Proje Yönetiminde Fibonacci Dizisi

Belirli hedeflere ulaşmak için gerekli olan bir dizi görevi planlamayı, yürütmeyi, kontrol etmeyi gerektiren ve çok yönlü bir disiplin olan proje yönetimi sürecinde zaman, maliyet ve var olan kaynakların kısıtlı yapısını göz önünde bulundurmak gerekir. Proje yönetimi sürecinde var olan bu sınırlılıkların istenen amaçlara ulaşmada bir bariyer oluşturmaması için farklı yöntemler arasından en uygun olanının kullanılması bir zorunluluktur. Bu yöntemlerden birisi olan Fibonacci Dizisi 0’dan başlayarak kendisinden önceki iki sayının toplamı şeklinde bir sonraki sayıya ulaşan matematiksel bir diziyi ifade eder ve proje yönetimi sürecinde çeşitli unsurların tahmin edilmesi, önceliklendirilmesi ve optimize edilmesi için kullanılır.

Proje yönetimi sürecinde özellikle bir tahmin yöntemi olarak sıklıkla başvurulan bu dizi, proje görevlerine göreceli değerlerin atanmasıyla başlar. Fibonacci Dizisi kullanılarak tahmin yapılırken ilk önce projede yer alan ekip, görevlerin karmaşıklığını tartışmak ve değerlendirmek amacıyla bir araya gelir. Her ekip üyesi, işin ne kadar zorlayıcı veya zaman alıcı olacağına ilişkin kendi yargılarına göre her göreve bir Fibonacci numarası verir. Ekip üyeleri daha sonra tahminlerindeki farklılıkları tartışır. Bu süreç, görevin kapsamı ve görevin tamamlanmasını etkileyebilecek potansiyel riskler veya bağımlılıklar hakkında verimli sonuçlar elde edilmesini sağlar. İlgili yöntemin kullanılmasının projeye en büyük faydası, bazı görevlerin diğerlerinden açık bir şekilde daha fazla zorlayıcı olabileceği gerçekliğinden hareketle, doğrusal olarak meydana gelen artışlara kıyasla görev karmaşıklığının daha doğru bir şekilde tahmin edilmesini sağlamasıdır. Yukarıda bahsedilenlere ilaveten bu yöntemin kullanılması süreç içerisinde bir araya gelen ekip üyeleri arasında iş birliğini ve iletişimi teşvik ederek projenin karmaşıklığının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunur ayrıca bu yöntem projenin birçok aşamasında kolaylıkla kullanılır.

Ölçeklendirme amacıyla kullanılan Fibonacci Dizisi ise sınırlı kaynakların ve sıkı bir şekilde belirlenen teslim tarihlerinin proje ekibini zorlama potansiyelini ortadan kaldırmak için hangi görevlerin ilk önce ele alınacağı konusunda karar vermeye yardımcı olur. Örneğin 1’den başlayan 7li bir dizide, 13 sayısı ile numaralandırılmış olan görevler yüksek, 5 sayısı atanan görevler orta, 1 ise düşük öncelikli olarak kabul edilir. Bahsedilen durum hem görevin karmaşıklığını hem de görevlerin değerini dikkate alarak neyin ilk başta yapılması gerektiğini belirlemeye katkıda bulunur.

Optimizasyon amacıyla başvurulan Fibonacci Dizisi, verimliliğin en üst düzeye çıkmasına yardım etmek için görevlerin yürütülmesi gereken ideal sıranın belirlenmesinde kullanılır. Dolayısıyla daha düşük karmaşıklığı işaret eden bir sayıya sahip olan görevler sorunsuz bir başlangıç için proje sürecinde daha erken, yüksek değerlere sahip görevler zaman ya da kaynağın daha fazla kullanılır hale gelmesine izin verecek şekilde stratejik olarak planlanır. Özellikle esnekliğin ön planda olduğu çevik proje yönetimi ilkeleri ile uyumlu olan bu optimizasyon yaklaşımı, ihtiyaç ve kısıtlamaların doğru görev sıralaması için dinamik olarak ayarlanmasını mümkün kılar.

Proje planlamasının kritik bir yönü olan kaynak tahsisi için kullanılan Fibonacci Dizisi, mevcut kaynaklar ile proje talepleri arasında doğru dengeyi bulmak için kullanılan oldukça etkili bir stratejidir. Bu durumda, daha yüksek Fibonacci değerlerine sahip görevlere daha fazla kaynak ayrılırken, daha düşük karmaşıklığa sahip görevlere daha az kaynak tahsis edilebilir bu sayede mevcut insan gücü ve mevcut varlıkların daha verimli kullanılması sağlanır.

Sonuç olarak Fibonacci Dizisi proje yönetiminde çok yönlü olasından dolayı oldukça değerli bir araçtır ve tahmin, önceliklendirme, planlama, kaynak tahsisi uygulamaları, proje planlama ve yürütmeyi önemli ölçüde geliştirir. İşletmeler, Fibonacci Dizisi ilkelerini proje yönetimi uygulamalarına dahil ederek iş birliğini teşvik eder, yapılması gereken tahminin doğruluğunu artırır, proje programlarını optimize eder ve sonuç olarak projeyi doğru ve başarılı sonuçlara ulaştırır.

Oğuzhan ÖZYİĞİT

İş Deneyim Belgesinin Benzer İş Tanımına Uygun Olması ?

İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, Yeterlik Bilgileri Tablosunda 2 ayrı iş deneyimi beyanında bulundukları, idare tarafından söz konusu iş deneyim belgelerinin ihale konusu işe veya benzer işe uygun kısımlarının anlaşılamaması nedeniyle 03.05.2023 tarihinde firmalarından yazı ile belge talebinde bulunulduğu ve ilgili belgeleri 10.05.2023 tarihinde idareye sundukları, idarece yapılan değerlendirmede beyan ettikleri iş deneyim belgelerinin ihale konusu işe veya benzer işe uygun olmaması nedeniyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakıldığı, ancak beyan ettikleri iş deneyim belgelerinin İdari Şartname’nin 7.6’ncı maddesinde yer verilen benzer iş tanımına uygun olduğu, iş deneyim belgelerinin idarece uygun olarak kabul edilmemesinin mevzuata aykırı olduğu iddialarına yer verilmiştir.

19.07.2023 tarihli ve 2023/UH.I-998 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

Yapılan incelemede İdare tarafından İdari Şartname’nin 7.6’ncı maddesinde benzer iş olarak belirlenen “Elektronik haberleşme”, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nda elektriksel işaretlere dönüştürülebilen her türlü işaret, sembol, ses, görüntü ve verinin kablo, telsiz, optik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, elektrokimyasal, elektromekanik ve diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınması olarak tanımlanmış olup, söz konusu tanımdan elektronik haberleşmenin elektriksel işaretlere dönüştürülebilen her türlü görüntünün kablo, telsiz, optik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, elektrokimyasal, elektromekanik ve diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınması anlamına geldiği anlaşılmıştır.

Başvuru sahibi …………………….Anonim Şirketi’nin teklif bedelinin 58.492.750,00 TL olduğu, bu kapsamda asgari 14.623.187,50 TL iş deneyim tutarını sağlaması gerektiği anlaşılmaktadır.

Başvuru sahibi ………………….. Anonim Şirketi tarafından yeterlik bilgileri tablosunda EKAP’a kayıtlı olan 2 adet iş deneyim belgesi beyanında bulunulduğu görülmüş olup, yeterlik bilgileri tablosunun “Mesleki ve Teknik Yeterliğe İlişkin Bilgiler” satırının “EKAP’ta Kayıtlı Olan İş Deneyim Belgesi” bölümünün “Belgeye EKAP Tarafından Verilen Sayı” kısmında “126-M-İST-156-1” ve “47801-M-İST-13-1” sayılı belgelerin beyan edildiği anlaşılmıştır.

Anılan istekli tarafından beyan edilen ve EKAP üzerinden teyit edilen “126-M-İST-156-1” sayılı iş bitirme belgesi incelendiğinde, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 25.09.2019 tarihinde düzenlenen belgede işin adının “4. Kısım 4. Bölge Termal Kamera Sistemi Alımı”, işin türü ve miktarının belgede “4. Kısım 4. Bölge Termal Kamera Sistemi Alımı / Mal Alımı / 1 Adet”, yüklenici iş ortaklığında başvuru sahibi isteklinin ortaklık oranının “%25” olduğu, işin kabul tarihinin “11.09.2019”, ihale tarihinin “20.12.2018”, sözleşmenin tarihinin “11.02.2019”, belge tutarının “6.950.000,00 USD” olduğu görülmüştür.

Anılan istekli tarafından yeterlik bilgileri tablosunda beyan edilen söz konusu belgeye konu ihaleye ilişkin İdari Şartname incelendiğinde, işin mal alımı ihalesi olarak ihale edildiği ve termal kamera sistemi alımı işi olduğu, işin türü ve miktarının anılan Şartname’nin ekinde malzeme listesi şeklinde hazırlanan tabloda termal kamera sistemi olarak belirtildiği görülmüştür.

Ayrıca iş deneyim belgesine konu ihaleye ilişkin Teknik Şartname’nin “Konu” başlıklı 1’inci maddesinde ihalenin konusunun “Bu şartname ile Emniyet Genel Müdürlüğü taşra birimlerinin sorumluluk alanındaki bölgelere şartname eklerinde belirtilen; lokasyon, adet ve görüntü aktarımı yapılacak merkez bilgileri doğrultusunda termal kamera sistemlerinin kurulumlarının yapılması planlanmıştır. Kurulacak sistemler anahtar teslim olarak kurulacak olup şartname içeriğinde tüm malzemelerin teknik özellikleri, denetim ve muayene metotları, garanti şartları ve ilgili diğer hususlar belirtilmiştir” olarak,

Anılan Şartname’nin “Genel Hususlar” başlıklı 2’nci maddesinde ihalenin amacının ve kapsamının “2.1 Amaç ve Kapsam

2.1.1 Termal Kamera Sistemi teknik şartnamesi ile Asayiş ve Güvenliğe katkı sağlamak, terör ve kaçakçılıkla mücadelede etkinlik sağlamak, elde edilen görüntüleri değerlendirerek olabilecek olumsuzluklara karşı hızlı ve etkin ek tedbirler geliştirmek, gerçekleşen olayların çözümüne yönelik geriye dönük kayıtları araştırarak incelemek ve hukuki delilleri temin etmek, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde Polis – Halk ilişkilerini zedelemeden yasadışı olayları önlemek ve toplulukların provokasyona yönlendirilmelerine engel olmak gibi uygulamaların bir kısmını veya tamamını sağlaması amaçlanmaktadır.

2.1.2 Termal Kamera Sistemi teknik şartnamesi ile İl/İlçe genelindeki kavşak ve noktalar ile il/ilçe KGYS Merkezi arasında kurulacak olan ana omurga üzerinden veri ve görüntü iletişimini sağlayan, IP tabanlı, gelişmeye ve büyümeye açık, güçlü bir omurga kurmayı, kamera görüntüleri il/ilçe KGYS merkezi dışında Ana ve Ek Hizmet Binaları veya Polis Merkez Amirliklerinde idarenin talebi doğrultusunda izlenebilmesi amaçlanmaktadır.

2.2 Tanımlar

Aşağıdaki ifadeler teknik şartnamede aksi belirtilmedikçe işbu maddede belirtilen anlamları taşıyacaktır.

2.2.1 Termal Kamera Sistemi: Termal Kamera Sistemi bu teknik şartname eki olan EKÇ Malzeme Alım Özet Listesinde belirtilen Termal kameraları ve bu kamera görüntülerinin KGYS Merkezleri / Tali İzleme Merkezlerinden izlenmesi, kaydedilmesi ve yönetilmesi için yine EK-Ç’de belirtilen her birim için detaylı şekilde verilen malzemelerden oluşan sistemdir.

….

2.2.11 Malzeme/Donanım: Teknik şartname kapsamında Sistemler’in tamamında kullanılan cihazları ve ürünleri (kamera, switch, adaptörler, modem, yeraltı elektrik ve data kablosu, topraklama sistemi, direk, direk müdahale kapak ve kilidi, kabin, direk ankrajı, kayıt cihazı, KGK, kontrol kutusu, kontrol ünitesi…) ifade eder.

2.5 Kamera Kayıt, Kontrol ve görüntüleme Sistemi Genel İşleyişi

2.5.1 Bu teknik şartnamenin Network Video Kayıt Ünitesi (NVKÜ) başlığı altında tarifi yapılan NVKÜ’ler teklif edilecektir.

2.5.2 Proje kapsamında temin edilecek her bir kamera, termal ve gündüz görüşü görüntülerinin her biri için ayrı ayrı en iyi görüntü kalitesinde (kameraların desteklediği en yüksek çözünürlük, en yüksek frame değeri vb) kayıt yapacaktır. Kayıt termal ve gündüz görüş kamerasının her biri için ayrı ayrı en az 30 (otuz) gün olacaktır… ” olarak belirtildiği görülmüş olup,

Söz konusu belgeye ilişkin ihaleye ait ihale dokümanında aktarılan düzenlemelerden işin termal kamera sistemi alımı işi olduğu, teknik şartnamede termal kamera sisteminin elde edilen kamera görüntülerinin ilgili merkezler tarafından izlenmesi, kaydedilmesi ve yönetilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan malzemelerin temininden oluşan sistem olduğu, işin konusunun termal kamera sistemlerinin kurulumlarının yapılması, kurulacak sistemlerin anahtar teslim olarak kurulacağı, şartnamede belirtilen tüm malzemelerin teknik özellikleri çerçevesinde denetim ve muayene işlemlerini kapsadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda söz konusu belgeye konu termal kamera sistemi alımı işinin başvuruya konu ihaleye ait benzer iş olarak belirlenen elektronik haberleşme sistemi tanımı içerisinde değerlendirilebileceği anlaşılmış olup, başvuru sahibi istekli tarafından sunulan iş deneyim belgesinin benzer işe uygun olduğu görülmüştür.

Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin yukarıda yer verilen hükümlerinde; iş bitirme belgesinin düzenlemesinde belge tutarının, her türlü fiyat farkları ve KDV hariç varsa iş artışları sözleşme bedeline eklenmek suretiyle bulunacağı, iş bitirme belgesi tutarının herhangi bir güncelleştirmeye tabi tutulmadan belirleneceği, yabancı para cinsinden sözleşmeye bağlanan işlerde ise; iş bitirme belgesi tutarında, sözleşmenin bağıtlandığı para birimi cinsinin esas alınacağı, belgenin düzenlenmesinde bu para biriminin başka bir para birimi cinsine çevrilmeyeceği, iş deneyimini gösteren belgelerin değerlendirilmesinde ilk ilan veya davet tarihinden geriye doğru son beş yıl içinde ya da ilk ilan veya davet tarihi ile ihale veya son başvuru tarihi arasında kesin kabulü gerçekleştirilen işlerde, iş deneyimini gösteren belgelerdeki toplam tutarın tam olarak dikkate alınacağı, iş ortaklığı tarafından gerçekleştirilen işlerde ortakların iş deneyim tutarının iş ortaklığındaki hisse oranı dikkate alınarak belirleneceği, 4734 sayılı Kanun kapsamında ihale edilmiş işlere ilişkin iş deneyimini gösteren belgelerdeki iş deneyim tutarının belgeye konu işin ihale tarihinin içinde bulunduğu aydan bir önceki aya ait endeksin, ilk ilan veya davet tarihinin içinde bulunduğu aydan bir önceki aya ait endekse oranlanması suretiyle bulunan katsayı üzerinden güncelleneceği, 4734 sayılı Kanun kapsamında olmayan diğer işlere ilişkin iş deneyimini gösteren belgelerin, belgeye konu işin sözleşmesinin yapıldığı aydan bir önceki aya ait endeksin, ilk ilan veya davet tarihinin içinde bulunduğu aydan bir önceki aya ait endekse oranlanması suretiyle bulunan katsayı üzerinden güncelleneceği, yabancı para birimi cinsinden sözleşmeye bağlanan işlere ilişkin olarak ise; 4734 sayılı Kanun kapsamında ihale edilmiş işlere ilişkin iş deneyimini gösteren belgelerin, belgeye konu işin ihale tarihinde, 4734 sayılı Kanun kapsamında olmayan diğer işlere ilişkin belgelerin ise belgeye konu işin sözleşme tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrileceği belirtilmiştir.

Bu bağlamda, başvuru sahibi istekli tarafından sunulan iş bitirme belgesine ilişkin belge tutarı, Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 48’inci maddesi gereğince, sözleşme tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek güncellendiğinde, anılan istekli tarafından teklif verdiği her bir kısım için istenilen iş deneyimi tutarını karşıladığı, sözleşmenin konusunun sağlanması gereken asgari iş deneyim tutarının karşılandığı görülmüştür.

Bu çerçevede, başvuru sahibi istekli tarafından yeterlik bilgileri tablosunda beyan edilen iş bitirme belgesine konu işin, termal kamera sistemi alım işi olduğu, incelemeye konu ihalenin wifi sistemi bakım – onarım – altyapı kurulumu ve işletilmesi işi, benzer işin ise elektronik haberleşme sistemleri kurulumu ya da bakım-onarımı olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu belgenin benzer iş tanımına uygun olduğu ve belge tutarının ihalede istenilen iş deneyimi tutarını karşıladığı anlaşılmış olup, idarece başvuru sahibi tarafından yeterlik bilgileri tablosunda beyan edilen iş deneyim belgesinin benzer iş tanımına uygun olmadığı gerekçesiyle söz konusu isteklinin değerlendirme dışı bırakılması işleminin yerinde olmadığı değerlendirilmiş olup, başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Mehmet ATASEVER

S.B. Strateji Geliştirme E. Bşk.

KİK E.  Üyesi

Anadolu’nun En Büyük Mobilya Fuarı Kayseri’de Başlayacak

Türk mobilya sektörü, son yıllarda ihracat pazarlarını çeşitlendirmeye yönelik faaliyetlerini arttırıyor. Bunun bir sonucu olarak da mobilya ihracatı yüzde 11,2 artışla 4,7 milyar dolarlık ihracata ulaştı. Yeni nesil fuarcılığın öncü kuruluşlarından Nobel Şirketler Grubu bünyesinde yer alan Nobel Expo Fuarcılık A.Ş. tarafından 4-8 Ekim tarihleri arasında Kayseri Mobilya Sanayicileri Derneği (KAYMOS) ve Kayseri OSB işbirliği ile düzenlenen NOBEL ANAMOB – Anadolu Mobilya Fuarı, yerli ziyaretçilerin yanı sıra alım heyetleri kapsamında 54 ülkeden yabancı alıcıyı da ağırlamaya hazırlanıyor. Dünya mobilya sektörünün en önemli buluşmalarından biri olacak fuarda, yeni pazarlara ihracat fırsatlarının yaratılması hedefleniyor.

Kayseri OSB Uluslararası Fuar Merkezi’nde 150’den fazla katılımcı firma ve 400’ ün üzerinde markaya ev sahipliği yapacak ANAMOB Anadolu Mobilya Fuarı, 40 bin m²’lik alanda 4-8 Ekim 2023 tarihlerinde düzenlenecek. Geniş ürün yelpazesi, yenilikçi tasarımları, kaliteli ürünleri, rekabetçi fiyatları ve ulaşım kolaylığı ile mobilya sektöründe nitelikli bir ticaret platformu haline gelecek olan Anadolu Mobilya Fuarı’nı ziyaret edecekler arasında; mobilya zincir mağazaları, toptancılar, mobilya ithalat ve ihracatları, dış ticaret şirketleri, mimarlar-iç mimarlar, dekorasyoncular, otel-restaurant sahipleri ve satınalmacıları, sektörel dernekler, oda ve kuruluşlar, sektörel ve ulusal basın temsilcileri yer alacak.

54 Ülkeden Yabancı Alım Heyeti Ağırlanacak

NOBEL ANAMOB – Anadolu Mobilya Fuarı’nda aynı zamanda alım heyetleri kapsamında 54 ülkeden gelen alıcılar ağırlanırken, katılımcı firmalar ile yabancı alıcılar arasında ikili iş görüşmeleri gerçekleştirecek. B2B iş görüşmeleri; ABD, Almanya, Avustralya, Azerbaycan, BAE, Bahreyn, Belçika, Brezilya, Bulgaristan, Cezayir, Çad, Dominik Cumhuriyeti, Fas, Fransa, Filistin, Gambiya, Hindistan, Hollanda, Irak, İran, İspanya, İsrail, İsviçre, Kanada, Katar, Kazakistan, Kıbrıs, Kırgızistan, Kosova, Libya, Litvanya, Lübnan, Macaristan, Makedonya, Malta, Mısır, Moldova, Özbekistan, Pakistan, Polonya, Rusya, Sırbistan, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Tanzanya, Tunus, Türkiye, Ukrayna, Umman, Ürdün, Yemen, Yunanistan’ dan gelen alıcı firmalar ile gerçekleşecek. Fuar; mobilya üreticileri, distribütörler, toptancılar, yurt dışındaki mobilya ve dekorasyon firmalarının Türkiye temsilcilikleri, salon & oturma odası mobilyası ve aksesuarları, yemek odası mobilyaları, yatak odası mobilyası ve aksesuarları, bebek, çocuk ve genç odası mobilyası ve aksesuarları, duvar, tv ve saklama üniteleri, masa ve sandalyeler, ofis mobilyaları, dekoratif ürünler, mutfak mobilyaları, banyo mobilyaları, ev tekstili, avangard, modern ve klasik oturma takımları, yatak ve yemek odası takımları firmaları gibi tüm ürün gruplarını tek çatı altında bir araya getirerek dünya mobilya ticaretine yön verecek.

Nobel Expo Fuarcılık A.Ş. tarafından Kayseri Mobilya Sanayicileri Derneği (KAYMOS)  ve Kayseri OSB işbirliği ile düzenlenen NOBEL ANAMOB – Anadolu Mobilya Fuarı’nı destekleyen kuruluşlar arasında ise; Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Kayseri Kocasinan Belediyesi, Kayseri Melikgazi Belediyesi, Kayseri Ticaret Odası, Kayseri Sanayi Odası, KOSGEB, KAYMOS, GİMOB, ANMODER yer alıyor.

Tekstil – Hazır Giyim Sektöründe Sürdürülebilirlik Görünümü

Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakat (Green Deal), Özen Yükümlülüğü (Due Diligence), Artırılmış Tedarikçi Sorumluluğu (Extended Responsibility of Suppliers), Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (UN Sustainable Development Goals) paralelinde kişisel Tekstil-Hazır Giyim sektör değerlendirmemdir.

Küresel bir sürdürülebilirlik eğilimi var. İklim değişimi çok bileşenli, etkileşimli ve devingen bir konu olmasına rağmen indirgemeci bakış açısıyla kimi zaman sadece izlenebilirlik veya sürdürülebilir elyaf kullanımı veya karbon emisyonunu azaltmak gibi tekil başlıklara odaklanılıyor. Dr. Howard Dryden’ın 2022 tarihli makalesine bakmak isteyebilirsiniz.

Bu çerçeveden bakıldığında UN SDG13-İklim Eylemi, SDG14-Sudaki Yaşam ve SDG15-Karasal Yaşam amaçları doğrudan çevreyle ilgiliyken, SDG12-Sorumlu Üretim ve Tüketim amacı aşırı üretimi önleyerek dünya kaynaklarının gereksiz tüketimini azaltmayı öncelemektedir. Ancak bu amaç SDG8-İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme amacıyla çelişkilidir. Ekonomik büyüme tüketim-üretimle sağlanırken SDG12 bunu azaltmaktan söz etmektedir. Birleşmiş Milletler Türkiye sayfasında hedefleri alt amaçlarıyla birlikte bulabilirsiniz.

Benzer şekilde AB Yeşil Mutabakat kapsamında AB bölgesini “kimyasallardan-ambalaj atıklarından” koruyarak temiz tutmayı, bu konuda AB merkezli firmaların maliyet kaygısıyla AB dışındaki üretimlerinde sorumsuz davranmalarını önlemek üzere Özen Yükümlülüğünü ve Artırılmış Tedarikçi Sorumluluğunu, iklim eylemlerine katkı sağlamak üzere yeşil enerji kullanımı ve Sınırda Karbon Düzenlemesini gündeme almıştır.

AB merkezli markaların Türkiye çalışma pratiği bu mevzuata göre zaman içinde değişmeye başlamıştır. Markalar, tedarikçilerinden izlenebilirlik, sürdürülebilir elyaf ve sipariş takip ettikleri portallara kayıt olmalarını ve beyan usulüyle veri girmelerini istemektedir. Girilen verinin bir kısmı üçüncü taraf belgelendirme kuruluşları (Intertek-SGS-BV gibi sosyal-çevre uygunluk, test hizmetleri; Control Union-USB-GCL gibi sürdürülebilir elyaf sertifikalama hizmetleri; Bettercotton gibi iyi uygulamalara katkı hizmetleri) tarafından desteklenmekte, bir kısmı yine üçüncü taraf denetim kuruluşları tarafından rastgele denetimlerle doğrulanmaktadır.

Mevzuat dijital pasaport adıyla ürün etiketlerinden izlenebilme kabiliyetini arzu etmektedir. Çeşitli firmaların bu konuda farklı alternatifleri (Oekotex Made In Green, Renoon, Haelixa gibi) vardır ancak henüz sektörel mutabakat sağlanamamıştır. Tedarik Zincirleri seviyeleriyle tarif edildiği için To-T1-T2-T3-T4-T5 olarak ayıracak ve üçlü muhasebe (Triple Bottomline: PPP: People, Planet, Profit; Sosyal-Çevre-Yönetim) başlıklarında değerlendireceğim. Her ana başlıkta bildiğim programları, AB yaklaşımını ayrıştırmaya ve kanımca boşluk olan alanları göstermeye gayret edeceğim.

Önce söz konusu programları kısaca hatırlayalım:

  • GOTS: Global Organic Textile Standards kuruluşunun prestijli organik ürün belgesidir, kimyasal yönetimi, kurum içi izlenebilirlik ve sosyal kurallar (adil ücret sorgusu vardır) içerir. Ürüne verilen belgedir, GOTS onaylı logoyu ürün etiketlerinde kullanma zorunluluğu genellikle markaların GOTS belgeden kaçınmasına yol açmaktadır. Kurumlar kapsam sertifikasıyla ve işlemler kütle denkliğine uygun olarak transfer sertifikasıyla belgelendirilir, portala kayıt edilir.
  • GRS: Global Recycled Standard, Textile Exchange tarafından geri dönüşüm için sağlanan sertifikadır. Genellikle polyestere özgü olduğu sanılmakla birlikte her elyaf (örnek pamuk) için geri dönüşüm söz konusu olabilmektedir. GOTS gibi ürüne verilir, kimyasal yönetimi, kurum içi izlenebilirlik ve sosyal kuralları (adil ücret sorgusu vardır) içerir. Textile Exchange onaylı logoyu ürün etiketlerinde kullanma zorunluluğu markaların mesafeli durmasına neden olmaktadır. Kurumlar kapsam sertifikasıyla ve işlemler kütle denkliğine uygun olarak transfer sertifikasıyla belgelendirilir, portala kayıt edilir.
  • OCS: Organic Content Standard, Textile Exchange tarafından sağlanır. Sadece izlenebilirlik ve çok temel sosyal kuralları içermesi ve uygulaması-sağlaması-maliyet uygunluğu kolaylığıyla özellikle atölyeler tarafından tercih edilmektedir. Ürün etiketlerinde logo kullanma mecburiyeti olmaması markalar açısından da uygun bulunmaktadır. Kurumlar kapsam sertifikasıyla ve işlemler kütle denkliğine uygun olarak transfer sertifikasıyla belgelendirilir, portala kayıt edilir. In-conversion programıyla tarlaya kadar uzanmaktadır. Pamukla sınırlı değildir.
  • RCS: Recycled Claim Standard, Textile Exchange tarafından sağlanır. Sadece izlenebilirlik ve çok temel sosyal kuralları içermesi ve uygulaması-sağlaması-maliyet uygunluğu kolaylığıyla özellikle atölyeler tarafından tercih edilmektedir. Ürün etiketlerinde logo kullanma mecburiyeti olmaması markalar açısından da uygun bulunmaktadır. Kurumlar kapsam sertifikasıyla ve işlemler kütle denkliğine uygun olarak transfer sertifikasıyla belgelendirilir, portala kayıt edilir. Polyesterle sınırlı değildir.
  • BCI / BCP: Better Cotton Initiative / Better Cotton Platform Sertifika programı değildir, pamuk tarlalarındaki üretim-üretici-hayat-çevre şartlarını iyileştirmeyi hedefler. Çırçıra kadar fiziki ayrım ve kütle denkliği gözetir, çırçırdan perakendeye kadar sadece kütle denkliği takip eder, ayırma yoktur, ürüne verilen bir belge değildir, dünyanın herhangi bir yerindeki bir pamuk çiftçisine veya pamuk tarla ekosistemine katkı yaptığınızı gösteren bir nevi “kontür” sistemidir. Markalar ve iplikçiler üyelik, diğer tedarikçiler platform kullanımını tercih eder. Tedarik zinciri boyunca platform üzerinden işlem belgesi düzenlenebilir.
  • REEL: Cotton Connect bir İngiliz sosyal kuruluşudur, izlenebilirlik için Haelixa iş birliğiyle TraceBale yazılımını kullanır, hizmete erişim ücretlidir. Çırçırdan başlayarak pamuk DNA sı üzerinde insana ve çevreye zararı olmayan bir iz bırakılır ve gerektiğinde özel cihazlarla okunarak ürünün orijini belirlenir. Odaklandığı alan tarladan çırçıra kadardır, sosyal kurallar ve çevre bilinciyle pamuk – keten tarımını ve bu ürünlerin tedarik zincirlerini iyileştirmeyi hedefler.
  • Euro Flax: Bureau Veritas tekelinde ve Fransa merkezli bir keten menşei belgelendirmesidir. Çok yavaş işleyen bir süreç tecrübe ediyorum.
  • Sorumlu Viskon: Lenzing, Birla, Canopy Renewcell, Naia gibi çeşitli formatlarla sorumlu viskon üretimini izleyebilmeyi amaçlar. Testlerle ürün doğrulaması yapılır. Ancak belgeli viskon kullanımının doğayı korumaya ne derece katkısı olduğu tartışmalıdır.
  • Diğer: Yün (RWS-Responsible Wool Standard), kaz tüyü (RDS-Responsible Down Standard), asetat, gibi çeşitli elyaflardır.
  • MRSL: Most Restricted Substances List Müşterilerin tedarikçi sözleşmelerinin ekinde yer alan çevre ve insan sağlığına zararlı kimyasalların listesidir. Bu listedeki malzemeler kullanılmamalıdır.
  • ZDHC: Zero Discharge of Hazardous Chemicals Çok ortaklı bir girişimdir, bir platform üzerinde sıfır çevresel zararlı atık seviyesine ulaşabilmek için yaş işlemlerin girdi, süreç ve çıktılarını iyileştirmeyi hedefler.
  • FEM: Facility Environment Module, Higg Index tarafından sağlanır, markaların öncülüğüne oluşan bir yapıdır, öz değerlendirmeyi takiben akredite üçüncü taraf kuruluşların doğrulamasını gerektirir. Seçilen baz yıla göre uygulama içindeki kriterlerde iyileşmeyi takip eder, %skor tayin eder, sistemde biriken veriyle kıyaslama fırsatı sağlar. Skor ve rapor bir yıl süreyle değişmez.
  • GTW: Green To Wear, ıslak işlemli üretimler için Inditex standardıdır, kimyasal kullanımı, atık su evsafı, testlerle doğrulama, üçüncü taraf denetimleri içerir.
  • Oeko-tex STD100: Süreçte ve üründe kimyasal kalıntı testlerindeki sonuçlara göre “temiz-güvenli” anlamına gelen sistem belgesidir.
  • ISO14001: Uluslararası Çevre Yönetim Sistemi Sertifikasıdır, yeterince etkin olduğunu düşünmüyorum.
  • ISO9001: Uluslararası Kalite Yönetim Sistemi Sertifikasıdır, yeterince etkin olduğunu düşünmüyorum.
  • Oeko-tex STeP: Çevre, kimyasal yönetimi ve sosyal konuları kapsayan skora göre sınıflandırma yapan, çift denetimli sistemdir. Öz değerlendirme portal üzerinde doldurulur, denetçi doğrulamaya gelir.
  • SEDEX: Supplier Ethical Data Exchange, İngiltere merkezlidir, markların öncülüğünde kurulmuştur, tekraralı denetimlerden sakınmak ve raporlama standardı oluşturmak amaçlıdır. Sadece akredite üçüncü taraf denetimi yapılması halinde Disney (FAMA) tarafından tanınır. Maliyet uygunluğu, skorlama yapmaması, çevrimiçi veya sahada denetim tekrarıyla düzeltme olanağı vermesi, diğer programlara göre daha temel seviyede olması nedeniyle sahada yaygın denetim programıdır. Kıta Avrupası müşterileri (özellikle Fransa) bu programı değil, BSCI programını isterler.
  • BSCI: Business Social Compliance Alliance, Kıta Avrupasının sosyal uygunluk programıdır, Sedex’e göre daha ağır şartlar içerir, tedarik zinciri boyunca yayılım beklentisi vardır, çevrimiçi düzeltme olanağı verir ancak düzeltmeler tamamlansa bile skoru güncellemez. Adil ücret sorgusu vardır. BEPI adıyla çevresel uygunluk programı da sağlamaktadır.
  • FSLM: Facilitt Social Labor Module Higg Index tarafından sağlanır, markaların öncülüğüne oluşan bir yapıdır, öz değerlendirmeyi takiben akredite üçüncü taraf kuruluşların doğrulamasını gerektirir. Puanlama % cinsinden yapılır her marka kendi sistemine uygun olarak değerlendirir, veriler genellikle SLCP sistemine aktarılır. Herhangi bir aksiyon takibine izin verilmez, skor ve rapor bir yıl süreyle sabit kalır.
  • Teknik Denetimler: Kalite güvencesini sağlayarak ürünlerin sevk gününde kalite kaynaklı gecikmesini önlemek ve olası müşteri şikayetlerini azaltmak üzere sipariş hayat döngüsünü takip eden önemli noktalarda işletmede kurulu sistemin değerlendirilmesidir. Firmalarda kimi zaman kalite ve denetim bağı kurulamayarak farklı departmanlara sorumluluk verilmektedir. Ancak doğrusu kalite güvence departmanının teknik denetimi kendiliğinden ve müşteri talebiyle yapılmasını sağlamak, uygunluğunu iyileştirmektir.

Değerlendirmemin özeti aşağıdaki tabloda görülmektedir. Soru işaretleri ilgili konuda henüz yeterli bilgi sahibi olmadığım alanlardır. Örneğin markalar kendi ülkelerinde bilinen çeşitli sosyal programları takip etmektedirler ancak bunları henüz incelemiyorum. Siyah renkle kapatılanlar geçersiz olanlardır, örneğin sentetik elyafta tarla konusu yoktur. Yeşil renkte olanlar bana göre kapsanması gerekirken henüz boş kalan alanlardır.

  • Sosyal Boyut: AB’ nin sosyal konulardaki yaklaşımı izleyebildiğim kadarıyla T3-İplik seviyesiyle sınırlıdır. Bu bölgede çiftçi için CC ve BCI etkindir, BCI da sosyal konular anılır ancak bir referans standart yoktur. CC mevcut sosyal standartlara benzer şekilde çiftçiler için bir sosyal kural seti önermektedir. Çırçırda sosyal kural konusu sadece CC de yer almaktadır. Her aşamada bir alt seviyenin sorumluluğu üst seviyedeki tedarikçiye verilmektedir ancak konfeksiyon firmalarının cirosu-gücü alt seviyedeki kumaşçılara göre son derece düşüktür, dolayısıyla konfeksiyon üreticisinin kumaş üreticisine yaptırımı neredeyse “yok” düzeyindedir. Markaların sosyal açıdan güvenli-şeffaf-izlenebilir tedarik zinciri algısında iplik-çırçır aşamaları eksiktir ve alt seviyelerdeki üreticilerin sorumluluğundan kaçınmaktadırlar.
  • Çevresel Boyut: AB’ nin çevre konusundaki yaklaşımı T2-kumaş/aksesuar üretimiyle sınırlıdır. İplik ve çırçır yoktur, tarlalar sadece gıda güvenliğiyle ilişkili olarak ele alınmıştır. OCS programı In-conversion olarak tarlaya kadar uzanmaktadır. Bettercotton izlenebilirliği çırçıra kadardır, tedarik zincirinin diğer aşamalarında izlenebilirlik beyana ve rastgele doğrulama denetimlerine tabidir. Lenzing ürün testiyle kullanılan elyafı kontrol eder, elyafın uygunluğu Lenzing beyanına göredir. Birla bir portal üzerinde izlenebilirlik sağlar ancak müşteriler siparişi portalda açmadan portal kullanılamadığı için tecrübe etme şansım olmadı. Çevre denetimleri bir anlık “fotoğraftır”, yıl boyunca işleyişi tanımlamakta yetersiz kalır. Son olarak tahmine dayalı satış ve üretim işleyişi aşırı üretime – bazı ürünlerde aşırı stoka – bazı ürünlerde yetersiz stoka neden olmaktadır. Bu tavır miktar iskontoları sayesinde tedarik zincirinin tamamına sirayet etmektedir. Markaların çevresel açıdan sürdürülebilirlikleri denetim-belge koleksiyonundan ibarettir, “yasak savmadır”.
  • Yönetim Boyutu: Firmalar para kazanabildikleri sürece hayatta kalacak, dolayısıyla sürdürülebilirlik uğruna yapılan çalışmalar uzun soluklu olabilecektir. Mevcut yapıda tekrarlı ve pahalı denetimler, çeşitli portallara yapılan veri girişleri zaman almakta, maliyet yaratmakta ve yeterince etkin olmamaktadır. ISO9001 Kalite Yönetim Sistemi belgesi bence yeterince etkin değildir. Firmaların benzer içeriği dikkate aldıkları teknik denetim programları yine anlık “fotoğraftır”, denetimden sonra firmada alışılmış çalışma biçimi devam edebilmektedir. Yakın zamanda bazı markalarda final kontrol performansına (sadece geçme oranı değil, aynı zamanda ortalama hata puanı) göre teknik denetim tekrarı uygulamasına başlanmıştır. Markaların, tedarik zincirinde sürdürülebilirlik için sağladıkları katkı sadece çeşitli programlara zorlamaktan ibarettir, olumlu uygulamaların fiyata yapılan ilavelerle desteklenmesi söz konusu değildir. Bulunurluk esaslı abonelik tarzı benzeri farklı iş modelleri tekstil-hazır giyim tedarik zincirinde henüz benimsenmemiştir.

Değerlendirmenin kişisel algım, anlayışım, tecrübe ve görgümle sınırlı olduğunu hatırlatmak isterim. Lütfen sorgulayarak yorumlayınız.

Kısıtlar Teorisinin

  • Üretim çözümü DBR için OTIF100
  • Perakende çözümü Replenishment için FILLRATE100 bakabilirsiniz,
    • simülatörle deneyebilirsiniz,
    • ücretsiz bir ay test edebilirsiniz.

Kazanmanın coşkusu kaybetme korkusunu aştığında dönüşüm başlayacaktır.

Utkan ULUÇAY

Ticaret Şirketlerinin Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirmesi Halinde, İş Sözleşmesinin Devamı İçin, İşçinin Onayı Alınmalı mıdır ?

İş hukuku uygulamasında işyeri devri konusu işçilik alacaklarıyla ilgili olarak devreden ve devralan sorumluğunun kapsamının nasıl belirleneceği yönüyle önem taşımaktadır. İşyerinin veya bir bölümünün devri, her şeyden önce ger­çek kişi işverenin ölümüyle işyerinin miras hükümlerine göre mirasçılarına geçmesi ve buna göre sonuçlarını doğurması dışında “hukuki bir işleme da­yalı olarak” başka bir işverene geçmesi hallerini kapsar. Eğer devredilen iş­yerinde işçi çalışmıyor ise bu durum “işyeri devri” değil mülk devri olarak değerlendirilir[1]. Hukuki işlem sonucu, işyeri veya bir bölümünün bir satış sözleşmesinde olduğu üzere kesin ve sürekli biçimde devrinde olduğu gibi, bir kira sözleşmesine göre geçici ve süreli olarak başkasına devri halinde de uygulanacaktır[2].

İşyeri veya bir bölümünün devrinde, iş ilişkilerinde işveren tarafı de­ğişmekte, ancak iş sözleşmesi mevcut bütün hak ve borçlarıyla yeni işverene geçmektedir. Yani devreden işverenle iş ilişkisi sona ererken, devralan işve­ren tüm hak ve borçları üstlenmiş olarak sözleşmenin işveren tarafını oluştur­maktadır[3]. Bu arada devralan işveren işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yap­makla yükümlü kılınmıştır. Örneğin devralan (son) işveren yanında çalışan işçinin “kıdem tazminatı”, “ihbar tazminatı”, “yıllık ücretli izin” ve “kıdeme dayalı” parasal haklar dahil olmak üzere (ikramiye ve primler gibi) işçinin devreden (ilk) işveren yanında işe başladığı tarih esas alınarak hesap­lama yapılacaktır[4].

İşyerinin devri halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumlu­durlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Bu kapsamda işçinin devirden önce doğmuş olan ve devir tarihine rastlayan alacağının ödeme yükümlülüğü zincirleme olarak her iki işverene aittir. Ancak devreden işverenin bu borçtan dolayı so­rumluluğu iki yıl ile sınırlıdır[5]. Dolayısıyla işçi alacağını iki yıl içinde dev­reden işverenden almazsa veya alamazsa bu süre hak düşürücü bir süre ol­duğu için devreden işverenden artık hak talebinde bulunamayacaktır. Ancak burada “birlikte sorumluluk” olduğu için işçi her halükarda devralan (son) işverenden bu hakkı talep edebilecektir. Devralan (son) işverenin devreden (ilk) işverene rücu hakkı vardır. Yalnız tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmayacaktır.

Yargıtay’a göre, “İş Kanununun 6. maddesinde yazılı olan “hukuki iş­leme dayalı” ifadesi geniş şekilde değerlendirilmeli, yazılı sözlü bir anlaşma hatta zımni bir anlaşma da yeterli görülmelidir. İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı zamanda işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkanı vermez. İş­yerinin devri işverenin yönetim hakkının son aşaması olup, işyeri devri ça­lışma şartlarında değişiklik anlamına da gelmez. Dairemizin kökleşmiş karar­larına göre işyeri devri işçiye haklı sebeple fesih hakkı tanımaz. İşyeri devri­nin çalışma şartlarını ağırlaştıran bir yönü olup olmadığı belirlenmelidir.

Genel olarak yapılan bu açıklamaların ardından iş hukukunda işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri üzerinde ayrıca durulmalıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2 nci maddesinde devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işve­renler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı so­rumluluk belirlenmelidir.

Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin üc­retlerinden sorumluluk ise son işverene ait olmakla devreden işverenin bu iş­çilik alacaklarından sorumluluğu bulunmamaktadır. Devralan işveren ihbar tazminatı ile kullandırılmayan izin ücretlerinden tek başına sorumludur.

İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla ça­lışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müşte­reken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumlulu­ğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla ça­lışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacakla­rından devralan işveren tek başına sorumludur”[6].

Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz (İşK. m.6/4). Ayrıca, birlikte sorumluluk iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde de uygulanmaz (İşK. m.6/son). Peki, tüzel kişiliklerin birleşme, katılma ya da türünün değişmesiyle sona ermesi halinde birlikte sorumluluk hükümleri bakımından hangi kanun uygulama alanı bulacaktır? Elbette ki, ticari şirketlerin birleşme, bölünme ve tür değiştirmeleri halinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun iş ilişkilerinin geçmesi başlığını taşıyan 178 inci maddesi uygulama alanı bulacaktır[7]. Nitekim düzenlemeye göre;

Tam veya kısmi bölünmede, işçilerle yapılan hizmet sözleşmeleri, işçi itiraz etmediği takdirde, devir gününe kadar bu sözleşmeden doğan bütün hak ve borçlarla devralana geçer.

İşçi itiraz ederse, hizmet sözleşmesi kanuni işten çıkarma süresinin sonunda sona erer; devralan ve işçi o tarihe kadar sözleşmeyi yerine getirmekle yükümlüdür.

Eski işveren ile devralan, işçinin bölünmeden evvel muaccel olmuş alacakları ile hizmet sözleşmesinin normal olarak sona ereceği veya işçinin itirazı sebebiyle sona erdiği tarihe kadar geçen sürede muaccel olacak alacaklarından müteselsilen sorumludur.

Aksi kararlaştırılmadıkça veya hâlin gereğinden anlaşılmadıkça, işveren hizmet sözleşmesinden doğan hakları üçüncü bir kişiye devredemez.

İşçiler muaccel olan ve TTK. m.178/1’de öngörüldüğü şekilde muaccel olacak alacaklarının teminat altına alınmasını isteyebilirler.

Devreden şirketin bölünmeden önce şirket borçlarından dolayı sorumlu olan ortakları, hizmet sözleşmesinden doğan ve intikal gününe kadar muaccel olan borçlarla, hizmet sözleşmesi normal olarak sona ermiş olsaydı muaccel hâle gelecek olan veya işçinin itirazı sebebiyle hizmet sözleşmesinin sona erdiği ana kadar doğacak olan borçlardan müteselsilen sorumlu olmakta devam ederler.

Dolayısıyla, 4857 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinde düzenlenen işyeri devri işçinin onayına bağlı değildir. Aynı zamanda işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkanı da vermez. Ancak, ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değiştirmeleri halinde iş sözleşmelerinin devamı, işçinin buna itiraz etmeme koşuluna bağlıdır (TTK m.178).

Sonuç olarak, işyerinin devrinde devralan işverenin iş sözleşmesinin tarafı haline gelmesi işçinin onayına bağlı değilken (İşK m.6), ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değiştirmeleri halinde, iş sözleşmelerinin devamı, işçinin buna itiraz etmeme koşuluna bağlıdır (TTK m.178). Türk Ticaret Kanunu’nun bu hükmünün İş Kanunu hükmüne göre sonraki kanun olması ve ticaret şirketlerine uygulanacak özel hüküm olması nedeniyle, ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değiştirme hallerinde İş Kanunu’nun 6 ncı maddesi değil, Türk Ticaret Kanunu’nun 178 inci maddesi uygulanır. Birleşme, bölünme ve tür değiştirme dışında kalan diğer işyeri devirlerinde ise (satış, kira, gerçek işverenin ölümü ve şirketin bütünüyle el değiştirmesi gibi), İş Kanunu’nun 6 ncı maddesi uygulama alanı bulur.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] ÇİL, Şahin, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, s.272; MANAV ÖZDEMİR, Eda, Hisse Dev­rinin İş Kanunu’nun 6 ncı Maddesi Çerçevesinde İşyeri Devri Sayılıp Sayılmaya­cağı Sorunu, SİCİL, Yıl 2022, s.100.

[2] GÜVEN, Ercan/AYDIN, Ufuk Bireysel İş Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2020. s.88-89; BAŞBUĞ, Aydın/YÜCEL BODUR, Mehtap, İş Hukuku, 6. Baskı, An­kara 2021. s.106-107; ŞAKAR, s.42-43; ÇİL, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, s.277.

[3] ALPER, Yusuf/KILKIŞ, İlknur, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 6. Baskı, Bursa 2021., s.16.

[4] ÇİL, Şahin, Açıklamalı-İçtihatlı Kıdem Tazminatı, Ankara 2009, s.17.

[5] Y9HD.17.2.2012 T., E.2012/3139, K.20124484 Legalbank.

[6] Y22HD.18.2.2016 T., E.20141/32722, K.2016/4413 Legalbank.

[7] SÜMER, Haluk Hadi, İş Hukuku, Gözden Geçirilmiş 26 ncı Baskı, Ankara 2022, s.27.

Sanayici İhracatçının Sancısı – Bölüm 1

Sanayici İhracatçı

Hammadde üreten veya hammaddeyi alıp, işleyip, üzerine katma değer koyarak, mamul hale getiren kurumdur sanayici. Ayrıca kendi ürettiği sanayii üretimini yurt dışına satarak ülkemize döviz getiren kurumlar da ihracatçılardır.

Sanayici, imalatçı ve ihracatçı kesimin de kendi içinde çözemediği problemlerin başında kuşkusuz ki maliyet gelmektedir. Maliyetin ardından ihraç edilecek mallar için yurt dışından alıcı bulması gerekecek. Alıcı bulunur da, ya teklif edilen birim fiyattın alıcıya uygun olup olmaması da önemli. Kısaca ihracatçının ürettiği malların maliyetini kurtaracak ve kendisine biraz kazanç sağlayacak bir fiyatla ürününü satabilmesi önemli. İhracatçının vereceği fiyatın global pazarlarda rekabetçi olması şarttır.

Üretim Maliyetleri Artarsa Uluslararası Piyasalarda Rekabetçi Olamayız

Üretim maliyetlerinin sürekli artması dolayısıyla yurt dışına satılacak ihraç mallarının fiyatını da arttıracaktır.

Yüksek maliyetlerle üretilen ihraç mallarını yurt dışına satabilmek için;

  • Üretimle ilgili telafi edici, maliyet düşürücü devlet teşviklerinin var olması veya yeterli değilse arttırılarak ihracatçının desteklenmesi

veya

  • İhracatta kullanılan döviz kurlarının en az enflasyon artışı kadar serbestçe artmasına olanak verilmeli ki sanayici ihracatçı ürettiği malını başa baş maliyetle yurt dışına satsa da döviz kurlarının enflasyon kadar artmasından dolayı ihracatçımız olası kur farkıyla dahi kâr sağlayabilmelidir.

Üçüncü bir yolu var mıdır sanayici ihracatçıya destek sağlayan ?

  • Döviz kurları enflasyon kadar artmıyorsa ve baskı altında ise, enflasyon rakamları doğru ölçülmüyorsa, soruna doğru yaklaşım gösterilemeyecek ve ihracatçı ise ihracat yapmaktan vazgeçerek mevcut kontratlarını da iptal etme yoluna gidecektir.

Yukarıda bahsettiğimiz üçüncü yol ülkemizde sanayicilerin yüz yüze kaldıkları bir gerçektir kabul etsek de, kabul etmesek de…

USD / TRL bir günlük / gün içi grafiği. Dövizin kat ettiği yol tıpkı Konya Ovası’nda otoyolu gibi dümdüz. Hiç sapma yok.

Dövizin belli bir aylık grafiği. Bırakın enflasyon kadar artış sağlanmasını 24 Ağustos 2023 tarihinde TCMB faiz kararını açıkladı ve kur kayda değmeyecek ölçüde aşağı yönlü hareketlenirken arka kapıdan döviz satışlarıyla dövize müdahale edildi ve kurlar ciddi anlamda geriledi. İhracatçı hangi döviz kurunu esas alarak malını yurt dışına satsın? Mevcut döviz kurunu esas aldığında, yukarıdaki grafikte olduğu gibi sert müdahalelerle dövizin hareketi engellenir, dövizin artış hızı enflasyonun altında kaldığında ihracatçının yurt dışına sattığı maldan muhtemelen zarar edeceği ortadadır.

Yukarıdaki grafiğe bakıldığında kurlara müdahale edilmediğini söyleyebilen bir kişi çıkar mı? Yukarıdaki grafik bırakın ihracat rakamlarının arttırılmasına destek vermeyi, olsa olsa ithalatçıyı destekleyen bir görünüm sergilemektedir.

İhracatçı Kendisine Sağlanan Devlet Desteklerinin Ne Kadar Farkındadır, İhracatçı Ne Kadar Bilinçlidir ?

İşte ben bu konuda tüm imalatçı ve ihracatçılarımızın devletimizin kendilerine sağlanan devlet olanaklarının tamamen farkında olmadığını düşünmekteyim.

İhracat Adına

İhracatçının bilgilendirilmesi, eğitilmesi ve desteklenmesi ülkemizin ihracat rakamlarının arttırılması açısından önemli rol oynasa da, para piyasalarındaki araçların kullanılmasında ihracatçının bileğini bükecek kararların alınmamasına özen gösterilmelidir. Ekonomi tarihinin sayfalarına bakıldığında kurları baskılamak ve durdurmak ihracatçıyı değil, ithalatçıyı destekler. Kurlar artmasın da varsın ihracatınız az olsun mantığı ne denli doğru sonuçlar verir ?

Reşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Çinliler Yatırım İçin Trakya’da Fabrika Arıyor !

Kahramanmaraş depremlerinin ardından yatırımcıların yeniden gözdesi haline gelen Trakya Bölgesi şimdi de yabancı yatırımcıların radarında. Fabrika yatırımı için Trakya bölgesinde arayışını hızlandıran yabancılar fabrika almak için harekete geçti. Son dönemde özellikle Çinlilerin ilgisi artmış durumda. Trakya bölgesine fabrika yatırımlarına çok yoğun bir ilgi olduğunu söyleyen Gayrimenkul Uzmanı Gülcan Altınay “En önemli sebeplerinden birisi Avrupa’ya çok yakın olması ve bu bölge lojistik üstü olarak planlanmaktadır. Arsa fiyatlarının diğer bölgelere göre daha düşük olması ve yatay mimari için uygun bir bölge olması Trakya’ya yoğun ilgiyi sağlamaktadır” dedi.

Yabancılar Trakya’ya gösterdiği ilginin sebeplerini anlatan Altınay şunları söyledi; “Özellikle Almanya, Amerika, İngiltere, Hollanda, Katar, Rusya, Azerbaycan, Rusya ve Çin firmaları Türkiye’ye en çok yatırım yapan firmalar. Bunların bazıları sıfırdan fabrika kurarken bazı firmalar üretim yapan bazı firmaları satın alarak yatırımlar yapıyorlar. Özellikle Çinliler bölgede var olan işleyen firmaları satın alarak yatırımlarını yapıyorlar”

Her Sektörden Yatırımcı Bölgede Yerini Alıyor

“İmalattan finansa, enerjiden ulaşıma, madencilikten perakendeye kadar pek çok alanda yabancı yatırımcı çekiyor” diye konuşan Gayrimenkul Uzmanı Gülcan Altınay: “Trakya Avrupa pazarlarına yakınlığı ile de yatırımcılar için tercih edilen ülkelerin başında geliyor. Tekirdağ yani Trakya bölgesine ilginin artmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi İstanbul’daki sıkışmış olan sanayicilerin en yakın bölge olarak Tekirdağ’da yoğunlaşması. İstanbul bölgesindeki artan arsa fiyatları ve bunun en önemli sebeplerinden bir tanesidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çerkezköy bölgesini özel endüstri bölgesi ilan etti. Geçtiğimiz aylarda bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi İstanbul’daki sanayicileri oraya teşvik etmek, İstanbul’daki sanayi azaltmak, Trakya bölgesine yoğunlaştırmaktır. Bu özellikle İkitelli sanayi bölgesini oraya taşımaya hedeflemektir” dedi.

İstablul’da Artan Arsa Maliyetleri Yatırımcıyı Trakya Bölgesine Çekiyor

İstanbul ve Trakya bölgesine fabrika yatırımı yapmak arasındaki farklarından bahseden Altınay: “En büyük sebeplerinden bir tanesi İstanbul’daki arsa maliyetlerin yüksek olması ve temin edilecek arsa alternatiflerinin azalması ve özellikle İstanbul bölgesinde yatay mimaride fabrika inşa etmek artık imkansız hale geldi. İstanbul’da fabrika yapacak bir sanayicinin arsa aldığı zaman metre kare fiyatı yaklaşık 1000 Dolar ama Tekirdağ Trakya bölgesinden almak istediği zaman metre kare fiyatı 200 300 Dolar. Fabrika sahipleri üretimleri arttıkça büyümek istiyorlar ve İstanbul’da büyümek istedikleri zaman arsa maliyetleri sanayicinin belini büküyor” diye konuştu. Yatırımcı tarafından bakıldığında ise

Altınay şunları söyledi: “Yatırımcı arsa alıp, fabrika yapıp, kiraya vererek bunu bir yatırım geliri haline getirmek istiyor. İstanbul’da Trakya bölgesine göre beş katı fazla fiyata arsa alıyor ama beş katı fazlaya kiraya veremiyor. İstanbul’daki yatırımcı fabrika yaptığı zaman metre kare fiyatı 6- 7 $ Trakya bölgesinde kira rakamları 4-5 $Dolayısıyla yatırımcının da çok yoğun bir şekilde ilgisini çekmektedir.”

Blokzincir: Türk Somonunun Uluslarası Ticaretteki Gücünü Artıracak & Gümrük Müşavirliği Mesleğini Stresten Kurtaracak Yeni Nesil Teknoloji

GİRİŞ: Özet Olarak Blokzincir Nedir ?

Makalenin başlığında bir sorun yok; evet blokzincir teknolojisi sağlık, seçim sistemleri, uluslararası ticaretin finansmanı, tedarik zinciri, vb. gibi çok geniş bir yelpazede hayatın her alanına dokunacak ve olağanüstü dönüşümler gerçekleştirecek.

Blokzincir modern güven makinası, bilgisayar ve yazılım  teknolojisini, kriptografiyi kullanarak, kurumlara olan güven yerine teknoloji ve yazılıma olan güveni ikame ederek yeni bir güven sistemi kuruyor.

Satoshi Nakamato, taraflar arasındaki güvensizliğin hakim olduğu her alanda,yapay zeka, akıllı sözleşmeler ve dağıtık defter teknolojisiyle “yeni güven mimarisi=güvensiz güven” inşa edecek olan blokzincir teknolojisini, Dünya insanlığına hediye etmiş bilge bir karekter. (1)

I- Blokzincir Teknolojisinin Türk Somonunun Uluslararası Ticaretteki Marka Değerinin Ve Güvenilirliğinin Artırılmasına Katkı Sağlama Potansiyeli Çok Yüksek

I.1) Somon denilince akla gelen ilk ülke olan Norveç, sahte somonları blokzincir teknolojisi ile tespit etme çalışmalarına başlamış durumda.

Denizcilik mirası bin yıl öncesine kadar giden Norveç, Dünya’nın en büyük ikinci deniz ürünleri ihracatçısı ülke konumunda.

AR-GE yatırımlarına çok büyük önem veren Norveçli balık üreticileri, Dünya pazarında sahte etiketle satılan somon problemini blokzincir teknolojisi ile çözecek.

Blokzincir teknolojisi kullanımının, ulusal markalarının kalitesinin korunup geliştirilmesinin en iyi çözümü olduğuna karar veren Norveç Deniz Ürünleri Birliği, somon üretimindeki sürdürülebilirliği sağlamak, Norveç somonuna Dünya’da duyulan güveni yeni nesil teknolojilerle artırmak için, teknoloji devi IBM ve nesnelerin interneti (IoT) alanında çalışan Norveç’li teknoloji girişimi Atea ile ortaklık kurdu.

Norveç’in en önemli ihraç ürünü olan somon, yabancı ülkelerde sahte etiketlerle satılabiliyor. Sahte etiketlerle Norveç somunu olarak satılan balıklar Norveç somon üreticilerine zarar veriyor. Sahte Norveç somonlarına dur demek isteyen üreticiler, IBM ve Atea ortaklığında blockchain kullanarak bu sorunu çözmek için harekete geçti.

Blockchain teknolojisi, somonun yüzdüğü suyu kamerayla takip ettiği gibi, suyun sıcaklığı gibi detaylı bilgileri de arşivleyecek. Balığın yaşam döngüsü hakkında detaylı bilgiler blockchain ile şeffaf ve güvenli biçimde sunulacak. Blokzincir teknolojisi ile marka güvenilirliği artan Norveç somununun Dünya’daki pazar payı daha da artacak.

I.2) Diğer yandan; DNV GL ve Deloitte’in hazırladığı raporda blokzincir teknolojisinin su ürünleri tedarik zincirinde şeffaflık ve izlenebilirlik getirerek su ürünlerine güveni artıracağına vurgu yapılıyor.

Blokzincir teknolojisi kullanılarak, avcılık aşamasından tüketiciye ulaşana kadarki tedarik zinciri aşamalarını kapsayan, baştan sona herkese açık olarak kaydı tutulan veriler, tüketicilerin balıkların gıda güvenirliliği konusundaki endişelerini gidermesine yardımcı olacak.

DNV GL yöneticilerinden Luca Crisciotti, blokzincir teknolojisinin güven sorununu ortadan kaldırmak için oldukça kilit rol oynadığını söylüyor ve ekliyor: “tüketicilerden ve diğer kilit paydaşlardan, deniz ürünlerinin tedarik zincirine yönelik güven inşa etmek için şeffaflığa açık bir talep var.

I.3) Ülkemizin stratejik ihraç ürünü olan Türk somununun son yıllardaki üretim ve ihracat miktarlarındaki artış, bütün Türk vatandaşlarının yüzünü güldürüyor, hepimiz mutlu oluyoruz.

Doğu Karadeniz ihracatçılar Birliği (DKİB) verilerine göre Ocak-Haziran 2022 döneminde 123.722.151 $ Türk somonu ihracatı yapıldı. Bu yılın aynı döneminde ise ihracat yüzde 32 artarak 163 milyon 33 bin 492 dolara ulaştı.

Her geçen yıl üretimi artan Türk somonunun ihracatı, miktar olarak da 2022’nin ilk yarısında 16 bin 774 ton iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 35 artışla 22 bin 623 ton oldu.

Türk somon balığı üretimi ve ihracatındaki sorunların tespiti ve çözümü, Türk somon balığının marka değerinin artırılması için çalıştaylar düzenleniyor.

Türk somon balığının marka değerinin ve uluslararası ticaretteki güvenilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacağı kesin olan blokzincir teknolojisindeki yüksek potansiyelden bir an önce faydalanmaya başlamak gerekli.

Türk somon balığı üretim ve ihracatının artırılması, Türk somon balığının uluslarası ticarette bilinilirliği yüksek bir marka haline gelmesi için çaba sarfeden bütün kamu ve özel sektör kuruluşlarının, yapacakları AR-GE çalışmalarında blokzincir teknolojine ağırlık vermeleri halinde, çok güzel sonuçlar elde edilecektir.

II- Bütün Dış Ticaret İşlemleri Blokzincir Teknolojisi İle Gerçekleştirildiğinde, Gümrük Müşavirliği Mesleği Daha Güvenli Yapılır Hale Gelecek

Türk Devleti’nin tek taraflı olarak vereceği kararla veya Dünya Gümrük Örgütü’nün bütün Dünya ülke gümrüklerini blokzincirle birbirine bağlaması üzerine, bütün dış ticaret/dış ticaretin finansmanı işlemlerinde blokzincir devreye alındığında, gümrük müşavirliği mesleğinin icrası sırasında karşılaşılan risklerin büyük bölümü ortadan kalkacak, stres kalmayacak.

Dünya gümrüklerinin blokzincirle birbirine bağlanması durumunda, Çin’den Türkiye’ye yapılacak ihracata ait bütün belgeler (faturalar, menşe sertifikaları, sağlık sertifikaları, gözetim belgeleri, çeki listeleri vb. gibi)  blokzincir sistemine kriptografi ile şifrelenerek kaydedilecek, blokzincir teknolojisi ile değişmezliği sağlanan bu belgeler Türkiye’ye yapılan ithalatta başkaca hiçbir işleme gerek kalmadan kullanılacak.

Dolayısıyla, her biri Gümrük Müşavirleri için birer stres unsuru olan kıymet uyuşmazlıkları, çifte faturalar, vergi kaçakçılığı, menşe saptırması vb. gibi risk faktörlerinin tamamı ortadan kalkacak, Gümrük Müşavirliği mesleği daha güvenli yapılır hale gelecek.

Şükrü GÜVEN

 

Yararlanılan Kaynaklar

1) Blokzincir ve Yeni Güven Mimarisi (Kevin WERBACH)

2) www.bctr.org/Blockchain su ürünlerine yönelik güveni artırabilir

3) www.aa.com.tr/Türk somonu ihracati katlanarak artiyor

4) www.muhabbit.com/Norveçli balikçıların tercihi blockchain

Vefa

Vefa bir insanlık hasletidir. Verdiği sözü tutmak, söze bağlı kalmak, dostluğu ve birlikteliği sürdürmektir. İyilik veya destek gördüğü kişi veya kurumu unutmamak, onu yadetmek ve karşılık vermeye çalışmaktır. Yaşanmışlıkların ve paylaşımların kıymetini bilmek, emanete sahip çıkmaktır.

Vefa tek taraflı olabileceği gibi, karşılıklı olması daha makbuldür. Vefasızlığa karşı vefalı olunmasını beklemek beyhudedir. Konuyu işyerlerinde, fabrikalarda çalışan ve işveren arasındaki ilişkiler açısından ele alırsak değişik durumları göz önünde bulundurmamız gerekir.

Her ne kadar sözleşmeye dayalı ve kanunlar çerçevesinde çalışılsa bile zaman içerisinde çalışan ile çalıştığı kurum ve işvereni arasında dostluk ve bağlılık oluşabilir, duygusal bağ kurulabilir. İşveren çalışanından bağlılık ve sadakat isteyebilir. Ama burada işverenin unutmaması ve yapması gereken hususlar vardır. Vefayı tek taraflı ve her hâlükârda beklemek akıl kârı değildir.

“Ahde vefa ilkesi” gereğince taraflar, yaptıkları bir sözleşmeye, şartlar sonradan değişse dahi uymak zorundadırlar. Ahde vefa ilkesi, sözleşmenin taraflarından birisinin tek taraflı iradesi ile sözleşmenin içeriğini diğer tarafın aleyhine değiştirememesini gerekli kılmaktadır.

İşçinin aldığı ücret miktarının düşürülmesi, ikramiyenin veya sosyal yardımın kaldırılması, işçinin işyeri organizasyonunda mevcut görevinden daha alt seviyedeki bir göreve atanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması gibi durumlar, iş sözleşmesinin içeriğinin işçi aleyhine değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu tür değişiklikler, ancak işçinin yazılı onayı ile yapılabilir.

Her türlü anlaşmazlık, yanlış anlama karşısında hem çalışanın hem de işverenin unutmaması gereken şey nedir biliyor musunuz? Hiçbir çalışan yıllarca çalıştığı işyerinden basit ve kolay bir sebeple çıkmak istemez, çalışan başladığı yerde bitirmek ister. Aynı şekilde işveren de işe aldığı çalışanlarla işyeri devam ettiği ve onların sağlığı elverdiği sürece çalışmak ister. O yüzden verilecek kararlar öncesi düşünmek, bir daha düşünmek, karşılıklı müzakere etmek ve dikenleri yoldan kaldırmak gerekir. Yerine başkasını koymak iki taraf için de zor bir süreç olabilir.

Tabi burada olaya birçok yönden bakmak gerekir. Çalışanlar genelde işlerini sevmediklerinden veya az kazandıklarından değil, çoğu patronunu (hesap verdiği kişiyi) sevmediği için iş değiştiriyor. Bu tespit bir araştırma sonucu… O yüzden fabrika sahiplerinin tepeye sevilmeyen bir insan koymamaya özen göstermeleri gerekir.

Her zaman insan kaynakları yöneticisinin önemini savunagelmişimdir. İşveren ve yöneticilerle çalışanlar arasında köprü mutlaka kurulmalıdır. Gemiler yakılmadan önce ve hatta sonrasında bile verilen kararlardan dönülebilir. Yeter ki ihlas ve samimiyetle konunun üzerine gidilebilsin. Yani;

  • Müsbet hareket edilmeli, çalışanın gideceği yer tenkid edilmek ve kötülenmek yerine kendi işyerinin iyi yanlarını ön plana çıkarmalı,
  • Yılların vermiş olduğu ortak yönler göz önüne serilmeli, ayrılık değil birleşme noktaları vurgulanmalı,
  • “Bizim işimiz ve işyerimiz daha iyidir” denilebilir, yoksa başkalarının işyerini ve işini kötülemeyi ima eden “Sadece benim işim ve işyerim iyidir” denilmemeli,
  • Rekabetin varlığı kabul edilmeli ancak rakipler küçümsenmemeli,
  • Birlikte daha çok işlerin başarılabileceği anlatılmalı,
  • Şahsi çıkar ve gurur bir kenara bırakılmalı.

Öte yandan vefa, vicdanlar üzerinde baskı unsuru olarak kullanılarak çalışan üzerinde aynı il, aynı sektör ve meslekte çalışmasının önüne engel konulamaz. Çalışanın tecrübesi aynı işini devam ettirdiği sürece öneme haizdir. Yoksa çalışanı belli yaştan sonra meslek değiştirip ustası olduğu işi bırakıp başka işte çırak olarak başlamaya zorlamak abesle iştigaldir. Burada işverenin şapkasını önüne koyup “ben nerede yanlış yaptım, neyi eksik bıraktım” diye kendi iç muhasebesini yapması gerekir. Rakip firmaya geçmenin suç olmadığı hukuk tarafından da teyit edilmiştir.

Sonuç olarak; kapattığınız kapıları aralık bırakınız. Tamamen kilit vurmayınız geçmişte yaşananlara. Bir gün kimlerle, nerede ve hangi şartlarda bir araya geleceğinizi bilemezsiniz. Eğer karşınıza çıkan Dünya’daki 8 milyar, Türkiye’deki 85 milyon insan arasından sadece birkaç 100 insanla tanışmış ve onlarla yaşıyorsanız vardır bir hikmeti.

Cavit SOY

Sigorta ve Türleri

  1. Giriş

İnsanlar, insanlık tarihinin başladığı zamandan itibaren çok çeşitli tehlikeler ile karşılaşmış ve bu tehlikelerden kendisini korumak için çeşitli yöntemler ve araçlar geliştirmek için çaba göstermişlerdir. Bu çabaların sonucu olarak sigortacılık ortaya çıkmıştır. Sigorta, insanların risklere karşı kendisini güvende hissetme ihtiyacı duymasının bir sonucudur. İnsanlar hayatta oldukları müddetçe kendilerine karşı tehdit oluşturan risklerden korunma ihtiyacı hissederler.

Aynı rizikonun tehdidi altında olan gerçek kişiler ve tüzel kişiler, söz konusu riskten korunmak için, bir organizasyon aracılığıyla bir araya gelmektedirler. Meydana gelen bu organizasyon sigorta olmaktadır Bu organizasyon içindeki sigorta şirketleri, sigortalıların ekonomik zararını karşılama işlevini yerine getirmektedir. Burada sigorta sistemi, bir risk transfer yönetimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda sigorta şirketleri, temel olarak risk oluşmadan önce sigortalılardan prim toplanması ve risk meydana geldiğinde de sigortalılara hasar ödemelerinin yapılması işlevini gerçekleştirmektedir.

  1. Sigortanın Tanımı

Sigorta sözcüğünün kökleri İtalyan diline gitmektedir. Sigorta İtalyan dilindeki “sicurta” kelimesinden gelmektedir. Türkçede önce “sigcuriye”, “sikorta”, “sikurta”, “sikurita” ve “sigurta” sözcüklerinin kullanıldığı ve en sonunda sigorta kelimesinin ortaya çıktığı ve yerleştiği görülmektedir. Sigorta, kelime olarak, “güvence” anlamına gelmektedir. Kavram olarak ise sigorta, insan yaşamında ortaya çıkması olası rizikoların yaratacağı hasarların bir sigortalı ile bir sigortalayan arasındaki sözleşmeye dayalı olarak giderilmesine yönelik bir faaliyettir.

Hayatın içerisinde nerede ve ne şekilde karşılaşılacağı belli olmayan çok sayıda risk unsuru mevcuttur. İnsanlar diğer canlıların aksine, karşılaşabilecekleri bu risklere karşı bir araya gelerek daha akılcı tedbirler geliştirebilmektedir. Gerçekleşme ihtimali olan risklerin bazıları üstlenilebileceği için önemsiz hale gelirken, bazıları yaşamı katlanılamayacak ölçüde etkileyeceği için oldukça önemlidir ve bu durumdan kaçınmak gerekir. Sigorta, insanların bu durumdan kaçınmak amacıyla kullandığı en temel risk yönetimi araçlarından biridir.

Sigorta, aynı riskle karşı karşıya bulunan çok sayı­da kişinin, bireysel olarak belirsiz olan hasar olasılığını belirgin duruma getirmek ve bu olasılığın gerçekleşmesiyle ortaya çıkan za­rarları birlikte karşılamak amacıyla, risk yönetim ve sorumluluğu­nu taşıyan bir kişi veya kurum tarafından bir araya getirilmesidir. Değer taşıyan herhangi bir mal, gerçekleşmesi meşru bir hakkın ihlaline yol açabilecek veya hukuki bir sorumluluk doğurabilecek herhangi bir olay, sigortanın konusu olabilir.

Sigorta bir diğer biçimde, riskin ölçülmesi ve riskin paylaşılması kavramları bir araya getirilerek tanımlanmıştır. Buna göre belirli bir riskin, belirli ölçüde tehdidi altında bulunan çok sayıda ve benzer nitelikte birimlerin ortaya çıkacak zararları birlikte karşılamak üzere bir araya gelmesi sigortayı oluşturur.

Sigorta, aynı rizikonun tehdidi altında bulunan bir topluluğun bir araya gelerek doğabilecek hasarlara birlikte karşı koymasıdır. Sigortanın amacı meydana gelecek hasara engel olmak değil, bu hasarı grup üyeleri arasında dağıtmak, böylece hasar yükünü grubun her üyesi için taşınabilir hale getirmektir. Bir diğer deyişle, şansı az olanların karşılaştığı zararı, aynı rizikoyla karşı karşıya olmalarına rağmen tesadüfen kurtulan kişiler arasında paylaştırmaktır. Bu birliktelik, doğacak hasarın şiddet derecesini her bir kişi bakımından azaltarak, belirsizliği belirli hale getirecektir.

Sigortanın amacı, insanları ve ekonomik birimleri tehdit eden, ancak öngörülebilmekle beraber, meydana gelip gelmeyeceği, hangi ölçüde ve ne zaman meydana geleceği belli olmayan rizikolara karşı sigortalıyı korumaktır. Sigortanın amacı, zararın meydana gelmesini önlemek amacı ile değil zarar meydana geldikten sonra zararı sigortalılar arasında eşit olarak dağıtmaktır.

  1. Sigorta Türleri

Türk Ticaret Kanunu sigorta türlerinin temel olarak ikiye ayırmıştır. Bunlar Zarar Sigortaları ve Can Sigortalarıdır. Bu ayrım TTK’nın 1453 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Evrensel olarak Sigorta ayrımı hayat ve hayat dışı olarak yapılmakta iken TTK bu isimlendirmeyi tercih etmemiştir.

3.1. Zarar Sigortaları

TTK’da zarar sigortaları kendi içinde mal sigortaları ve sorumluluk sigortaları olarak iki temel gruba ayrılmaktadır.

3.1.1. Mal Sigortaları

Mal sigortaları, mal varlığı değerinin korunması için yapılan bir sigorta türüdür. Sigortalıların mal varlıklarında meydana gelebilecek zararlara ve kayıplara karşı yapılmaktadır. Mal sigortalarının temel amacı, sigorta ettirenin uğradığı zararı tazmin etmektir. Bu nedenle mal sigortalarına “Tazminat Sigortaları” da denilmektedir. Mal sigortalarının konusu; değeri para ile ölçülebilen ve önceden belirlenebilen her türlü mal, hak ve alacaklardır. Genel olarak mal sigortalarının kapsamı TTK’nın 1453. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;

  • Rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunanlar, bu menfaatlerini mal sigortası ile teminat altına alabilirler.
  • Rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan kazanç kaybı ile sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarlar, aksine sözleşme yoksa, sigorta kapsamında değildir. Mal bağlamında kazancın, makul sınırı aşan kısmı sigorta edilemez.
  • Mal sigortası niteliğindeki grup sigortalarında; mal girmesi veya çıkması sebebiyle mal topluluğunda değişiklikler meydana gelmiş olsa bile, sözleşme bütün hükümleriyle geçerlidir.
  • Mal topluluğu için yapılan mal sigortası, topluluğa dâhil münferit parçaları da kapsar.

TTK, sigorta yaptırmak isteyenin mal üzerinde mutlak bir menfaatinin bulunmasını aramaktadır. Mal sigortalarının konusu aslında mal değil, bağlı olduğu menfaattir.

3.1.2. Sorumluluk Sigortaları

Genel olarak sorumluluk sigortalarının kapsamı TTK’nın 1473. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;

  • Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.
  • Sigorta, sigortalının işletmesi ile ilgili sorumluluğu için yaptırılmışsa, sözleşmede aksine hüküm yoksa bu sigorta, sigortalının temsilcisi ile işletmenin veya işletmenin bir kısmının yönetiminde, denetiminde ve işletmede çalıştırılan kişilerin sorumluluğunu da karşılar. Bu durumda sigorta bu kişilerin lehine yapılmış sayılır.

3.2. Can Sigortaları

Can sigortaları bireyin kazaya uğraması, kaza sonucunda sakatlanması, hastalık geçirmesi veya ölümü gibi rizikoları güvence altına alınmaktadır. TTK’da can sigortaları kendi içinde hayat sigortası, kaza sigortası, hastalık ve sağlık sigortası olarak üç temel gruba ayrılmaktadır.

3.2.1. Hayat Sigortaları

Hayat Sigortası, sigortacı ile sigortalı arasında gerçekleştirilen sözleşmeye istinaden, sigortalının ölümü veya hayatta kalması halinde, sigorta ettiren kişinin veya onun belirlediği kişiye sigorta bedelinin ödenmesidir.

Hayat sigortası ile sigortacı, belli bir prim karşılığında, sigorta ettirene veya onun belirlediği kişiye, sigortalının ölümü veya hayatta kalması hâlinde, sigorta bedelini ödemeyi üstlenir. Hayatı sigorta edilen kimse, ilk primin ödenmesinden önce ölmüşse sigorta sözleşmesi geçersizdir (TTK, md. 1487).

3.2.2. Kaza Sigortaları

Kaza sigortası, belli bir prim karşılığında, sigortalının uğrayacağı kaza sonucu ölüm, geçici veya sürekli engellilik ya da işgöremezlik hâlleri için sigorta teminatı sağlar.  Ölüm, ani olarak veya kaza tarihinden itibaren en çok bir yıl içinde gerçekleşmiş ise sigorta bedeli sigorta ettirene yahut onun tarafından belirlenmiş kişiye; geçici ve sürekli engellilik veya işgöremezlik hâllerinde ise sigortalıya ödenir. Geçici olarak çalışma gücünden mahrum kalan sigortalıya, poliçede yazılı süre ile sınırlı olmak üzere, mahrumiyetin devam ettiği süre için günlük hesabıyla tazminat verilir (TTK, md. 1507).

3.2.3. Hastalık ve Sağlık Sigortaları

Hastalık ve Sağlık Sigortasında sigortacı, hastalık sigortası ile sözleşmede belirtilen hastalıklardan biri veya birkaçının, sözleşmede belirtilen süresi içerisinde gerçekleşmesi veya ortaya çıkması halinde sigortalıya sigorta teminatı sağlamaktadır. Sözleşmede birden çok hastalık sigorta teminatına bağlanmış ise hastalıklardan birinin gerçekleşmesi veya ortaya çıkması durumunda bedel ödenir. Bu durumda sözleşme sona erer. Aksi öngörülmemişse, teminatın hastalıklardan sadece birinin gerçekleşmesi durumu için verildiği kabul edilmektedir (TTK, md. 1512).

Vefa TOROSLU

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Bağımsız Denetçi

vefa.toroslu@gmail.com

Kaynakça

Enes PEHLİVAN-Özgür AKPINAR, “Türk Sigorta Sektöründe Faaliyet Gösteren Hayat Dışı Sigorta Şirketlerinin Performans Değerlendirmesine Yönelik Ampirik Bir Uygulama”, Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 58, Temmuz 2022

Enver Alper GÜVEL-Afitap Öndaş GÜVEL, Sigortacılık, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018

Özdemir AKMUT, Hayat Sigortası Teori ve Türkiye’deki Uygulama, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara, 1980

Özgür AKPINAR, Türkiye’de Yangın Sigortaları ve Uygulamaları, Yalın Yayıncılık, İstanbul, 2018

Sefer GÜMÜŞ-Muhammet Suat UZUN, Türk Sigorta Sektörünün Analizi ve Banka Kaynaklı Sigorta Pazarlaması, Hiperlink Yayınları, İstanbul, 2012

Serhat YANIK, Sigorta Acentelerinde Yönetim ve Muhasebe Uygulamaları, Türkmen Kitabevi, İstanbul, 2016

Şerafettin Okan YAYLA, “Sigortacılık ve Türkiye’de Sigorta Sektörünün Durumu”, Liberal Düşünce Dergisi, Yıl: 24, Sayı: 94, Bahar 2019