Tam Zamanında Gelmeyen Dünya

Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri üzerine lisans, Kalite Yönetimi ve Kalite Güvence Sistemleri üzerine de Yüksek Lisans yapmıştır. Sabancı Holding bünyesinde faaliyet gösteren DuPont ortaklığı olan DuSA LLC’nin Türkiye ve Amerika’daki fabrikalarında; Tesis İşletimi, Dijital Proses Kontrolü ve İş Güvenliği konularında eğitimler almış, eğitimler vermiştir. Uzun yıllar boyunca; Tedarik Zinciri, Endüstri İlişkileri, Kalite Güvence ve Kalite Kontrol Sistemleri ile Üretim Tesisi Yöneticiliği yapmıştır. Halen plastik sanayiinde Kalite Güvence ve Dijital Dönüşüm Yöneticisi olarak görev yapmaktadır.
spot_imgspot_img

Tam Zamanında Gelmeyen Dünya

Zafer URFALIOĞLU

Bir fabrikanın milyonlarca liralık üretiminin, cebinize sığacak kadar küçük bir parçanın eksikliği yüzünden duracağını biri size on yıl önce söyleseydi muhtemelen gülümserdiniz. Çünkü o yıllarda üretim dünyasının hâkim anlayışı şuydu:

– Her şey planlanabilir, her süreç yönetilebilir ve ihtiyaç duyulan her malzeme tam zamanında üretim hattına ulaşabilirdi.

Bugün ise biliyoruz ki hayatın, planlama departmanına hiç danışmadan yaptığı planlar da var.

O zamanlar sanayicinin kulağına en hoş gelen cümlelerden biri şuydu:

– “Depoda mal beklemeyecek.”

Hatta bu anlayış öyle benimsendi ki, depo raflarında fazla mal görmek neredeyse yöneticilik ayıbı sayılmaya başladı. Çünkü depoda duran her kutu, kasada bekleyen para demekti. Sermaye üretmek yerine raflara yaslanıyor, değer üretmek yerine maliyet oluşturuyordu.

İşte tam da bu düşüncenin üzerine Just in Time (JIT) felsefesi inşa edildi. Temel mantığı oldukça yalındı ama bir o kadar da etkileyiciydi: Doğru malzeme, doğru miktarda, doğru yerde ve tam ihtiyaç duyulduğu anda üretim hattına ulaşmalıdır. Böylece stok maliyetleri azalacak, depolar küçülecek, nakit akışı hızlanacak ve işletmeler daha yalın, daha çevik bir yapıya kavuşacaktı.

Kâğıt üzerinde kusursuz görünen bu yaklaşım, uzun yıllar gerçekten de üretim dünyasının yıldızı oldu. Otomotiv sektöründe başlayan bu anlayış kısa sürede elektronikten beyaz eşyaya, plastik enjeksiyondan tekstile kadar hemen her sektöre yayıldı. “Yalın Üretim” denildiğinde akla gelen ilk kavramlardan biri hâline geldi.

Ancak JIT’in çoğu zaman göz ardı edilen sessiz bir şartı vardı.

– Dünyanın düzenli çalışması gerekiyordu.

Gemiler zamanında limana yanaşacak, sınırlar kapanmayacak, savaş çıkmayacak, salgın yaşanmayacak, konteyner bulunacak, enerji fiyatları öngörülebilir olacak ve tedarikçiler söz verdiği gün kapınızı çalacaktı. Kısacası dünya, kusursuz çalışan bir İsviçre saati gibi işleyecekti.

Aslında JIT, yalnızca bir stok yönetim sistemi değildi; aynı zamanda bir güven sistemiydi. Tedarikçiye, lojistiğe, küresel ticarete ve öngörülebilirliğe duyulan güven üzerine kurulmuştu.

Sonra dünya durdu.

Önce pandemi geldi. Ardından limanlar kapandı. Konteynerler yanlış kıtalarda kaldı. Mikroçip krizi yaşandı. Süveyş Kanalı tıkandı. Savaşlar başladı. Enerji maliyetleri yükseldi. Kızıldeniz rotası riskli hâle geldi.

Bir zamanlar kusursuz görünen küresel tedarik zinciri, aslında tek bir halkası koptuğunda bütün sistemi etkileyebilecek kadar kırılgan olduğunu gösterdi.

O günlerde birçok fabrikanın milyonlarca liralık üretimi, belki de birkaç dolarlık küçücük bir parçanın gelememesi yüzünden durdu. Makineler çalışmaya hazırdı, operatörler hazırdı, siparişler hazırdı ama üretim yapılamıyordu. Çünkü “Tam Zamanında” gelmesi gereken parça artık hiçbir zaman tam zamanında gelmiyordu.

İşte o günlerde yöneticilerin zihninde çok önemli bir soru oluştu.

– Asıl maliyet gerçekten depoda bekleyen mal mıydı, yoksa duran üretim hattı mıydı?

Yıllarca “stok maliyettir” denildi. Son yıllarda yaşanan küresel krizler ise tek cümleyle cevap verdi:

– Duran üretim çok daha pahalıdır.

Böylece tedarik zinciri yönetiminde yeni bir bakış açısı gelişmeye başladı. Kimileri bunu Just on Time yaklaşımı olarak adlandırdı, kimileri ise Dayanıklı Tedarik Zinciri (Resilient Supply Chain)[1] anlayışının doğal bir sonucu olarak değerlendirdi. İsimler farklı olsa da ortak düşünce aynıydı: Amaç yalnızca maliyetleri azaltmak değil, üretimin kesintisiz devam etmesini sağlamaktı.

Artık “Doğru Zaman”, takvimde yazan saat değil; işletmenin üretimini güvenle sürdürebileceği zaman aralığını ifade ediyor.

Bu nedenle şirketler artık depoları tamamen boşaltmayı değil, kritik malzemeler için akılcı güvenlik stokları oluşturmayı tercih ediyor. Çünkü bazı hammaddelerin depoda üç hafta beklemesi önemli olmayabilir; ancak aynı malzemenin eksikliği nedeniyle üretim hattının üç saat durması, bütün yılın kârlılığını etkileyebilir.

Son beş yılda yönetim kurulu toplantılarında konuşulan kavramlar da değişti. Eskiden yalnızca Just in Time konuşulurken, bugün Just in Case, Nearshoring[2], Friend-shoring[3], çoklu tedarikçi yönetimi, bölgesel tedarik ve dayanıklı tedarik zinciri stratejileri işletmelerin gündeminde daha fazla yer buluyor. Çünkü artık rekabet yalnızca maliyet üzerinden değil, süreklilik üzerinden de şekilleniyor.

Başarılı şirketler de bu değişime uyum sağlıyor. Kolay temin edilebilen standart malzemeleri mümkün olduğunca düşük stokla yönetirken, uzun terminli, ithal edilen veya tek tedarikçiye bağlı kritik parçalar için güvenlik stokları oluşturuyor. Alternatif tedarikçiler geliştiriliyor, tedarik zincirleri kısaltılıyor ve risk analizleri satın alma süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası hâline geliyor.

Tam Zamanında Gelmeyen Dünya Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Aslında değişen yalnızca birkaç kavram değil; değişen, üretime bakış açımız.

Dün rekabetin ölçüsü “En düşük stokla kim üretim yapıyor?” sorusuydu. Bugün ise yöneticiler birbirine çok daha farklı bir soru soruyor: “Yarın sabah üretime başlayabilecek misin?”

Çünkü müşteri açısından fabrikanızın neden durduğu değil, siparişinin zamanında teslim edilip edilmediği önemlidir.

Belki de son yılların bize öğrettiği en önemli gerçek şu oldu:

– Stok her zaman maliyet değildir; bazen üretimin en ucuz sigortasıdır.

Üretim dünyası artık yalnızca verimli olmayı değil, dayanıklı olmayı da öğreniyor. Geleceğin başarılı şirketleri, en düşük stokla çalışanlar değil; belirsizliklerin arttığı bir dünyada üretimini sürdürebilenler olacaktır.

Çünkü artık mesele malzemeyi tam zamanında getirmek değil, üretimi her koşulda zamanında sürdürebilmektir.

Zafer URFALIOĞLU

[1] Resilient supply chain (Dayanıklı Tedarik Zinciri): Ürünlerin üretilip size ulaşmasını sağlayan ağın krizlere karşı hazırlıklı olmasıdır. Deprem veya salgın gibi beklenmedik durumlarda şokları önceden tahmin eder, bunlara uyum sağlar ve hızla normale döner. Böylece raflar boş kalmaz

[2] Nearshoring: Şirketlerin üretim veya iş süreçlerini (yazılım, müşteri hizmetleri vb.) kendi ana merkezlerine coğrafi, kültürel ve saat dilimi olarak yakın ülkelere taşımasıdır. Temel amaç; uzak mesafelerden kaynaklanan yüksek lojistik maliyetlerini düşürmek, teslimat sürelerini kısaltmak ve tedarik zincirindeki riskleri azaltmaktır.

[3] Friend-shoring: Üretim ve tedarik zincirlerinin siyasi, ekonomik ve ideolojik olarak güvenilir müttefik ülkelere kaydırılması stratejisidir. Amaç, küresel krizlerde veya politik ambargolarda tedarik akışının kesintiye uğramasını önlemektir.

Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu
Zafer Urfalıoğlu, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri üzerine lisans, Kalite Yönetimi ve Kalite Güvence Sistemleri üzerine de Yüksek Lisans yapmıştır. Sabancı Holding bünyesinde faaliyet gösteren DuPont ortaklığı olan DuSA LLC’nin Türkiye ve Amerika’daki fabrikalarında; Tesis İşletimi, Dijital Proses Kontrolü ve İş Güvenliği konularında eğitimler almış, eğitimler vermiştir. Uzun yıllar boyunca; Tedarik Zinciri, Endüstri İlişkileri, Kalite Güvence ve Kalite Kontrol Sistemleri ile Üretim Tesisi Yöneticiliği yapmıştır. Halen plastik sanayiinde Kalite Güvence ve Dijital Dönüşüm Yöneticisi olarak görev yapmaktadır.

PAYLAŞIMLAR

Lütfen yorumunuzu girin !
Lütfen adınızı giriniz.

Şirketler için Eğitim Kataloğu

📚 Eğitim Kataloğu
Sürdürülebilirlik ve Tedarikçi Ekosistemi
Şirket Profili Oluşturun