İyi Karar ile İyi Sonuç Aynı Şey Değildir…

İyi Karar Ile İyi Sonuç Aynı şey Değildir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İyi Karar ile İyi Sonuç Aynı Şey Değildir…

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

İyi Karar Ile İyi Sonuç Aynı şey Değildir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem“Bir kararın kalitesini, sonucuna bakarak değerlendirmek en büyük yönetim hatalarından biridir.”

İş dünyasında başarı çoğu zaman sonuçlarla ölçülür. Satın alma maliyetleri düştü mü? Tedarik sürekliliği sağlandı mı? Stok maliyetleri azaldı mı? Tasarruf hedefi gerçekleşti mi? Bütçe korundu mu?

Bu soruların her biri son derece önemlidir. Çünkü iş dünyası doğal olarak sonuç odaklıdır. Ancak tam da burada, çoğu yöneticinin farkında olmadan düştüğü önemli bir düşünme hatası vardır. Sonuç iyi olduysa kararın doğru, sonuç kötü olduysa kararın yanlış olduğu varsayımı. Oysa karar bilimi üzerine çalışan araştırmacılar yıllardır bunun doğru olmadığını söylüyor. Karar kalitesi ile sonuç kalitesi aynı şey değildir. Bu ayrımı yapamayan organizasyonlar ise zamanla öğrenme becerilerini kaybetmeye başlıyor.

Sonuç Her Zaman Kararın Aynası Değildir

İngiliz istatistikçi David Spiegelhalter, The Art of Uncertainty adlı kitabında çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Hayatın birçok alanında olduğu gibi iş dünyasında da belirsizlik kaçınılmazdır. Karar verildiği anda elimizde bulunan bilgiler sınırlıdır. Piyasa koşulları değişebilir. Jeopolitik gelişmeler yaşanabilir. Doğal afetler ortaya çıkabilir. Tedarik zinciri kırılabilir. Döviz kuru beklenmedik şekilde hareket edebilir. Dolayısıyla doğru analizlerle alınmış bir karar, aylar sonra olumsuz bir sonuç doğurabilir. Bu durum kararın yanlış olduğu anlamına gelmez. Sadece belirsizliğin iş hayatının doğal bir parçası olduğunu gösterir.

Satın Almanın Gerçekliği

Belki de hiçbir fonksiyon belirsizliği satın alma kadar yoğun yaşamıyor. Son birkaç yılı düşünelim. Pandemi. Konteyner krizi. Çip krizi. Enerji maliyetleri. Rusya-Ukrayna savaşı. Kızıldeniz’deki lojistik riskleri. Küresel enflasyon. Kur dalgalanmaları. Bu gelişmelerin kaç tanesi satın alma ekiplerinin kontrolündeydi? Hiçbiri. Ancak bütün bu gelişmeler alınan kararların sonuçlarını doğrudan etkiledi. Bugün geriye dönüp bakarak “O tedarikçi seçimi yanlıştı.” demek kolaydır. Asıl soru şudur: Karar alındığı gün elimizdeki bilgilerle daha iyi bir seçim yapmak gerçekten mümkün müydü?

Psikologlar Jonathan Baron ve John Hershey’in klasik çalışmalarından bu yana biliyoruz ki insanlar, bir kararın kalitesini değerlendirirken kararın nasıl alındığına değil, ortaya çıkan sonuca odaklanma eğilimindedir. Bu eğilim iş dünyasında ciddi riskler doğurur.  Çünkü kötü sonuçlanan doğru kararlar cezalandırılır. İyi sonuçlanan kötü kararlar ise ödüllendirilebilir. Uzun vadede bu durum organizasyonun öğrenme kültürünü zayıflatır. İnsanlar analiz yapmak yerine şanslı olmayı tercih etmeye başlar.

Satın Almada Görünmeyen Tehlike

Satın alma ekipleri çoğu zaman sonuç üzerinden değerlendirilir. Ancak iyi satın alma yalnızca fiyat avantajı sağlamak değildir. İyi satın alma; alternatif senaryolar oluşturabilmek, tedarikçi riskini değerlendirebilmek, veriyi doğru yorumlayabilmek, belirsizlikleri öngörebilmek ve değişen koşullara hızla uyum sağlayabilmektir.

Bunların tamamı doğru yapılmış olsa bile sonuç her zaman beklendiği gibi olmayabilir. İşte burada kurum kültürü devreye girer. “Bu karar neden kötü sonuçlandı.” yerine, yönetim ekibi şu soruyu sormalıdır: “Bu karar alınırken süreç doğru yönetildi mi?” Çünkü sürdürülebilir başarıyı oluşturan şey sonuçlardan önce süreçlerdir.

Liderlik Burada Başlıyor…

Harvard Business School’da uzun yıllardır karar verme üzerine çalışan araştırmacılar, yüksek performanslı ekiplerin ortak özelliklerinden birinin karar süreçlerini düzenli olarak değerlendirmeleri olduğunu ortaya koyuyor. Başarılı liderler yalnızca sonuca bakmıyor. Kararın hangi bilgilerle alındığını, hangi varsayımların kullanıldığını, hangi risklerin değerlendirildiğini, hangi alternatiflerin masaya yatırıldığını da inceliyor. Çünkü biliyorlar ki aynı süreç tekrarlandığında uzun vadede başarı olasılığı artacaktır. Tek bir sonuca bakarak karar kalitesini ölçmek ise çoğu zaman yanıltıcıdır.

Belirsizlik Çağında Yeni Başarı Tanımı

Bugün satın alma profesyonellerinden beklenen yalnızca tasarruf sağlamak değildir. Risk okumak. Senaryo geliştirmek. Belirsizlik altında karar verebilmek. Ve gerektiğinde hızla yön değiştirebilmektir. Başarı artık yalnızca doğru kararı vermek değildir. Yeterince bilgi olmadığında da sağlıklı karar verebilmektir. Çünkü belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ancak belirsizlik içinde daha iyi düşünebilmek mümkündür.

Ve belki de geleceğin başarılı satın alma liderlerini diğerlerinden ayıracak en önemli özellik tam da bu olacaktır. Kararlarını yalnızca sonuçlara göre değil, karar alma süreçlerinin kalitesine göre değerlendirebilmeleri. Çünkü iş dünyasında en değerli kazanım, her zaman doğru sonucu elde etmek değildir. Her koşulda daha iyi karar verebilen organizasyonlar oluşturabilmektir.

İyi Karar Ile İyi Sonuç Aynı şey Değildir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Kimya Sektöründen Tarihi Rekor! Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek İhracatı Gerçekleşti

Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma Ve Yeşil Tedarik Zinciri Eğitimi Haber Kimya Sektöründen Tarihi Rekor! Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek İhracatı Gerçekleşti

Kimya Sektöründen Tarihi Rekor! Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek İhracatı Gerçekleşti

Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma Ve Yeşil Tedarik Zinciri Eğitimi Haber Kimya Sektöründen Tarihi Rekor! Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek İhracatı Gerçekleşti2026 yılının ilk yarısında Türkiye’nin toplam ihracatı 136 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri sektörü ilk yarıyılda 17,1 milyar dolarlık ihracatla Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracatını gerçekleştirdi. Toplam ihracattan yüzde 12,6 pay alan sektör, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,6 artış kaydederken, Haziran ayında 3,29 milyar dolarlık ihracatla yılın en güçlü aylık performansını ortaya koydu.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan Haziran ayı ihracat verileriyle birlikte Kimyevi Maddeler ve Mamulleri sektörünün 2026 yılı ilk yarı performansı netleşti. Sektör, yılın ilk 6 ayında 17,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek Cumhuriyet tarihinin en yüksek ilk yarı ihracat seviyesine ulaştı.

2024 yılının ilk 6 ayında 15,78 milyar dolar, 2025 yılının aynı döneminde ise 15,75 milyar dolar ihracat gerçekleştiren Kimyevi Maddeler ve Mamulleri sektörü, 2026 yılının ilk yarısında güçlü bir toparlanma grafiği ortaya koydu. Sektör ihracatı, 2025 yılının ilk yarısına göre yüzde 8,6, 2024 yılının aynı dönemine göre ise yüzde 8,4 artış gösterdi.

Yılın ilk aylarında daha sınırlı bir seyir izleyen sektör ihracatı, Nisan ayı itibarıyla toparlanma sürecine girdi. Nisan ayında 3,10 milyar dolar, Haziran ayında ise 3,29 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren sektör, yılın ikinci çeyreğinde ihracat performansını belirgin şekilde yukarı taşıdı.

Haziran Ayı Yılın En Güçlü Performansı Oldu

Kimya sektörü açısından yılın en dikkat çekici verisi haziran ayında kaydedildi. Haziran 2026’da 3,29 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren sektör, 2026 yılının en yüksek aylık ihracat rakamına ulaştı. Bu rakam, aynı zamanda ilk yarı ihracat rekoruna giden süreçte yılın en güçlü aylık performansı olarak öne çıktı.

Haziran ayındaki ihracat performansı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26,9, 2024 yılının haziran ayına göre ise yüzde 48,5 artışa işaret etti. Böylece sektör, yılın ikinci yarısına daha güçlü bir ihracat zeminiyle girdi.

Türkiye’nin 2026 yılı ilk 6 ay toplam ihracatı 136 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Kimyevi Maddeler ve Mamulleri sektörü 17,1 milyar dolarlık ihracatıyla toplam ihracattan yüzde 12,6 pay aldı. Sektör, bu performansıyla Türkiye ihracatının ana taşıyıcı sektörlerinden biri olma konumunu sürdürürken, en çok ihracat gerçekleştiren ikinci sektör konumunu da korudu.

Aracı: “Kimya sektörümüz ilk yarıda tarihi bir ihracat seviyesine ulaştı”

2026 yılı ilk yarı ihracat performansını değerlendiren İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, kimya sektörünün Türkiye ihracatındaki stratejik ağırlığını koruduğunu belirterek şunları söyledi:

“Kimya sektörümüz, 2026 yılının ilk yarısında 17,1 milyar dolarlık ihracata ulaşarak bugüne kadarki en yüksek ilk 6 ay ihracat performansını ortaya koydu. Özellikle Nisan ayı itibarıyla başlayan toparlanmanın Nisan ve Haziran aylarında yüksek ihracat rakamlarıyla desteklenmesi, sektörümüz açısından önemli bir gösterge. Haziran ayında ulaştığımız 3,29 milyar dolarlık ihracat, yılın ikinci yarısına daha güçlü bir moralle başlamamızı sağladı.”

Aracı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Göreve geldiğimiz Nisan ayından bu yana kimya sektörünün alt gruplarını ilgilendiren 7 komite toplantısı gerçekleştirdik. Bu toplantılarla sektörümüzün sahadaki ihtiyaçlarını doğrudan dinleyen, sorunları ilgili Bakanlıklarımızla güçlü bir diyalog içinde ele alan bir çalışma anlayışıyla ilerliyoruz. Ticaret Bakanlığımız, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumlarımızla kurduğumuz yakın temas, sektörümüzün çözüm bekleyen başlıklarının daha hızlı gündeme taşınması açısından büyük önem taşıyor.”

Kimya sektörünün üretim gücü, pazar çeşitliliği ve sanayinin farklı alanlarına sağladığı girdiyle Türkiye ekonomisi açısından stratejik bir rol üstlendiğini ifade eden Aracı, ihracatçıların rekabet gücünü artıracak başlıklara odaklandıklarını belirtti.

Kimya Teknoloji Merkezi Yeniden Ele Alınıyor

İKMİB’in sektöre yönelik teknik kapasiteyi güçlendirme hedefiyle hayata geçirilen Kimya Teknoloji Merkezi’ne ilişkin çalışmaların da gündemlerinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Aracı, merkezin mevcut yapısını kapsamlı şekilde değerlendirdiklerini söyledi.

Aracı, “Göreve geldiğimizde Kimya Teknoloji Merkezi’nin mevcut fizibilitesi, kullanım kapasitesi ve sürdürülebilirlik yapısı açısından yeniden ele alınması gereken bir tabloyla karşılaştık. Bu nedenle merkezi, sektörümüze gerçek anlamda fayda sağlayacak, görünürlüğü artmış ve finansal sürdürülebilirliği güçlendirilmiş bir yapıya kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu süreçte Bakanlıklarımız, kamu kurumlarımız ve üniversitelerimizle istişare halinde ilerliyoruz” dedi.

“İlk yarıdaki rekor tablo yılın kalanı için güçlü bir motivasyon sağlıyor”

Küresel ticarette belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde kimya sektörünün rekor ilk yarı performansı sergilediğine dikkat çeken Aracı, yılın ikinci yarısında mevcut ivmeyi korumak için ihracatçı firmalarla yakın temas içinde çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Aracı, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma Ve Yeşil Tedarik Zinciri Eğitimi Haber Kimya Sektöründen Tarihi Rekor! Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek İhracatı Gerçekleşti“Bugün ulaştığımız rakamlar, sektörümüzün üretim gücünü, ihracat refleksini ve küresel pazarlardaki konumunu bir kez daha ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, bu ivmeyi kalıcı hale getirmek, ihracatçılarımızın önündeki engelleri azaltmak, ihracata dönük yabancı yatırımların ülkemize kazandırılmasına yönelik çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürmek ve kimya sektörünün Türkiye ihracatındaki stratejik payını daha da güçlendirmek olacak. Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini destekleyen yeni adımların da sektörümüz için önemli bir moral oluşturacağına inanıyoruz. İlk yarıdaki rekor tablo, yılın kalanı için bize güçlü bir motivasyon sağlıyor.”


-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
-> İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma Ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz.
Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.
Prof. Dr. Murat Erdal 

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız.

-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400 Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ İdari İşler ve Tesis Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Dış Ticaret Eğitimi Dis Ticaret Lojistik Sozlesme Egitimi
Dış Ticarette Lojistik Operasyon ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi için tıklayınız. 

-> EĞİTİM KATALOĞUNU İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> Kimya Sektöründe Sürdürülebilir Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

Genel Tatil Olan 15 Temmuz Günü Tam Gün Çalışmayan İşçiye Ücreti Nasıl Ödenir?

Genel Tatil Olan 15 Temmuz Günü Tam Gün çalışmayan İşçiye ücreti Nasıl ödenir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Genel Tatil Olan 15 Temmuz Günü Tam Gün Çalışmayan İşçiye Ücreti Nasıl Ödenir?

Lütfi İNCİROĞLU

Genel Tatil Olan 15 Temmuz Günü Tam Gün çalışmayan İşçiye ücreti Nasıl ödenir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem2429 sayılı Ulusal Bay­ram ve Genel Tatiller Hakkında Kanuna göre, yılbaşı günü “genel tatil günü” olarak kabul edilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63’üncü maddesinde ise, “Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayı gereklidir”. Aynı Kanunun 47 nci maddesine göre de “Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir”.

Ayrıca, gün dönümü gece saat: 24.00 veya 00.00 dan itibaren başladığından, bu saatten sonra çalışan normal mesaili veya vardiyalı işçilerden kimler çalışmış ise, çalışılan her gün için ücretleri bir kat fazlası ile ödenir. Bu konuda Yargıtay’ın verdiği bir kararda, “…Davacının gece vardiyasında çalıştığı, 28 Ekimi 29 Ekime bağlayan gece 24.00-08.00 arası çalışması bulunan davacının ulusal bayram ve genel tatil günü çalışması olduğundan ilave yevmiyeye hak kazandığı açıktır.” şeklinde hüküm kurmuştur[1].

Burada ifade edilen “bir kat” deyiminden, “bir iş karşılığı olmaksızın anılan günlerde çalışanlara ilave bir yevmiye verilmesi” anlaşılmalıdır. Örneğin, işçinin günlük ücreti 1.500 TL ise, genel tatil günü sayılan 15 Temmuz günü çalışan işçiye 1.500 TL+1.500 TL=3.000 TL ödenir. Bununla birlikte, 15 Temmuz günü işyerinde 2 saatlik bir arızanın giderilmesi için çalıştırılan işçiye ücreti yine 1.500 TL ola­rak ödenir. Yargıtay’a göre, “genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarının hak edi­len tarihteki çıplak ücret üzerinden hesaplanması gerekir”[2]. Ancak uygulamada bu günler için bazı işverenlerce ücret yerine dinlenme verildiği de görülmektedir. Bu durum usul ve Kanuna ay­kı­rıdır.

Diğer yandan bazı işverenler, “…1 Mayıs İşçi Bayramı, 1 Ocak Yılbaşı,15 Temmuz Demokrasi Günü gibi ge­nel tatil günlerinde” işçileri çalıştırdıkları ve onların iş sözleşmelerine genel tatil ücretlerinin aylık brüt ücret içerisinde olduğuna dair hükümler koymak­tadırlar. Ancak Yargıtay, ulusal bayram ve genel tatil günü ücretlerinin aylık ücret içine giydirilemeyeceğini kabul etmekte ve iş sözleşmelerine konulan bu tür hükümleri geçersiz saymaktadır[3].

Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmeleri ile yılda 90 gün ve 270 saate kadar yapılan fazla çalışmalar aylık brüt ücrete dahil edile­bilir ancak, ulusal bayram ve genel tatil günü ücretleri aylık brüt ücret içine giydirilemez. Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ol­maksızın bir gündelik ücret ödenir. Bu günlerde işçi çalışmışsa ayrıca ilave bir gündelik ücret ödenir[4]..

Peki, genel tatil günü olan bay­ram günü çalıştırılan işçiye sonradan bunun karşılığında idari izin verilmesi mümkün müdür? Yargıtay uygulamasına göre, “Genel tatil günü olan bay­ram günü çalıştırılan işçiye sonradan bunun karşılığında idari izin verilmesi mümkün değildir. İşçiye bayram çalışması karşılığı ilave ücret ödenmelidir.

Dosyadaki belgelerden davacının bir kısım genel tatillerde çalışıp son­rasında idari izin kullandığı görülmektedir. İşçiye genel tatil çalışması karşı­lığında idari izin kullandırılması genel tatil ücreti hakkını ortadan kaldırma­yacağından ücretin ödenmesi gerekliliği karşısında davacının ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklısı olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre davacı ta­rafça yapılan fesih işlemi 4857 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereği haklı ne­dene dayanmakla davacının kıdem tazminatına ve bir kısım ulusal bayram ve genel tatil ücretine hak kazandığının kabulü gerekirken mahkemece hatalı de­ğerlendirme ile söz konusu taleplerin reddi isabetsizdir”[5].

Sonuç olarak, çalışılmayan genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde işçiler çalışmazlarsa, işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir (İşK m.46,47). Ayrıca genel tatil günü tatil yapmayarak çalışan işçiye çalıştığı her gün için ilave bir günlük ücreti ödenir. Bu günlerde tam gün çalışmayan işçinin ücreti de çalıştığı saat kadar değil tam olarak ödenmelidir. Örneğin günlük ücreti 1.500 TL olan ve genel tatil günü sayılan yılbaşı günü 2 saatlik bir arızanın giderilmesi için işyerine getirilen işçiye çalıştığı saat kadar değil, 1.500 TL+1.500 TL=3.000 TL olarak ücreti tam ödenmelidir.

[1] Y22.HD.18.02.2019, E.2017/19993, K.2019/3612 Legalbank.

[2] Y9HD.12.4.2018, E.2015/14919, K.2018/8470 Legalbank

[3] Y9HD.07/10/2020 T.,E.2016/25513, K.2020/10829 Legalbank.

[4] Y9HD.26/11/2020 T.,E.2016/32976, K.2020/16980 Legalbank.

[5] Y9HD.14.11.2016 T.,E.2015/5620, K.2016/19925 Legalbank.

Genel Tatil Olan 15 Temmuz Günü Tam Gün çalışmayan İşçiye ücreti Nasıl ödenir Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemwww.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

 

Kurumsal Müşteri Şikayet Ettiğinde Şirketiniz Gerçekte Ne Yapıyor?

Kurumsal Müşteri Dünyası
Kurumsal Müşteri Dünyası

Kurumsal Satışın Karar Anları | Satış Vakası No: 1

Saha Satışının Gerçekleri ve Çözüm Yolları için oyunlaştırılmış eğitim içeriğini keşfedin. 
Her hafta yeni bir vaka, yeni bir yönetim kararı.

“Müşterilerle Temasta Olan Herkes Satıştadır.”
Prof. Dr. Murat Erdal merdal@istanbul.edu.tr

Otomotiv Kurumsal Satış Eğitimi

Kurumsal müşteri dünyasında hiçbir şikayet yalnızca bir ürün ya da hizmet hatasından ibaret değildir. Problem yaşandığında müşteri, sizinle olan ilişkisinin geleceğini tartmaktadır.

Şikayeti ele alış biçiminiz, müşteriyi markanıza görünmez bağlarla bağlayan bir sadakat hikayesine dönüştürebilir. Yanlış yaklaşım ise güven kaybına, ilişkinin zayıflamasına ve sonunda müşteri kaybına yol açabilir.

Kurumsal Müşteri Şikayet Ettiğinde Şirketiniz Gerçekte Ne Yapıyor?

Gökkuşağı Boyaları satış sorumlusu Erdal, iki önemli kurumsal müşteriden iki saat içinde iki şikayet aldı. Bu müşteri şikayetlerini nasıl ele alacağını, hızlı ve etkili müşteri hizmetini nasıl sağlayacağını dikkatle düşünüyordu.

Erdal ilk telefonu Jaguar Makine satın alma yetkilisinden aldı, kaba ve alçak perdeden bir sesle, “Ürününüz hakkında çok üzgünüz. Neden boyanız makinelerimize uygulandıktan sonra üç hafta içinde soyuluyor? Bu sorunla ne kadar sürede ilgileneceğinizi bilmek istiyorum.”

Erdal samimi üzüntülerini dile getirdi, müşterinin tesisinin adres bilgilerini aldı ve derhal birini göndereceğine söz verdi. Müşteri destek elemanını Jaguar Makine’ye göndermek için gerekli düzenlemeleri yaptığı sırada, ikinci müşteri Antilop Endüstriyel aradı. “Erdal bey, boyanız yüzünden işçilerimiz alerji, öksürme ve hapşırma gibi sağlık sorunları yaşıyor. Sağlıkla ilgili şikayetleri çözmek için hemen uzman birini gönderebilir misiniz?” dedi.

Erdal, “Evet efendim, en kısa zamanda gerekeni yapacağım” dedi ve müşteriden ayrıntıları aldı.

Erdal, bu iki müşteri şikayetinin olası nedenlerinin neler olabileceğini düşünüyordu. Boyanın soyulması sorunu, müşterinin talepleriyle uyuşmayan yanlış boya spesifikasyonundan kaynaklanıyor olabilirdi.

  • Eğer müşteri vasıfsız ve düşük maliyetli boya işçileri istihdam ediyorsa bu şirketin Gökkuşağı Boya’nın sorumluluğu olur mu? Personel devir hızının o şirkette hayli yüksek olduğunu biliyordu. Firmanın saha ekiplerine talimatlarda belirtilen boya uygulama eğitimini yeterli düzeyde vermediğinden şüpheleniyordu.
  • İkinci müşteri Antilop Endüstriyel ise belki de koruyucu ekipmanlar ve iş güvenliği konularında ihmalkâr davranmış olabilirdi.

Erdal, müşterilerinin neden şirketin tavsiye ettiği; işçi eğitimi, uygulama yöntemleri, kişisel koruyucu ekipmanlar ve iş güvenliği konusunda özenli hareket etmediklerini ve yatırım yapmadıklarını merak ediyordu.

Sorular:

  • Satış sorumlusu Erdal’ın yerinde siz olsaydınız nasıl bir aksiyon alırdınız ?
  • Bu tür şikayetlerin en aza indirilmesi ve ortadan kaldırılması için hangi adımlar atılmalıdır? Aksi takdirde, ağızdan ağıza yayılan iletişim şirketin itibarını, gelecekteki satışlarını ve karlılığını etkileyecektir.

Yönetim Perspektifi

Kurumsal müşteri, kusursuz ürünleri değil; sorun anında güven veren,
çözüm üreten ve iş sürekliliğini destekleyen iş ortaklarını hatırlar.

Eğitim Önerisi:

Kurumsal Satış Eğitimi (2 gün)

Kurumsal Satış Eğitimi Mühendisi
Teklif alma: egitim@satinalmadergisi.com

SAHADAN SATIŞ EĞİTİM VAKALARI (Oyunlaştırılmış Eğitim)

  1. Kurumsal Müşteri Şikâyet Ettiğinde Şirketiniz Gerçekte Ne Yapıyor?
  2. Müşteri Satış Temsilcisini Şikâyet Ettiğinde Ne Yapılmalı?
  3. Yıldız Satışçıya Ayrıcalık Tanınmalı mı? Satışta Etik İkilemi

 

Anahtar Sözcükler:

Kurumsal Müşteri, müşteri Şikayeti, oyunlaştırılmış eğitim, gamification, şikayet, şikayet yönetimi, Sadakat, Müşteri Kaybı, eğitim, kurumsal pazar, kurumsal satış, satış eğitimi, müşteri, endüstriyel, iş güvenliği,

Türkiye’nin DOA Sistemi ABD ve Batılı Ülkelere Örnek Gösterildi

1784023489 Doa Sistemi Rnek Oldu Bb G Rsel

Forbes’un yayınladığı analizde 1 Temmuz’dan itibaren Türkiye genelinde uygulamaya geçen DOA (Depozitosu Olan Ambalajlar) Sistemi, finansman modeli, dijital altyapısı, yerli teknoloji üretimi ve ekonomiye sağlayacağı katkıyla ABD ve diğer Batılı ülkelerin uyarlayabileceği örnek model olarak gösterildi.

14 Temmuz 2026; Dünyanın önde gelen ekonomi ve iş dünyası yayınlarından Forbes, Türkiye’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sistemi’nin kritik hammadde tedariğinin güçlendirilmesi ve geri dönüşümün ekonomik altyapıya dönüştürülmesi gibi avantajlarını öne çıkararak dünyaya örnek gösterdi.

Wesley Alexander Hill imzasıyla 13 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan “American Defense Should Champion Recycling To Compete With China” başlıklı analizde geri dönüşümün yalnızca çevresel bir mesele olmadığı, sanayi üretimi, ulusal güvenlik ve kritik hammaddelere erişim açısından stratejik öneminin arttığı ele alındı. Analizde özellikle alüminyum, lityum, bakır ve kalay gibi üretim, enerji, teknoloji ve savunma sanayi açısından kritik öneme sahip malzemelerin ekonomiye yeniden kazandırılmasının, ülkelerin hammaddede dışa bağımlılığını ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlığı azaltabileceği vurgulandı.

Türkiye Modeli “En Uygulanabilir Ulusal Sistem” Olarak Gösterildi

Forbes’un analizinde birçok ABD eyaletinde ve Avrupa ülkesinde depozito iade sistemlerinin uygulandığı hatırlatılırken, Türkiye’nin geliştirdiği DOA Sistemi ulusal ölçekte uygulanabilecek en güçlü örneklerden biri olarak değerlendirildi. Haberde Türkiye’de uygulanan modelin en önemli avantajlarından birinin kamu finansmanı yerine özel sermayeye ve genişletilmiş üretici sorumluluğuna dayanması olduğuna yer verilirken, bu yaklaşımın DOA Sistemi’ni vergi mükelleflerine ilave yük getirmeden hayata geçirilmesini mümkün kıldığı belirtildi.

Analizde, DOA’nın güçlü dijital altyapısını oluşturan barkodlar, uçtan uca takip sistemi, Depozito İade Makineleri ve vatandaşların iadelerini mobil cüzdanlarına alabilmesini sağlayan teknoloji de sistemin öne çıkan unsurları olarak yer aldı. Kurgulanan altyapının vatandaşların sisteme katılımını kolaylaştırdığı, toplama verimliliğini artırdığı ve kullanılmış içecek ambalajlarının çöp veya atık olarak değil, ülke ekonomisinde tutulması gereken değerli endüstriyel girdiler olarak değerlendirilmesini sağladığı ifade edildi.

ABD’ye “Türkiye Modeli Depozito Sistemi” Önerisi

Analizde Türkiye’de uygulanan sistemin yalnızca çevresel bir proje değil, yerli tedarik zincirlerini güçlendiren modern bir sanayi altyapısı olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. ABD’nin geri dönüşüm ve kritik hammadde politikalarını güçlendirmesi için “Türkiye modeli bir depozito iade sistemi” kurabileceği belirtilirken, mevcut perakende noktaları, belediye tesisleri ve farklı kurumların modern dijital takip teknolojileriyle entegre edilebileceği aktarıldı.

Analizin sonuç bölümünde Türkiye’nin DOA modeli, Batılı ülkelerin kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabileceği bir yol haritası olarak tanımlandı. Ayrıca Türkiye’nin yaptığına benzer modern bir depozito iade sisteminin kısa sürede kurulabileceği, özel kaynaklarla finanse edilebileceği ve yalnızca çevresel bir uygulama olarak görülmenin ötesine geçerek sanayi altyapısının bir parçasına dönüştürülebileceği ifade edildi.

Türkiye’deki Yerli Teknoloji Üreticileri İçin Önemli Bir Fırsat

1784023484 Tuca Baskani Nurullah Ozturk
Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk

Forbes’un haberinde görüşlerine yer verilen Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk, DOA Sistemi’nin Türkiye’nin yerli teknoloji sektörü açısından da önemli bir araç olduğunu belirtti. Türkiye’nin tek bir ekipman tedarikçisine bağımlı bir yapı yerine rekabete açık bir model benimsediğini ifade eden Öztürk, son iki yılda farklı Türk üreticilerin gerekli sertifikasyon süreçlerini tamamlayarak yerli Depozito İade Makineleri üretmeye başladığını aktardı.

Yerli üreticilerin ihracat pazarlarını da hedeflediğini belirten Öztürk, bu gelişmenin geri dönüşüm teknolojileri alanında tamamen yeni bir sanayi ekosisteminin oluşmasına yol açacağını ifade etti. Öztürk, değerli hammaddelerin Türkiye ekonomisi içerisinde tutulması sayesinde DOA Sistemi’nin cari açığın düşürülmesine katkıda bulunacağını, sistemin tam kapasiteyle faaliyete geçmesiyle yılda yaklaşık 1 milyar dolar katkı sağlamasının beklendiğini belirtti.

Hyundai, Red Dot Design Concept 2026’da Üç Prestijli Ödül Kazandı

1784031910 Hyundai X Red Dot Awards
  • Hyundai, Red Dot Award: Design Concept 2026’da üç farklı konseptiyle ödüle layık görülerek tasarım ve inovasyondaki küresel liderliğini bir kez daha kanıtladı.
  • Concept THREE ve CRATER Concept, “Winner” ödülünün sahibi oldu.
  • Elektrikli mobilite vizyonu ve yenilikçi tasarım anlayışıyla öne çıkan Hyundai, geleceğin mobilitesine yön veren konseptleriyle uluslararası arenada önemli bir başarıya imza attı.

Hyundai, dünyanın en prestijli tasarım organizasyonlarından biri olan Red Dot Award: Design Concept 2026 kapsamında üç önemli ödül kazandı. Markanın robotik mobilite platformu MobED Urban Hopper & Golf, “Best of the Best” ödülüne layık görülürken, yarışmanın en yüksek ödülü olan “Luminary” için de aday gösterildi. Concept THREE ve CRATER Concept ise “Winner” ödülünün sahibi oldu.

1784031910 Hyundai X Red Dot Awards

Red Dot Design Concept yarışmasında yalnızca beş “Best of the Best” projesi Luminary ödülüne aday gösteriliyor. Yılın en ilham verici tasarımı olarak seçilecek Luminary ödülünün kazananı ise Ekim ayında düzenlenecek törende açıklanacak. Elde edilen başarı, Hyundai’nin tasarım yaklaşımını ileri teknolojilerle buluşturan vizyonunu ve geleceğin mobilitesine yönelik yenilikçi bakış açısını bir kez daha ortaya koyuyor.

Hyundai & Genesis Global Tasarım Başkanı ve Başkan Yardımcısı SangYup Lee, ödüllerle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Bu ödüller, tasarım felsefemiz ile geleceğe yönelik vizyonumuzun güçlü bir şekilde birleşmesinin sonucu. Müşterilerimize farklılaşan değer sunmak ve yeni deneyimler geliştirmek için tasarım anlayışımızla sınırları zorlamaya devam edeceğiz”. 

Robotik Mobilitede Yeni Dönem: MobED Urban Hopper ve MobED Golf

Hyundai Robotics LAB tarafından geliştirilen MobED (Mobile Eccentric Droid), gelişmiş uyarlanabilirlik ve ölçeklenebilirlik sunan yeni nesil modüler robotik mobilite platformu olarak dikkat çekiyor. Platform üzerine geliştirilen Urban Hopper ve Golf konseptleri, kazandıkları Best of the Best ödülü ve Luminary adaylığıyla MobED platformunun çok yönlü kullanım potansiyelini gözler önüne seriyor.
Yenilikçi Drive-and-Lift (DnL) sistemi ve eksantrik duruş kontrol mekanizması sayesinde MobED, engebeli zeminlerde, eğimli yüzeylerde ve 20 santimetreye kadar olan kaldırımlarda dahi dengesini koruyabiliyor. Modüler ray sistemi sayesinde farklı üst modüllerin kolayca entegre edilebildiği MobED platformu, farklı kullanım senaryolarına tek bir robotik çözümle uyum sağlayarak günlük yaşam ve rekreasyon alanlarında geniş kişiselleştirme imkânı sunuyor.

Concept THREE ile Kompakt Elektrikli Mobiliteye Yeni Yaklaşım

Winner ödülüne layık görülen Concept THREE, Hyundai’nin yeni nesil kompakt elektrikli mobilite vizyonunu aerodinamik verimlilik, duygusal tasarım ve kullanım kolaylığıyla buluşturuyor.

IONIQ ailesinin en kompakt modeli olarak geliştirilen konsept, yeni “Aero Hatch” gövde tipini tanıtarak kompakt boyutlarla geniş iç hacim ve sportif oranları bir araya getiriyor. Dış tasarımda Hyundai’nin “Art of Steel” tasarım dili daha yumuşak ve kullanıcı odaklı bir yorumla yeniden ele alınırken iç mekânda ise sürücü odaklı kokpit düzeni, direksiyon çevresinde konumlandırılan temel kontroller ve geri dönüştürülmüş tekstil ile alüminyum köpük gibi sürdürülebilir malzemeler dikkat çekiyor.

1784031912 Hyundai X Red Dot Awards 2

CRATER Concept ile Elektrikli Off-Road Deneyimi

Red Dot Design Concept 2026 kapsamında Winner ödülü kazanan CRATER Concept, zorlu arazi koşullarında güven, kontrol ve dayanıklılık sunmak amacıyla geliştirilen elektrikli SUV konsepti olarak öne çıkıyor. Keskin geometrik hatları, sağlam gövde yapısı ve işlevsel tasarım detaylarıyla arazi kullanımına hazır olduğunu ilk bakışta hissettiren konseptte; Parametrik Piksel aydınlatmalar ve tavan üstü off-road lambaları, altıgen jant tasarımı, geniş çamurluklar, koruyucu alt gövde plakaları gibi detaylar hem dayanıklılığı hem de görsel gücü destekliyor.

1784031913 Hyundai X Red Dot Awards 3

Türk Otomotiv Sektöründen Tarihi İhracat Rekoru: 41,5 Milyar Dolar

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Türk Otomotiv Sektöründen Tarihi İhracat Rekoru 41,5 Milyar Dolar

Türk Otomotiv Sektöründen Tarihi İhracat Rekoru: 41,5 Milyar Dolar

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Türk Otomotiv Sektöründen Tarihi İhracat Rekoru 41,5 Milyar DolarAllianz Trade’in her yıl hazırladığı Otomotiv Sektörü Raporu’na göre, Türkiye 2025 yılını 41,5 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoru ve 1,37 milyon adetlik zirve satışla kapattı.  Öte yandan raporda otomotiv sektöründe güç dengesinin Asya’ya, özellikle de Çin’e kaydığı vurgulanıyor.

Dünyada Ticari alacak sigortası lideri Allianz Trade, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere rehberlik eden raporlarından bir yenisini daha Otomotiv Sektörü odağında hazırladı. Raporda yeni “Made in Europe“ çerçevesinin hâlen birçok belirsizlik içerdiği, bu belirsizlikten Türkiye’nin de etkilenebileceği belirtiliyor. Küresel otomotiv sektöründe güç dengesinin ise Asya’ya kaydığı vurgulanıyor.

Küresel otomotiv sektöründeki güç dengesinin hızla değiştiği belirtilen raporda, Çin’in tek başına artık dünya otomobil satışlarının yüzde 37’sini gerçekleştirdiği ve bu oranın, 2024 yılına göre 2 puan, 2019 yılına göre ise 8 puan artış anlamına geldiği belirtiliyor. Aynı dönemde Avrupa’nın küresel pazar payının yüzde 20’nin altına, Kuzey Amerika’nın payının ise yüzde 21’e gerileyerek her iki bölge için de yeni tarihi düşük seviyelere ulaştığı raporda vurgulanıyor.

Öte yandan yine Allianz Trade’in raporuna göre; küresel otomotiv pazarı 2025 yılında üst üste üçüncü kez büyüme kaydetti. Pazarın yaklaşık yüzde 5 büyüyerek, 2024 yılındaki yüzde 3’lük büyümenin de üzerine çıktığı bilgisi verilen raporda bu büyümenin lokomotifinin artık belirgin şekilde Asya’ya kaydığı belirtiliyor. Dünyanın iki büyük olgun pazarı olan Avrupa ve ABD’nin sınırlı bir performans sergilediği, Avrupa pazarı yatay seyrederken, ABD’nin yalnızca yüzde 2 büyüyebildiği de verilen bilgiler arasında bulunuyor. Öte yandan Çin pazarının yüzde 9 büyüyerek dikkat çekici bir performans ortaya koyduğunun altı çiziliyor. Rapora göre Güney Amerika, Orta Doğu ve diğer gelişmekte olan ülkeler de küresel büyümeye önemli katkı sağladı. Çin hariç Asya-Pasifik bölgesi ile Japonya’nın ise daha sınırlı düzeyde, yaklaşık yüzde 3 büyüme gösterdiği raporda belirtiliyor. Dolayısıyla 2025 yılının yalnızca daha fazla aracın satıldığı bir yıl değil; aynı zamanda küresel otomotiv sektörünün ağırlık merkezinin belirgin biçimde Asya’ya ve özellikle Çin’e kaydığı bir dönüm noktası olarak öne çıktığı bir yıl olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Made in Europe’un Türkiye’ye Etkileri

Allianz Trade’in raporunda Made in Europe’un içerdiği belirsizlikleri Türkiye otomotiv sektörü açısından 2026 yılının en önemli risklerinden biri olarak öne çıktığı vurgulanıyor. Türkiye’nin Avrupa’nın yeni otomotiv üretim çerçevesine dahil edilip edilmeyeceğinin henüz netlik kazanmadığı verilen bilgiler arasında… Araçların “Made in Europe” statüsü kazanabilmesi için uygulanacak mevcut yüzde 70 AB katma değer eşiğinin, Türkiye’de gerçekleştirilen üretimin bu kriterin dışında kalmasına neden olabilecek kadar yüksek bir seviye olduğu belirtiliyor. Ayrıca raporda; Türkiye’nin “Made in EU” statüsü kazanması durumunda, Çin menşeli içeriklerin AB teşviklerinden dolaylı olarak yararlanabileceği bir geçiş noktası hâline gelebileceğine yönelik endişelere dikkat çekiliyor.

Allianz Trade Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, ekonomimizin lokomotifi olan otomotiv sektöründeki stratejik varlığımızı ve otomotiv üreticileri ile tedarikçilerine verdiğimiz desteği kararlılıkla sürdürüyoruz. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2025 yılını 41,5 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoru ve 1,37 milyon adetlik zirve satışla kapatan sektörümüz, ODMD (Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği) raporlarının da işaret ettiği üzere 2026’nın ilk yarısında sıkı finansman koşullarına bağlı olarak iç pazarda yüzde 8,2’lik dönemsel bir dengelenme ve hacim kaybı sürecinden geçiyor. Bu dinamik dönüşüm ve risk ortamında, alacak sigortası tarafında otomotiv üreticileri ve tedarik zincirindeki paydaşlarımız için üstlendiğimiz toplam risk büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemine göre döviz bazında yaklaşık yüzde 15 artırarak desteğimizi bir kez daha ortaya koyduk. Sektördeki elektrifikasyon dönüşümünü, değişen tedarik ekosistemini ve maliyet yönetimini yakından takip ediyor; proaktif risk yönetimi çözümlerimizle Türk otomotiv sanayisinin hem küresel pazarlardaki rekabet gücünü hem de finansal sürdürülebilirliğini güvence altına almaya devam ediyoruz.”

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşlerAraç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

Raporda, Türkiye’de Çinli otomotiv üreticilerinin giderek güçlenen varlığının; elektrikli araç ve batarya sektörlerine yönelik destekleyici mali politikalar ile Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara uygulanan gümrük tarifeleri sayesinde daha da belirginleştiği, bu durumun Türkiye’nin Avrupa otomotiv tedarik zincirindeki rolüne ilişkin tartışmaları da artırdığı vurgulanıyor. Öte yandan Avrupa pazarına tam erişimin kaybedilmesinin Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekilen raporda; Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin açık ara en büyük otomotiv ihracat pazarı konumunda bulunduğu hatırlatılıyor. 2025 yılında otomotiv ihracatının, 30,11 milyar dolar ile yüzde 72,5’isinin AB ülkelerine gerçekleştirildiği bilgisi raporda veriliyor. Almanya’nın ise tek başına 6,61 milyar dolarlık ihracat hacmiyle ve yıllık bazda yüzde 36’lık artışla en büyük pazar olmayı sürdürdüğüne dikkat çekiliyor.

Allianz Trade’in raporunda; Türkiye’nin AB menşei statüsünün yalnızca kısmen dışında bırakılmasının bile Türkiye’de üretilen araç ve otomotiv parçalarının en büyük ihracat pazarındaki tercihli ticaret avantajlarını kaybetmesine yol açabileceğine dikkat çekiliyor. Bu durumun ise küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) Türkiye’ye yatırım yapma gerekçelerini zayıflatabileceği, tedarik zincirlerinin yeniden Avrupa’ya taşınan üretim merkezlerine yönelmesi riskini de beraberinde getirebileceği raporda öngörülüyor.

İç Talebin Gücü

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Türk Otomotiv Sektöründen Tarihi İhracat Rekoru 41,5 Milyar DolarAllianz Trade’in Otomotiv Sektörü Raporu’na göre; Türkiye’nin rekor düzeye ulaşan iç pazar satışları bir diğer deyişle 2025 yılında toplam araç satışlarının yıllık bazda yüzde 10,5 artarak 1,37 milyon adede ulaşması, dış talebin zayıfladığı bir dönemde sektör açısından önemli bir denge unsuru oluşturuyor. Brüksel’in AB menşei kriterlerini sıkılaştırması ve küresel otomotiv üreticilerinin (OEM) tedarik zincirlerini yeniden değerlendirmesiyle birlikte, iç pazarın daralan ihracat fırsatlarına yönelmesi beklenen üretim hacmini absorbe edebilmesi sektör için önemli bir avantaj sağlıyor.


 

Araç Filo Yönetimi Eğitimi – PDF – Eğitim içeriğini indirebilirsiniz. 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik: Güneş Işınımı Modifikasyonu (SRM)

İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik Güneş Işınımı Modifikasyonu (srm) Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik: Güneş Işınımı Modifikasyonu (SRM)

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik Güneş Işınımı Modifikasyonu (srm) Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİklim değişikliğiyle mücadelede temel politika ekseni, sera gazı emisyonlarının azaltılması, karbon giderimi kapasitesinin geliştirilmesi ve iklim etkilerine uyum sağlanmasıdır. Ancak küresel azaltım çabalarının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu hızda ilerlememesi, sıcaklık artışının kritik eşiklere yaklaşması ve aşırı hava olaylarının daha görünür hale gelmesi, iklim araştırmalarında daha önce sınırlı çevrelerde tartışılan bazı müdahale fikirlerini yeniden gündeme taşımaktadır. Bu tartışmalı alanlardan biri de Solar Radiation Modification, yani Güneş Işınımı Modifikasyonu’dur.

Son yıllarda SRM’ye ilişkin ilgi yalnızca akademik literatürle sınırlı kalmamış; kamu fonları, uluslararası kurum raporları, özel sektör girişimleri, etik değerlendirmeler ve kamuoyu diyaloğu çalışmalarıyla daha geniş bir iklim yönetişimi gündemine dönüşmüştür. ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler sistemi, bilimsel danışma mekanizmaları ve çevre kuruluşları bu alanı farklı açılardan değerlendirmekte; bir yandan araştırmanın sınırlarını, diğer yandan olası uygulama risklerini ve küresel yönetişim boşluklarını tartışmaktadır. Bu gelişmeler, SRM’nin uygulanmış veya kabul edilmiş bir iklim çözümü olduğu anlamına gelmez. Aksine, konunun giderek daha fazla tartışılması, belirsizliklerinin, etik sorularının ve denetlenmesi gereken risklerinin büyüklüğünü de göstermektedir.

Bu nedenle SRM tartışmasını yalnızca teknik bir iklim müdahalesi fikri olarak değil; sürdürülebilirlik, iklim politikası, uluslararası hukuk, etik ve toplumsal meşruiyet boyutlarıyla birlikte ele almak gerekmektedir. Bu yazının amacı, iklim gündeminde giderek daha fazla görünür hale gelen SRM’yi; bilimsel belirsizlikleri, yönetişim arayışları, kamuoyu kaygıları ve politika tartışmalarıyla birlikte değerlendirmektir.

SRM’nin İklim Politikası İçindeki Yeri

SRM, Dünya’ya ulaşan güneş ışınımının küçük bir bölümünü uzaya geri yansıtarak küresel sıcaklık artışını sınırlamayı hedefleyen yöntemler için kullanılan genel bir kavramdır. Literatürde solar geoengineering, solar radiation management veya sunlight reflection methods gibi farklı terimlerle de anılmaktadır.

SRM, iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılan klasik azaltım politikalarından farklıdır. Emisyon azaltımı, sera gazlarının atmosfere salınmasını sınırlamayı hedefler. Karbon giderimi, atmosferde birikmiş karbondioksitin uzaklaştırılmasına odaklanır. Uyum politikaları ise iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine karşı toplumların, ekonomilerin ve ekosistemlerin dayanıklılığını artırmayı amaçlar. SRM ise bu üç alandan farklı olarak, atmosferdeki sera gazı birikimini azaltmadan, iklim sisteminin enerji dengesi üzerinde geçici bir soğutma etkisi yaratma fikrine dayanır.

Bu nedenle SRM, iklim değişikliğinin kök nedenini ortadan kaldıran bir çözüm olarak değerlendirilmemektedir. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu artmaya devam ettiği sürece okyanus asitlenmesi, ekosistem baskıları ve fosil yakıt kullanımına bağlı diğer çevresel etkilerin de süreceği değerlendirilmektedir. SRM’nin teorik olarak hedeflediği şey, bu nedenleri ortadan kaldırmak değil; güneş ışınımının bir bölümünü yansıtarak sıcaklık artışının bazı etkilerini sınırlamaktır. Nitekim UNEP, SRM’yi gerçek iklim eyleminin yerine geçemeyecek, yüksek belirsizlikler taşıyan spekülatif bir yaklaşım olarak tanımlar; Royal Society de SRM’nin sera gazı kaynaklı ısınmanın ancak bir bölümünü geçici olarak maskeleyebileceğini, kök nedeni çözmediğini vurgulamıştır.

Bu ayrım, SRM tartışmasının merkezinde yer almaktadır. Bir yandan bazı araştırmacılar, sıcaklık artışının kritik eşiklere yaklaşması halinde SRM’nin olası etkilerinin anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Diğer yandan birçok kurum ve sivil toplum kuruluşu, bu tür araştırmaların emisyon azaltımı üzerindeki politik baskıyı zayıflatabileceği, teknolojiyi normalleştirebileceği ve uygulamaya giden yolu açabileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Bu nedenle SRM, yalnızca teknik bir iklim müdahalesi önerisi olarak değil; iklim politikasının sınırları, öncelikleri ve etik sorumlulukları bakımından da tartışılan bir araştırma alanı olarak değerlendirilmektedir.

Başlıca Teknolojik Yaklaşımlar

SRM başlığı altında tek bir yöntemden değil, farklı teknik varsayımlara dayanan bir grup yaklaşımdan söz edilmektedir. Bu yaklaşımların ortak noktası, Dünya’nın enerji dengesini güneş ışınımı üzerinden etkilemeyi hedeflemeleridir. Ancak yöntemlerin bilimsel olgunluk düzeyi, uygulanabilirliği, risk profili ve yönetişim ihtiyacı birbirinden oldukça farklıdır.

Literatürde en fazla tartışılan yöntemlerden biri stratosferik aerosol enjeksiyonudur. Bu yaklaşım, büyük volkanik patlamaların ardından atmosfere yayılan parçacıkların geçici soğutma etkisinden hareketle, stratosfere yansıtıcı parçacıklar bırakılması fikrine dayanır. Bir diğer yöntem, deniz bulutlarının parlaklığını artırarak daha fazla güneş ışığının geri yansıtılmasını hedefleyen deniz bulutu parlaklaştırma yaklaşımıdır. Bunlara ek olarak sirüs bulutlarının inceltilmesi, kara veya deniz yüzeylerinin daha yansıtıcı hale getirilmesi ve uzay temelli güneş kalkanları gibi daha az olgunlaşmış öneriler de tartışılmaktadır.

Bu yöntemler bugün için uygulanmış, etkileri kanıtlanmış ve küresel ölçekte kabul edilmiş iklim çözümleri olarak değerlendirilmemektedir. Bazıları ağırlıklı olarak bilgisayar modelleri ve doğal benzerlikler üzerinden incelenirken, bazıları teknik uygulanabilirlik açısından çok daha erken aşamadadır. Bu nedenle SRM tartışmasında yöntemlerin isimlerini sıralamak kadar, bunların büyük ölçüde araştırma düzeyinde olduğunu ve olası etkilerinin önemli belirsizlikler taşıdığını belirtmek gerekir.

Özellikle stratosferik aerosol enjeksiyonu ve deniz bulutu parlaklaştırma, bilimsel literatürde daha fazla incelenen iki yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Ancak daha fazla araştırılmış olmaları, bu yöntemlerin güvenli, yönetilebilir veya uygulanabilir olduğu sonucuna varmak için yeterli görülmemektedir. Mevcut araştırmalar, bu alanın yalnızca teknik değil; çevresel, etik, hukuki ve politik açıdan da çok katmanlı bir değerlendirme gerektirdiğine işaret etmektedir. Bu nedenle SRM tartışmasında, yöntemlerin araştırma düzeyinde incelenmesi ile olası uygulama senaryoları arasında net bir ayrım yapılması önem taşımaktadır.

Bilimsel Belirsizlikler ve Olası Riskler

SRM’ye ilişkin temel tartışma başlıklarından biri, olası etkilerin yalnızca küresel ortalama sıcaklık üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayabileceğidir. Bir yöntemin teorik olarak sıcaklık artışını azaltması, farklı bölgelerde aynı sonucu doğuracağı anlamına gelmeyebilir. İklim sistemi; atmosfer, okyanuslar, yağış döngüleri, rüzgâr sistemleri, bulut oluşumu, tarım, su kaynakları ve ekosistemler arasında çok katmanlı ilişkiler içeren karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle literatürde, güneş ışınımına yapılacak bir müdahalenin sonuçlarının yalnızca “soğutma etkisi” üzerinden değil, bölgesel ve sektörel etkiler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Araştırmalar, SRM’nin yağış rejimleri, muson sistemleri, bölgesel sıcaklık dağılımları, ozon tabakası, biyolojik çeşitlilik, tarımsal üretkenlik ve su mevcudiyeti üzerinde farklı etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Bazı bölgelerde sıcaklık baskısı azalırken, başka bölgelerde yağış düzenleri, gıda güvenliği veya ekosistem dengeleri açısından yeni riskler ortaya çıkabilir. Bu durum, SRM tartışmasını teknik bir iklim müdahalesinden çıkararak adalet ve risk paylaşımı meselesine dönüştürmektedir.

Bir diğer önemli belirsizlik, SRM’nin süreklilik gerektiren bir müdahale olma ihtimalidir. Özellikle aerosol temelli yaklaşımlarda soğutma etkisinin korunması için uygulamanın düzenli biçimde sürdürülmesi gerekebilir. Böyle bir müdahale başlatıldıktan sonra ani biçimde durdurulursa, bastırılmış sıcaklık artışının hızlı şekilde geri dönmesi riski doğabilir. Literatürde “termination shock” olarak tartışılan bu olasılık, SRM’nin yalnızca başlatılması değil, nasıl sürdürüleceği ve nasıl sonlandırılacağı sorularını da kritik hale getirmektedir.

Bu nedenle SRM’ye ilişkin bilimsel belirsizlikler, yalnızca yöntemin teknik olarak mümkün olup olmadığıyla sınırlı görülmemektedir. Literatürde, böyle bir müdahalenin farklı coğrafyalarda, sektörlerde ve toplumsal gruplar üzerinde nasıl sonuçlar doğurabileceği önemli bir tartışma başlığıdır. Bu belirsizlikler yeterince anlaşılmadan SRM’nin uygulanabilir, güvenli veya yönetilebilir bir iklim aracı olarak sunulmasına ihtiyatla yaklaşılmaktadır.

Etik, Yönetişim ve Toplumsal Meşruiyet

SRM tartışmasının önemli boyutlarından biri, teknolojinin yalnızca ne yapabileceği değil, böyle bir araştırma veya olası müdahale sürecinin kim tarafından ve hangi meşruiyetle yönetileceğidir. SRM’nin olası etkilerinin ulusal sınırlarla sınırlı kalmayabileceği dikkate alındığında, karar alma yetkisi, denetim, sorumluluk, zarar atfı ve kamu katılımı gibi konuların teknik fizibiliteyle birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu alandaki başlıca etik kaygılardan biri, SRM’nin emisyon azaltımı üzerindeki politik baskıyı zayıflatma ihtimalidir. SRM’nin, iklim krizinin kök nedenlerini çözmeden sıcaklık artışını geçici olarak sınırlayabilecek bir seçenek gibi sunulması halinde, sera gazı azaltımı konusundaki politika önceliklerini zayıflatabileceği tartışılmaktadır. Literatürde “moral hazard” veya “mitigation deterrence” olarak ele alınan bu risk, SRM’nin iklim politikalarının yerine geçebilecek bir araç olarak değil, sınırlı ve ihtiyatlı bir araştırma başlığı olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirmektedir.

Bir diğer önemli tartışma başlığı, araştırmanın zamanla kendi momentumunu yaratma ihtimalidir. Başlangıçta modelleme veya sınırlı bilimsel inceleme olarak yürütülen çalışmaların, ilerleyen aşamalarda daha büyük saha deneylerine, özel sektör yatırımlarına, patentlere ve ticari beklentilere zemin hazırlayabileceği yönünde kaygılar bulunmaktadır. Bu nedenle bazı sivil toplum kuruluşları, SRM araştırmalarının dahi teknolojiyi normalleştirme riski taşıdığını savunmaktadır. Bu görüşe göre, SRM araştırmaları yalnızca bugünkü bilimsel amaçlarıyla değil, gelecekte doğurabileceği uygulama beklentileriyle birlikte ele alınmalıdır.

Yönetişim açısından öne çıkan sorulardan biri de karar alma yetkisidir. SRM’nin olası etkileri farklı bölgelerde farklı sonuçlar doğurabileceğinden, yalnızca teknolojik kapasiteye sahip ülkelerin veya özel şirketlerin belirleyici aktörler haline gelmesi meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirebilir. Küresel Güney ülkelerinin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha kırılgan olmalarına rağmen, bu alandaki bilimsel kapasite, finansman ve karar süreçlerinde çoğu zaman daha sınırlı temsil edildiği belirtilmektedir. Bu durum, SRM tartışmasının iklim adaleti bağlamında da ele alınmasına neden olmaktadır.

Toplumsal meşruiyet de bu çerçevenin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kamuoyunun bilgilendirilmesinin yanı sıra, etkilenecek toplumların, yerel toplulukların, bilim insanlarının, politika yapıcıların ve sivil toplumun karar süreçlerine anlamlı biçimde dahil edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. SRM gibi belirsizlikleri yüksek bir alanda güven, şeffaflık ve hesap verebilirlik konularının yeterince ele alınmaması, araştırma süreçlerine yönelik toplumsal kaygıları artırabilir.

Bu nedenle SRM’nin geleceğine ilişkin tartışma yalnızca laboratuvarlar veya iklim modelleriyle sınırlı değildir. Literatürde öne çıkan temel konular; bu araştırma alanının etik sınırları, denetim mekanizmaları, karar süreçlerine hangi toplumların dahil edileceği ve emisyon azaltımı önceliğinin nasıl korunacağı etrafında şekillenmektedir.

Kurumsal Yaklaşımlar: ABD, Birleşik Krallık, AB ve Uluslararası Kurumlar

SRM’ye ilişkin artan ilgi, farklı ülkeler ve kurumlar tarafından aynı şekilde yorumlanmamaktadır. Ortak noktalardan biri, SRM’nin emisyon azaltımı ve uyum politikalarının yerine geçmemesi gerektiğine ilişkin vurgudur. Ancak araştırmanın hangi sınırlar içinde yürütülebileceği, açık hava deneylerine nasıl yaklaşılacağı ve olası uygulamanın hangi düzeyde sınırlandırılması gerektiği konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.

ABD’de konu daha çok araştırma planı ve araştırma yönetişimi çerçevesinde ele alınmaktadır. Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi tarafından hazırlanan raporda, SRM araştırmalarının şeffaflık, kamu katılımı, güvenlik, uluslararası işbirliği ve periyodik gözden geçirme ilkeleriyle yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, SRM’nin uygulanmasına yönelik bir politika kararı olarak değil; olası etkileri, riskleri ve diğer aktörlerin ileride atabileceği adımları anlamaya dönük bir hazırlık çerçevesi olarak değerlendirilmektedir.

Birleşik Krallık’ta ise konu özellikle kamu fonlu araştırma ve kamu diyaloğu ekseninde görünür hale gelmiştir. UKRI/NERC’in desteklediği çalışmalar, büyük ölçüde modelleme ve risk değerlendirmesine odaklanırken; kamu diyaloğu çalışmaları toplumun SRM araştırmalarına koşullu yaklaştığını ortaya koymaktadır. Katılımcıların özellikle bilgisayar modellemesi gibi kontrollü araştırmaları daha kabul edilebilir bulduğu; açık hava deneyleri ve uygulama konusunda ise etik ilkeler, şeffaflık, uluslararası yönetişim ve emisyon azaltımından sapmama koşullarını öne çıkardığı görülmektedir.

Avrupa Birliği’nin yaklaşımı daha ihtiyatlı bir çerçeveye sahiptir. AB belgelerinde SRM, iklim değişikliğinin kök nedenini çözmeyen, ancak bilimsel ve yönetişimsel açıdan izlenmesi gereken tartışmalı bir alan olarak ele alınmaktadır. Avrupa düzeyindeki bilimsel değerlendirmelerde, sera gazı azaltımı ve uyum politikalarının önceliği vurgulanmakta; SRM kullanımı konusunda moratoryum, araştırma için ise etik, şeffaf, sorumlu ve kamu katılımına açık bir çerçeve önerilmektedir. AB düzeyindeki değerlendirmelerde temel kaygılardan biri, SRM’nin bir iklim çözümü olarak sunulmasının önüne geçilmesi ve öngörülebilir gelecekte uygulamadan ziyade sorumlu araştırma ve yönetişim çerçevesinde ele alınmasıdır.

UNEP, UNESCO ve BM sistemi içindeki değerlendirmelerde de benzer biçimde ihtiyatlı bir yaklaşım öne çıkmaktadır. Bu değerlendirmelerde SRM’nin spekülatif niteliğine, bilimsel belirsizliklere, iklim adaleti sorunlarına ve küresel yönetişim boşluğuna dikkat çekilmektedir. Özellikle sınır aşan etkiler, askeri veya jeopolitik kullanım ihtimali, özel sektörün rolü, zarar atfı ve kırılgan toplumların karar süreçlerine dahil edilmesi gibi konular öne çıkan başlıklar arasındadır.

Bu tablo, SRM’ye ilişkin ortak ve bağlayıcı bir küresel yönetişim çerçevesinin henüz oluşmadığını göstermektedir. Araştırmalar artmakta, kurumlar farklı düzeylerde pozisyon almakta ve kamuoyu tartışmaları genişlemektedir. Buna karşılık uygulama konusunda bilimsel, etik ve politik meşruiyetin henüz tartışmalı olduğu görülmektedir. Bu nedenle SRM bugün yerleşik bir “çözüm” olarak değil, iklim araştırmaları ve küresel yönetişim açısından dikkatle izlenen hassas bir alan olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç: SRM Bir Çözümden Çok Bir Yönetişim Testi

Güneş Işınımı Modifikasyonu, bugün için uygulanmış, etkileri kanıtlanmış veya küresel ölçekte kabul edilmiş bir iklim çözümü olarak değerlendirilmemektedir. Mevcut tartışma, daha çok iklim değişikliğinin derinleştiği, azaltım çabalarının Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu hızda ilerlemediği ve kritik sıcaklık eşiklerinin daha fazla gündeme geldiği bir dönemde, bu tür müdahale fikirlerinin nasıl araştırılacağı ve nasıl sınırlandırılacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.

Bu çerçevede SRM’yi yalnızca teknik bir soğutma yöntemi olarak ele almak eksik bir değerlendirme olacaktır. SRM, sera gazı emisyonlarını azaltmaz, atmosferdeki karbondioksiti ortadan kaldırmaz ve iklim değişikliğinin kök nedenini çözmez. Buna rağmen sıcaklık artışını geçici olarak sınırlama ihtimali nedeniyle araştırma gündeminde yer bulması, iklim politikalarının karşı karşıya olduğu baskıyı görünür kılmaktadır. Bu noktada temel tartışma, SRM araştırmalarının emisyon azaltımı ve uyum politikalarını güçlendiren bir uyarı mı, yoksa bu politikaları erteleme riski taşıyan bir dikkat dağılması mı yaratacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.

SRM tartışmasının önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelmesi muhtemeldir. Kamu fonları, özel sektör girişimleri, bilimsel raporlar, uluslararası kurumların değerlendirmeleri ve kamuoyu diyaloğu çalışmaları bu alanı görünür hale getirmektedir. Ancak literatürde, görünürlüğün tek başına meşruiyet anlamına gelmeyeceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle SRM’ye ilişkin her yeni adımın bilimsel belirsizlikler, etik ilkeler, toplumsal katılım, uluslararası hukuk ve küresel adalet boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede SRM, iklim krizine kolay bir çıkış yolu olarak değil; bilimin, politikanın, piyasanın ve toplumların gezegen ölçeğinde bir müdahale fikrini nasıl tartışacağına ilişkin önemli bir yönetişim testi olarak görülebilir. Emisyon azaltımı, karbon giderimi ve uyum politikaları iklim mücadelesinin ana ekseni olmaya devam ederken, SRM’nin ancak bu ekseni gölgelemeyen, şeffaf, ihtiyatlı ve uluslararası meşruiyete dayalı bir araştırma tartışması içinde ele alınması gerektiği yönündeki yaklaşım öne çıkmaktadır.

İklim Araştırmalarında Yeni Bir Eşik Güneş Işınımı Modifikasyonu (srm) Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

Gül Saldıraner Hn Yazı Sonu Imzası

KAYNAKLAR/ REFERENCES

  1. UKRI – Solar radiation modification: a public dialogue – https://www.ukri.org/publications/solar-radiation-modification-a-public-dialogue/
  2. Hopkins Van Mil. (2026). Solar radiation modification: a public dialogue. Public views on SRM research & potential deployment.- https://www.ukri.org/wp-content/uploads/2026/05/NERC_280526-PublicDialogueonSRM-Report.pdf
  3. Center for International Environmental Law | CIEL – Recent Solar Geoengineering Developments Highlight Dangers of Normalization and Need to Advance Non-Use – https://www.ciel.org/solar-geoengineering-developments-spring-2026/
  4. Hernandez-Galindo, I., Määttänen, A., Redmond Roche, B. H., Boucher, O., Irvine, P. J. and Moore, J. C. – Past Field Experiments of Solar Radiation Modification: A Review of the Scientific and Technical Aspects for Governance – https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025EF007254
  5. The Royal Society – Solar radiation modification: summary briefing – https://royalsociety.org/news-resources/projects/solar-radiation-modification/summary-briefing/
  6. United Nations Environment Programme – Solar Radiation Modification – https://www.uncclearn.org/wp-content/uploads/library/Solar_Radiation_Modification.pdf
  7. (2024). Solar Radiation Modification: Evidence Review Report. Science Advice for Policy by European Academies.- https://portal-cdn.scnat.ch/asset/3af0316d-c0f2-5ca6-b543-c9bdba33baa5/srmerr.pdf?b=1a54ebf0-d17b-58d4-83e1-85f5398d42f6&v=e2ea2551-3ad3-5f12-b1fa-7b2186c451ac_0&s=fJEfNsyMUR9K_f6uCXANpiGCsvDyfKsq_GGt0MWCxbXoqTDpY-jBc8A4qCTRcl20wEVGHFEtbmxDKBcLGlmIguviMmcizn3k0u9ypV-qYjVGTZ3jvU4uHBIQTGd9zU-bKvxPedKTfNGLy-tNvuFXZQiq9Aaw6hWLuuKuC4ULbwM

Gartner® Supply Chain Top 25 Sıralamasında Üst Üste Dördüncü Birincilik: Schneider Electric

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Gartner® Supply Chain Top 25 Sıralamasında üst üste Dördüncü Birincilik Schneider Electric

Gartner® Supply Chain Top 25 Sıralamasında Üst Üste Dördüncü Birincilik: Schneider Electric

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Gartner® Supply Chain Top 25 Sıralamasında üst üste Dördüncü Birincilik Schneider ElectricKüresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, 2026 Gartner Supply Chain Top 25 sıralamasında üst üste dördüncü kez birinci sıraya yerleşti.

Schneider Electric, geçtiğimiz yıl boyunca tedarik zincirini üç temel öncelik etrafında güçlendirmeye devam etti: insan, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik. Şirket, uçtan uca dijital yetkinliklerini ve yapay zekâ destekli karar alma süreçlerini ölçeklendirerek dönüşümünü ileri taşıdı; küresel ağı genelinde görünürlüğü, güvenilirliği ve operasyonel performansı artırdı.

Aynı dönemde, büyüyen iş hacmini destekleyebilecek, amaç odaklı ve geleceğe hazır bir iş gücü oluşturmaya yatırım yaptı. Sürdürülebilirlik ise iş değeri yaratan stratejik bir unsur olarak şirketin yaklaşımına tamamen entegre edildi; verimliliği ve dayanıklılığı artırarak müşteriler için uzun vadeli değer yarattı ve şirketin geniş ölçekte etkili, sürdürülebilir inovasyon sunma taahhüdünü pekiştirdi.

Schneider Electric Tedarik Zinciri Başkanı Mourad Tamoud, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Zorluklar ve aksaklıklarla dolu bir yılı daha geride bırakmamıza rağmen Gartner Supply Chain Top 25 sıralamasında üst üste dördüncü kez yer aldık. Her yıl kendi koşullarını beraberinde getiriyor ve bu koşullar, tedarik zincirimizi müşterilerimiz ve iş ortaklarımız için daha iyisini hedeflemeye, yenilik yapmaya ve dönüşmeye zorluyor. İşimizin önemli bir ivme kazandığı bu dönemde insan, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik önceliklerine odaklanmayı sürdürdük. Bu çabaların takdir görmesinden büyük onur duyuyoruz.”

Gartner Supply Chain Top 25* sıralaması iki temel unsura dayanıyor: iş performansı ve sektör görüşü. İş performansı; kamuya açık finansal veriler ile çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) verileri kullanılarak değerlendiriliyor ve şirketlerin son üç yıldaki performansına ışık tutuyor. Sektör görüşü bileşeni ise sektör profesyonellerinin ve Gartner uzmanlarının değerlendirmelerini yansıtarak şirketlerin gelecekteki potansiyelini ve tedarik zinciri ekosistemi içindeki liderliğini ortaya koyuyor. Bu iki unsur bir araya getirilerek tek bir bileşik puan oluşturuluyor.

Impact Supply Chain Programı

Impact Supply Chain programının son aşamasına giren Schneider Electric, bu dönemde insan yetkinliklerini daha da güçlendirmeye, dijital çözümler ile yapay zekânın benimsenmesini hızlandırmaya ve sadeleştirilmiş, bağlantılı, bölgesel açıdan dengeli operasyonlar yoluyla daha yüksek verimlilik, dayanıklılık ve müşteri değeri yaratmaya odaklanıyor. Şirket, bu adımlarla tedarik zinciri dönüşümünü daha geniş ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Program dört stratejik odak üzerine kuruluyor:

  • İnsan: Schneider Electric’in tedarik zinciri çalışanlarına her gün yenilik yapma ve müşteriler için olumlu etki yaratma gücü kazandırmak.
  • Gezegen: Schneider Electric’in sürdürülebilirlik taahhütlerini destekleyen, sorumlu ve net sıfıra hazır bir tedarik zincirini geliştirmek.
  • Müşteriler: Güçlü ve çevik bir tedarik zinciriyle sektör lideri kalite ve güvenilirlik sunmak.
  • Performans: İleri teknolojiler, sadeleştirilmiş süreçler, bölgeselleştirilmiş ekosistemler ve iş birliğine dayalı tasarım yoluyla operasyonel mükemmelliği güçlendirmek.

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Raporlarda Görünmeyen Müşteri Gerçekte Ne Yaşıyor?

Tedarik Zincirinde Yapay Zeka Eğitimi Haber Raporlarda Görünmeyen Müşteri Gerçekte Ne Yaşıyor

Raporlarda Görünmeyen Müşteri Gerçekte Ne Yaşıyor?

Tedarik Zincirinde Yapay Zeka Eğitimi Haber Raporlarda Görünmeyen Müşteri Gerçekte Ne YaşıyorMüşteri deneyimini yalnızca anket sonuçları üzerinden okumaya çalışan kurumlar, sessiz çoğunluğun verdiği kritik sinyalleri çoğu zaman kaçırıyor. Artiwise CXM; çağrı merkezi kayıtlarından dijital yolculuklara, chatbot yazışmalarından sosyal medya ve operasyonel verilere uzanan dağınık temas noktalarını tek bir anlam katmanında birleştirerek yönetim kurullarına gerçek zamanlı, simülasyon destekli ve aksiyona dönük içgörüler sunuyor.

Kurumlarla etkileşime giren müşterilerin önemli bir bölümü herhangi bir geri bildirim formu doldurmadan yolculuğunu tamamlıyor; memnuniyetsizliğini ise çoğu zaman sessizce ayrılarak, temas sıklığını azaltarak ya da kanal değiştirerek gösteriyor. Bu görünmeyen sinyaller karar süreçlerine dahil edilmediğinde, kurumlar müşteriyi tam olarak okuyamıyor. Bu nedenle müşteri sesini yalnızca anket yanıtlarında aramak, kurumsal müşteri deneyimi yönetiminin en kritik kör noktalarından birini oluşturuyor.

Yapay zeka destekli müşteri deneyimi yönetim platformu Artiwise CXM; çağrı merkezi görüşmeleri, dijital kanal hareketleri, chatbot yazışmaları, açık uçlu geri bildirimler, sosyal medya etkileşimleri ve operasyonel verileri aynı çerçevede yorumlayarak müşteri deneyiminin bütünsel haritasını çıkarıyor. Bu kabiliyet sayesinde kararlar, parçalı gözlemler ve gecikmeli raporlar yerine milyonlarca etkileşimden süzülmüş temsil gücü yüksek içgörü setleri ışığında alınabiliyor.

Tanel TemelArtiwise Kurucu Ortağı ve CEO’su Tanel Temel, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Markalar için müşterinin sesini duyabilmek kadar, bu sesi kurum içinde ortak bir karar diline dönüştürebilme kabiliyeti de güçlü bir rekabet avantajı yaratıyor. Bugün birçok kurumda müşteri deneyimi hâlâ operasyonel bir çıktı olarak ele alınıyor. Oysa müşteriyle temas eden her sinyal; büyüme, sadakat, risk ve itibar hakkında yönetim kurulu seviyesinde okunması gereken çok değerli içgörüler üretiyor. Yapay zeka dağınık sinyalleri anlamlı, önceliklendirilebilir ve aksiyona dönüşebilir bir çerçevede bir araya getirerek müşteri deneyimi yönetiminde yeni bir karar standardı oluşturuyor.”

Müşteri Deneyiminde Kör Nokta: Sessiz Çoğunluk

Geleneksel müşteri deneyimi ölçüm sistemleri çoğunlukla yalnızca geri bildirim bırakan müşterilere odaklanıyor. Bu durum, yüksek net tavsiye skorları (NPS) raporlanırken kayıp (churn) oranlarının beklenen ölçüde gerilememesi gibi çelişkili tabloların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Kurumla temas eden tüm müşteri kitlesini kapsayan bir analiz yaklaşımı sunan Artiwise CXM ise farklı temas noktalarından gelen verileri tek bir anlam katmanında birleştirerek, müşteri deneyiminin daha gerçekçi, bütüncül ve temsil gücü yüksek bir zeminde okunmasını mümkün kılıyor.

Geleneksel yöntemlerle müşteri deneyimi analizi, çoğu zaman farklı sistemlere dağılmış verinin manuel olarak toplanmasını, temizlenmesini ve raporlanmasını gerektiriyor. Bu da yöneticilerin önüne çoğunlukla haftalar, hatta aylar öncesine ait statik tablolar getiriyor. Artiwise CXM bu süreci yeniden kurgulayarak verileri otomatik biçimde konulara, yolculuk adımlarına ve kök nedenlere ayırıyor; duygu analiziyle birlikte memnuniyet üzerindeki etkilerini gerçek zamanlı olarak görünür hale getiriyor. Böylece operasyonel süreçlerde %80’e varan verimlilik kazanımları mümkün hale gelirken, asıl dönüşüm ise veriden aksiyona geçiş süresinin belirgin biçimde kısalmasında ortaya çıkıyor.

Müşteri Etkisini Hesaba Katan Karar Dönemi

Platformun öne çıkan yetkinliklerinden biri de alınacak kararların müşteri tarafındaki olası etkilerini uygulama öncesinde modelleyebilmesi. Artiwise CXM, müşteri yolculuğu boyunca oluşan deneyim sinyallerini ve bu sinyallerin memnuniyet üzerindeki ağırlığını haritalayarak servis süresi, fiyat politikası, bayi performansı, iletişim dili ya da dijital deneyimde yapılacak değişimlerin NPS, memnuniyet skoru ve churn eğilimi üzerindeki etkilerini geçmiş veriler üzerinden öngörebiliyor. Böylece yönetim kurulları kararlarını yalnızca finansal sonuçlar üzerinden değil, müşteri sadakati üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirebiliyor.

Artiwise CXM bünyesindeki CX Asistan ve Yönetici Özetleri modülleri, yöneticilerin önüne uzun raporlar yerine önceliklendirilmiş aksiyon alanları getiriyor. Sistem; memnuniyeti en çok hangi konuların etkilediğini, hangi yolculuk adımlarında risk biriktiğini, hangi müşteri segmentlerinde churn eğiliminin yükseldiğini ve en hızlı iyileşmenin hangi aksiyonlarla sağlanabileceğini net biçimde ortaya koyuyor.

Örneğin bir yönetici özeti, memnuniyet düşüşünün ürün kaynaklı bir sorundan çok satış sonrası süreçlerdeki gecikmelerden beslendiğini, NPS’i aşağı çeken temel etkenlerden birinin fiyat algısından ziyade iletişimde çözüm sahipliğinin zayıf hissedilmesi olduğunu ya da churn riskinin yüksek değerli ancak düşük temas memnuniyetine sahip segmentlerde yoğunlaştığını gösterebiliyor. Bu çerçeve, karar alma hızını artırırken isabet oranını da yukarı taşıyor.

Müşteri İçgörüsünden Stratejik Önceliklere

Artiwise CXM yaklaşımında yatırımın geri dönüşü yalnızca memnuniyet skorlarıyla sınırlı biçimde ele alınmıyor. Platform; geri bildirimleri, temas noktalarını, müşteri yolculuklarını ve operasyonel verileri birlikte değerlendirerek hangi deneyim probleminin NPS, memnuniyet ya da churn üzerinde en yüksek etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu sayede kurumlar yalnızca sorunu görmekle yetinmiyor; hangi aksiyonun daha yüksek iyileşme sağlayacağını ve bu iyileşmenin müşteri sadakati ile tekrar satın alma üzerindeki potansiyel finansal katkısını da daha net görebiliyor. Böylece müşteri deneyimi, soyut bir memnuniyet başlığı olmaktan çıkıp ölçülebilir iş etkisi üreten stratejik bir büyüme alanına dönüşüyor.

Deneyimin Neden-Sonuç Haritasını Okumak

Müşterinin ne söylediğini kayda geçirmekle yetinmeyen Artiwise; bunu neden söylediğini, yolculuğun hangi anında dile getirdiğini, hangi segmentlerde yoğunlaştığını ve hangi aksiyonun öncelik taşıdığını birlikte yorumluyor. Tekrarlayan temaslar, sessizlik, kanal geçişleri ve birlikte görülen konu kümeleri gibi zayıf sinyaller de aynı analitik çerçeveye dahil edildiğinde, yüzeyde görünmeyen memnuniyetsizlikler, beklentiler ve risk alanları daha görünür hale geliyor. Bu yapısıyla Artiwise CXM, müşteri deneyimini geriye dönük olarak ölçen bir sistem olmanın ötesine geçerek içgörüyü aksiyona bağlayan ve yönetim kurullarının karar kalitesini güçlendiren stratejik bir karar destek katmanı sunuyor.


Satinalmada Yapay Zeka
Satınalma ve Tedarik Zinciri Uzmanları için Yapay Zeka Eğitimi

Eğitim içeriği için tıklayınız. 

Satınalma ve Tedarik Zinciri Uzmanları için YAPAY ZEKA UYGULAMALARI EĞİTİMİ