı bir döneme girmek istiyoruz. Bunun için ihracatımızda çift haneli büyümeyi sağlayacak ekosistemi kurmalıyız. Üretim, yatırım ve ihracat odaklı politikalarla Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artırmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini noktaladı.
Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 1,3 Milyar Dolar İhracatla Zirvede
Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 8 yıldır ihracat şampiyonu olan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, 2026 yılının ilk yarısında 1,3 milyar dolarlık ihracat performansıyla zirvedeki yerini korudu.
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Fatih Uysal, 2026 yılının ilk yarısında yılsonu için belirledikleri 2,5 milyar dolar ihracat hedefine ulaşacak bir performans ortaya koyduklarını yüksek maliyetler, finansmana erişim ve AB’nin yeni ticaret politikalarına karşı yapısal destek çağrısı yaptı.
Alt sektörlerde farklı bir görünüm yaşandığına dikkat çeken Uysal, “Demirdışı metaller ihracatımız yüzde 20 artış gösterdi. Çelik ihracatımız ise küresel kapasite fazlası, düşük fiyat baskısı ve ticaret kısıtlamalarının etkisiyle yüzde 7 geriledi. Birlik kanalıyla 182 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Avrupa Birliği’nin en önemli pazarımız olmayı sürdürdü. Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar’da pazar çeşitlendirme çalışmalarına hız verdik” diye konuştu.
Sektörün en önemli gündem maddelerinin finansmana erişim, yüksek üretim maliyetleri ve kur-enflasyon dengesindeki bozulma olduğuna işaret eden Başkan Uysal, sözlerine şöyle devam etti: “İhracatçıların uluslararası rekabet gücünü koruyabilmesi için uygun finansman imkânlarının genişletilmesi ve maliyetleri azaltacak yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği’nin çelik ürünlerine yönelik yeni ticaret önlemleri ile 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük aşamasına geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması sektör açısından yeni bir dönemi başlattı. Birliğimizin üyelerinin yeşil dönüşüm sürecine uyumunu desteklemek amacıyla eğitim, webinar ve UR-GE projelerini hayata geçiriyoruz. Ayrıca, saatlik mahsuplaşma uygulamasının sanayicilerin güneş enerjisi yatırımlarının verimliliğini olumsuz etkiliyor. İhracatçıların yeşil dönüşüm yatırımlarını sürdürebilmeleri için aylık mahsuplaşma sistemine yeniden geçilmesi gerekiyor. Yılın ikinci yarısında küresel talepteki yavaşlama, jeopolitik gelişmeler ve maliyet baskılarının devam etmesini bekliyoruz. Teknoloji, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretime yönelik yatırımlar sektörün rekabet gücünü artıracak. Gerekli yapısal adımların atılması halinde ihracatımız yeniden güçlü bir ivme yakalayabilecek ve 3 milyar doları aşabilecek güçte.”
Egeli Tekstilciler Örme Kumaş İhracatında Türkiye Ortalamasının İki Katına Ulaştı
Türkiye’ye 2026 yılının ilk yarısında 282 milyon dolar döviz kazandıran Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği, örme kumaş ihracatında birim fiyatında Türkiye ortalamasının iki katına ulaşmanın mutluluğunu yaşıyor.
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Turan Göksan, “Bu durum, Ege Bölgesi’nin nitelikli üretim kapasitesini ve yüksek katma değerli ürünlerdeki rekabet gücünü ortaya koyuyor. Bölgedeki kumaş ihracatının konvansiyonel ürünlerden çok katma değeri yüksek olan ürünlerin payının yüksek olduğunu göstermektedir” tespitinde bulundu.
“Rekabet gücümüzü sürdürülebilir üretim, dijitalleşme ve yüksek katma değerli tekstillerle güçlendireceğiz” diye konuşan Göksan, ETHİB’in ortalama ihracat birim fiyatının 3,17 dolara yükselerek Türkiye genelindeki tüm sektörlerin ortalama birim fiyatı olan 1,57 doların yaklaşık iki katına ulaştığını söyledi.
Pamuk ihracatının ilk altı ayda 66,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini aktaran Göksan, pamuk sezonunun başlamasıyla birlikte yılın ikinci yarısında ihracatta toparlanma beklediklerini söyledi. Türkiye’nin Hindistan’ın ardından dünyanın ikinci büyük organik pamuk üreticisi olduğunu hatırlattı. Göksan, GDO’suz üretim, rejeneratif tarım uygulamaları ve sürdürülebilir üretim altyapısıyla Türkiye’nin küresel tekstil sektöründe önemli avantajlara sahip olduğunu, Ege Bölgesi’nin ise bu dönüşümün merkezinde yer aldığını dile getirdi.
UR-GE Projesi Ticaret Bakanlığı’ndan Ödül Aldı
Göksan, ihracatın geliştirilmesi amacıyla yılın ilk yarısında sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm odaklı projelere hız verdiklerini belirterek, Yaşam Döngüsü Analizi Danışmanlığı uygulamasının Ticaret Bakanlığı tarafından en iyi uygulama ödülüne layık görüldüğünü, Almanya’daki Techtextile-Texprocess Fuarı, Malezya UR-GE Yurt Dışı Pazarlama Programı ve Çin Avrasya Expo organizasyonlarıyla firmaların yeni pazarlara erişiminin desteklendiğini ifade etti.
2026 Hedefimiz 2025 İhracat Seviyesini Korumak
17 firmanın katılımıyla hayata geçirilen “Tekstil Sektöründe Dijitalleşme ve Yapay Zekâ Destekli Üretim” UR-GE Projesi’nin de sektörün dönüşümüne ivme kazandıracağını belirten Göksan, 2026 yılı hedeflerinin 2025 ihracat seviyesini korumak olduğunu vurgulayarak, teknik tekstiller, sürdürülebilir üretim, dijitalleşme ve yapay zekâ yatırımlarıyla sektörün küresel rekabet gücünü daha da artırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Başkanları sektörlerinin 2026 yılı ilk yarı performansıyla ilgili değerlendirmelerde bulundular, 2026 yılı sonu ihracat hedeflerini ortaya koydular ve ihracata sağlanması gereken desteklerle ilgili görüşlerini paylaştılar.
SATINALMA DERGİSİ’NDEN YENİ UYGULAMA
Dergide Şirket Profilinizle Yer Alın
Kurumsal Katılımcı Profili ile şirket logonuz, kısa kurum tanıtımınız ve iletişim bilgileriniz yayımlanan haberinizle birlikte sol sütunda okuyuculara sunulsun.
Özellikle KOBİ’ler, yeni girişimler ve teknokent firmaları için önemli bir kurumsal görünürlük fırsatı sunan bu ücretsiz uygulama ile şirketinizin uzmanlığını ve kurumsal kimliğini daha geniş bir profesyonel kitleye ulaştırabilirsiniz.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Murat ERDAL
Satınalma Dergisi – Editör
Firma Profili Oluşturma
Uygulama Örneği
Kurumsal Katılımcı Profili: Sirius AI Tech
Yazı Başlığı: Lojistik Sektöründe Yapay Zekâ: Dijital Dönüşümün Yeni Yüzü
Yazı sayfasının sol bölümünde Sirius AI Tech logosu, kısa şirket bilgisi ve kurumsal profil alanı yer almaktadır.
Kurumsal Katılımcı Profilinde Neler Yer Alır?
Şirketin tam ticari unvanı
Şirket logosu
Kısa şirket tanıtımı
Faaliyet alanı
Kurumsal web sitesi
Kurumsal e-posta adresi
LinkedIn ve diğer sosyal medya bağlantıları
Başvuruyu yapan yetkilinin adı ve soyadı
Yetkilinin şirketteki görevi
Yetkilinin kurumsal e-posta adresi
Başvuruyu ileten kişinin, şirket bilgileri ile logo ve görsellerin paylaşımı konusunda gerekli kurumsal yetkiye sahip olması beklenmektedir.
BAŞVURU SONRASI:
Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.
KVKK Bilgilendirmesi
Başvuru kapsamında iletilen yetkili adı, soyadı, görevi, kurumsal e-posta adresi ve diğer iletişim bilgileri; Kurumsal Katılımcı Profilinin oluşturulması, başvurunun değerlendirilmesi ve iletişim süreçlerinin yürütülmesi amacıyla işlenecektir.
Kurumsal profilde yayımlanması istenen şirket bilgileri, logo, internet sitesi ve sosyal medya bağlantıları Satınalma Dergisi web sitesinde kamuya açık olarak paylaşılacaktır. Başvuru sahibi, ilettiği bilgi ve görselleri paylaşmaya yetkili olduğunu kabul ve beyan eder.
Yayın İlkeleri ve Kurumsal İçerik
Sektörel ve Mesleki Değer Üretimi
Sektörel bilgi paylaşımına ve mesleki gelişime katkı sağlayan içerikler değerlendirmeye alınır.
Editoryal Değerlendirme
Gönderilen tüm içerikler Satınalma Dergisi editörlüğü tarafından değerlendirilir. Editoryal açıdan uygun bulunmayan içerikler yayımlanmaz.
Reklam ve Satış Sınırı
Doğrudan ürün veya hizmet satışı amacı taşıyan; kampanya, fiyat, yoğun marka tanıtımı veya satış çağrısı içeren metinler yayımlanmaz.
Kurumsal Katılımcı Profili, ücretsiz reklam alanı olarak kullanılamaz.
Yayın Garantisi Bulunmaması
Kurumsal profil oluşturulması, gönderilen her içeriğin yayımlanacağı anlamına gelmez. Yayın kararı; okuyucu faydası, mesleki değer, özgünlük ve editoryal takvim dikkate alınarak verilir.
Özgünlük ve Kaynak Kullanımı
İçeriklerin özgün olması esastır. Kullanılan kaynaklar ve yapılan alıntılar açıkça belirtilmelidir. Telif haklarını ihlal eden içerikler değerlendirmeye alınmaz.
Editoryal Düzenleme Hakkı
Satınalma Dergisi editörlüğü; başlık, özet, anlatım ve içerik akışı üzerinde yayın standartları doğrultusunda düzenleme yapabilir. Reklam veya tanıtım niteliğindeki bölümler çıkarılabilir.
Bilgi ve Görsel Sorumluluğu
Gönderilen metin, bilgi, logo, fotoğraf ve diğer görsellerin doğruluğu ile kullanım haklarından içeriği veya başvuruyu ileten kişi ve kurum sorumludur.
Görünürlük Alanı
Kurumsal Katılımcı Profilleri, ilgili yazı ve yayın sayfalarında görüntülenir.
BAŞVURU SONRASI:
Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.