AB Destekli Hibe Başvuruları Başladı, Asıl Sınav Şirketlerin Değer Zincirinde
Avrupa Birliği (AB) finansmanıyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen yeni bir hibe programı bu ay başvurulara açıldı. Sorumlu İşletmeler, Dayanıklı Sivil Toplum başlığını taşıyan program, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) İş Dünyası ve İnsan Hakları (BHR) alanındaki rolünü ve kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. İlk bakışta bu, yalnızca dernek ve vakıfları ilgilendiren bir fon duyurusu gibi görünüyor. Oysa programın asıl önemi kimin başvurabileceğinde değil, neyin habercisi olduğunda saklı. Bir ülkede insan hakları temelli bir hibe programının kurulması, o ülkede şirketleri bu konuda hesap verebilir kılacak zeminin hazırlandığının işaretidir. Burada inşa edilen şey tek başına bir fon değil, bir beklenti altyapısı. Ve o beklenti, başvuru yapacak kuruluşlardan çok, değer zincirinin içinde yer alan şirketleri ilgilendiriyor. Aşağıda programın tüm ayrıntısı yer alıyor. Ama yazının asıl sorusu daha baştan belli. Bu zemin olgunlaşırken şirketler nerede duruyor.
İnsan Hakları Artık Beklenti Değil Yükümlülük
İş dünyasının insan haklarına saygı göstermesi uzun süre gönüllü bir iyi niyet meselesi olarak görüldü. Bu çerçeve son on yılda hızla değişti. Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri ile Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Rehber İlkeleri, şirketlerin yalnızca kendi faaliyetlerinden değil, içinde bulundukları iş ilişkileri ağından da sorumlu olduğu anlayışını ana akım haline getirdi. AB ise bu anlayışı bağlayıcı bir kurala dönüştürme yolunda en ileri adımı attı. Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD), büyük şirketlere değer zincirleri boyunca insan hakları ve çevresel riskleri tespit etme ve giderme sorumluluğu getiriyor. Bu yaklaşımın özünde cezalandırmaktan çok önleme var, yani amaç riski ortaya çıktıktan sonra gidermek değil, henüz oluşmadan görüp engelleyecek bir düzeni kurmak.
Bu süreç düz bir çizgide ilerlemedi. 2026 başında yürürlüğe giren sadeleştirme paketiyle direktifin kapsamı belirgin biçimde daraltıldı ve doğrudan yükümlülük en büyük ölçekli şirketlerde toplandı. Bu geri adım gerçek, fakat işin yönünü tersine çevirmedi. Düzenlemenin kapsamı daralsa da insan hakları özeninin gönüllü bir tercih olmaktan çıkıp ölçülebilir bir uyum ölçütüne dönüşme yönü değişmedi. Bu yön yalnızca insan haklarıyla da sınırlı değil. Karbon sınırı düzenlemesinden tedarik zinciri şeffaflığına uzanan geniş bir uyum dalgasının parçası ve şirketlerden istenen kanıt giderek somutlaşıyor. Üstelik doğrudan kapsam dışında kalan şirketler bile bu baskıyı dolaylı olarak hissediyor. Çünkü kapsam içindeki büyük alıcılar, kendi yükümlülüklerini yerine getirebilmek için tedarikçilerinden de aynı disiplini talep ediyor. Türkiye’deki ihracatçı için bunun anlamı açık. Yükümlülük çoğu zaman bir hukuk metninden değil, müşterinin sözleşmesinden ve denetim talebinden geliyor.
Bunun somut görünümü şöyle işliyor. Avrupa pazarındaki büyük bir hazır giyim ya da otomotiv markası, kendi raporlama ve özen yükümlülüğünü karşılayabilmek için Türkiye’deki tedarikçisinden çalışma koşullarına ve işçi haklarına dair belgelendirme istiyor. Tedarikçi bu talebi karşılayamadığında sorun bir anda fiyat pazarlığı olmaktan çıkıyor ve siparişin devam edip etmeyeceğine ilişkin bir koşula dönüşüyor. Yani ihracatçı için insan hakları özeni, uzak bir Avrupa direktifinden çok, masadaki siparişin görünmez bir şartı haline geliyor. Büyük alıcı kendi kapsamı daraldığında bile bu beklentiyi sürdürüyor çünkü itibar riskini tek bir tedarikçiye bağlamak istemiyor. Bu noktada hazırlıklı olan ile olmayan tedarikçi arasındaki fark, doğrudan pazara erişimde ve sözleşmenin yenilenmesinde ortaya çıkıyor.
Sınav Değer Zincirinde Veriliyor
Bir şirketin insan hakları karnesi çoğu zaman kendi duvarlarının içinde değil, mal ve hizmet tedarik ettiği yerlerde belirleniyor. Zorla çalıştırma, güvensiz çalışma koşulları ya da örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması gibi riskler, genellikle zincirin görünürlüğü en düşük alt halkalarında ortaya çıkıyor. Bu yüzden özen yükümlülüğünün ağırlık merkezi, tedarik kararlarının verildiği ve tedarikçilerin seçilip değerlendirildiği süreçlere kayıyor. Bir tedarikçiyi yalnızca fiyatı ve teslim süresiyle değerlendirmek artık eksik bir yaklaşım. O tedarikçinin çalışma koşullarını, alt yüklenicilerini ve risk profilini görebilmek de kararın doğal bir parçası haline geliyor.
Bu noktada beliren şey aslında bir kapasite sorusu. Tedarik zinciri boyunca insan hakları riskini tespit etmek, tedarikçiyi yerinde denetlemek, bulguları belgelemek ve gerektiğinde düzeltici adım atmak, başlı başına bir uzmanlık alanı. Tedarikçisinin insan hakları riskini okuyamayan bir şirket, kendi itibar ve uyum riskini de zamanında göremez. Bu beceri kendiliğinden oluşmuyor. Sözleşmeye eklenen bir madde ya da yılda bir kez doldurulan bir anket, sürekli bir denetim disiplininin yerini tutmuyor. Bir başka deyişle tedarikçiden alınan tek bir taahhüt beyanı değil, o beyanın sahada doğrulanması önem kazanıyor. Zincirin görünürlüğünü sağlamak, risk haritasını çıkarmak ve bunu raporlanabilir bir sürece bağlamak, kurum içinde adım adım geliştirilmesi gereken bir yetkinlik.
Bu sorunun pratikteki yüzü çoğu zaman alt yüklenicide saklı kalıyor. Bir üretici doğrudan çalıştığı tedarikçiyi tanıyor olabilir, ama o tedarikçinin işin bir bölümünü devrettiği fason atölyeyi çoğu zaman hiç görmüyor ve riskin yoğunlaştığı yer tam da bu görünmeyen alt halka. Yerinde yapılan bir denetim, kağıt üzerinde düzgün görünen bir tedarikçinin kayıt dışı bir birimde çok daha düşük standartlarla üretim yaptığını ortaya çıkarabiliyor. Zincirin yalnızca ilk halkasına bakan bir şirket ise kendisini en çok yaralayacak riski hiç görmeden yoluna devam ediyor. Sorun patlak verdiğinde hesabı veren de kuralı ihlal eden küçük atölye değil, ürünü pazara süren markanın kendisi oluyor. Görünürlüğü ilk tedarikçiden öteye taşımak bu yüzden teknik bir ayrıntı değil, riskin merkezine inen bir karar.
Sorumluluk Kurumun Kendi İçinde de Başlıyor
Özenin dışa bakan yüzünü tedarik zinciri olarak tanımlarsak, içe bakan yüzü için de kurumun kendi iş gücü olduğunu söyleyebiliriz. İnsan hakları riskini yalnızca uzaktaki bir tedarikçide aramak yerine, çoğu zaman şirketin kendi çatısı altında aramak daha gerçekçi olur. İşe alma, ücretlendirme, terfi ve çalışma koşullarının belirlendiği süreçlerde insan hakları ihlalleri riskleri ortaya çıkabiliyor. Hibe programının üçüncü öncelik alanı bu nedenle ayrıca dikkat çekici. Program, iş yerlerinde ve iş değer zincirlerinde kadın haklarının ve kadınların güçlenmesinin geliştirilmesini başlı başına bir öncelik olarak öne çıkarıyor. İlginç olan, bu içe bakan yüzün çoğu zaman kurumların en az incelediği alan olması. Dışarıdan gelen denetimler tedarikçiye odaklandığında, şirketin kendi içindeki pratikleri sorgulanmadan arka planda kalabiliyor.
Bu vurgu rastlantı değil. İş gücü içindeki ayrımcılık, ücret farkı ve temsil eşitsizliği, insan hakları uyumunun en ölçülebilir alanlarından biri haline geldi. Aynı durum çalışanların güvenliği, çocuk işçiliğinin önlenmesi ve adil ücret gibi başlıklar için de geçerli. Bir kurumun dışarıya anlattığı eşitlik söylemi ile içeride fiilen uyguladığı politikalar arasındaki mesafe giderek daha fazla mercek altında. İçeride yönetilmeyen bir insan hakları riski, dışarıya verilen hiçbir taahhüdü inandırıcı kılmaz. Çalışan hakları, şikayet mekanizmaları ve eşitlik politikaları, kurumun kağıt üzerindeki değerlerini sahadaki uygulamaya bağlayan halka. Bu da yine bir yetkinlik meselesi. Bir eşitlik politikasını tasarlamak, onu ölçülebilir göstergelere bağlamak ve düzenli aralıklarla raporlamak, iyi niyetin ötesinde bir uzmanlık istiyor.
Bu alanın güçlü yanı somut ve ölçülebilir olması. Bir kurumun yönetim kademelerindeki kadın oranı, aynı işi yapan kadın ve erkek arasındaki ücret farkı ya da kurulan bir şikayet mekanizmasının gerçekten işletilip işletilmediği, hepsi sayıya dökülebilen göstergeler. Bu göstergeler olumlu olduğunda anlatılan eşitlik söylemi inandırıcı hale geliyor, olumsuz olduğunda ise hiçbir slogan aradaki açığı kapatmıyor. Üstelik bu veriler artık yalnızca kurumun kendi içinde kalmıyor, tedarik ilişkisinde ve kamuya açık raporlamalarda da sorulabiliyor. Dışarıdan gelen bir alıcı, çalıştığı şirketin yalnızca ürün kalitesini değil, iş gücüne nasıl davrandığını da bir risk kalemi olarak değerlendirebiliyor. Dolayısıyla iş yerindeki eşitlik, vicdani bir tercih olmanın yanında ölçülen ve karşılaştırılan bir performans alanına dönüşüyor.
Programın Kapsamı ve Başvuru Koşulları
Bu beklenti zeminini besleyen programın ayrıntıları şöyle özetlenebilir. Sorumlu İşletmeler, Dayanıklı Sivil Toplum Projesi kapsamında açılan hibe, sivil toplum kuruluşlarının insan hakları alanındaki programlama, savunuculuk, izleme ve çok paydaşlı katılım kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Program üç stratejik öncelik etrafında kurulmuş ve her öncelik ayrı bir lota karşılık geliyor. Bu öncelikler birbirini dışlamıyor. Başvuru sahibi odağını koruduğu sürece tekliflerinde birden fazla önceliğe yer verebiliyor.
Birinci öncelik, iş dünyası ile çalışan ve işveren temsilcileri arasında yapılandırılmış diyaloğu güçlendirmeye yönelik ve bu lot için iş dünyası ile hak sahiplerini buluşturan bir ortaklık zorunlu tutuluyor. Bu lotta asgari 80.001, azami 140.000 dolarlık projeler destekleniyor ve toplam tahsis yaklaşık 590.000 dolar.
İkinci öncelik, sivil toplumun insan hakları alanındaki programlama ve savunuculuk kapasitesini geliştirmeye odaklanıyor. Bu lotun proje aralığı 60.000 ile 80.000 dolar, toplam tahsisi ise yaklaşık 340.000 dolar.
Üçüncü öncelik iş yaşamında kadın haklarının ve kadınların güçlenmesinin geliştirilmesine ayrılmış. Aynı 60.000 ile 80.000 dolarlık aralıkla destekleniyor ve toplam tahsisi yaklaşık 200.000 dolar.
Başvuru sahibi olabilmek için kuruluşların, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında kurulmuş ve tüzel kişiliğini 31.12.2024 tarihinden önce kazanmış olması gerekiyor. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) destek veren ve insan hakları yaklaşımlarının iş ortamına taşınmasını kolaylaştırabilecek kurumlar ise kar amacı gütmeyen tüzel kişilik olmaları koşuluyla istisnai olarak ortak kabul edilebiliyor. Önerilen faaliyetlerin Türkiye’de uygulanması ve proje süresinin altı ile on iki ay arasında olması bekleniyor.
Başvurular yalnızca UNDP’nin çevrim içi sistemi üzerinden ve İngilizce olarak alınıyor. Basılı ve Türkçe başvurular geçersiz sayılıyor. Sistem 8 Mayıs 2026 tarihinde erişime açıldı. Son başvuru ise 14 Ağustos 2026 Cuma günü saat 17.00 olarak belirlendi.
Programa ilişkin başvuru rehberi, gerekli ekler ve çevrim içi başvuru sistemine UNDP’nin resmi sayfasından ulaşılabiliyor.
Beklenti Hızla Kurala Dönüşüyor
Bu duyuruya yüzeyden bakan, yalnızca birkaç sivil toplum kuruluşunun fon başvurusu olarak görür. Derinine bakan ise bir ülkenin insan hakları temelli iş yapma standardını kurumsallaştırma yönünde attığı adımı fark eder.
Devreye giren her hibe, her kapasite geliştirme programı ve her raporlama beklentisi aynı yöne işaret ediyor. Şirketlerin değer zincirlerinde ve kendi içlerinde insan haklarına nasıl davrandığı artık görünmez bir alan olmaktan çıkıyor. Bu zemin olgunlaştığında geriye sade bir soru kalıyor. Beklenti kurala dönüştüğünde şirket bu sınava hazırlıklı mı girecek, yoksa kuralı sahada öğrenirken mi yakalanacak. İnsan hakları uyumu artık uzak bir gündem değil, değer zincirinin içine çoktan girmiş bir beklenti. Onu erken okuyan için bu bir yük olmaktan çıkarak, zamanında verilmiş bir hazırlık kararı haline geliyor.
İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.
Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.
- Turquality Danışmanlığı: “Küresel Markalaşma Yolculuğunda Şirketlere Rehberlik Ediyoruz”
- TURQUALITY Destek Başvuru ve Uygulama Danışmanlığı | Satınalma Dergisi
- Turquality Yönetim Süreç Danışmanlığı | Satınalma Dergisi
- Turquality Danışmanlığı | Satınalma Dergisi
- Turquality’nin Görünmeyen Eşiği: Ülke Analizi ve Kurumsallaşma | Satınalma Dergisi
- C-Level Yöneticiler için Müzakere Programları | Satınalma Dergisi
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)
☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)
☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)
☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi
☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi
☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)
Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız.
Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi
Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ
- Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)
- Tedarikçilerden Sürdürülebilirlik Verisi Nasıl Toplanır? Satınalma Şartnamelerinde Sürdürülebilirlik – V
- Sürdürülebilir Tedarikçi Kimdir? Bir Şirketi Sürdürülebilir Kılan Özellikler Nelerdir? – IV
- Ecovadis Sürdürülebilir Satınalma Puanımızı Nasıl Yükseltiriz?
Sürdürülebilir Satınalma Gelişim Planı Nasıl Yürütülmeli?
- Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2025 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu Yayınlandı. Türkiye 167 Ülke İçerisinde 73. Sırada
- Sürdürülebilir Tedarik Operasyonlarında Planlama ve Gereklilikler, ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı – III
- Sürdürülebilir Tedarik Stratejisi Nedir? Nasıl Geliştirilir? ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı – II
- ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı Yol Haritası ve Adım Adım Sıfır Emisyon Hedefi
- Yeşil Satınalma ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi Nedir?
- Demir Çelik Sektörü ve Sürdürülebilirlik Performans Göstergeleri (KPI)
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün
PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ
- 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
- Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
- Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
- Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.











Bayramın Getirdikleri 

Bir Türk markası yıllarca süren emekle yurt dışında bir rafa, güçlü bir distribütöre ya da büyük bir alıcıya ulaştığında çoğu yönetici işin en zorlu kısmının geride kaldığını düşünür. Oysa asıl sınav çoğu zaman tam o noktada başlar. Marka pazarlama masasında konumlanır, ama markanın gerçekte ne olduğu o pazardaki müşteriye sahada teslim edilir. Teslim süresinin tutması, ürünün rafta zamanında bulunması, arızalandığında servisin çalışması ve markanın söz verdiği değeri günlük operasyonda karşılaması, itibarın asıl kurulduğu yerdir. Devlet destekli markalaşma destek programı bu gerçeği baştan görmüş ve desteklerini üretimden pazarlamaya, satıştan satış sonrası hizmete kadar tüm süreçleri kapsayacak biçimde tasarlamıştır. Beş yıllık destek penceresinin gerçek sınavı da markanın o pazara girip girmediği değil, girdikten sonra orada kalıcı biçimde ayakta kalıp kalmadığıdır.
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, şimdiden hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, şimdiden hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.
Çoğu kişi çelik fiyatının rastgele yükseldiğini, piyasada sürekli tekrarlanan “her şey zamlanıyor” cümlesinin bir uzantısı olduğunu düşünür. Gerçekte fiyat öyle ansızın belirmez, sahada inşaat talebi gözle görülür hale gelmeden çok önce hareket eden bir sinyal zincirinin son halkası olarak ortaya çıkar. Demir cevherindeki bir kıpırtı, hurda piyasasındaki bir gerilim ya da çok uzak bir denizdeki tıkanıklık, etiket güncellenmeden haftalar önce yola çıkmıştır bile. Bu yüzden fiyat artışını bir sürpriz olarak yaşayan alıcı ile onu önceden sezen alıcı arasındaki fark şans değil, okuma kapasitesidir. Çelik fiyatındaki dalgalanmayı yönetmek artık en ucuz tedarikçiyi bulma meselesi değil, sinyali zamanında okuyabilme meselesidir. Bu okuma doğrudan proje bütçesini, tedarik planlamasını ve kar marjını belirlediği için, görünüşte teknik olan bu konu aslında işin can damarıdır.
Buraya kadar görünen tablo şu, çelik fiyatını anlamak artık tek bir veriye bakmakla mümkün değil. Bir yanda demir cevheri, hurda ve enerji gibi girdiler, diğer yanda döviz kuru, çok uzaktaki bir lojistik düğümü, jeopolitik gerilimler, karbon düzenlemeleri ve içeride talebin coğrafi dağılımı aynı anda devrede. Bu tabloyu okuyabilmek için piyasa sinyallerini izleme, farklı senaryolar kurma, jeopolitik ve makroekonomik gelişmeleri tedarik kararına bağlama, regülasyon ve karbon başlıklarını takip etme ve hepsinden önemlisi sağlam bir zamanlama duygusu gerekiyor. Bu yetkinlikler bir arada olduğunda dalgalanma bir tehdit olmaktan çıkar ve yönetilebilir bir değişkene dönüşür. Tam da bu yüzden asıl soru fiyatın ne olacağı değil, bu sinyalleri okuyabilecek donanıma ne kadar sahip olunduğudur. Bu sorunun yanıtı, önümüzdeki dönemde fiyatın karşısında edilgen kalan taraf mı yoksa onu önceden okuyan taraf mı olunacağını belirleyecek.
Satınalma Dergisi’nin kıymetli okurları, yazımıza geçmeden önce, şimdiden hepinizin Kurban Bayramını kutlar, sevdiklerinizle birlikte mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmenizi dilerim.
İtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; İhale üzerinde bırakılan istekli tarafından teklif edilen cihazların yaşları, imalat tarihleri ve seri numaralarının EKAP sistemine yüklenmek suretiyle beyan edilmediği, sunulan evrakın İdari Şartname’nin 7.3.2’nci maddesinde talep edilen bilgileri karşılamadığı iddialarına yer verilmiştir.
Satın alma fonksiyonu, kurumların en kritik karar alanlarından biridir. Tedarikçi seçiminden fiyat müzakerelerine, risk değerlendirmesinden uzun vadeli iş ortaklıklarına kadar birçok karar, doğrudan iş sonuçlarını etkiler.
Bir market rafındaki ürünün fiyatı çoğu zaman bir tarım haberi gibi okunur, oysa arkasında uzun ve kırılgan bir tedarik zinciri durur. Bu zincirin en az konuşulan halkası gübre ve tarımsal girdidir, çünkü gözden uzak kaldığı sürece sanki hiç sorun yokmuş gibi görünür. Gübre olmadan verim düşer, verim düştüğünde arz daralır ve arz daraldığında fiyat yükselir. Bu durumda, sade görünen zincir bugün küresel ölçekte ciddi biçimde test ediliyor ve sonuçları yalnızca çiftçinin değil, gıdayla iş yapan herkesin masasına geliyor. Tarladan çatala tüm süreçler etkileniyor. Gübre artık sıradan bir tarım girdisi değil, gıda tedarik zincirinin stratejik bir kırılganlık noktasıdır.
Bu noktada her okurun kendine sorabileceği yalın bir soru var. Bugünün tedarik masası, bu çok katmanlı kırılganlığı görmeye, ölçmeye ve yönetmeye gerçekten hazır mı. Bu soru bugün ne kadar erken sorulursa, gelecekteki sürprizler de o kadar yönetilebilir hale gelir. Sorunun cevabı, önümüzdeki sezonlarda hangi kurumların dirençli kalıp hangilerinin zorlanacağını da büyük ölçüde belirleyecek. Görünmeyen halkayı görünür kılmak, artık tedarik tarafının en stratejik sorumluluğu haline geldi.