Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor?

Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor?

Hüseyin Cahit SOYSAL

ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik İşletmeler A.Ş.

Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEkonomik göstergeler, ülkelerin ekonomi yönetimlerine yön gösteren ve izlenecek ekonomi politikalarının belirlenmesinde başvurulan veriler olarak tanımlanabilir. Bu yönde, para politikası veya maliye politikası araçları ile çeşitli önlemler alınabileceği gibi, gerektiğinde parlamentolardan çıkarılacak yasalarla temel yapısal düzenlemeler yapılabilmektedir. Çoğumuzun aşina olduğu bu göstergelerden temel birkaç tanesine bakmakta yarar var.

  • GSYİH Büyüme Oranı: Bir ülkenin sınırları içinde bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değerinin, bir önceki yıla göre yüze kaç oranında arttığını veya azaldığını gösteren temel ekonomik göstergedir. Binde düzeyinde birkaç puanlık artışlara rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu oran, ya sabit ya da beş yıl önceki rakamların altında kalmaya devam ediyor.
  • Faiz Oranı: Ödünç alınan veya yatırılan bir paranın belirli bir süre sonunda getireceği kârı ya da ödenmesi gereken borç miktarını belirleyen yıllık yüzde olarak ifade edilen katsayıdır. Enflasyon dönemlerinde yükselir, istikrar dönemlerinde düşer. Binde düzeyinde birkaç puanlık düşüşlere rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonomin temel aktörleri olan ülkelerde arzulanan düzeylere düşürülemiyor.
  • Enflasyon Oranı: Bir ekonomideki mal ve hizmet fiyatlarının genel düzeyinde bir yıl içinde meydana gelen yüzdelik artış hızıdır. Son beş yıl içinde gelişmiş birkaç ekonomide kontrol altında tutulsa da gelişmekte olan ülkelerde hala çok yüksek düzeylerde oluşuyor.
  • İstihdam Oranı: Bir ülkede çalışma çağındaki toplam nüfusun yüzde kaçının aktif olarak çalıştığını gösteren bir göstergedir. Bu oranın düşmesi genel ekonomik verimliliğin de düşmekte olduğuna karine teşkil eder. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmeler görülse de son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerdeki düşüş oranları istenen düzeylere yükseltilemedi.
  • Sanayi Üretim Endeksi: Temel girdi ve nihai ürün üreten büyük sanayi kuruluşlarının fiziksel çıktı değişiminin ölçülerek, sanayinin büyüme hızını belirleyen bir endekstir. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmelere rastlansa da son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu endeks de beklentileri karşılayacak düzeylere yükseltilemiyor.
  • Üretici Güven Endeksi (Reel Kesim Güven Endeksi): İmalat sanayindeki üreticilerin mevcut ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini ve geleceğe yönelik beklentilerini ölçen öncü bir ekonomik göstergedir. Binde düzeyinde birkaç puanlık yükselmeler görülse de son beş yıl içinde küresel ekonomiyi yönlendiren ülkelerde arzulanan düzeylere yükselmedi.
  • Tüketici Güven Endeksi: Tüketicilerin kişisel mali durumlarını; ekonominin gidişatına ilişkin mevcut değerlendirmelerini ve gelecek dönem beklentilerini ölçer. Bireylerin harcama ve tasarruf eğilimlerini yansıtır. Son beş yıl içinde küresel ekonominin temel aktörleri olan ülkelerde bu endeks beklenen düzeylere yükselemedi.
  • Borsa Endeksi: Bir ülkedeki belirli bir borsada işlem gören önemli hisse senetlerinin fiyatlarını ve performanslarını temsil eden endekstir. Genellikle seçilen hisse senetlerinin ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplanan endeksin yükselmesi anılan senetleri piyasaya sunan işletmelerin performansının yükseldiğini, endeksin düşmesi anılan işletmelerin performansının kötüye gittiğini gösterir. Son beş yılda küresel ekonomin birkaç büyük ekonomisi dışında, diğer ülkelerdeki borsa endekslerinde arzulanan düzeyde yükselme yaşanmadı.
  • Dış Ticaret Dengesi: bir ülkenin bir yıl içinde yaptığı ihracatın toplam değeri ile toplam ithalatının arasındaki farktır. Arzulanan durum dış ticaret açığının olmaması ve dış ticaret dengesinin sağlanması olmakla birlikte, özellikle gelişme yolundaki ekonomilerde görülen dış ticaret açıkları son beş yıl içinde istenen düzeyde gerilemedi.

Gerek bu endekslerin alt kırılımları olan endeksler gerekse toplumsal ve siyasal unsurları da içeren endekslerin tümünü bir yazı içinde değerlendirmek olası görünmüyor. Ancak, yukarıda sıralananlar bile dünya toplumunun hangi yöne evrilmekte olduğuna ilişkin bir fikir verebiliyor.

Dijital iletişim araçları, robotik cihazlar ve yazılımlar, neredeyse tüm yaşantımızı yönlendirir pozisyon aldı. Çok değil, bundan 40 yıl önce orta boy her işletmede en az bir muhasip, bir iki de banka muameleleri memuru olurdu. İlk dijitalleşen sektör bankacılık sektörü olunca bu görevliler de şirketlerde buhar oldu. Şirketlerin muhasebe departmanlarının ilk işi günlük hasılatı oluşturan fatura veya satış fişi tutarlarını manuel olarak toplayarak eksik gedik olup olmadığını kontrol etmekti. Bugün bu işlemler artık muhasebe yazılımlarının arka planında otomatik olarak gerçekleştiriliyor. Demek ki sadece bu alanda şirketlerde istihdam edilen kişi sayısında en az 4 kişi tasarruf edilmiş oldu.

Aynı tasarruf satış elemanı sayısı düşürülerek de sağlandı. E-posta ve cep telefonları ile yüz yüze görüşme olanakları artınca, müşterileri kapı kapı dolaşma döneminin de sonlarına yaklaşıyoruz demektir. Forklift teknolojisindeki gelişmeler, akıllı akan bant sistemleri lojistik alanında da şirketlere çalışan sayısından tasarruf yapma olanağı sağladı.

Dolayısıyla, ülkelerin 1997’lerin ideal istihdam düzeylerine erişmesi olanaksız gibi görünüyor. İşsizlik parası, ebeveyn evinde yaşama gibi unsurları da göz önüne aldığımızda, “tam istihdam” kavramının yalnız makro iktisat kitaplarındaki teorik bir konu başlığı olarak kalacağı anlaşılıyor.

Öte yandan, 2000 yılından başlamak üzere “tüketici eğilimleri”nde büyük değişimler yaşandığını da gözlemleyebiliyoruz. Önderliğini “Apple” şirketinin kurucusu Steve Jobs’un yaptığı “minimalist” yaşam tarzı, erkekleri bir kot pantolon ve bir siyah tişört ile yetinmeye yönlendirdi. Onlarca takım elbise, değişik renklerde gömlek ve değişik desenlerde yüzlerce kravattan oluşan gardıroplar yerlerini üç siyah tişört ve üç koyu renk pantolonun bulunduğu gardıroplara bıraktı. Bu tarihlerde pahalı kol saatleri ve kravat iğneleri ve kol düğmelerini çoktan tarihe gömülmüştü bile. “Kirli sakal” modası da jilet ve tıraş makinesi piyasasını ciddi şekilde sarsmıştı.

Aynı yıllarda kadınların da “sezonluk moda takibi” içinde olmaktan çıkmaya başladığını gözledik. Bir önceki yıl moda olan bluzu bir sonraki sezon giymek artık ayıplanmıyordu. Topuklu ayakkabılar yerini tabanları püskürtme plastikten mamul spor ayakkabılara bırakmıştı.

Çevreciliğin yükseldiği son yirmi yılda “sürdürülebilirlik”, “yeşil ekonomi”, “döngüsel ekonomi”, “yeşil mutabakat” kavramları toplumlarda ön almaya başladı. Hızlı gelişen teknoloji nedeniyle kısa sürede elden çıkarılan kullanılmış ürünlerden oluşan hurda dağları, devletleri bu konuda önlem almaya yönlendirdi. Karbon piyasaları, sınırda karbon düzenlemeleri, günlük yaşamımıza da etki etmeye başladı. Bundan 10 yıl öncesine kadar, “otomobilini üç yılda bir değiştireceksin kardeşim” şeklinde ifadesini bulan anlayış da değişti ve otomobillerin 5 -10 yıl arasında kullanılması, yadırganmamaya başlandı.

Özcesi, “her arz kendi talebini yaratır” kuralı tarihteki yerini almaya başladı. Küresel ekonominin tüketiciye sunduğu yüzlerce seçenek nedeniyle, isteyen istediği malı üretip istediği fiyattan satamaz hale geldi. Günümüz ekonomisinin kralı, satın alma gücüne sahip tüketici oldu. Dolayısıyla, işletmeler de tüketici eğilimlerine her dönemden daha fazla kulak kabartan bir anlayışı benimsemeye başladı.

Elbette, bölgesel savaşlar, petrol krizleri, pandemik hastalıklar ve doğal afetlerin ekonomiye etkisi olacaktır. Ancak, bunların hiçbirisi yeni tüketici anlayışını tümüyle değiştiremeyecektir. Son beş yılda olumlu yönde ivme kazanmayan ekonomik göstergeler, bu anlayışın yansıması değilse nedir?

Ekonomik Göstergeler Bize Ne Söylüyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHüseyin Cahit SOYSAL

ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik İşletmeler A.Ş.

Yönetim Kurulu Başkan Vekili

 

Otelcilikte Satın alma Organizasyonu: Kaostan Kaldıraç Etkisine

Otelcilikte Satın Alma Organizasyonu Kaostan Kaldıraç Etkisine
Otelcilikte Satın alma Organizasyonu: Kaostan Kaldıraç Etkisine

Otelcilikte Satın alma Organizasyonu: Kaostan Kaldıraç Etkisine

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

Otelcilikte Satın Alma Organizasyonu Kaostan Kaldıraç Etkisine
Otelcilikte Satın alma Organizasyonu: Kaostan Kaldıraç Etkisine

Konaklama sektörünün kendine has özellikleri nedeniyle satınalma organizasyonu; kategori yapısı, operasyon derinliği ve uygulama biçimi bakımından birçok sektörden farklı şekilde işler.

Otelcilikte satınalma organizasyonları, küçük bağımsız aile işletmelerinden büyük zincir otel yapılarına kadar farklı ölçeklerde şekillenir. Bağımsız oteller, tatil köyleri, resortlar, pansiyonlar, apart oteller, zincir oteller ve tematik konaklama tesisleri ilk akla gelen yapılardır. Pazar konumu, marka, hedef kitle, yatak sayısı, oda kapasitesi, coğrafi konum, sezonsallık ve altyapı gibi faktörler dikkate alındığında farklı konseptlerde faaliyet gösteren çok sayıda otel yapısı karşımıza çıkar.

Otel satınalma organizasyonu, işletmenin ölçeğine ve yönetim anlayışına göre değişir. Küçük aile işletmelerinden bölgesel, ulusal ve uluslararası zincirlere kadar farklı yönetim modelleri bulunur. Bu farklılık; alım hacimlerini, harcama büyüklüklerini, sorumluluk alanlarını, kontrol mekanizmalarını ve karar alma süreçlerini doğrudan etkiler.

Ölçek büyüdükçe satınalma operasyonlarında rol, yetki, onay, sorumluluk ve raporlama sistemi başka bir seviyede ele alınmak zorundadır. Satınalma; kategori uzmanlığı, ihtiyaç planlama, bütçe yönetimi, aylık tüketim ve harcama analizleri, tedarikçi ilişkileri, sözleşmeler, performans göstergeleri (KPI’lar), depo ve muhasebe kontrolleriyle birlikte profesyonel bir organizasyon yapısına dönüşmek mecburiyetindedir.

Küçük bağımsız otellerde satınalma operasyonları çoğu zaman doğrudan işletme sahibi veya işletme müdürü tarafından yürütülür. Ayrı bir satınalma departmanı, kategori sorumlusu, depo yöneticisi veya bütçe kontrolü için ayrı profesyonellere gerek duyulmaz. Mutfak, aşçı, kat hizmetleri ve temizlik personelinden gelen ihtiyaçlar çoğu zaman otel sahibine ya da müdüre sözlü olarak iletilir. Ürün seçimi, tedarikçi tercihi, fiyat pazarlığı, sipariş, teslim alma ve stok kontrolü büyük ölçüde otel müdürünün veya işletme sahibinin inisiyatifindedir.

Bu yapı küçük işletmelerde hızlı karar alma avantajı sağlar. Ancak otel kapasitesi büyüdükçe sipariş miktarları, ürün çeşitliliği ve harcama hacmi artar. Misafir profili, yatak kapasitesi, oda sayısı ve verilen hizmetler genişledikçe mevcut sınırlı yapı risk ve problem üretmeye başlar.

Profesyonel yapı oluşturulmadan otelcilikte satınalma operasyonlarından sürdürülebilir verimlilik beklemek gerçekçi değildir.

Otelcilikte iki temel satınalma organizasyon modeli öne çıkar: bağımsız otel işletmeleri ve zincir otel işletmeleri. Güncel hayatta sektörde gördüğümüz satınalma organizasyon yapılarının büyük bölümü de bu iki yapının farklı versiyonlarıdır. Her otel kendi ölçeği, hizmet standardı, yönetim bakış açısı ve operasyonel ihtiyacına göre bir satınalma sistemi inşa eder.

Büyük otellerde satınalma koordinasyonu uzmanlık ve profesyonellik gerektirir. Otel büyüdükçe bölüm sayısı, ürün ve hizmet çeşitliliği, sipariş hacmi, depo hareketleri, kalite kontrol ve muhasebe (ödeme-fatura kontrol vb.) süreci artar. Bu noktada satınalma ile operasyon arasında koordinasyon sağlayacak profesyonel roller devreye girer.

Yiyecek ve içecek (F&B), kat hizmetleri (houskeeping), Operasyonel Sarf Malzemeleri ve Ekipman (OS&E – Operating Supplies and Equipment), teknik (tesisat, elektrik, hırdavat) tamir -bakım, proje ve yatırım (Capex) alanlarında uzmanlıklar aranır. Aksi takdirde talebin doğruluğunu, zamanlamasını ve ihtiyaca uygun ürün ve hizmet alımlarını koordine etmek zorlaşır.

Yarı profesyonel yapılarda tekrarlı işlemler, hatalı işlemler ve yüksek fiyatlı alımlara sıklıkla rastlanır. Tedarikçilerle gerilimler, yargıya intikal eden uyuşmazlıklar, stok ve envanter sıkıntıları, malzeme gecikmeleri, kayıp-kaçaklar, etik problemler ve yüksek personel devir hızı ortaya çıkar. Bütün bunlar otel hizmet kalitesine ve misafir memnuniyetine olumsuz olarak yansır.

Otel Zincirlerinde Satın Alma Organizasyon şeması

Şekil 1. Otel Zincirlerinde Merkezi Satınalma Organizasyon Yapısı Örneği

Zincir Otel Yapılarında Merkezi Satınalma

Zincir otellerin temel dinamiği, birden fazla otelin ihtiyaçlarını zamanında, doğru standartta ve uygun maliyetle karşılamaktır. Satınalma organizasyonu, büyüyen otel yapısında fiyat pazarlığından çok daha fazlasını yönetir.

Sipariş hacimleri arttıkça ticari avantajlar da artar. Çok sayıda otelin ihtiyaçları ortak sistemde konsolide edildikçe daha fazla indirim, daha iyi vade ve daha güçlü tedarikçi koşulları elde edilebilir. Doğal olarak satınalma hacmi büyüdükçe ürün ve kategori uzmanlığı da belirgin hale gelir.

Tedarikçi ekosistemini yönetmek ve ürün/hizmet akışlarını doğru kurgulamak stratejik bilgi birikimi ve vizyon gerektirir. Tedarikçi sayısı arttıkça coğrafi dağılım da genişler. Tedarikçi kapasite ve yetkinlikleri daha çok yönlü sorgulanır. Saha ziyaretleri, performans göstergeleri, kalite standartları ve teslimat kabiliyeti daha sistematik biçimde incelenir.

Sipariş takipleri, ürün kalite kontrolü, depo hareketleri, envanter izleme, sözleşme yönetimi ve finansal süreçler karmaşıklaştıkça satınalma organizasyonunun profesyonel niteliği daha kritik hale gelir. Gıda, içecek, teknik malzeme, ekipman, sarf malzemeleri ve hizmet alımları için uzmanlaşmış satınalma kadrolarına ihtiyaç duyulur. Belirsizlik ve risklerin yönetiminde profesyonel ekipler inisiyatif almak zorundadır.

Talep planlama, kategori uzmanlığı, bütçe disiplini, maliyet kontrolü, tedarikçi ilişkileri, depo-stok yönetimi ve risk yönetimi açısından satınalma organizasyonu doğrudan değer üretir.

Zincir otel yapılarında merkezi satın almanın bulunması, otel bazındaki satınalma sorumluluklarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Genel müdür, operasyon yöneticisi veya yereldeki satınalma sorumluları; ihtiyaçların tanımlanması, talep oluşturulması, ürün uygunluğunun değerlendirilmesi, mal kabul, kalite kontrol ve depo hareketlerinin izlenmesi gibi süreçlerde kritik rol oynar.

Merkezi satın almanın görevi sadece hedefleri tutturmak değildir. Aynı zamanda üst yönetim, otel yönetimleri, finans ve operasyon arasında stratejik koordinasyonu da sağlamaktır.

Merkez ve otel arasındaki iletişim ve koordinasyonun gücü, satınalma operasyonlarında verimlilik yaratır. Merkezi satın alma; kategori, fiyat, tedarikçi, sözleşme ve ürün kalite standartlarını yönetirken, otel tarafı gerçek ihtiyacı, kullanım performansını, tüketim davranışını, depo teslim alma sürecini ve sahadaki operasyonel gerçekliği takip eder.

Bu denge kurulmadığında ciddi sorunlar ortaya çıkar. Merkezi satın alma sadece otellerden gelen talepleri toplayan bir birim olarak görülürse stratejik değer üretemez. Satınalma operasyonu yalnızca sipariş trafiğini yöneten idari bir fonksiyona dönüşür.

Buna karşılık zincir yapılarda her otel kendi başına tedarikçi seçiyor, fiyat alıyor ve sipariş veriyorsa merkezi satın almanın sağlayacağı ölçek, fiyat, vade, kalite, standart ve sözleşme avantajları kaybolur. Bütçe sapmaları büyür, harcama kontrolü zayıflar, aynı ürün farklı otellerde farklı fiyatlarla alınmaya başlanır. Zayıf iç kontrol ve dağınık organizasyon yapısı ise suistimal ve usulsüzlük riskleri için uygun zemin oluşturur.

Doğru yapı, merkezi satın alma ile otel operasyonu arasında güçlü koordinasyon, net yetki sınırları ve düzenli raporlama sistemi kurulmasıdır.

Otelcilikte satınalma organizasyon yapısı kaldıraç etkisi yaratır.

Ancak bu kaldıraç etkisi kendiliğinden oluşmaz. Satınalma departmanları sadece organizasyon şeması ile değil; insan kaynağı, eğitim, prosedür, yetki, kontrol ve performans göstergeleriyle desteklendiğinde gerçek katma değerini ortaya koyar.

Unutmayın; otelcilikte misafir memnuniyeti yalnızca ön büroda, restoranda veya oda kalitesinde oluşmaz. Tüm hizmet bileşenlerinin ihtiyacı olan doğru ürünün, doğru zamanda, doğru maliyetle, doğru kalite ve standartta temin edilip misafire sunulabilmesiyle başlar.

Satınalma organizasyonu güçlü olmayan otellerde hizmet kalitesini sürdürülebilir kılmak zordur.

Peki sizin organizasyonunuz bu sürecin neresinde?
Operasyonel bir kaosun içinde mi, yoksa kârlılığı artıran bir kaldıraç noktasında mı?

Otel grubunuzun satınalma organizasyon yapısını analiz etmek, merkez-otel dengesini kurarak sızıntıları önlemek ve ekibinizin kategori uzmanlığı yetkinliklerini geliştirmek için sunduğumuz ‘Otelcilikte Stratejik Satınalma Yönetimi’ danışmanlık ve eğitim programları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

Anahtar sözcükler; otel, konaklama, gıda, içecek, sözleşme, satın alma siparişi, F&B, housekeeping, kategori, bütçe, satınalma, eğitim, danışmanlık, satın alma organizasyonu, merkezi satın alma, pansiyon, resort, otel zinciri, zincir oteller, operasyon, hizmet, yatak sayısı, oda, tedarikçi, otel grubu, otelcilik, stratejik satınalma

Kamu ve Özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan Ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur?

Kamu Ve özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur
Kamu ve Özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan Ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur

Kamu ve Özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan Ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur?

Lütfi İNCİROĞLU

Kamu Ve özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur
Kamu ve Özel Sektör İşverenlerinin Kıdem Tazminatı Tavanını Aşan Ödeme Yapması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurur?

Kıdem tazminatı, aynı işverene bağlı bir iş sözleşmesine dayalı olarak en az bir yıl çalışan işçiye, iş sözleşmesinin kanunda belirtilen nedenlerden biriyle sona ermesi hâlinde, çalıştığı süre karşılığında işveren tarafından ödenen meblağdır.

Kıdem tazminatı tavanı, yüksek ücretli çalışanlar bakımından işverenin ödeyeceği kıdem tazminatının sınırsız şekilde artmasını önlemek, yüksek ücretli çalışanlarla düşük ve orta ücretli çalışanlar arasındaki kıdem tazminatı farkının aşırı büyümesini sınırlamak, toplu iş sözleşmeleriyle çok yüksek kıdem tazminatları belirlenmesini engellemek, kamu ve özel sektörde uygulanabilecek ortak bir üst sınır oluşturmak, kıdem tazminatını, devletin en üst düzey memuruna ödediği emeklilik ikramiyesiyle ilişkilendirerek objektif bir ölçüte bağlamak amacıyla getirilmiştir.

Bugünkü sistemde kullanılan, “en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi” ölçütü ise 1 Ocak 1983’te yürürlüğe giren 2762 sayılı Kanun’la getirilmiştir.

Bu kapsamda 1475 sayılı Mülga İş Kanunu’nun yürürlükte olan 14. maddesine göre, işçinin her bir çalışma yılı için alabileceği kıdem tazminatı, en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı karşılığında ödenen azami emeklilik ikramiyesini aşamaz.

Kıdem tazminatı tavanı her yıl ocak ve temmuz aylarında iki kez artırılan memur maaş katsayısının artmasıyla birlikte yeniden belirlenmektedir. Bu kapsamda, Hazine ve Maiye Bakanlığı 3.7.2026 tarihli ve 27998389-010-06-02-4870801 sayılı Genelge ile 01/07/2026 – 31/12/2026 döneminde geçerli olan memur maaş katsayıları yeniden belirlenmiştir. Buna göre 01/07/2026 – 31/12/2026 döneminde uygulanacak; Kıdem tazminatı tavanı 73.729,87 TL olarak belirlenmiştir.

Peki, kıdem tazminatı tavanı hangi ölçütler esas alınarak belirlenmektedir?

Mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükte bulunan 14 üncü maddesinde, “Toplu sözleşme ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez” şeklinde kurala yer verilmiştir. Yargıtay kıdem tazminatı tavanı ile ilgili olarak verdiği bir kararında, “Belirtilen üst sınır, “genel tavan” olarak adlandırılabilir. En yüksek devlet memuru da Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri (eskiden başbakanlık müsteşarı, daha sonra Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı) olduğundan genel tavan, bu görevdeki kişinin emekliliği halinde Emekli Sandığınca ödenecek olan bir yıllık ikramiye oranını geçemeyecektir. Genel tavan, iş sözleşmesinin feshedildiği andaki tavandır. Süreli fesih halinde sürenin son bulduğu tarih tavanın tespitinde dikkate alınır[1].

Özel sektör işvereni isterse kıdem tazminatı tavanını aşarak brüt ücret üzerinden kıdem tazminatı ödemesi yapabilir. Ancak tavanı aşan kısım ücret gibi değerlendirilerek gelir vergisi ve sigorta primine tabi tutulur (193 GVK m.25; 5510 SSGSSK m.80). Çünkü Gelir Vergisi Kanunu’nun 25. maddesi ile 1475 sayılı Kanuna göre ödenen kıdem tazminatı vergiden müstesna tutulmuştur. Kamu işverenleri ise kıdem tazminatı tavanını aşarak ödeme yaparlarsa 5018 Kanun çerçevesinde kamu zararına sebebiyet verdikleri için sorumlular hakkında Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanabilir”.

Yargıtay’a göre, kıdem tazminatı tavanını düzenleyen kural mutlak emredici nitelikte olup tavanı artıran iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi hükümleri geçersizdir. Bununla birlikte, özel sektör işvereni isterse kıdem tazminatı tavanını aşarak brüt ücret üzerinden kıdem tazminatı ödeyebilir. Ancak tavanı aşan kısım ücret gibi değerlendirilerek gelir vergisi ve sigorta primine tabi tutulur (193 GVK m.25; 5510 SSGSK m.80). Kamu işverenleri ise kıdem tazminatı tavanını aşarak ödeme yaparlarsa 5018 sayılı Kanun çerçevesinde kamu zararına sebebiyet verdikleri için sorumlular hakkında TCK hükümleri uygulanabilir.

Sonuç olarak, kıdem tazminatı tavanı en yüksek devlet memuru olan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin emekliliği halinde Emekli Sandığınca ödenecek olan bir yıllık ikramiye oranını geçemez. Genel tavan, iş sözleşmesinin feshedildiği andaki tavandır. Süreli fesih halinde sürenin son bulduğu tarih tavanın tespitinde dikkate alınır. Özel sektör işvereni isterse kıdem tazminatı tavanını aşarak brüt ücret üzerinden kıdem tazminatı ödemesi yapabilir. Ancak tavanı aşan miktar vergilendirme açısından kıdem tazminatı sayılmaz, ücret olarak değerlendirilir. Çünkü Gelir Vergisi Kanunu’nun 25 inci maddesi ile Mülga 1475 sayılı Kanun’un yürürlükte bulunan 14 üncü maddesine göre ödenen kıdem tazminatı vergiden müstesna tutulmuştur. Kamu işverenleri ise kıdem tazminatı tavanını aşarak ödeme yaparlarsa 5018 Kanun çerçevesinde kamu zararına sebebiyet verdikleri için sorumlular hakkında Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanabilir.

[1] Y22HD.13.10.2014 T., E.2014/19755, K.2014/27299 Legalbank.

www.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

Turizmde Yarış Artık Ödeme Ekranında

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Turizmde Yarış Artık ödeme Ekranında

Turizmde Yarış Artık Ödeme Ekranında

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Turizmde Yarış Artık ödeme EkranındaTurizm sektöründe artan fiyat şeffaflığı, dijital rekabetin hız kazanması ve kullanıcıların ödeme adımına birden fazla alternatifle ulaşabilmesi, ödeme sürecini satış yolculuğunun en kritik kırılma noktalarından biri haline getiriyor. Milisaniyeler seviyesindeki gecikmeler, başarısız işlem oranları ve zayıf kullanıcı deneyimi; doğrudan gelir kaybına dönüşebiliyor. Bu yeni düzende ödeme performansı, artık yalnızca operasyonel değil, aynı zamanda stratejik bir büyüme unsuru olarak öne çıkıyor.

Bu doğrultuda ödeme orkestrasyonu platformu Craftgate, Autopilot ve Ödeme Tekrar Deneme gibi çözümleriyle turizm sektöründeki üye işyerlerinin ödeme süreçlerinde yaşanan kritik kayıp noktalarını minimize ederek potansiyel ciro kayıplarının geri kazanılmasına katkı sağlıyor.

Turizm sektörü her zaman yüksek volatiliteye sahipti; ancak dijital ödeme ekosistemindeki inovasyonlar, fiyat şeffaflığını maksimum seviyeye taşıyarak rekabeti daha da hiper-ölçeklenebilir bir noktaya getirdi. Artık oyun alanı yalnızca ürün ve fiyat değil; ödeme performansı, dönüşüm oranı (conversion rate) ve kullanıcı deneyimi metrikleriyle yeniden tanımlanıyor.

Bugün müşteri serüveni, fiziksel deneyimden önce ödeme katmanında başlıyor. Deneyim odaklı tüketim trendiyle birlikte, online ödeme süreci artık yalnızca bir temas noktası değil, doğrudan gelir optimizasyonunun merkezi haline gelmiş durumda. Milisaniyeler seviyesinde gecikmeler, başarısız işlem oranları ve zayıf kullanıcı akışları; doğrudan gelir kaybına dönüşüyor.

Bu yeni düzende ödeme orkestrasyonu, akıllı ve dinamik yönlendirme ve çoklu ödeme sağlayıcı stratejileri kritik rol oynuyor. Doğru kart yönlendirmesi, yerel ödeme metotlarının entegrasyonu ve dinamik 3D Secure senaryoları; hem onay oranlarını artırıyor hem de kullanıcı deneyimini optimize ediyor.

Öte yandan fraud yönetimi artık yalnızca bir güvenlik katmanı değil, doğrudan iş sürekliliğini etkileyen stratejik bir bileşen haline geldi. Akıllı fraud tespit sistemleri, davranışsal analizler ve gerçek zamanlı risk skorlama mekanizmaları; chargeback oranlarını minimize ederken sahte işlemleri proaktif şekilde engelliyor. Tehdit aktörlerinin de aynı hızda evrildiği bu ortamda, ödeme altyapılarının sürekli güncel ve güçlü kalması kritik önem taşıyor.

Turizm sektöründe kullanıcılar genellikle birden fazla alternatifle ödeme adımına geliyor. Bu da ödeme sayfasının en kırılgan dönüşüm noktası olduğunu gösteriyor. Tek bir başarısız işlem, kullanıcıyı kolayca rakip platforma yönlendirebilir ve bu kayıp çoğu zaman geri kazanılamaz.

Craftgate ise, ödeme süreçlerindeki kritik kayıp noktalarını ortadan kaldırarak, sadece geçtiğimiz sene online ödeme alan turizm müşterilerine 43,5 Milyon Türk Lirası seviyesinde ciro kazandırdı.

Craftgate’in sunduğu çoklu para birimi ile ödeme alma altyapısı, global müşteri kitlesine lokal ödeme deneyimi sunarak farklı para birimleri ve ödeme alışkanlıklarına rağmen yüksek ödeme kabul oranlarının korunmasına katkı sağladı. Bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri Craftgate’in Türk Hava Yolları’nın iştiraki TKPAY, (Türk Hava Yolları Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri A.Ş.) ile iş birliğine imza atması oldu.

İş birliği kapsamında, TKPAY’in havacılık ve seyahati merkeze alan ödeme altyapısı doğrudan Craftgate’in orkestrasyon ağına entegre ediliyor. Craftgate’in ödeme sağlayıcılarını tek çatı altında toplayan mimarisi sayesinde üye işyerleri, mevcut sistemleri üzerinden hiçbir ek yazılım geliştirmesi yapmadan TKPAY’in sunduğu alternatif ödeme deneyimini ödeme seçeneklerine dahil edebiliyor.

Kart saklama (tokenization) ve tek tıkla ödeme (one-click payment) çözümleri ile ödeme adımındaki sürtünme azaltılarak kullanıcıların hızlı ve kesintisiz işlem yapması sağlandı; böylece terk oranları düşürülürken dönüşüm oranları artırıldı.

Ödeme altyapısında yaşanan kesintiler ve başarısız işlem oranlarına karşı geliştirilen Autopilot & Retry mekanizmaları sayesinde işlemler otomatik olarak yeniden denenerek veya alternatif kanallara yönlendirilerek ödeme reddi kaynaklı olası gelir kayıpları geri kazanıldı. Akıllı ve Dinamik Yönlendirme ve ödeme orkestrasyonu kabiliyetleri ile işlemler en avantajlı ödeme sağlayıcıya iletilerek onay oranları optimize edilirken, çoklu PSP stratejisi ile operasyonel dayanıklılık artırıldı.

Artan siber tehditler ve fraud risklerine karşı konumlanan gelişmiş Fraud Yönetimi çözümleri ile işlemler gerçek zamanlı analiz edilerek riskli aktiviteler engellendi; chargeback maliyetleri düşürülürken güvenli ve sürdürülebilir bir ödeme ekosistemi oluşturuldu.

Sonuç olarak Craftgate, ödeme deneyimini uçtan uca optimize eden bütünsel yaklaşımıyla turizm sektöründe, kaybedilme riski taşıyan işlem hacminin yeniden ekonomiye kazandırılmasına ve markaların sürdürülebilir büyümesine doğrudan katkı sağladı.

Craftgate Operasyon ve Destek Yöneticisi Oya Gürcüoğlu konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

Oya Gürcüoğlu“Turizm sektöründe ödeme deneyimi artık yalnızca bir teknik süreç değil; doğrudan gelir sürekliliğini ve kullanıcı deneyimini etkileyen stratejik bir alan haline geldi. Craftgate olarak ödeme altyapılarında yaşanabilecek kesinti ve başarısız işlem risklerini minimize etmeye odaklanıyoruz; Autopilot, akıllı yönlendirme ve ödeme tekrar deneme gibi çözümlerimizle üye işyerlerimizin operasyonel sürekliliğini destekliyoruz. Güçlü entegrasyon ağımız ve esnek ödeme altyapımız sayesinde üye iş yerlerinin farklı pazarlardaki kullanıcılarına daha hızlı, güvenli ve sürdürülebilir ödeme deneyimleri sunmasına katkı sağlıyoruz. Bu yaklaşım, üye iş yerlerimizin yalnızca ödeme performansını değil; kullanıcı memnuniyetini, operasyonel verimliliğini ve sürdürülebilir büyümesini de doğrudan destekliyor.”


Eğitim: Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvet 
Önleme Eğitimi

Eğitim Kapsamı: İnşaat ve altyapı projeleri, stratejik satınalma operasyonları, CAPEX, taşeron ve tedarikçi ilişkileri, bilgi işlem alımları, teknik ofis, bakım-onarım, idari işler, depo, satış ve satınalma süreçleri

Şirket harcamalarının ve paydaş ilişkilerinin olduğu her yerde risk vardır. Kritik soru şudur:

Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi
Şirket Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi

Para doğru yere mi gidiyor, yoksa şirket sessizce soyuluyor mu? Zamanında görülmeyen kontrol boşlukları ve kirli ilişkiler, bir süre sonra işten çıkarma, ticari dava, ceza dosyası, tazminat ve itibar kaybı olarak geri döner. Rüşvet iddiaları, usulsüzlük söylentileri ve itibar suikastleri şirketin enerjisini içeriden tüketir.

Amaç; usulsüzlük izlerini yakalamak, yapılan ihbarları doğru analiz etmek, ön inceleme ve soruşturma sürecini prosedüre uygun yönetmek, ihale ve sözleşme alanlarındaki riskleri fark etmek ve şirketi mahkeme süreçlerine girmeden önce önlem almaya zorlamaktır. Çünkü önlem zamanında alınmazsa, bedel daha sonra çok daha ağır ödenir.

Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL

Eğitim Süresi: 2 gün

Eğitim Planı:

  • Güvenilir Kurumsal Yapı İnşa Etmek
  • Kontrol Noktaları ve Yönetim Zafiyetleri

Pratik 1: Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:
Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

Şüpheli İşlemleri ve Usulsüzlük İzlerini Yakalamak

Pratik 2: Giriş Kalite Kontrolde Rüşvet İddiası: Bir Dava İncelemesi

  • Erken Uyarı Sinyalleri ve Kırmızı Bayraklar
  • İhbar Hattı ve Bildirim Sürecini Yönetmek

Pratik 3: Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi   

  • Ön İnceleme, Delil Toplama ve Belge İnceleme
  • Mülakat Teknikleri ve Raporlama

Pratik 4: Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

  • İhale ve Sözleşmelerde Riskli Alanlar
  • Tedarikçi Firma Seçimi ve Kirli İlişki Ağları

Pratik 5: Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?
Pratik 6: Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

  • Rüşvet ve Çıkar Çatışmalarını Görmek

Pratik 7: Hediye mi, Rüşvet mi? Tedarikçi İlişkilerinde Üç Şaşırtıcı Dava Örneği
Pratik 8: Satınalma Operasyonlarında Çıkar Çatışması:
Akrabalık Bağı, Geciken Aksiyonlar ve Borç–Alacak Davasına Dönüşen Risk

  • Yargı Süreçlerine Hazırlık: İş, Ticaret ve Ceza Mahkemeleri

Pratik 9: Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

  • Gerçek Örnekler ve Uygulamalı Çalışmalar 

Pratik 10: Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı: Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti 

Eğitim Öncesi Hazırlık: Pratik çalışmalarda kullanılacak dava dosyalarını eğitimden önce indirip inceleyiniz.

Eğitim Kategorisi: Premium 

ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.

Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.

Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet
Eğitim: şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet

Prof. Dr. Murat ERDAL – İstanbul Üniversitesi

Murat Erdal
Murat Erdal – Tedarik Zinciri Yönetimi

Prof. Dr. Murat ERDAL, sektörel sözleşmelerde alıcı-satıcı ve taşeron ilişkilerinin sahadaki uygulamasını yakından incelemiştir. Ticaret Mahkemelerinde uzun yıllara dayanan bilirkişilik deneyimiyle, sahadaki ticari problemlerin hukuki süreçlerdeki karşılığını değerlendirmiştir. Kontrat yönetimi, ticari risklerin azaltılması ve operasyonel temas noktalarında etik dışı uygulamaların önlenmesi konularında şirketlere değer katar.

Stratejik yönetim perspektifiyle şirketlerin kritik süreçlerini görünür kılar; karar alma, kontrol ve uygulama disiplinini ölçülebilir çıktılarla destekler. Sürdürülebilir büyüme ve tedarik zinciri yönetimi alanlarındaki uzmanlığıyla şirketlere danışmanlık desteği sağlar; kurumsal gelişim programlarını uçtan uca yönetir.

Danışmanlık yaklaşımını, şirketle birlikte değer üretmeye ve kalıcı yönetim disiplini oluşturmaya odaklar.

Kitapları;

  • Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi
  • Tedarik Zinciri Yönetimi Başarı Hikayeleri
  • Entegre Lojistik Yönetimi
  • Depo Yönetimi

Anahtar Sözcükler: Harcama, Risk, Suistimal, Usulsüzlük, Rüşvet, satın alma, dava, mahkeme, işten çıkarma, hile, dolandırıcılık, para, kontrol, denetim, yargı, ticaret, alacak, tedarikçi, CAPEX, soruşturma, disiplin, hile, ihbar, ihbar hattı, eğitim, danışmanlık, davacı, davalı, temyiz, hukuk, mevzuat, menfaat, etik, denetim, süreç, satınalma, tedarik zinciri, 

Sivil Toplum, Kamu ve Özel Sektör İş Birliği : Safe2Eat Örneği

Sivil Toplum, Kamu Ve özel Sektör İş Birliği Safe2eat örneği Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Sivil Toplum, Kamu ve Özel Sektör İş Birliği : Safe2Eat Örneği

Dr. Ulduz AZAD

Stratejik Bir Paydaş Olarak Sivil Toplum ve Değer Zinciri Entegrasyonu

Sivil Toplum, Kamu Ve özel Sektör İş Birliği Safe2eat örneği Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemModern makroekonomik yapılarda sivil toplum kuruluşları (STK), kamu otoritesinin düzenleyici ve denetleyici gücü ile özel sektörün operasyonel dinamikleri arasında sadece bir denge unsuru değil; stratejik birer iş ortağıdır. Türkiye’de köklü bir kurumsallaşma geleneğine dayanan sivil toplum kültürü, günümüz iş dünyasında çok daha multidisipliner bir kimliğe bürünmüştür. Akademi ile reel sektörün icra kurulları arasında kurulmaya teşvik edilen sinerjinin bir benzerini, makro düzeyde STK’ların bürokrasi ile sanayi, yani regülasyon ile operasyon arasında kurduğunu gözlemliyorum.

Özellikle gıda, perakende ve hızlı tüketim gibi toplumsal sağlığı, satın alma etiğini ve uçtan uca tedarik zinciri sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen kritik sektörlerde STK’lar; bilimsel veri temelli kararlarının alınmasında, denetimlerinin ve kamusal kontrol mekanizmalarının şeffaflaşmasında, toplam kalite yönetiminin tüketici nezdinde doğru inşa edilmesinde temel bir omurga teşkil etmektedir.

Saha Pratikleri ve İyi Uygulama Modelleri: Global ve Lokal Sinerji

Pazarlama ve satın alma odaklı teorik çalışmalarda, paydaşlar arası güven ilişkilerinin sahadaki en somut karşılıkları, çok ortaklı ve uluslararası projelerin operasyonel başarısında görülmektedir. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) koordinasyonunda yürütülen ve 2026 yılı itibarıyla stratejik adımlarla büyümeye devam eden “Safe2Eat” (Güvenle Tüket) kampanyası, küresel gıda değer zinciri  açısından güzel bir referans noktasıdır. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün regülasyon gücü ile Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) sektörel ve operasyonel birikimi, bu süreçte çok paydaşlı bir yönetişim modelinin başarılı bir örneğini sergilemektedir.

Gerek akademik kürsülerde gerekse markaların tedarik zinciri yapılarına entegre edilmekte olan şeffaflık ve izlenebilirlik ilkeleri, Safe2Eat projesinin üç temel sütununda hayat bulmaktadır:

  • Çok Paydaşlı Ortak Akıl Platformu: Uluslararası bilimsel otoriteler, kamu bürokrasisi ve sanayiyi temsil eden en üst düzey STK yapısı aynı stratejik hedefe kilitlenmiştir.
  • Halk İçin Sadeleştirilmiş Bilimsel İletişim: Yazı dili; gıda israfının azaltılması ve saklama koşulları gibi doğrudan mutfaktaki tüketici davranışını olumlu yönde dönüştürecek pratik uygulamalara yönelik hazırlanmıştır.

Safe2eat

  • Teknolojik ve Operasyonel Şeffaflık: Bakanlığın “Denetim Elinde” felsefesiyle hayata geçirdiği “Güvenilir Gıda Mobil Uygulaması” ve gastronomi noktalarındaki karekod denetim sistemleri, tüketicinin algıladığı hizmet kalitesini en üst seviyeye taşımaktadır. Müşterinin tek bir karekod ile işletmenin denetim geçmişini görebilmesi, perakende sektöründe haksız rekabeti önleyen ve marka değerini koruyan etkili bir adımdır. Global uygulamalara baktığımızda, Çek Cumhuriyeti’ndeki ComHub (Gıda Güvenliği İletişim Merkezi) yapılanması ve Slovakya’nın veri odaklı izlenebilirlik (traceability) süreçlerini, STK-kamu-özel sektör entegrasyonunun iyi örnekleri olarak sıralayabiliriz.

Safe2eat 2

Sonuç olarak; Hem bir mühendis hem de bir işletme akademisyeni gözlüğüyle, temel stratejik hedeflere ulaşmanın yolu; kamunun denetim gücü ile özel sektörün teknik ve ticari dinamiklerini ödün vermeden “bilimsel veri tabanında” uzlaşmasından geçmektedir. Tam da bu noktada STK’lar, bir taraftan akademik ve teorik bilgiye, diğer taraftan özel sektörün operasyonel tecrübesine ve saha pratiklerine hakim olarak ekosisteme çok yönlü bir entegrasyon ve katalizör avantajı sağlamaktadır.

Toplumsal güvenin, izlenebilirliğin ve sürdürülebilir kalkınmanın tesisi, ancak Safe2Eat kampanyası modelinde olduğu gibi çok paydaşlı, entegre ve şeffaf yapılarla mümkündür.

Kolektif Emeğe Teşekkür Ve Geleceğe Çağrı

16 Nisan 2026 tarihinde yeni dönemi eş zamanlı olarak başlatılan Safe2Eat kampanyasının bu vizyoner yolculuğunda emeği geçen tüm paydaşlarımıza içtenlikle teşekkür ederim:

Küresel vizyonu ve bilimsel liderliği için EFSA’ya; projeyi ülkemizde titizlikle yürüten ve “Güvenilir Gıda” mobil uygulamasıyla tedarik zincirinde dijital dönüşüme öncülük eden T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne; sanayimizin çatı örgütü olarak kamu ile sanayi arasındaki diyalog ve ticaret kanallarını açık tutan, TGDF yönetimine; teorik bilgiyi toplum ve endüstri yararına sunan değerli bilim ortaklarımız olan STK’lar, üniversiteler ve akademisyenlere; şeffaflığı ve izlenebilirliği bir kurum kültürü haline getiren tüm perakende, satın alma, gastronomi ve lojistik paydaşlarımıza şükranlarımı sunarım.

Dr. Ulduz AZAD

Vatandaş 1 Lira Kazanıyor, Üretici Bir Denklem Çözüyor: Depozito ve Üretici Sorumluluğunun Satınalma Yüzü

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Depozito İade Sistemi Ve üreticinin Satınalma Denklemi

Depozito İade Sistemi Satınalma İçin Ne Anlatıyor: Maliyet, Hammadde ve Tersine Lojistik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Depozito İade Sistemi Ve üreticinin Satınalma Denklemi1 Temmuz 2026 sabahı, Türkiye genelinde yeni bir dönem başladı. Depozitosu Olan Ambalajlar sistemi, Şubat 2025’te Sakarya’da pilot olarak başlayıp kademeli yaygınlaşan yapısını geride bırakarak, 81 ilde ve 973 ilçede eş zamanlı devreye girdi. Tüketici artık üzerinde doğa işareti bulunan bir plastik, cam veya alüminyum içecek ambalajını iade noktasına götürdüğünde ambalaj başına 1 lira alıyor, ki bu tutar pilot dönemdeki 25 kuruşun dört katı. Kamuoyuna yansıyan yüz bu, yılda yaklaşık 25 milyar ambalajın geri kazanılması ve ekonomiye yıllık yaklaşık 30 milyar lira katkı hedefiyle çerçevelenmiş bir çevre hikayesi.

Sistemin ilk günlerine ait veriler bu ilgiyi somutluyor. Bakanlık verilerine göre 1 Temmuz’da DOA makinelerine 1 milyon 547 bin 850 içecek ambalajı iade edildi ve mobil uygulamayı yükleyen kullanıcı sayısı 649 bin 244’e ulaştı. İlk beş günde iade edilen ambalaj sayısı 7 milyon 621 bin 974’e, kayıtlı kullanıcı sayısı ise 1 milyon 385 bin 673’e çıktı. Oysa aynı uygulamanın üretici tarafında görünen yüzü oldukça farklı, çünkü orada bir geri ödeme yerine yeniden yapılanmış bir maliyet, yeni bir uyum kodu ve bir ürün tasarımı yükümlülüğü var.

Bu yazının çıkış noktası tam da bu ayrım. Depozito İade Sistemi‘nin devreye girmesi ve arkasından gelen Tek Kullanımlık Plastikler Yönetmelik Taslağı, atığı ve geri dönüşümü uzun süredir bulunduğu yerden, yani belediyelerin ve çevre birimlerinin masasından alıp üreticinin satınalma masasına taşıyan bir yukarı yönlü sorumluluk göçünü başlatıyor. Türkiye’de atık ve geri dönüşüm, bu iki düzenlemeyle birlikte doğrudan bir satınalma ve maliyet meselesi haline geliyor. İstanbul Politikalar Merkezi için Sedat Gündoğdu’nun hazırladığı politika notu ile Özge Çetinkaya ve Atilla Keskin’in Eurostat verilerine dayanan karşılaştırması, farklı yöntemlerle aynı yapısal tespitte buluşuyor. İkisi de döngüsel ekonominin asıl müdahale noktasının atık aşamasından üretim, tasarım ve piyasaya arz aşamasına kaydığını gösteriyor. Bu kayma ise satınalma fonksiyonunun tam da doğal alanına denk düşüyor.

Maliyet Masaya Taşınıyor: DEKAB ve Öngörülebilirlik Sorunu

Depozito sisteminin satınalma açısından ilk somut sonucu, maliyetin nereye oturduğuyla ilgili. Bakanlık açıklamalarına göre tüketiciye iade edilen 1 lira, üreticilerin ödediği katılım ve toplama bedelleriyle finanse ediliyor ve satılan içeceğin raf fiyatına depozito adı altında herhangi bir ekleme yapılması yasak. Aksini yapan işletmelere yasal işlem uygulanacağı açıkça duyuruldu. Bunun anlamı yalın, ambalaja bağlı çevresel maliyet artık üreticinin sırtında ve bu maliyeti tüketiciye raf üzerinden aktarma yolu kapalı. Böyle bir tabloda satınalma ekibi için soru, ürünün ambalaj biriminin ne kadara mal olduğundan çıkıp, bu birimin taşıdığı toplam yükümlülüğün nasıl yönetileceğine kayıyor. Depozito bedelinin işletme sermayesi üzerindeki etkisi de bu tablonun bir parçası. Çünkü sistemin çevrimi tahsilat ile iade arasında bir zamanlama farkı yaratıyor. Kısacası ambalaj, bilançoda daha önce durmadığı bir yerde görünür hale geliyor.

İkinci ve daha teknik sonuç, mevcut çevre yükümlülüklerinin yeniden kodlanması. Zorunlu depozito kapsamına giren içecek ambalajları için Geri Kazanım Katılım Payı tahsil edilmiyor, bunun yerine Türkiye Çevre Ajansı tarafından Depozito Katılım Bedeli tahsil ediliyor ve bu bedelin tutarı cari dönem için belirlenmiş mevcut GEKAP tutarlarıyla aynı. Üretici, Depozito Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden ambalaj türünü de gösteren on haneli bir DEKAB kodu alıyor ve Gelir İdaresi Başkanlığı’na yaptığı GEKAP beyanında bu kodu kullanıyor, tahsilat da GİB beyan dönemleriyle aynı periyotlarda ilerliyor. Görünürde yük değişmiyor ama akış değişiyor, çünkü aynı tutar farklı bir kurumun sistemine, farklı bir kod ve mahsup mantığıyla taşınıyor. Bu da muhasebe ve beyan tarafında yeni bir uyum adımı demek ve satınalma ile mali işlerin aynı ambalaj kaleminde ortak çalışmasını gerektiriyor. Yeni sistemde beyanın doğru kodla ve doğru dönemde yapılması, mahsup ve iade süreçlerinin de sağlıklı yürümesinin ön koşulu.

Asıl belirsizlik ise bu iki adımın ötesinde. Gündoğdu’nun notu, Türkiye’deki Tek Kullanımlık Plastikler Yönetmelik Taslağı’nın genişletilmiş üretici sorumluluğunu işaretleme ve farkındalıkla sınırlı tuttuğunu, oysa AB’de üreticilerin toplama ve temizlik maliyetlerini de üstlendiğini ortaya koyuyor. DEKAB, GEKAP’ı aynı tutarla taşısa bile toplama, ayrıştırma, çevresel telafi ve yeniden kullanım sistemlerinin finansmanı gibi asıl mali yükün nihai olarak kimde kalacağı taslakta henüz somut değil. Bir maliyet kaleminin bugünkü tutarını bilmek, o kalemin yarınki genişleme yönünü bilmekle aynı şey değildir. Bu belirsizlik, ambalaj ağırlıklı sektörlerde çok yıllı bütçe ve tedarik planlaması yapan ekipler için gerçek bir öngörülebilirlik riski taşıyor. Bu kalemi yalnızca dönemsel bir vergi satırı olarak gören bir yaklaşım, kodun, mahsubun ve önümüzdeki dönemde büyümesi muhtemel mali yükün hazırlığını da gözden kaçırabiliyor.

Geri Dönüştürülmüş İçerik Bir Girdi Kısıtına Dönüşüyor

Sistemin ikinci cephesi, ambalajın içine ne koyulacağıyla ilgili ve burada zorunluluk ile arz karşı karşıya geliyor. Avrupa Birliği tarafında tek kullanımlık plastik direktifi, PET şişelerde 2025’ten itibaren yüzde 25 ve tüm plastik içecek şişelerinde 2030’dan itibaren yüzde 30 geri dönüştürülmüş içerik şartı getiriyor. Yeni Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü ise 2030’dan itibaren gıda temaslı PET ambalajda yüzde 30, PET dışı temaslı plastikte yüzde 10 asgari tüketici sonrası geri dönüştürülmüş içerik öngörüyor ve bu eşikler 2040’a doğru sırasıyla yüzde 50 ve yüzde 25’e çıkıyor. Gündoğdu’nun AB direktifi ile Türkiye taslağını madde madde kıyasladığı tablo ise çarpıcı bir boşluğa işaret ediyor. Çünkü AB’de üretim için zorunlu olan geri dönüştürülmüş içerik oranı Türkiye taslağında yer almıyor. Yani içine geri dönüştürülmüş malzeme koyma yükümlülüğü bir tarafta bağlayıcı, diğer tarafta ise henüz temenni düzeyinde kalıyor.

Zorunluluk yükselirken arz tarafı aynı hızda gelmiyor. Geri dönüştürülmüş PET tedariki, plastik atık toplama uygulamalarındaki eksiklikler nedeniyle sınırlı kalabiliyor ve geri dönüştürülmüş plastiğin işlenme maliyeti yüksek seyrediyor. Gıda ve içecekle doğrudan temasa uygun rPET için tablo daha da dar. Bu malzemenin gelişmiş dekontaminasyon süreçlerinden geçmesi ve yasal onay alması gerekiyor. Bunu da yalnızca sertifikalı geri dönüşüm teknolojisine sahip tedarikçiler sağlayabiliyor. Çetinkaya ve Keskin’in Eurostat verileri bu darboğazın yapısal kökenini gösteriyor. Türkiye belediye atıklarının geri dönüşümünde 2022 yılında yüzde 12,3 seviyesinde kalırken AB ortalaması yüzde 48,7’ye ulaşmış durumda. Zayıf bir toplama ve ayrıştırma tabanı, gıda sınıfı geri dönüştürülmüş hammaddenin yerel arzını doğrudan kısıtlıyor. Böylece yükümlülük yükselirken onu karşılayacak malzemenin yerel havuzu sığ kalıyor.

Bu iki eğri birleştiğinde ortaya net bir satınalma sorunu çıkıyor. Geri dönüştürülmüş içerik, ucuz bir çevre tercihi olmaktan çıkıp sertifikaya bağlı, arzı kısıtlı ve fiyatı oynak stratejik bir girdiye dönüşüyor. Bir zamanlar işlenmemiş plastik, bol kapasite ve düşük hammadde fiyatı sayesinde daha uygun maliyetliyken, geri dönüştürülmüş içeriğe yönelik zorunluluk ve talep bu dengeyi tersine çeviriyor ve şişeleme, ambalaj ve kalıplama firmalarını tedarik zincirlerinde rPET’i önceden güvence altına almaya itiyor. Tam bu noktada Depozito İade Sistemi’nin çevre boyutunun ötesinde bir işlevi belirginleşiyor. Sistemin yılda yaklaşık 25 milyar ambalajdan üreteceği temiz tüketici sonrası hammadde, tam da bu geri dönüştürülmüş içerik açığını besleyecek yerel kaynağı yaratma potansiyeli taşıyor. Böylece depozito, bir düzenleme başlığı olduğu kadar ambalaj değer zinciri için bir hammadde güvenliği hamlesi anlamına da geliyor.

İhracatçı İçin Çifte Zemin: Yurt İçi Taban Zayıfken AB Eşiği Yükseliyor

Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı AB olduğu için bu tablo, AB pazarına ihracat yapan üretici açısından ayrı bir katman kazanıyor. Yeni Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü, üreticinin merkezinin nerede olduğuna bakmaksızın AB pazarına ambalaj süren tüm işletmeleri kapsıyor ve 2026 Ağustos’undan itibaren aşamalı olarak uygulanıyor. Tüzük 2030’dan itibaren geri dönüştürülebilirlik derecesi, asgari geri dönüştürülmüş içerik ve ambalaj küçültme yükümlülükleri getiriyor. 2029’a kadar üç litreye kadar tek kullanımlık içecek ambalajlarının yüzde 90’ının depozito benzeri sistemlerle ayrı toplanmasını ve 2030’a kadar içecek sektöründe ürünlerin en az yüzde 10’unun yeniden kullanılabilir ambalajda sunulmasını öngörüyor. Bunlara gıda temaslı ambalajda 2026 Ağustos’unda yürürlüğe giren PFAS sınırlamaları da ekleniyor. İhracatçı için bu, ürünün kendisi kadar ambalajının da bir pazara giriş koşuluna dönüştüğü anlamına geliyor.

Asıl güçlük, bu eşiklerin karşılanacağı zeminde yatıyor. Türk ihracatçısı, geri dönüşüme uygun tasarımı ve yüksek geri dönüştürülmüş içerik oranını, yüzde 12,3’lük belediye geri dönüşümüyle temsil edilen zayıf bir yurt içi döngüsel tabandan beslenerek sağlamak zorunda. Bu da geri dönüştürülebilir tasarım ve geri dönüştürülmüş içerik başlıklarını, satınalma ile ürün geliştirmenin ortak sorumluluğundaki tedarikçi kalifikasyonu ve eko-tasarım kararlarına bağlıyor. Bağlı kapak zorunluluğu, işaretleme ve malzeme seçimi gibi kalemler, artık teknik şartnamenin bir parçası olarak ele alınmayı gerektiriyor. AB’ye ihracat yapan bir firma için ambalaj tedarikçisinin sertifikasyon kapasitesi, gıda temaslı rPET sağlayabilme yeteneği ve tasarım esnekliği, fiyat kadar belirleyici bir seçim ölçütü haline geliyor.

Bu cephede üç kaynağın aynı mekanizmada buluşması dikkat çekici. Yeni tüzük, genişletilmiş üretici sorumluluğu ücretlerinin geri dönüştürülebilirlik, geri dönüştürülmüş içerik ve yeniden kullanılabilirliğe göre eko-modüle edilmesini, yani çevresel performansı yüksek ambalajın daha düşük, düşük performanslının daha yüksek ücret taşımasını zorunlu kılıyor. Gündoğdu’nun Türkiye taslağı için önerdiği revizyon eksenlerinden biri de tam olarak bu eko-modülasyon. Çetinkaya ve Keskin ise Belçika, Almanya ve Hollanda’nın ambalaj atıklarında yüzde 80’i aşan geri dönüşüm oranlarına güçlü ve tutarlı genişletilmiş üretici sorumluluğu sistemleriyle ulaştığını ortaya koyuyor. Eko-modülasyonun yönü artık tartışmalı değil, çünkü düzenleyici çerçeve, akademik bulgu ve saha verisi aynı noktayı işaret ediyor. Bu yönü bir uyum dosyası olarak okuyan üretici, eşikler devreye girdiğinde tedarikçi ağını ve şartnamesini geç ayarlarken, bunu bir tedarik ve tasarım gündemi olarak okuyan üretici erken konumlanma imkanı buluyor.

Tersine Lojistik Yeni Bir Satınalma Kalemi

Dördüncü cephe, malın tüketiciden geri dönüşüne, yani tersine lojistiğe bakıyor. Depozito İade Sistemi bu akışı somut bir yükümlülüğe çeviriyor, çünkü depozitolu içecek satan market zincirleri, süpermarketler, bakkallar ve büfeler ile otel, restoran ve kafe işletmeleri, Depozito Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden kayıt olup birlikte çalışacakları saha operatörünü belirlemek zorunda. Bu işletmeler, iade edilen ve yerinde tüketilen içecek ambalajlarını biriktirip seçtikleri saha operatörüne teslim ediyor. Böylece toplama, geçici depolama ve geri taşıma, sözleşmeye bağlanan operasyonel bir sürece dönüşüyor. Bu süreç, özellikle çok şubeli perakende ve ağırlama işletmelerinde saha operatörü seçimi, teslim sıklığı ve alan yönetimi gibi yeni satınalma kararları doğuruyor. Dolayısıyla ambalaj artık yalnızca alınan bir girdi değil, geri toplanması ve yönlendirilmesi de planlanan bir kalem.

Ağırlama sektörü bu cephede ayrıca öne çıkıyor. Yeni AB tüzüğü, otel, restoran ve kafe (HORECA) ortamında tüketilen belirli tek kullanımlık ambalajları 2030’dan itibaren kısıtlıyor ve yeniden kullanılabilir sistemlere geçişi teşvik ediyor, Türkiye’nin taslağı da bu sektörde yeniden kullanılabilir bardak ve gıda kabı seçeneğini önceliklendiren bir yaklaşımı metne taşıyor. Bunun sonucunda ağırlama işletmelerinin satınalma gündemi, yeniden kullanılabilir sistem tedariki, depozito yönetimi ve saha operatörü sözleşmeleriyle genişliyor. Gündoğdu’nun notu bu dönüşümü bir yük olduğu kadar bir fırsat olarak da okuyor. Çünkü yeniden kullanım, tekrar doldurma, depozito ve lojistik-yıkama altyapısı gibi alanlarda yeni iş modelleri için bir piyasa oluşuyor. Tersine lojistik, ambalajın satın alınmasıyla biten bir sürecin sonrasına eklenen, kendi başına yönetilmesi gereken yeni bir satınalma kalemidir. Tedarikçi geri alma yükümlülüğü ve yeniden kullanılabilir ambalaj havuzları, bu yeni kalemin öngörülebilir hale gelmesinde belirleyici olacak.

Sonuç: Dört Cephe, Tek Yön

Bu dört cephe birbirinden bağımsız gelişmeler değil, aynı yöne akan bir bütünün parçaları. Maliyetin DEKAB üzerinden yeniden kodlanması, geri dönüştürülmüş içeriğin bir girdi kısıtına dönüşmesi, AB eşikleri karşısında yurt içi tabanın yarattığı asimetri ve tersine lojistiğin bir satınalma kalemi haline gelmesi, hepsi ambalaja bağlı sorumluluğu çevre ve belediye başlığından üreticinin karar masasına taşıyor. Bu göçün merkezinde satınalma fonksiyonu duruyor. Çünkü maliyet öngörülebilirliği, hammadde güvenliği, tedarikçi kalifikasyonu ve sözleşme yönetimi bu fonksiyonun doğal alanı. Konuyu başkasının çevre dosyası olarak gören bir yaklaşım, maliyet, arz, kalifikasyon ve tersine lojistik taraflarında hazırlıksız yakalanma riski taşıyor. Aynı konuyu bir tedarik ve tasarım gündemi olarak okuyan yaklaşım ise uyum yükünü bir tedarik ve rekabet avantajına çevirme imkanına sahip.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Depozito İade Sistemi Ve üreticinin Satınalma DenklemiBu tabloyu besleyen iki çalışma da nihai olarak aynı yere varıyor. Gündoğdu’nun notu ve Çetinkaya ile Keskin’in karşılaştırması, döngüsel ekonominin yalnızca atık yönetimine indirgenemeyeceğini, üretim ve tüketim sistemlerinin bütüncül bir dönüşümünü gerektirdiğini vurguluyor. Bu dönüşümde asıl müdahale noktası atığın oluştuğu an değil, ürünün tasarlandığı ve piyasaya sürüldüğü an. O an ise tanımı gereği bir satınalma anı. Depozito İade Sistemi’nin 1 Temmuz’da attığı adım, bu anın Türkiye’de de artık bir çevre kararı kadar bir tedarik kararı olduğunu gösteren ilk somut işaret.


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun sürdürülebilirlik, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Yeşil Satın Alma, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri, Turquality, Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Teknoloji Herkesin Elinde, Peki Avantaj Kimde?

Teknoloji Herkesin Elinde, Peki Avantaj Kimde Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Teknoloji Herkesin Elinde, Peki Avantaj Kimde?

Sabri ERGENECOŞAR

Teknoloji Herkesin Elinde, Peki Avantaj Kimde Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemYapay zekânın iş dünyasında hızla yaygınlaşması, şirketleri yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmaya değil, aynı zamanda karar alma süreçlerini yeniden tasarlamaya da zorluyor. Bugün rekabet üstünlüğü sağlayan unsur, teknolojiyi ilk kullanan olmak değil; onu doğru stratejiyle kullanan organizasyonlar olmaktır.

Türkiye’nin ilk cep telefonu görüşmesinin gerçekleştirildiği 1995 yılında teknoloji, daha çok iletişimi kolaylaştıran bir araç olarak görülüyordu. Aradan geçen otuz yılı aşkın sürede ise teknoloji, şirketlerin büyüme stratejilerini belirleyen temel faktörlerden biri hâline geldi. Bugün yönetim kurulları, yapay zekânın maliyetleri nasıl düşüreceğini, müşteri deneyimini nasıl geliştireceğini ve rekabet avantajı yaratıp yaratmayacağını tartışıyor.

Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir nokta bulunuyor. Teknoloji tek başına rekabet avantajı oluşturmaz. Aynı yapay zekâ araçlarına rakipleriniz de erişebilir. Farkı yaratan unsur, kurumun bu teknolojiyi hangi kültürle, hangi verilerle ve hangi yönetim anlayışıyla kullandığıdır.

Başarılı yöneticiler çoğu zaman fırsatları rakiplerinden önce fark eder. Ancak fırsatı görmek ile doğru yatırım yapmak aynı şey değildir. İş dünyasında başarısız dijital dönüşüm projelerinin önemli bir kısmı, teknolojinin kendisinden değil, yeterli analiz yapılmadan alınan kararlar nedeniyle başarısız olur.

Veri odaklı yönetim anlayışı tam da bu noktada önem kazanır. Sezgiler yöneticiye yön gösterebilir; ancak sürdürülebilir başarı, ölçülebilir verilerle desteklenen karar mekanizmalarıyla mümkündür. Yapay zekâ da ancak kaliteli veriyle beslendiğinde işletmeye değer üretir.

Pazarlama alanında da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Geçmişte müşteri bilgisi büyük ölçüde saha araştırmaları ve anketlerle elde edilirken, bugün dijital temas noktaları şirketlere çok daha kapsamlı bir veri seti sunuyor. Online alışverişler, mobil uygulamalar, sadakat programları ve sosyal medya etkileşimleri, müşterilerin davranışlarını gerçek zamanlı olarak analiz edebilme imkânı sağlıyor.

Bununla birlikte dijital pazarlama, yalnızca daha fazla reklam göstermek anlamına gelmemelidir. Bir kampanyanın başarısı erişim sayısıyla değil; doğru hedef kitleye ulaşması, müşteri kazanım maliyeti, dönüşüm oranı ve yaşam boyu müşteri değeri gibi performans göstergeleriyle değerlendirilmelidir.

Teknoloji yatırımlarında en yüksek geri dönüşü sağlayan şirketler incelendiğinde ortak bir özellik dikkat çeker: İnsan kaynağına yaptıkları yatırım. Yapay zekâ uygulamalarını etkin kullanan kurumlar, çalışanlarını bu dönüşümün merkezine yerleştirir. Eğitim almayan çalışanların bulunduğu organizasyonlarda en gelişmiş teknolojiler bile beklenen verimi sağlayamaz.

Teknoloji Herkesin Elinde, Peki Avantaj Kimde Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemÖnümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet gücü, hangi yapay zekâ platformunu kullandıklarından çok; veriyi nasıl yönettikleri, çalışanlarını nasıl geliştirdikleri ve teknolojiyi iş süreçlerine ne kadar doğru entegre edebildikleriyle belirlenecektir.

Dijital dönüşümün merkezinde teknoloji değil, stratejik yönetim anlayışı vardır.

Sabri ERGENECOŞAR

Kaynak:

  • Ed: Torlak.Ö-Altunışık R. (2012) “Pazarlama Stratejileri” BETA yayınları, İstanbul
  • Batı U., (2012) “Markethink ya da Farkethink” İyi yayınları, İstanbul
  • King K., (2020) “Pazarlamada Yapay Zeka Kullanımı” The Kitap, İstanbul

Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı: Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti

Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı Satınalmada Suistimal İddiaları Ve Yargı Maliyeti
Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti

Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı: Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

Yazı Dizisi-10

Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı Satınalmada Suistimal İddiaları Ve Yargı Maliyeti
Vana Alımlarında % 35 Fiyat Farkı Satınalmada Suistimal İddiaları ve Yargı Maliyeti

Şirketinizde Bu Olay Yaşansaydı
Ne Yapardınız?

Satınalma personeli istifa ederek şirketten ayrılıyor. Ayrılış sonrasında geçmiş operasyonlar incelendiğinde teknik malzeme, özellikle de vana alımlarında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

Birçok alımda usulsüzlük olduğu düşünülüyor.

Üretici firma, satıcı firma ve iskonto bilgileri karşılaştırıldığında fiyat farklarının kaynağı tartışmalı hale geliyor.

Vanaların sürekli aynı firmadan yüksek fiyatla yapılması ile ilgili suistimal kuşkusu artıyor.

Bu tablo neden süreç işlerken fark edilmedi?

Teklif karşılaştırmaları kim tarafından kontrol edildi?
Tek firma ile çalışma eğilimi neden erken aşamada fark edilmedi?

Onay zinciri bu fiyat farkını neden yakalayamadı?

Ticari koşullar neden daha fazla sorgulanmadı?

Daha da önemlisi:

Bu zafiyetler büyümeden önce neden profesyonel destek alınmadı?

Bu soruların nasıl geliştiğini ve gecikmeli olarak harekete geçildiğini somut bir dava dosyası üzerinden görelim.

Etkili satınalma yönetimi, suistimali ve zararı yıllar sonra fark edip mahkemede ispatlamaya çalışmak değildir.

Bu dava dosyası, şirketlerin kurumsal satınalma yapısını neden güçlendirmesi ve gerektiğinde profesyonel danışmanlık desteği alması gerektiğini gösteren somut bir örnektir. Dosyada ileri sürülen ciddi zarar iddiasının, dava sürecinin sekizinci yılında dahi kesin çözüme kavuşmamış olması ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir.

Satınalma danışmanlığı; görev tanımlarını, teklif toplama yöntemini, tedarikçi seçimini, onay zincirini, piyasa araştırmasını ve denetim mekanizmasını sistematik hale getirir. Böylece şirketleri sonradan ortaya çıkabilecek yüksek maddi kayıplardan ve sonucu belirsiz, yıpratıcı mahkeme süreçlerinden korur.

Dosyadaki zarar iddiasının büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için dönemin döviz kuru da dikkate alınmalıdır. Davalı çalışanın teknik satın almalardan sorumlu olduğu dönem bakımından, Ocak 2009’da 1 USD yaklaşık 1,55 ve Ocak 2010’da ise yaklaşık 1,48 TL seviyesindedir.

Bu çerçevede dosyada ileri sürülen yaklaşık 599 bin TL’lik zarar iddiası, ilgili dönem kuru ile yaklaşık 375–405 bin dolar aralığında bir büyüklüğe karşılık gelmektedir. Güncel kur seviyeleriyle düşünüldüğünde bu tutar, milyonlarca liralık ekonomik kayıp iddiası anlamına gelmektedir. Şirket açısından kritik sorgulama, satınalma kayıtlarından fark edilen ciddi bir ekonomik kayıp, güven sorunu ve kontrol zafiyeti iddiasıdır.

Satınalma zafiyeti zamanında yönetilmezse, şirket yıllar sonra mahkeme koridorlarında zararını ispat etmeye çalışır.”

Pratik çalışma Dava Dosyası
Pratik Çalışma – Dava Dosyası

Dava Konusu:

Dava; şirketin teknik malzeme, özellikle de vana alımlarında piyasa fiyatlarının üzerinde işlem yapıldığı ve bu nedenle zarara uğratıldığı iddiasına dayalı maddi tazminat talebine ilişkindir.

Şirket, satınalma personelinin yeterli fiyat araştırması ve teklif karşılaştırması yapmadığını, alımların belirli bir satıcı firmaya yöneldiğini ve bu nedenle zarara uğradığını ileri sürmektedir.

Dava Mahkemesi: İş Mahkemesi

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davalılardan …’un müvekkili şirketin satın alma departmanında aktif bir pozisyonda 06.01.2006- 27.12.2010 tarihleri arasında çalıştığını ve istifa ettiğini,

  • istifanın ardından bizzat kendisi tarafından iade edilen satın alma defteri incelendiğinde özellikle büyük bir kısım satınalma işlemlerinin davalı …
    A …Endüstri Ürünleri Ltd. Şirketine verilmesinin sağlandığını ve dava dışı …
    B …San. A.Ş.‘nin iskontosuz liste fiyatları dikkate alınmak suretiyle teklif hazırlatılarak satıldığını,
  • diğer davalının A…End. Ürünleri firmasına yönlendirildiğini, bu ve benzeri işlemlerle her bir satınalma işleminde davalı … tarafından % 30-50 oranlarında daha pahalı olarak iç satış işleminin gerçekleştirildiğini,
  • Müvekkilinin zarara uğradığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 50.000 TL maddi zararın ticari işlerde uygulanan en yüksek temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı … vekili; zamanaşımı itirazında bulunduklarını,

  • Esas yönünden ise serbest piyasa koşullarında oluşan ticari fiyatlamalar ve ürün kalitesine göre değişen serbest piyasa fiyatları karşısında davanın reddi gerektiğini;
  • Davalı A… Endüstri Ltd. Şirketi vekili ise, davanın ticaret mahkemelerinin görevine girdiğini,
  • Zaman aşımı itirazlarının olduğunu,
  • davacının kusur ve zararı ispat etmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkeme Kararının Özeti:

  • Mahkemece, mevcut alım satım işlemleri neticesinde davacının zararı doğmuş ise taraf şirketlerin sorumluluklarının ne tutarda olduğu hususunun davacı ve davalı şirket arasındaki ticari ilişki kapsamında kaldığı bu uyuşmazlığın çözümünde yetkili Mahkemenin ise İş Mahkemesi değil Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle şirket yönünden açılan davanın görev yönünden reddine karar verilmiş;

İşçi … hakkında açılan davaya ilişkin ise;

  • dava konusu dönemde davacı şirket ile bu davalı arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcut olduğu,
  • davacı şirket satın alma yetkilisi olan davalının gelen fiyatları bilgisayarında bulunan programına yükleyip üst amiri olan satın almadan sorumlu müdürüne gönderdiği,
  • müdürün gelen satınalma bilgilerini değerlendirip uygunsa bir üst amiri olan Genel Müdür Yardımcısına gönderdiği,
  • Genel Müdür Yardımcısının da gerekli incelemeyi yaptıktan sonra uygun gördüğü taktirde uygundur şerhiyle Genel Müdüre gönderdiği, genel müdürün incelemesinden sonra onay vermesi halinde satın alma işleminin yapıldığı,
  • davalının da satın alma işleminde başlangıçtan sonuna kadar normal prosedürü uyguladığı, davacının bu işlemlere davacı şirket içinde karar veren tek yetkili konumunda olmadığı,
  • yapılan işlemlerin davacı şirketin iç işleyişi anlamında davacı şirketin karar ve uygulamaları olduğu,
  • şirketin basiretli bir tacir olarak yaptığı işlem ve eylemlerin sorumluluğunun kendisinde olduğu,
  • davalı …’un sadakat borcuna aykırı olarak ifa ettiği eylemler yoluyla esasen elde edemeyeceği bir yarar iddiasına ilişkin olarak davalının malvarlığında gerçekleşen bir artışa, zenginleşmeye, menfaate ilişkin hiçbir veri olmayıp, davacı şirketten menfaat elde etmek için davalı şirket ile el ve iş birliği içinde eylemlerde bulunduğu şeklinde ileri sürülen hususun cezai müeyyidesinin bulunduğu,
  • oysa davalı hakkında bir ceza soruşturmasının var olduğunun davacı tarafça iddia ve ispat edilmediği, hal böyle olunca davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari işlemlere yönelik tazminat isteminde davalı işçiye husumet düşmediği gerekçesiyle husumet yokluğu nedeniyle ret kararı verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davacı ve davalı … vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1 – Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre hükmü temyiz eden davacı ve davalı …’un aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,

2 – Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının işçisi olan davalı … tarafından diğer davalı ile yapılan hukuka aykırı anlaşma doğrultusunda yapılan satış işlemleri ile ilgili olarak davacı şirketin zarara uğratılıp uğratılmadığı, uğranılan maddi zararın davalı işçiden tahsilinin gerekip gerekmediği konusundadır.

Davacı şirketin zarara uğradığını iddia ettiği satın alma işlemleri ”…” marka vanaların alımına ilişkin işlemlerdir.

Dava dışı … firmasının davacı şirkete gönderdiği 03.01.2013 tarihli mail ile,
– peşin alımlarda % 40,
– 60 gün vadeli alımlarda % 35,
– 90 gün vadeli alımlarda % 30 iskonto yapıldığı bildirilmiştir.

  • Dava dışı … firmasının üretici firma olduğu; … firmasının ise satıcı firma olduğu anlaşılmaktadır.
  • Davacı, … A …Endüstri Ürünleri Ltd. firmasından değişik tarihlerde toplam 1.348.478 TL tutarında vana alımı yapıldığını,
  • dava dışı … firmasının 03.01.2013 tarihli mailine göre satıcı firma … firmasından % 35 oranında fazla miktarda fiyat ile alım yapıldığını,
  • satın alma ile görevli diğer davalı işçinin ise piyasa fiyatının çok üzerinde olan bu alımları gerçekleştirmede esas görevli olması nedeniyle uğranılan 598.906,154 TL zarardan sorumlu olduğunu iddia etmiştir.

Nitekim, dava dışı … firması davacı yana gönderdiği mailde,

  • malzemelerin satış fiyatlarının teklifte verilen fiyatlardan farklı olduğunu ancak davalı … ile davacı firma arasında var olduğu söylenen bir anlaşma nedeniyle teklif fiyatlarını … firmasının belirlediğini,
    bundan sonraki teklif taleplerinin aracı olmaksızın doğrudan verileceğini belirtmiştir.
  • … firması ise, malzemenin sabit bir değeri olmadığını,
  • piyasada değişken fiyatları olduğunu, serbest piyasa ekonomisinin söz konusu olduğunu,
  • … marka vanaların piyasadaki satış fiyatlarının incelenmesi gerektiğini,
    farklı markalar ile ürün kıyaslaması yapılamayacağını ve iddia edilen maile konu indirimin bayinin indirim hakkı olduğunu yoksa piyasadaki satış fiyatı olmadığını; davalı işçi ise kendisinin satın alma konusunda tek yetkili olmadığını savunmaktadır.
  • Davalı işçi, 21.04.2009 tarihinden itibaren iç ve dış tüm teknik satın almalardan (hammaddeler haricindeki tüm teknik hizmet ve mal alımı) görevli kişidir.
  • Mahkemece, davacının bu işlemlere davacı şirket içinde karar veren tek yetkili konumunda olmadığı, yapılan işlemlerin davacı şirketin iç işleyişi anlamında davacı şirketin karar ve uygulamaları olduğu gerekçesiyle işçiye yönelik davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma yetersizdir.
  • Hükme esas alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlıkları gidermeye yönelik olmadığı gibi denetime de elverişli değildir.
  • Davacı işverenin zarara uğrayıp uğramadığı, uğramış ise zararın miktarı ve davalı işçinin zararın meydana gelmesinde kusur oranı yöntemince belirlenmemiştir.
  • Dava dışı … firmasının davacı firmanın satın aldığı vanaların fiyatlarını davacı firmaya piyasaya sattığı tutarların üzerinde bildirip bildirmediği,
  • davacının zarara uğradığını iddia ettiği miktarın dava dışı … firmasının aynı marka vanaları piyasaya daha uyguna satmasına karşın kendisine daha fazla fiyat teklif etmesinden mi kaynaklandığı;
  • yoksa dava dışı … firmasının teklif ettiği satım fiyatının … firmasının teklifinden daha yüksek olmasının nedeninin … firması ile A … End. firması arasındaki anlaşmadan mı kaynaklandığı netleştirilmemiştir.
  • … firması ve dava dışı … aynı tip vanalara fiyat verirken, … firması üretici firma olmasına rağmen … firmasından hep daha yüksek fiyat teklif etmiştir.
  • Bu hususun nedeni ortaya konulmadığı gibi, davacı firmanın alımlarında tekliflerin sadece bu iki firmadan mı alındığı, başka firmalardan fiyat teklifi alınıp alınmadığı, diğer firmaların teklif ettiği fiyatların ne kadar olduğu belirlenmemiştir.
  • Ayrıca, 2011 tarihli mailde bildirilen iskontoların daha önceki yıllar için de geçerli olup olmadığı da açık değildir.
  • Öncelikle davacı firmanın yapmış olduğu alımlar nedeniyle gerçekten zarara uğrayıp uğramadığı ve miktarı belirlenmelidir. Bunun için de yukarıda belirtilen hususları da içerir denetime elverişli rapor alınmalı,
  • davacı firmanın almış olduğu aynı marka ve türdeki vanaları gerçekten piyasa değerinin üzerinde bir fiyatla alıp almadığı belirlenmelidir.

Bundan sonra da, davacı firma gerçekten zarara uğramış ise,

davalı işçinin tek yetkili olmamasının kusurunu tamamen ortadan kaldırmayacağı, netice olarak piyasadan teklifleri almak ile bir başka deyişle vanaların piyasa fiyatlarını araştırmak ve aynı marka ürünün en uygun fiyatını bulmak ile davacının görevli olduğu nazara alınarak kusur oranı belirlenmeli ve sonucuna göre davalı işçi yönünden açılan dava hakkında bir karar verilmelidir.

3-Kabul şekline göre, davalı işçi yönünden esastan ret yerine husumetten ret kararı verilmesi de hatalı olmuştur. Mahkemece yukarıda belirtilen şekilde araştırma yapıldıktan sonra davalı işçinin sorumluluğu esastan değerlendirilmeli ve avukatlık ücreti de buna göre belirlenmelidir.

Mahkemece bu hususlar gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 15.11.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

Değerlendirme ve Öneriler

Bu dosya sadece satınalmada usulsüzlük, yolsuzluk şüphesi ve pahalı alımlar yönünden okunmamalıdır. Asıl mesele, şirketin satınalma sisteminin ortaya çıkan problemi işlem sırasında neden göremediği ve geç fark edilen zafiyetlerin şirkete nasıl katlanan maliyetler olarak geri döndüğüdür.

  • Problem işlem sırasında değil, yıllar sonra fark edilmiştir.
    Problem, alım yapılırken değil, geçmiş kayıtlar incelendiğinde görünür hale gelmiştir. Bu durum, teklif karşılaştırması, piyasa araştırması, fiyat kontrolü ve satıcı/tedarikçi izleme mekanizmasının yeterince etkili çalışmadığını göstermektedir. Satınalma kontrolü, personel ayrıldıktan sonra dosya incelemek değil; işlem yapılırken problemi yakalayabilmektir.
  • Yetki-onay zinciri soru işaretleri ile doludur. Satınalma denetimi tek bir satınalma personeli ile sınırlı kalmamalıdır.
    Bu kadar onay kademesinden geçen işlemlerde fiyat farkları, tek satıcı yoğunlaşması ve üretici-satıcı ilişkisi neden fark edilmemiştir? İnceleme yalnızca satınalma personeline odaklanırsa eksik kalır. Teklifleri kontrol eden, onaylayan, uygun bulan ve ödeme sürecine kadar işlemi taşıyan tüm yetki zinciri birlikte sorgulanmalıdır.
  • Mahkemede e-posta yazışmalarından destek aramak kurumsal satınalma zafiyetidir.
    Şirket, işlem tarihinde sağlam bir teklif dosyası, fiyat karşılaştırması ve karar izi oluşturamamıştır. Yıllar sonra e-postalar üzerinden zarar ispat etmeye çalışmak, satınalma sisteminin süreç içinde çalışmadığını gösterir.
  • Zarar iddiası büyüktür; yargı maliyetleri de bunun üzerine eklendiğinde tablo daha da vahim hale gelmektedir.
    Dosyada yaklaşık 598.906 TL zarar iddiası vardır. Ancak şirketin gerçek maliyeti bununla sınırlı kalmamıştır. Çalışan 2010 yılında ayrılmış, Yargıtay bozma kararı 2018 yılında verilmiş, üstelik dosya bu kararla da sonuçlanmamıştır. Şirket, yıllara yayılan dava sürecinde hem zararın varlığını ve tutarını hem de kusur oranını ispat etmeye çalışırken; avukatlık giderleri, bilirkişi incelemeleri, mahkeme süreçleri, yönetim zamanı, dosya takibi ve belirsizlik maliyetlerine de katlanmıştır. Geç fark edilen satınalma problemi, şirkete tek bir zarar kalemi olarak değil, büyüyen ve yıpratıcı bir maliyet zinciri olarak dönmüştür.
  • Zayıf hukuk stratejisinin hedeflenen sonucu üretmediği görülmektedir.
    Satıcı firmaya karşı İş Mahkemesinde dava açılması, dosyanın hukuki strateji bakımından da sorunlu kurgulandığını göstermektedir. Eski çalışan yönünden İş Mahkemesi bağlantısı anlaşılabilir; ancak satıcı firma ile ilişki ticari alım-satım ilişkisidir. Mahkemenin satıcı firma yönünden Ticaret Mahkemesini görevli görmesi, bu tercihin zaman kaybı, usul tartışması ve ek yargılama maliyeti doğurduğunu ortaya koymaktadır.
  • Pahalı ders, firma için gelişim fırsatı olarak değerlendirilmelidir.
    Bu dosya yalnızca satınalma harcamaları tartışması değildir; zayıf satınalma sisteminin şirkete nasıl toplam maliyet olarak döndüğünü göstermektedir. Önemli olan, bu pahalı dersi yalnızca dava konusu yapmak değil; kurumsal öğrenmeye, süreç iyileştirmeye ve daha sağlam bir satınalma sistemine dönüştürebilmektir.

Sonuç açıktır:
Satınalma problemi zamanında görülmezse maliyet katlanır. Önce pahalı alım maliyeti doğar. Sonra yargı maliyeti başlar. Ardından yönetim zamanı, itibar, enerji ve belirsizlik maliyeti eklenir.

Bu nedenle zamanında alınan satın alma danışmanlığı bir gider değil, maliyet önleme mekanizmasıdır.

Şirketler için doğru yönetim anlayışı, yıllar sonra mahkemede zararını ispat etmeye çalışmak değil; o zararın doğmasını baştan engelleyecek satınalma sistemini kurabilmektir.

Doğru satın alma danışmanlığı; tedarikçi seçiminden teklif karşılaştırmasına, piyasa araştırmasından onay zincirine, görev tanımlarından iç kontrole kadar satınalma yapısını güçlendirir.

Şirketler için tercih nettir:

Satınalma problemlerini profesyonel destekle süreç içinde mi yöneteceksiniz, yoksa yıllar sonra mahkeme dosyasında mı tartışacaksınız?

Karar sizin.

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.

Satınalma Danışmanlığı
Satın alma ve Tedarik Zinciri Danışmanlığı

Satın alma Danışmanlığı
Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.

Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

Anahtar Sözcükler:

Satınalma, teknik satınalma, vana alımı, tedarikçi yönetimi, tek tedarikçi riski, fiyat araştırması, piyasa fiyatı, teklif karşılaştırması, teklif toplama, iskonto, üretici firma, bayi, distribütör, satıcı firma, serbest piyasa, teknik şartname, onay zinciri, satınalma onayı, şirket zararı, maddi tazminat, işçi sorumluluğu, kusur oranı, sadakat borcu, özen yükümlülüğü, görev tanımı, iç kontrol, iç denetim, satınalma denetimi, suistimal iddiası, yolsuzluk iddiası, satın alma danışmanlığı, mahkeme, dava, temyiz, bozma, bilirkişi raporu, tazminat, iş mahkemesi, ticaret mahkemesi

Egea’dan Sonra Filo, Tedarikçi ve İkinci El: Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Egea’dan Sonra Filo, Tedarikçi ve İkinci El: Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma Denklemi30 Haziran 2026 sabahı, Bursa’daki Tofaş fabrikasında son Fiat Egea banttan indi. Üzerinde “Egea Saygı” yazan özel bir uğurlama bandı, on bir yıllık bir üretim serüvenini işçilerin alkışları ve gözyaşları arasında noktaladı. 2015’ten bu yana taksiciden aileye, ticari filodan kamu kurumuna kadar milyonlarca kullanıcının hayatına dokunan bir modelin vedasıydı bu. Egea’nın öyküsünü yalnızca bir otomobilin emekliye ayrılması olarak okumak ise olayın satınalma ve tedarik zinciri tarafını tümüyle gözden kaçırmak anlamına gelir. Egea’nın asıl bıraktığı miras banttan inen araç değil, Bursa çevresinde on bir yılda örülen yerli tedarik derinliği ve bugün sınanan geçiş kapasitesidir. Bu yazı, efsanenin veda ettiği noktada tedarikçilerin, filo alıcılarının ve ikinci el piyasasının önüne çıkan gerçek soruları satınalma penceresinden ele alıyor.

Bir Başarı Yayının Anatomisi

Egea’nın başarısını doğru okumak için önce rakamların büyüklüğünü görmek gerekiyor. Model, 29 Eylül 2015’te yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir yatırımla hayata geçirildi ve kısa sürede Tofaş’ın o güne kadarki en kapsamlı binek otomobil projesine dönüştü. On bir yıllık süreçte toplam üretim 1 milyon 350 bin adede ulaştı, bu üretimin 700 binden fazlası Türkiye pazarında satıldı ve model 40’tan fazla ülkeye Fiat Tipo adıyla ihraç edildi. Lansmanından yalnızca üç yıl sonra 500 bininci aracın bant inmesi, projenin ne denli isabetli bir yatırım olduğunu daha o dönemde gösterdi. Uygun fiyatı, düşük işletme maliyetleri ve geniş iç hacmiyle Egea, uzun yıllar pazarın boş bıraktığı alanı doldurarak en çok tercih edilen otomobil oldu ve sektör açısından Murat 124 ile Şahin ve Doğan gibi ikonik modellerin modern bir ardılı olarak konumlandı.

Modelin zirvedeki uzun dönemi ise 2025’te kapandı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği’nin yıl sonu verilerine göre 2025’te Türkiye’nin en çok satan otomobili Renault Clio olurken Egea Sedan listenin üçüncü basamağına geriledi. Pazarın sedan gövdelerden SUV ve crossover modellere kayan ilgisi, modelin ivmesini yavaşlatan etkenlerin başında geliyordu. Tofaş CEO’su ve OSD Başkanı Cengiz Elordu da kararın temelinde müşteri tercihinin sedandan SUV tarafına kaymasının yattığını açıkça ifade etti. Geçişin çoktan başladığı üretim verilerinde de okunuyordu, çünkü 2026’nın ilk çeyreğinde Egea üretimi 18 bin seviyesinden 12,9 bine inerken yeni ticari araç projesi K0’da üretim 8 binden 23 binin üzerine çıktı. Bu tablo, Egea’nın bantlardan inişinin ani bir başarısızlık öyküsü olmadığını, olgun bir yaşam döngüsünün doğal sonu olduğunu ortaya koyuyor.

Görünmeyen Omurga: Egea’nın Kurduğu Tedarikçi Ekosistemi

Egea’nın on bir yılda yarattığı asıl değer, banttan inen araç sayısının ötesinde bir yerde duruyor. Tofaş bugün yaklaşık 2.000 tedarikçiden dolaylı malzeme ve hizmet alırken, yurt içinde 147 ve yurt dışında 20 tedarikçiden doğrudan malzeme temin ediyor ve motor ile şanzıman hariç parçaların ağırlığını yerli tedarikçilerden karşılıyor. Bu tablo tek başına bir fabrikanın değil, Bursa merkezli 200’ü aşkın tedarikçinin oluşturduğu köklü bir yan sanayi havuzunun resmidir. Egea gibi yüksek hacimli tek bir bayrak model, bu havuza yıllarca istikrarlı sipariş, ortak geliştirme ve ölçek ekonomisi taşıyan bir çıpa işlevi gördü. Modelin yerlilik oranının versiyona göre yaklaşık %64’e kadar çıkabilmesi de tam olarak bu derinliğin bir sonucuydu. Böyle bir taban bir günde kurulmaz ve bu yönüyle Egea’nın on bir yıllık istikrarı, Bursa yan sanayisinin olgunlaşmasında sessiz ama belirleyici bir rol oynadı.

Ancak bir bayrak model bittiğinde bu denklemin bütün değişkenleri yeniden hesaplanmak zorunda kalır. Egea’ya özgü kalıplar, aparatlar ve süreçler etrafında konumlanmış bir tedarikçi, üretim durduğunda hem bir gelir kaleminin kapanmasıyla hem de yeni platforma uyum maliyetiyle aynı anda yüzleşir. K0 ve K9 gibi yeni nesil projeler (Tofaş’ın Bursa’da ürettiği yeni nesil hafif ticari araç platformlarının proje kodları) bu tedarikçilerin bir bölümüne yeni bir kapı açsa da geçiş kendiliğinden ve maliyetsiz gerçekleşmiyor. Farklı bir ürün mimarisi, yeni parça geometrileri ve değişen kalite gereklilikleri, tedarikçi tabanında yeniden takımlanma ve yeniden onaylanma süreçlerini zorunlu kılıyor. Bu dönüşümü kendi başına yürütebilen tedarikçi ayakta kalırken, tek modele yaslanıp uyum kabiliyetini geliştirmeyen tedarikçi için tablo çok daha zorlu. Bir tedarikçi tabanının gerçek sınavı, bayrak model bantlardan indiği ve o tabanın kendini yeni bir ürüne göre yeniden kurgulaması gereken anda başlar.

Model Sonu (EOP): Satınalmacının Sessiz Yükü

Bir modelin üretiminin sona ermesi, kamuoyunda çoğu zaman duygusal bir veda töreni olarak görünür. Oysa ki satınalma masasında çok daha teknik bir sürecin adıdır. Model sonu yönetimi, tedarik sözleşmelerinin düzenli biçimde sonlandırılmasını, modele özgü kalıp ve tezgahların amortisman durumunun kapatılmasını ve son parti parça ihtiyacının doğru hesaplanmasını gerektirir. Bunun hemen yanında, üretimi biten bir model için yıllarca sürecek yedek parça tedarik yükümlülüğünün planlanması gelir, çünkü yollardaki araç parkı fabrikadan çok daha uzun yaşar. Aynı satınalma ekibi bir yandan da yeni platformun parçaları için tedarikçileri yeniden devreye almak, fiyatları yeniden müzakere etmek ve tedarik sürekliliğini garanti altına almak durumundadır. Model sonu, satınalma fonksiyonunun en sessiz yürüttüğü ama en fazla disiplin ve ileri görüş isteyen süreçlerinden biridir.

Egea örneğinde bu geçiş, ticari araç projelerine doğru belirgin bir kayışla birlikte ilerliyor. K0 ve K9 hatlarının devreye girmesi, tedarik ilişkilerinin bir bölümünün korunmasını sağlarken bir bölümünün de baştan kurulmasını gerektiriyor. Böyle bir dönemde tedarik kesintisi riskini yönetmek, ikili kaynak stratejilerini gözden geçirmek ve tedarikçi finansal sağlığını izlemek, sürecin görünmeyen ama belirleyici başlıkları haline geliyor. Bu tür bir geçişi kayıpsız yönetmek, deneyime ek olarak sistematik bir tedarik zinciri okuryazarlığı gerektiren bir iştir. Doğru kurgulandığında bir modelin emekliliği, tedarikçi ilişkilerinde bir kopuş yerine kontrollü bir devir teslime dönüşebilir.

Yerlilikten İthal İkameye: Bursa mı, Kenitra mı?

Egea’nın boşalttığı kapasitenin nasıl dolacağı sorusu, aynı zamanda Türkiye otomotiv tedarik zincirinin yönüne dair bir soru. Şirketin Bursa fabrikasındaki yıllık üretim kapasitesini geçtiğimiz dönemde 450 binden 500 bine çıkarması, Egea’dan boşalan yaklaşık 200 bin adetlik alanın yeni bir modelle doldurulacağına kesin gözüyle bakıldığını gösteriyor. Ne var ki bu boşluğun ilk etapta yurt içi üretimle değil, Stellantis’in Fas Kenitra fabrikasında üretilecek modellerle doldurulması planlanıyor. Grande Panda’nın tasarım dilini taşıyan fastback ve B-SUV gövdeli iki modelin ithal yoluyla pazara sunulması beklenirken, Tofaş’ta üretilecek yeni yerli binek model kararı henüz kesinleşmedi. Bu tercih, kısa vadede yüksek yerlilik oranlı yerli üretimden, ithalat lojistiğine doğru kısmi bir kayış anlamına geliyor.

Bu noktada Bursa ile Kenitra arasındaki karşılaştırma, satınalma açısından öğretici bir tablo sunuyor. Bursa’nın 200’ü aşkın tedarikçiden oluşan havuzu, parça temininde çeşitlilik ve hız sağlarken, jeopolitik risklere karşı da bir dayanıklılık sigortası işlevi görüyor. Bursa’nın elindeki asıl koz, on yıllara yayılan tedarik derinliği ve bu havuzun kriz anlarında sunduğu esnekliktir. Buna karşılık ithal ikame modeli, döviz kuru, lojistik maliyet ve tedarik süresi değişkenliğini denklemin içine yeniden sokuyor. Tofaş’ın K0 için 386 milyon euro ve K9 için 250 milyon euro düzeyindeki yatırımları ile kapasite artışı, bu geçişin geleceğe kurulan köprüsü olarak okunabilir.

Filo, Kiralama ve Kamu Alımı: Egea’nın Boşalttığı Koltuk

Egea’nın satınalma dünyasındaki en güçlü olduğu alan, bireysel müşterinin ötesinde kurumsal alıcı tarafıydı. Düşük toplam sahip olma maliyeti, yaygın servis ağı ve kolay yedek parça erişimi, modeli taksi esnafının, ticari filoların ve kamu kurumlarının uzun yıllar bir numaralı tercihi haline getirdi. Özellikle operasyonel kiralama şirketleri için Egea, hesaplanabilir bakım gideri ve öngörülebilir artık değeriyle filo portföylerinin bel kemiğini oluşturuyordu. Bir aracın filo denkleminde yer bulması, satış fiyatından çok kullanım ömrü boyunca yarattığı toplam maliyete ve elden çıkarıldığında koruduğu değere bağlıdır ve Egea bu iki başlıkta da uzun süre güçlü bir performans sergiledi. Şimdi bu koltuğun boşalması, filo yöneticilerini ve kiralama şirketlerini yeni bir hesaplamaya zorluyor.

Sorunun kolay bir cevabı yok, çünkü Egea’nın yerini alması beklenen ithal modeller ile yeni SUV ve crossover seçeneklerinin fiyat seviyesi büyük olasılıkla daha yüksek olacak. Artan araç maliyeti, kiralama şirketlerinin fiyatlama modellerini, sözleşme sürelerini ve filo yenileme takvimlerini doğrudan etkileyecek bir değişken. Kamu ihaleleri tarafında ise yerlilik oranı ve ilgili teşviklerin araç tercihinde belirleyici olması, Egea sonrası dönemde alternatiflerin bu kriterlere göre yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Bir aracın filo ömrünü doğru kurmak, alternatifini doğru koşullarda ihaleye taşımak ve toplam maliyeti yeni araç için baştan hesaplamak, bu dönemde her zamankinden kritik hale geliyor. Bir filoyu doğru zamanda yenilemek, alternatifi doğru koşullarda ihale etmek ve toplam sahip olma maliyetini yeniden kurmak, artık sezgiyle yürütülebilecek bir iş olmaktan çıkmış, veriye dayalı bir tedarik yetkinliğine dönüşmüştür.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Operasyonel kiralama iş modelinin kalbinde artık değer tahmini yatar, çünkü şirketin karlılığı büyük ölçüde aracı sözleşme sonunda hangi fiyata elden çıkarabileceğine bağlıdır. Üretimi biten bir modelin artık değeri ise iki karşıt kuvvetin arasında şekilleniyor. Bir yandan kanıtlanmış güvenilirlik ve güçlü ikinci el talebi değeri desteklerken, diğer yandan filoların topluca elden çıkarılması ihtimali arzı artırarak fiyat üzerinde baskı yaratabiliyor. Bu nedenle kiralama şirketleri için Egea filolarının elden çıkarma zamanlaması, önümüzdeki dönemin en kritik karar başlıklarından biri olacak. Bu zamanlamayı isabetli kurabilen şirket, üretimin bitişini bir risk olmaktan çıkarıp bir fırsata çevirebilir.

Üretim Bitti, Peki İkinci El?

Egea’nın üretiminin durması, ikinci el piyasasında sezgilere ters düşen bir etki yaratıyor. İlk bakışta üretimden kalkan bir modelin ikinci elde ucuzlayacağı düşünülse de mekanik çoğu zaman ters yönde işliyor. Yeni araç arzı kesildiğinde, Egea sahibi olmak isteyen talebin tek adresi ikinci el piyasası haline geliyor ve bu da kıtlık etkisiyle fiyatları destekliyor. Kanıtlanmış dayanıklılık, en düşük işletme maliyeti, en yaygın servis ağı ve yollardaki devasa araç parkı bu talebi diri tutan başlıca unsurlar. Sevilen, çok satan ve işletmesi ucuz bir modelin üretimden kalkması, ikinci el değerini kısa vadede genellikle düşürmez, aksine kıtlaştıkça sabitler hatta destekler.

Tabloyu doğru okumak için Türkiye’ye özgü bir ayrımı da hesaba katmak gerekiyor. Enflasyonist ortamda ikinci el fiyatları nominal olarak artmaya devam ederken alım gücüne oranla reel bazda gerileyebiliyor. Dolayısıyla asıl mesele mutlak bir ucuzlamadan çok Egea’nın emsallerine kıyasla değerini ne kadar koruyacağıdır. Kısa vadede bu değeri baskılayan tek belirgin unsur, bayilerdeki son sıfır stokun kampanyalarla eritilmesi. Nitekim Temmuz 2026 listesinde Egea Sedan fiyatı bir önceki aya göre 20 bin lira gerilerken kampanyalı indirimler 145 bin liraya kadar çıktı, üstelik Egea sıfır pazarının hala en uygun fiyatlı modeli olarak tüm ikinci el fiyat bandını aşağıdan çıpalıyor. Stok tükendikten sonra bu baskı kalkacak ve fiyatı asıl belirleyecek olan, kiralama şirketlerinin filo araçlarını ne zaman ve hangi hacimde piyasaya süreceği olacak. Bu yönüyle ikinci el piyasasının seyri, filo tarafındaki elden çıkarma kararlarına doğrudan bağlı biçimde şekillenecek.

Sonuç: Bir Model Biter, Yetkinlik Kalır

Fiat Egea’nın on bir yıllık öyküsü, Türkiye otomotiv sanayisi için bir modelin ötesinde bir birikimin öyküsüdür. Bantlardan inen son araçla birlikte bir üretim hattının yanı sıra, binlerce mühendisin, işçinin ve tedarikçinin ortak emeğiyle biriken bir yetkinlik havuzunun bir dönemi de kapandı. Ancak bu birikimin en değerli yanı, doğru yönetildiğinde modelle birlikte tarihe karışmak zorunda olmamasıdır. Bir model er ya da geç bantlardan iner, fakat onu var eden tedarik ve mühendislik yetkinliği, doğru yönetildiğinde şirketle ve ülkeyle birlikte kalır.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Egea'dan Sonra Filo, Tedarikçi Ve İkinci El Bir Efsanenin Bıraktığı Satınalma DenklemiBursa’nın önündeki asıl sınav, Egea’nın miras bıraktığı bu yetkinliği yeni platformlara, yeni tedarik ilişkilerine ve yeni pazar koşullarına taşıyabilmektir. Egea bantlardan inmiş olabilir, ama bıraktığı iz ve açtığı yol, Türk otomotiv tedarik zincirinin geleceğini biçimlendirmeye devam edecek.

 


 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri ve Kazananları

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri ve Kazananları

Şerafettin YILDIZ

Yazar, Sosyal Güvenlik Denetmeni

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDijital dönüşüm, günümüz dünyasının en önemli değişim dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Yapay zekâ, otomasyon, büyük veri, nesnelerin interneti ve robotik teknolojiler yalnızca üretim süreçlerini değil, çalışma hayatının bütün bileşenlerini yeniden şekillendirmektedir. Sanayi Devrimi’nin üretim araçlarını değiştirdiği gibi, dijital dönüşüm de iş yapma biçimlerini, meslekleri, çalışan profillerini ve işverenlerin yönetim anlayışını köklü bir şekilde dönüştürmektedir.

Bu değişim süreci, kimi zaman iş gücü piyasasında belirsizliklere neden olurken, kimi zaman da yeni fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla dijital dönüşüm, sadece teknolojik bir gelişme değil; ekonomik, hukuki ve sosyal boyutları bulunan kapsamlı bir dönüşüm hareketidir. Bu süreçte asıl tartışılması gereken konu, teknolojinin çalışma hayatını nasıl değiştirdiğinden ziyade, bu değişime kimlerin uyum sağlayabildiği ve kimlerin bu dönüşümün dışında kaldığıdır.

Dijital Dönüşümün Çalışma Hayatına Etkileri Neler Olacak?

Teknolojik gelişmeler, özellikle tekrar eden ve standartlaşmış işleri büyük ölçüde otomasyon sistemlerine devretmektedir. Üretim bantlarında robotların kullanılması, bankacılık işlemlerinin dijital platformlara taşınması, muhasebe ve veri işleme süreçlerinin yazılımlar aracılığıyla yürütülmesi bunun en belirgin örnekleridir.

Bu gelişmeler bazı mesleklerin önemini azaltırken, bazı meslekleri tamamen ortadan kaldırma potansiyeline de sahiptir. Ancak tarihsel süreç göstermektedir ki her teknolojik dönüşüm beraberinde yeni iş alanları ve yeni uzmanlık alanları da oluşturmuştur.

Bugün veri analistleri, yapay zekâ uzmanları, siber güvenlik uzmanları, bulut sistemleri yöneticileri, yazılım geliştiricileri ve dijital pazarlama uzmanları iş gücü piyasasının en fazla ihtiyaç duyduğu meslek grupları arasında yer almaktadır. Önümüzdeki yıllarda ise bugün henüz tanımlanmamış pek çok yeni meslek ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla dijital dönüşüm, istihdamı tamamen ortadan kaldıran değil; istihdamın niteliğini değiştiren bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Kazananlar Kimler Olacak?

Dijital dönüşüm çağının kazananları, teknolojiye yatırım yapanlardan önce öğrenmeye yatırım yapanlar olacaktır.

Artık mesleki bilgi, yalnızca diploma ile sınırlı değildir. Sürekli öğrenme, yeni beceriler kazanma, dijital okuryazarlık, veri analizi, problem çözme, yabancı dil bilgisi ve teknolojiyi etkin kullanabilme becerisi çalışma hayatının temel yeterlilikleri hâline gelmiştir.

Değişime açık olan, kendisini geliştiren ve teknolojiyi bir tehdit değil, üretkenliği artıran bir araç olarak gören çalışanlar bu dönüşüm sürecinin en önemli kazananları olacaktır.

İşverenler açısından da durum benzerdir. Dijitalleşmeyi yalnızca teknoloji yatırımı olarak gören işletmeler kısa vadeli avantaj sağlayabilir; ancak uzun vadeli başarı, insan kaynağına yapılan yatırımla mümkündür. Çalışanlarını sürekli eğiten, dijital yetkinliklerini geliştiren ve kurumsal dönüşümü bütüncül bir anlayışla yöneten işletmeler rekabet üstünlüğü elde edecektir.

Kaybedenler Kimler Olacak?

Dijital dönüşümün kaybedenleri teknoloji karşısında kalanlar değil, değişime kapalı kalanlardır.

Sürekli aynı yöntemlerle çalışmayı tercih eden, mesleki gelişimini ihmal eden ve yeni teknolojileri öğrenmeye ihtiyaç duymayan bireylerin iş gücü piyasasında rekabet etmeleri her geçen gün daha da zorlaşacaktır.

Benzer şekilde dijital dönüşüme yatırım yapmayan işletmeler de verimlilik, kalite ve uluslararası rekabet açısından önemli dezavantajlarla karşı karşıya kalacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, dijital dönüşümün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar doğurmasıdır. Meslek değiştirmek zorunda kalan çalışanlar, dijital beceri eksikliği yaşayan bireyler ve belirli yaş grubundaki çalışanlar bu süreçten daha fazla etkilenebilmektedir. Bu nedenle devletin, eğitim kurumlarının ve işverenlerin birlikte hareket ederek yeniden beceri kazandırma ve beceri geliştirme programlarını yaygınlaştırması büyük önem taşımaktadır.

Dijital Dönüşümün Sosyal Güvenlik Sistemine Yansımaları?

Dijital dönüşüm, sosyal güvenlik sistemini de doğrudan etkilemektedir. Uzaktan çalışma, hibrit çalışma modeli, platform ekonomisi ve serbest çalışma biçimlerinin yaygınlaşması; sigortalılık, prim ödeme yükümlülüğü, iş kazası, meslek hastalığı ve çalışma sürelerinin tespiti gibi birçok konuda yeni hukuki değerlendirmeleri zorunlu hâle getirmektedir.

Özellikle dijital platformlar aracılığıyla çalışan kişilerin sosyal güvenlik kapsamına alınması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve çalışanların sosyal haklarının korunması önümüzdeki dönemin en önemli çalışma hayatı politikaları arasında yer alacaktır.

Bunun yanında dijitalleşme sayesinde sosyal güvenlik hizmetlerinin daha hızlı, şeffaf ve erişilebilir hâle gelmesi de önemli bir kazanımdır. Elektronik hizmetlerin yaygınlaşması, işlemlerin hızlanması ve bürokrasinin azalması hem vatandaşlar hem de kamu kurumları açısından önemli avantajlar sağlamaktadır.

İnsan Faktörü Neden Vazgeçilmezdir?

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin çalışma hayatının merkezinde insan yer almaya devam edecektir.

Yapay zekâ verileri analiz edebilir, robotlar üretim yapabilir, algoritmalar karar destek sistemleri oluşturabilir. Ancak hiçbir teknoloji; vicdanı, empatiyi, etik sorumluluğu, liderliği ve insani iletişimi tamamen ikame edemez.

Kurumları güçlü kılan yalnızca teknolojik altyapıları değil; çalışanlarının bilgi birikimi, tecrübesi, takım ruhu ve ortak değerleridir. Bu nedenle dijital dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için teknoloji ile insan kaynağının birbirini tamamlayan iki unsur olarak görülmesi gerekmektedir.

Sonuç;

Dijital dönüşüm, çalışma hayatının kaçınılmaz gerçeğidir. Bu süreç, bazı mesleklerin önemini azaltırken yeni fırsatlar ve yeni uzmanlık alanları da oluşturmaktadır. Dolayısıyla dijital dönüşüm, kazananları ve kaybedenleri teknolojiye göre değil; değişime uyum sağlayabilme kapasitesine göre belirlemektedir.

Geleceğin çalışma hayatında başarı; sürekli öğrenen, dijital yetkinliklerini geliştiren, değişime açık olan çalışanlar ile insan odaklı dönüşümü benimseyen işverenlerin olacaktır. Devletin ise bu süreçte sosyal güvenlik sistemini yeni çalışma modellerine uygun şekilde güncellemesi, çalışanların haklarını koruması ve dijital dönüşümün sosyal etkilerini azaltacak politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.

çalışma Hayatında Dijital Dönüşümün Kaybedenleri Ve Kazananları Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak, dijital dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ancak bu dönüşümün gerçek başarısı; teknolojiyi insanın yerine koymakta değil, insanın bilgi, beceri ve üretkenliğini destekleyen bir araç olarak kullanabilmektedir. Geleceğin kazananları, teknolojiyi yalnızca kullananlar değil; onu insan odaklı bir anlayışla yöneten bireyler ve kurumlar olacaktır.

Şerafettin YILDIZ

Yazar, Sosyal Güvenlik Denetmeni

Instagram:@serafettinyildiz