Antalya’daki İklim Zirvesi COP31 Tedarik Zincirine Ne Anlatıyor?
Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change – UNFCCC) kapsamında her yıl toplanan Taraflar Konferansı’nın (Conference of the Parties – COP) 31incisi, 9 Kasım’da Antalya’da başlıyor. Türkiye, ülkelerin iklim konusunda ortak karar aldığı bu zirveye ilk kez ev sahipliği yapıyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 31 Ekim’de 91 devlet ve hükümet başkanının katılımının teyit edildiğini açıkladı. Antalya EXPO Center’da 20 Kasım’a kadar sürecek konferansa 196 ülkeden temsilci ve 300’e yakın bakan bekleniyor. Zirvenin arifesinde yayımlanan veriler, müzakerecilerin işinin kolay olmayacağını gösteriyor.
En güncel tablo, BM Çevre Programı’nın (United Nations Environment Programme – UNEP) 21 Ekim’de yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’nda yer alıyor. Rapora göre mevcut politikalar sürdüğü takdirde, küresel sıcaklık artışı bu yüzyıl içinde 2,8 °C’ye ulaşabilir. Ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı iklim planları eksiksiz uygulansa bile artışın 2,6 °C ile sınırlanacağı hesaplanıyor. Türkiye bu tabloya karşı Antalya’yı, daha önce verilen sözlerin hayata geçirileceği bir “uygulama COP’u” olarak tanımlıyor. Bu tanım, zirvede alınacak kararların sanayiye, limanlara ve tedarik sözleşmelerine ne kadar hızlı ineceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Avrupa’ya ihracat yapan bir üreticinin karbon faturası, bir taşıyıcının navlun hesabı ve bir satınalma ekibinin tedarikçiden istediği emisyon verisi bu sorunun parçaları arasında.
COP Nedir, Nasıl Karar Alır?
UNFCCC, 1992’de Rio de Janeiro’daki BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda imzaya açıldı ve 21 Mart 1994’te yürürlüğe girdi. Sözleşmenin bugün 198 tarafı bulunuyor. Taraflar Konferansı, sözleşmenin 7. maddesiyle en üst karar organı olarak tanımlanıyor ve tarafların yükümlülüklerini, aldıkları önlemleri ve finansal kaynakların yönlendirilmesini her yıl gözden geçiriyor. Zirvelerin ev sahipliği BM’nin beş bölgesel grubu arasında dönüşümlü olarak belirleniyor. 2026 sırası Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı Avrupa ve Diğerleri grubundaydı ve aday ülkeler uzlaşamasaydı zirve, sözleşme sekretaryasının bulunduğu Bonn’da toplanacaktı.
Konferansın en belirleyici özelliği, kararların bütün tarafların uzlaşısıyla alınması. COP31 CEO’su ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, ülkelerin farklı görüş ve beklentilerini ortak paydada buluşturmanın konferans başkanlığının en önemli sorumluluğu olduğunu söylüyor. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Murat Artuç’un 2026’da yayımlanan çalışmasında, bu kuralın kapsayıcılığı artırdığı ancak azınlıkta kalan birkaç ülkeye süreci tıkama imkanı da verdiği belirtiliyor. Çalışmada, ilk Taraflar Konferansı’nda üçte iki çoğunlukla karar alınmasını öngören bir usul kuralları taslağı hazırlandığı, fosil yakıt üreticisi bazı ülkelerin itirazı nedeniyle bu taslağın aradan geçen 30 yılda yürürlüğe giremediği ifade ediliyor. Antalya’daki kararlar da aynı kurala bağlı ve tek bir ülkenin itirazı bir metnin kabulünü engelleyebilir.
Berlin’den Belém’e Otuz Yıl
İlk Taraflar Konferansı, 1995’te Berlin’de toplandı. Artuç’un çalışmasında, bu ilk toplantıya taraf ülkelerden 757 delegenin geldiği ve medya ile gözlemciler dahil toplam katılımın yaklaşık 3.000 kişide kaldığı aktarılıyor. Aynı çalışmada, 2023’te Dubai’de yapılan COP28’e taraf ülkelerden 20.204 delege ile yaklaşık 62.000 diğer katılımcının katıldığı belirtiliyor. Otuz yılda katılım yirmi katı aşarken, küresel sera gazı emisyonları artmaya devam etti. Artuç, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC) 2023 raporuna dayanarak 1850-2019 arasında atmosfere salınan sera gazlarının %42’sinin 1990-2019 döneminde salındığını aktarıyor.
Bu otuz yılda, ülkelerin iklim alanında bağlı olduğu uluslararası kurallar bütünü olan iklim rejimi de birkaç kez yeniden şekillendi.
- 1997’de kabul edilen Kyoto Protokolü, gelişmiş ülkelere bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri getirdi, ancak yürürlüğe girmesi 2005’i buldu.
- 2009’daki Kopenhag zirvesinde gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020’ye kadar yılda 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlama sözü verdi.
- 2015’te kabul edilen Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2 °C’nin belirgin biçimde altında tutmayı ve 1,5 °C ile sınırlamaya çalışmayı hedef olarak koyarken, emisyon azaltımını her ülkenin kendi açıklayacağı katkılara bıraktı.
- 2023’te Dubai’de, ülkelerin Paris hedeflerine ne kadar yaklaştığını ölçen ilk küresel durum değerlendirmesi tamamlandı ve ülkeler enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısında uzlaştı. 2024’te Bakü’de finansman hedefi 2035’e kadar yılda en az 300 milyar dolara yükseltildi.
Geçen yıl Brezilya’nın Belém kentinde toplanan COP30’da, gelişmekte olan ülkeler için uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması kararlaştırıldı. Uyumdaki ilerlemeyi ölçmek için 59 gösterge kabul edildi. Ülkeler ayrıca iklim politikalarının yükünü işçiler ve bölgeler arasında adil dağıtmayı amaçlayan bir adil geçiş mekanizması kurulmasında uzlaştı. Fosil yakıtlardan çıkışa dair bir ifade ise zirvenin nihai metnine girmedi. Uyum göstergelerinin teknik çalışmalarını iki yıl boyunca yürütecek Belém-Addis Uyum Vizyonu adlı süreç de Belém’de başlatıldı.
Antalya’da İki Ülke, Tek Başkanlık
COP31’in ev sahipliği için Türkiye ile Avustralya uzun süre adaylıklarını sürdürdü. İki ülke geçen kasımda Belém’de uzlaştı ve Varank’ın ifadesiyle COP tarihinde daha önce denenmemiş bir iş bölümü ortaya çıktı. Bu modelde başkanlığı, ev sahipliğini ve eylem gündemini Türkiye üstleniyor, ülkeler arası müzakereleri ise Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen “Müzakereler Başkanı” sıfatıyla yönetiyor. Zirve öncesinin son bakanlar toplantısı olan Pre-COP 5-8 Ekim’de Fiji’de yapıldı. Pasifik ülkelerinin sesini zirveye taşımayı amaçlayan liderler buluşması da ada ülkesi Tuvalu’da düzenlendi. Almanya’nın eski Uluslararası İklim Eylemi Özel Temsilcisi Jennifer Morgan, 22 Ekim’de İstanbul’da yaptığı konuşmada başarılı bir COP31’in büyük ölçüde Türkiye’nin küresel bölünmeler arasında köprü kurmasına bağlı olacağını söyledi.
Antalya’daki Dünya Liderleri Zirvesi, önceki COP’lardan farklı olarak konferansın üçüncü ve dördüncü günlerine, 11-12 Kasım’a yerleştirildi. Konferans alanı Mavi Bölge ve Yeşil Bölge olarak ikiye ayrılıyor. Resmi müzakerelerin yapıldığı ve akredite heyetlerin girebildiği Mavi Bölge’de, Varank’ın verdiği bilgiye göre 26 müzakere salonu, 2 genel kurul salonu ve ülke pavyonları bulunuyor. Sivil toplumun ve ziyaretçilerin katıldığı Yeşil Bölge ile birlikte alan 1 milyon metrekareyi aşıyor. COP31, konferans öncesinde hem etkinlik sürdürülebilirliği yönetim sistemi belgesini (TS ISO 20121) hem de Sıfır Atık Belgesi’ni alan ilk COP oldu.
Müzakerelerde Hangi Dosyalar Açık?
UNFCCC’nin her haziran Bonn’da düzenlediği teknik ara toplantılar, bu yıl müzakere dosyalarının önemli bir kısmını çözümsüz biçimde Antalya’ya devretti. Ülkelerin iklim etkilerine uyum kapasitesini ölçmeyi amaçlayan Küresel Uyum Hedefi’nde uzlaşı sağlanamadı ve konu, üzerinde anlaşılmış bir metin olmadan COP31’e bırakıldı. Antalya’da müzakereciler, Belém’de kabul edilen 59 göstergenin nasıl uygulanacağını ve uyum projelerini finanse eden Uyum Fonu’nun yönetim kurulunda hangi ülkelerin yer alacağına dair anlaşmazlığı çözmeye çalışacak. Adil geçiş mekanizmasının işlevlerini tarif eden bir taslak metin de Bonn’dan Antalya’ya gönderildi. Mekanizmanın nasıl yönetileceği ve ülkelere hangi mali ve teknik desteği sağlayacağı henüz netleşmedi.
Müzakerelerin en çetin başlığını yine finansman oluşturuyor. Artuç, gelişmiş ülkelerin Kopenhag’da verdiği yıllık 100 milyar dolar sözüne Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (Organisation for Economic Co-operation and Development – OECD) hesaplarına göre ancak 2022’de ulaşılabildiğini belirtiyor. Bu yılki müzakerelerin düğümü, Bakü’de verilen 300 milyar dolarlık sözün bir takvime ve yol haritasına bağlanması olacak. Çin Ekoloji ve Çevre Bakan Yardımcısı Li Gao, 21 Ekim’de yaptığı açıklamada gelişmiş ülkelerin bu taahhüdü nasıl yerine getireceğine dair bir yol haritasının ve uyum finansmanının üç katına çıkarılmasının, Antalya’da derinlemesine konuşulması gerektiğini söyledi. Li ayrıca iklim adına alınan ticaret önlemlerinin daha fazla diyaloğa konu olmasını istedi.
Paris Anlaşması kapsamındaki ikinci küresel durum değerlendirmesi de Antalya’da başlıyor. Bu değerlendirme, 2028’deki COP33’te tamamlanacak ve ülkelerin bir sonraki iklim planlarına zemin oluşturacak. Zirveyi önceki toplantılardan ayıran bir başka nokta, dünyanın en büyük tarihsel emisyon kaynağı olan ve Paris Anlaşması’ndan çıkışı 27 Ocak 2026’da yürürlüğe giren Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) durumu. BM kayıtlarına göre ülkenin UNFCCC’den çekilmesi, 27 Şubat 2027’de geçerlilik kazanacak. Bu da Antalya’yı ABD’nin sözleşmeye taraf olarak katılabileceği son COP yapıyor. ABD’nin zirveye resmi heyet gönderip göndermeyeceği henüz belli değil.
Eylem Gündeminin 2035 Hedefleri
Türkiye, müzakerelere paralel olarak hükümetleri, şehirleri ve özel sektörü gönüllü taahhütlerle harekete geçirmeyi amaçlayan bir eylem gündemi de yürütüyor. Gündem 10 öncelikli tema, 6 küresel uygulama hedefi ve 11 girişimden oluşuyor ve hedeflerin tamamı 2035 yılına bağlanıyor.
Bu hedefler arasında, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının bugünkü %20’nin biraz üzerindeki seviyeden, %35’e çıkarılması ve belediye atığındaki öngörülen artışın en az yarıya indirilmesi yer alıyor. Binalarda enerji yoğunluğunu en az %25 azaltmak ve üretimde döngüsel malzeme kullanım oranını en az %15’e yükseltmek de listede. Bu rakamlar, Antalya’nın başarısını müzakere metinlerinin dışında da ölçülebilir hale getiriyor. Varank, bu hedeflere ulaşılırsa 2035 için öngörülen emisyon artışının %20-25 oranında azalabileceğini belirtiyor.
Gündemdeki Küresel Yeşil Yük Koridorları Girişimi, uluslararası yük koridorlarının düşük emisyonlu ve dayanıklı hale gelmesini destekleyecek. Antalya Yeşil Sanayileşme Mutabakatı, sanayinin karbonsuzlaşmasında yatırımı hızlandırmayı hedefliyor. Antalya Yapay Zeka Taahhüdü de yapay zekanın nasıl tasarlandığı, tedarik edildiği ve hangi enerjiyle çalıştırıldığına dair siyasi bir çerçeve sunuyor. Finansmana erişim için BM Kalkınma Programı (United Nations Development Programme – UNDP) ile geliştirilen İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge – BRIDGE) modeli devreye giriyor. Varank’a göre ilk pilot ülkeleri Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan olan model, ülkelerin iklim önceliklerini finansmana uygun projelere dönüştürüp finans kuruluşlarıyla buluşturmayı amaçlıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency – IEA) Başkanı Fatih Birol, elektrifikasyonda küresel bir taahhüt çıkarsa Antalya’nın Paris Anlaşması gibi anılabileceğini söylüyor.

Türkiye İçin Ev Sahipliğinin Anlamı
Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 23 Eylül’de New York’ta BM Genel Sekreteri’nin düzenlediği iklim etkinliğinde Türkiye’nin COP31’i iklim kararlarının uygulamaya geçirildiği bir etkinliğe dönüştürmek istediğini söyledi. Aynı konuşmada “Antalya’da çok daha fazlasını başarmak durumundayız” ifadesini kullandı. Ertesi gün gazetecilere yaptığı açıklamada da COP31’in gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platform olacağını belirtti. Türkiye 2004’te UNFCCC’ye taraf oldu, 2009’da da Kyoto Protokolü’ne katıldı. 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylayan ülke, aynı yıl 2053 için net sıfır emisyon hedefini açıkladı.
Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı iklim planlarının güncel olanı, Kasım 2025’te BM’ye sunulan İkinci Ulusal Katkı Beyanı. Beyana göre Türkiye, 2035’te sera gazı emisyonlarını ek önlem alınmaması halinde oluşacak seviyeye kıyasla, 466 milyon ton azaltarak 643 milyon ton karbondioksit eşdeğerinde sınırlamayı taahhüt ediyor. Temmuz 2025’te yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu, karbon fiyatlamasının yasal zeminini kurdu. Kanunun öngördüğü Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin yönetmeliği, 27 Ağustos 2026’da yayımlandı ve yıllık emisyonu 50 bin ton karbondioksit eşdeğerini aşan tesisleri kapsama aldı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 21 Ekim’de çıkardığı düzenlemeyle de karbon piyasasının işleyiş kuralları belirlendi ve kapsamdaki her işletmeye İşlem Kayıt Sistemi’nde hesap açma zorunluluğu getirildi.
Müzakerelerdeki konumu da Türkiye’nin ev sahipliğine ayrı bir anlam yüklüyor. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, Türkiye’nin büyük müzakere bloklarının dışında durmasının, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşı sağlamayı kolaylaştırabileceğini değerlendiriyor. Akdeniz havzasının artan sıcaklıklar, su kıtlığı ve orman yangınlarıyla karşı karşıya olduğunu hatırlatan Kurnaz, bölgeye daha fazla ilgi gösterilmesi gerektiğini de vurguluyor. Varank aynı rolü “Dünyaya köprü olacağız. Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında bu köprüyü kuracağız” sözleriyle tanımlıyor. Ekonomik boyutta ise Bakan Kurum, zirvenin Antalya’da konaklama, ulaşım, perakende ve inşaat gibi sektörlerde yaklaşık 2 milyar dolarlık doğrudan ekonomik hareket yaratacağını tahmin ediyor.
Satınalma ve Lojistik Antalya’yı Neden Yakından İzlemeli?
Li Gao’nun Antalya’da daha fazla diyaloğa konu olmasını istediği iklim kaynaklı ticaret önlemlerinin en bilineni, Avrupa Birliği’nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – Carbon Border Adjustment Mechanism). Mekanizma, demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ithalatına ürünün üretiminde açığa çıkan emisyon oranında bedel yüklüyor ve 1 Ocak 2026’dan bu yana kesin uygulama döneminde.
Avrupa’ya ihracat yapan Türk sanayicisini ilgilendiren takvime göre, 2026’da AB’ye giren ürünler için sertifika satışı 1 Şubat 2027’de başlayacak, ilk yıllık beyan da 30 Eylül 2027’ye kadar verilecek. Karbonun fiyatı önce sınırda, ardından navlunda ve tedarik sözleşmelerinde görünür hale gelebilir. Avrupa Komisyonu 2026’nın üçüncü çeyreği için sertifika fiyatını ton başına 82,32 euro olarak açıkladı. Yasal yükümlülük AB’deki ithalatçıya ait olsa da bu bedel, fiyat pazarlıkları ve tedarikçiden istenen emisyon verisi üzerinden zincirin geri kalanına yansıyor.
SKDM, bugün taşıma emisyonlarını kapsamıyor ancak karbonun taşıma maliyetlerine de yansıması ihtimali akademik çalışmalara konu oluyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Öyküm Yılmaz’ın Ege Üniversitesi Ulaştırma Yönetimi Araştırmaları Dergisi’nde 2026’da yayımlanan çalışmasında, bu ihtimalin navluna etkisinin Türk ihracatı açısından stratejik bir koridor olan İzmir-Münih hattı üzerinden hesaplandığı görülüyor. Çalışmada, yaklaşık 2.300 km’lik hatta 40 tonluk bir tırın tek yönlü seferde 1,96 ton, dönüş ve sınır beklemeleri eklendiğinde ise 4,11 ton karbondioksit saldığı ifade ediliyor. Bu rakamlar, tek yönlü sefer üzerinden yapılan bir hesabın sefer döngüsündeki emisyonun yarısından fazlasını dışarıda bıraktığı anlamına geliyor. 10.000 tekrarlı bir simülasyonla yapılan hesapta, karbon maliyetinin navlun içindeki payının ortalamada %5,9’a, en kötü senaryoda %8,7’ye ulaşabileceği belirtiliyor.
Yılmaz’ın çalışmasında, İzmir-Trieste arasını tır ve dorselerin doğrudan yüklendiği Ro-Ro gemisiyle, Trieste-Münih arasını demiryoluyla kat eden intermodal, yani deniz ve demiryolunu birleştiren seçeneğin karayoluna göre %70 emisyon avantajı sağladığı ifade ediliyor. Çalışmada taşıyıcılara, yakıt farkı maddesine benzer bir “karbon maddesi”ni navlun sözleşmelerine eklemeleri ve emisyon verilerini şeffaf biçimde raporlamaları öneriliyor. Ro-Ro ayağının geçtiği denizyolunda ise karbon fiyatı ayrı bir takvimle ilerliyor. AB Emisyon Ticaret Sistemi’nde gemi şirketleri, 2026’dan itibaren kapsama giren emisyonlarının tamamı için izin teslim etmek zorunda. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (International Maritime Organization – IMO) gemi yakıtına küresel karbon fiyatı getirecek Net Sıfır Çerçevesi için karar oturumu da 4 Aralık’ta, Antalya’nın kapanışından iki hafta sonra toplanacak.
Sanayi ve ticaret çevreleri de zirveye kendi programlarıyla hazırlanıyor. COP31’de küresel iş dünyasının katılımını koordine eden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Hükümetler anlaşmaları imzalar, iş dünyası hayata geçirir” diyor. TOBB’un yürüttüğü çalışmaların sonuçları, COP tarihinde ilk kez Dünya Liderleri Zirvesi ile bir gün kesişecek şekilde, 12-13 Kasım’da düzenlenecek, “İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi”nde açıklanacak. Tematik programda:
- 10 Kasım Enerji ve Ulaştırma,
- 13 Kasım Finans ve Ticaret,
- 16 Kasım ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji günü olarak belirlendi.
UNEP ile Türkiye Sigorta Birliği’nin 13-14 Kasım’da düzenleyeceği “Küresel Sürdürülebilir Sigorta Zirvesi” de iklim risklerinin nasıl ölçülüp paylaşılacağını ele alacak.
Kamu Alımları da Karbonsuzlaşmanın Araçları Arasına Giriyor
BM Sınai Kalkınma Örgütü (United Nations Industrial Development Organization – UNIDO) bünyesindeki Sanayide Derin Karbonsuzlaşma Girişimi (Industrial Deep Decarbonisation Initiative – IDDI), hükümetleri 2030’dan itibaren kamu inşaatlarında düşük emisyonlu çelik, çimento ve beton alımını önceliklendirmeye çağırıyor. Girişime göre kamu inşaat alımları, bu üç malzemenin pazarının ortalama %40’ını oluşturuyor. SKDM, deniz taşımacılığındaki karbon fiyatı ve kamu alımlarındaki bu yönelim, satınalma ekiplerinin iş tanımını genişletiyor. Bununla birlikte, Emisyon verisini tedarikçiden toplayabilen, navlun ve tedarik sözleşmelerine karbon maddesi yazabilen ve taşıma modunu karbon maliyetiyle birlikte değerlendirebilen ekipler, bu dönemde öne çıkıyor. Bu verileri toplayamayan şirketlerde karbonun maliyeti, fark edilmeden zincirin kendi halkasında birikebilir.
Zirveye Yöneltilen Eleştiriler
COP sürecine yöneltilen eleştirilerin başında, fosil yakıt sektörünün zirvelerdeki ağırlığı geliyor. Artuç’un çalışmasında, uluslararası sivil toplum kuruluşu Global Witness’ın verilerine dayanarak, COP28’e en az 2.456 fosil yakıt lobicisinin katılma izni aldığı, iklim değişikliğine karşı en kırılgan on ülkeden gelen toplam delege sayısının ise 1.509’da kaldığı aktarılıyor.
Sivil toplum koalisyonu Kick Big Polluters Out’un tespitine göre COP30’a katılma izni alan fosil yakıt lobicisi sayısı da 1.600’ü aştı. Fossil Free Politics koalisyonunun, 2 Kasımda yayımladığı analizde, AB hükümetleri ve Avrupa Komisyonu, 2023-2025 arasındaki üç zirveye heyetleri içinde bu sektörden toplam 332 temsilci götürdü. Belém’de 88 ülkenin desteklediği fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritasının büyük üreticilerin itirazıyla nihai metne alınmaması da bu eleştiriyi güçlendirdi.
İkinci eleştiri başlığı, sürecin işleyişiyle ilgili. Artuç, oturumların gece yarısına kadar sürmesinin ve metnin son güne yetiştirilmeye çalışılmasının bir tür “yorarak müzakere” tekniği yarattığını ve küçük heyetle katılan yoksul ülkeleri zengin ülkelere göre daha fazla zorladığını belirtiyor.
Aynı çalışmada, olumlu gelişmeler de göz ardı edilmiyor. İklim rejiminin bütün ülkeleri iklim değişikliğinin bilimsel gerçekliğini kabule ikna ettiği ve iklim fonlarının kurulduğu hatırlatılıyor. İrlanda’daki çevre örgütü Friends of the Earth Ireland’ın CEO’su Deirdre Duffy, COP31’de müzakere edilecek büyük bir anlaşma bulunmadığını ve zirvenin yalnızca uygulamayla değerlendirileceğini söylüyor. Antalya’nın bu eleştiriler karşısındaki sınavı, alınmış kararların ne kadarının sahaya inebildiğiyle ölçülecek. Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne (World Resources Institute – WRI) göre, Antalya Yapay Zeka Taahhüdü doğru yönü gösteriyor ancak hesap verebilirlik mekanizmalarından yoksun.

Sırada Addis Ababa Var
COP31’in ardından iklim diplomasisinin rotası Afrika’ya dönüyor. COP32, 2027’de Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da toplanacak. Etiyopya, Nijerya’nın Lagos önerisiyle yarıştı ve Afrika ülkeleri grubu Addis Ababa’yı öne çıkardı. Afrika Birliği’nin ve BM Afrika Ekonomik Komisyonu’nun merkezi olan kent, Belém-Addis Uyum Vizyonu ile başlatılan uyum göstergeleri sürecinin de durağı olacak. Etiyopya, BRIDGE modelinin ilk pilot ülkeleri arasında da yer alıyor. 2028’deki COP33’ün ev sahibi ise henüz belirlenmedi.
Satınalma ve Tedarik Zinciri Ekipleri İçin Sürdürülebilirlik Eğitimleri
İş problemlerine odaklı eğitimler. Uygulanabilir çözümler, ölçülebilir sonuçlar.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Sorumlu Satınalma Eğitimi için tıklayınız.
Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi
Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
ve ISO 20400 YEŞİL SATIN ALMA MAKALELERİ
- Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)
- Tedarikçilerden Sürdürülebilirlik Verisi Nasıl Toplanır? Satınalma Şartnamelerinde Sürdürülebilirlik – V
- Sürdürülebilir Tedarikçi Kimdir? Bir Şirketi Sürdürülebilir Kılan Özellikler Nelerdir? – IV
- Ecovadis Sürdürülebilir Satınalma Puanımızı Nasıl Yükseltiriz?
Sürdürülebilir Satınalma Gelişim Planı Nasıl Yürütülmeli?
- Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2025 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu Yayınlandı. Türkiye 167 Ülke İçerisinde 73. Sırada
- Sürdürülebilir Tedarik Operasyonlarında Planlama ve Gereklilikler, ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı – III
- Sürdürülebilir Tedarik Stratejisi Nedir? Nasıl Geliştirilir? ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı – II
- ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Rehber Standardı Yol Haritası ve Adım Adım Sıfır Emisyon Hedefi
- Yeşil Satınalma ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi Nedir?
- Demir Çelik Sektörü ve Sürdürülebilirlik Performans Göstergeleri (KPI)
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:
Kurumunuzun satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.
Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com
Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.
Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”
Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.









