NATO Zirvesi Ankara’da Toplanırken Türk Savunma Sanayisinin Görünmeyen Tedarik Zinciri

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Nato Zirvesi Ankara'da Toplanırken Türk Savunma Sanayisinin Görünmeyen Tedarik Zinciri

NATO Zirvesi Ankara’da Toplanırken Türk Savunma Sanayisinin Görünmeyen Tedarik Zinciri

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Nato Zirvesi Ankara'da Toplanırken Türk Savunma Sanayisinin Görünmeyen Tedarik ZinciriBu hafta dünyanın gözü Ankara’da olacak. 36. NATO Zirvesi 7-8 Temmuz tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplanıyor ve Türkiye, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından ittifakın liderlerini ikinci kez ağırlıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte zirve öncesinde Türkiye için ittifaktaki en güçlü ordulardan birine ve devasa bir savunma sanayii avantajına sahip bir ülke ifadesini kullandı. Zirve kapsamında düzenlenecek Savunma Sanayi Forumu ise bu tabloyu diplomasi başlığından somut sanayi başlığına taşıyor. Çünkü Türkiye’nin son yıllarda kaydettiği yükseliş, artık sadece bir askeri kapasite meselesi olmaktan çıkıp bir ekonomi ve tedarik zinciri meselesine dönüştü.

Bu yükselişin en somut nişanesi 20 Haziran’da İstanbul Tersanesi’nde yaşandı. ASFAT ana yükleniciliğinde inşa edilen Contraamiral Roman korveti Romanya Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi ve Türkiye tarihinde ilk kez bir NATO ve Avrupa Birliği üyesine savaş gemisi ihraç etti. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, törendeki konuşmasında sahada güçlü olmayanın masada kendine yer bulamadığını, hatta kendini menüde bulabildiğini söyledi. Bu söz aslında savunma sanayisini de aşan bir satınalma gerçeğine işaret ediyor. Çünkü masadaki pazarlık gücü sahadaki üretim gücüyle belirleniyor. Türk savunma sanayisinin yükselişi özünde bir tedarik zinciri başarısıdır ve bu başarının önündeki asıl sınav da yine tedarik zincirinin kendisinde saklıdır.

Rakamların Arkasındaki Sıçrama

Türkiye’nin geldiği noktayı anlamak için kendi geçmişiyle kıyaslamak gerekiyor. Savunma ve havacılık ihracatı 2002 yılında yaklaşık 248 milyon dolarken, 2013’te 1,6 milyar dolara, 2024’te ise 7,2 milyar dolara ulaştı. Anadolu Ajansı’nın derlediği verilere göre son bir yıllık dönemde, yani 2025 Haziran ile 2026 Mayıs arasında bu rakam yüzde 47 artışla 10,9 milyar dolara yükseldi. Sektörün toplam cirosu da 2002’deki 1,1 milyar dolarlık seviyeden 2023 sonunda 15,5 milyar dolara çıkarak yaklaşık on yılda üç katına ulaştı. Yerlilik oranı ise aynı dönemde yüzde 20 seviyesinden yüzde 83’e tırmandı ve Savunma Sanayii Başkanlığı 2028 için yüzde 85 hedefini koydu.

Büyüme, yalnızca ihracat kaleminde görünmüyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın TBMM’de aktardığı üzere 2002’de 56 firma ve 62 projeyle yürütülen sektör, bugün 3.500’ü aşkın firma ve 1.400’ün üzerinde projeyle çalışıyor ve ürünlerini 185 ülkeye ulaştırıyor. NATO boyutu ise özellikle çarpıcı, çünkü Anadolu Ajansı verilerine göre son bir yılda ittifak üyesi ülkelere yapılan ihracat 6,2 milyar dolarla toplam ihracatın yüzde 57’sine ulaştı ve ihracatta ilk üç sırayı NATO müttefikleri paylaştı. Katma değer tarafında ise savunma ve havacılık sanayisinin kilogram başına ihracat değeri 65 dolara çıktı. Bu rakam, Türkiye’nin genel ihracat ortalaması olan kilogram başına 1,6 doların yaklaşık kırk katıdır.

Bu tablo etkileyici olsa da yalnızca bir sonucu tarif ediyor. Kilogram başına kırk kat değer üreten ve ihracatının yarıdan fazlasını en zorlu pazarlar olan NATO ülkelerine yapan bir sektör, fiyat rekabetinin ötesine geçerek güvenilirliğiyle tercih edilen bir konuma yükselmiştir. Bu güvenilirliği mümkün kılan mekanizma, vitrindeki platformların arkasında duran tedarikçi ekosistemidir. Bir korvetin, bir insansız hava aracının ya da bir radarın ihraç edilebilir hale gelmesi, onu ayakta tutan yüzlerce firmanın ortak ürünüdür. Dolayısıyla asıl başarı hikayesi, ihracat rakamlarının altında yatan bu görünmez ağda aranmalıdır.

Bir Korveti Ayakta Tutan Görünmez Ağ

Contraamiral Roman korveti resmi açıklamalarda ASFAT ana yükleniciliğinde İstanbul Tersanesi’nde inşa edildi. Ancak aynı açıklamalar, geminin Türk savunma sanayii ekosisteminin güçlü katkılarıyla ortaya çıktığını da vurguluyor. Bir savaş gemisi tek bir şirketin başarısı olamaz, çünkü gövdesinden sevk sistemine, radarından silah entegrasyonuna kadar her bir alt sistem farklı bir tedarikçinin işidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın ifadesiyle, Türkiye bu alanda ana yüklenicilerden KOBİ’lere, araştırma kuruluşlarından üniversitelere uzanan çok katmanlı bir yapı inşa etti. Bu yapının derinliğini gösteren bir örnek, on yıl önce 27 üyeyle yola çıkan SAHA İstanbul kümesinin bugün 1.300’ü aşan üyesiyle Avrupa’nın en büyük savunma sanayii kümesi haline gelmesidir.

Ekosistemin denizcilik kanadındaki en yetkin oyuncularından biri STM. Şirketin MİLGEM programıyla başlayan yolculuğu, Ada sınıfı korvetten İstif sınıfı fırkateyne, yani 2024’te teslim edilen TCG İstanbul’a kadar uzanan milli bir tasarım ailesi ortaya çıkardı. STM bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 11 farklı tersanede, 44 gemi platformu projesi yürüttü ve Pakistan, Malezya, Ukrayna ile Portekiz donanmalarına ihracat gerçekleştirdi. Tek bir ana tasarımın farklı ülkelerin ihtiyaçlarına göre uyarlanabilmesi, tedarik zincirinin ne kadar olgunlaştığının bir göstergesidir. Müşteriye raftan bir ürün yerine göreve ve bütçeye göre şekillenen ve mühendisiğe uygun bir üretim çözümü sunma kapasitesi, Türk tersanelerinin küresel pazardaki asıl rekabet avantajını oluşturuyor.

İhracatın bir ürünü teslim etmekle bittiğini düşünmek yanıltıcıdır. Bir savaş gemisi satışı, beraberinde yedek parça tedarikini, entegre lojistik desteği, mürettebat eğitimini ve uzun yıllara yayılan idame taahhüdünü getirir. Romanya korvetinin 2026’nın ikinci yarısında yaklaşık 42 milyon avroluk bir modernizasyon aşamasına girecek olması, bu ilişkinin teslimatla kapanmadığını gösteriyor. Bir savaş gemisi ihracatı, arkasındaki tedarikçi ağının derinliği ve teslim sonrası idameyi sürdürebilme kapasitesi kadar sağlamdır. Bu da satınalma açısından şu anlama geliyor, bir platformu satmak kadar, onu on yıllar boyunca destekleyebilecek tedarik zincirini kurabilmek önemlidir.

Kopyalamaktan Tasarlamaya Uzanan Öğrenme Eğrisi

Türkiye’nin bu noktaya nasıl geldiğini en iyi anlatan kavram öğrenme eğrisidir. STM Genel Müdürü’nün geçmişi özetleyen sözleri bu eğriyi çıplak biçimde gösteriyor. Çünkü bir zamanlar Alman firmaları gemilerin tasarımını yapıp malzemesini gönderiyor, Türk tersaneleri ise yalnızca inşa ediyordu, oysa bugün hem tasarım hem malzeme tedariki Türkiye tarafından üstleniliyor. Aynı olgunlaşmanın çarpıcı bir kanıtı, STM’nin Pakistan’ın Agosta-90B sınıfı denizaltılarının modernizasyon ihalesini, o denizaltıların üreticisi olan Fransız firmasına karşı yarışarak kazanmasıdır. Yerlilik oranının yüzde 20’den yüzde 83’e çıkması, işte bu öğrenme eğrisinin sayısal karşılığıdır. Bir ülke bir sistemi önce montajlar, sonra parçalarını üretir, en sonunda da tasarlar ve bu birikim yıllar içinde katlanarak büyür.

Bu deneyimsel gözlemi akademik veriyle desteklemek de mümkün. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nden Serkan Derici’nin 2026 tarihli çalışması, Türk savunma sanayisinde tedarik zinciri yönetiminin başarısını belirleyen kritik faktörleri çok kriterli karar verme yöntemleriyle sıraladı. Bu araştırmaya göre en belirleyici faktör yeni teknoloji ve süreçlerin benimsenmesi, ardından üst yönetim bağlılığı ve devlet düzenlemeleri ile teşvikleri geliyor. Çalışan katılımı ve çalışan eğitimi de listenin üst basamaklarında yer alıyor. Aynı çalışma, savunma ürünlerinin çok sayıda girdiyle ve çok sayıda tedarikçiyle üretildiğini, bu nedenle dirençli ve esnek bir tedarik zinciri yapısının zorunlu olduğunu vurguluyor.

Türk Savunma Sanayisi Tedarikçi Odaklı

Bu faktörlerin ortak paydası ise insan ve yetkinliktir. Savunma Sanayii Başkanlığı’nın, 2024 Ağustos’unda başlattığı Milli Yetkinlik Hamlesi, sektördeki insan kaynağını tam da bu yüzden merkeze aldı, çünkü bugün yaklaşık 100 bin çalışanı ve 34’lük yaş ortalamasıyla genç bir sektörden söz ediyoruz. Ancak talep bu arzın önünde büyüyor, zira Milli Muharip Uçak KAAN’ın tek başına en az 5.000 mühendise ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor ve yapay zeka, veri bilimi ile siber güvenlik gibi alanlarda nitelikli insan giderek kritik hale geliyor. Aynı denklem ana yükleniciden alt tedarikçiye kadar tüm zincir için geçerli, çünkü bir KOBİ’nin bir alt sistemi üretebilmesi de o firmanın teknik kadrosunun derinliğine bağlı. Türkiye’nin bu alandaki asıl kazanımı ürettiği platformların kendisi değil, o platformları üretebilen mühendislik birikimidir ve bu birikimin sürdürülebilmesi nitelikli insan kaynağının derinliğine bağlıdır.

Madalyonun Öbür Yüzü: Alt Katmandaki Bağımlılık

Bu başarı hikayesinin daha az konuşulan bir yüzü de var. Kadir Has Üniversitesi’nden Serhat Güvenç’in Brookings için kaleme aldığı analiz, Türk savunma sanayisinin küresel silah ticaretinde dördüncü kademeden üçüncü kademeye yükseldiğini, hedefin ise Fransa örneğindeki gibi ikinci kademe olduğunu belirtiyor. Aynı analize göre platform seviyesindeki yüksek yerlilik oranına rağmen, alt sistem ve komponent seviyesinde dışa bağımlılık halen sürüyor. Tankların, uçakların ve gemilerin motorları ile havadan havaya füzelerin arayıcı başlıkları bu bağımlılığın tipik örnekleri olarak gösteriliyor. KAAN ve Hisar-3 gibi milli çözümlerin 2030’dan önce devreye girmesinin beklenmediği düşünülürse, bu boşluğun kısa vadede tümüyle kapanmayacağı görülüyor.

Bağımlılığın nerede yoğunlaştığını en somut biçimde gösteren gelişme, Japonya ile kurulan yeni ilişkidir. Mayıs 2026’da İstanbul’daki SAHA fuarı kapsamında ilk Japonya-Türkiye Savunma Sanayii İş birliği Günü düzenlendi ve Japonya’nın ATLA kurumu ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında bir niyet mektubu imzalandı. Asian Military Review’ın aktardığına göre Japonya’nın öne çıktığı alanlar komponent, malzeme ve haberleşme sistemleridir. Türk firmalarının bu iş birliğinden beklentisi ise tam olarak bu ileri alt sistemlere ve bileşenlere erişim sağlamaktır. Yani Türkiye insansız hava araçları gibi platformları dünyaya ihraç ederken, o platformların içindeki bazı kritik bileşenler için halen dış kaynaklara yönelebiliyor.

Satınalma açısından bu tablo son derece öğreticidir. Yüzde 83’lük yerlilik oranı büyük ölçüde platform bazlıdır, oysa asıl kırılganlık motor, sensör ve kritik komponent gibi derin katmanlarda birikmektedir. Derici’nin çalışmasının savunma ürününün çok sayıda girdiye dayandığı yönündeki tespiti de tam bu noktaya işaret etmektedir. Bir ürünün yüzeydeki yerliliği ile derinlemesine yerliliği farklı şeylerdir. Platform seviyesinde yerlilik zirveye yaklaşırken, bağımlılık tedarik zincirinin daha alt katmanlarına, yani motora, arayıcı başlığa ve kritik bileşene doğru gerilemiştir. Dolayısıyla bir sonraki aşamanın rekabeti, görünen platformların ötesinde, o platformları besleyen derin tedarik katmanlarında yaşanacaktır.

Türkiye Küresel Tedarik Zincirinde Bir Düğüm

Türkiye’nin bu yükselişi uluslararası ölçekte de tescillenmiş durumda. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün 2024 verilerine dayanan ve 2025 sonunda yayımlanan sıralamasında, dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasında rekor sayıda, yani beş Türk firması yer aldı ve bu firmaların toplam silah geliri 10,1 milyar dolara ulaştı. Listede ASELSAN 47. sırada 3,47 milyar dolarlık geliri ve yüzde 65’e varan ihracat artışıyla öne çıkıyor. Onu 65. sıradaki TUSAŞ, 73. sıradaki ve gelirinin yüzde 95’ini ihracattan sağlayan Baykar, 87. sıradaki Roketsan ve ilk kez listeye giren 93. sıradaki MKE izliyor. Aynı listedeki 100 şirketin toplam geliri ise rekor kırarak 679 milyar dolara çıktı, ki bu tablo küresel silahlanma yarışının hızını da gözler önüne seriyor.

Bu küresel yarışın gölgesinde bir tedarik zinciri kırılganlığı da yaşanıyor. Aynı SIPRI raporu, Avrupalı devlerin dahi bu sorundan muaf olmadığını gösteriyor, çünkü Airbus ve Safran 2022 öncesinde titanyum ihtiyaçlarının yarısını Rusya’dan karşılıyor ve yeni tedarikçi aramak zorunda kalıyordu. Rapor ayrıca Thales ve Rheinmetall gibi firmaların, Çin’in kritik minerallere getirdiği ihracat kısıtları nedeniyle tedarik zincirlerini yeniden yapılandırma maliyetleri konusunda uyardığını aktarıyor. Batılı üreticiler bir yandan siparişlerini büyütürken, bir yandan da girdi tedarikindeki bu belirsizliklerle boğuşuyor. İşte bu ortamda Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü yerlileşme hamlesi, bir maliyet ya da gurur meselesi olmanın ötesinde bir tedarik güvenliği kazanımına dönüşüyor. Kendi kritik bileşenini üretebilen bir ülke, küresel arz şoklarına karşı çok daha dayanıklı bir konumda bulunuyor.

Güvenlik boyutu Türkiye’ye ilginç bir ikili rol de kazandırıyor. Brookings analizine göre ABD Deniz Kuvvetleri, Çin’in donanma inşa hızına yetişebilmek için Türk tersanelerini bileşen üretiminde taşeronluk açısından değerlendirmeye başladı. Benzer şekilde bir Türk firması ABD ordusu için Teksas’ta 155 milimetrelik topçu mühimmatı üretiyor, Belçika ise yeni gemilerini Türk tersanelerinde inşa ettirme ihtimalini görüşüyor. Türkiye artık yalnızca kendi ihtiyacını gideren bir alıcı konumundan çıkıp, müttefiklerinin tedarik zincirlerinde güvenilir bir üretim düğümüne dönüşmektedir. Kendi alt sistemlerinde dışa bağımlılığı sürerken aynı anda başkalarının tedarikçisi olması, Türk savunma sanayisinin küresel ağdaki konumunu iki yönlü biçimde derinleştiriyor.

Vitrinin Arkasındaki İş

NATO Ankara Zirvesi’ne dünyanın gözü çevrilmişken, asıl mesele vitrindeki korvetlerin ve dronların parıltısının ötesinde, onların arkasındaki tedarik zincirinde saklıdır. Bir sektörü kalıcı biçimde ayakta tutan şey, ana yüklenicinin nitelikli tedarikçiyi bulma, geliştirme ve elde tutma kapasitesidir. Türk savunma sanayisinin son yirmi yıldaki sıçraması, işte bu kapasitenin sabırla inşa edilmesinin sonucudur. Bundan sonraki rekabet ise motor, sensör ve kritik komponent gibi derin katmanlarda ve bu katmanları besleyecek insan kaynağında düğümlenecektir. Satınalma penceresinden bakıldığında ders açık, bir ürünü satın almak kolaydır, ancak o ürünü var eden tedarik zincirini kurmak asıl ustalık ister.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Nato Zirvesi Ankara'da Toplanırken Türk Savunma Sanayisinin Görünmeyen Tedarik ZinciriÖnümüzdeki dönem bu tabloyu daha da belirginleştirecek. Yüzde 85’lik yerlilik hedefi, KAAN’ın 2030 ufku ve motor ile kritik bileşende süren yerlileşme çalışmaları, hepsi aynı denkleme bağlı. Zirve kapsamındaki Savunma Sanayi Forumu’nun açacağı ortak üretim ve teknoloji transferi imkanları da bu boşlukları kapatmanın bir yolu olabilir. Ancak bu ufkun tamamlanması, tedarikçi geliştirmeye ve nitelikli insan yetiştirmeye yapılacak yatırım olmadan mümkün değildir. Parlayan yıldızı kalıcı kılacak olan, bir sonraki nesil mühendis ve nitelikli tedarikçi kuşağının yetişip yetişmeyeceğidir.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Topraktan Stratejiye: Türkiye’nin Ürün Avantajı ve Yapmadıklarımız

Topraktan Stratejiye Türkiye'nin ürün Avantajı Ve Yapmadıklarımız Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Topraktan Stratejiye: Türkiye’nin Ürün Avantajı ve Yapmadıklarımız

Gülderen SOMAR, BA.MBA Stratejik Pazarlama

Topraktan Stratejiye Türkiye'nin ürün Avantajı Ve Yapmadıklarımız Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemTürkiye’nin en büyük tarımsal avantajı sadece topraklarında yetişen şey değil — arazinin de kendisidir. Daha eski toprak. Daha güçlü güneş. Daha yüksek doğal tatlılık. Daha derin bir aroma.

Bunlar romantik tanımlar değil. Bunlar piyasayı ayırt edicilerdir. Türkiye onlarca yıldır bu avantajı doğal bir nimet olarak görmüştür.

Ancak küresel pazarlarda, avantaj stratejiye dönüştüğünde değerlidir.

ABD, erken hasat, uzun depolama, uzun taşıma, tekiz görünüm için meyve yetiştiriyor. Türkiye, tam olgunluk, yüksek Brix, mineral açısından zengin, yüz yıllık tarımsal miras için meyve yetiştiriyor.

Lezzet bir lüks değildir! Lezzet bir ekonomidir!

Tarım PolitikasıTekrar satın alma, premium fiyatlandırma, marka sadakati ve küresel talebi teşvik eder. İtalya gibi ülkeler, doğal kalitelerini milyar dolarlık ulusal markaya dönüştürdü.

Türkiye de aynı ham güce sahip — ancak bu güç iletilmeli, korunmalı ve konumlandırılmalıdır. Türkiye’nin hacim açısından rekabet etmesine gerek yok. Zevkle kazanır — ve zevk, dünyanın kopyalayamayacağı tek şeydir.

Kendi ayağımızı kendimize vurmayalım. Ülkemiz İtalya’nın çok ilerisine de gidebilir. AMA!!! Hiç inanmadığımız veya aldırmadığımız “pazarlama” konusu var….

Gülderen SOMAR,

BA.MBA Stratejik Pazarlama

Ülkemizde Yaşayan Suriye Uyruklular Çalışma İzni Almak Zorunda mı?

ülkemizde Yaşayan Suriye Uyruklular çalışma İzni Almak Zorunda Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Ülkemizde Yaşayan Suriye Uyruklular Çalışma İzni Almak Zorunda mı?

Lütfi İNCİROĞLU

ülkemizde Yaşayan Suriye Uyruklular çalışma İzni Almak Zorunda Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemUluslararası İşgücü Kanuna göre, yabancıların çalışma izni olmaksızın Türkiye’de çalışmaları veya çalıştırılmaları yasaktır (m.6/2). Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 12 inci maddesine göre de Türkiye’de çalışacak yabancının çalışmaya başlamadan önce çalışma izni alması zorunludur.

Ülkemizde yabancılara çalışma izni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü tarafından verilir. Kanunlarda veya Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya uluslararası sözleşmelerde çalışma izni almadan çalışabileceği belirtilen yabancılar çalışma izni almadan çalışabilirler. Bu kapsamdaki yabancıların Türkiye’de çalışmaya başlamaları yabancı çalışmaya başlamadan en geç bir gün önce ve çalışmalarının sona ermesi bu tarihten itibaren en geç on beş gün içinde Bakanlığa bildirilir.

Çalışma izni başvuruları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğünce belirlenen çalışma izni değerlendirme kriterlerine göre değerlendirilir ve usulüne uygun olarak tamamlanan başvuruların değerlendirilmesi, bilgi ve belgelerin tam olması kaydıyla otuz gün içinde tamamlanır. Otuz günlük süre başvurunun sistem üzerinden tamamlandığı veya ek bilgi ve belge talebi olması halinde talep edilen bilgi ve belgelerin sistem üzerinden yüklendiği tarihten itibaren başlar (Yönetmelik m.21). Başvurunun olumlu değerlendirilmesi hâlinde yabancıya çalışma izni verilir. (Yönetmelik m.22). Çalışma izni başvurusunun değerlendirilmesi neticesinde; Yönetmelikte belirlenen kriterlere uygun olmayan başvurular reddedilir. (Yönetmelik m.23).  Bir işverene bağlı çalışan yabancıya verilen çalışma izni, iş veya hizmet sözleşmesinin süresini aşmamak koşuluyla, gerçek veya tüzel kişiye ya da kamu kurum veya kuruluşuna ait belirli bir işyerinde veya bunların aynı işkolundaki işyerlerinde belirli bir işte çalışmak şartıyla ilk başvuruda en çok bir yıl süreyle geçerli olmak üzere düzenlenir. (Yönetmelik m.24/3).

Yurtiçinden yapılan başvurularda yabancının, çalışma izninin başlangıç tarihinden itibaren bir ay içerisinde ilgili mevzuat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmek suretiyle çalışmaya başlaması zorunludur. (Yönetmelik m.25/1). Yurtdışından yapılan başvurularda yabancının yurda giriş tarihinden itibaren bir ay içerisinde ve her halükârda çalışma izninin başlangıç tarihinden itibaren altı ay içerisinde ilgili mevzuat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmek suretiyle çalışmaya başlaması zorunludur. (Yönetmelik m.25/2). Çalışma izin belgesinin işverene tebliğ tarihi ile çalışma izni başlangıç tarihinin farklı olması halinde çalışma izin belgesinin işverene tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bildirimler süresinde yapılmış sayılır. (Yönetmelik m.25/3).

Ayrıca, bir işverene bağlı olarak çalışma izni verilen yabancının aynı işverene ait işyerinde farklı bir görevde veya bu işverenin aynı iş kolundaki diğer şubelerinde çalışabilmesi için;

a) Değişiklik talebini içeren başvurunun işverence sistem üzerinden Bakanlığa iletilmesi,

b) Çalışılacak yeni şubenin işverenin ticaret siciline kayıtlı olması,

c) Yabancının yapacağı işin mesleki yeterlilik veya ön izin gerektirmemesi ve mevcut işiyle benzer veya uyumlu olması,

ç) Yapılacak başvurunun Genel Müdürlükçe uygun bulunması,

gerekir. (Yönetmelik m.26/1).

Aynı işverenin diğer bir ildeki şubesinde çalışmak üzere yapılacak işyeri veya görev değişikliği başvurusu uygun bulunan yabancının çalışma izni belgesi Bakanlıkça yenilenir. (Yönetmelik m.26/2).

Çalışma izni süre uzatma başvurusu, çalışma izni süresinin dolmasına altmış gün kalmasından itibaren ve her halükârda çalışma izni süresi dolmadan sistem üzerinden yapılır. (Yönetmelik m.27/1). Bir işverene bağlı çalışan yabancı adına yapılan çalışma izni süre uzatma başvurusu olumlu değerlendirilen yabancının çalışma izin süresi, aynı işverene bağlı olarak ilk süre uzatma başvurusunda en çok iki yıl, sonraki süre uzatma başvurularında ise en çok üç yıla kadar uzatılır (Yönetmelik m.27/2). Farklı bir işverene bağlı çalışmak üzere süre uzatma başvurusu yapılması halinde bu başvuru, ilk başvuru usul ve esaslarına tabi olarak değerlendirilir (Yönetmelik m.27/3).

Bir işverene bağlı olarak verilen çalışma izninde, iş kazası, hastalık, analık, zorunlu kamu hizmeti gibi ücretsiz izin verilmesini zorunlu kılan haller hariç olmak üzere işveren ve yabancının karşılıklı anlaşması suretiyle en fazla doksan gün iş veya hizmet sözleşmesinin ücretsiz izin yoluyla askıya alınması durumunda bu durumun işverence en az bir gün önceden Bakanlığa bildirilmesi halinde çalışma izni askıya alınır ve çalışma izni ücretsiz izin süresince askıda kalır. (Yönetmelik m.30/2).

Çalışma izninin askıya alınması halinde bu çalışma iznine bağlı olarak doğan;

a) Çalışma hakkı, iznin askıya alınması tarihinden itibaren,

b) İkamet hakkı, iznin askıya alınmasını takip eden on günlük sürenin tamamlanmasından itibaren, askı halinin son bulduğu tarihe kadar kullanılamaz. (Yönetmelik m.30/4).

Uluslararası İşgücü Kanunu’na göre, “Çalışma izni muafiyeti kapsamında olan yabancılar, çalışma izni muafiyeti almak kaydıyla çalışabilir” (m.13/1). Bu kapsamda, özel kanunlarda yer alan hükümler ile yabancı ile işverenin diğer kanunlardan doğan yükümlülüklerinin saklı kalması kaydıyla; bazı yabancılara çalışma izni muafiyeti tanınmıştır. Bunlardan birisi de ülkemizde geçici koruma statüsünde olup da ikametine izin verilen Suriye uyruklu kişilerdir.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91 inci maddesine göre, “Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir”. Bu yasal düzenleme ile ülkemizde yıllardır ikamet eden Suriye uyruklu kişiler geçici koruma kapsamına alınarak ikametleri sağlanmıştır. Geçici koruma kapsamında en az altı ay geçici koruma belgesi sahibi Suriye uyruklu kişileri istihdam edecek işverenlerin diğer yabancı uyruklularda olduğu gibi Bakanlıktan çalışma izni alarak çalıştırmaları gerekmektedir. Ancak geçici koruma kapsamında ikamet eden Suriye uyruklu kişilerin istihdamını kolaylaştırmak amacıyla yaklaşık 2 yıl önce Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde bir düzenleme yapılmıştır. 15.10.2024 tarihli ve 32693 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikte Suriye uyruklu kişilerden kayıt dışı çalışanların bulundukları illerdeki kolluk kuvvetleri tarafından tespiti ve kimliklerinin  İçişleri Bakanlığına bildirilmesi halinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kendisine sistem üzerinden bildirilen Suriye uyruklu kişilere çalışma izni muafiyet belgesi düzenleyerek istihdamlarının devamını sağlamayı amaçlamıştır. Çalışma izni muafiyet belgesi olan kişiler bulundukları ildeki herhangi bir işyerinde çalışabilmektedir. İşyeri değiştirmeleri halinde yeni bir muafiyet ya da çalışma belgesine de gerek bulunmamaktadır. Bunları istihdam eden işverenlere herhangi bir idari para cezası da uygulanmamaktadır. Çalışma izni muafiyet belgesi için herhangi bir harç alınmamaktadır.

Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 4 üncü maddesinin ç bendine göre, “Çalışma izni muafiyeti: Bakanlıkça resmî bir belge şeklinde düzenlenen ve geçerlilik süresi içinde yabancıya Türkiye’de çalışma izni almaksızın çalışma ve ikamet hakkı veren muafiyeti ifade etmektedir.

Dolayısıyla, 15.10.2024 tarihli ve 32693 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1 inci maddesi ile 6458 sayılı Kanunun 46 ncı ve 91 inci maddeleri kapsamındakilerden yani Suriye uyruklu kişilerden İçişleri Bakanlığınca sistem üzerinden bildirilenler, bildirimde belirtilen kapsam ve sürelerde çalışma izninden muaf tutulmuşlardır.

Diğer bir deyişle, Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 48 inci maddenin birinci fıkrasının (ş) bendi kapsamındaki (Suriye uyruklular), Yönetmeliğin 49 uncu, 50 nci ve 51 inci maddelerden istisna tutularak, bildirimde belirtilen kapsam ve sürelerde çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilmişlerdir. Bu kapsamdakiler için sadece çalışma izni muafiyet bilgi formu düzenlenecektir.

Bu durumda, İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 48 inci maddenin birinci fıkrasının (ş) bendi kapsamında değerlendirilen ve ülkemizde geçici koruma kapsamında ikamet eden Suriye uyruklu kişilerden kolluk kuvvetlerince tespit edilip te İçişleri Bakanlığınca sistem üzerinden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bildirilenler, bildirimde belirtilen kapsam ve sürelerde çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilecektir. Bununla birlikte, Suriye uyruklu olup da ülkemizde geçici koruma kapsamında ikamet eden kişilerin bir işyerinde çalışmak istedikleri taktirde, bazı meslekler hariç dilerlerse ikamet ettikleri illerdeki diledikleri işyerlerinde çalışmak için göç sistemi üzerinden şahsen başvurarak çalışma izni muafiyet talebinde de bulunabileceklerdir.

Sonuç itibariyle, ülkemizde geçici koruma statüsündeki Suriye uyruklu kişileri bir işyerinde çalıştırabilmek için kural olarak çalışma izni alınması gerekmektedir. Ancak, 15.10.2024 tarihli ve 32693 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası İşgücü Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1 inci maddesi ile Yönetmeliğin 48 inci maddenin birinci fıkrasının (ş) bendi kapsamında değerlendirilen ve ülkemizde geçici koruma statüsündeki Suriye uyruklu kişilerden çalışma izni olmadan çalışanların kolluk kuvvetleri tarafından tespit edilip de İçişleri bakanlığına bildirilenler ile  göç sistemi üzerinden şahsen başvuranlara çalışma izni muafiyeti tanınmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse, sosyal medyada paylaşıldığı gibi mevzuatta yeni bir değişiklik yoktur. 2024 yılındaki Yönetmelikte yapılan değişiklik kapsamında işverenler eskiden olduğu gibi geçici koruma statüsündeki Suriye uyruklu kişileri istihdam etmek istediklerinde, bakanlıktan çalışma izni alacaklardır. Bununla birlikte, Suriye uyruklu kişiler dilerlerse ikamet ettikleri illerdeki diledikleri işyerlerinde çalışmak için göç sistemi üzerinden şahsen başvurarak çalışma izin muafiyet talebinde de bulunabileceklerdir. Çalışma izin belgesi ile çalışma izin muafiyet belgesi arasındaki farklar şunlardır; Çalışma iznine işverenler başvurabilirken, çalışma izin muafiyet belgesine yabancı kişiler şahsen başvurabilir. Çalışma izni sadece bir işyeri için düzenlenebilirken, çalışma izin muafiyet belgesi ile yabancı işçi dilediği işyerinde aynı belge ile çalışabilir. Çalışma izni harca tabi iken, çalışma izin muafiyet belgesi harca tabi değildir.

ülkemizde Yaşayan Suriye Uyruklular çalışma İzni Almak Zorunda Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemwww.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

 

Mukaddime ve Güncel Ekonomik Çıkarımlar

Mukaddime Ve Güncel Ekonomik çıkarımlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Mukaddime ve Güncel Ekonomik Çıkarımlar

Anıl ERDOĞAN

Mimas Danışmanlık

Mukaddime Ve Güncel Ekonomik çıkarımlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSayılarla ve analitik çözümlerle aram iyi olunca seçtiğim mühendislik mesleğim, üretim, satınalma ve tedarik zinciri kökenli olduğum için de pek çok aşamada üretici faaliyetlerin nasıl değer yaratımı sağladığını gözlemlememi sağladı. Ancak yine de her zaman, kendimi edebiyata ve gündüz düşlerine daha yakın hissettim. Sait Faik, Vüs’at O. Bener ve Gabriel Garcia Marquez sanki mesai arkadaşım gibidirler.

Bu nedenle aslında bir mühendislik problemi olan içinde yaşadığımız Türkiye’de yaşanan güncel ekonomik durumu, yine edebi söylemle anlatmak için başka bir büyük ustaya başvurmak isterim:

İbn Haldun’un Mukaddime’si, bizim çok fazla üzerine eğilmemiş olduğumuz bir eser maalesef. Bu nedenle hocaların hocası Prof. Ahmet Arslan’ın (Ege Ün. Felsefe – Ünlü yazarımız İhsan Oktay Anar’ın da hocası) dediği şekilde “İnsanlar 2’ye ayrılır: İbn Haldun okuyanlar ve henüz okumayanlar” retoriği ile aktaracağım.

Başlığın Arapça olmasına takılmayın, “Önsöz” demekmiş mukaddime. İbn Haldun aslında İktisat’ın sosyal bir bilim olduğunu ve neden İngilizce’de, örneğin Harvard’da “Political Economy” olarak okutulduğunun çerçevesini taa 1377’de çizmiş.
Zaten günümüz Amerikan politikacıları Reagan, Kennedy “bir İslam düşünürü var, 600 yıl önce demiş ki…” şeklinde kendisine referans vermişler hep. Mukaddime’de diyor ki:
“Devletin başında az vergiyle çok gelir alınır. Sonunda çok vergiyle az gelir alınır.”

Başlangıçta herkes üretir, devlet az vergiyle çok gelir elde eder, çünkü orta sınıf hem üretmekte hem tüketmektedir. Sonra bir sınıf rehavete kapılır, sınıflar arası fark ölçülemez derecede artar ve çan eğrisinin ortasındaki %98’lik kesimde gelirler düşer, devlet gelirleri de haliyle düşünce vergiler artar.
Tarladaki “Bu kadar çabayla üretiyorum, neden gelirim azaldı?” der, üretmeyi bırakır. Tarlayı müteahhittlere verir, oturur emekli maaşı bekler. Üretici yeteneklerini ve yaşama amacını kaybeder. Üst sınıf ise vergiden kaçınma yollarını bulur ve adına hukuk denir.
Böylelikle orta sınıf ölür.

Mukaddime’de geçen özet de bu: “Vergiler dayanılmaz olunca, çiftçide çalışma sevgisini öldürür.”

Mukaddime Ve Güncel Ekonomik çıkarımlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemLütfen çalışma sevginizi kaybetmeyin.
İyi çalışmalar dilerim.

Anıl ERDOĞAN

Mimas Danışmanlık

Sürücü (Şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi: Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Sürücü (Şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi: Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri OlmakYük taşımacılığında alıcı uzun yıllar boyunca masanın güçlü tarafında oturdu. Fiyatı sıkıştırdı ve önüne gelen en uygun teklifi seçti. O denge sessizce tersine dönüyor. Şoför açığının nedenleri ve yönetimi üzerine daha önce yürüttüğümüz değerlendirme, krizin kökeninde aracı sürecek insanı yetiştirme ve elde tutma yetkinliğinin kurulamamasının yattığını ortaya koymuştu. Bu yazı ise aynı tablonun öbür yüzüne, yani yükü taşıtan tarafa bakıyor.

Mesele artık şoförün bulunup bulunmadığı değil, şoför kıtken sanayicinin, perakendecinin ve tedarik sorumlusunun nasıl konumlanacağıdır. Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (International Road Transport Union – IRU) Türkiye’deki açığı 2023 sonunda yaklaşık 85 bin sürücü ve toplam pozisyonların yüzde 16’sı olarak ölçtü. Aynı kurum bu açığın 2028’e doğru 200 bine ve yüzde 28 lere tırmanmasını ön görüyor. Sürücü azaldıkça pazarlık masasındaki ağırlık, yükü taşıtandan onu taşıyana kayıyor ve tedarik zincirinde kıt olan kaynak, artık taşıma kapasitesinin kendisi haline geliyor.

Görünmeyen Devir

Kapasitenin daralması ilk anda taşıyıcının sorunu gibi görünse de faturayı asıl ödeyen çoğu zaman yükü taşıtan taraf oluyor. Araç ve sürücü kıtlaştığında taşıyıcı seçici hale geliyor, elindeki kapasiteyi en iyi koşulu sunan yüke ayırıyor ve kontratla bağlandığı işi geri çevirebiliyor. Amerika Birleşik Devletleri pazarında taşıyıcıların kontratlı yükü reddetme oranı 2026 Martında yüzde 14,2’ye çıktı, bir yıl önce yüzde 8,5 düzeyindeydi ve oran yükseldikçe taşıyıcının spot piyasada daha kazançlı alternatifler bulduğu anlamına geliyor. Aynı baskı yük sahiplerini dışarıya yöneltiyor, sektör verileri firmaların üçte ikisinin, şoför kıtlığı nedeniyle en azından zaman zaman üçüncü parti lojistik (third-party logistics – 3PL) sağlayıcılara bağımlı hale geldiğini gösteriyor.

Bu tablonun en çıplak hali İngiltere’de 2021 yılında yaşandı, ülkedeki açık yaklaşık 100 bin sürücüye ulaşınca market rafları boşaldı, büyük bir perakende zinciri olan Tesco haftada 48 ton gıdanın israf olduğunu açıkladı, süpermarketler mevcut sürücüyü tutabilmek için neredeyse iki katı ücret teklif etmeye başladı ve konteyner devi Maersk gemilerini dolup taşan limana yanaştıramayıp başka rotalara yönlendirdi. Hala yalnızca en düşük teklifi arayan bir satınalma yaklaşımı, her geçen yıl biraz daha daralan bir havuz için pazarlık ettiğinin farkında bile olmayabilir.

Faturanın Görünmeyen Yüzü

Alıcının gerçek taşıma maliyeti, sözleşmede yazan navlun rakamından çok daha geniş bir tablodur. Bir önceki yazıda araçların varış noktasında günlerce beklediğine değinmiştik. Bu bekleme yalnızca taşıyıcının değil aracı kendi rampasında oyalayan yük sahibinin de cebinden çıkıyor. Amerikan Taşımacılık Araştırmaları Enstitüsü’nün (American Transportation Research Institute – ATRI) 2024 çalışmasına göre bekleme, kamyon duraklarının yaklaşık yüzde 40’ında, soğutmalı yüklerde ise yüzde 56’sında yaşanıyor ve sektöre yılda 15 milyar doların üzerinde, 135 milyon saatlik bir kayıp olarak geri dönüyor. Bu saatlerin bir kısmı bekleme ücreti olarak faturaya yansısa bile asıl bedel kaçan randevularda, bozulan teslim planlarında ve son anda devreye giren pahalı çözümlerde birikiyor. Bağlı araç verileri üzerine çalışan Geotab’ın bulgusu da bunu destekliyor. Bir şehirde aynı rotanın bir gün yirmi, ertesi gün elli dakika sürmesi gibi öngörülemezlikler filolara tampon süre biçiminde yapısal bir maliyet yüklüyor. Üstelik bu maliyet salt rota düzenlemesiyle çözülemiyor. Bu yükün görünür kılınması ve azaltılması, alıcının kendi rampasındaki süreci ölçen ve taşıyıcısının zamanına saygı gösteren bir disiplin kurmasıyla mümkün oluyor. Navlun fiyatında görünmeyen bekleme saatleri, kaçan randevular ve son dakika telaşı, çoğu zaman taşımanın kendisinden daha pahalıya mal oluyor.

Fiyatı Sabitlemek mi, Riski Paylaşmak mı

Önceden sabitlenen bir navlun fiyatı istikrar vaat eder, ama ani bir maliyet şokunda bütün farkı taşıyıcının sırtına yıkar. Bunun en taze örneği Türkiye’de görüldü, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) ile Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) 2026 Martındaki ortak açıklamalarında, İran kaynaklı jeopolitik gerilimin ardından sınır kapılarında akaryakıt fiyatlarının yüzde 36 ile 50 arasında arttığını ve navlun sözleşmeleri önceden yapıldığı için bu farkın doğrudan taşımacının üzerinde kaldığını aktardı.

Avrupa tarafında IRU’nun 2026 ilk çeyrek verileri kontrat ve spot piyasaların ayrıştığını, kontrat oranları belirgin biçimde yükselirken spot oranların hafifçe gerilediğini gösteriyor. Bu noktada endeks bazlı sözleşmeler bir orta yol gibi sunuluyor, fiyatı yakıt ve kapasite gibi değişkenlere bağlayıp piyasayla birlikte hareket ettiriyor ve şeffaflık sağlıyor. Ancak deniz taşımacılığındaki deneyim, bu modelin belirsizliği sessizce alıcının üzerine de aktarabildiğini hatırlatıyor. Dolayısıyla hacmin bir bölümünü kontratla güvenceye alıp bir bölümünü piyasaya açık tutan dengeli bir kurgu daha sağlıklı sonuç veriyor. Sözleşmenin hangi mantıkla kurulduğu, dalgalanmanın faturasını kimin üstleneceğini daha ilk imzada belirliyor.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri Olmak

Kapasitenin kıt olduğu bir ortamda yükü taşıtan firmanın elindeki en güçlü kart, fiyat pazarlığı değil, taşıyıcı için cazip bir müşteri olmaktır. Hızlı yükleme ve boşaltma, önceden belli ve uyulan randevular, dalgalanmayan istikrarlı bir hacim ve zamanında ödeme, bir taşıyıcının hangi yükü önceleyeceğini belirleyen kriterlerdir. Bu eğilim Türkiye sahasında da açıkça okunuyor. Sektör değerlendirmeleri nakliyecilerin peşin ödeme yapabilen ve daha iyi koşul sunan müşterilere daha uygun şartlarda hizmet verdiğini, aksi durumda firmaların kapasite bulmakta sıkışıklık yaşadığını ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle alıcının taşıyıcısına sunduğu çalışma koşulları, doğrudan eriştiği kapasiteye dönüşüyor. Bu da satınalmanın asıl sınavının, taşıyıcıların çalışmak için sıraya gireceği bir iş ortağı haline gelme kabiliyetini geliştirmek olduğunu gösteriyor. Kapasitenin kıt olduğu bir pazarda alıcı, taşıyıcının kapısını çalan taraf olmaktan çıkıp, taşıyıcının çalmak istediği kapıya dönüşmek zorunda.

Tek Taşıyıcıya Bağlı Kalmamak

Kapasite riskini tek bir taşıyıcıya yığmak, o taşıyıcı zorlandığında bütün operasyonu durma noktasına getirir. Bunun yerine aynı hat için birden fazla taşıyıcıyla çalışmak, kapasiteyi önceden tahmin edip rezerve etmek ve taşıyıcıyla talep beklentisini paylaşmak, dalgalı bir pazarda güvenliği artıran yapı taşlarıdır. Türkiye’de bu ihtiyaç mevsimsel olarak somutlaşmaktadır. İhracat sezonunun yoğunlaştığı ve yaz aylarında Avrupa’da sürücü eksikliğinin derinleştiği dönemlerde araç bulmak zorlaşıyor. Bu yüzden taşımayı önceden planlayıp rezervasyon yapmak, maliyet kontrolü açısından belirleyici hale geliyor.

Dijital yük eşleştirme platformları bu noktada hem daha geniş bir taşıyıcı havuzuna erişim hem de atıl kapasiteyi değerlendirme imkanı sunuyor. Türkiye’de faaliyet gösteren bir lojistik teknoloji platformunun kurucusunun aktardığı gibi pek çok firma sevkiyatını hala onlarca telefon görüşmesiyle ayarlıyor ve aracı dolduracak yükü olmadığında süreç pahalılaşıyor. Karayoluna aşırı bağımlılığın taşıdığı riski, uygun yüklerde demiryolu ve kombine taşımacılık seçeneklerini masaya yatırarak da dağıtmak mümkün. Kapasitesini önceden tasarlayan bir yapı, dalgalanma geldiğinde çok daha az hasarla yoluna devam ediyor.

Çözümün Bir Ucu da Ekosistemde

Yükü taşıtanın stratejisi, hareket halindeki bir ekosistemin içinde işliyor ve bu ekosistemde mesleğe girişi genişleten her adım, alıcının eriştiği kapasiteyi de büyütüyor. Bu açıdan kamu tarafında atılan olumlu adımlar dikkat çekici. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yeni bir Avrupa Birliği projesiyle güvenli TIR parkları kurarak özellikle kadın sürücülerin istihdamını kolaylaştırmayı hedeflediklerini ve kadın sürücü çalıştıran şirketleri destekleme kararı aldıklarını açıkladı. Dünya genelinde kadınların ağır vasıta sürücüleri içindeki payının yüzde 7’nin altında kaldığı düşünüldüğünde, bu havuzun açılması arz tarafında ciddi bir genişleme potansiyeli taşıyor. Kadınların ve gençlerin sürücü havuzuna katılması, uzun vadede taşımacının olduğu kadar ondan kapasite satın alan herkesin de lehine bir gelişme olarak okunmalı.

Sınavı Veren Satınalma

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Sürücü (şoför) Kıtlığı Pazarlık Masasını Değiştirdi Taşıyıcının Tercih Ettiği Müşteri OlmakŞoför kıtlığı bu tablonun sahnesi, sınavı veren ise tedarik ve satınalma fonksiyonunun kendisi. Beklemeyi ölçüp azaltan, sözleşmesini riski paylaşacak biçimde kuran, taşıyıcının tercih ettiği müşteriye dönüşen ve kapasitesini kriz gelmeden tasarlayan kurumlar, hem maliyetlerini hem de tedarik sürekliliğini ellerinde tutuyor. Bu kabiliyetleri bir bütün olarak kurabilen firma için sürücü açığı yönetilebilir bir değişken olarak kalıyor. Kuramayan içinse her sezon yeniden pahalanan ve uzayan bir telaşa dönüşüyor. Önceki yazıda mesele aracı sürecek insanı yönetmekti, bu yazıda mesele o insana ve onu istihdam eden taşıyıcıya doğru konumlanmayı bilmek. İki sınav da aynı yere çıkıyor, dalgalanmayı kurduğu yapıyla karşılayan kazanıyor, olayların ardından koşan ise her seferinde bedelini biraz daha ağır ödüyor.

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Filo Yönetimi, Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Diğer Eğitim Başlıklarımız:

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Varlık Barışı: 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 Üzerine

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Varlık Barışı: 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 Üzerine

Dr. YMM Arif AYLUÇTARHAN  |  Av. Ali Barış ÇABUK 

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem7582 sayılı Kanun bu ay yürürlüğe girdi. Kanunun Geçici Madde 19’u, yurt dışında ve yurt içinde beyan edilmemiş varlıkların vergi sistemine dahil edilmesine imkân tanıyan bir düzenleme getiriyor. Düzenleme ilk bakışta teknik görünüyor; ancak kapsamı, sağladığı güvenceler ve taşıdığı riskler birlikte değerlendirildiğinde önemli hukuki sonuçlar doğuruyor.

Bu yazıda düzenlemenin vergi hukuku boyutunu, varlıkların Türkiye’ye getirilme yöntemlerini, kasa ve banka mevcutlarının kayıt altına alınmasını ele alıyoruz. Bunun yanı sıra düzenlemenin açıkça kapsamadığı ve pratikte en fazla gözden kaçan riski — kara para ve terörün finansmanı mevzuatı ile Türkiye’nin FATF sürecindeki konumunu — ayrıca değerlendiriyoruz.

Düzenlemenin Genel Yapısı;

Geçici Madde 19 iki ayrı varlık grubunu kapsıyor: yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunmakla birlikte kanuni defterlere kaydedilmemiş olan aynı nitelikteki varlıklar.

Bildirim süresi 31 Temmuz 2027. Cumhurbaşkanı bu süreyi altışar aylık dilimlerle en fazla bir yıl uzatabilir. 1 Ocak 2027’den itibaren yapılan bildirimlerde vergi oranına yarım puan ekleniyor.

Düzenlemenin vergi güvencesi Madde 19/8’de somutlaşıyor: Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar için hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamıyor. Başka bir nedenle başlamış bir incelemede bulunan matrah farkının bildirilen varlıktan kaynaklandığı tespit edilmişse ve bildirilen tutar matrah farkına eşit ya da fazlaysa yine tarhiyat yapılmıyor. Güvence mekanizması bu şekilde kurgulanmış.

Vergi Oranları ve Taahhüt Sistemi;

Uygulanacak vergi oranı, varlığın ne kadar süreyle Türkiye’de tutulacağına bağlı olarak kademelendiriliyor. Vadeli hesap, Devlet İç Borçlanma Senedi, kira sertifikası veya girişim sermayesi yatırım fonunda bırakılacak varlıklar için taahhüt süresine göre oranlar şöyle:

Taahhüt Süresi                    01.01.2027 Öncesi   01.01.2027 Sonrası

5 yıl ve üzeri                                    %0                          %0,5

4 yıl                                                  %1                          %1,5

3 yıl                                                  %2                          %2,5

2 yıl                                                  %3                          %3,5

1 yıl                                                  %4                          %4,5

Taahhütsüz                                       %5                          %5,5

Beş yıl taahhüt verildiğinde vergi sıfıra düşüyor. Ödenen vergi gider yazılamıyor ve başka bir vergiden mahsup edilemiyor. Taahhütnamelerde damga vergisi alınmıyor.

Varlıkların Türkiye’ye Getirilmesi;

-Banka Transferi;

Yurt dışı varlıkların Türkiye’deki banka veya aracı kurum hesaplarına transferi, bildirimden itibaren iki ay içinde tamamlanması gereken bir zorunluluk. SWIFT transferleri hem tutarın hem menşeinin belgelenmesi açısından en güçlü ispat aracı olmaya devam ediyor. AB üyesi ülkelerdeki hesaplardan yapılan transferlerde DAC6 direktifi kapsamında kaynak ülke vergi idaresine bildirim yükümlülüğü doğabilir; bu durum her ülke için ayrıca değerlendirilmeli.

-Nakit Beyan Formu ile Fiziken Getirme;

Fiziken yurda getirilen varlıklar Gümrük İdaresi’ne beyan ediliyor; gümrük bu beyanları takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildiriyor. Nakit ve dövizde 10.000 Euro’yu aşan tutarların gümrükte beyan edilmesi zorunlu; aksi halde el koyma ve idari para cezası söz konusu olabilir.

İki yöntemi karşılaştırdığımızda; banka transferi belgeleme ve AML mevzuatı açısından daha güvenli bir yol. Büyük tutarlarda nakit taşımanın pratikte de güçlükleri var; hem gümrük sürecindeki ek yükümlülükler hem de aşağıda ele aldığımız kara para riski açısından banka kanalı tercih edilmeli.

Kasa Mevcudu ve İşletmeye Dahil Etme;

Türkiye’de bulunan ancak defterlere kaydedilmemiş varlıklar Madde 19/3 kapsamında beyan ediliyor. Bu grubun en yaygın örneği işletme kasasında fiilen bulunan ancak bilançoya yansıtılmamış nakitler.

Bilanço esasında defter tutan mükellefler bu varlıkları defterlere kaydedip pasifte özel fon hesabı açacak. Bu hesap bildirim tarihinden itibaren iki yıl süreyle işletmeden çekilemiyor; yalnızca sermayeye eklenebiliyor. İki yılın dolmasından sonra varlıklar işletmeden çekilebilir; ancak vergi matrahının ve dağıtılabilir kazancın hesabında dikkate alınmıyor.

Bilanço usulünde ticari kazancın tespiti, dönem sonu ve dönem başı öz sermayelerin karşılaştırılmasına dayanıyor. Kasada bulunmayan ancak bilançoda görünen tutarlar bu ölçümü bozuyor ve vergi incelemelerinde örtülü kazanç dağıtımı şüphesi yaratıyor. Geçici Madde 19 kapsamında yapılacak bildirim bu riski ileriye dönük olarak ortadan kaldırıyor.

Kanunun Kapsamadığı Risk: Kara Para Mevzuatı ve FATF;

Kanunun Açık Sınırı;

Geçici Madde 19/8’in son cümlesi belirleyici: “…diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez.”

Kanun yalnızca vergi incelemesi ve vergi tarhiyatına karşı güvence sağlıyor. Kara para aklamanın önlenmesi mevzuatı kapsamındaki inceleme ve işlemler bu güvencenin tamamen dışında. Bildirilen varlık vergi idaresini tatmin etse de MASAK veya savcılık soruşturması açısından herhangi bir dokunulmazlık tanınmıyor. Kanunda bu konuda açık bir düzenleme yok; boşluk bilerek bırakılmış.

Kara para aklama yani suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun aklamanın önlenmesine ilişkin 5549 sayılı Kanun, terörün finansmanı suçları, TCK kapsamındaki rüşvet ve yolsuzluk suçları, insan ve uyuşturucu ticareti ve göçmen kaçakçılığı ve başkaca kaçakçılık suçlarından elde edilen gelirler varlık barışının kapsam alanının tamamen dışında. Varlığın kaynağı bu kategorilerden herhangi biriyle ilişkiliyse, vergi beyanından bağımsız olarak masak ve savcılık soruşturması başlatılmasının önünde duran hiçbir hüküm bulunmamaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra, 18.10.2006 tarihinde 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun da yürürlüğe girmiş ve bu Kanunla 4208 sayılı Kanunun kontrollü teslimat dışında kalan tüm hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. 4208 sayılı döneminde; “Nereden Buldun Kanunu” olarak nitelendirilebilecek bir yasal düzenlemenin yürürlükte olmadığı, kaynağı açıklanamayan paranın da doğrudan bir değerlendirme ile kara para sayılmadığı,  bu nedenle kaynağı açıklanamayan paranın otomatik olarak “kara para” kapsamına alınmak suretiyle kara para aklama suçunun konusu olarak değerlendirilmediği, 4208 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde tahdidi(sınırlı) sayma suretiyle kara para aklama suçunun oluşması için gerekli olan öncül suçları sıraladığı, ancak bu suçlardan en az birisinin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetin “kara para” sayılabileceğinin anlaşıldığı, kara para aklama suçunun bir diğer sınırını da mülga 765 sayılı TCK m.296’da tanımlanan suçun işlenmesinden sonra failine yardım suçu kapsamına giren fiillerin oluşturduğu uygulamada bilinmektedir.

Sonradan yürürlüğe giren 5549 sayılı Kanunda ise “kara para” yerine, “suç gelirlerinin aklanması”, “suç geliri”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri” gibi kavramlar kullanılmış ve 5549 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2.maddesinin 1. Fıkrasının (g) bendinde suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi suçu “aklama suçu” olarak adlandırılarak, bu suçun TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu olduğu belirtilerek, 4208 sayılı Kanun döneminden farklı olarak 5549 sayılı Kanunda öncül olabilecek suçlar tek tek sayılarak değil, suçun cezasının alt sınırı esas alınmak suretiyle önce alt sınırı 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan, daha sonra 09.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi tarafından yapılan değişiklikle alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren öncül bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suç olarak tanımlanmıştır.

Bankaların Şüpheli İşlem Bildirimi;

Mali Suçları Araştırma Kurulu olarak bilinen MASAK’ın görev ve yetkilerini tanımlayan 5549 sayılı Kanunun 19. maddesi ile Koordinasyon Kurulunun görev ve yetkilerini gösteren 20. maddesi, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. maddesiyle yürürlükten kaldırılarak, yerine 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin MASAK ile ilgili 231. maddesi ve Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu ile ilgili de 232. maddesi kabul edilmiştir. Böylece; MASAK ve Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uygun olarak yeniden tanımlanmıştır.

MASAK, soruşturma aşamasında Cumhuriyet başsavcılıkları ile çalışıp, 5271 sayılı CMK m.128’de düzenlenen el koyma tedbiri, TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 3. ve 4. maddelerinde tanımlanan terörizmin finansmanı suçları ile ilgili başsavcılıklara bilgi ve rapor göndermekle görevli ve yetkili kılınmış ancak soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcılığına yardımcı olan MASAK’ın görevi ve yetkisi soruşturma aşaması ile sınırlı kalmıştır.

Bu genel açıklamamız sonrasında önemle belirtmek gerekirse Banka ve aracı kurumlar, varlık barışı kapsamında kendilerine yapılan bildirimler için MASAK’a şüpheli işlem bildirimi yapma yükümlülüğünden muaf tutulmamış. Kanun bu konuda sessiz; dolayısıyla mevcut AML mevzuatı aynen işliyor. Bu noktada varlık barışı kapsamında işlemlere başlanmadan evvel kanuni düzenlemeler ile 09.01.2008 tarih ve 26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik ve benzer yönetmeliklere dikkat edilmesinde fayda bulunmaktadır.

Uygulamada bankalar tutarın büyüklüğüne ve müşteri profiline bağlı olarak şüpheli işlem bildirimi yapabilir. Bu bildirim yapıldığında MASAK soruşturma başlatabilir; soruşturma ise vergi güvencesinden tamamen bağımsız bir hat üzerinde ilerleyecektir.

FATF Süreci ve Gri Liste Riski;

Türkiye Haziran 2024’te FATF gri listesinden çıktı. Bu uzun soluklu bir uyum sürecinin sonucuydu. Ancak çıkış, gözlemin sona erdiği anlamına gelmiyor; FATF değerlendirme döngüleri sürekli işliyor.

Kapsamlı bir varlık barışı uygulaması FATF değerlendirme kriterleri açısından dikkatle izlenen bir düzenleme türü. Temel kaygı şu: varlık barışı, suç gelirlerinin sisteme dahil edilmesinde bir araç olarak kullanılabilir mi? Madde 19/8’deki “diğer mevzuat” kaydı ve bankaların şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünün korunması kamu düzeni ve suçun önlenmesi bakımından bu kaygıya karşı bir denge kurmaya çalışıyor. Uygulamanın fiilen nasıl işlediği FATF açısından belirleyici olacak.

Uluslararası Bilgi Değişimi;

Türkiye, CRS kapsamında 100’den fazla ülkeyle otomatik finansal bilgi değişimi yapıyor. Yurt dışındaki banka hesapları artık yabancı vergi idarelerince raporlanıyor. Varlık barışına başvurmayanların bu kanallar aracılığıyla tespit edilme riski giderek artıyor. Düzenlemeye salt bir af olarak değil, ileriye dönük hukuki riski bertaraf etme fırsatı olarak bakmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Mükerrer Madde 20/D ile Birlikte Değerlendirme;

Aynı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen Mükerrer Madde 20/D, Türkiye’ye yeni yerleşen ve önceki üç yılda burada ikamet etmemiş olan kişilere yurt dışından elde ettikleri kazanç ve iratlar için 20 yıllık gelir vergisi istisnası tanıyor. 2. maddeyle ise bu istisna kapsamındaki kişilere istisna süresi içindeki veraset intikallerinde %1 veraset vergisi oranı uygulanıyor.

Uzun süredir Türkiye’de yerleşik olan tam mükellef gerçek kişiler dünya genelindeki tüm gelirlerini beyan etmek durumunda. Yurt dışından elde edilen kira, temettü veya değer artış kazancı Türkiye’de vergiye tabi; çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde mahsup yapılabiliyor.

Bu tablo yeni yerleşenler ile uzun süreli yerleşikler arasında belirgin bir vergi yükü farkı yaratıyor. Yasa koyucu bu farklılığı uluslararası vergi rekabeti ve nitelikli sermayeyi çekme politikasıyla gerekçelendiriyor. Eşitlik ilkesi açısından sorgulanabilir olmakla birlikte, nesnel ve makul bir ayrım gerekçesinin varlığı halinde Anayasa Mahkemesi içtihadı bu tür farklı muameleyi anayasaya aykırı saymıyor.

Sonuç – Son Söz;

Geçici Madde 19, vergi hukuku tekniği açısından iç tutarlı bir yapı kuruyor. Suçtan elde edilmediği sürece beyan edilen varlık için güvence sağlam; taahhüt sistemiyle vergi maliyeti sıfıra kadar indirilebiliyor.

Ancak kanunun sağladığı güvence yalnızca vergi boyutunu kapsıyor. Kara para mevzuatı, terörün finansmanı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamındaki suçlar ve gümrük kaçakçılığı bakımından hiçbir dokunulmazlık tanınmıyor. Kanun bu konuda açıkça susmuş; “diğer mevzuat” kaydıyla bu alan bilinçli olarak dışarıda bırakılmış. Kanun koyucunun bu yaklaşım, anayasal kamu barışı ve düzenini doğrudan ilgilendirmesi ve suçun önlenmesi bakımından doğru olmakla birlikte uygulamada bu ayrımın gözden kaçırılması bu yasadan faydalanmak isteyen kişiler bakımından ciddi hukuki riskler de doğurabilecektir. Bu sebeple bu kanundan faydalanmak isteyenlerin mutlaka profesyonel kişilerden (uzman vergi danışmanları ve hukukçulardan) destek almalarında fayda bulunmaktadır.

Türkiye’nin FATF gri listesinden çıkmış olması önemli; ancak bu sürecin korunması için varlık barışı uygulamasının AML/CFT çerçevesiyle çelişmemesi gerekiyor. Uygulamanın önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği hem mükellefler hem de uluslararası izleme organları açısından belirleyici olacak.

Mükelleflerin bu düzenlemeden yararlanmadan önce varlığın menşeini, tutarın büyüklüğünü ve ülke mevzuatlarını birlikte değerlendirmesi; hem vergi hem de hukuk danışmanlarıyla koordineli hareket etmesi gerekiyor.

Varlık Barışı 7582 Sayılı Kanun Geçici Madde 19 üzerine Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDr. YMM Arif AYLUÇTARHAN

Av. Ali Barış ÇABUK 

 

 

 

 

Kaynakça

  • 7582 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Resmî Gazete, 4 Haziran 2026.
  • Mülga 4208 sayılı Kara paranın Aklanmasın Önlenmesi Hakkında Kanun,
  • Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu,
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun.
  • 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu.
  • 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu.
  • 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu.
  • 7338 Sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu.
  • 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu.
  • 4458 Sayılı Gümrük Kanunu.
  • 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname,
  • 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi,
  • 09.01.2008 tarih ve 26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik
  • FATF (2024). Outcomes FATF Plenary, June 2024. Paris: FATF.
  • Öncel, Mualla; Kumrulu, Ahmet ve Çağan, Nami (2002). Vergi Hukuku. Ankara: Turhan Kitabevi.
  • Özbalcı, Yılmaz (2000). Gelir Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları. Ankara: Oluş Yayıncılık.

EĞİTİM PROGRAMI

Finansal Raporlama Perspektifiyle Kurumsal Suistimal Analizi ve Önlenmesi

1. EĞİTİMİN AMACI

Bu eğitimin amacı;

  • Suistimal kavramını muhasebe ve finansal raporlama bağlamında sistematik biçimde ele almak,
  • Finansal tablolar üzerinden suistimal sinyallerini analiz edebilme becerisi kazandırmak,
  • Muhasebe bilgi akışındaki kontrol zafiyetlerini tespit edebilme yetkinliği geliştirmek,
  • Kurumsal riskin hukuki, vergisel ve yönetsel sonuçlarını bütüncül bir çerçevede değerlendirebilmek,
  • Önleyici iç kontrol ve etik altyapının nasıl kurulacağını göstermek.

Bu eğitim teorik farkındalık değil; finansal veri üzerinden analitik düşünme pratiği kazandırmayı hedefler.

2. EĞİTİMİN İÇERİĞİ

2.1 Kavramsal Çerçeve

  • Fraud kavramı ve kapsamı
  • Fraud üçgeni (baskı – fırsat – rasyonelleştirme)
  • Suistimal türleri

2.2 Muhasebe ve Finansal Raporlama Altyapısı

  • Bilanço denklemi ve risk alanları
  • Gelir tablosu manipülasyon teknikleri
  • Muhasebe kayıt yapısı ve kontrol noktaları

2.3 Finansal Tablolarda Suistimal İzleri

  • Mizan tutarsızlıkları
  • Gider hesaplarında anormal artışlar
  • Kasa/banka hareketlerinde uyumsuzluk
  • Nakit akımı – kârlılık çelişkisi
  • Oran analizi ile risk tespiti

2.4 Vaka Analizleri

  • Mini uygulama vakaları
  • Uluslararası finansal skandalların analizi
  • RS Motor vaka çalışması üzerinden teknik değerlendirme

2.5 İç Kontrol ve Önleme Mekanizmaları

  • Görevler ayrılığı
  • Yetki ve onay sistemleri
  • İç denetim ve sürekli kontrol
  • COSO çerçevesi

2.6 Hukuki ve Vergisel Boyut

  • TCK, VUK ve TTK kapsamında sorumluluk
  • Yönetim kurulu ve üst yönetim yükümlülükleri
  • Suistimalin cezai ve mali sonuçları

3. EĞİTİM KAZANIMLARI

Eğitim sonunda katılımcılar:

Analitik Yetkinlik

  • Finansal tablolar üzerinden potansiyel suistimal sinyallerini ayırt edebilir.
  • Oran analizi ve karşılaştırmalı analiz yoluyla risk değerlendirmesi yapabilir.

Teknik Bilgi

  • Gelir ve gider manipülasyon tekniklerini tanımlar.
  • Kayıt düzeni üzerinden sistem zafiyetlerini tespit eder.
  • Nakit akımı ile kârlılık arasındaki tutarsızlıkları yorumlar.

Kontrol Perspektifi

  • İç kontrol mekanizmalarının hangi noktada kırıldığını analiz eder.
  • Görevler ayrılığı ve yetki dağılımının önemini kavrar.

Hukuki Farkındalık

  • Suistimalin cezai ve yönetsel sonuçlarını değerlendirir.
  • Yönetim sorumluluğu ile finansal raporlama arasındaki ilişkiyi açıklar.

Stratejik Bakış

  • Reaktif değil, önleyici risk yönetimi yaklaşımı geliştirir.
  • Kurumsal etik kültürünün finansal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini analiz eder.

TEKLİF ALMAK İÇİN:

arif.ayluctarhan@istanbul.edu.tr

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGenç işsizliği, Avrupa’da ve hatta dünyada son yılların en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarından biri olarak kabul görmektedir. Uzun vadede genç işsizliği, ortalama hane halkı gelirinin azalmasına ve adaletsizliklerin artmasına sebebiyet vereceğinden; bu sorun bir an evvel ciddiye alınmalı ve hızla kalıcı çözümler geliştirilerek müdahale planları yürürlüğe alınmalıdır.

Genç işsizliği için toplumların ve ülkelerin sosyal dayanışmayla mücadele etmesi gerekmektedir. Çünkü genç işsizliği sosyal dışlanma gibi ciddi başka bir sorunu da tetiklemektedir. Genç işsizliği toplumda uzun vadeli olumsuz etkilere yol açmaktadır.  Öyle ki gençlik döneminde 1 sene yaşadığı genç işsizliği yüzünden bir bireyin 40 yaşına geldiğinde yıllık gelirinin %21 oranında azalabileceği öngörülmektedir. Hatta 23 yaşından önce sadece 3 ay süreli yaşanan genç işsizliğinin ise bireyin sonraki yıllarda (28 ile 35 yaşları arasında) fazladan 2 ay işsizlik yaşamasına neden olacağı tahmin edilmektedir. Daha uzun süreli genç işsizliği ise gelecekte var olabilecek bu sorunların daha uzun vadeye yayılmasına neden olacaktır.

Gelecek nesillerin daha içinden çıkılamayan ve telafisi mümkün olmayan uzun süreli işsizlik problemlerine maruz kalması ile kişisel maliyetler artacak, ekonomide üretim ve ekonomik büyüme potansiyeli düşecek ve ekonomide önemli ölçüde bir atıl kapasite ortaya çıkacaktır. Kaynak israfı olarak kabul edilen genç işsizliği, insan kaynağının verimli kullanılmaması sonucu ekonominin güçlenememesine ve gelişmişlik seviyesinin istenilen düzeylere ulaşamamasına neden olarak; küresel ölçekte ekonomiler arasında rekabette üstünlük sağlanamamasına da sebebiyet vermektedir.

Genç işsizliği ekonomik olumsuzlukların yanı sıra düzensiz beyin göçüne de neden olmaktadır. Ülkesinde istihdam olanağı bulamayan genç nüfus istihdama daha rahat erişim sağlayabileceği yeni ülke arayışına girmektedir. Göç için ilk akla gelen ülkelerin başında ise Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler gelmektedir. Halbuki son dönemde dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz Avrupa ülkelerindeki istihdam imkanlarına da olumsuz etki etmektedir. Avrupa ülkelerinde yaşayan Avrupalı bir genç bile var olan ekonomik zorluklardan dolayı oldukça belirsiz ve kısıtlı koşullarda istihdam arayışını sürdürmektedir. Yani işgücü piyasasına girmeye çalışan Avrupalı bir genç ​​için bu dönem oldukça zor bir dönemdir.

Avrupa’da gençlerin iş bulma çabaları sonuçsuz kalmakta ve gençlerin karşılaştığı sorunlar gençlerde hem fiziksel hem de psikolojik açıdan birçok sağlık probleminin baş göstermesine neden olmaktadır. Üstelik gençlerdeki bu sağlık sorunları genç işsizliğin süresinin uzaması ile beraber orantısız bir şekilde artmaktadır. Genç işsizliği hem işsiz olan hem de işsiz kalmaktan korkan gençlerde mutsuzluğa neden olmaktadır. Gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alan Avrupa ülkelerinde dahi güvencesizliğinin yüksek olduğu böylesi bir dönemde ve gençlerde var olan yüksek düzeyde stres ve mutsuzluğun gençlerde hem zihinsel hem de fiziksel sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır.

Genç işsizliğinin beraberinde getirdiği mutsuzluk ve stres sadece toplum için değil, bireyler için de son derece maliyetlidir. Dahası, bu tür psikolojik etkilerin uzun vadeli daha trajik sonuçları olması da muhtemeldir. Gençler dışlanma ile suça daha yatkın olabilmektedir.  Özetle, işsizlik gençler ve hatta toplumun tüm bireyleri için kötüdür. Ancak, işsizlik özelinde genç genç işsizliğinin olumsuz sonuçlarının büyük ölçüde işsizliğin kendisinden ziyade uzun vadeli işsizlikle ilişkili olması durumu başlı başına bir sorundur.

Avrupa’da Genç İşsizliğinde Son Durum Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSon yıllarda, işsizlik özelinde genç işsizliğinin genel işsizlikten daha endişe verici bir sorun olduğu bilim insanları tarafından daha fazla kabul görmektedir. Dolayısıyla bu temel sorunun olabilecek en kısa sürede çözümüne yönelik adımların atılması ve eylem planlarının uygulamaya dökülmesi gelişmekte olan ya da gelişmiş hemen hemen her ülke için hayati önem  arz etmektedir.

Doç. Dr. Duygu HIDIROĞLU

TETZ 2026’da Yapay Zekâ Çağında Etik Değerler ve Eğitim Diplomasisi Masaya Yatırıldı

Tetz 2026da Yapay Zekâ Caginda Etik Degerler Ve Egitim Diplomasisi Masaya Yatirildi (1)

Millî Eğitim Bakanlığı himayesinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde panellerle devam etti. “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı oturumda; UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen, yapay zekâ çağında küresel dijital uçurumu kapatmanın, etik sınırları çizmenin ve eğitimde “karakter ile bilgelik” yetiştirmenin yollarını kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı.

Millî Eğitim Bakanlığı himayelerinde bu yıl yedincisi gerçekleştirilen Türkiye Eğitim Teknolojileri Zirvesi ve Fuarı (TETZ 2026), ikinci gününde dünya çapında isimlerin katıldığı önemli panellerle devam ediyor.

Küresel dönüşümü “Devletler”, “Kurumlar” ve “Şirketler” olmak üzere üç farklı perspektiften ele alan TETZ 2026 kapsamında, günün ikinci büyük oturumu olan “Dijital Çağda Barış, Güven ve İş Birliği: Kurumlar Perspektifi” başlıklı panel gerçekleştirildi. Sektörel standartları ve küresel iş birliklerini şekillendiren uluslararası kurumların temsil edildiği panelde; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova ile Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen konuşmacı olarak yer aldı. 

Irina Bokova (1)
UNESCO Eski Genel Direktörü Irina Bokova

Irina Bokova: “Hala 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların çoğunluğu kadın”

Konuşmasına sosyal kapsayıcılık, ekonomi, refah ve barış temalı bu zirveye davet edilmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek başlayan UNESCO Eski Genel Direktörü ve Küresel Eğitim Diplomasisi Lideri Irina Bokova, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki UNESCO’nun, dünyada “herkes için eğitim” kavramını öne süren kurum olduğunu hatırlattı.

Eşitlik arayışında eğitimde kalitenin ve yaşam boyu öğrenimin kritik bir rol oynadığını vurgulayan Bokova, yapay zekânın eğitim dahil olmak üzere nasıl etik bir şekilde kullanılabileceği konusunun, teknolojinin kamunun yararına hizmet etmesi gereken kesişim noktasında durduğunu belirtti.

“Yapay zekada da ilaç sektöründeki gibi denetim süreci olmalı”

Yapay zekânın olumsuz durumlar için ikna edilebilmesi, ahlak ve değerler konusunda açık kapılar barındırması ve bazen insanlara zarar vermeye teşvik edebilmesi gibi risklerin kontrol edilip edilemeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Bokova, şu açıklamada bulundu:

“Örneğin ilaç sektöründe çok büyük bilimsel araştırmalar var ama bugün sahip olduğunuz ilaçlar ve tıbbi cihazlar ciddi testlerden geçiyor ve bir onaylama süreci oluyor. Bence benzer bir onaylama ve denetim süreci yapay zekâ için de geçerli olmalı. Yapay zekâyı durdurmadan ama çok net kurallarla bunun takip edilmesi gerekiyor. İnsan haklarıyla ilgili kaygılar da var ve ben inanıyorum ki bu işin temelinde mutlak surette etik olmalı.”

Dünyada daha önce yaklaşık 4 milyar kişinin internete erişimi olmadığını, UNESCO bünyesinde kurulan Geniş Bant Komisyonu sayesinde insanlara dijital araçlara erişim imkânı sunulduğunu belirten Bokova, şunları kaydetti:

“Bakın bugün dünyada hâlâ 2,3 milyar insan internete erişemiyor ve bunların büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Kovid-19 döneminde okullar kapanınca her şeyin online yapılabileceğini düşündük ama maalesef öyle olmadı. Öğretmenler bu dijital araç gereçleri kullanmak için eğitimli değildi ve geniş bant internet kullanımında eşitsizlikler vardı. Bugünü düşündüğümüzde yapay zekayla ilgili karşımızda duran en büyük görev, küresel ve adil bir alan yaratmaktır. Bu konuyla ilgili öğretmenlere içerik ve gerekli imkanlar verilmeli. Sadece çocuklara tablet dağıtarak iş bitmiyor. Mevcut programların dili yerel kültürlere uymuyor, bu yüzden yazılımların dili yerel kültüre adapte edilmeli ve daha fazla açık kaynak sunulmalı. Çocukların bunlara doğrudan erişmesi gerekiyor. Birçok alanda büyük bir sıçrama yapmak için fırsatımız var ama bunun için doğru yaklaşımı seçmeliyiz. Ancak o zaman doğru potansiyeli ortaya koyabiliriz.”

Uluslararası kurumsal düzeydeki dijital ayrımı kapatmak için paydaşların birlikte nasıl çalışabileceğine değinen Bokova; akademisyenlerin, uzmanların, liderlerin, özel sektörün ve kamunun hepsinin bu sürece dahil olduğu bir ekosistem kurulması gerektiğini kaydetti. Sürdürülebilir bir gelecek için çevre bilincinin önemine de değinen Irına Bokova, sorulan soru üzerine Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği Sıfır Atık Vakfı çalışmalarını çok kıymetli olduğunu belirterek, doğayla kurulan bu dengede eğitimin de kurucu bir rol üstlendiğini vurguladı.

José María Figueres Olsen: “Pusulamız doğru değilse yapay zekânın yıkıcı ve tahrip edici etkileri olur”

José María Figueres Olsen (1)
Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen

Kosta Rika Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Dünya Ekonomik Forumu CEO’su José María Figueres Olsen ise konuşmasına TETZ gibi bir zirveyi gerçekleştirmek için insanlık tarihini şekillendiren İstanbul’dan daha iyi bir yer olamayacağını belirterek, eğitimin insanları birleştiren bir köprü olduğunu vurguladı.

Yapay zekânın genellikle sadece teknolojik bir devrim olarak adlandırıldığını ifade eden Olsen, bu durumun sıradan bir teknoloji hamlesinden çok daha büyük, “medeniyetler bağlamında” bir devrim olduğunu söyledi.

Makinelerin giderek daha akıllı hale geldiğini ve gelmeye de devam edeceğini belirten Olsen, bu durumun insanlığa “akıllı olmanın ne demek olduğunu yeniden tanımlama” fırsatı verdiğine dikkati çekti.

“Bu yüzyılda yetkinlik değil artık karakter ödüllendirilmeli”

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca eğitim ve iş dünyasında hep teknik “yetkinliğin” ödüllendirildiğine dikkat çeken Olsen, içinde bulunduğumuz yapay zekâ çağında ise yetkinlikten ziyade “karakterin” ödüllendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Dünyanın her yerinde çatışmaların yaşandığı zorlu bir dönemden geçildiğini, demokratik kurumlara duyulan güvensizliğin ve yıkıcı değişimlerin etkilerinin hissedildiğini belirten Olsen, şu ifadeleri kullandı:

“Değerler bu çağda çok önemli. Çünkü eğer bizim ahlaki pusulamız doğru değilse ve yapay zekâyı doğru yönlendiremezsek, teknolojinin çok ciddi yıkıcı ve tahrip edici etkileri olabilir; toplumdaki güvensizliği daha da artırabilir. Etik ve ahlaki değerler konusuna baktığımızda yapay zekâ çok kritik bir eşikte duruyor ancak bazen bu kısmı gözden kaçırabiliyoruz. Çünkü teknoloji bu insani hususları kendi kendine çözmüyor. Ben şahsen yapay zekâ teknolojisine hayranım; bize sağladığı ilave kabiliyetler ve katkılar tartışılmaz ancak bir yandan da etik konuları ıskalamamalıyız. Yapay zekâ bir araçtır, iyi ya da kötü amaçla kullanılabilir, istendiğinde kötü şeyler de yapabilir. İşte tam da bu yüzden öğretmenlerin rolü günümüzde çok daha önemli hale geldi. Çocuklara etik değerlerin öğretilmesinde öğretmenler her zaman önemli olacak.”

Yapay zekânın bir medeniyet devrimi olurken aynı zamanda dijital ayrımı ve eşitsizliği artırıp artırmayacağına yönelik soru üzerine yakın tarihte Afrika’daki cep telefonun yaygınlaşması ve güneş enerjisinden faydalanılması gibi iki büyük örnek veren Olsen, geçmişteki devrimlerin de ilk başta kötülük getireceğinin ve uçurumları artıracağının düşünüldüğünü ancak aksine insanları bir araya getirdiğini belirtti.

José María Figueres Olsen, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Yapay zekâ neredeyse her şeyi yapabilir ve yapmaya devam edecek ancak muhakeme, etik ve liderlik alanında asla usta olamayacaklar. Yapay zekânın geleceği ve yönetimi sadece hükümetlerin eline bırakılacak bir konu değildir. Tüm insanlığın ve toplumun bu yeni toplum sözleşmesine aktif olarak katkı sağlaması gerekmektedir.”

Fuar stantları ve interaktif alanlar ziyaretçilerini bekliyor

Zirveyle eş zamanlı düzenlenen fuarda ise teknolojiyle ilişkili çok sayıda şirket stant açtı.  Girişimcilik oturumları ve deneyim alanlarıyla katılımcılara etkileşimli bir ortam sağlanıyor. Fuar alanının temel hedeflerinden biri, yerli ve millî eğitim teknolojisi şirketlerini uluslararası platformlarla buluşturmak ve girişimlerin küresel pazara açılımını desteklemek olarak belirlendi.

Ziyaretçilere çok sayıda oturum, workshop ve sürpriz etkinliklerle eşsiz bir deneyim sunan TETZ 2026 kapsamında, interaktif alanlar da sektöre yön verecek. Etkinlik süresince “Açık Sahne, Çocuk Dijital Deneyim Alanı, İnteraktif Öğrenme Sınıfı ve Kuluçka Merkezi” gibi özel alanlar, 28 Haziran’a kadar teknoloji ve eğitim meraklılarının ziyaretine açık olacak.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde hayata geçen TETZ 2026, yapay zekayı merkezine alan uluslararası bir eğitim teknolojileri etkinliği olarak Türkiye’nin bu alandaki kararlılığını ve küresel vizyonunu güçlü biçimde yansıtmayı hedefliyor.

Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi İş Birliğiyle Genç Kadınlar Geleceğe Güçlü Adım Atıyor

Gelecek Atölyesi 1

Dünyanın önde gelen toplu ulaşım aracı üreticilerinden Karsan, sosyal sorumluluk alanında da güçlü projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi ve Borçelik Teknik Akademi  ortaklığında yürütülen Gelecek Atölyesi projesi, ilk mezunlarını verdi. Şubat 2026’da başlayan ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüşen proje, genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefliyor. Aynı zamanda eğitimden çalışma hayatına geçiş süreçlerini destekleyene proje, teknik mesleklerde kadınların daha görünür olmalarını ve eşit fırsatlara dayalı istihdam olanaklarına erişimlerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Proje ile öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçladıklarını söyleyen Karsan CEO’su Okan Baş, “Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modeller yetiştirilerek sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

“Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” olma vizyonuyla dünyada toplu taşımanın dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, bir yandan da sosyal hayatı ve eğitimi desteklemeye devam ediyor. Bu kapsamda Karsan’ın proje ortağı olduğu Bursa’da mesleki ve teknik eğitim alan kız öğrencilerin iş hayatına hazırlanmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Gelecek Atölyesi” projesi, ilk mezunlarını verdi. Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrenciler için 5 Haziran 2026 tarihinde Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde mezuniyet töreni düzenlendi.

Kapsamlı bir farkındalık programına dönüştü!

5 Haziran’da gerçekleştirilen mezuniyet töreni yalnızca proje katılımcılarıyla sınırlı kalmadı; okulun tüm öğrencilerine açık olarak düzenlenen etkinlik, çalışma hayatı, sendikal haklar ve kadınların sanayideki rolüne ilişkin önemli mesajlar paylaşıldı. Genç kadınların teknik becerilerini geliştirmeyi, iş hayatına hazırlanmalarını sağlamayı, özgüven ve liderlik yetkinliklerini güçlendirmeyi hedefleyen proje, Şubat 2026’da başladı ve kısa sürede kapsamlı bir gelişim programına dönüştü.

Proje kapsamında öğrenciler; iş sağlığı ve güvenliği, çevre ve kalite yönetim sistemleri, sürdürülebilirlik, özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, iletişim becerileri, takım çalışması ve çalışma hayatında eşitlik gibi birçok alanda eğitim alma fırsatı buldu. Bunun yanı sıra gerçekleştirilen firma ziyaretleri sayesinde öğrenciler üretim süreçlerini yerinde gözlemleyerek sanayi dünyasını yakından tanıma ve iş yaşamına dair önemli deneyimler edinme imkanı elde etti. Program süresince edinilen bilgi ve deneyimler, katılımcıların yalnızca teknik becerilerini değil, aynı zamanda çalışma yaşamına ilişkin farkındalıklarını ve kariyer planlama yetkinliklerini de geliştirdi. Böylece genç kadınların gelecekteki istihdam yolculuklarına daha güçlü hazırlanmaları desteklendi.

Yeni rol modellerin yetişmesine katkı sunuyoruz!

Konu hakkında açıklama yapan Karsan CEO’su Okan Baş, “Gelecek Atölyesi Projesi; Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO’nun ortak vizyonuyla, genç kadınların teknik alanlarda daha görünür, daha güçlü ve daha donanımlı bireyler olarak iş hayatına hazırlanmasını hedefliyor. Bursa Şehit Ömer Halisdemir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yürütülen proje, sanayi ile eğitim dünyası arasında güçlü bir köprü kurarken öğrencilerin kariyer planlamalarına somut katkı sağlamayı amaçlıyor. Karsan olarak, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuğunda yeni rol modelleri yetişmesine katkı sunarak sanayide fırsat eşitliğinin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Okul müdürü Vedat Sevinç’in açılış konuşması ile başlayan programın ilk bölümünde çalışma hayatının önemli paydaşları olan işçi ve işveren sendikalarının rolü ele alındı. Açılış bölümünde yaptığı değerlendirmede teknik eğitim alan genç kadınların desteklenmesinin daha kapsayıcı iş gücü piyasalarının oluşmasına katkı sunduğunu vurgulayan ILO Türkiye Ofisi Kıdemli Proje Koordinatörü Ebru Özberk Anlı, kamu kurumları, eğitim kuruluşları ve özel sektör arasında geliştirilen iş birliklerinin genç kadınların nitelikli istihdama erişiminde önemli rol oynadığını ifade etti.

Türk Metal Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Serhat Erken ile MESS’i temsilen Avukat Emre Büyükkarabostanoğlu tarafından gerçekleştirilen oturumda, sendikal yapıların görevleri, çalışma hayatındaki rolleri ve sosyal diyaloğun önemi öğrencilerle paylaşıldı. Oturum, çalışma hayatının temel aktörleri arasında sosyal diyaloğun önemini gençlere aktarması bakımından da dikkat çekti. Sosyal diyalog, ILO’nun insana yakışır iş gündeminin temel unsurlarından biri olarak çalışma yaşamında kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlıyor.

Günün ikinci oturumunda Karsan Endüstriyel İlişkiler ve İdari İşler Yöneticisi  Mete Renklidağ tarafından “Çalışma Hayatında Kadın Hakları” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda kadın çalışanların iş yaşamındaki hakları, fırsat eşitliği uygulamaları ve kapsayıcı çalışma kültürünün önemi ele alındı.

13 kız öğrenci sertifikalarını aldı!

Etkinliğin en ilgi çekici bölümlerinden biri ise “İlham Veren Kadın Mühendisler ve Operatörler” paneli oldu. Moderatörlüğünü ILO Türkiye Ofisi’nden Kıdemli Program Yöneticisi Ebru Özberk Anlı’nın üstlendiği panelde, Karsan’dan Operasyonel Mükemmellik Yöneticisi Merve Bükücü Cengiz ve Üretim Takım Lideri Esin Açıkkol ile Borçelik’ten Teknik Eğitim Gelişim Yetkili Uzmanı Özlem Zehra Erbil öğrencilerle bir araya geldi.

Kendi kariyer yolculuklarını paylaşan konuşmacılar; mühendislik ve üretim alanlarında karşılaştıkları deneyimleri, başarı hikâyelerini ve genç kadınların teknik mesleklerde daha görünür olması için atılması gereken adımları anlattı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde, sanayide kadın istihdamının artırılmasının yalnızca eşitlik açısından değil, sürdürülebilir kalkınma ve nitelikli iş gücü açısından da kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Panelde ayrıca, genç kadınların teknik eğitimden istihdama uzanan yolculuklarında karşılaştıkları engellerin aşılmasında rol modellerin, mentorluk mekanizmalarının ve kapsayıcı işyeri uygulamalarının önemine dikkat çekildi.

Panelin ardından Gelecek Atölyesi projesinin koordinasyonunu yürüten Karsan Eğitim ve Gelişim Sorumlusu Zeynep Aydın kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Proje süresince öğrencilerin gelişiminden duyduğu memnuniyeti dile getiren Aydın, Karsan, Borçelik Teknik Akademi ve ILO Türkiye Ofisi iş birliğiyle hayata geçirilen çalışmanın genç kadınların mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sunmasından gurur duyduklarını ifade etti. Aydın’ın konuşmasının ardından sertifika törenine geçildi ve programı başarıyla tamamlayan 13 kız öğrenciye sertifikaları takdim edildi.

İlk mezunlarını veren Gelecek Atölyesi, genç kadınların teknik eğitimden istihdama geçişini destekleyen sürdürülebilir bir model olarak önümüzdeki dönemde daha fazla öğrenciye ulaşmayı hedefliyor.

Gelecek Atölyesi 1