Yapay Zekâ Eğitim Dünyasını Nasıl Değiştiriyor?

Yapay Zekâ Eğitim Dünyasını Nasıl Değiştiriyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yapay Zekâ Eğitim Dünyasını Nasıl Değiştiriyor?

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Yapay Zekâ Eğitim Dünyasını Nasıl Değiştiriyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSon yıllarda iş dünyasında konuştuğumuz birçok kavram var: dijital dönüşüm, yetenek yönetimi, çevik organizasyonlar, geleceğin becerileri… Ancak bunların neredeyse tamamını aynı anda etkileyen bir güç ortaya çıktı: yapay zekâ.

Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji ekiplerinin konusu değil. İş yapma biçimlerimizi, karar alma süreçlerimizi ve en önemlisi öğrenme biçimlerimizi yeniden şekillendiriyor. Bu değişimden en çok etkilenen alanlardan biri de hiç kuşkusuz eğitim dünyası.

Bugün artık sadece yeni bilgiler öğrenmek değil; bilgiyi nasıl öğrendiğimiz, ne kadar hızlı öğrendiğimiz ve öğrendiklerimizi nasıl uyguladığımız da değişiyor.

Bilgiye Erişimin Demokratikleşmesi

Uzun yıllar boyunca bilgiye erişim sınırlıydı. Eğitimler, kitaplar, uzmanlar ve akademik kaynaklar öğrenmenin ana kanallarıydı. Bir konu hakkında derinleşmek istediğimizde zaman, mekân ve erişim kısıtlarıyla karşılaşabiliyorduk.

Bugün ise yapay zekâ destekli araçlar sayesinde bilgiye erişim neredeyse anlık hale geldi. Bir soru sorduğumuzda saniyeler içinde kapsamlı cevaplara ulaşabiliyoruz. Farklı kaynakları karşılaştırabiliyor, özetler alabiliyor, analizler yapabiliyoruz.

Bu durum öğrenmenin doğasını kökten değiştiriyor. Artık bilgiye ulaşmak başlı başına bir beceri değil. Asıl değerli hale gelen şey bilgiyi anlamlandırmak, yorumlamak ve doğru bağlamda kullanmak. Başka bir deyişle, bilgi çağından anlamlandırma çağına doğru ilerliyoruz.

Öğrenmenin Hızı Artıyor

Yapay zekânın öğrenme dünyasında yarattığı ikinci büyük değişim öğrenme hızında ortaya çıkıyor. Eskiden yeni bir konu öğrenmek için uzun eğitim programları, kapsamlı araştırmalar ve tekrar eden çalışmalar gerekirdi. Bugün ise öğrenme süreci çok daha dinamik hale geliyor.

Yapay zekâ sayesinde:

  • Karmaşık konular daha hızlı özetlenebiliyor,
  • Öğrenme materyalleri kişiselleştirilebiliyor,
  • Farklı öğrenme stillerine uygun içerikler üretilebiliyor.

Bu durum kurumlar açısından da önemli bir avantaj yaratıyor. Çünkü organizasyonların karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri artık bilgiye ulaşmak değil, sürekli değişen bilgiye ayak uydurabilmek. Yeni teknolojiler, yeni iş modelleri ve yeni beceriler sürekli ortaya çıkıyor. Dolayısıyla öğrenme artık belirli dönemlerde yapılan bir faaliyet değil; sürekli devam eden bir süreç haline geliyor.

Eğitmenin Rolü Dönüşüyor

Yapay zekânın eğitim dünyasında yarattığı en önemli dönüşümlerden biri de eğitmen rolünde yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca eğitmenler çoğunlukla bilgi aktaran kişiler olarak konumlandı. Eğitimler genellikle bir konunun anlatılması, örneklerin paylaşılması ve katılımcıların not alması şeklinde ilerledi. Ancak bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir dünyada artık eğitmenin rolü farklı bir noktaya evriliyor.

Bugünün ve yarının eğitmeni:

  • Sadece bilgi aktaran kişi değil,
  • Öğrenme deneyimi tasarlayan kişi,
  • Düşünmeyi tetikleyen kolaylaştırıcı,
  • Öğrenme süreçlerini yönlendiren rehber,
  • ve bazen de öğrenme mimarıdır.

Yapay zekâ bilgi üretme ve içerik hazırlama süreçlerini hızlandırabilir. Ancak insanların öğrenme motivasyonunu artırmak, deneyim yaratmak ve öğrenmeyi davranışa dönüştürmek hâlâ insan dokunuşu gerektirir. Tam da bu nedenle eğitim dünyasında eğitmenlerin rolü ortadan kalkmıyor; aksine daha stratejik ve daha değerli hale geliyor.

Kurumların Yeni Öğrenme İhtiyacı

Bugün organizasyonlar için en kritik sorulardan biri şu: “Çalışanlarımızın öğrenme hızını nasıl artırabiliriz?”

Çünkü rekabet artık yalnızca ürünler veya hizmetler arasında değil; aynı zamanda öğrenme hızları arasında gerçekleşiyor. Bir kurum yeni bilgiye ne kadar hızlı adapte olabiliyorsa, değişime de o kadar hızlı uyum sağlayabiliyor. Bu nedenle kurumların eğitim yaklaşımı da değişiyor. Artık sadece eğitim programları düzenlemek yeterli görülmüyor. Kurumlar bunun yerine:

  • Öğrenme kültürü oluşturmayı,
  • Kurum içi bilgi paylaşımını artırmayı,
  • Çalışanların birbirinden öğrenmesini sağlamayı,
  • Öğrenmeyi iş süreçlerinin doğal bir parçası haline getirmeyi hedefliyor.

Bu noktada kurum içi eğitmenlerin rolü giderek daha önemli hale geliyor. Çünkü kurumun kendi deneyimlerini, gerçek iş örneklerini ve içgörülerini en iyi aktarabilecek kişiler çoğu zaman kurumun kendi çalışanları oluyor.

Yeni Bir Öğrenme Ekosistemi

Yapay zekâ eğitim dünyasında bir şeyi çok net şekilde ortaya koyuyor: öğrenme artık tek boyutlu bir faaliyet değil. Bugünün öğrenme dünyasında;

  • Dijital içerikler,
  • Sınıf içi eğitimler,
  • Mikro öğrenme modülleri,
  • Mentorluk süreçleri,
  • Kurum içi bilgi paylaşımı,
  • ve deneyim odaklı uygulamalar

bir araya gelerek bir öğrenme ekosistemi oluşturuyor. Bu ekosistemde eğitmenlerin rolü de yeniden tanımlanıyor. Eğitmenler artık sadece eğitim veren kişiler değil; öğrenme deneyimini tasarlayan ve öğrenme kültürünü destekleyen liderler haline geliyor.

Geleceğin Eğitimcisi

Tüm bu dönüşüm bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Geleceğin eğitimcisi yalnızca konu uzmanı olan kişi değil; aynı zamanda teknolojiyi kullanabilen, öğrenme deneyimi tasarlayabilen ve katılımcıları düşünmeye teşvik edebilen kişidir. Başka bir ifadeyle eğitim dünyası yeni bir profile doğru evriliyor.

Bilgiyi anlatan eğitmenlerden, öğrenmeyi tasarlayan eğitimcilere doğru.

Bu dönüşümü doğru okuyabilen kurumlar ve eğitim profesyonelleri için ise çok önemli bir fırsat ortaya çıkıyor. Çünkü öğrenme hızının rekabet avantajına dönüştüğü bir dünyada, güçlü eğitimciler ve güçlü öğrenme sistemleri organizasyonların en değerli yatırımlarından biri haline geliyor. Belki de bu yüzden bugün birçok kurum yalnızca eğitim programları planlamayı değil, kendi iç eğitmenlerini yetiştirmeyi ve güçlü bir öğrenme kültürü oluşturmayı öncelik haline getiriyor. Ve belki de geleceğin en başarılı organizasyonları, çalışanlarının öğrenme potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarabilen kurumlar olacak.

Yapay Zekâ Eğitim Dünyasını Nasıl Değiştiriyor Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

“Her Geciken Konteyner Sanayici İçin Ek Maliyet”

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Her Geciken Konteyner Sanayici İçin Ek Maliyet

“Her Geciken Konteyner Sanayici İçin Ek Maliyet”

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi Haber Her Geciken Konteyner Sanayici İçin Ek MaliyetABD-İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması sadece enerji piyasalarını değil küresel ticaret zincirinin önemli bir bölümünü de olumsuz etkiliyor. Bu bölgenin dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olduğunu belirten Sea Art Lojistik Genel Müdürü Burcu Çamur, “Boğazın kapanması veya riskli hale gelmesi, taşıma maliyetlerinin artmasına ve sevkiyat sürelerinin uzamasına yol açabilir. Özellikle petrol, petrokimya ürünleri ve Asya’dan gelen birçok ham madde için maliyet baskısı oluşabilir” dedi.

Hürmüz Boğazı çevresinde yükselen jeopolitik gerilim, dünya ticaretinin en kritik deniz geçitlerinden birinde hareketliliğin yavaşlamasına neden oldu. Bölgedeki güvenlik riskleri nedeniyle petrol ve LNG tankerlerinin geçişlerinde aksaklıklar yaşanırken, enerji sevkiyatının önemli bir bölümü gecikmeye başladı. Bu durum, küresel enerji akışının yanı sıra sanayi üretimini besleyen hammadde tedarikinde de belirsizlik yaratıyor. Körfez hattında artan riskler nedeniyle bazı sevkiyatların limanlarda veya açık denizde bekletildiği belirtilirken, enerji ve sanayi şirketleri olası gecikmelere karşı sözleşmelerinde mücbir sebep maddesini devreye almaya başladı. Katar, Kuveyt gibi enerji ihracatçısı ülkelerden çıkan sevkiyatlar ile Hindistan ve Çin gibi büyük tüketici pazarlarına giden yüklerde yaşanan gecikmeler, küresel tedarik zincirinde yeni bir krizi de beraberinde getiriyor.

“Mücbir Sebep Krizin Büyüklüğünü Ortaya Koyuyor”

Burcu ÇamurKörfez hattındaki bu belirsizlik durumun küresel tedarik zincirinde yeni bir dönemi başlattığının altını çizen Sea Art Lojistik Genel Müdürü Burcu Çamur, “Limanlarda bekletilen her konteyner ve açık denizde rotasını değiştirmek zorunda kalan her tanker, sanayici için ek maliyet ve gecikme demektir. Navlun fiyatlarındaki kontrolsüz artış ve uzayan teslimat süreleri, çok yakında başka konuları da gündemimize getirebilir. Birçok küresel oyuncunun şimdiden mücbir sebep maddelerine devreye sokması durumun ciddiyetini ve operasyonel sürdürülebilirliğin ne kadar büyük bir tehdit altında olduğunu açıkça ortaya koyuyor” dedi.


EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzda benzer risklerin suistimale dönüşmesini önlemek ve satınalma fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz:

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Temel Satınalma Eğitimleri -> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz –>   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

YAZI DİZİSİ:

1 – Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:  Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

2 – Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi

3 – Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi


SİZDEN GELENLER

Okur Katkısı: Vaka ve Soru Paylaşımı

Bu yazı dizisini sahadan gelen gerçek soru ve örneklerle zenginleştirmek istiyorum. Satınalma süreçlerinde karşılaştığınız etik ikilemleri, kontrol boşluklarını veya “nasıl önleriz?” dediğiniz risk başlıklarını benimle (editor@satinalmadergisi.com ) paylaşabilirsiniz; uygun gördüklerimi anonimleştirerek ilerleyen bölümlerde vaka olarak ele alacağım.

Paylaşım yaparken yalnızca genel çerçeveyi aktarmanız yeterli;
kişi/kurum ismi vermeden, örneği daha çok “süreç ve risk” boyutuyla anlatmanız yazı dizisinin amacına en iyi şekilde hizmet edecektir.

Satınalma Süreçlerinde Denetim Ve Suistimal önleme Eğitimi
Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi

 

ŞİRKET EĞİTİMLERİ & SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ DANIŞMANLIĞI

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

 

FABRİKANIZDA BİRE BİR (1-1) YÖNETİCİ ve GRUP EĞİTİMLERİ

Satınalma Danışmanlığı
Satınalma Danışmanlığı

Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri

Eğitim içeriklerini görmek için başlıkları tıklayınız.

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

ŞİRKET EĞİTİMLERİ & SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ DANIŞMANLIĞI

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Dahilde İşleme Tedbirlerine Uyulmaması

Dahilde İşleme Tedbirlerine Uyulmaması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dahilde İşleme Tedbirlerine Uyulmaması

Kerim ÇOBAN

Emekli Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi                                                                                  

Dahilde İşleme Tedbirlerine Uyulmaması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem(1) Dahilde işleme tedbirlerini, dahilde işleme rejimi ve belgede/izinde belirtilen esas ve şartlara uygun olarak yerine getirmeyenlerden;

a) Şartlı muafiyet sistemi kapsamında ithal edilen ve Türkiye Gümrük Bölgesi dışına veya serbest bölgelere ihracatı gerçekleştirilmeyen eşyanın ithali esnasında alınmayan vergi,

b) Şartlı muafiyet sistemi kapsamında ithal edilen ve serbest bölgelere gerçekleştirilen ihracata konu eşyanın, belge/izin süresi bitiminden itibaren 3 (üç) ay içerisinde başka bir ülkeye satışının yapılmaması, Yatırım Teşvik Belgesi veya bir başka belge/izin kapsamında Türkiye Gümrük Bölgesine ithalatının yapılmaması, serbest bölgelerde bulunan tesislerin yapımında kullanılmaması, serbest bölgelerde bulunan tesislerde makine-teçhizat, demirbaşa kayıtlı eşya veya bunların parçası olarak kullanılmaması, serbest bölgelerde yerleşik gemi inşa faaliyetinde bulunan firmalara gemi inşasında kullanılmak üzere tesliminin yapılmaması, serbest bölgelerden gümrük hattı dışı eşya satış mağazalarına satışının yapılmaması veya serbest bölgelerden kara, deniz ve hava taşıtlarına kumanya olarak tesliminin yapılmaması durumunda, bu kapsamdaki ithalat esnasında alınmayan vergi,

c) Belge/izin ihracat taahhüdünün kapatılması aşamasında belge/izin kapsamında izin verilen miktarın üzerinde ithalat yapıldığının tespiti halinde, bu kısma tekabül eden ithalattan doğan vergi,

ç) Belge/izin kapsamında ithal edilen işletme malzemesinin CIF ithal tutarının, gerçekleşen FOB ihraç tutarının % 2 (doğal taşlar ile kıymetli maden ve taş ihraç taahhüdü içeren belgelerde % 10)’sinden fazla olması halinde, bu oranı aşan kısma tekabül eden ithalatla ilgili alınmayan vergi,

d) Belge/izin kapsamında ithal edilen değişmemiş eşyanın CIF ithal tutarının, gerçekleşen FOB ihraç tutarının % 1’inden fazla olması halinde, bu oranı aşan kısma tekabül eden ithalatla ilgili alınmayan vergi,

e) Geri ödeme sistemi çerçevesinde düzenlenen belge/izin kapsamında A.TR dolaşım belgesi eşliğinde Avrupa Topluluğuna üye ülkelere veya menşe ispat belgeleri eşliğinde Avrupa Topluluğuna üye ülkelere, Pan-Avrupa Menşe Kümülasyonuna taraf ülkelere, Pan-Avrupa-Akdeniz Menşe Kümülasyonuna taraf ülkelere veya Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmış bir ülkeye işlem görmüş ürün olarak ihraç edilmek üzere ithal edilen ancak süresi içerisinde ihracatı gerçekleştirilmeyen eşyaya ilişkin alınmayan vergi,

f) Dahilde işleme izin belgesinin/dahilde işleme izninin iptal edilmesi halinde, belge/izin kapsamında varsa alınmayan vergi,

g) Dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında ithal edilen eşyanın ihraç edilen işlem görmüş ürünün bünyesinde kullanıldığına ilişkin şartların yerine getirildiğinin Bakanlıkça belirlenen şekilde tevsik edilememesi ve bu şartların yerine getirildiğinin belge için İhracat Genel Müdürlüğünce bu maddenin altıncı fıkrasında belirlenen, izin için Gümrükler Genel Müdürlüğünce belirlenen diğer şekillerde de tevsik edilememesi halinde eşyanın ithalinde alınmayan vergi,

ğ) İhraç edilen ürün bünyesinde taahhüt edilenden daha az ithal ürün kullanılması nedeniyle gerçeği yansıtmadığı tespit edilen gümrük beyannamesi kapsamında ihracı gerçekleşmediği tespit edilen ithal eşyasına ilişkin alınmayan vergi,

ithal tarihi itibarıyla 4458 sayılı Gümrük Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Ayrıca, ithal edilen ve süresi içerisinde ihracatı gerçekleştirilmeyen eşya için 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 inci maddesi hükmü çerçevesinde müeyyide uygulanır. Dahilde işleme izin belgesinin ihracat taahhüdünün müeyyideli olarak kapatılmasına ilişkin yazıda, bu maddenin hangi fıkrası ve bendine istinaden müeyyide uygulanacağına ilişkin bilgiye, ayrıca tespit edilmesi halinde müeyyide uygulanması öngörülen ithal eşyasının, ithal edildiği şekliyle ve/veya işlem görmüş ürün olarak ihraç edildiğine, serbest dolaşıma sokulduğuna, gümrük gözetiminde imha edildiğine, gümrüğe terk edildiğine ya da mahrece iade edildiğine yönelik bilgiye de yer verilir.

(2) İkincil işlem görmüş ürüne ilişkin verginin 43 üncü maddenin beşinci fıkrası kapsamında ilgili gümrük idaresine yatırıldığının tevsik edilmemesi halinde, ikincil işlem görmüş ürünün kendisi üzerinden hesaplanan vergi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Ayrıca, ikincil işlem görmüş ürünün kendisi için 4458 sayılı Gümrük Kanununun 238 inci maddesi çerçevesinde işlem yapılır.

(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde vergisi ve cezaları ödenen eşyanın serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulmasının talep edilmesi halinde, ticaret politikası önlemlerinin uygulanması ve eşyanın ithali için öngörülen dış ticarette teknik düzenlemeler ve standardizasyon mevzuatı dahil diğer işlemlerin tamamlanması şartı aranır. Aksi takdirde, bu eşyanın serbest dolaşıma giriş rejimi dışındaki gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması gerekir.

(4) Ayrıca;

a)Birinci ve ikinci fıkrada sayılan haller dışında, belge kapsamında ithal edilen eşyanın işlem görmüş ürün olarak ihraç edildiğinin tespiti kaydıyla İhracat Genel Müdürlüğünce, izin kapsamında ithal edilen eşyanın işlem görmüş ürün olarak ihraç edildiğinin tespiti kaydıyla Gümrükler Genel Müdürlüğünce belirlenen şartlara uyulmaması durumunda,

b) Döviz kullanım oranının aranmayacağı haller haricinde, belge kapsamında ithal edilen eşyanın tamamı ihraç edilen işlem görmüş ürünün elde edilmesinde kullanılmış olsa dahi döviz kullanım oranının 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında belirlenen oranları geçmesi halinde,

belge/izin sahibi indirimli teminat hakkına sahip firma adına (bu firmanın başka bir firmanın belgesine yan sanayici olarak eklenmesi dahil) düzenlenmiş ve düzenlenecek belgeler/izinler kapsamında, Bakanlıkça uygun görüldüğü tarihten itibaren 6 (altı) ay süreyle indirimli teminat uygulanmaz ve söz konusu firmaların bu fıkra kapsamında 2 (iki) takvim yılı içerisinde müteakip ihlallerinde teminat oranı, Bakanlıkça uygun görüldüğü tarihten itibaren 6 (altı) aylık süre ile ithalattan doğan vergi tutarının 2 (iki) katına kadar arttırılır. Ayrıca, indirimli teminat hakkına sahip olmayan firmaların (bu firmaların başka bir firmanın belgesine yan sanayici olarak eklenmesi dahil) bu fıkra kapsamında her bir ihlalinde teminat oranı, Bakanlıkça uygun görüldüğü tarihten itibaren 6 (altı) aylık süre ile ithalattan doğan vergi tutarının 2 (iki) katına kadar arttırılır.

(5) Dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında Türkiye gümrük bölgesine getirilen eşyanın belge/izin süresinin bitimini takiben 1 (bir) ay içerisinde rejimin gerektirdiği işlemlerin bitirilmesi, ihracı veya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması halinde, bu işlemler belge/izin kapsamında değerlendirilir ancak 4458 sayılı Gümrük Kanununun 241 inci maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde usulsüzlük cezasının iki katı para cezası tahsil edilir. Dahilde işleme izin belgesi/dahilde işleme izni kapsamında Türkiye gümrük bölgesine getirilen eşyanın belge/izin süresinin bitimini takiben 2 (iki) ay içerisinde rejimin gerektirdiği işlemlerin bitirilmesi, ihracı veya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması halinde, bu işlemler belge/izin kapsamında değerlendirilir ancak 4458 sayılı Gümrük Kanununun 241 inci maddesinin dördüncü fıkrası çerçevesinde usulsüzlük cezasının dört katı para cezası tahsil edilir.

(6) Birinci fıkranın (g) bendi kapsamında, ithal edilen eşyanın ihraç edilen işlem görmüş ürünün bünyesinde kullanıldığına ilişkin dahilde işleme izin belgesinde yer alan şartların yerine getirildiğinin teknik, bilimsel veya idareden kaynaklanan bir nedenle tespit edilememesi halinde, söz konusu şartın yerine getirildiği, firmanın stok ve muhasebe kayıtları dikkate alınarak düzenlenecek yeminli mali müşavir raporu ile tevsik edilebilir.

(7) Bakanlıkça iç piyasa dengelerinin korunması amacıyla konulan ve bu niteliği belgede/izinde belirtilen önceden ihracat veya önceden ithalat şartının ihlal edilmesi halinde ihlali gerçekleştiren firmaya, dördüncü fıkrada belirtilen müeyyidenin yanı sıra, Bakanlıkça uygun görüldüğü tarihten itibaren; ilk ihlalde 3 (üç) ay süreyle, 2 (iki) takvim yılı içerisinde gerçekleşen müteakip ihlalde ise 6 (altı) ay süreyle belge/izin düzenlenmez, ihlali gerçekleştiren firma başka bir firmanın belgesine/iznine yan sanayici, temsilci ithalatçı veya aracı ihracatçı olarak eklenmez, bu firmanın mevcut belgelerine/izinlerine ek süre verilmez ve revize başvuruları değerlendirilmez.

Sevgi ve Muhabbetle, Sağlıcakla Kalınız.

Dahilde İşleme Tedbirlerine Uyulmaması Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

 

Kerim ÇOBAN

Emekli Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi

Görüntüleme Hizmet İhalesinde Şikayet Süresi Nasıl Hesaplanır?

Görüntüleme Hizmet İhalesinde şikayet Süresi Nasıl Hesaplanır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Görüntüleme Hizmet İhalesinde Şikayet Süresi Nasıl Hesaplanır?

Mehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Görüntüleme Hizmet İhalesinde şikayet Süresi Nasıl Hesaplanır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİtirazen Şikayet Konusu; Başvuru sahibinin dilekçesinde özetle; söz konusu ihalenin 1’inci kısmına ilişkin olarak Teknik Şartname’de aranan “en az 65 alıcı RF kanalı” kriterini sağlamadığı ÜTS kayıtları ve üretici teknik dokümanları ile sabit olan GE Healthcare marka SIGNA Champion model 1,5 Tesla MR cihazını teklif eden isteklilerin tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiği, idarece tesis edilen işlemde anılan cihazı teklif eden isteklilerin yalnızca Teknik Şartname’ye uygunluk belgelerinde yer alan beyanları esas alınarak değerlendirme yapıldığı, cihazın teknik kapasitesine ilişkin ÜTS kayıtları ve üretici teknik dokümanları ile Teknik Şartname arasındaki açık uyumsuzluğun dikkate alınmadığı, Teknik Şartname’ye aykırı olduğu objektif verilerle sabit olan bir cihazın uygunluk beyanı gerekçe gösterilerek değerlendirmeye alınmasının mevzuata uygun olmadığı iddialarına yer verilmiştir.

Konu İle İlgili Emsal Kamu İhale Kurulu Kararına Göre;

 

Yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “İhalelere yönelik başvurular” başlıklı 54’üncü maddesinde “İhale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabilecekler, bu Kanunda belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak şartıyla şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunabilirler.” hükmü,

Aynı maddenin onbirinci fıkrasının (c) bendinde “Başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikâyete konu işlemlerde hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen şikâyet başvurusuna konu hususun Kurumun görev alanında bulunmaması hallerinde başvurunun reddine karar verilir.” hükmü,

Anılan Kanun’un “İdareye şikayet başvurusu” başlıklı 55’inci maddesinde “Şikayet başvurusu, ihale sürecindeki işlem veya eylemlerin hukuka aykırılığı iddiasıyla bu işlem veya eylemlerin farkına varıldığı veya farkına varılmış olması gereken tarihi izleyen günden itibaren 21 inci maddenin (b) ve (c) bentlerine göre yapılan ihalelerde beş gün, diğer hallerde ise on gün içinde ve sözleşmenin imzalanmasından önce, ihaleyi yapan idareye yapılır. İlanda yer alan hususlara yönelik başvuruların süresi ilk ilan tarihinden, ön yeterlik veya ihale dokümanının ilana yansımayan diğer hükümlerine yönelik başvuruların süresi ise dokümanın satın alındığı tarihte başlar.

İlan, ön yeterlik veya ihale dokümanına ilişkin şikayetler birinci fıkradaki süreleri aşmamak üzere en geç ihale veya son başvuru tarihinden üç iş günü öncesine kadar yapılabilir. Bu yöndeki başvuruların idarelerce ihale veya son başvuru tarihinden önce sonuçlandırılması esastır…

İdare, şikâyet başvurusu üzerine gerekli incelemeyi yaparak on gün içinde gerekçeli bir karar alır. Alınan karar, şikâyetçi ile diğer aday veya istekliler ile istekli olabileceklere karar tarihini izleyen üç gün içinde bildirilir. İlan ile ihale veya ön yeterlik dokümanına yönelik başvurular dışında istekli olabileceklere bildirim yapılmaz. Belirtilen süre içinde bir karar alınmaması durumunda başvuru sahibi tarafından karar verme süresinin bitimini, süresinde alınan kararın uygun bulunmaması durumunda ise  başvuru sahibi dahil aday, istekli veya istekli olabilecekler tarafından idarece alınan kararın  bildirimini izleyen on gün içinde Kuruma itirazen şikâyet başvurusunda bulunulabilir.” hükmü yer almaktadır.

İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik’in “Başvuru süreleri” başlıklı 6’ncı maddesinde “(1) İdareye şikayet süresi; ihale sürecindeki şikayete konu işlem veya eylemlerin farkına varıldığı veya farkına varılmış olması gerektiği tarihi izleyen günden itibaren Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerine göre yapılan  ihalelere yönelik başvurularda beş gün, diğer hallerde on gündür.

(2) Ancak, ilan ile ön yeterlik veya ihale dokümanına yönelik şikayetler, birinci fıkradaki süreleri aşmamak kaydıyla başvuru veya teklif sunulmadan önce en geç ihale veya son başvuru tarihinden üç iş günü öncesine kadar yapılabilir.” hükmüne,

Anılan Yönetmelik’in “Sürelerle ilgili genel esaslar” başlıklı 7’nci maddesinde “ (1)

Süreler; … c) İdarenin işlem veya eylemlerine karşı yapılacak başvurularda şikayete yol açan durumun farkına varıldığı yahut farkına varılmış olması gerektiği tarihi,

ç) Şikayet üzerine idare tarafından verilen kararın bildirildiği veya bildirilmiş sayıldığı tarihi, on gün içerisinde karar alınmaması halinde ise bu sürenin bitimini, izleyen günden itibaren başlar.” hükmüne,

Aynı Yönetmelik’in “Ön inceleme konuları ve ön inceleme üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 16’ncı maddesinde “(1) Başvurular öncelikle;

… c) Başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı, … yönlerinden sırasıyla incelenir.

…(4) Yapılan ön inceleme sonucunda, bir aykırılığın tespit edilmesi halinde bu hususa

ilişkin ön inceleme raporu düzenlenir.” hükmüne,

Aynı Yönetmelik’in “Ön inceleme konularına aykırılık üzerine alınacak kararlar” başlıklı 17’nci maddesinde ise “(1) 16’ncı maddenin birinci fıkrası bakımından bir aykırılığın tespiti üzerine Kurul tarafından başvurunun reddine karar verilir.” hükmüne yer verilmiştir. Başvuruya konu ihalenin 05.11.2025 tarihinde gerçekleştirildiği, 26.11.2025 tarihli ve 49 nolu ilk ihale komisyonu kararı ile ihalenin birinci kısmının başvuru sahibi ………. Tıbbi Görüntüleme ve Kalp Merkezi San. ve Tic. Ltd. Şti. üzerinde bırakıldığı, anılan kısımda ………… Sağlık Ürünleri Ticaret Pazarlama San. Ltd. Şti.nin ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibi olduğu, söz konusu kısma 8 isteklinin teklif verdiği, aşırı düşük teklif açıklaması uygun bulunmayan …….Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti., ……. Sağlık Medikal San. ve Tic. Ltd. Şti., ……….. Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve …….. Özel Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.nin tekliflerinin ise aşırı düşük teklif açıklamaları uygun bulunmayarak değerlendirme dışı bırakıldığı, söz konusu kararın 26.11.2025 tarihinde başvuru sahibi ……. Tıbbi Görüntüleme ve Kalp Merkezi San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğer isteklilere tebliğ edildiği tespit edilmiştir.

İhalenin birinci kısmına ilişkin olarak ilk ihale komisyonu kararında teklifi değerlendirme dışı bırakılan ……….. Özel Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.nin aşırı düşük teklif açıklamalarının idare tarafından yeniden değerlendirildiği, 01.12.2025 tarihli ve 50 nolu ikinci ihale komisyonu kararıyla anılan isteklinin aşırı düşük teklif açıklamasının uygun olduğuna karar verildiği, ihalenin birinci kısmının tekrar başvuru sahibi ………. Tıbbi Görüntüleme ve Kalp Merkezi San. ve Tic. Ltd. Şti. üzerinde bırakıldığı, …….. Sağlık Ürünleri Ticaret Pazarlama San. Ltd. Şti.nin ise tekrar ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibi olarak belirlendiği, …………Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti., ……. Sağlık  Medikal San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ………. Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş.ne ait tekliflerin aynı gerekçelerle tekrar değerlendirme dışı bırakıldığı, söz konusu kararın 01.12.2025 tarihinde  başvuru sahibine ve diğer isteklilere tebliğ edildiği tespit edilmiştir.

Başvuru sahibinin anılan istekliler hakkında öne sürdüğü iddialar bakımından, 26.11.2025 tarihli ilk ihale komisyonu kararı ile 01.12.2025 tarihli ikinci ihale komisyonu kararı arasında iddiaya konu istekliler açısından bir farklılık olmadığı ve her iki komisyon kararında ihale üzerinde bırakılan başvuru sahibi ve ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif  sahibi isteklinin teklif değerlendirmesine ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu bağlamda mevcut hukuki durumda herhangi bir değişiklik bulunmadığı görülmüştür.

Diğer bir ifade ile başvuru sahibinin şikâyete konu isteklilerin tekliflerinin değerlendirilmesine ilişkin öne sürdüğü iddialara konu hususlar 26.11.2025 tarihinde tebliğ edilen 26.11.2025 tarihli ve 49 nolu ihale komisyonu kararı ile ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Dolayısıyla 25.12.2025 tarihinde Kurum kayıtlarına alınan itirazen şikâyet dilekçesinde  yer alan iddialara konu hususların 26.11.2025 tarihinde başvuru sahibine tebliğ edilen ilk ihale komisyon kararı ile başvuru sahibince farkına varıldığı ya da farkına varılmış olması gerektiği anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede anılan ilk ihale komisyonu kararının tebliğ tarihi olan 26.11.2025 tarihinin şikâyete konu işlemin farkına varılma tarihi olduğu, anılan kararın üst yazısında “Bu kararın bildirim tarihini izleyen günden itibaren on gün içinde idaremize EKAP üzerinden eşikayet başvurusunda bulunulabilir.” şeklinde başvuru merci ve süresinin doğru bir şekilde belirtildiği, ancak başvuru sahibinin ilgili kararın kendisine bildirilmesini izleyen on günlük süre içinde, daha açık bir ifadeyle 08.12.2025 Pazartesi günü mesai bitimine kadar idareye şikâyet başvurusunda bulunması gerekirken, bu süreyi geçirdikten sonra 11.12.2025 tarihinde idareye şikâyet başvurusunda bulunduğu, dolayısıyla idareye yapılan şikâyet başvurunun süresinde olmadığı anlaşılmıştır.

Görüntüleme Hizmet İhalesinde şikayet Süresi Nasıl Hesaplanır Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemMehmet ATASEVER

Simdata Danışmanlık Y.K. Başkanı

Sağlık Bak. SGB E. Bşk./KİK E. Üyesi

Mhatasever@gmail.com

Mehmetatasever.org

https://www.simdata.org/

İş Bulmacaları. Zihin Egzersizi için Harika bir Fırsat

Kelime Oyunu Is Bulmacalari
İş Bulmacaları, Kelime Oyunu, Zihin Egzersizi

İş Bulmacaları. Zihin Egzersizi için Harika bir Fırsat

Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
İster online isterseniz PDF üzerinde çözebilirsiniz.

Kendinize kısa bir mola verin.
Zihinsel tazelenme için iş hayatı odaklı bulmacalara 5 dakika ayırın.

Dış Ticaret kısaltmalarında Türkçe / İngilizce ilk aklınıza gelen sözcüğü girin.

Kelime Oyunu Is Bulmacalari
İş Bulmacaları, Kelime Oyunu, Zihin Egzersizi

Bulmacaları çözmek için görseli tıklayınız.

https://satinalmadergisi.com/bulmacalar/

Keyifli çözümler dileriz. Prof. Dr. Murat ERDAL

#business  #crossword #puzzle #manager #iş #learning #Business 

#işbulmacası  #BusinessCrosswordPuzzles  #puzzle #HR  #yönetim  #İK #Bulmaca 

Anahtar Sözcükler: iş bulmacası, yöneticilik, dergi, ödül, iş, bulmaca, Business crossword puzzle, Business, B2B, işletme, yönetim, puzzle, Business puzzles, zeka oyunu, kelime oyunu, zihin egzersizi, insan, insan kaynakları, HR, İK, yetenek

BİR DE HİNDİSTAN ÇIKTI!

Bi̇r De Hi̇ndi̇stan çikti! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

BİR DE HİNDİSTAN ÇIKTI!

Hüseyin Cahit SOYSAL

ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi

Bi̇r De Hi̇ndi̇stan çikti! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılar tüm şiddeti ile devam ederken ve İran bu saldırılara karşılık vererek ABD’nin bölgesel müttefiklerinin petrol rafinerilerine saldırırken, dünyayı nasıl bir geleceğin beklediğini endişeyle izlemeye başladık. 2 Mart tarihinde Rusya’nın ABD ve İsrail’in saldırgan politikası nedeniyle Üçüncü Dünya Savaşının başlayabileceğine ilişkin açıklaması endişelerin iyice artmasına neden oldu. Tüm borsa endekslerinin düştüğü; altın ve gümüşe hücumun şuursuzca devam ettiği bu günlerde, herhangi bir konuda uzun erimli ekonomik analiz yapmanın güçlüğü ve anlamsızlığı da orta yerde duruyor. Ancak, biz yine de enseyi çok karartmadan, özellikle Türkiye’yi yakından ilgilendiren ekonomik bir konuya değinmeden edemedik.

Son 30 yılda kademe kademe Çin Halk Cumhuriyeti’ne kaptırdığımız dış pazar kayıplarımız yetmezmiş gibi, karşımıza bir de Hindistan çıktı! Hep söylemişimdir: “Uluslararası ticarete ahde vefa diye bir kavram yoktur. Müşteriniz birim fiyatta 50 sentlik bir avantaj yakaladığında sizi anında kapı önüne koyar” diye. Nasıl “yenilmez armada” olarak gördüğümüz tekstil ve konfeksiyon pazarlarımızı Kuzey Afrika ülkelerine kaptırdıysak, otomotiv ve diğer dayanıklı tüketim malları pazarlarımızı da elimizden kaçırma riski ile karşı karşıyayız.

Üstelik Hindistan Çin’den çok daha avantajlı bir pozisyonda Avrupa Birliği (AB) pazarlarına girecek. Çünkü artık taraflar arasında ithalat vergilerini bertaraf eden bir Serbest Ticaret Anlaşması (STA) yürürlüğe girme aşamasında.

Günümüzde Çin’in güçlü nüfus artışı kontrolü nedeniyle Hindistan’ın nüfusu Çin’in nüfusunu geçmiş durumda. Çin’de 1 milyar 409 milyon insan yaşarken, Hindistan’ın nüfusu 1 milyar 450 milyona çıktı ve aradaki fark daha da açılmaya başladı. Bugün Çin’de bir çalışanın yıllık ortalama geliri 13.660 $’a yükselmiş iken, Hindistan’da yıllık ortalama gelir 2.650 $ düzeylerinde dolaşıyor.

Hindistan’ın Çin’e göre karşılaştırmalı bir üstünlüğünden daha bahsetmek gerek: Bugün küresel ticaret için kaçınılmaz unsurlardan birisi olan İngilizce Çin’de çok az kişi tarafından biliniyorken, Hindistan’da neredeyse herkes İngilizce biliyor. Bilmem Hinduların son derece zeki ve ilişki yönetiminde üstün becerileri olduğu hususunu da ayrıca belirtmeye gerek var mı? Amerika’daki dev bilişim şirketlerinin en büyük yazılım orduları Hindistan vatandaşlarından oluşuyor. Bu gruba girenler hem zeki hem kullanıcı isteklerini kolay kavrayacak kadar İngilizceye hâkim, hem de dünyanın en ucuz yazılımcı ücretlerine razı kişilerden oluşuyor.

Aslında AB ile Hindistan arasındaki STA müzakereleri 2007 yılında başlamıştı. Avrupa Birliği, otomobil, şarap ve diğer alkollü içecekler gibi sektörlerde daha geniş kapsamlı serbestleştirme talep etmiş, fikri ve sınai mülkiyet hakları ile kamu alımları konularında Hindistan’dan daha güçlü taahhütler beklemişti. Hindistan ise hizmetlerin serbest dolaşımı konusunda AB’den daha fazla taviz talep etmişti.  Tarafların bu taleplere olumlu yaklaşmaması üzerine, 2013 yılında STA müzakereleri dondurulmuştu.

Son yıllarda çeşitli nedenlerle küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, bölgesel savaşlar ve bu savaşlara bağlı geçiş koridorlarının tıkanması, ABD’nin tüm ülkelerde gerginlik yaratan agresif ve saldırgan tutumu,   Avrupa Birliği’ni alternatif iş birliklerine daha fazla hevesli kıldı. 2022 yılında AB-Hindistan STA müzakereleri tekrar canlandırıldı ve 2026 yılının ocak ayında sonuçlandırıldı.

İmzalanan STA taraflar arasındaki malların gümrük tarifelerinin kaldırılması konusunda neredeyse en üst düzeyde serbestlik getiriyor. Bu kapsamda AB için % 99 düzeyinde, Hindistan için de % 97 düzeyinde gümrük tarifeleri sıfırlanıyor veya indiriliyor.  Tarife kotaları veya bazı hassas ürünlere yönelik özel düzenlemeler STA kapsamı dışında kalacak. Bir başka anlatımla, karşılıklı olarak mal hareketleri üzerine konulan tarife dışı önlemler % 3’lerin üzerinde olmayacak.

AB, Hindistan’la birlikte iki milyar insanın yaşadığı bir coğrafyayı oluşturuyor. Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan bu alanda dünya gayri safi yurtiçi hasılasının da (GSYİH) yaklaşık % 25’i üretiliyor.  Halihazırda AB ve Hindistan 180 milyar EURO üzerinde mal ve hizmet ticareti yapıyor ve bu da bu ticaret Avrupa Birliği’nde 800.000 kişiye istihdam sağlıyor. STA’nın 3032 yılına kadar AB’nin Hindistan’a yıllık mal ihracatını %108 oranda artırması bekleniyor. Yılda 4 milyar EURO daha az gümrük vergisi ödeyerek Hindistan pazarına girme olasılığı elde eden Avrupalı ihracatçıların  bu  avantajlı  fiyatlarla Hindistan’daki  pazar  paylarının  büyümesi  bekleniyor. AB-Hindistan STA’sı her iki tarafın da bugüne kadar imzaladığı en büyük ticaret anlaşması unvanını şimdiden almış durumda.

Öte yandan, STA müzakerelerinin tıkanmasına yol açan fikri ve sınai mülkiyet haklarına daha fazla özen gösterilmesi ve kamu ihalelerine AB firmalarının katılması gibi konular tamamen gündemden kaldırılmamış olmakla birlikte, bu alandaki ilerlemeler zamanın akışına bırakıldı. Aynı şekilde, Hindistan’ın hizmetlerin serbest dolaşımı alanındaki beklentiler de şimdilik askıya alındı.

Anlaşma ile AB tarım politikası kapsamındaki ürünlerle ilgili hassasiyetlere de özen gösterilecek. Bu kapsamda, sığır eti, şeker, pirinç, tavuk eti, süt tozları, bal, muz, yumuşak buğday, sarımsak ve etanol gibi hassas ürünler üzerindeki AB gümrük tarifeleri korunacak. Koyun ve keçi eti, tatlı mısır, üzüm, salatalık, kurutulmuş soğan, pekmezden yapılan rom ve nişasta gibi ürünlerin de Avrupa Birliğine sınırlı miktarda ithalatına izin verilecek.

AB-Hindistan STA’sının yürürlüğe girmesiyle birlikte, taraflar arasında daha açık, istikrarlı ve öngörülebilir bir iş ortamı doğacağı; gümrük işlemlerinin daha hızlı ve basit gerçekleşeceği; deniz taşımacılığı gibi lojistik sektör hizmetlerinden daha uygun koşullarda yararlanılacağı; her iki taraftaki küçük işletmelerin daha uygun koşullarda ihracat olanaklarına kavuşacağı yönündeki beklentiler karşılık bulacak.

Anlaşma bir STA’dan beklenenlerin de ötesine geçerek, tarafların Paris İklim Anlaşması’nı uygulamak, işçi haklarını korumak, kadınların ekonomik güçlenmesini desteklemek, ticaretle ilgili çevre ve iklim konularında işbirliği platformu oluşturmak ve bu inisiyatiflerde sivil toplum kuruluşlarının da etkin bir şekilde yer alması yönünde hükümler de içeriyor.

İşte böyle dört başı mamur bir STA konumundaki AB-Hindistan STA’sının Türkiye yönünden ciddi riskler içerdiğini görmemek için kör olmak gerekir.

Bu riskleri şöyle sıralamak mümkün:

  • Daha önceki deneyimlerimizden biliyoruz ki, AB ile çok rahat STA imzalayan ülkeler, paralel hükümler içeren Serbest Ticaret Anlaşmalarını Türkiye ile imzalama konusunda hiç de hevesli olmuyor ve sürekli ipe un seriyorlar. Bu durumda ister istemez AB ile ticarette yapısal asimetrik riskler ile yüz yüze kalınması kaçınılmaz oluyor.
  • Düne kadar Türk menşeli ürünler AB pazarlarına gümrüksüz girebilirken şimdi Hindistan ürünleri de aynı pazara gümrüksüz girebilecek. Ancak, Türkiye’de yılık ortalama gelir 15.000 $ düzeyinde iken Hindistan’da yıllık ortalama gelir 2.650 $ düzeyinde. AB pazarlarında işçilik ücretlerinin altı misli daha düşük olduğu bir ülke ürünleri ile karşı karşıya kalacağız.
  • Türkiye konum itibarıyla AB pazarlarına daha yakın. Bu nedenle “Türk ihraç ürünleri daha düşük navlun ücretleri ödenerek pazara erişebilir” diyebiliriz. Ancak, “Yeni Baharat Yolu” olarak da adlandırılan “Hindistan – Orta Doğu – Avrupa Ekonomik Koridoru” dahil olmak üzere, Hindistan’dan Avrupa’ya Süveyş Kanalı üzerinden de erişim mümkün. Bu hatlarda ucuz işgücü kullanılarak daha uygun fiyatlarla taşımacılık yapan Hindistan bayraklı gemiler, uzak destinasyon dezavantajını da bertaraf eden uygun navlun fiyatları sağlayabilecektir.
  • Gümrük vergisi ödemeden AB pazarlarına giren Hindistan menşeli mallar “serbest dolaşımdaki eşya” statüsü kazandığından prensip olarak Türkiye’de de serbest dolaşım statüsünden yararlanacaktır. Buna karşılık, Türk menşeli mallar AB’de “serbest dolaşım statüsü” kazanmakla birlikte “AB Menşeli Ürün” statüsü edinememektedir. Bu bakımdan, Türk menşeli ürünler Avrupa ülkelerinde “serbest dolaşım statüsü” kazanmış olsa dahi, bu ülkelerden Hindistan’a sevk edildiklerinde anılan ürünler gümrük vergileri tahsil edilerek Hindistan’a ithal edilebilecektir.
  • Türkiye’de yerleşik ihracatçı firmalarda Avrupa’daki müşteri ile ilişkileri sağlayan ve yazışmaları yapan İngilizce bilen personel “key account manager” yapılır ve el üstünde tutulur. Hindistan’da ise evinde kazak veya banyo lifi ören ev kadını, cep telefonu ile Avrupa’daki müşterilerine İngilizce e-mail yazarak çok kolay bir yoldan müşteri bulan bir “mikro ihracat neferi” olabilecektir.
  • “Ama Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yerleşik yüzbinlerce Türk kökenli insan yaşıyor. Bunlar bizim ticarette beşinci kolumuz sayılmaz mı?” diyebilirsiniz. Bu ülkelerle teması olanların çok iyi bildiği gibi, anılan ülkelerde şirketlerin kritik pozisyonlarında çalışan binlerce Hint kökenli insan da yaşıyor.

Bi̇r De Hi̇ndi̇stan çikti! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemKısaca belirtmek gerekirse, Avrupa pazarlarına “savulun ben geliyorum” diyen dev bir Hindistan demir atıyor. Türk ihracatçılarının Avrupa Birliği’ndeki Pazar kapma yarışında Çin’den çok daha dişli bir rakip ile karşı karşıya geldiğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok sanırım.

Hüseyin Cahit SOYSAL

ÜNSPED Gümrük Müşavirliği ve Lojistik Hizmetler A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi

 

Hafta Tatili Günü 7,5 Saatten Fazla Çalıştırılan İşçi Tatil Ücreti Dışında Fazla Çalışma Ücretine de Hak Kazanır mı?

Hafta Tatili Günü 7,5 Saatten Fazla çalıştırılan İşçi Tatil ücreti Dışında Fazla çalışma ücretine De Hak Kazanır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Hafta Tatili Günü 7,5 Saatten Fazla Çalıştırılan İşçi Tatil Ücreti Dışında Fazla Çalışma Ücretine de Hak Kazanır mı?

Lütfi İNCİROĞLU

Hafta Tatili Günü 7,5 Saatten Fazla çalıştırılan İşçi Tatil ücreti Dışında Fazla çalışma ücretine De Hak Kazanır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİşçilerin dinlenme hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış yine Anayasa’nın 50. maddesinde dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu belirtildikten sonra yıllık izin, hafta tatili ve bayram tatili hakları ayrıca vurgulanmıştır. Gerçekten de işçinin hiç dinlenmeden sürekli biçimde çalışması gerek beden ve ruh sağlığı gerekse sosyal, kültürel ve toplumsal birliktelik açısından olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Bu yüzdendir ki, çalışanları yorgunluk ve onun beraberinde getireceği dikkatsizlik sonucu uğrayabilecekleri iş kazalarından korumak, çalışanların bedensel ve ruhsal olarak dinlenmelerini, toplumsal yaşamda var olmalarını sağlamak, iş yaşamında verimin ve kalitenin yükseltilmesi gibi birçok sebeple çalışanın yıllık izin, hafta tatili ve bayram tatili haklarını ve gün içinde ara dinlenmelerini tam olarak kullanabilmeleri oldukça önemlidir.

Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmi dört saattir. Hafta tatilinin 24 saatin altında bir süre verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmi dört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır.

Nitekim Yargıtay’a göre de; “2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine göre, hafta tatili Pazar günüdür. Bu genel kural mutlak nitelikte olmayıp, hafta tatili izninin Pazar günü dışında da kullandırılması mümkündür.

Hafta tatili gününde çalıştığını iddia eden işçi, norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan hafta tatili ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde, işçi hafta tatilinde çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.

Hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. Hafta tatili çalışmalarının yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

İmzalı ücret bordrolarında hafta tatili ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından daha fazla çalışıldığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin hafta tatili alacağının bordroda görünenden daha fazla olduğu yönünde bir ihtirazi kaydının bulunması halinde, hafta tatili çalışmalarının ispatı her türlü delille yapılabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin bordroda yazılı olanın dışında hafta tatillerinde çalışmaların yazılı delille kanıtlaması mümkündür.

Peki Hafta tatili günü 7,5 saatten fazla çalıştırılan işçi hafta tatili ücreti dışında fazla çalışma ücretine de hak kazana bilir mi? Elbette ki, haftanın 7 gün çalışılan günlerinde 7,5 saatin üzerindeki çalışmaların fazla çalışma hesabında dikkate alınması gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay’ın kararına göre de, “Bu açıklamalara göre dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, dinlenen tanıkların beyanları, yapılan işin niteliği ve davacı tanığının dava dosyası birlikte değerlendirildiğinde; davacı, saat 20.00’den sonra çalıştığına yönelik iddiasını ispatlayamamıştır. Hâl böyle olunca davacının ayda iki hafta 6 gün, iki hafta 7 gün olmak üzere 08.00-20.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilmeli, hafta tatili alacağı ayrıca hesaplandığından 7 gün çalışılan haftalarda sadece 7,5 saatin üzerindeki çalışmaların fazla çalışma hesabında dikkate alınması gerektiği hususu gözden kaçırılmamalıdır”[1].

Sonuç olarak, Hafta tatili kesintisiz en az yirmi dört saattir. Hafta tatilinin 24 saatin altında bir süre verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatilinin kullandırıldığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Ayrıca hafta tatili gününde 7,5 saatten fazla çalışma yapılması halinde, 7,5 saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak değerlendirilecektir.

Hafta Tatili Günü 7,5 Saatten Fazla çalıştırılan İşçi Tatil ücreti Dışında Fazla çalışma ücretine De Hak Kazanır Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemwww.incirogludanimanlik.com sayfasında yayımlanan blog yazıları, hakemli makale formatında olmayıp bilgi verme amaçlıdır. Kesinlikle hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliğinde değildir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y9HD.09.04.2025, E.2025/266, K.2025/3213 Legalbank.

 

Dijital Şeffaflık: Liderlerin Saklanabileceği Yer Kalmadı

Dijital şeffaflık Liderlerin Saklanabileceği Yer Kalmadı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dijital Şeffaflık: Liderlerin Saklanabileceği Yer Kalmadı

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

Dijital şeffaflık Liderlerin Saklanabileceği Yer Kalmadı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHatırlıyorum. İşe ilk başladığım dönemlerdi. Şirketin genel müdürünü görmek çok önemli bir durumdu. Biz çaylaklar toplantıların nasıl geçtiğini hep merak ederdik. Ancak bir karar alındıktan sonra şirket içi sirküler olarak yayınlanırdı ve kararları öğrenirdik. O zamanların liderliği (belki bazı şirketlerde hâlâ böyle kalmış olabilir) biraz da mesafe işiydi.

Üst yönetim ayrı katlarda otururdu. Stratejik kararlar kapalı toplantı odalarında alınırdı. Çalışanların büyük çoğunluğu şirketin en üst yöneticilerini yılda birkaç kez görürdü. CEO’ların konuşmaları nadir olur ve mesajları filtrelenmiş biçimde organizasyona ulaşırdı.

Bir çalışanın üst yönetim hakkında bildikleri çoğu zaman sınırlıydı: Nasıl karar aldıklarını, kriz anlarında nasıl davrandıklarını veya çalışanlara gerçekten nasıl yaklaştıklarını bilen sayısı kısıtlıydı. Bu bilinmezlik liderliğin bir parçasıydı. Hatta bazı durumlarda bir avantajdı. Mesafe otoriteyi güçlendiriyordu, görünmezlik liderliğe gizem katıyordu.

Bugün ise bu model neredeyse tamamen ortadan kalkmak üzere, en azından yurt dışında bunu görüyoruz. Dijital çağ,  hiç olmadığı kadar liderliği görünür hale getirmiş durumda. Artık liderler sadece stratejik kararlarıyla değil, davranışlarıyla, iletişim tarzlarıyla ve hatta sessizlikleriyle bile değerlendirilir hale geldi. Ve en önemli gerçek şu ki artık “Dijital dünyada liderlerin saklanabileceği yer kalmadı.”

Liderliğin Yeni Sahnesi: Sürekli Görünürlük

Bugünün organizasyonlarında liderlik artık kapalı kapılar ardında gerçekleşmiyor. Gerçi liderlerde daha görünür olmanın peşinde. Çalışanlar yöneticilerini çok daha yakından gözlemliyor. Bunun en önemli nedeni dijital iletişim kanallarının çoğalması.

Bugün bir liderin davranışları ve mesajları çok farklı platformlarda görünür hale geliyor. Örneğin:

  • şirket içi iletişim platformları
  • dijital toplantılar
  • kurumsal sosyal ağlar
  • çalışan yorum siteleri
  • profesyonel sosyal medya platformları

Özellikle LinkedIn liderlerin iletişim tarzını doğrudan görünür kılıyor. Aynı şekilde çalışanların deneyimlerini paylaştığı Glassdoor gibi platformlar kurum kültürünün dış dünyaya yansımasına aracılık ediyor. Bunun doğal bir sonucu bu platformların çalışanlara yeni bir güç vermesi oldu. “Liderleri değerlendirme gücü”

Artık çalışanlar yalnızca performans değerlendirmesine tabi olan kişiler değil. Aynı zamanda yöneticilerini de gözlemleyen ve açık ya da gizli yorumlayan aktörler haline geldiler.

Bilgi Artık Tek Yönlü Akmıyor

Alıştığımız modelleri hatırlayalım. Geleneksel organizasyon yapılarında bilgi yukarıdan aşağıya doğru akardı. Yönetim karar alırdı. İletişim departmanları veya ilgili departmanlar mesajı hazırlar, çalışanlara iletirdi. Organizasyon bu mesajı kabul ederdi. Dijital çağ bu yapıyı tamamen değiştirdi. Bugün bilgi çok yönlü akıyor. Bir çalışan yaşadığı deneyimi bir paylaşım, bir yorum ya da bir mesaj aracılığıyla yüzlerce kişiye ulaştırabiliyor. Bir kurumun içinde yaşanan bir olay artık sadece o odada kalmayabiliyor. Bir çalışan deneyimi birkaç saat içinde tüm organizasyonda konuşulabilir hale gelebiliyor. Bu durum liderler için “Davranışların artık kapalı kalmayacağının” en önemli göstergelerini oluşturuyor.

Eskiden şirketler kültürlerini büyük ölçüde kendileri anlatırdı. Kurumsal web siteleri, reklam kampanyaları ve işveren markası projeleri kurumların nasıl görünmek istediğinin araçları olarak kullanılıyordu. Hatta bu konuda ben şirketlere bizzat kendi markaları kadar işveren markalarına da önem vermeleri gerektiğini hatırlatırdım. (Bknz. Peryön Dergisi PY yazılarım)

Bugün ise çalışanlar kurumların nasıl olduğunu anlatıyor. Bir organizasyonun gerçek kültürü artık çalışan yorumları, sosyal medya paylaşımları, işten ayrılan çalışanların deneyimleri ve içeriden paylaşılan hikâyelerle görünür hale geliyor: Bu yüzden modern iş dünyasında kurumların karşı karşıya olduğu önemli bir gerçek ortaya çıkmış durumda: Artık şirketlerin anlattığı kültür ile yaşanan ya da yaşatılan kültür arasındaki farklar çok hızlı bir şekilde ortaya çıkıyor. Bir şirket çalışan odaklı olduğunu söyleyebilir. Ancak çalışanların deneyimi farklıysa, bu fark kısa sürede görünür hale geliyor. Anlayacağınız üzere, dijital çağda kurumların hikâyesini yalnızca kurumlar yazmıyor. Çalışanlar da yazıyor.

Tutarsızlık Artık Daha Hızlı Ortaya Çıkıyor

Hız çağında yaşadığımızın bir diğer göstergesi de artık her şeyin daha kolay açığa çıkması. Dijital şeffaflığın liderler için yarattığı en büyük risk tutarsızlık. Bir lider toplantılarda çalışanların öneminden söz edip kriz anlarında ekiplerini yalnız bırakıyorsa, bu fark çok daha görünür hale geliyor. Bir yönetici empatiyi savunup günlük kararlarında farklı davranıyorsa, çalışanlar bunu hemen fark ediyor. Eskiden bu tür tutarsızlıkların fark edilmesi uzun zaman alabilirdi. Organizasyon içinde bilgi yavaş yayılırdı. Çalışanlar deneyimlerini sınırlı çevrelerle paylaşırdı. Bugün ise durum farklı. Bir deneyim birkaç saat içinde onlarca kişiye ulaşabiliyor. Bir çalışan yorumu yüzlerce kişi tarafından okunabiliyor. Bu nedenle dijital çağ liderler için yeni bir sorumluluk getiriyor:

Liderliğin Yeni Testi: Davranış

Geçmişte liderlik büyük ölçüde strateji ve karar alma becerisiyle tanımlanıyordu. Bugün ise liderliğin değerlendirilmesinde yeni bir unsur daha güçlü hale geliyor: davranış.

Çalışanlar artık liderleri yalnızca doğru kararlar alıyor mu, şirketi büyütüyor mu, stratejik olarak güçlü mü diye değerlendirmiyor. Aynı zamanda şu soruların cevaplarını arıyorlar: Çalışanlara nasıl davranıyor? Kriz anlarında nasıl iletişim kuruyor? Değerleri gerçekten uyguluyor mu? Bu sorular ve benzeri sorgulamalar artık liderliğin daha görünür hale geldiği bir çağın işaretidir. Bunun cidden fark etmek gerekiyor. Peki her şey her zaman yolunda mı gidiyor? Dijital şeffaflık bazen şirketler için ciddi krizler yaratabiliyor. Örneğin, Uber geçmişte kurum kültürü ile ilgili ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Çalışanların paylaştığı deneyimler şirket içindeki bazı yönetim uygulamalarını görünür hale getirdi ve bu durum şirketin liderlik yapısını bile değiştiren bir sürece dönüştü. Benzer şekilde, Amazon da zaman zaman çalışma koşulları ve yönetim uygulamalarıyla ilgili çalışan deneyimlerinin kamuoyunda tartışıldığı dönemler yaşadı.

Tüm bunlara rağmen şirketler duruma adapte olmakta hevesli oldukları için krizler de fırsata dönüşüyor. Dijital şeffaflık bazı liderler için tehdit gibi görünse de, ancak güçlü liderler için bu durum önemli fırsatları da beraberinde getiriyor. Çünkü gerçek liderliğin otoriteden çok güven üzerine kurulu olduğunu unutmayalım. Şeffaflık güveni görünür hale getirir. Bir lider gerçekten tutarlıysa, çalışanlara saygı gösteriyorsa ve değerlerini uyguluyorsa, bu davranışlar dijital ortamda daha geniş kitleler tarafından fark ediliyor. Başka bir ifadeyle: Şeffaflık zayıf liderliği zorlaştırır ama güçlü liderliği güçlendiriyor.

Yeni Bir Liderlik Yetkinliği: Dijital Tutarlılık

Günümüz değişim rüzgarlarının içinde dijital çağın liderleri için yeni bir beceri ortaya çıkıyor: dijital tutarlılık. Bu ise ancak ve ancak söylenen ile yapılanların uyumlu olması, değerlerin yalnızca konuşulması değil, uygulanması ve iletişimin kriz anlarında da sürmesi koşullarında gerçek hayata geçiyor. Buradan anlaşılması gerekenin dijital tutarlılığın bir iletişim tekniği olmadığı, bir karakter meselesi olduğudur. Çünkü dijital ortamlar liderlerin gerçek davranışlarını görünür hale getirir.

Dijital şeffaflık Liderlerin Saklanabileceği Yer Kalmadı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİş dünyası diğer konularda olduğu gibi bu konuda da sessiz ama güçlü bir dönüşüm yaşıyor. Liderlik artık yalnızca strateji üretmek ya da karar almak olarak gözükmüyor. Liderlik aynı zamanda sürekli göz önünde olan bir davranış biçimi haline geliyor. Dijital çağ liderleri sürekli izlenen bir sahneye taşıyor. Bu sahnede: çalışanlar gözlemci, sosyal medya yankı odası, ve dijital platformlar ise bir kayıt cihazı gibi rolleri üstlenmiş durumdalar. Bu nedenle liderliğin yeni gerçeği oldukça basit ama güçlü görüyorum. Geçmişte liderlik gücünü mesafeden alıyordu. Bugün ise liderlik gücünü şeffaflıktan almak zorunda. Ve bu yeni dünyada saklanacak yer pek kalmadı.

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

Moda Endüstrisinde Yeni Etiket: AI ile Üretilmedi

Moda Endüstrisinde Yeni Etiket Ai Ile üretilmedi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Moda Endüstrisinde Yeni Etiket: AI ile Üretilmedi

Selin ERDAL – Satınalma Dergisi Moda Editörü

Moda Endüstrisinde Yeni Etiket Ai Ile üretilmedi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemModa endüstrisi yapay zekayı tasarımdan pazarlamaya kadar her alanda hızla benimserken, sektörde dikkat çekici yeni bir etiket ortaya çıkıyor: “AI ile üretilmedi.” Bir zamanlar “Made in Italy”, “handmade” ya da “sürdürülebilir üretim” gibi ifadeler nasıl değer yaratıyorsa bugün de insan yaratıcılığını vurgulayan bu yeni ibare giderek güçlü bir pazarlama aracına dönüşüyor. Yapay zeka ile hızlanan moda dünyasında, ironik biçimde insan emeği yeniden ayrıcalıklı bir konuma yerleşiyor.

Moda sektörü teknolojik dönüşümlere her zaman hızlı adapte olan bir alan oldu. Dijital tasarım programları, üç boyutlu modelleme ve veri odaklı trend analizleri uzun süredir sektörün ayrılmaz parçaları. Ancak son yıllarda üretken yapay zeka araçlarının yaygınlaşması, tasarım süreçlerinde daha köklü bir değişim yarattı. Bugün bir tasarımcı, birkaç metin komutuyla yeni koleksiyon fikirleri üretebiliyor; markalar ise kampanya görsellerini, ürün fotoğraflarını ya da sanal modelleri yapay zeka ile oluşturabiliyor. Tam da bu noktada moda dünyasında yeni bir tartışma doğdu: Tasarımın gerçek sahibi kim? Bu soruya verilen yanıt, bazı markaları ve tasarımcıları ürünlerinde veya iletişimlerinde farklı bir vurguyu öne çıkarmaya yöneltti: “AI kullanılmadı.” Başka bir ifadeyle, tasarımın insan yaratıcılığıyla ortaya çıktığını özellikle belirtmek.

Bu yeni ibarenin arkasındaki en önemli nedenlerden biri fikri mülkiyet meselesi. Birçok ülkede telif hakkı sistemleri, yaratıcı bir çalışmanın korunabilmesi için insan katkısını temel kriter olarak kabul ediyor. Tamamen yapay zeka tarafından üretilmiş bir tasarımın hukuki statüsü ise hala gri bir alan. Bu durum özellikle moda sektöründe önemli bir risk yaratıyor. Çünkü bir markanın koleksiyonunda yer alan bir tasarımın telif korumasının zayıf olması, rakiplerin benzer ürünleri hızla piyasaya sürebilmesi anlamına gelebilir. Bu nedenle bazı markalar için “AI ile üretilmedi” ibaresi yalnızca etik bir tercih değil, aynı zamanda bir fikri mülkiyet koruması. İnsan yaratıcılığına dayalı bir tasarımın telif koruması daha güçlü olduğu için, bu vurgu markanın tasarım değerini koruma amacı da taşıyor.

Yeni Bir Lüks Tanımı

Moda tarihine bakıldığında, her dönemin kendine özgü bir değer sembolü olduğu görülür. Bir dönem “Made in Italy” ibaresi kaliteyi temsil ederken, daha sonra “handmade” veya “sürdürülebilir üretim” gibi kavramlar öne çıktı. Bugün ise yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir sembol ortaya çıkıyor: insan yaratıcılığı.

Yapay zeka tasarım süreçlerini hızlandırdıkça tamamen insan emeğiyle üretilmiş tasarımlar daha ayrıcalıklı algılanmaya başlayabilir. Bu durum özellikle lüks moda segmentinde daha belirgin hale gelebilir. Çünkü lüks moda, tarihsel olarak yalnızca ürün değil aynı zamanda hikaye ve zanaatkarlık satıyor.

Dolayısıyla gelecekte “AI ile üretilmedi” ibaresi, tıpkı organik veya el yapımı etiketleri gibi bir değer göstergesi haline gelebilir.

Moda her zaman teknolojiden beslenen bir endüstri oldu. Ancak modayı diğer sektörlerden ayıran temel unsur hiçbir zaman teknoloji değildi.

Moda Endüstrisinde Yeni Etiket Ai Ile üretilmedi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemModa, özünde bir yaratıcılık endüstrisi. Belki de bu yüzden yapay zeka çağında bile sektör yeni bir etikete ihtiyaç duyuyor:

“Bu tasarım bir insanın hayal gücünden çıktı.”

Selin ERDAL

Satınalma Dergisi Moda Editörü

Döviz Füze Gibi Yükselir Mi?

Döviz Füze Gibi Yükselir Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Döviz Füze Gibi Yükselir Mi?

Reşat BAĞCIOĞLU

Dövize Göz Atalım

Döviz Füze Gibi Yükselir Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemÜlkemizin ödemeler dengesi, TCMB rezervleri, ihracatın ithalatı karşılama oranları, yurt dışından ithal edilen tüm ithalat kalemleri için gerçek anlamda ihtiyaç duyduğumuz varlık; dövizdir. Dövizin az oluşu veya olmaması ülkemiz açısından ciddi sıkıntılar doğuracağı gibi gerek sermaye hareketleri, gerek ülkemize gelen, gerekse ülkemizden giden yatırımcılar, ülkemizin yatırım projeleri için dövizin varlığı şarttır.

 

Döviz Üzerine Dedikodular

Hatçe Teyze 1Döviz üzerine kimler neler söylemiyor ki. En son dedikodu haberi Hatça Teyze’den. Ben bir şey söylemeyeyim, sizi Hatça Teyze ile baş başa bırakayım ve kendi gözlerinizle okuyun.

Döviz piyasamızda böylesi dedikodu haberleri bazen uçuşur, desteksiz atış yapılır, işin finansal tarafına bakmadan rakamlar havada uçuşur.

  • Bir ay sonra döviz kopacak, piyasalar allak bullak olacak,
  • Üç ay sonra dövizde fırtına kopacak
  • En geç yılın ortasında döviz gördüğü, göreceği en yüksek seviyeye gelecek,
  • Bu yılın ilk yarısından sonra döviz füze gibi fırlayacak

Dövizin Hız Testine Birlikte Bakalım

Dolar FlörtDolar yılbaşı civarında TRL.43.- idi. Şubat ayının ilk haftasına kadar dolar REL.43.- bandında gitti, geldi, bir ara TRL.44.- oldu gibi ama tekrar yoluna TRL.43.- ile devam etti ve Şubat’ın ilk haftasından donda nihayet dolar fiyatı TRL.44.- oldu. Burada parite etkisi oldu mu diye sorsam, kafanızı parite ile karıştırmayayım şimdi.

Orta Vadeli Program ve Dolar Fiyatı

Döviz Enflasyon Tavşan2026 yılı sonuna kadar doların fiyatı TRL.46.60 hadi 40 kuruş da benden olsun dolar fiyatına TRL.47.- diyelim.

Gördüğüm kadar, çok afaki bir anormallik olmaz ise, doların fiyatı yıl sonunda TRL.47.-‘dir.

 

Dövizin Değeri ve Türk Lirası Karşısındaki Performansı

Kuşkusuz ki ülkemize dövizin gelmesi ve döviz varlıklarının artması için şu kriterlerin oluşması zorunludur;

Şöyle ki;

  • Öncelikli ve birincil şart; ülkede her açıdan istikrar olmalıdır. Siyasi otororitelerin söylemleri birleştirici, istikrar sağlayıcı, toparlayıcı, ekonomik ve iktisadi kurallara uygun,
  • İhracat kalemlerimizin daha fazla, ithalat kalemlerimizin daha az olması,
  • Enflasyonun makul seviyede,
  • Dalgalı deniz misali piyasaların nereye gittiği, hangi dalganın ne kadar büyük veya tahribat yaratabileceğinin bilinir,
  • TCMB döviz rezervlerinin her açıdan güven veren bir düzeyde,
  • Döviz hareketlerinin gerek yabancı yatırımcıları cezbedip ülkemizde yatırım yapmaya istek duymalarını gerektirecek durumda,
  • Ülkemiz finans piyasasının kendi olağan dinamikleri ile hareket edebilecek durumda,

olmaları gerekmektedir.

Ancak;

Piyasa dinamiklerinin olağan akışının önünü keserek dövizin boğazını sıkıp, aylarca nefes aldırmayıp, dövizin TRL değerinin adeta yerinde saydırılması, yerinden kıpırdamaması için sürekli müdahalede bulunulduğu taktirde, ülkemizde zaten belli bir fiyat artışının yarattığı enflasyon tahribatına bir de dövizin gırtlağını sıkıp, nefes aldırmazsanız döviz;

  • ya yerinde sayar,
  • ya geriye gelir.

Şöyle ki;

Dövize Baskı Piyasada İstikrarsızlık Yaratır, İstatistiki Veriler Gerçekçi Ölçülmez

Gerek çarşı – pazar ve hepimizin hissettiği, gerekse resmi enflasyon yeknesak olmalı ve birbirleri ile ciddi anlamda fark olmamalı. Enflasyon oranında yükseliş göstermeyen yabancı paralar karşısında;

  • İstatistiki veriler hatalı sonuçlanır,
  • İhracat azalır,
  • İthalat artar,
  • Dolar bazında hesaplanan veriler ise daime yüksek çıkar ve bu da ciddi anlamda yanıltıcıdır,
  • Ücretini dolar bazında alan üyelik, hizmet geliri aşan kişiler, dövizden vaz geçip, Türk Lirası almaya yöneldikleri

görülmektedir.

Dövizin Boğazını Sıkar, Nefesini Keserseniz

Dövizin hareket etmesinin önüne geçmek için, dövizin boğazını sıkar, dövize nefes aldırmaz iseniz, bir süre sonra döviz hareketsiz kalır, elden ayaktan gider.

Nefes alamayan ölüm döşeğindeki dövizin ihracatçıya faydası olmaz. Aylardır komaya girmiş gibi hareketsiz bir şekilde kalan dövizin, ülkemize döviz girdisi sağlayan ihracatçıya asla faydası olmayıp, fayda sağlayacağı kesim ise ülkemizden sürekli döviz çıkışı sağlayan ithalatçılar olacaktır.

Çok hareketli, türbülansa yakalanmış uçak gibi hareket eden dövizin olsa olsa spekülatörlere faydası olur ki ülkemiz bu hareketlerden zarar görür. Sürekli iniş ve çıkış gösteren döviz ile ihracatçı iş yapamaz, yurt dışına fiyat veremez, ülkemizde de fiyat istikrarı sağlanamaz.

Ama merak etmeyin, enflasyon düşürülecek… Cek, cak… Yıllardır bu sözü işitiyorum ama hiçbir şey olmuyor enflasyonun düşürülmesi adına.

Reşat BAĞCIOĞLUDöviz Füze Gibi Yükselir Mi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi