Mekke Anlaşması Tedarik Zincirine Ne Zaman Yansır? Navlunu Düşürür mü?”

Satınalma Dergisi
Satınalma Dergisihttps://satinalmadergisi.com
KURUMSAL PAZARDA 13. YIL HABER & LANSMAN: dergi@satinalmadergisi.com REKLAM: reklam@satinalmadergisi.com ABONELİK: abone@satinalmadergisi.com Tel : (546) 740 10 10
spot_imgspot_img

Mekke Anlaşması Tedarik Zincirine Ne Zaman Yansır? Navlunu Düşürür mü?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos 2026’da Mekke’deki Safa Sarayı’nda bir araya gelerek, Mekke Ortak Savunma Anlaşması‘na imza attı. Anlaşmanın çekirdeği, Birleşmiş Milletler Şartı’nın meşru müdafaa hakkını düzenleyen 51. maddesine dayanıyor ve üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırıyı hepsine yapılmış sayıyor. İmza haberi aynı gün bütün büyük ajanslara düştü, bölgesel güvenlik mimarisinde tarihi bir eşik olarak değerlendirildi. Peki bir savunma anlaşması satınalma masasını, lojistik operasyonunu ve tedarik zinciri planlamasını neden ilgilendirsin? Mekke Anlaşması tedarik zinciri tarafında ne değiştirir sorusunun cevabı tek bir belgeden ziyade, on gün içine sıkışmış bir imza dizisinde duruyor.

On Günde Üç İmza ve Bir Toplantı

Sıralamayı doğru kurmak gerekiyor. 30 Temmuz’da aralarında Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Sudan, Somali, Cibuti, Bangladeş, Komorlar ve Yemen’in bulunduğu on dört ülke, Çok Uluslu Deniz Savunma Koalisyonu‘nun kurulduğunu duyurdu. 6 Ağustos’ta Suudi Savunma Bakanlığı, bu koalisyonun komutanlığına Tuğamiral Abdullah bin Salem El-Şehri’yi atadığını açıkladı. 7 Ağustos’ta Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Koalisyon ise 12-13 Ağustos’ta kurumsal çerçevesini nihai hale getirmek üzere yeniden toplanacak.

Bu iki yapı aynı şey değil ve karıştırılması yaygın bir hata. Mekke Anlaşması üç ülke arasında imzalanmış bir kolektif savunma metni. Deniz Koalisyonu ise on dört kurucu ülkeyle başlayan ve yeni katılımlara açık bir denizcilik yapısı. Türkiye ve Pakistan her ikisinin de içinde yer aldığından, haberler zaman zaman birbirine geçiyor. Lojistik ve tedarik zinciri tarafını doğrudan ilgilendiren mekanizma ise aslında Mekke Anlaşması’ndan çok, deniz koalisyonunda kurulmuş durumda. Bir not daha düşmek gerekiyor. Mekke Anlaşması’nın tam metni henüz yayımlanmadı ve kamuoyundaki bütün maddeler ortak bildiri ile taraf yetkililerin bilgilendirmelerine dayanıyor.

Anlaşma Ne Diyor? ve Neyi Kapsamıyor?

Açıklanan çerçeveye göre anlaşma yalnızca askeri operasyonel iş birliğiyle sınırlı değil. Savunma sanayiinde ortak projeler geliştirilmesi, askeri teknoloji transferinin teşvik edilmesi, ortak üretim ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi, metnin açık başlıkları arasında. Buna düzenli ortak tatbikatlar, askeri personel değişim programları, istihbarat paylaşımı ve savunma planlaması koordinasyonu ekleniyor. Üç ülkenin birliklerinin birlikte çalışabilirliğini artırmak, yani komuta kontrol sistemlerini, veri bağlantılarını ve eğitim standartlarını uyumlulaştırmak da hedefler arasında sayılıyor. Zemin sıfırdan kurulmuyor, çünkü Suudi Arabistan ile Pakistan Eylül 2025’te ikili bir stratejik karşılıklı savunma anlaşması imzalamıştı ve Türkiye’nin her iki ülkeyle de uzun yıllara dayanan savunma sanayii ilişkisi bulunuyor.

Anlaşmada olmayanları da aynı netlikte söylemek gerekiyor. Metinde ticaret, gümrük, transit geçiş, liman işletmeciliği ya da lojistik altyapıya dair bir hüküm bulunmuyor. Kimi yorumlarda geçen deniz ticaret yollarının korunması başlığı, anlaşmanın maddesi olarak değil, imzacıların diğer girişimleriyle birlikte okunduğunda ortaya çıkan bir beklenti olarak değerlendirilmeli. Türk tarafı da güvenlik alanındaki iş birliği ruhunun bağlantısallık, ticaret, finans ve yatırım alanlarına ivme kazandırmasını beklediğini ifade etti, ancak bu bir taahhüt değil bir öngörü. Mekke Anlaşması’nın satınalma diline doğrudan çevrilebilen tek hükmü savunma sanayii entegrasyonudur, geri kalan her etki dolaylı ve koşulludur.

Deniz Koridoru Asıl Mekanizmayı Kuruyor

Deniz koalisyonunun görev tanımı, lojistik okuru için Mekke Anlaşması’ndan çok daha somut. Kurucu on dört ülke, Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi‘nde seyir serbestisini korumak, uluslararası ticaret yollarını ve enerji tedarik rotalarını güvence altına almak niyetini ilan etti. Bu üç su alanı Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlayan stratejik koridoru oluşturuyor ve Türkiye’nin Asya ile ticaretinin önemli bir kısmı bu koridordan geçiyor. Koalisyonun merkezi Riyad’da ve komuta Suudi Arabistan’da, atanan komutan üye devletlerle koordinasyonu ve diğer denizcilik koalisyonlarıyla iş birliğini yürütecek. Yaklaşık elli ülkeye davet gitti, bazıları ortak bildiriyi imzaladı, bazıları kurucu üyelik öncesinde tüzüğü imzalamaya hazırlanıyor.

Enerji lojistiği tarafında tablo Riyad açısından iki uçlu bir sıkışma yaratıyor. Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı ham petrol hattı, Körfez’deki üretim sahalarını Kızıldeniz kıyısına bağlayarak Hürmüz Boğazı’na alternatif bir çıkış sağlıyor. Hürmüz fiilen kapalıyken bu hattın stratejik değeri artıyor, ancak hattın deniz çıkışı bu kez Husi tehdidinin menzilindeki Kızıldeniz’de bulunuyor. Yani bir darboğazdan kaçarken diğerine giriliyor ve koalisyonun kuruluş gerekçesi büyük ölçüde bu denklemde yatıyor. Enerji tedarik rotalarının koalisyonun kurucu bildirisinde ayrı bir başlık olarak yer alması da tesadüf değil.

Yapının en büyük zaafı ise katılım. Amerika Birleşik Devletleri koalisyona davet edildi ancak katılım kararı henüz açıklanmadı, Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkeler de Washington’ın tavrını bekliyor. Konuya yakın bir yetkilinin değerlendirmesi açık, gerçek deniz varlıkları taahhüt edilmezse girişim kağıt üstünde kalır. Bir koalisyonun caydırıcılığı, üye sayısından çok sahaya çıkardığı fırkateyn ve devriye kapasitesiyle ölçülüyor. Kızıldeniz’de sevkiyat maliyetlerini belirleyecek olan Mekke’de atılan imza değil, ağustos ortasındaki planlama toplantısından çıkacak kuvvet taahhütleridir.

Bugünün Tablosunda Primler Düşmüyor

Anlaşmaların etkisini tartışırken bugünkü verilerden başlamak gerekiyor, çünkü tablo iyileşme yönünde değil. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaş sürecinde Hürmüz Boğazı ticari denizciliğe fiilen kapandı. Kriz öncesinde günlük ortalama yetmiş üç civarında geçiş yapılan boğazda, 2 Ağustos’ta yalnızca iki geçiş kaydedildi. Çatışma öncesinde küresel petrol ve gaz arzının yaklaşık %20’si bu rotadan geçiyordu ve rotanın kapanması küresel ekonomiyi ağır biçimde etkiliyor. İran ile Umman arasında güvenli rota müzakereleri sürüyor, koordinatlarda anlaşma sağlandığı açıklandı, ancak taraflar bunun su yolunu otomatik olarak açmayacağını da belirtiyor.

Sigorta tarafındaki hareket daha da çarpıcı. Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesinin ardından savaş riski primleri gemi değerinin %0,3 seviyesinden %0,75’e çıktı, birkaç gün içinde güney Kızıldeniz seferlerinde %1’in üzerine tırmandı. Cizan ve Şuaybe gibi güney Suudi limanlarından yapılan seferlerde ve Suudi bağlantılı gemilerde %3’e varan kotasyonlar konuşuldu. Küçük görünen bu oran farkları, yedi günlük tek bir sefer için yüz binlerce dolarlık ek maliyet anlamına geliyor. Sigortacılık tarafındaki değerlendirmelere göre piyasa 2023-2025 döneminden gelen tecrübeyle riski çok hızlı yeniden fiyatlıyor.

Rota tarafında da rahatlama görünmüyor. Kızıldeniz yerine Ümit Burnu üzerinden dolaşan hatlarda, Asya-Avrupa sefer süreleri ortalama on ila on beş gün uzuyor, yakıt tüketimi artıyor ve filo kapasitesi fiilen daralıyor. İhracatçı açısından bu durum hem maliyet hem teslim süresi tarafında doğrudan rekabet kaybı demek. Burada göz ardı edilen bir ters mekanizma da var. Bir savunma paktı bölgede blok algısı yaratırsa kısa vadede risk primi düşmez, tırmanma beklentisiyle yükselebilir. Bir güvenlik anlaşmasının navlun ve sigorta maliyetlerine yansıması, imza tarihinden değil sahadaki ilk somut koruma operasyonundan itibaren başlar.

Savunma Sanayii Satınalmasında Değişen Ne?

Üçlü çerçevenin en somut karşılığı savunma tedarikinde ortaya çıkacak. Suudi Arabistan 2023’te Baykar ile Türkiye’nin o güne kadarki en büyük tek savunma ihracat sözleşmelerinden birini imzaladı ve bu sözleşme yalnızca platform alımı değil, yerel sanayi katılımı ile ortak üretim unsurları da içeriyordu. Şubat 2026’da ROKETSAN, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ve Askeri Sanayiler Genel Otoritesi ile savunma ve havacılık alanındaki yatırım fırsatlarının geliştirilmesine yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yılın başındaki ziyaretinde KAAN milli muharip uçak projesine Suudi Arabistan’ın ortak yatırımcı olabileceğini dile getirmişti. Türkiye ile Pakistan arasında ise savaş gemisi, mühimmat ve silahlı insansız hava aracı düzeyinde uzun süredir yürüyen ortak projeler bulunuyor.

Ölçek verisi, bu ilişkinin büyüklüğünü gösteriyor ancak burada bir uyarı şart. Baykar’ın ihracatı 2024’teki 1,831 milyar dolar seviyesinden 2025’te 2,2 milyar dolara çıktı, ROKETSAN 750 milyon dolar eşiğini aştı, ASELSAN’ın ihracat sözleşmeleri 2 milyar dolar seviyesini geçti. Ancak ihracat geliri, ihracat sözleşmesi ve bakiye sipariş birbirinden farklı kalemler. Bir şirketin altı ayda açıkladığı milyar dolarlık yeni sözleşme, o altı ayda aynı tutarda gelir elde ettiği anlamına gelmiyor. Bu ayrımı yapmak, çerçeve anlaşmaların ne zaman gerçek satınalma hacmine dönüştüğünü okuyabilmenin ön koşulu. Mekke Anlaşması bugün itibarıyla bir sipariş değil bir sipariş ihtimalidir ve bu ikisini karıştıran tedarikçi kapasite planlamasını yanlış kurar.

Türkiye’nin Temmuz ayında savunma ve havacılık ihracatında ulaştığı seviyeyi ve bu ihracatın bileşimindeki değişimi ele aldığımız savunma ihracatı analizimizde bu tabloyu ayrıntılı işlemiştik.

Üç Envanter ve Tek Standart Sorunu

Standardizasyon ve ölçek ekonomisi beklentisi mantıklı görünüyor ama otomatik değil. Suudi Arabistan’ın avcı filosu ağırlıklı olarak F-15 aileleri, Eurofighter Typhoon ve Tornado gibi Batı menşeli platformlardan oluşuyor ve toplam yaklaşık üç yüz seksen uçak seviyesinde. Pakistan tarafında Çin menşeli sistemler baskın, nitekim Suudi Arabistan’daki bir hava üssüne konuşlandırdığı hava savunma sistemleri de Çin yapımı. Türkiye ise giderek artan oranda kendi platformlarıyla sahada. Üç farklı tedarik ekolünden gelen envanterin komuta kontrol, veri bağlantısı, mühimmat uyumu ve yedek parça tarafında ortak bir standarda oturması yıllar alan bir mühendislik ve sözleşme işi.

Bu noktada sık yapılan bir çıkarımı düzeltmek gerekiyor. Üçlü bir savunma anlaşması, batılı ülkelerin uyguladığı ihracat kontrol rejimlerinden muafiyet üretmez. Türk platformlarında üçüncü ülke menşeli alt sistemler bulunuyor ve bunlar son kullanıcı kısıtlarına tabi kalmaya devam ediyor. Anlaşmanın ürettiği şey muafiyet değil, tek tedarikçiye bağımlılığın azaltılması ve alternatif bir tedarik kanalının kurulmasıdır. Bu ayrımı yapabilmek, çok ülkeli ortak üretim sözleşmelerinde offset yükümlülüklerini takip etmek, tedarikçi yeterlilik denetimlerini üç ayrı düzenleyici çerçeveye göre yürütmek ve izlenebilirlik zincirini kurmak demek. Türk tedarikçi ekosisteminin büyük kısmı bu ölçekte çok taraflı bir ortak üretim düzeniyle ilk kez karşılaşacak ve buradaki asıl darboğaz üretim kapasitesi değil sözleşme yönetimi olacak.

Anlaşmanın Gölgesindeki Üç Tartışma

Üçlü yapının etrafında dönen ve satınalma gündeminin dışında kalsa da tabloyu şekillendirecek üç başlık var. Birincisi nükleer boyut. Pakistan İslam dünyasının tek nükleer gücü ve Suudi Arabistan ile 2025’te imzaladığı anlaşmanın bir nükleer şemsiye içermediğini Pakistanlı yetkililer defalarca belirtti. Suudi Dışişleri Bakan Yardımcısı Rayed Krimly de Mekke Anlaşması’nın nükleer emellerle bağlantılı olmadığını açıkladı. Buna karşın Pakistan’ın nükleer kapasitesinin anlaşmanın kapsamına girip girmediği tartışması uluslararası baskı aracı olarak kullanılabilir, kaldı ki hem Türkiye hem Suudi Arabistan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na taraf.

İkincisi Hindistan denklemi. Anlaşma sonrasında İsrail’in Hindistan ile ilişkilerini derinleştirmesi, Yeni Delhi’nin Pakistan ve Türkiye’ye yönelik yaklaşımını sertleştirmesi ve Doğu Akdeniz ölçeğinde karşı hamleler gelmesi olasılıklar arasında sayılıyor. Üçüncüsü Suudi-israil normalleşmesi. Anlaşma bu ihtimali tamamen ortadan kaldırmıyor, ancak israilli analistler normalleşmeyi daha az olası hale getirdiğini, dolayısıyla normalleşmenin yan ürünü olarak beklenen Türkiye-israil yumuşamasının da uzaklaştığını değerlendiriyor. Üçü de bugün için yorum düzeyinde duruyor, fakat üçünün de sonucu bölgesel risk primini ve dolayısıyla sevkiyat maliyetlerini etkileme kapasitesine sahip.

Mekke Anlaşması Tedarik Zinciri Kararlarına Nasıl Girer?

Satınalma ve lojistik tarafında karar verecek olanlar için izlenmesi gereken üç eşik var.

  • Birincisi kurumsallaşma. Ortak tehdit değerlendirmesi, düzenli savunma bakanları toplantıları, müşterek tatbikatlar ve komuta kontrol uyumu kurulmadan siyasi bir deklarasyonun güvenlik mekanizmasına dönüşmesi mümkün değil.
  • İkincisi deniz koalisyonuna büyük donanmaların katılımı, çünkü Kızıldeniz’de fiili koruma sağlanmadan sigorta ve navlun kalemlerinde iyileşme beklemek gerçekçi olmaz.
  • Üçüncüsü çerçeve anlaşmaların bakiye siparişe dönüşme hızı, yani mutabakat zabıtlarının kaç ay içinde imzalı sözleşmeye evrildiği.

Bu üç eşiğin ilk sınavı çok yakın. Deniz koalisyonunun 12-13 Ağustos’taki planlama toplantısı, kurumsal çerçeveyi belirleyecek ve yeni katılımların önünü açacak. Toplantıdan somut kuvvet taahhüdü çıkarsa Kızıldeniz rotasında kademeli bir normalleşme senaryosu konuşulabilir hale gelir. Çıkmazsa Ümit Burnu rotası ve yüksek prim tablosu bir süre daha devam eder. Önümüzdeki haftalarda bu üç eşiği takip eden bir tedarik zinciri ekibi, rakiplerinden birkaç ay önce rota ve stok kararını verecek konuma geçer.

Sınanmayı Bekleyen Bir İddia

Anlaşmaya mesafeli bakan değerlendirmeler de dikkate alınmayı hak ediyor. Suudi Arabistan’ın Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle 2000’den, Pakistan ile 2025’ten beri karşılıklı savunma anlaşmaları bulunuyor ve bunların hiçbiri pratikte kolektif savunma maddesiyle ilişkilendirilen türden bir karşılık üretmedi. Bölgedeki diplomatik kaynaklar, Türkiye ve Pakistan’ın Husilere doğrudan saldırma ihtimalini düşük görüyor ve anlaşmayı sınanmayı bekleyen bir iddia olarak niteliyor. Akademik değerlendirmeler de aynı yere işaret ediyor. Ana mesele metnin ne söylediği değil siyasi iradenin kurumsal ve operasyonel kapasiteye dönüşüp dönüşmeyeceği. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai ise anlaşmayı doğrudan hedef alarak kağıt üzerindeki bir anlaşmanın Suudilere güvenlik getirmeyeceğini savundu.

Tedarik Zinciri Danışmanlığı Haber Mekke Anlaşması Tedarik Zincirine Ne Zaman Yansır Navlunu Düşürür Mü

Buna karşılık savunma ortaklıklarının ticari bağları da güçlendirdiği yönünde ciddi bir beklenti var. Bir Amerikan düşünce kuruluşu uzmanının değerlendirmesine göre Türk savunma sanayii, genişleyen ticari fırsatlardan yararlanacak ve anlaşma Türkiye’nin Hindistan ile Avrupa arasındaki enerji ve ticaret ağlarındaki konumunu pekiştirecek. Türk tarafı da benzer bir beklentiyi resmi düzeyde dile getirdi. Hangi senaryonun gerçekleşeceğini önümüzdeki aylar gösterecek. Kesin olan şu, güvenlik anlaşmalarının tedarik zinciri değişkenine dönüşme süresi imza törenlerinden çok daha uzun ve bu süreyi doğru tahmin etmek de bir yetkinlik meselesi. Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmelerin küresel ticaret ve enerji akışına etkisini değerlendirdiğimiz önceki analizlerimiz bu tabloyu tamamlayıcı bir okuma sunuyor.


SATINALMA DERGİSİ’NDEN YENİ UYGULAMA

Dergide Şirket Profilinizle Yer Alın

Kurumsal Katılımcı Profili ile şirket logonuz, kısa kurum tanıtımınız ve iletişim bilgileriniz yayımlanan haberinizle birlikte sol sütunda okuyuculara sunulsun.

Özellikle KOBİ’ler, yeni girişimler ve teknokent firmaları için önemli bir kurumsal görünürlük fırsatı sunan bu ücretsiz uygulama ile şirketinizin uzmanlığını ve kurumsal kimliğini daha geniş bir profesyonel kitleye ulaştırabilirsiniz.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Murat ERDAL
Satınalma Dergisi – Editör

Firma Profili Oluşturma
Firma Profili Oluşturma

Uygulama Örneği

Kurumsal Katılımcı Profili: Sirius AI Tech

Yazı Başlığı: Lojistik Sektöründe Yapay Zekâ: Dijital Dönüşümün Yeni Yüzü

Makale Bağlantısı: https://satinalmadergisi.com/lojistik-sektorunde-yapay-zeka-dijital-donusumun-yeni-yuzu/

Yazı sayfasının sol bölümünde Sirius AI Tech logosu, kısa şirket bilgisi ve kurumsal profil alanı yer almaktadır.

Kurumsal Katılımcı Profilinde Neler Yer Alır?

  • Şirketin tam ticari unvanı
  • Şirket logosu
  • Kısa şirket tanıtımı
  • Faaliyet alanı
  • Kurumsal web sitesi
  • Kurumsal e-posta adresi
  • LinkedIn ve diğer sosyal medya bağlantıları
  • Başvuruyu yapan yetkilinin adı ve soyadı
  • Yetkilinin şirketteki görevi
  • Yetkilinin kurumsal e-posta adresi

Başvuruyu ileten kişinin, şirket bilgileri ile logo ve görsellerin paylaşımı konusunda gerekli kurumsal yetkiye sahip olması beklenmektedir.

BAŞVURU SONRASI:

Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a  iletebilirsiniz.

Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.

KVKK Bilgilendirmesi

Başvuru kapsamında iletilen yetkili adı, soyadı, görevi, kurumsal e-posta adresi ve diğer iletişim bilgileri; Kurumsal Katılımcı Profilinin oluşturulması, başvurunun değerlendirilmesi ve iletişim süreçlerinin yürütülmesi amacıyla işlenecektir.

Kurumsal profilde yayımlanması istenen şirket bilgileri, logo, internet sitesi ve sosyal medya bağlantıları Satınalma Dergisi web sitesinde kamuya açık olarak paylaşılacaktır. Başvuru sahibi, ilettiği bilgi ve görselleri paylaşmaya yetkili olduğunu kabul ve beyan eder.

Yayın İlkeleri ve Kurumsal İçerik

  1. Sektörel ve Mesleki Değer Üretimi

Sektörel bilgi paylaşımına ve mesleki gelişime katkı sağlayan içerikler değerlendirmeye alınır.

  1. Editoryal Değerlendirme

Gönderilen tüm içerikler Satınalma Dergisi editörlüğü tarafından değerlendirilir. Editoryal açıdan uygun bulunmayan içerikler yayımlanmaz.

  1. Reklam ve Satış Sınırı

Doğrudan ürün veya hizmet satışı amacı taşıyan; kampanya, fiyat, yoğun marka tanıtımı veya satış çağrısı içeren metinler yayımlanmaz.

Kurumsal Katılımcı Profili, ücretsiz reklam alanı olarak kullanılamaz.

  1. Yayın Garantisi Bulunmaması

Kurumsal profil oluşturulması, gönderilen her içeriğin yayımlanacağı anlamına gelmez. Yayın kararı; okuyucu faydası, mesleki değer, özgünlük ve editoryal takvim dikkate alınarak verilir.

  1. Özgünlük ve Kaynak Kullanımı

İçeriklerin özgün olması esastır. Kullanılan kaynaklar ve yapılan alıntılar açıkça belirtilmelidir. Telif haklarını ihlal eden içerikler değerlendirmeye alınmaz.

  1. Editoryal Düzenleme Hakkı

Satınalma Dergisi editörlüğü; başlık, özet, anlatım ve içerik akışı üzerinde yayın standartları doğrultusunda düzenleme yapabilir. Reklam veya tanıtım niteliğindeki bölümler çıkarılabilir.

  1. Bilgi ve Görsel Sorumluluğu

Gönderilen metin, bilgi, logo, fotoğraf ve diğer görsellerin doğruluğu ile kullanım haklarından içeriği veya başvuruyu ileten kişi ve kurum sorumludur.

  1. Görünürlük Alanı

Kurumsal Katılımcı Profilleri, ilgili yazı ve yayın sayfalarında görüntülenir.

BAŞVURU SONRASI:

Kurumsal Katılımcı Profili oluşturmak için şirket logo ve bilgilerinizi dergi@satinalmadergisi.com a  iletebilirsiniz.

Haber ve Bültenlerini gönderdiğinizde şirket profiliniz, sosyal medya hesap linkleriniz artık otomatik olarak www.satinalmadergisi.com internet sayfalarının sol tarafında görünecektir.

Bilgi: https://satinalmadergisi.com/urun/kurumsal-katilimci-profilinizi-olusturun/

Satınalma Dergisi
Satınalma Dergisihttps://satinalmadergisi.com
KURUMSAL PAZARDA 13. YIL HABER & LANSMAN: dergi@satinalmadergisi.com REKLAM: reklam@satinalmadergisi.com ABONELİK: abone@satinalmadergisi.com Tel : (546) 740 10 10

PAYLAŞIMLAR

Lütfen yorumunuzu girin !
Lütfen adınızı giriniz.

Şirketler için Eğitim Kataloğu

📚 Eğitim Kataloğu
Sürdürülebilirlik ve Tedarikçi Ekosistemi
Şirket Profili Oluşturun