Tedarik Zincirinde Sürdürülebilirlik Riskleri: SKA Endeksi Bize Ne Söylüyor?

Tedarik Zincirinde Sürdürülebilirlik Riskleri Ska Endeksi Bize Ne Söylüyor
Tedarik Zincirinde Sürdürülebilirlik Riskleri: SKA Endeksi Bize Ne Söylüyor?

– Yönetim Katı –

Tedarik Zincirinde Sürdürülebilirlik Riskleri:
SKA Endeksi Bize Ne Söylüyor?

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

PDF: Makale + Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Göstergeleri 2026 (17 Amaç) — 12 sayfa. İndirmek için tıklayınız.

Satınalma ve tedarik zinciri yöneticileri meslekleri gereği çok sayıda veri kaynağını; emtia borsaları, hammadde fiyat hareketleri, navlun piyasaları, enflasyon verileri, enerji maliyetleri, döviz kurlarını yakından takip ederler.

Son yıllarda Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Sorumlu Satınalma anlayışının gelişimiyle birlikte geleneksel veri setlerinin yanına sürdürülebilirlik göstergeleri de eklendi. Sürdürülebilir Kalkınma Raporu ve ülke bazlı veriler bu açıdan önemli bir kaynak niteliğinde. Ülkelerin sürdürülebilirlik risklerini çok yönlü ortaya koyuyor.

Hatırlarsınız geçen yazımda Sorumlu Satınalma dönüşümünü etraflıca değerlendirmiştim.

BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) Endeksi Nedir?

Sürdürülebilir Kalkınma Raporu (Sustainable Development Report-SDR) oldukça kapsamlı bir veri seti sunuyor. Rapor, Birleşmiş Milletler üyelerini 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA) kapsamında değerlendiriyor. Her yıl düzenli olarak yayınlanan raporda 169 ülkenin verisi yer alıyor. 2026 metodolojisinde 101 küresel gösterge ve OECD ülkeleri için 22 ilave gösterge olmak üzere 123 gösterge bulunuyor. Rapor 17 ana kategoride ülkelerin ekonomik, sosyal, çevresel ve kurumsal alandaki fotoğrafını sunuyor.

Göstergeler, farklı veri kaynaklarından elde edilen somut verilerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmakta ve ülkelerin mevcut durumunu yansıtmaktadır. Bunları tıpkı şirketlerde kullandığımız performans göstergeleri gibi düşünebilirsiniz.

Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nu oluşturan birkaç ana başlık ve onu oluşturan alt göstergelerden örnekler verebiliriz:

  • Nüfus içerisindeki Aşırı Yoksul Kişi %’si (SKA 1 – Yoksulluğa Son başlığından bir gösterge)
  • PISA Puanı (SKA 4- Nitelikli Eğitim başlığından bir gösterge)
  • Araştırma ve Geliştirme Harcamaları (GSYİH’nin %’si) (SKA 9- Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı başlığından bir gösterge)
  • Gini Katsayısı (SKA 10- Eşitsizliklerin Azaltılması başlığından bir gösterge)

Raporu Kim Hazırlıyor?

Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, SDG Transformation Center liderliğinde bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanmaktadır. SDG Transformation Center, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’na (UN Sustainable Development Solutions Network – SDSN) bağlı bir girişimdir.

Sıralamadaki İlk 10 Ülke

İlk 10 ülke Avrupa kökenli. 2025 yılı ve 2026 verilerine baktığımızda neredeyse tamamı puanlarını yükseltmiş görünüyor. Göstergelerinde bir iyileşme de kaydediyorlar denebilir.

Tablo 1: SKA Endeksi İlk 10 Ülke Sıralamaları
2026 İlk 10 Ülke 2025 İlk 10 Ülke
1.      Finlandiya Puanı 87.4

2.     İsveç Puanı 86.3

3.     Danimarka Puanı 85.7

4.    Norveç Puanı 84.1

5.     Almanya Puanı 84

6.     Avusturya Puanı 83.9

7.     Fransa Puanı 83.4

8.     İngiltere Puanı 82.5

9.     İzlanda Puanı 82.3

10.  Çekya Puanı 82.2

1.      Finlandiya Puanı 87.0

2.     İsveç Puanı 85.7

3.     Danimarka Puanı 85.3

4.    Almanya Puanı 83.7

5.     Fransa Puanı 83.1

6.     Avusturya Puanı 83.0

7.     Norveç Puanı 82.7

8.     Hırvatistan Puanı 82.4

9.     Polonya 82.1

10.  Çekya Puanı 81.9

Türkiye SKA Endeksinde 77. Sırada

Ülkemizin endeksteki yerine yakından bakacak olursak, Türkiye 2025 yılında 70,6 puanla 73. Sıradaydı. 2026 yılında ise 70,24 puanla 77.sıraya gerilemiş görünüyor. (Şekil-1) (Türkiye’nin tüm göstergelerini görmek için klasörü indiriniz.) 

Türkiye Ska Endeksi 2026

Şekil -1 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu 2026, Türkiye Ülke Sıralaması.

Ülkemiz güçlü sanayi altyapısı, üretim kapasitesi, dış ticaret hacmi, gelişmiş ulaşım ağı, girişimcilik kültürü, köklü üniversiteleri ve nitelikli insan kaynağıyla çok daha yüksek bir sürdürülebilir kalkınma performansı ortaya koyabilecek potansiyele sahip bir ülke olduğuna inanıyorum. Bu kapasite dikkate alındığında Türkiye’nin rapordaki mevcut sıralamasını nihai bir sonuçtan çok, geliştirilmesi gereken alanları gösteren bir tablo olarak okumak gerekir.

Türkiye’nin 2026 yılında COP31 — Conference of the Parties (Taraflar Konferansı) kapsamında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na Antalya’da ev sahipliği yapacak olması da ülkemizin sürdürülebilirlik ve iklim gündemi açısından önemli bir gelişmedir.

Peki sürdürülebilirlik odaklı endeksler, şirket tepe yönetimleri ile satınalma ve tedarik zinciri yöneticileri için ne ifade ediyor? 

SKA Endeksini Tedarik Zinciri Açısından Nasıl Okumalıyız?

SKA Endeksi, ülkeleri 100’ün üzerindeki gösterge üzerinden değerlendiriyor ve sonuçta her ülke için genel bir endeks puanı ortaya çıkıyor.

SKA endeksinin tedarik zinciri yönetimi açısından stratejik değeri var mı?
Elbette var. Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Sorumlu Satınalma anlayışı şirketlerde giderek daha fazla yerleşiyor. Bu nedenle endeksi; ülke riski, sektör riski, tedarikçi/firma riski, sorumlu satınalma ve özen yükümlülüğü bağlantıları açısından okumak gerekir.
(Şekil -2)

SKA Endeksi elbette doğrudan bir tedarikçi firma eleme kriteri değildir.
Ancak ülke risklerinin taranmasında ve daha derin inceleme gerektiren alanların belirlenmesinde değerli bir erken uyarı göstergesidir.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetiminde RisklerŞekil -2 Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Risk Katmanları

Tedarik Zinciri Açısından Kritik Göstergeler Hangileri?

Açıkça söylemek gerekir ki, göstergelerin büyük bölümü tedarik zinciri kararları açısından önem taşıyor. Çünkü ekonomik, sosyal, çevresel ve kurumsal göstergelerin işletme faaliyetleri üzerinde doğrudan veya dolaylı etkileri bulunuyor. Özellikle dış satınalma ve uluslararası kaynak araştırması yapan uzmanlar açısından bu veriler önemli ipuçları sunuyor.

Avrupa Birliği’nde gelişen özen yükümlülüğü mevzuatı (Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi-CSDDD) ve şirketlerin kendi sorumlu tedarik politikaları, ülke, sektör ve tedarikçi risklerinin daha sistematik biçimde incelenmesini gerekli kılıyor.

Sosyal haklar, çalışma koşulları, çocuk işçiliği, modern kölelik, karbon, su, biyoçeşitlilik, yolsuzluk, kurumsal kapasite gibi pek çok başlık detaylı bir şekilde araştırılıyor.

Dış Yatırımlar, Ticaret ve Tedarikçi Seçimleri

Uluslararası alanda yatırım, ticaret ya da tedarikçi araştırması yapan bir yönetici elbette önce ülke risklerini, ardından sektör ve firma risklerini gözetir. Bu riskler, yabancı sermayenin bir ülkeye giriş veya çıkış kararlarında da etkili olabilir.

Örneğin yöneticiler ileri seviyede Afrika ya da Asya pazarları konusunda uzman olamayabilir. İş yapış şekilleri, mevzuat, kültür ve pratik uygulamaları da bilemeyebilir. Ama daha fazla araştırmak ve olası problemler üzerine hazırlık yapmak kısaca dersine çalışmak isteyecektir.

Uluslararası alanda fabrika kuruluş yeri seçiminde isabetli karar almak isteyen girişimci ve yöneticiler; ülkelerin sosyal koşulları, iklim ve çevre performansı, mevzuat yapısı ve etik alanındaki göstergelerine bu endeks ve ilgili alt göstergeler üzerinden erişebilir. Böylelikle kendilerini ve şirketlerini bekleyen koşulları daha sağlıklı değerlendirebilirler.

Şimdi basitçe Sorumlu Satınalma anlayışında önemli bir yeri olan etik konusundan bir örnek verelim.

Yolsuzluk, SKA 16 – Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar kapsamında izlenen göstergelerden yalnızca biridir. İğneyi önce kendimize batıralım sonra çuvaldızı başkasına.
Önce kendimize bakalım.

Yolsuzluk Algı Endeksi 2025 yılı verilerinde puanı 100 üzerinden 31’dir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü sıralamasında Türkiye, 182 ülke içerisinde 124. sıradadır. (Kaynak: Transparency International (TI), https://www.transparency.org)

Bu, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir konu. Uluslararası bir yatırımcının, alıcının veya AB’de faaliyet gösteren bir şirketin bu tür ülke göstergelerini görmezden gelmesini bekleyemeyiz. Ülke riskinin yükselmesi, şirket düzeyinde daha fazla doğrulama, kontrol ve özen yükümlülüğü ihtiyacını gündeme getirecektir.

Tüm karar vericiler yatırım ya da iş birliği yapacağı ülkeyi sonra sektörü ve en sonunda da firmayı etraflıca araştırır. O nedenle 100’den fazla veriyi bir bütün olarak görmeliyiz. Olumlu veriler kadar olumsuzları ya da maliyet ve problem oluşturabilecek faktörleri de göz önünde bulundurmalıyız.

2030 Yılına İlerlerken Satınalma ve Tedarik Zinciri Yöneticileri Ne Yapmalı?

Öncelikle ülke SKA göstergelerinin satınalma ve tedarik zinciri kararlarına nasıl entegre edileceği konusunda daha fazla düşünmeliyiz.

SKA verilerini şirketlerimizde iki yönlü düşünmek gerekir. Birincisi ihracat yapan firmalarımızın satış ekipleri gelecekte bugün olduğundan daha fazla zorlanabilir. Dünyadan üreticilerimiz profesyonel çalışma seviyeleri kadar maliyet uygunluğu ile de tercih ediliyordu. Bu tercih setine daha fazla sürdürülebilirlik kriterleri dahil olduğunda pek çok şirketimiz yeni koşullara adapte olmada zaman kayıpları yaşayabilir. Çünkü konu uçtan uca tedarik zincirinin izlenmesi haline dönüştü. Kontrol alanı genişledi.

Sadece şirketimizin değil, birlikte çalıştığımız paydaşların operasyon ve ürün üzerindeki etkileri de somut verilerle sorgulanmaktadır. Bu nedenle tedarik zincirinin ön aşamalarındaki tedarikçiler (upstream) ile sonraki aşamalarındaki dağıtım kanal üyelerinin (downstream) birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Sürdürülebilir tedarikçi geliştirme programları ve Kapsam 3 emisyon verilerinin toplanması ise bu dönüşümün stratejik gündemleri arasında yer alıyor.

Dış satınalma yapan arkadaşlarımız kaynak araştırması sürecinde dünyadan yeni tedarikçiler bulabilir. Fakat doğrudan ve dolaylı maliyet ve problemlerle de karşılaşabilir. Hangi alanlarda tedarikçi doğrulaması, denetim, veri ve yetkinlik geliştirme mekanizmaları kurulacağı iyice analiz edilmelidir.

Şöyle bir değerlendirme eksik kalacaktır. “Ülkenin SKA Endeksi’ndeki yeri kötü evet farkındayız. Ama bizim çalışmayı düşündüğümüz şirket son derece iyi. Fevkalade yönetiliyor.” Bu tür değerlendirmelerin geçerliliği giderek azalıyor. Ülke, sektör ve firma riskleri artık birbirinden tamamen bağımsız alanlar olarak ele alınmıyor. Hedef pazarların beklentileri, Avrupa Birliği mevzuatı, ülke bazlı düzenlemeler ve şirketlerin sorumlu tedarik politikaları birlikte düşünüldüğünde, uluslararası ticarette dikkate alınması gereken kriterlerin ve kırmızı çizgilerin giderek arttığını görüyoruz.

Ülke, sektör ve şirket risklerini birbirinden tamamen bağımsız değerlendirmek artık yeterli değildir. Bir ülkenin SKA performansının düşük olması o ülkedeki her şirketin riskli olduğu anlamına gelmediği gibi, iyi yönetilen bir şirket de faaliyet gösterdiği ülkenin yapısal risklerinden bütünüyle bağımsız değildir.

Bu nedenle uluslararası kaynak araştırması ve tedarikçi seçiminde doğru yaklaşım; ülke riski, sektör riski ve tedarikçi firma riskini birlikte değerlendirmek, risk yükseldikçe doğrulama, denetim, veri talebi ve özen yükümlülüğü çalışmalarının derinliğini artırmaktır.

Önümüzdeki dönemde satınalma yöneticilerinin yalnızca “Kimden, hangi kalite ve hangi fiyatla satın alıyorum?” sorusuna değil; “Hangi ülkeden, hangi koşullarda ve nasıl bir değer zincirinden satın alıyorum?” sorusuna da cevap vermeleri gerekecek.

SKA Endeksi tam da bu noktada bize önemli ipuçları veriyor.

Eğitim Önerisi: Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Sorumlu Satınalma Eğitimi 

Sorumlu Satınalma Eğitimi Sürdürülebilir Tedarik Zinciri
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Sorumlu Satınalma Eğitimi için tıklayınız.

PDF: Makale + Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Göstergeleri 2026 (17 Amaç) — 12 sayfa. İndirmek için tıklayınız.

Anahtar Sözcükler:

Sorumlu Satınalma, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi, CSDDD, Murat Erdal,
Kapsam 3 Emisyonları, sürdürülebilirlik raporu, Türkiye, SKA, Kalkınma Amaçları, göstergeler, endeks, sürdürülebilirlik endeksi, Tedarikçi Performansı, Değer Zinciri Analizi, eğitim, özen yükümlülüğü, sürdürülebilirlik, eğitim, risk, tedarik zinciri riskleri,

Beğeni Uğruna Değerlerimizi Kaybetmeyelim

Beğeni Uğruna Değerlerimizi Kaybetmeyelim Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Beğeni Uğruna Değerlerimizi Kaybetmeyelim

Şerafettin YILDIZ

Yazar, Sosyal Güvenlik Denetmeni

Sosyal medya hayatımıza büyük imkânlar sundu. Dünyanın öbür ucundaki insanla iletişim kurabiliyor, düşüncelerimizi binlerce kişiye ulaştırabiliyor, bilgiye birkaç saniyede erişebiliyoruz. Ancak her imkân gibi sosyal medyanın da nasıl kullanıldığı büyük önem taşıyor.

Bugün zaman zaman insanın görünür olma isteğinin, sahip olduğu değerlerin önüne geçtiğine şahit oluyoruz.

Daha fazla izlenmek, daha çok beğeni almak, takipçi sayısını artırmak uğruna insanın mahremiyetini, aile hayatını, saygıyı ve hatta milli ve manevi değerleri ikinci plana attığı paylaşımlar karşımıza çıkabiliyor.

Oysa bir beğeni birkaç saniye sürer; bir değer ise nesiller boyunca yaşar.

Bir insanın ailesiyle yaşadığı özel bir anı, sadece daha fazla etkileşim almak için milyonların önüne koyması; mahremiyetin ne kadar kolay tüketilebilir hâle geldiğini gösteriyor. Aynı şekilde toplumun ortak hassasiyetlerini, milli ve manevi değerlerini sırf dikkat çekmek için hafife alan veya alay konusu yapan içerikler de bize önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor.

Elbette sosyal medya özgür bir ifade alanıdır. Farklı düşünceler dile getirilebilir, eleştiriler yapılabilir. Ancak özgürlük, değerlerimizi yok sayma hakkı değildir.

Çünkü insanı insan yapan sadece söyledikleri değil, neyi korumayı bildiğidir.

Aile, bizim en güçlü bağımızdır. Milli ve manevi değerler ise toplumun hafızasıdır. Geçmişten geleceğe taşıdığımız bu değerleri birkaç saniyelik bir video veya birkaç yüz beğeni uğruna değersizleştirmek, aslında kaybın ne olduğunu görememektir.

Bugün beğeni uğruna paylaştığımız bir içerik yarın unutulabilir. Fakat çocuklarımızın ve gençlerimizin o içerikten alacağı mesaj kalıcı olabilir.

Bu nedenle sosyal medyada paylaşım yapmadan önce kendimize yalnızca “Kaç kişi beğenir?” diye değil;

“Bu paylaşım bana yakışıyor mu?”

“Aileme, toplumuma ve değerlerime karşı sorumluluğumu yansıtıyor mu?”

diye de sormalıyız.

Çünkü insanın itibarı, takipçi sayısından; değeri ise aldığı beğeniden daha büyüktür.

Sosyal medyada daha çok görünmek isteyebiliriz. Daha fazla takipçi de kazanabiliriz. Ancak bütün bunları yaparken kim olduğumuzu unutmamalıyız.

Zira bir toplumun değerleri, yalnızca kitaplarda ve törenlerde değil; günlük hayatın içinde, davranışlarında ve bugün olduğu gibi dijital dünyada da yaşatılır.

Sosyal Medya

Beğeni geçicidir, değer kalıcıdır.

Bu yüzden sosyal medyada etkileşim kazanmak için değerlerimizden vazgeçmeyelim.

Çünkü kaybettiğimiz bir beğeniyi yeniden kazanabiliriz; fakat kaybettiğimiz bir değeri yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Şerafettin YILDIZ / İnstagram: @serafettinyildiz

Depreme Karşı Hazır Olmak, Geleceğe Karşı Sorumluluğumuzdur

Depreme Dayanıklı şehirler

Depreme Dayanıklı Şehirler İçin Kentsel Dönüşüm Hızlanmalı

17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de Kocaeli’nin Gölcük ilçesi merkezli 7,4 büyüklüğünde meydana gelen Marmara Depremi yaklaşık 45 saniye sürdü ve Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ile Düzce’de büyük yıkıma yol açtı. AFAD verilerine göre depremde 17.480 kişi hayatını kaybetti, 43.953 kişi yaralandı. Hasar tespit çalışmalarında 66.441 konut ve 10.901 iş yeri yıkık olarak kayda geçti, 285.211 konut ile 42.902 iş yerinde hasar belirlendi, yaklaşık 200 bin kişi evsiz kaldı. Sanayi yoğunluğu yüksek bir bölgede yaşanan bu kayıp, yapı denetiminin ve mühendislik hizmetlerinin niteliği üzerine yürütülen tartışmayı kalıcı biçimde gündeme taşıdı. Aradan geçen 27 yılda deprem, Türkiye’nin afete hazırlık düzeyini ölçtüğü temel referans noktalarından biri olarak kaldı.

6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,7 büyüklüğünde, aynı gün saat 13.24’te Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi. Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler 11 ilde yıkıma yol açtı, İçişleri Bakanlığının 2 Şubat 2024’te açıkladığı verilere göre 53.537 kişi hayatını kaybetti, 107.213 kişi yaralandı. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 17 Mart 2023’te yayımladığı raporda acil yıkılacak, ağır hasarlı ve yıkık konut sayısı 518.009 olarak belirlendi. Aynı raporda depremlerin Türkiye ekonomisine toplam maliyeti 103,6 milyar dolar olarak hesaplandı, bu tutar milli gelirin yaklaşık %9’una denk geldi. Toplam hasarın %54,9’unu, 56,9 milyar dolarla konutlarda oluşan kayıp meydana getirdi. Rapor, 2023 depremlerinin 1999 Marmara Depremine göre yaklaşık 6 kat daha fazla maddi hasara yol açtığını ortaya koydu.

Depremlerden etkilenen 11 ilin 2022 yılı ihracatı içindeki payı %8,6 düzeyindeydi, bölgedeki yıkım bu nedenle üretim ve ihracat akışında da karşılık buldu. Bugün risk büyük ölçüde mevcut yapı stokunda toplanıyor. Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı Başkanı Haldun Ersen, Türkiye genelinde yaklaşık 6 milyon bağımsız bölümün riskli yapı stoku içinde bulunduğunu, bunların 2 milyona yakınının acilen dönüştürülmesi gerektiğini belirtiyor. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı verilerine göre 2012’den bu yana dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 2 milyon 737 bine ulaştı, bunların 368 bininde çalışmalar sürüyor. Bu ölçekteki bir yenileme ihtiyacı, malzeme tedarikinden müteahhitlik hizmetlerine ve yapı denetimine uzanan bütün üretim zincirini ilgilendiriyor. Depremin 27. yıl dönümünde sektörün çatı kuruluşundan gelen değerlendirme de aynı başlığa işaret ediyor.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Depreme dayanıklı şehirler inşa etmek, yalnızca bugünün risklerini azaltmak değil, geleceğin şehirlerini doğru temeller üzerinde kurmak anlamına gelmektedir. Şehirlerimizi yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, gelecekte karşılaşabileceğimiz afetleri de dikkate alarak tasarlamalıyız. Kamu, özel sektör, akademi ve meslek kuruluşlarının ortak akılla hareket ettiği; bilimin ve teknolojinin yol gösterici olduğu bir anlayışa ihtiyacımız var.” dedi.

17 Ağustos 1999 meydana gelen Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen bıraktığı acının yüreklerimize kazındığını hatırlatan Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, “Aradan geçen yıllara rağmen 17 Ağustos Marmara Depremi’nin ülkemizde bıraktığı izler hafızamızdaki yerini korumaktadır. Sonraki yıllarda meydana gelen depremler de bizlere, yapı güvenliğinin ve afetlere hazırlığın ertelenemeyecek kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Özellikle 6 Şubat 2023’te Hatay ve Kahramanmaraş merkezli, meydana gelen depremlerin ardından ortaya çıkan tablo, şehirlerimizin afetlere karşı daha dirençli hale getirilmesi için kapsamlı ve uzun vadeli bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olduğuna dikkat çeken Başkan Eren, “Deprem riskini ortadan kaldırmak mümkün değil; ancak, doğru şehir planlaması, mühendislik esaslarına uygun yapı üretimi ve etkin denetim ile can kayıplarını en aza indirmek mümkün. Bu nedenle deprem hazırlığını yalnızca afet sonrasında yürütülen çalışmalarla sınırlamamalı, risk azaltma politikalarını şehirlerimizin gelişim sürecinin ayrılmaz bir parçası haline getirmeliyiz.” dedi.

“Yapı stokunun yenilenmesi için dönüşümün önündeki engeller kaldırılmalı”

Afet riskinin azaltılmasında mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi ve yüksek risk taşıyan yapıların yenilenmesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan TMB Başkanı M. Erdal Eren, kentsel dönüşüm uygulamalarının daha hızlı ve etkin biçimde hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Başkan Eren, “Bugün atacağımız her adım, yarın karşılaşabileceğimiz bir afetin sonuçlarını doğrudan etkileyecektir. Riskli yapıların tespitinden güçlendirme ve yenileme çalışmalarına kadar bütün sürecin hızlandırılması gerekmektedir. Bunun için kentsel dönüşümün ekonomik ve hukuki açıdan uygulanabilirliğini artıracak mekanizmaların güçlendirilmesi, vatandaşlarımızın dönüşüm süreçlerine katılımını kolaylaştıracak modellerin geliştirilmesi ve finansmana erişimin önündeki engellerin azaltılması büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.

Yeni yapı üretiminde kalite ve denetimin vazgeçilmez olduğunun altını çizen Başkan Eren, “Güvenli yapılaşma, yalnızca doğru malzeme kullanımıyla değil; doğru planlama, nitelikli mühendislik hizmetleri, yetkin uygulama ve etkin denetimin bir bütün olarak işletilmesiyle mümkün olabilir. Yapı üretim zincirinin tüm aşamalarında kalite standartlarının eksiksiz uygulanması ve mevzuatın tavizsiz biçimde hayata geçirilmesi elzemdir. Bunun yanında sektörümüzde nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi de yapı güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından temel unsurlardan biridir.” dedi.

Depreme Dayanıklı şehirler

“Depreme dayanıklı şehirler inşa etmek, yalnızca bugünün risklerini azaltmak değil, geleceğin şehirlerini doğru temeller üzerinde kurmak anlamına gelmektedir.” diyen Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şehirlerimizi yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil, gelecekte karşılaşabileceğimiz afetleri de dikkate alarak tasarlamalıyız. Kamu, özel sektör, akademi ve meslek kuruluşlarının ortak akılla hareket ettiği; bilimin ve teknolojinin yol gösterici olduğu bir anlayışa ihtiyacımız var. Türkiye Müteahhitler Birliği olarak afetlere dirençli, sürdürülebilir ve güvenli şehirler inşa etme hedefi doğrultusunda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz. 17 Ağustos’un yıl dönümünde yitirdiğimiz canlarımızı rahmetle anıyor, aynı acıların yeniden yaşanmaması için depreme hazırlık konusunda kararlılıkla çalışmamız gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.”

Öğrenme Deneyimi

öğrenme Deneyimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Öğrenme Deneyimi

M. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Kurumsal eğitim dünyası son on yılda önemli bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşümün merkezinde yer alan kavramlardan biri ise “öğrenme deneyimi” (learning experience) olarak öne çıkıyor. Artık organizasyonlar yalnızca eğitim içeriklerine değil, bu içeriklerin çalışanlar üzerinde yarattığı etkiye odaklanıyor.

Bu değişim tesadüf değil. Araştırmalar, geleneksel eğitim yöntemlerinin sınırlı etkisini açıkça ortaya koyuyor. Örneğin, öğrenme ve gelişim alanında yapılan birçok çalışmada, katılımcıların eğitim sonrası edindikleri bilgilerin büyük bir kısmını kısa süre içinde unuttuğu görülüyor. Bu durum, klasik “anlatım odaklı eğitim” modelinin sürdürülebilir olmadığını gösteriyor.

Dolayısıyla bugün kurumların temel sorusu şu noktaya evriliyor: “Çalışanlarımıza ne öğretiyoruz?” değil, “nasıl öğrenmelerini sağlıyoruz?”

Eğitimden Deneyime Geçiş

Geleneksel eğitim modeli çoğunlukla içerik odaklıdır. Eğitim programları belirlenir, içerik hazırlanır ve katılımcılara aktarılır. Ancak bu modelde öğrenmenin kalıcılığı ve davranışa dönüşmesi sınırlı kalır.

Öğrenme deneyimi yaklaşımı ise bu bakış açısını değiştirir. Burada odak, içerikten ziyade katılımcının süreci nasıl deneyimlediğidir.

  • Katılımcı sürece ne kadar dahil oluyor?
  • Öğrenme sürecinde aktif rol alıyor mu?
  • Edindiği bilgiyi uygulayabiliyor mu?
  • Öğrenme süreci davranış değişimine dönüşüyor mu?

Bu soruların yanıtı, öğrenmenin etkisini belirler. Bu yaklaşım, özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarla da desteklenmektedir. Öğrenme süreçlerinde aktif katılımın ve uygulamanın artırılması, öğrenmenin kalıcılığını ve iş performansına etkisini önemli ölçüde artırmaktadır.

Veriler Ne Söylüyor?

Kurumsal öğrenme alanında yapılan çalışmalar, çalışanların öğrenme tercihleri ve davranışları konusunda net veriler sunuyor:

  • Çalışanlar uzun ve teorik eğitimler yerine kısa, odaklı ve uygulanabilir içerikleri tercih ediyor.
  • Öğrenmenin iş akışıyla entegre olduğu durumlarda bilgi transferi daha yüksek oluyor.
  • Sosyal öğrenme (peer learning) ve deneyim paylaşımı, öğrenme sürecini güçlendiriyor.

Bu bulgular, öğrenmenin sadece bireysel bir süreç olmadığını; aynı zamanda organizasyonel bir yapı ve kültür meselesi olduğunu ortaya koyuyor.

Nitekim yapılan araştırmalarda, öğrenme süreçlerini organizasyonel kültürün bir parçası haline getiren şirketlerin çalışan bağlılığı ve performans açısından daha güçlü sonuçlar elde ettiği görülüyor.

Öğrenme Deneyiminin Temel Bileşenleri

Veriye dayalı yaklaşımlar, etkili bir öğrenme deneyiminin belirli temel unsurlara dayandığını gösteriyor.

  1. Aktif Katılım

Pasif dinleme, öğrenmenin en düşük etkili yöntemlerinden biridir. Buna karşılık uygulama, tartışma ve problem çözme gibi aktif öğrenme yöntemleri, bilginin kalıcılığını artırır.

Bu nedenle günümüzde öğrenme deneyimleri; katılımcının sürece aktif olarak dahil olduğu şekilde tasarlanmaktadır.

  1. Bağlamsal Öğrenme

Öğrenilen bilginin gerçek iş hayatı ile bağlantılı olması kritik öneme sahiptir. Soyut bilgi yerine, gerçek senaryolar ve vaka çalışmaları üzerinden ilerleyen öğrenme süreçleri daha yüksek etki yaratır.

Çalışanlar, öğrendiklerini doğrudan işlerine uygulayabildiklerinde öğrenme anlam kazanır.

  1. Süreklilik

Tek seferlik eğitimler, sürdürülebilir öğrenme yaratmakta yetersiz kalır. Bunun yerine öğrenme süreçlerinin zamana yayılan, tekrar eden ve pekiştirilen bir yapıda olması gerekir.

Bu yaklaşım, öğrenmenin kalıcılığını artırırken aynı zamanda davranış değişimini destekler.

  1. Sosyal Öğrenme

Araştırmalar, insanların önemli bir kısmının başkalarıyla etkileşim içinde öğrenmeyi tercih ettiğini göstermektedir. Bu nedenle kurum içi bilgi paylaşımı, mentorluk ve deneyim aktarımı öğrenme deneyiminin önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kurumlar Neden Öğrenme Deneyimine Yatırım Yapıyor?

Bugün organizasyonların karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri, değişim hızıdır. Yeni teknolojiler, yeni iş modelleri ve yeni beceri ihtiyaçları sürekli ortaya çıkmaktadır.

Bu ortamda rekabet avantajı, bilgiye sahip olmaktan ziyade bilgiyi ne kadar hızlı öğrenip uygulayabildiğimizle belirleniyor.

Bu nedenle kurumlar artık eğitim programlarının sayısını artırmak yerine, öğrenmenin etkisini artırmaya odaklanıyor.

Öğrenme deneyimi yaklaşımı, bu noktada kritik bir rol oynuyor. Çünkü bu yaklaşım, öğrenmenin sadece gerçekleşmesini değil; iş sonuçlarına dönüşmesini hedefliyor.

Eğitimcinin Rolü Nasıl Değişiyor?

Bu dönüşüm, eğitimcilerin rolünü de doğrudan etkiliyor. Geleneksel modelde eğitmen, bilgi aktaran kişi olarak konumlanırken; bugün eğitimci:

  • öğrenme sürecini tasarlayan,
  • katılımcıyı sürece dahil eden,
  • öğrenmeyi kolaylaştıran,
  • ve öğrenmenin iş sonuçlarına dönüşmesini destekleyen bir rol üstleniyor.

Bu değişim, eğitimcilerin yetkinlik setini de genişletiyor. İçerik bilgisi artık yeterli değil; öğrenme tasarımı, fasilitasyon, deneyim kurgulama ve dijital araç kullanımı gibi beceriler de kritik hale geliyor.

Sonuç: Öğrenme Deneyimi Bir Lüks Değil, Gereklilik

Bugün geldiğimiz noktada öğrenme deneyimi artık “iyi olur” kategorisinde değil; bir zorunluluk haline gelmiştir.

Çünkü çalışanların beklentileri değişmiş, öğrenme alışkanlıkları dönüşmüş ve iş dünyasının hızına uyum sağlamak daha kritik hale gelmiştir.

öğrenme Deneyimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Bu nedenle organizasyonlar için asıl odak noktası artık şu olmalıdır:

“Eğitim veriyor muyuz?” değil, “Gerçekten öğrenme yaratabiliyor muyuz?”

Bu soruya güçlü bir yanıt verebilen kurumlar, yalnızca daha yetkin çalışanlara sahip olmakla kalmaz; aynı zamanda daha çevik, daha adaptif ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşur.

Ve bu noktada, öğrenmeyi deneyime dönüştürebilen yapılar ve bu deneyimi tasarlayabilen eğitimciler, organizasyonların en kritik kaldıraçlarından biri haline gelir.

 

M. Efsun Yüksel Tunç

Eğitmen ve Yönetim Danışmanı

Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Araç Kiralama Sektörünün Geleceğini Şekillendirecek Yönetmelik Resmî Gazete’de Yayımlandı!

Tokkder Logo

TOKKDER Araç Kiralama Sektöründe Yeni Dönemin Kapısını Açtı!

Araç Kiralama Sektörünün Geleceğini Şekillendirecek Yönetmelik Resmî Gazete’de Yayımlandı!

Türkiye araç kiralama sektörünün 30 yıldır çatı kuruluşu olan Tüm Oto Kiralama ve Mobilite Kuruluşları Derneği’nin (TOKKDER), sektörün ortak standartlara kavuşması, tüketici güveninin artırılması, kayıt dışılıkla mücadele edilmesi ve sağlıklı rekabet ortamının güçlendirilmesi amacıyla uzun süredir yürüttüğü çalışmalar önemli bir kilometre taşına ulaştı. Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik, Resmî Gazete’de yayımlandı. Yeni düzenlemenin sektörün kurumsal yapısını güçlendirerek büyüme potansiyelinin önünü açması, haksız rekabet ve kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlaması, tüketici mağduriyetlerinin önüne geçmesi ve özellikle turizm hareketliliğinin önemli unsurlarından biri olan günlük araç kiralama sektöründe hizmet kalitesi ile güveni daha da artırması hedefleniyor.

Düzenlemenin taslak metnini, 13 Şubat 2026’da “Araç Kiralama Sektöründe Düzenleme Paketi: Süreçler Yenileniyor” başlığıyla ele almıştık. Resmî Gazete’de yayımlanan nihai metinde bazı eşikler taslağa göre değişti: azami taşıt yaşı 6, kilometre sınırı 180 bin km (elektrikli taşıtlarda 300 bin km) olarak belirlendi. Yönetmelik 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek.

TOKKDER Yönetim Kurulu Başkanı Özarslan A. Tangün, “Bugün yalnızca bir yönetmeliğin yayımlanmasını değil, Türkiye araç kiralama sektörünün geleceğini şekillendirecek yeni bir dönemin başlangıcını yaşıyoruz. TOKKDER olarak uzun yıllardır üzerinde çalıştığımız, üyelerimizin ortak aklıyla geliştirdiğimiz ve farklı STK’lar ile kamu otoritelerimizle yoğun bir iş birliği içerisinde yürüttüğümüz bu sürecin somut bir düzenlemeye dönüşmesinden büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz” dedi.

Türkiye araç kiralama sektöründe hizmet standartlarının yükseltilmesi, tüketicilerin daha güvenli ve şeffaf hizmet alması, kayıt dışılığın azaltılması ve sektörde sürdürülebilir rekabet ortamının oluşturulması açısından büyük önem taşıyan Motorlu Kara Taşıtlarının Kiralanması Hakkında Yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmelikte tüketicinin korunmasına yönelik de önemli düzenlemeler yer alıyor. Yeni düzenlemeyle ticari araç kiralama faaliyetlerinde yetki belgesi uygulamasından filo standartlarına, kiralanabilecek araçların yaş ve kilometre kriterlerinden rezervasyon ve depozito uygulamalarına kadar sektörün farklı alanlarında kapsamlı standartlar getiriliyor. Kiralama faaliyetlerinin kayıtlı ve yetkin işletmeler tarafından gerçekleştirilmesine yönelik yeni yapı, sektörün kurumsallaşmasına ve haksız rekabetin azaltılmasına önemli katkı sağlayacak.

Kuruluşundan bu yana Türkiye araç kiralama sektörünün gelişimi, ortak standartların oluşturulması ve sektörün kamu nezdinde güçlü biçimde temsil edilmesi için çalışan TOKKDER, düzenlemenin hazırlık sürecinde sektörün ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve çözüm önerilerinin kamu otoritelerine aktarılmasında aktif rol üstlendi.

“TOKKDER tarihinin en önemli kazanımlarından biri”

Yönetmeliğin yayımlanmasını Türkiye araç kiralama sektörü açısından tarihi bir gelişme olarak değerlendiren TOKKDER Yönetim Kurulu Başkanı Özarslan A. Tangün, “Araç kiralama sektörü ülkemizde ekonomiye, istihdama, otomotiv sektörüne, turizme ve genişleyen mobilite ekosistemine çok önemli katkılar sağlayan büyük bir yapı. Bununla birlikte sektörümüzün büyüme potansiyelini gerçek anlamda ortaya çıkarabilmesi için güçlü standartlara, tüketicinin güven duyduğu bir hizmet ortamına ve adil rekabet koşullarına ihtiyacımız vardı. TOKKDER olarak bu ihtiyacın karşılanması için uzun süredir yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bugün geldiğimiz noktayı yalnızca sektörümüz açısından değil, TOKKDER’in 30 yıllık tarihinde de en önemli kazanımlardan biri olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Yeni düzenlemenin hem sektörün hem de tüketicinin korunmasını esas alan dengeli bir yapı oluşturduğuna dikkat çeken Özarslan A. Tangün, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yönetmeliğin en önemli yönlerinden biri, sektörümüzü büyütürken aynı zamanda hizmet kalitesini ve tüketici güvenini yükseltecek olması. Yetki belgesi, filo ve araç standartlarıyla kayıtlı ve kurallara uygun çalışan işletmelerin güçlenmesinin, kayıt dışılığın ve haksız rekabetin azalmasının önü açılıyor. Diğer taraftan depozitodan hasar uygulamalarına, rezervasyondan sigorta ve ek hizmetlere kadar tüketicinin karşılaşabileceği pek çok konuda açık kurallar getiriliyor. Böylece hem tüketicinin haklarının daha güçlü biçimde korunduğu hem de işini doğru yapan şirketlerin adil şartlarda rekabet edebildiği daha sağlıklı bir pazar yapısı oluşacak.”

Tangün, düzenlemenin turizm açısından taşıdığı öneme de dikkat çekerek, “Günlük araç kiralama sektörü turizmin ayrılmaz parçalarından biri. Türkiye’ye gelen milyonlarca ziyaretçinin havalimanından başlayarak ülkemizdeki mobilite deneyiminin önemli bir bölümünü araç kiralama şirketleri oluşturuyor. Güvenilir, şeffaf ve ortak standartlara sahip bir kiralama sektörü, yalnızca sektörümüzün büyümesine değil, Türkiye’nin turizmde sunduğu hizmet kalitesine ve ziyaretçi deneyimine de doğrudan katkı sağlayacaktır. Bu nedenle yönetmeliği araç kiralama sektörünün sınırlarının ötesinde, ülkemizin turizm ve mobilite ekosistemi açısından da çok değerli bir adım olarak görüyoruz” diye konuştu.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşlerAraç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

Tüketicinin güvenini güçlendiren yeni dönem!

Yeni yönetmelikle kiralamaya konu araçlara ilişkin standartların da daha net hale geldiğini ifade eden Tangün, “Araç yaşı ve kilometresi, bakım, muayene ve sigorta şartları gibi kriterler doğrudan hizmet güvenliğiyle ilgili. Ağır hasarlı, gerekli muayene veya sigorta şartlarını taşımayan araçların sistemin dışında tutulması; tüketiciye daha güvenli ve öngörülebilir bir hizmet sunulması açısından son derece önemli” dedi. Yeni düzenlemede klasik araçlar hariç kiralık araçlara yaş sınırı getirilirken, elektrikli ve diğer araçlar için ayrı kilometre sınırları da belirleniyor.

Tangün, tüketicinin ekonomik haklarının korunmasına yönelik düzenlemelerin de sektör açısından önemli olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Tüketicinin ne kadar depozito ödeyeceğini, hangi koşullarda ücretle karşılaşabileceğini ve olası bir hasarın nasıl tespit edileceğini baştan bilmesi güven ilişkisinin temelidir. Yeni düzenleme bu alanlarda önemli bir şeffaflık sağlıyor. Biz tüketicinin kendisini güvende hissettiği bir sektörün daha hızlı büyüyeceğine inanıyoruz. Çünkü güven arttıkça kiralama hizmetine olan talep de artacak; sahiplikten kullanıma geçiş hızlanacak.”

Kamu ve sektör ortak aklının güçlü sonucu!

Yönetmeliğin hazırlanması sürecinde kamu kurumlarıyla son derece yapıcı bir çalışma yürütüldüğüne dikkat çeken Tangün, “TOKKDER olarak üyelerimizin görüşlerini ve sektörümüzde sahada karşılaşılan ihtiyaçları bütüncül biçimde değerlendirerek çözüm önerilerimizi ilgili kurumlarımızla paylaştık. Ticaret Bakanlığımız ve İç Ticaret Genel Müdürlüğümüzün sektörümüzü dinleyen, görüşlerimizi değerlendiren ve ortak akla önem veren yaklaşımı bu sürecin başarıya ulaşmasında son derece belirleyici oldu” ifadelerini kullandı. TOKKDER öncülüğünde sektör paydaşlarıyla gerçekleştirilen çalışmaların yönetmeliğin oluşturulmasına önemli katkı sağladığını belirten Tangün, “Kamu ile özel sektör arasında doğru diyalog kurulduğunda ve ortak hedef doğrultusunda birlikte çalışıldığında ülkemiz için ne kadar değerli sonuçlar ortaya çıkabileceğini bu süreçte bir kez daha gördük” diye konuştu.

TOBB, İTO ve destek veren tüm STK’lara özel teşekkür!

Yönetmeliğin hayata geçirilmesine katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Özarslan A. Tangün, şöyle devam etti: “Başta Ticaret Bakanlığımız olmak üzere, sürecin her aşamasında bizlerle yakın iş birliği içerisinde çalışan İç Ticaret Genel Müdürlüğümüze, değerli yöneticilerine ve emeği geçen tüm Bakanlık çalışanlarına TOKKDER ve sektörümüz adına özel olarak teşekkür ediyoruz. Sektörümüz açısından tarihi öneme sahip bu düzenlemenin ortaya çıkmasında gösterdikleri yapıcı ve çözüm odaklı yaklaşımın çok büyük payı bulunuyor. Ayrıca her şeyden önce TOKKDER’in gücünün üyelerinden geldiğinin altını çizmek isterim. Süreç boyunca bilgi, deneyim, görüş ve önerileriyle çalışmalarımıza katkıda bulunan tüm üyelerimize içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu başarı sektörümüzün ortak başarısıdır. Bu süreçte sektörümüzün gelişimine katkı sağlayan, görüş ve önerileriyle yanımızda olan tüm sivil toplum kuruluşlarımıza da teşekkür ediyoruz. Özellikle çalışmalarımıza verdikleri güçlü destek nedeniyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne ve İstanbul Ticaret Odası’na ayrıca teşekkür etmek istiyorum.”

Yeni dönem sektörün büyüme potansiyelinin önünü açacak!

TOKKDER’in kısa süre önce açıkladığı 2030 vizyonunda Türkiye’nin mobilite ekosisteminin sahiplikten kullanım ekonomisine dönüşümüne liderlik etmeyi hedeflediğini hatırlatan Özarslan A. Tangün, yeni yönetmeliğin bu hedef açısından da önemli bir altyapı oluşturacağını söyledi. “Araç kiralama sektörü, sahiplikten kullanım ekonomisine geçişin merkezinde yer alıyor” diyen Tangün, “Türkiye’de ticari amaçla kullanılan araçlarda kiralamanın payı Avrupa ülkelerinin oldukça gerisinde. Dolayısıyla önümüzde çok büyük bir büyüme alanı bulunuyor. Ancak bu potansiyelin sağlıklı biçimde hayata geçirilmesi için tüketicinin güven duyduğu, kuralların net olduğu, kayıt dışılığın ve haksız rekabetin önlendiği güçlü bir sektör yapısına ihtiyacımız var. Yeni yönetmeliğin tam da bu zemini oluşturacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin mobilite dönüşümüne birlikte yön vereceğiz”

TOKKDER’in önümüzdeki dönemde yalnızca araç kiralama sektörünün değil, Türkiye’nin genişleyen mobilite ekosisteminin gelişimine de katkı sağlamaya devam edeceğini belirten Tangün sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün sektörümüz için gerçekten tarihi bir gün. Uzun yıllardır verilen emeğin, ortak aklın ve güçlü kamu-sektör iş birliğinin çok önemli bir sonucunu görüyoruz. Bu düzenleme bir taraftan işini doğru yapan şirketleri ve sektörümüzün sürdürülebilir büyümesini desteklerken diğer taraftan tüketiciyi koruyacak, müşteri mağduriyetlerinin önüne geçecek ve hizmet kalitesini yükseltecek. Turizmden otomotive, finanstan sigortaya kadar çok geniş bir ekosisteme dokunan sektörümüzün önünde artık daha güçlü bir gelişim zemini olduğuna inanıyoruz. TOKKDER olarak üyelerimizden aldığımız güçle sektörümüzü büyütmek, tüketici güvenini daha da yükseltmek ve Türkiye’nin mobilite dönüşümüne liderlik etmek için çalışmaya devam edeceğiz. Bu yönetmelik bizim için bir son değil; sektörümüzü geleceğe taşıyacak yeni dönemin başlangıcıdır.”


Araç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Türk Mutfak Kültürünün Dünü Bugünü: “Geçmişine Sahip Çıkmayan Geleceğine Çıkamaz”

Türk Mutfak Kültürünün Dünü Bugünü Geçmişine Sahip çıkmayan Geleceğine çıkamaz Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Türk Mutfak Kültürünün Dünü Bugünü: “Geçmişine Sahip Çıkmayan Geleceğine Çıkamaz”

Ali Rıza DÖLKELEŞ

Mutfak Yöneticisi / Food EDITOR

Geçmiş yıllarımızı incelediğimizde ne kadar görkemli ve heybetli bir mutfak kültürümüzün olduğunu, yüzyıllarca Selçuklu, Anadolu ve Osmanlı dönemlerinde çeşitlilik, lezzet ve pişirim tarzı ile Dünya Mutfaklarını etkilediğini görürüz. Şu an geldiğimiz noktada ise Fransa, Çin, İtalyan Mutfaklarının başı çektiğini görmekteyiz. Ama bizim gönlümüzden geçen bizim mutfağımız ilk üçün arasına girmesi. Ne yazıktır ki resmi boyutta bunun böyle olmadığını görmekteyiz. Mutfağı ile  övünen Fransızların ünlü  aşçılarından M.Montaigne   şöyle demiştir. ”biz yemek pişirmesini haçlı seferleri sırasında Anadolu’dan öğrendik’’ Türk mutfağı uzun bir tarih gelişim süreci sonucunda ortaya çıkan bir mutfak olması bakımından Çin ve Fransız mutfakları ile birlikte anılan dünyanın üç önemli mutfağından biri durumuna gelmiştir.

Orta Asya da başlayan ve bu günkü Türkiye de biten göçün diğer ülkelerin fethedilmesi ve birçok medeniyetin yaşamış olduğu Anadolu da kurulan İmparatorluğun sonucu zengin, renkli ve birçok ülkenin özelliklerini bünyesinde toplayan bir mutfak olarak gelişmiştir. Türk mutfağının bu renkliliğini ve çeşitliliğini sağlayan etkiler ise şu şekilde sıralanabilir.

*  Türk ulusunun dünyanın en eski toplumların dan biri olması

*  Orta Asya da başlayıp, Anadolu da biten göç sırasın da ve sonrasında birçok toplum ve ulusla ilişkiler

*  Mezopotamya’dan kaynaklanan Anadolu mutfağının varlığı

*  Osmanlı imparatorluğu nun genişlemesi sırasında Asya, Avrupa, Afrika da bir çok ülke özelliklerinin imparatorluk bünyesinde toplanması ve bu ülkelerin mutfaklarından etkilenme

*  Gelişmiş Fransız mutfağından kimi pişirme yöntemlerini alma

Böylesine bir mutfak hazinesi olan Ülkemiz son yüzyıla baktığımızda bunu kaybettiği, yerinde saydığı bir gerçektir. Her alanda olduğu gibi başarı tamamen bireysellikten geçer. Siz yapacağınız işi başarıyı bireysel olarak yapılabilirliğini gösterdiğiniz taktirde diğer derneklerden, kurumlardan, Devletten destek görüyorsunuz. Biz Şefler de büyük iş düşüyor. Türk Mutfağını tanıtmak Uluslararası platforma taşımak istiyor isek ki amacımız bu olmalı, hep beraber hareket etmemiz gerekmektedir. Bu beraberliğin en büyük destekçilerinden birisi de Gastronomi yarışmalarıdır. Siz mutfağınızı gerek yurt içi gerek yurt dışında gastronomi yarışmalarında en iyi şekilde temsil eder derecesi ne olur ise olsun adını duyurursanız o zaman kendimizi Türk Mutfağını ve Türk Aşçılarını eskisi gibi Dünya Mutfakları arasında yerini aldırdığımız takdirde gerekli desteği her kurum ve kuruluşlardan gelecektir. Türk Mutfağımıza sahip çıkmadığımızda daha çok dönerimize, musakkamıza, cacığımıza, baklavamıza çok sahip çıkarlar. Ne zamanki canımız yandığında o zaman sahipleniyoruz. Bu böyle olmamalı aşçı dernekleri arasında birliktelik sağlanarak bu ürünlerimize sahip çıkarak ve de bu ürünleri Devlet tarafından da patent alınmasına gidilmesi gerekmektedir. Aksi taktirde bu yaşanan sıkıntılar daima var olacaktır.

“ Sevdiğim Sözler “

Bedevi’nin birisi çadırında uyumaya çalışırken, devesi dışarıdan seslenmiş:

“Çok soğuk, burnum donuyor. Sadece burnumu çadıra soksam olur mu?”

Bedevi acımış.

“Tamam.” demiş.

Biraz sonra deve yine seslenmiş:

“Boynum da çok üşüdü. Boynumu da içeri alsam?”

Bedevi yine “Tamam.” demiş.

Bir süre sonra deve, ön ayakları, gövdesi derken yavaş yavaş tamamen çadırın içine girmiş. Çadırın içi o kadar daralmış ki deve,

Bedevi’ye bir tekme koyup onu dışarı atmış ve sıcacık çadıra tek başına yerleşmiş.

Hayatınızdaki insan ilişkileri de çoğu zaman tam olarak böyledir.

Kapılarımızı birilerine açarken çoğu zaman hiç düşünmeyiz.

Çünkü annemizden, babamızdan böyle gördük.

Bize hep insanları iyi anlattılar. “İyilik yap, denize at.” dediler.

Biz de attık.

Ama bize bir şeyi öğretmeyi unuttular: Sınır koymayı…

Bu yüzden ne sınırımız kaldı ne de sinirimiz.

“Allah’a şükür.”, “Aman ayıp olmasın.”, “Aman tadımız kaçmasın.” diyerek insanlara sınırlarımızı esnettikçe esnettik.

“Ne olacak canım?” diyerek verdiğimiz her küçük taviz, karşımızdakine daha fazlasını isteme hakkı verdi.

Ve sonuç hiç değişmedi, değil mi?

Bir gün baktın ki kendi hayatında sana yer kalmamış.

Unutma; taviz, tavizi doğurur. Kapını herkese açarsan, gün gelir kendi kapında misafir olursun.

İyilikle kalın.

Türk Mutfak Kültürünün Dünü Bugünü Geçmişine Sahip çıkmayan Geleceğine çıkamaz Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemAli Rıza DÖLKELEŞ

Mutfak Yöneticisi / Food EDITOR

Limak Cyprus Deluxe Hotel

Bafra Turizm Yatırım Bölgesi

İskele / KKTC

www.limakhotels.com

İade Ettiğiniz Ürün Nereye Gidiyor? Ücretsiz İade Gerçekten Ücretsiz mi?

Depo Ve Stok Yönetimi Eğitimi Haber İade Ettiğiniz ürün Nereye Gidiyor ücretsiz İade Gerçekten ücretsiz Mi

İade Ettiğiniz Ürün Nereye Gidiyor? Ücretsiz İade Gerçekten Ücretsiz mi?

İade Talebi Oluşturmak On Saniye Sürüyor

E-ticaret sitelerinden alınan bir çift ayakkabı ayağa olmadığında, tüketicinin yapması gereken tek şey satıcının uygulamasından iade talebi oluşturmak. Talep onaylandıktan sonra kargo görevlisi ertesi gün adrese geliyor, paketi teslim alıyor ve ödenen tutar birkaç gün içinde karta dönüyor. İşlem, tüketici tarafında burada kapanıyor ve geriye ödenmiş herhangi bir bedel kalmıyor. 1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren düzenleme bu tabloyu yasal zemine de oturttu. Cayma hakkını kullanan tüketiciye iade kargo bedeli artık yansıtılamıyor ve bedeli satıcı ya da sağlayıcı karşılıyor. Ticaret Bakanlığı’nın son dönemde devreye aldığı e-ticaret mevzuatındaki değişiklikler tüketici lehine bir hat izliyor ve bu düzenleme o hattın son halkası.

İade tüketici için gerçekten ücretsiz ve bedava, faturası ise satıcıya çıkıyor. Paket kapıdan çıktığı anda taşıma – muayene – yeniden paketleme ve çoğu zaman değer kaybı kalemlerinden oluşan bir zincir başlıyor. Bu zincirin adı tersine lojistik. Satınalma ve tedarik zinciri yönetiminde son yılların en hızlı büyüyen maliyet başlıklarından biri sayılıyor. Türkiye’de çevrim içi alınan her beş giyim ve ayakkabı siparişinden biri bu zincire giriyor.

Tersine Lojistik Kısaca Ne Demek?

Tersine lojistik, bir ürünün nihai varış noktasından değer kazanımı ya da uygun bertaraf amacıyla geriye doğru hareket ettirilmesini kapsıyor. İleri lojistikte ürün tek bir üretim ya da dağıtım merkezinden çok sayıda adrese yayılıyor. Tersine lojistikte akış yön değiştiriyor ve çok sayıda adresten tek bir merkeze doğru toplanıyor. UTİKAD’ın sektöre yönelik rehberi bu farkı öngörülebilirlik üzerinden anlatıyor. İleri lojistikte paketleme düzgün, rota belli ve stok tutarlıyken, tersine akışta bunların hiçbiri baştan bilinmiyor. Depoya kaç ürünün, hangi durumda ve hangi sebeple geleceği önceden hesaplanamıyor.

Alanın kapsamı, e-ticaret iadesiyle de sınırlı kalmıyor. Depozito iade sistemi bunun en görünür örneği. Tüketici içeceğini tükettikten sonra ambalajı satış noktasına geri getiriyor ve depozito bedelini geri alıyor. Kullanım ömrü dolan elektronik cihazların üreticiye ya da yetkili toplama noktalarına aktarılması da aynı mantıkla işliyor. Her iki örnekte de ürün tüketiciden üreticiye doğru yol alıyor ve bu yolculuk ileri yöndeki kadar standart bir düzen taşımıyor. Fiyatlama çok sayıda değişkene bağlı kalıyor. Dolayısıyla süreçte rol alan birimler arasındaki bilgi paylaşımı da tek bir kalıba oturmuyor.

Her Beş Siparişten Biri Geri Dönüyor

Ticaret Bakanlığı’nın 12 Mayıs 2026’da yayımladığı Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu 2025’te sektörleri iptal ve iade oranına göre sıralıyor. Listenin başında %21,6 ile giyim, ayakkabı ve aksesuar yer alıyor. En altta %3,2 ile medikal, kişisel bakım ve kozmetik duruyor. Aradaki yedi kata yakın fark ürünün doğasından geliyor. Bedene oturması gereken ürün grubu listenin en üstünde toplanıyor. Aynı sektör 428,7 milyar TL ile e-ticaret hacminde de birinci sırada yer alıyor. En yüksek iade oranının böylece en büyük hacmin üzerine bindiğini görüyoruz.

Bu oranın tek bir işletmede nasıl göründüğünü, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde 2025 yılında Melih Özbek tarafından hazırlanan tez ortaya koyuyor. Çalışma, Konya merkezli bir e-ticaret işletmesinin 2024 yılına ait gerçek sipariş kayıtlarını inceliyor. İşletmenin yıllık sipariş sayısı 258.286, iade sayısı 37.385, iptal sayısı 16.870. İptal ve iade birlikte alındığında oran %19,7’ye çıkıyor. Tek bir işletmenin kaydı ile ulusal ölçekteki toplulaştırılmış veri neredeyse aynı yere düşüyor ve bu da %20 bandının sektör için gerçek bir eşik olduğunu gösteriyor.

Ürün grubu kırılımı beklentiyi doğruluyor. Aksesuarda iade oranı %20,8, ayakkabıda %16,8, giyimde %13,8, çantada %9,9 seviyesinde. Bedene oturması gereken ürünler listenin üst sıralarında, oturması gerekmeyen ürünler alt sıralarında toplanıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın ölçümü de aynı sıralamayı veriyor. Birlik genelinde çevrim içi alınan giyimin yaklaşık %20’si, ayakkabının yaklaşık %30’u tüketici tarafından geri gönderiliyor.

Beden ve Numara Uyumsuzluğu İadenin Ana Sebebi

Özbek’in incelediği işletmede iade sebeplerinin %48’i tek bir başlıkta toplanıyor, beden ya da numara büyük veya küçük geliyor. Geriye kalan dokuz sebebin hiçbiri %10’u aşmıyor. Avrupa Çevre Ajansı Birlik genelinde daha yüksek bir pay veriyor ve iadelerin yaklaşık %70’ini beden uyumsuzluğuna ya da stil beğenisine bağlıyor. İki ölçüm farklı coğrafyalarda ve farklı yöntemlerle yapılmasına rağmen aynı mekanizmayı işaret ediyor. İade, ürünün kusurlu çıkmasından çok tüketicinin satın alma anında ürünü deneyememesinden doğuyor.

Bu belirsizlik tüketici tarafında yerleşik bir davranış üretiyor. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden, Prof. Dr. İbrahim Kırçova ve Belma Kırvanoğlu Altın’ın 2024 tarihli çalışması bu davranışı bracketing olarak adlandırıyor. Tüketici aynı ürünün iki ya da üç bedenini birden sipariş ediyor, ayağına ya da bedenine uyanı alıkoyuyor, kalanını geri gönderiyor. Fiziksel mağazada bu denemeyi kabin karşılıyor, çevrim içi alışverişte kabinin işini kargo görüyor. Aynı çalışma kısa süreli kullanım amacıyla satın alınıp sonra iade edilen ürünleri wardrobing başlığında ayrıca ele alıyor. Her iki davranış da işletme tarafında stok belirsizliği yaratıyor.

Depoya Ulaşan Pakette Ne Var?

Özbek’in incelediği işletmede e-ticaret bünyesine bağlı ayrı bir iade birimi bulunuyor. Bu birime günde yaklaşık 100 iade paketi ulaşıyor. Gelen her ürün tek tek açılıyor ve müşterinin bildirdiği sebeple birlikte inceleniyor. İnceleme sırasında müşteri kaynaklı ya da kargo kaynaklı bir kusur tespit edilirse tutanak tutuluyor ve ilgili tarafa tanzim faturası kesiliyor. Bu adımda iade bir muhasebe işlemine dönüşüyor.

İnceleme her zaman ürünü rafa döndürmüyor. Kayda zayi ya da hasarlı olarak geçen ürünler, ilk kalitede yeniden satışa çıkarılamıyor. İşletme bu ürünleri indirimli satış kanalı olan outlete aktardığını ya da bedelsiz paylaşıma sunduğunu belirtiyor. Tüketicinin geri gönderdiği bir çift ayakkabı böylece üç ayrı sona ulaşabiliyor, ilk kalitede rafa dönüyor, outlete düşüyor ya da satış dışı kalıyor. Hangi sona ulaşacağını muayenenin sonucu ve ürünün rafa dönebilmesi için sezondan kalan süre belirliyor.

Sürenin kendisi de bir değişken olarak devreye giriyor. Aynı işletmede ortalama iade süresi 9,4 gün, en uzun kabul edilen iade ise 283 gün. Yasal cayma süresi 14 gün olmasına rağmen işletme kendi tercihiyle bu sınırın çok ötesine geçiyor. Sekiz ay sonra geri dönen bir ürünün ilk kalitede rafa dönme ihtimali düşük kalıyor, çünkü hem sezonu hem çoğu durumda etiket fiyatı geçmiş oluyor. Bu rakamlar tek bir işletmeye ait ve sektörü temsil eden bir ölçüm sayılmıyor.

 İade Zincirinin Dört Maliyet Kalemi

Zincirin maliyeti sırayla birikiyor. İlk kalem iade kargo bedeli ve bu bedel 1 Ocak 2026’dan bu yana tamamen satıcının üzerinde duruyor. İkinci kalem iade biriminin işçiliği, yani ürünü açan, inceleyen, sınıflandıran ve yeniden paketleyen personelin zamanı. Üçüncü kalem ambalaj, çünkü ürün tüketiciye giderken bir kez, geri dönerken ikinci kez paketleniyor. Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması ambalajın bu çift yönlü yükünü ayrıca vurguluyor ve kullanılan malzemenin büyük bölümünün geri dönüşüme giremediğini aktarıyor.

Dördüncü kalem en sessiz olanı, ürünün değer kaybı. Özbek’in verisinde başarılı satışlarda ortalama sepet tutarı 954,95 TL iken iade edilen tutarların ortalaması 1.313,23 TL. Pahalı ürün daha sık geri dönüyor, dolayısıyla tersine lojistik zinciri işletmenin en yüksek marjlı stoğunu dolaşıma sokuyor. Aynı çalışmadaki benzetim, iade oranındaki 5 puanlık hareketin net kar üzerinde yaklaşık 1 puanlık karşılığı olduğunu gösteriyor. Perakendede 1 puanlık net kar farkı sezonun kazanılması ya da kaybedilmesi anlamına gelebiliyor.

Faturayı Sonunda Kim Ödüyor?

Bu maliyetin nihai olarak kimin cebinden çıktığını Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması doğrudan yanıtlıyor. Araştırmacılara göre iade süreçlerinin işletmeye yüklediği maliyetler, ürün fiyatlarına yansıyor ve tüketiciyi dolaylı yoldan etkiliyor. Türkiye’de bu yansımanın önündeki alternatif yollar, 1 Ocak 2026’dan sonra daraldı. Çünkü iade kargo bedelini tüketiciye ödetme seçeneği mevzuatla kapandı. Satıcının elinde kalan tek denge noktası etiket fiyatı oluyor. Bir satıcının iade oranı %20 ise o satıcıdan alışveriş yapan herkes, hiç iade etmeyenler dahil, bu oranın maliyetini etiket fiyatında paylaşıyor.

Avrupa ve Amerika pazarlarında satıcıların bir bölümü, aralarında büyük hazır giyim zincirleri de bulunmak üzere, iade başına sabit bir ücret keserek bu yükü açıkça tüketiciye aktarıyor. Tüketicinin bu uygulamayı nasıl karşıladığını ZigZag ve YouGov’un 2024 tarihli ortak araştırması gösteriyor, katılımcıların %71’i ürün fiyatlarının yükselmesi yerine iade başına sabit bir ücret ödemeyi tercih edeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu seçenek bulunmadığı için maliyet tüketicinin görüş alanına hiç girmiyor. Fiyata ne kadarının bindiği ise ölçülmüş bir oran taşımıyor. Rekabetin sıkı olduğu kategorilerde satıcı bu maliyetin bir bölümünü kendi marjından karşılamak zorunda kalıyor.

Firmalar Ücretsiz İadeden Neden Vazgeçmiyor?

Fiyata yansıtmak yükün bir bölümünü karşılıyor. Dolayısıyla satıcıların ücretsiz iadeyi sürdürmesinin ardında bunun dışında ticari bir hesap da duruyor. Özbek’in verisinde iade gönderen müşteriler ortalama 37,2 gün sonra yeniden sipariş veriyor, iade göndermeyen müşteriler ise 148,8 gün sonra. Aradaki dört kata yakın fark, iade deneyiminin müşteriyi işletmeye yaklaştırdığını gösteriyor. Amerikan Perakende Federasyonu’nun, Happy Returns ile hazırladığı 2025 tarihli iade raporunda tüketicilerin %82’si ücretsiz iadeyi satın alma kararında önemli bir unsur olarak işaretliyor, bir önceki yıl bu oran %76’ydı. İade politikası bir maliyet kalemi olduğu kadar satıcının kendi ürününe duyduğu güvenin ilanı ve tüketici bunu böyle okuyor.

Aynı rapor tablonun öbür yüzünü de veriyor, iadelerin %9’u sahte çıkıyor. Rapor bu işlemlerin biçimlerini de sıralıyor, iade edilen adedi olduğundan fazla bildirmek, boş kutu göndermek ve gerçek ürün yerine taklidini yollamak en sık görülenler arasında yer alıyor. Perakendecilerin %85’i bu işlemleri ayıklamak için yapay zeka kullanıyor. Sahte iadenin maliyeti de dürüst alışveriş yapanın etiket fiyatına biniyor. Ücretsiz iade böylece hem satışı büyüten hem de kötüye kullanıma açık bir araç olarak duruyor.

Karbon Yükü Nerede Ortaya Çıkıyor?

İadenin çevresel maliyeti çoğu zaman fazladan katedilen kilometre üzerinden anlatılıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın verisi bu anlatıyı bir yerinden düzeltiyor. Ajansın hesabına göre tekstil ürünlerinin yol açtığı çevresel emisyonların yaklaşık %3’ü dağıtım ve perakende aşamasından geliyor. Uzun ve karmaşık bir iade süreci bile ürün sonunda yeniden satılıp kullanılıyorsa çevre açısından savunulabilir kalıyor. Asıl zarar, geri dönen ürünün rafa hiç dönememesinde birikiyor.

Aynı ajansın brifingine göre Avrupa pazarına sürülen tekstil ürünlerinin %4 ile %9 arasındaki bölümü amaçlanan biçimde hiç kullanılmadan imha ediliyor. Bu hacmin işlenmesi ve imhası 5,6 milyon tona kadar karbon eşdeğeri sera gazına karşılık geliyor. Marka tarafında karbon disiplini raporlanabilir bir başlık haline geliyor. İmha edilen stok ise bu tablonun en zor açıklanan kalemi olarak duruyor. Tüketicinin geri gönderdiği ürünün nereye gittiği sorusu böylece çevresel bir merak olmaktan çıkıp bir hesap verme başlığına dönüşüyor.

Avrupa İmhanın Kapısını Kapattı

19 Temmuz 2026, bu tartışmayı hukuki bir yükümlülüğe çeviriyor. Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir Ürünler için Eko-tasarım Tüzüğü kapsamında büyük şirketler satılmayan giyim, giyim aksesuarı ve ayakkabıyı artık imha edemiyor. Orta ölçekli işletmeler için aynı yasak 2030’da devreye giriyor. Düzenlemenin en çok gözden kaçan yanı geri dönüşümün de imha sayılması, dolayısıyla eldeki stoğu geri dönüşümcüye göndermek kendiliğinden uyumlu bir çözüm oluşturmuyor. Şirketlerden önce indirimli satış, farklı pazarlara yönlendirme, bağış, onarım ve yenileme yollarını denemeleri bekleniyor.

İmha ancak güvenlik gerekçesi ya da ürün hasarı gibi dar ve belgelenebilir durumlarda mümkün oluyor ve uyumu ulusal makamlar denetliyor. Şubat 2027’den itibaren şirketler için imha ettikleri satılmayan tüketici ürünlerinin miktarını standart bir formatta bildirme yükümlülüğü başlıyor. Bu ikinci yükümlülük, satılmayan ve iade edilen stoğu, firma içi bir operasyon kararı olmaktan çıkararak, denetlenebilir bir veri kalemine dönüştürüyor. Türkiye tarafında konu doğrudan hazır giyim ihracatçısının masasında duruyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, tüzüğe ilişkin bilgilendirmeleri üyeleriyle bir süredir paylaşıyor.

Depo Ve Stok Yönetimi Eğitimi Haber İade Ettiğiniz ürün Nereye Gidiyor ücretsiz İade Gerçekten ücretsiz Mi

Geriye Doğru Akan Zincir

Satınalma ve tedarik zinciri tarafında bu tablonun karşılığı üç başlıkta toplanıyor:

  • Birincisi veri, iade sebebinin ürün, beden ve tedarikçi kırılımında kayıt altına alınması. Beden uyumsuzluğunun %48’lik payı, tedarikçi seçiminde ve beden tablosu tasarımında doğrudan bir girdi oluşturuyor.
  • İkincisi sınıflandırma disiplini, gelen ürünün hangi kanala gideceğine kaç günde karar verildiği ürünün kalan değerini belirliyor.
  • Üçüncüsü yeniden değerlendirme yollarının önceden kurulmuş olması, outleti, bağış programını ve yenileme hattını iade geldikten sonra aramak hem zaman hem değer kaybettiriyor.

Kırçova ve Kırvanoğlu Altın’ın çalışması tüketicinin bu zincirin varlığından büyük ölçüde habersiz olduğunu aktarıyor. Tüketici tarafında ise iade hala “sadece bir tıklama ile iade etme” işlemi olarak görünüyor. Zincirin geri kalanı görünmez kalıyor, oysa faturası herkesin ödediği etiket fiyatının içinde duruyor. Satıcının uygulamasında iade talebi oluşturmak on saniye sürüyor. Geri dönen paketin yolculuğu ise ortalama dokuz günden uzun ve bazı durumlarda altı aydan fazla.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, risklere karşı dayanıklı, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

İnsan Kaynaklarının Ötanazisi: Sessiz İstifa

İnsan Kaynaklarının ötanazisi Sessiz İstifa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İnsan Kaynaklarının Ötanazisi: Sessiz İstifa

Doç. Dr. Mehmet KAPLAN

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Sessiz istifa, çalışanların işyerinde yalnızca asgari düzeyde sorumluluk üstlenerek işte ilerleme fikrinden uzaklaşmalarını ve huzursuzluğunu yansıtan pasif bir direniş biçimi olarak ifade edilmektedir (Güler, 2023: 249). Bu olgu, artan iş yükü ve sürekli yükselen beklentiler nedeniyle tükenmişlik yaşayan veya takdir edilmediklerini düşünen çalışanların, iş görevlerini minimum düzeye indirgemesiyle ortaya çıkmakta ve gelişmektedir (Johnson, 2023: 2). Sessiz istifa kavramının, ilk olarak 2009 yılında Ekonomist Mark Boldger tarafından “Texas A&M Ekonomi Sempozyumu’nda” ifade edilmiştir (Çimen ve Yılmaz, 2023: 28). Ancak kavramın popülerleşmesi, 2022 yılında Zaid Khan adlı bir TikTok kullanıcısının “iş senin hayatın değil” mesajını içeren videosu ile gerçekleşmiştir. Hızlı yaşam ve koşuşturma kültürüne karşı bir eleştiri niteliğindeki bu video, iş-yaşam dengesi üzerine yeniden düşünmeyi teşvik etmiş ve kavramın TikTok’ta yayılmasına öncülük etmiştir (Güler, 2023: 249). Ağustos 2022 itibarıyla pek çok TikTok kullanıcısı, sessiz istifa üzerine tartışmalar başlatmıştır (Hamilton vd., 2023: 3).

Sessiz istifa, çalışanların temel görevlerini yerine getirirken, ekstra çaba gerektiren eylemlerden kaçınmasını anlatmaktadır. Bu kapsamda çalışanlar erken işe gelme, zorunlu olmayan toplantılara katılma, iş tanımının ötesinde sorumluluk alma veya fazla mesai yapma gibi davranışları ihmal etmektedir. Bu eğilimin temelinde ruh sağlığını koruma, tükenmişliği önleme ve iş-yaşam dengesini sağlama arzusu yatmaktadır (Güler, 2023: 249).

Sessiz istifaya yönelik Kaplan (2022) tarafından geliştirilen basamaksal bir model olan “sessiz istifa piramidi” çalışanların işletmede yaşadıkları durumu açıkça ortaya koyan bir süreç olarak anlam bulmaktadır. Şekilde de ifade edildiği gibi sürecin basamakları bu şekilde özetlenebilir.

Güven Eksikliği Basamağı: Bu basamak en geniş olan alt tabanı oluşturur. Burada çalışan kişi ile yönetim ve kurum bağlamında olan temel inancı sarsılmıştır.

Tutarlılık Eksikliği Basamağı: Bu basamakta ise sözler ile eylemler veya verilen kararlar arasındaki çelişkiler görülmekte ve sessizlik yeni bir boyut kazanmaktadır.

Değersiz Hissetme Basamağı: Çalışan bu aşamada işletme ve işi için harcadığı emeğin ve uzmanlığın takdir edilmediğini fark etmekte ve bu farkındalık onu geri durmaya itmeye başlamaktadır.

Aidiyet Eksikliği Basamağı: Çalışan artık kendini kurumun bir parçası olarak görmemekte ve kurumu ile bir bağ kuramamaktadır.

İletişim Eksikliği Basamağı: Piramidin tepesindeki dar noktadır; bilgi akışının ve sağlıklı diyalogun kopmasını ifade etmektedir.

Sessiz Istifa

Sessiz istifanın işletmede çalışanlar için uzun süreli bir çözüm olmadığı ve sessizlik yerine işletme yöneticileri ile açık iletişime geçilmesi gerekliliği ifade edilmektedir. Böylelikle daha etkin sonuçlar alınabilmektedir. Bunun da ötesinde böyle bir durumda işletmeninde açık bir eylem içinde olması çalışanları düşünmesi gerekliliği önemli olacaktır (Atalay ve Dağıstan, 2023: 1070).

Kaynakça ve Öncelikli Okuma Listesi

Atalay, M. ve Dağıstan, U. (2024). Quiet quitting: a new wine in an old bottle?. Personnel Review, 53(4), 1059-1074.

Çimen, A. İ. ve Yılmaz, T. (2023). Sessiz istifa ne kadar sessiz. Sakarya Üniversitesi İşletme Enstitüsü Dergisi, 5(1), 27-33.

Güler, M. (2023). Çalışma kültüründe yeni bir kavram: Sessiz istifa. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 32(1), 247-261.

Hamilton, O. S., Jolles, D., ve Lordan, G. (2023). Does the tendency for ‘quiet quitting’ differ across generations? Evidence from the UK. IZA Discussion Papers, 16240, 1–22.

Johnson, J. R. (2023). What’s new about quiet quitting (and what’s not). The Transdisciplinary Journal of Management, 1(1), 1-14.

Kaplan, J. (2022). Pyramid of quiet quitting. Linkedin. https://www.linkedin.com/posts/jason-kaplan67b52610_leadership-personaldevelopment-management-activity-6971789378721345536-b8jn/

Küresel Birleşme ve Satın Alma Pazarı 2,4 Trilyon Dolar

Küresel Birleşme Ve Satın Alma Pazarı

Küresel Birleşme ve Satın Alma Pazarı 2,4 Trilyon Dolar

Bain & Company tarafından yayımlanan ‘2026 Yıl Ortası Birleşme ve Satın Alma (M&A) 2026’ raporuna göre, 2026’nın ilk beş ayında küresel birleşme ve satın alma hacmi yüzde 41 artışla 2,4 trilyon dolara ulaştı. Mevcut ivmenin korunması halinde yıl sonunda 5,3 trilyon doları aşması beklenen pazar, yalnızca 2020’deki 5,6 trilyon dolarlık rekorun gerisinde kalabilir.

Bain & Company’nin ‘2026 Yıl Ortası Birleşme ve Satın Alma (M&A) 2026’ raporuna göre şirketlerin stratejik dönüşüm ihtiyacı ve mega satın almalardaki sıçrama, M&A piyasasını tarihinin en güçlü dönemlerinden birine taşıyor. 10 milyar doların üzerindeki işlemlerin sayısı yüzde 52, toplam değeri ise yüzde 53 yükselerek küresel M&A piyasasında yeni bir büyüme dönemine işaret ediyor.

Küresel birleşme ve satın alma (M&A) pazarında geçtiğimiz yıl başlayan güçlü toparlanma, kalıcı bir yükseliş trendine dönüşüyor. Rapora göre, 2025’te yüzde 40 artışla 4,9 trilyon dolara ulaşarak tarihindeki en yüksek ikinci seviyeyi gören pazar, 2026’nın ilk beş ayında da ivmesini korudu. İşlem hacmi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 41 artarak 2,4 trilyon dolara yükseldi. Mevcut hızın sürmesi halinde yıl sonunda toplam hacmin 5,3 trilyon doları aşması ve 2026’nın, 2020 rekorunun ardından tarihin en güçlü ikinci yılı olarak kayda geçmesi bekleniyor.

Bain & Company’ye göre bu büyümenin arkasında, farklı sektörlere ve bölgelere yayılan güçlü bir stratejik dönüşüm dalgası bulunuyor. Hızla değişen rekabet ortamında şirketler, büyüme, dayanıklılık ve rekabet güçlerini artırabilmek için birleşme ve satın almaları yeniden temel stratejik araçlardan biri olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ odaklı ekonomiye geçişin hız kazanması, ekonomik büyümedeki yavaşlama, enflasyonist baskılar ve küresel ticarette artan jeopolitik belirsizlikler de şirketleri ölçek ekonomisi sağlayacak ve operasyonel verimliliklerini artıracak stratejik satın almalara yönlendiriyor. Ancak Bain, sermaye kullanımında önceliklerin giderek daha fazla rekabet ettiği bu dönemde, şirketlerin gündemine giren her satın alma işleminin ölçülebilir değer yaratması ve iş performansına somut katkı sunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Bain, özellikle büyük ölçekli satın almalara imza atan şirketlerin yeni bir “kazanan paradoksu” ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Şirketler bir yandan daha büyük ölçek ve dayanıklılık kazanmak amacıyla satın almalar gerçekleştirirken, diğer yandan yapay zekâ dönüşümünü de eş zamanlı yürütmek zorunda kalıyor. Bu durum yöneticileri, iki büyük dönüşüm programını aynı anda nasıl yönetecekleri sorusuna yanıt aramaya zorlarken, bu dönüşümleri ertelemenin de artık mümkün olmadığını gösteriyor.

Bain & Company Türkiye Yönetici Ortağı Onur Candar, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “2025 yılında başlayan güçlü M&A toparlanması geçici bir yükseliş değildi. Bu eğilimi besleyen stratejik gerekçeler bugün daha da güçlenmiş durumda. Şirketler hızla değişen dünyada ihtiyaç duydukları ölçeği ve yetkinlikleri kazanabilmek için cesur satın almalara yöneliyor. Ancak yapay zekâ yatırımlarının hızlanması yeni bir paradoks yaratıyor. Büyük ve karmaşık işlemleri başarıyla tamamlamak hiç olmadığı kadar zorlaştı; buna karşın doğru yönetildiğinde en büyük değer yaratma fırsatını da yine bu işlemler sunuyor.”

Sektörler ve bölgeler genelinde güçlü büyüme

Rapora göre stratejik birleşme ve satın alma işlemlerinin toplam değeri yılın ilk bölümünde yüzde 36 artarken, şirket değerleme çarpanları medyan bazda 11,6 FAVÖK seviyesinde yatay seyretti. İşlem sayısı ise yalnızca yüzde 2 yükseldi. Enerji ve doğal kaynaklar, sanayi ile sağlık ve yaşam bilimleri sektörleri işlem hacmindeki büyümeye en yüksek katkıyı sağladı. Finansal yatırımcıların gerçekleştirdiği işlemler yüzde 9 gerilerken, girişim sermayesi ve kurumsal girişim sermayesi yatırımlarının toplam değeri yüzde 206 artış gösterdi. Bu artışta OpenAI’ın 122 milyar dolarlık yatırım turu önemli rol oynadı.

Mega satın almalar da büyümenin ana itici gücü olmayı sürdürdü. 10 milyar doların üzerindeki işlemlerin sayısı yüzde 52, toplam değeri ise yüzde 53 arttı. İşlemlerde hisse ve nakit kombinasyonunun payı tarihi zirve olan yüzde 35’e yükselirken, tamamen nakit finansmanlı işlemlerin payı döngüsel olarak en düşük seviyelerden biri olan yüzde 55’e geriledi.

Bölgesel bazda ise Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesi küresel M&A faaliyetlerinin en hareketli merkezlerinden biri haline geldi. Bölgedeki mega satın almalar sayesinde işlem hacmi mayıs sonu itibarıyla geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 77 arttı. Avrupa şirketleri hem kendi ülkelerinde konsolidasyonu güçlendirecek hem de bölgesel ve küresel ölçekte rekabet avantajı sağlayacak işlemlere imza attı.

Yapay zekâ M&A stratejilerini yeniden şekillendiriyor

Rapora göre yapay zekânın birleşme ve satın alma süreçlerine etkisi artık teknoloji sektörünün çok ötesine taşınmış durumda. ABD’li enerji şirketleri NextEra Energy ile Dominion Energy arasında planlanan 119 milyar dolarlık birleşme bunun önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Artan veri merkezi yatırımları nedeniyle yükselen enerji talebi, şirketleri daha büyük ölçekli enerji altyapıları oluşturmaya yönlendiriyor.

Bain’e göre CFO’lar ve üst düzey yöneticiler için asıl soru, büyük ölçekli entegrasyon süreçlerini yürütürken yapay zekâ dönüşümünü de aynı anda nasıl gerçekleştirecekleri. Raporda, başarılı şirketlerin uzun vadeli sermaye planlarını hem M&A odaklı büyüme stratejilerini hem de yapay zekâ destekli iş süreçleri ve iş gücü dönüşümü yatırımlarını kapsayacak şekilde birlikte planlamaları gerektiği belirtiliyor.

Rapor ayrıca beklemenin artık bir seçenek olmadığını vurguluyor. Bain verilerine göre büyük ölçekli birleşmelerde iki şirketin tam entegrasyonu çoğu zaman 36 ayı aşarken, 10 milyar doların üzerindeki işlemlerde anlaşmanın duyurulmasından kapanışına kadar yaklaşık yedi ay, beklenen maliyet sinerjilerinin büyük bölümünün hayata geçirilmesi ise ilave 24-36 ay sürüyor. Bu nedenle entegrasyon süreçlerinin aynı zamanda yapay zekâ dönüşümünü hızlandıracak kritik fırsatlar olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Küresel Birleşme Ve Satın Alma Pazarı

Bain’e göre bu yeni “kazanan paradoksu”, aynı zamanda önemli bir değer yaratma fırsatı da sunuyor. Yapay zekâ kullanan entegrasyon ekipleri, maliyet sinerjisi fırsatlarını geleneksel yöntemlere kıyasla iki ila üç kat daha hızlı tespit edebiliyor ve çok daha iddialı hedefler belirleyebiliyor.

Raporla ilgili değerlendirmesinde, Bain & Company Türkiye Ortaklarından Armando Guastella ise şöyle konuştu: “Entegrasyon süreçleri her zaman hem risk hem fırsat barındırıyordu. Yapay zekâ ise bu iki unsuru da çok daha kritik hale getiriyor. Başarılı şirketler, satın alma işlemlerini yapay zekâ dönüşümlerini hızlandıracak stratejik bir fırsat olarak değerlendirenler olacak.”

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu?

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle;  İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından cihaz ve kitlerin tamamı için teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüs vb. sunulmadığı,  İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların tamamı için menşei bilgisine yer verilmediği, İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların tamamı için marka/model bilgisi sunulmadığı, Teknik Şartname’de yer alan antikor listesinden CMV (CYTOMEGALOVİRUS), CK-8, HpV_Ab3, AMiLOiD P, HBSAG, HBCAG, HCV, HLA, LAMINiN, NEUROBLASTOM, HPV16, VEGF, BF1, TIA1, COLLOGEN, EMERiN, MEROSIN, CALPAiN, SİKLİN D2, SMAD-4, FMC-7, K27 M ürünlerin kapsam dışı olduğu, ancak ihale üzerinde bırakılan istekli tarafından belirtilen kapsam dışı ürünler için üretici veya ithalatçı tarafından düzenlenen kapsam dışı beyanın sunulmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde;  Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 3’üncü maddesinde “(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında 4734 sayılı Kanunun 4 üncü maddesindeki tanımlar (Ek ibare: 18/05/2024-32550 R.G./2.md.; yürürlük: 01/08/2025) ile Kamu Alımlarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliğinin 3 üncü maddesindeki tanım ve kısaltmaların yanında;

…

i) (Ek bent: 18/05/2024-32550 R.G./2.md.; yürürlük: 01/08/2025) EKAP Yönetmeliği: 18/5/2024 tarihli ve 32550 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Alımlarının Elektronik

Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliğini, …ifade eder.” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “Tekliflerin değerlendirilmesi” başlıklı 58’inci maddesinde “(1) Teklifler; Kanun, bu Yönetmelik, (Ek ibare: 16/03/2019-30716 R.G/11.md.; yürürlük: 26/03/2019; Değişik ibare: 18/05/2024-32550 R.G./26.md.; yürürlük: 01/08/2025) EKAP Yönetmeliği ve tip şartnamelerde belirtilen esaslar çerçevesinde (Değişik ibare: 18/05/2024-32550 R.G./26.md.; yürürlük: 01/08/2025) e-formlar kullanılarak değerlendirilir…” hükmü,

Kamu Alımlarının Elektronik Ortamda Yapılmasına İlişkin Uygulama Yönetmeliği”nin “Başvuru ve/veya tekliflerin değerlendirilmesi ile ihalenin karara bağlanması” başlıklı maddenin 7’nci fıkrasında “…(7) Tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin şartları sağlamadığı anlaşılan istekliler ile numune/demonstrasyon değerlendirmesi başarısız sonuçlanan isteklilerin teklifleri değerlendirme dışı bırakılır ve bu tekliflerin değerlendirme dışı bırakılma gerekçeleri kaydedilerek EKAP üzerinden ihale komisyonu kararı oluşturulur…” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “Başvuru ve/veya tekliflerin hazırlanması ve gönderilmesi” başlıklı 10’uncu maddesinde “(1) Başvuru veya tekliflerin gönderilmesinde e-teklif kullanılır. E-teklifler; başvuru/teklif mektubu ile idari şartname düzenlemeleri esas alınarak oluşturulan ihaleye katılım belgesi ve diğer ekler kullanılarak hazırlanır ve e-imza ile imzalanarak ihale tarih ve saatine kadar gönderilir.

(2) İhaleye katılım belgesinin hazırlanmasında;

a) Doğrudan EKAP’ta oluşturulan,

b) Entegrasyonlar aracılığıyla erişilen,

c) (a) veya (b) bendi kapsamı dışındakilere ilişkin EKAP’a yüklenen, bilgi ve belgeler kullanılır. Entegrasyonlardan kaynaklanan teknik sorunlar nedeniyle gerekli bilgi ve belgelere ulaşılamaması durumunda bunlara ilişkin belgeler de (c) bendi kapsamında EKAP’a yüklenir. (c) bendi kapsamında yüklenecek belgelerde, ilgili uygulama yönetmeliğinin belgelerin sunuluş şekline ilişkin hükümleri esas alınır.

(3) Aday ve istekliler, ikinci fıkra kapsamındaki bilgi ve belgelerin tam, doğru ve güncel olmasını sağlamakla yükümlüdür.

…

(6) Tekliflerin gönderilebilmesi için ihaleye katılım belgesindeki zorunlu alanların doldurulması ve geçici teminat tutarının yeterli olması gerekir.

(7) Başvuru ve teklifler EKAP tarafından güvenli şifreleme yöntemleri ile saklanır.” düzenlemesi,

İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.4. İsteklinin teklifi kapsamında ihaleye katılım belgesine aktarılarak sunması ve/veya sağlanması gerektiği bu şartnamenin 7 nci maddesi dışındaki maddeleri ile teknik şartnamede belirtilen belgeler ve/veya yeterlik kriterleri:

Belge Adı Açıklama İş Ortaklıklarında
Cihaz ve kit ile ilgili teknik dokümanlar Cihaz ve kit ile ilgili teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüs vb. Tek ortağın sunması yeterlidir.
Menşei Bilgisi

 

Teklif edilen Cihaz/Cihazlar menşei bilgisi Tek ortağın sunması yeterlidir.
Cihaz Marka/Model

 

Teklif edilen Cihaz Marka/Model bilgileri Tek ortağın sunması yeterlidir.

7.5. Bu Şartnamenin 7 nci maddesi dışında ihale dokümanında sayılan diğer belgeler ve/veya düzenlenen diğer yeterlik kriterleri tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaz…”

düzenlemesi,

Aynı Şartname’nin “Tekliflerin açılması ve değerlendirilmesi” başlıklı 29’uncu maddesinde “…29.5. 29.3 üncü ve 29.4 üncü maddelere göre uygun olduğu anlaşılan tekliflerden, ekonomik açıdan en avantajlı birinci ve ikinci teklif olması öngörülenlerin değerlendirilmesine geçilir. Aşırı düşük teklif açıklaması istenen ihalelerde, aşırı düşük tekliflerin tamamı değerlendirilir.

29.6. Değerlendirme işlemi, bu Şartname düzenlemeleri çerçevesinde ihaleye katılım belgesine aktarılan bilgi ve belgeler esas alınarak yapılır. İhaleye katılım belgesine aktarılan  bilgi ve belgelerden; entegrasyonlar aracılığıyla veya EKAP ya da diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının internet sayfası üzerinden erişilebilenlerin teyit işlemi gerçekleştirilir. İhaleye katılım belgesine aktarılan belgelerden belirtilen yöntemlerle teyit edilemeyenler bu haliyle değerlendirmeye esas alınır ve ihtiyaç duyulması hali hariç bu belgelerin fiziki olarak sunulması istenmez.

…

29.11. Tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin şartları sağlamadığı anlaşılan istekliler ile numune/demonstrasyon değerlendirmesi başarısız sonuçlanan isteklilerin teklifleri değerlendirme dışı bırakılır ve bu tekliflerin değerlendirme dışı bırakılma gerekçeleri tutanağa bağlanır.” düzenlemesi,

Tam Otomatik İmmunohistokimyasal Testler ve İn Sıtu Hibridizasyon Sistemi Sonuç Karşılığı Hizmet Alımı Teknik Şartnamesi’nin “Genel Şartlar” başlıklı B maddesinde “1.Kurulacak sistem, immünohistokimya ve in-situ hibridizasyon uygulamasını kesitin deparafinizasyon aşamasından başlayıp, enzim, antijen retrieval (ısı ve solüsyon etkisi ile epitop geri kazanımı) işlemi dahil olmak üzere, peroksit blok, primer antikor, detection kit aşamaları ve zıt boyaması da tamamlanmış şekilde, aynı platform üzerinde, kullanıcı müdahalesine gerek kalmadan tam otomatik olarak yapabilmelidir. İlk aşamada cihazlardan Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kurulacak olan cihaz hariç olmak üzere diğer kurumlara kurulacak olan cihazlarda ve kitlerde in-situ hibridizasyon çalışma şartı aranmayacaktır. Ayrıca firma hizmet alım süresince oluşabilecek ihtiyaçlar kapsamında (toplam test sayısı içinde kalmak kaydı ile) idarece bildirilmek koşuluyla, tüm hastaneler için hastanelerce ihtiyaç duyulabilecek test kapasitesini (ihtiyaç duyulan günlük test sayısı) ve hastanenin test yapabilme kabiliyetini (immümohistokimya ve/veya insituhibridizasyon) karşılayacak şekilde cihaz, kit, antikor sağlama/kurmayı kabul ve taahhüt eder…”  düzenlemesi yer almaktadır.

İhale üzerinde bırakılan …….. Diagnostics Turkey Anonim Şirketi tarafından ihaleye katılım belgesinin “İdari Şartnamenin 7.4. maddesinde Belirtilen Belge/Kriterler” başlıklı bölümünün; “Cihaz ve kit ile ilgili teknik dokümanlar” kısmına “4531-9999-00147_Benchmark Ultra Cihaz Broşürü.pdf, 4531-9999-00283_Benchmark GX Cihaz Broşürü.pdf, 4531-9999- 00755_2025-1445640 Kit Prospektüsleri.pdf, 4531-9999-00792_2025-1445640 NordiQC Belgeleri.pdf, 4531-9999-00764_2025-1445640 Teknik Şartname Taahhütnamesi.pdf” uzantılı belgelerin, “Menşei Bilgisi” kısmına “4531-9999-00756_2025-1445640 Menşei Belgesi.pdf” uzantılı belgenin, “Cihaz Marka/Model” kısmına “4531-9999-00757_2025-1445640 Cihaz Marka Model Tablosu.pdf” uzantılı belgenin yüklendiği görülmüştür. Söz konusu belgeler indirildiğinde; Benchmark Ultra ve Benchmark GX cihazına ait broşürler ile ultraView Universal DAB Detection Kit Prospektüsleri, Benchmark GX ile Benchmark Ultra cihazlarına ilişkin menşei taahhütnamesi ile cihaz marka ve model bilgisinin yer aldığı Cihaz tablosu başlıklı belge ile karşılaşılmıştır.

Yukarıda aktarılan doküman düzenlemelerinden, idarece başvuruya konu Puan Karşılığı Patoloji Grubu Laboratuvar Cihazları Hizmeti Alımı ihalesinde, testlerin; İmmünohistokimyasal Testler ile In Sıtu Hibridizasyon Testleri olmak üzere 2 başlık altında toplandığı, söz konusu testler için kullanılacak cihazların özeliklerine Teknik Şartnamede yer  verildiği, cihaz ve kit ile ilgili teknik bilgiler içeren katalog ve/veya broşür ve/veya prospektüsün, teklif edilen cihaz/cihazlar menşei bilgisinin ve cihaz marka/model bilgilerini gösteren belgelerin yeterlik kriteri olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından Amerika menşeli Ventana marka Benchmark Ultra ve Benchmark GX model cihazların teklif edildiği, yukarıda aktarıldığı üzere teklif edilen cihazlara ilişkin broşür ve ultraView Universal DAB Detection Kiti için prospektüsün teknik bilgileri içeren belgeler, menşei belgesi ve marka/model belgesinin ihaleye katılım belgesine yüklendiği görüldüğünden, iddia uygun bulunmamıştır.

İdari Şartname’nin “Katılım ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.4. İsteklinin teklifi kapsamında ihaleye katılım belgesine aktarılarak sunması ve/veya sağlanması gerektiği bu şartnamenin 7 nci maddesi dışındaki maddeleri ile teknik şartnamede belirtilen belgeler ve/veya yeterlik kriterleri:

Belge Adı Açıklama İş Ortaklıklarında
Kapsam Dışı Beyanı Tıbbi Cihaz Yönetmeliği, Vücuda Yerleştirilebilir  aktif Tıbbi Cihazlar  yönetmeliği ve Vücut dışında kullanılan (invitro) Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmayan teklif verilenler için üretici / ithalatçı  kapsam  dışı beyanı Tek ortağın sunması yeterlidir.

7.5. Bu Şartnamenin 7 nci maddesi dışında ihale dokümanında sayılan diğer belgeler ve/veya düzenlenen diğer yeterlik kriterleri tekliflerin değerlendirilmesinde dikkate alınmaz…” düzenlemesi,

Teknik Şartname’nin “İmmunohistokimyasal Test Kiti Özellikleri” başlıklı C maddesinde “…18- Aşağıdaki antikor listesine uyumlu antikor ve In-Sıtu Hibridizasyon kitleri verilecektir. Bu listede yer almayan ancak bilimsel olarak uygulanması gereken antikor ve In- Sıtu Hibridizasyon kitleri gerektiğinde listedenmiş gibi sayılıp firmadan istenebilecektir.  DETECTİON KİTLERLE BİRLİKTE VERİLECEK ANTİKOR LİSTESİ yer almaktadır.

Laboratuvar Hizmet Alım İhalesinde Yeterlik Belgelerinin Sunumu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İhale üzerinde bırakılan …… Diagnostics Turkey Anonim Şirketi tarafından ihaleye katılım belgesinin “İdari Şartnamenin 7.4. maddesinde Belirtilen Belge/Kriterler” başlıklı bölümünün, “Kapsam Dışı Beyanı” kısmının boş bırakıldığı görülmüştür. Yukarıda aktarılan İdari Şartname düzenlemesinden, idarece; Tıbbi Cihaz Yönetmeliği, Vücuda Yerleştirilebilir Aktif Tıbbi Cihazlar Yönetmeliği ve Vücut Dışında Kullanılan (İnvitro) Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmayan üretici / ithalatçı için kapsam dışı beyanının, yeterlik kriteri olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu yeterlik kriterinden, Teknik Şartname’de sayılan 171 adet detection kitlerle birlikte verilecek antikordan, anılan yönetmelikler kapsamında olmayanlara ilişkin de kapsam dışı beyanı verilmesi gerektiği hususunun anlaşılmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla yeterlik kriteri olarak belirlenmeyen bir hususa ilişkin ihale üzerinde bırakılan isteklinin kapsam dışı beyanında bulunmasının zaruri olmadığı anlaşılmış, iddia yerinde bulunmamıştır.

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

0 312 963 13 63