Tedarik Zinciri Sürdürülebilirliği İşletmeler için bir “Opsiyon” Değil, “Obligasyon”

Dr. Adil ÜNAL – Arş. Gör. Sedat BOYACIOĞULLARI

Tedarik zinciri yönetimi, akademik anlamda son yılların işletmecilik alanındaki popüler araştırma konularından biridir. Tedarikçinin tedarikçisinden müşterinin müşterisine kadar ulaşan sürecin koordinasyonunu ve kontrolünü sağlamak hiç kuşkusuz zorlu bir görevdir. İşletmeler yasal mevzuatlar ile zincir boyunca gerçekleştirdikleri faaliyetlerden daha fazla sorumlu hale gelmektedir. Bu durum işletmelerin tedarik zinciri boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri ölçümlemelerini ve yarattıkları çeşitli olumsuz etkilere yönelik yaptırımları da beraberinde getirmektedir.

Bu sebeple tedarik zincirinde sürdürülebilir olmak artık bir opsiyon (seçenek) olmaktan çıkarak, obligasyon (hukuki zorunluluk) haline gelmiştir. Bu yazımızda kavramsal bir değerlendirme sonrasında işletmelerin tedarik zinciri sürdürülebilirliğini ölçümlemeleri ve sürdürülebilirlik raporlarında hangi kriterleri kullanarak değerlendirme yapabileceklerine ilişkin bir hazır bir tablo ve çerçeve sunuyoruz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR RAPORLAMA

Sürdürülebilir raporlama, bir kuruluşun ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarının mevcut durumunu değerlendirmek ve sürdürülebilirlik ilerlemesini paydaşlarına iletmek amaçlarını taşıyan gönüllü bir faaliyettir (Lozano ve Huisingh, 2011:100). Sürdürülebilir raporlama sayesinde, sürdürülebilirlikle ilgili konuların açıklanması sağlanarak, paydaşlar ve şirketlerin hesap verebilirliğiyle birlikte şeffaflığı da arttırılmış olmaktadır. Sürdürülebilirlik raporları, yatırımcıların işletme ile ilgili daha uygun değerlendirmeler yapmasını da sağlamaktadır. Ayrıca kurum imajının geliştirilmesi, toplumla ilişkilerin güçlendirilmesi ve firma faaliyetlerinin meşrulaştırmasında da bir dayanak oluşturmaktadır (Kuzey ve Uyar, 2017:28).

İşletmeler;

  • Karşılaşacakları riskleri ve fırsatları daha iyi anlamak,
  • Kurumsal itibarı ve marka bağlılığını arttırmak,
  • Sürdürülebilirlik kapsamında, kurumun etki ve performansını paydaşların anlamalarını sağlamak,
  • Finansal ve finansal olmayan performans arasındaki bağlantıyı vurgulamak
  • Uzun vadeli yönetim stratejisi, politikası ve iş planlarını etkilemek,
  • Sürdürülebilirlik performansını yasalara, normlara, yönetmeliklere, performans standartlarına ve gönüllü̈ girişimlere göre değerlendirmek ve kıyaslamak,
  • Kurumun sürdürülebilir kalkınma yönündeki beklentileri nasıl etkilediği ve onlardan nasıl etkilendiğini göstermek,
  • Performansı, kurum içinde ve başka kurumlarla karşılaştırmak,
  • Ulusal mevzuata ve borsaya kotasyon şartlarına uymak,

amacıyla sürdürülebilirlik raporları yayımlamaktadır. Sürdürülebilirlik raporlarını belirli bir standart çerçevesinde hazırlama ihtiyacı 2000’li yılların başında ortaya çıkmıştır. Dünyada binlerce işletme sürdürülebilirlik raporlaması yapmaktadır. Ancak raporlar arasında karşılaştırmalı bir analiz yapabilmek, raporları sistematik bir şekilde değerlendirmek bazı standartlarla mümkün olabilmektedir (Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye, t.y.: 1). İşletmeler, raporların içeriğinin belirlenmesi ve çerçevesinin çizilmesi konusunda Tablo 1’de sunulan, ISO 14000 serisi standartlardan, SA 8000 sosyal sorumluluk standardından, AA1000 çerçevesinden ve GRI yönergelerinden sıklıkla faydalanmaktadır. Bunlardan en çok kullanılan “Küresel Raporlama Girişimi” tarafından sağlanan raporlama yönergeleridir (Lozano ve Huisingh, 2011:100). GRI, işletmelere ve diğer kuruluşlara, bu etkileri iletmeleri için küresel ortak bir dil sağlayarak, bu etkilerin sorumluluğunu almalarına yardımcı olan bağımsız, uluslararası bir kuruluştur (GRI, 2022).

Tablo 1: Sürdürülebilirliği Değerlendirme ve Raporlama Araçları

İçeriğin devamını görüntülemek için Öğrenme Merkezi Üyeliği gereklidir. Üye iseniz lütfen giriş yapınız. Henüz üye değilseniz Dijital İşlem Merkezi üzerinden üyelik satın alarak hesabınızı oluşturabilirsiniz.
Hesap Oluştur

 

Süreç Madenciliği Nedir?

İş Güvenliği Uzmanının Risk Değerlendirmesi Görevi

Önceki yazılarımda iş güvenliği uzmanının rehberlik görevini ele alarak başladığım yazı dizisine, bu yazımda risk değerlendirmesi görevi ile devam edeceğim. Risk değerlendirmesi görevini daha iyi kavrayabilmek için öncelikle tehlike ve risk terimlerini tekrardan hatırlamamızda fayda var.

Tehlike: İşyerinde var olan ya da dışardan gelebilecek, işyerini, işletmeyi veya çalışanı zarara veya hasara uğratma potansiyeli olan olay.

Risk: Tehlikeden kaynaklanan zararın ifadesi.

Tehlike, henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşmesi halinde hasar veya zarara sebebiyet
verebilecek potansiyel olayları tanımlamaktadır. Risk ise tehlikeden kaynaklanan zararın ifadesidir, yani tehlike artık gerçekleşmiş ve bir sonuç elde edilmiştir. Örneğin, kırmızı ışıkta geçmek tehlikeli bir eylem iken, kırmızı ışıkta geçildiği için trafik cezası kesilirse; bursa bir zara ifadesi olduğu için risk ortaya çıkmıştır.

Bir iş güvenliği uzmanının en önemli görevi; tehlikeleri tespit edip riske dönüşmeden önce
gereken önlemleri almasıdır. Tehlikelerin riske dönüşmemesi için yapılan tüm bu sistemli
mücadeleye ise ‘Risk Değerlendirmesi’ adı verilmektedir. Risk değerlendirme hiyerarşisi temel olarak 6 adımda gerçekleştirilmektedir:

1. Tehlikelerin Belirlenmesi
2. Risklerin Tespit Edilmesi
3. Risk Kontrol Tedbirlerinin Kararlaştırılması
4. Risk Kontrol Tedbirlerinin Uygulanması
5. Uygulamaların Değerlendirilmesi
6. Dokümantasyon

Risk değerlendirmesi çok fazla sayıda metodolojiye sahiptir. Yürütülen işin çeşidine göre
tehlike farklılaşacağı için; yapılacak risk değerlendirmesi çalışması da farklılaşacaktır. Örneğin bir kimya fabrikasında HAZOP metedolojisi ile hazırlanan risk değerlendirmesi kullanılırken; bir inşaat firmasında ise L Tipi Matris metodolojisi ile hazırlanan risk değerlendirmesi kullanılmaktadır. Tehlikenin türüne göre risk değerlendirmesinin çeşidi değişse de mantık hep aynıdır ve tehlikenin tespit edilip riske dönülmemesi için önlem almak üzerine kurulmuştur.

Risk değerlendirmesi bir ekip işidir. Hiç bir iş güvenliği uzmanı tek başına risk değerlendirmesi hazırlamak gibi bir sorumluluğu üstlenmek zorunda değildir. İş güvenliği uzmanları her işle ilgili tüm bilgilere sahip olamayacağından, risk değerlendirmesi planı hazırlanacak iş ile ilgili bilgi ve tecrübe sahibi olan insanlardan oluşturacağı bir ekip ile risk değerlendirmesi görevini yürütmelidir. Bu ekipte işveren, çalışan temsilcisi, destek elemanı, formen, usta-başı, kalfa ve çalışanlar olabilir.

Risk değerlendirmesi, iş sağlığı ve güvenliği disiplininin oluşturulmasında ve güvenlik kültürünün sağlanmasında en önemli pay sahibidir. Tüm işyerlerinin yasal zorunluluk gereği risk değerlendirmesinin bulunması gerekmekte ve az tehlikeli sınıfta 6, tehlike sınıfta 4 ve çok tehlikeli sınıfta 2 yılda bir yenilenmesi gerektiğine dikkat edilmelidir.

Vedat CANER

Yatırımcıların Odağında Arsa Piyasası Yer Alıyor

Son dönemde gayrimenkul fiyatlarının hızla yükselmesi, insanları geleneksel konut yatırımlarından uzaklaştırarak alternatif fırsatlara yönelmesine neden oluyor. Özellikle büyük şehirlerdeki sıkışıklığın ve konut maliyetlerinin artması, yatırımcıların dikkatini arsa yatırımlarına çekiyor.

Son dönemde, büyük şehirlerde görülen nüfus yoğunluğu, insanları geleneksel konut anlayışından uzaklaştırarak alternatif fırsatlara yönlendirmeye başladı. Şehir yaşamının hızla artan kalabalığı, günlük hayatın koşuşturması ve stresiyle birlikte, insanları daha sakin, doğayla iç içe bir yaşam arayışına itiyor. Bu nedenle, birçok birey arsa yatırımlarına yönelerek şehir yaşamının sıkıntılarından kaçmak ve daha huzurlu bir yaşam alanı oluşturmak isterken, getiri potansiyeli yüksek olan arsa yatırımının kazançlı olması bilinciyle hareket ediyor.

Arsa Yatırımları, Sürdürülebilir Bir Finansal Gelecek Oluşturmayı Mümkün Kılıyor

Şehir yaşamının artan sıkışıklığıyla karşı karşıya kalan bireyler, farklı yatırım seçeneklerine yöneliyorlar. Yeni bir yaşam trendi olarak öne çıkan arsa yatırımları, gayrimenkul yatırımı yapmak isteyen bireyler arasında giderek popülerlik kazanıyor. Büyük metropollerde yaşamanın beraberinde getirdiği trafik, kalabalık, stres ve yüksek yaşam maliyetleri gibi pek çok zorluk, bireylerin daha huzurlu, konforlu ve doğal alanlarda yatırım yapmayı tercih etmelerine neden oluyor. Gayrimenkul piyasasında güçlü alternatif sunan arsa yatırımları, bireylerin arazi satın alarak gelecekte değer kazanma potansiyeline sahip bir varlık elde etmek mümkün kılıyor. Bireyler, kalabalık şehirlerin getirdiği koşuşturmacadan kaçmak ve daha sakin bir yaşam tarzı benimsemek için doğal güzelliklere sahip bölgelerde yatırım yapmayı tercih ediyor. Yeşil alan ve doğal güzelliklere sahip arsalar, bireylerin daha sakin ve doğal bir yaşam tarzı benimsemelerini sağlıyor.

Arsa yatırımlarına olan ilginin artmasının temel nedenleri arasında, arsa yatırımlarının potansiyel getiri fırsatları, yatırımcıların portföylerini çeşitlendirme ihtiyacı ve doğal yaşam arzusu yer alıyor. Arsa yatırımları, daha huzurlu bir yaşam tarzı benimseme arayışında olan bireyler için cazip bir seçenek haline geliyor. Türkiye’nin yeni nesil arsa markası Arsago, yüksek getiri potansiyeline sahip projeli arsa seçenekleriyle, yatırımcıların artan arsa taleplerini karşılamaya devam ediyor. Arsago, şehir hayatından uzaklaşıp doğada yeni bir başlangıç yapmak isteyen bireyler için yeni nesil yaşam ve yatırım alanları oluşturuyor.

Cüneyt Gazi Koçak: “Sadece bir adım önde olmayı değil, yön veren bir güç olmayı hedefliyoruz.”

Go Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Gazi Koçak: “Büyük şehirlerin artan sorunlarıyla birlikte, projeli arsa yatırımlarına olan ilgi önemli ölçüde artış gösterdi. Arsago olarak, yatırımcılara ve müşterilere sunduğumuz benzersiz çözümlerle bu talebi karşılamak için çalışıyoruz. Her bireyin kolay ve güvenilir bir şekilde arsa sahibi olmasını sağlamayı ve yatırımlarını en iyi şekilde değerlendirmelerine yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Gayrimenkul sektöründeki bilgi ve tecrübemizle, kaliteli projelerimizle ve uzman kadromuzla Türkiye’nin en büyük arsa yatırım markası olma yolunda adımlar atıyoruz. Go Şirketler Grubu olarak, gayrimenkul sektöründe sadece bir adım önde olmayı değil, yön veren bir güç olmayı hedefliyoruz. Müşterilerimizin mutluluğu, akıllı yatırımcıların kazancı ve profesyonel ekibimizin başarısıyla birlikte, bu hedefimize en kısa zamanda ulaşmayı planlıyoruz.” dedi.

Un, Tahıl ve Yem Endüstrisi, İDMA ile Güneydoğu Asya’ya Açılıyor

IDMA, tahıl bazlı ürünlere yönelik talebin çarpıcı bir artış eğilimi gösterdiği Güneydoğu Asya’ya açılıyor. Un, tahıl ve yem üretim teknolojileri endüstrisinde dünyanın en büyük uluslararası fuarı olan IDMA, Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası (KADIN) iş birliğiyle 4-6 Ekim 2023 tarihlerinde başkent Cakarta’da ziyaretçileriyle buluşacak. Dünyanın en iyi değirmen makine ve ekipman teknolojileri arasında yer alan yerli üreticileri Güneydoğu Asya bölgesiyle tanıştıracak olan IDMA Indonesia, katılımcı ve ziyaretçilerin sektördeki devrim niteliğindeki yenilikleri keşfetmeleri, stratejik ittifaklar kurmaları ve bölge pazarındaki fırsatlardan yararlanmaları için benzersiz bir platform sağlayacak.

İklim değişikliği, COVID-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı, küresel çapta gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretimin önemini ortaya koydu. Bu durum, birçok tahıl ürününde ithalata bağımlı olan Güneydoğu Asya ülkeleri için daha da büyük önem arz ediyor. Çünkü şu an nüfusu 700 milyona yaklaşan Güneydoğu Asya ülkelerindeki hızlı nüfus artışının, 10 ülkeyi kapsayan bu bölgede 2050 yılına kadar gıda talebini yüzde 40 oranında artırması bekleniyor. Temmuz ayı başında açıklanan FAO-OECD Tarımsal Görünüm 2023-2032 Raporu da tahıl talebindeki artışa, Asya ülkelerinin öncülük edeceğini ortaya koyuyor. Rapora göre 2,8 milyar ton olan küresel tahıl kullanımı, 10 yıl içinde 3,1 milyar tona çıkacak ve öngörülen talep artışının neredeyse yarısı başta Güneydoğu Asya ülkeleri (ASEAN) olmak üzere Asya kaynaklı olacak.

Bölgenin temel gıda maddesi pirinç olmakla birlikte, son yıllarda buğday ve mısıra talep artıyor. Güneydoğu Asya unlu mamuller pazar büyüklüğünün, 5 yıl içinde 15 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Dolayısıyla ASEAN ülkeleri bir taraftan tahıl üretimini artırmak, diğer taraftan da gıda işlemede teknolojik yenilikleri kullanarak verimliliği artırmak istiyor. Dolayısıyla artan nüfusu ve güçlü ekonomik büyüme beklentisi ile birlikte Güneydoğu Asya, Türkiye’nin tahıl işleme endüstrisi için yüksek bir potansiyel sunuyor.

ASEAN Bölgesine Açılmak İçin Fırsat

Bölgenin en büyük ülkesi Endonezya, bu yüksek potansiyeli hayata geçirmek için IDMA Indonesia Fuarı’na ev sahipliği yapacak. 4-6 Ekim 2023 tarihlerinde başkent Cakarta’da kapılarını açacak olan fuar, tahıl işleme endüstrisinin geleceğini yeniden şekillendirecek. Dünyanın en iyi değirmen makine ve ekipman üreticilerini arasında yer alan Türk üreticilere Güneydoğu Asya bölgesinin kapılarını açan İDMA Indonesia, katılımcı ve ziyaretçilerin devrim niteliğindeki teknolojileri keşfetmeleri, stratejik ittifaklar kurmaları, Endonezya ve daha geniş bölgesel pazardaki fırsatlardan yararlanmaları için benzersiz bir platform olacak. İnovasyonun gelenekle harmanlandığı fuar; un, çeltik, mısır işleme alanında teknoloji tedariki sağlayan şirketler ile noodle, makarna, bisküvi ve yem üretim alanında faaliyet gösteren markaların pazar erişimini artıracak.

Güneydoğu Asya bölgesinde artan nüfus dolayısıyla un üretim ihtiyacının önümüzdeki 5 yıl içinde ortalama yüzde 25, yem ihtiyacının da aynı dönemde ortalama yüzde 30 civarında büyüyeceği göz önünde bulundurulduğunda; bu alanda dünyanın en önemli teknoloji geliştiricilerini Cakarta’da bir araya getirecek olan İDMA Indonesia, sürdürülebilir üretim ve gıda güvenliği konularında önemli kazanımlar sağlayacak.

Endonezya Un Üretim Kapasitesini Artıracak

Nüfusu 2050 yılına kadar 274 milyondan 322 milyona ulaşması beklenen Endonezya’da şehirleşme ve orta sınıfın büyümeye devam etmesi, buğday bazlı gıdaların tüketimini artıracak. Hızla artan buğday unu tüketimi nedeniyle un üretim kapasitesinin 2025 yılına kadar 3 milyon ton artacağı tahmin ediliyor. Ülkenin yem endüstrisinde ise faaliyet gösteren 110 modern tesis yıllık 30 milyon tonun üzerinde üretim gerçekleştiriyor ve artan talep doğrultusunda her geçen yıl üretim kapasitesinin yükselmesine ihtiyaç duyuluyor. Bölge ülkeleri Malezya, Vietnam, Avustralya, Filipinler, Yeni Zelanda, Tayland, Hindistan, Çin, Yeni Gine ve Myanmar’da da benzer durum söz konusu.

Bölgenin Güçlü Sektörel Dernekleri Destek Veriyor

Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası (KADIN) iş birliğiyle gerçekleştirilecek olan etkinliğe Endonezya’dan APTINDO, Avustralya’dan ATMA, AEGIC ve Grains Australia, Hindistan’dan IPGA, RFMFI ve AIFPA, Yeni Zelenda’dan NZFMA, Türkiye’den ise TABADER gibi un, tahıl ve yem üretim alanında faaliyet gösteren dernekler destek veriyor.

Idma Fuarları Uluslararası Gıda Güvenliği Ve Erişimine Hizmet Etmeye Devam Edecek

Gıda erişimi, gıda güvenliği, süründürülebilir üretim konularına önemli katkılar sağlayan IDMA fuarlarının organizatörü HAGE Grup Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Ali Kalkan; “Geçirdiğimiz zorlu pandemi sürecinde farkındalığımızın arttığı gıda erişimi, gıda güvenliği ve artan tarımsal ürün talepleriyle birlikte sürdürülebilir üretimin önemi her zamankinden daha fazla kendini hissettiriyor. Hızla artan nüfusun proteine olan talebi de düzenli olarak yükseliş gösteriyor. 2030 yılında proteine talebinin yüzde 70 artması beklendiğini göz önünde bulundurursak, küresel iklim değişiklikleri ve kuraklıklarla mücadele eden insanlığın, önemli protein kaynağı tahıl ve bakliyat üretimine olan bağlılığının artacağını söyleyebiliriz. Tarımsal üretim kadar önemli diğer bir konu ise, üretilen emtiaların ekonomiye kazandırılması ve tüketiciye ulaştırılması. Bu bağlamda ülkelerin ihtiyaç duydukları tahıl ürünlerini kendi sınırları içerisinde depolayabilmesinin ve üretebilmesinin önemini hep birlikte deneyimledik.

Temel gıda ihtiyacının başında gelen ve uzun süre depolanabilen tahıl ve bakliyat ürünlerini nihai tüketicinin kullanabileceği hale dönüştüren önemli bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. İDMA’nın sadece ticari bir fuar olmadığının, aynı zamanda gıda güvenliğine ve gıda erişimine hizmet ettiğinin altını çizmek isterim. Fuarlarımızla eşzamanlı olarak düzenlediğimiz ve sektörün kanaat önderlerini bir araya getirdiğimiz Tahıl, Bakliyat ve Yem Zirveleriyle sürdürülebilir üretim, gıda güvenliği ve erişilebilirlik konularına farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Düzenlendiği yıllar boyunca üretici ile yatırımcı arasında kurduğu köprülerle sektörün dünyaya açılan kapısı olan İDMA fuarları, aynı zamanda ülkelerin gıda güvenliğine ve erişimine hizmet ediyor. Bu bağlamda uzun yıllardır sektöre Türkiye’de hizmet veren İDMA markasını artık dünyanın önemli bölgelerine taşıyoruz. İDMA Rusya ile başladığımız açılıma, Güneydoğu Asya’nın önemli ülkesi Endonezya ile devam edeceğiz. 4-6 Ekim 2023 tarihlerinde Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte başkent Cakarta’da gerçekleştireceğimiz İDMA Indonesia ile hem un, yem, tahıl işleme makinaları ve değirmen üreticilerini farklı pazarlarla buluşturacağız, hem de Güneydoğu Asya bölgesinin tahıl, bakliyat ve yem sektörlerindeki ihtiyaçlarını karşılamasına katkı sağlayacağız.” dedi.

Fuar Ne Vaat Ediyor ?

İDMA Indonesia, katılımcılar için en yeni ürünleri, yenilikleri ve hizmetleri çok farklı ülkelerden gelen ilgili bir kitleye sergilemek için rakipsiz bir fırsat sunacak. Endonezya ve çevre ülkelerden gelen ziyaretçiler sayesinde katılımcılar, yeni stratejik iş birliklerine ihtiyaç duyan geniş bir pazara ulaşacak. Dünyanın dört bir yanından gelen sektör devleri, İDMA Endonezya’da buluşarak sektörün gidişatını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip ortaklıklar geliştirecek.

İDMA Indonesia; son teknoloji değirmen makinelerinden bakliyat ve makarna teknolojilerine, tahıl kurutma teknolojilerinden yem üretim teknolojilerine kadar yeni nesil tahıl endüstrisi çözümleri için kapsamlı bir vitrin olacak, gıda üretiminin gelişen dünyasına yeni bir pencere açacak.

Etkinlikte gerçekleştirilecek bir dizi sunum, panel tartışmaları ve atölye çalışmaları da ziyaretçilerin sektörel bilgilerini artırmalarını ve tahıl dünyasındaki son trendleri ve teknolojilerini öğrenmelerini sağlayacak

Tedarik Zinciri Gündemi: “Yeşil Ekonomiden Yeşil Lojistiğe”

Tedarik Zinciri Gündemi: “Yeşil Ekonomiden Yeşil Lojistiğe”

Değerli Yöneticiler,

Tedarik Zinciri Gündemi ile yeni bir sayfa açtık.
Kısa zamanda 2.000’ün üzerinde sektör yöneticisine ulaştık.

Çalışmanın içeriğini sizlerden gelen öneriler doğrultusunda genişletiyoruz.
İlerleyen sayılarda, mesleğin gelişimine katkı sağlayacak özel çalışmalara da yer vereceğim.

Düzenli e-posta gönderim listesine katılım isteyen arkadaşlarımızın

editor@SatinalmaDergisi.com a kısa bir dönüş yapmaları yeterli. Ücretsiz gönderimdir.

Şirket İnsan Kaynakları biriminiz için eğitim kataloğumuzun (Sürdürülebilirlik Eğitimleri) linkini de paylaşıyorum.
http://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Yesil Ekonomi Yesil Lojistikİndirmek için tıklayınız.

Güzel bir hafta dilerim.

Prof. Dr. Murat ERDAL – Editör

– – – – – – –  – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ EKİPLERİ İÇİN

Satın alma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Eğitimi
Eğitim İçeriği için Eğitim Kataloğunu https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf indirebilirsiniz.
Ekibinizin ihtiyacı doğru eğitim teklifini almak için talebinizi egitim@satinalmadergisi.com e-posta adresimize iletebilirsiniz.

 Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitimi
Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.

Şirketinize Özel Eğitim Programlarımızı (4-6 günlük) İncelemek için
https://satinalmadergisi.com/egitim-programlari/ sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ YAZI DİZİSİ

Tedarikçi Günü Nasıl Planlanır? Organizasyon ve Yürütme için Yol Haritası

Satınalma Yönetiminde Minimum Sipariş Miktarı Sorunu Nedir?                                       

E-Satınalma Yatırımları Satınalma Departmanlarını Güçlendirir

Danışmanlık Hizmet Alımları ve Proje Esaslı Satınalma Yönetimi – I                                  

Danışmanlık Hizmet Alımları ve Sözleşmeler: Kontrol Listesi-II                                          

Satınalma Check-Up ile Operasyonlarınızı Ölçümleyin                                                       

Yeşil Satın Alma ve Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi Nedir?                                    

Tedarik Zinciri Yönlendiricileri ve Performans Ölçümleme                                                  

Tedarik Zinciri Kurmak İstiyoruz. Nereden Başlamalıyız ?                                                   

Güçlü Alıcılar Dönemindeyiz                                                                                                    

Tedarikçi Bilgi Formları Kurumsal Özgeçmiş mi ? Bumerang Etkisi                                  

Tedarikçi Araştırması ve Örgütsel Pazarlarda Yeni İstihbarat Kaynakları                          

Tedarikçi Müşteri Seçiyor, Alıcılar Ürün Bulamıyor                                                               

Tedarik Zincirinin Amacı Ne?              

Küresel Tedarik Zinciri Atmosferi       

Ürün Hayat Eğrisi ve Tedarik Zinciri Operasyonları                                                              

Satınalmacı Olmak Ülkemizde Zordur                                                                                     

Yemek Sektöründe Restoran Zincirleri ve Satınalma Yönetimi                                           

Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Vaka Çalışması

Satınalma Nedir? İşin Başladığı Yer – Doğru Talep ve Satın alma Mesleğinin Doğruları 

Satın Alırken Kazanmanın Koşulları

Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi Geliştirme Eğitimi                               

Tedarik Zinciri Entegratörlüğü Nedir? 4. Parti Lojistik ve İlerisi                                          

KİTAP:
SATIN ALMA VE TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
Kitap temini için E- MAĞAZA yı ziyaret ediniz. 

PROF. DR. MURAT ERDAL

İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı

Sürdürülebilirlik Eğitim Programları

Standart eğitim programı Sürdürülebilirlik Tedarik Zinciri Yönetimi
 2 gün ve Genişletilmiş Sürdürülebilirlik Eğitim Programı ise 6 tam gün üzerinden gerçekleştirilmektedir.

Sustainability Supply Chain1. gün- Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi
2. gün- Döngüsel Stratejiler ve KPI’lar
3. gün- Kurumsal Sürdürülebilirlik
4. gün- Etik ve Davranış Kuralları
5. gün- Sürdürülebilirlik Raporlaması
6. gün- Sürdürülebilir Pazarlama

Eğitim Koordinatörü: Prof. Dr. Murat ERDAL
merdal@istanbul.edu.tr

Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitim Kataloğu
Eğitim kataloğunu indirmek için https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Şehir dışı eğitimlerde uçak ve otel konaklama organizasyonu eğitim alan firma tarafından karşılanmaktadır.

Eğitim Gün Planı: 9:30 – 12:30, 1 saat öğle arası, 13:30 – 16:30

Şirketiniz için en doğru teklifi egitim@satinalmadergisi.com üzerinden alabilirsiniz.

– – – – – – –  – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Hizmeti

Şirketinizin Sürdürülebilirlik Yolculuğu ve Net Zero Hedeflerine Ulaşmasında Rehberlik Ediyoruz.

Yalın bir sürdürülebilirlik raporu, satış, iletişim, pazarlama, halkla ilişkiler, insan kaynakları ve yatırımcı ilişkilerinizde etkin şekilde kullanılabilir. Sürdürülebilirlik raporu, ölçtüğünüz, yönettiğiniz ve güncel verilerle desteklenen odaklanmış sürdürülebilirlik faaliyeti gerçekleştirdiğinizi ifade etmektedir.

Prof. Dr. Murat ERDAL liderliğinde Sürdürülebilirlik Raporlama hizmeti için en doğru teklifi egitim@satinalmadergisi.com üzerinden alabilirsiniz.

Sürdürülebilirlik Raporu

  • AB Direktifleri & Mevzuat
  • Uçtan Uca ESG Kriterleri
  • Strateji ve Eylem Planları
  • Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi
  • Green Sourcing
  • Üretim ve Emisyon Hedefleri
  • Uluslararası Standartlar
  • Çevre Yönetim Standardı ISO 14001
  • Su Ayak İzi Standardı ISO 14046
  • ISO 14064 Sera Gazı Emisyonlarının Belirlenmesi / Karbon Ayak İzi Doğrulaması
  • Sosyal Sorumluluk Standardı ISO 26000 
  • Green Procurement Yeşil Tedarik Standardı ISO 20400
  • Sürdürülebilir Stratejiler

Sürdürülebilirlik raporu kolayca anlaşılabilir olmalı. Tüm paydaşlarınızın
– müşteriler
– potansiyel iş ortakları ve tedarikçiler
– yatırımcılar ve
– yeteneklerin (İK) ilgisini çekmeli ve saygı uyandırmalıdır.

%50’nin Üzerinde Yerli Oranına Sahip Olmayan Binek Araç Teklifi ?

İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, İdari Şartname’nin 7.5.4’üncü maddesinde yer alan isteklinin teklif ettiği binek cinsi taşıtların Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca hazırlanan yerli muhteva oranlarını gösteren listeye uygun olması gerektiği ve teklif edilen model yılına ait binek cinsi taşıtın yerli muhteva oranının %50’nin üzerinde olması gerektiği düzenlenmesine rağmen, ekonomik açıdan en avantajlı teklif sahibi istekli tarafından sunulan kasko değer listesinde yer alan Renault Oyak Fluence Touch 1.5 DCİ 110 EDC aracın yerli muhteva listesinde yer almadığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından cevaben verilen yazıda da belirtilen aracın yerli muhteva listesinde yer almadığı belirtilmiş olup, ekonomik açıdan en avantajlı teklif sahibinin teklifinin değerlendirme dışı bırakılması gerektiği iddialarına yer verilmiştir.

19.07.2023 tarihli ve 2023/UH.II-1029 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

Başvuruya konu ihalenin İdari Şartname’sinin “İhaleye katılabilmek için gereken belgeler ve yeterlik kriterleri” başlıklı 7’nci maddesinde “…7.5.4. İsteklinin teklifi kapsamında sunması gerektiği bu şartnamenin 7 nci maddesi dışındaki maddeleri ile teknik şartnamede belirtilen aşağıdaki belgeler:

“Ek-6:İsteklinin Teklif Ettiği Taşıtlara Ait Özellikler Tablosunda gösterilen teklif ettiği binek cinsi taşıtlar; T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca hazırlanan yerli muhteva oranlarını gösteren listeye uygun olacak ve teklif ettiği model yılına ait binek cinsi taşıtın yerli muhteva oranı %50nin üzerinde olacaktır. Yine binek cinsi taşıtların motor hacmi 1600 cc’yi geçmeyecektir. Bu şartları sağlamayan isteklinin teklifi değerlendirme dışı bırakılacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Ayrıca Teknik Şartname’nin 2.12’nci maddesinde “…İşe başlatılacak araçlar, teknik özellikleri ve model yılı, EK-6 da taahhüt edilen (teknik özellik, model yılı) ve şartnamede belirtilen şartlara asgari uymak kaydı ile kabul edilebilir. Uygunluk belgesi alamayan araçlar işe başlatılmayacak ve her biri için sözleşmede belirtilen aykırılık hallerine denk gelen müeyyide uygulanacaktır. 4+1 kişilik sedan tipli binek taşıtların yerli muhteva oranı %50’nin

üzerinde olacaktır. Bu kapsamda çalıştırılacak 4+1 kişilik sedan tipli binek taşıtlar, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğünce hazırlanan yerli muhteva oranlarını gösterir listeye uygun olacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır

Yağızlar Nakl. Otom. Mad. Tic. Ltd. Şti. tarafından sunulan yeterlik bilgileri tablosu incelendiğinde; anılan tablonun “Diğer Belgelere İlişkin Açıklamalar” başlıklı bölümünde “İsteklinin Teklif Ettiği Araçlara Ait Özellikler Tablosu, ARAÇ ADEDİ: 15 ADET, ARAÇ KODU: 1221098, ARAÇ MARKASI: RENAULT (OYAK), ARAÇ TİPİ: FLUENCE TOUCH 1.5 DCI 110 EDC, ARAÇ MODELİ: 2016 ARAÇ BEDELİ: 410.661 TL… ” beyanının yer aldığı tespit edilmiştir.

Başvuru sahibi tarafından Kuruma sunulan itirazen şikâyet dilekçesi ve idarenin şikâyete cevabı incelendiğinde; idare tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile yazışma yaptığı görülmüştür. Bu kapsamda E-93423032-934.02.99-3358987 sayı ve 18.04.2023 tarihli yazıyla, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Otomotiv Sanayi Dairesi Başkanlığına 2016 model Renault (Oyak) Fluence Touch 1.5 DCI 110 EDC Araç Kodu: 1221098 olan aracın yerli muhteva oranının % 50’nin üzerinde olup olmadığı hakkında bilgi edinmek amacıyla sorulduğu, anılan Bakanlık’ın 26.04.2023 tarihli ve E-64226822-622.03-4679992 sayılı cevabi yazısında “…Otomotiv yerli muhteva oranları, firmalardan gelen beyanlara göre her sene Bakanlığımızın resmî sitesinden yayımlanmakta olup 2016 yılında yayımlanan listede ilgide kayıtlı araç bulunmamaktadır. Diğer taraftan; 10 Haziran 2014 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan “237 Sayılı Taşıt Kanunu Kapsamında Edinilecek Taşıtların Menşei, Silindir Hacimleri ve Diğer Niteliklerinin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Karar’ının” ekinde yer alan kararın 3. Maddesinde “Bu Kararın uygulanması ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve gerektiğinde uygulama esaslarını belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. Bu itibarla söz konusu talebin karşılanması amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına (Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü) başvuru yapılmasının uygun olacağı mütalaa edilmiştir.” ifadelerine yer verildiği tespit edilmiştir.

Yapılan inceleme kapsamında; başvuruya konu ihaleye ait İdari Şartname’nin 7’nci maddesinde ihale konusu işte kullanılacak binek cinsi araçların Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan yerli muhteva oranlarını gösteren listeye uygun olması ve bu araçların yerli muhteva oranının %50’nin üzerinde olmasının yeterlik kriteri olarak belirlendiği, ekonomik açıdan en avantajlı teklif sahibi tarafından sunulan yeterlik bilgileri tablosunda 2016 model (OYAK) RENAULT FLUENCE TOUCH 1.5 DCI 110 EDC binek tipi aracın beyan edildiği, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan ve ihale dokümanı ekinde yer alan 2016 yılı “Türkiye’de üretilen motorlu araç katkı oranları” başlıklı listede Renault Fluence (Dizel) Touch (Manuel) adlı aracın %50’nin üzerinde yerli muhteva oranına sahip olduğu görülmüş olup, iddiaya konu ekonomik açıdan en avantajlı teklif sahibi tarafından sunulan yeterlik bilgileri tablosunda beyan edilen aracın ise EDC (Efficient Dual Clutch) yani otomatik şanzımana sahip araç olduğu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan yerli muhteva oranlarını gösteren listede yer almadığı, ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 26.04.2023 tarihli ve E-64226822-622.03-4679992 sayılı yazısında da 2016 yılına ilişkin yayımlanan listede bahse konu aracın bulunmadığı cevabının verildiği, tüm bu gerekçeler nedeniyle başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Mehmet ATASEVER

S.B. Strateji Geliştirme E. Bşk.

KİK E.  Üyesi

Tedarik Zincirinde Sürdürülebilirlik Performansı Nasıl Ölçülür?

Tedarik zincirinde sürdürülebilirlik performansı, bir işletmenin tedarik zinciri faaliyetlerinin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarda sürdürülebilirlik ilkelerine uygunluğunu ve etkilerini değerlendirmek için kullanılan bir ölçüdür. Sürdürülebilirlik performansı, işletmenin sadece kâr elde etmekten daha fazlasını amaçlayarak toplum, çevre ve gelecek nesiller için olumlu etkiler yaratma taahhüdünü yansıtır. Bu performansını değerlendirmek, işletmenin sürdürülebilirlik hedeflerine ne kadar yakın olduğunu anlamak ve iyileştirme fırsatlarını belirlemek için önemlidir. Performans değerlendirmesi, işletmenin toplumsal beklentilere, çevresel normlara ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarına uyumlu bir şekilde faaliyet gösterdiğini gösterir.

Günümüzde işletmeler, sürdürülebilirlik konusunda sorumluluk almak ve etkilerini en aza indirerek çevreye, topluma ve ekonomiye katkı sağlamak zorundadır. Tedarik zincirinin sürdürülebilirliği, hem işletmenin kendisi hem de tedarikçi ağı için kritik bir öneme sahiptir. Bu noktada, tedarik zincirinde sürdürülebilirlik performansının doğru bir şekilde ölçülmesi gerekmektedir. Şirketler tedarik zincirinde sürdürülebilirlik performansı analizi yaparken şu adımlara dikkat etmelidir:

  • Hedef Belirleme ve Strateji Geliştirme

Sürdürülebilirlik performansını ölçmeye başlamadan önce, net hedefler ve stratejiler belirlemek önemlidir. Şirketler kendileri için öncelikli sürdürülebilirlik alanlarını ve tedarik zincirinde hangi etkilerin en fazla olduğunu tanımlamalıdır. Bu yaklaşım, işletmelerin özel faaliyetlerine ve tedarikçi ağına göre kişiselleştirilmiş sürdürülebilirlik hedeflerinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır.

  • Ölçüm Araçları ve Göstergeler Seçimi

Sürdürülebilirlik performansını ölçmek için uygun ölçüm araçları ve göstergeleri belirlenmelidir. Örneğin, karbon ayak izi hesaplamaları yapmak için CO2 emisyonları izlenebilir, su tüketimini kontrol etmek için su kullanım verileri takip edilebilir ve malzeme kaynaklı riskleri değerlendirmek için tedarikçi değerlendirme sistemleri oluşturulabilir.

  • Veri Toplama ve İzleme Süreçleri

Veri toplama süreçleri, tedarik zincirinin her aşamasında tutarlı ve güvenilir verilerin toplanmasını içermelidir. Tedarikçilerden ve alt tedarikçilerden veri toplama stratejileri geliştirilerek, işletmenin faaliyetlerinden kaynaklanan sürdürülebilirlik verileri doğru bir şekilde derlenebilir. Otomatik veri toplama sistemleri kullanmak manuel hataları azaltabilir ve veri toplama süreçlerini daha etkili hale getirebilir.

  • Veri Analizi ve Değerlendirme

Toplanan verileri analiz ederek işletmenin ve tedarikçi ağının sürdürülebilirlik performansı analiz edilmelidir. Bu analiz, belirlenen hedeflerle gerçekleşen sonuçları karşılaştırarak hangi alanlarda gelişme sağlandığını ve hangi alanlarda daha fazla çalışma gerektiğini anlamak için kullanılır. Veri analizi ayrıca tedarik zincirinizdeki riskleri ve fırsatları belirlemeye yardımcı olur.

  • Raporlama ve İletişim

Değerlendirme sonuçlarını iç ve dış paydaşlarla paylaşmak için düzenli raporlama süreçleri oluşturulmalıdır. Sürdürülebilirlik raporları, kuruluşların taahhütlerini ve ilerlemesini gösteren önemli bir araçtır. Bu raporlar, şirketlerin sürdürülebilirlik konusundaki taahhüdünü göstererek paydaşlarının güvenini kazanmasına yardımcı olmaktadır.

  • Sürekli İyileştirme

Ölçüm sonuçlarını kullanarak sürekli iyileştirme süreçleri geliştirilmelidir. İyileştirme faaliyetleri, tedarik zincirinde sürdürülebilirliği artırmak için veriye dayalı kararlar alınmasına yardımcı olacaktır. İyileştirme çabalarını tedarikçilerle iş birliği yaparak paylaşmak, en iyi uygulamaların yayılmasını ve sürdürülebilirliğin tedarik zinciri boyunca güçlenmesini sağlamaktadır.

  • Teknoloji ve Dijital Çözümler ile Ölçüm İyileştirmesi

Sürdürülebilirlik ölçümleri teknolojik gelişmeler kullanılarak daha etkili hale getirilebilir. Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zeka ve veri analitiği gibi araçlar, veri toplama, izleme ve analiz süreçlerinin otomatikleştirilmesine yardımcı olabilir. Bu teknolojiler sayesinde gerçek zamanlı verilere erişim sağlayarak daha hızlı ve doğru kararlar alınabilir.

  • Tedarikçi İlişkilerinin Güçlendirilmesi

Tedarik zincirinde sürdürülebilirlik performansını ölçerken, tedarikçilerle güçlü iş birlikleri geliştirmek son derece önemlidir. Tedarikçileri sürdürülebilirlik hedefleriniz konusunda eğitmek, onların da bu çabaya katılımını sağlamak ve en iyi uygulamaları paylaşmak, zincir genelinde daha sürdürülebilir bir etki yaratılmasına katkıda bulunabilir. İş birlikleri, tedarikçilerin sürdürülebilirlik taahhütlerini yerine getirme kapasitesini artırabilir ve sektördeki sürdürülebilirlik standartlarını yükseltebilir.

 

 

2024’te ABD Ticaretinin Önceliği: Türkiye

ABD merkezli şirketler, Türkiye-ABD arasındaki ikili ticari ilişkilerin nasıl daha da geliştirileceği konusunu görüşmek için bir araya geldi. Buluşmada artan ikili ziyaretler, yatırım ve ticaret odaklı etkinliklerle yeni bir döneme girildiği vurgulandı. Etkinliğe ABD Büyükelçisi Jeffry L. Flake, ABD İstanbul Başkonsolosu Julie Eadeh de onur konuğu olarak katıldı. 

AmCham Türkiye (Amerikan Şirketler Derneği) üyesi olan ABD’li şirketleri Bodrum’da düzenlediği etkinlikte bir araya geldi.  Türkiye’de faaliyet gösteren 125 ABD merkezli şirketi temsil eden dernek tarafından düzenlenen buluşmada “İki ülke arasında 200 yıla yakın geçmişi bulunan ve her geçen gün gelişen ticari ilişkilerin daha da büyümesi için daha çok çalışma yapılması’ mesajı öne çıktı. AmCham Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Tankut Turnaoğlu’nun ev sahipliği yaptığı buluşmaya, ABD Büyükelçisi Jeffry L. Flake ve ABD İstanbul Başkonsolosu Julie Eadeh da misafir oldu.

Turnaoğlu: “Türkiye ekonomisine katkımız 60 milyar dolar, hedef 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmak”

Türkiye-ABD arasında geçmişi uzun yıllara dayanan güçlü ilişkinin, dünyadaki en önemli ve köklü stratejik ilişkiler arasında yer aldığını ve ikili ekonomik ilişkilerinin 2023’ün ilk yarısında da ivme kazanmaya devam ettiğinin altını çizen AmCham Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Tankut Turnaoğlu, “AmCham Türkiye olarak, Türkiye ekonomisine 60 milyar dolar katkı sağlayan 125 ABD merkezli şirketi temsil ediyoruz ve ana hedefimiz ülkemizi global pazarlara taşıyan bir güç olmak. Bu hedefimiz doğrultusunda Türkiye ve ABD arasındaki ticaret hacminin 100 milyar düzeyine ulaşmasına katkı sağlamayı sürdürüyoruz. Bugünkü buluşmamızda da bu hedeflere ulaşmak için ‘daha da fazla çalışmaya devam etme’ irademizi net bir şekilde ortaya koymuş bulunuyoruz. Artan ikili ziyaretler ve iş dünyası olarak yapılan yatırım ve ticaret odaklı etkinliklerle yeni bir döneme giriyoruz. ABD hükümetinin en önemli ticari etkinliklerinden olan Trade Winds 2024’ün 15 Mayıs’ta Türkiye’de gerçekleşecek olması da bu yeni dönemin en dikkat çekici göstergelerinden biri” dedi.

‘Türkiye ender bulunabilen bir potansiyele sahip’

Son 12 ayda Türkiye-ABD arasındaki ticaret hacmi 31,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşirken bunun 15,9 milyar dolarını ihracat, 15,4 milyar dolarını ise ithalat oluşturduğunu aktaran Turnaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her zaman belirttiğimiz gibi Türkiye, dünya genelinde az sayıda ülkenin sahip olduğu bir potansiyele sahip. ABD firmalarının devam eden yatırımları da bu görüşü destekliyor. AmCham olarak Türkiye’nin bölgesel merkez olarak rolünün güçlendirilmesi konusunda Orta Asya ve Kafkasya bölgeleriyle karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesini önemsiyoruz. Ülkemizde bulunan Amerikan şirketlerinin bir bölümü Türkiye’yi bölgesel bir merkez olarak konumlandırıyor. Ayrıca Türkiye, yetenek yönetimi açısından da önemli üstünlüklere sahip. Bu önceliğimiz kapsamında iki yıldır sürdürdüğümüz ‘Global Turks’ adlı projemizin bulguları da Türkiye’de yetişen ve daha sonra yönetici rollerinde görev alan ‘1000 Global Türk’ün yetenek haritasını ortaya koyuyor. İkili ekonomik ilişkilerin önemimi vurgulamak adına Eylül ayında Washington’a düzenleyeceğimiz ziyaretin ardından 18 Eylül’de New York’ta Global Turks projemizin sonuçlarını açıklayacağımız lansmanı gerçekleştireceğiz. Bu etkinlikte Türkiye’nin çok uluslu Amerikan şirketleri için bölgesel merkez olması konusunu da ele alacağız.”

‘ABD Trade Winds için Türkiye’yi Seçti’ 

Etkinlikte yaptığı açılış konuşmasında ABD-Türkiye ticari ilişkilerinin doğru yolda olduğunu vurgulayan ABD Büyükelçisi Jeffry L. Flake, “Türkiye’nin büyük zorluklar karşısında dirençli ve kararlı olmaya devam edeceğini biliyorum. Bu nitelikleri, Türkiye’yi dünyanın pek çok yerinden farklı kılıyor ve ABD Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın Trade Winds 2024 için Türkiye’yi seçmesinin sebepleri arasında yer alıyor. Önümüzdeki Mayıs ayında düzenlenecek bu etkinlik, ABD hükümetinin liderliğindeki en büyük ticari misyon ve iş geliştirme forumu konumunda ve sizlerin de burada yer alacağınızı ümit ediyorum.” dedi.

Büyükelçi Flake ayrıca şunları belirtti “ABD-Türkiye ticari ilişkileri doğru yolda ilerliyor. ABD ve Türkiye arasındaki ikili ticaret eşi görülmemiş bir büyüme döneminden geçerek, 2022’de %22 artışla 34 milyar dolar düzeyine ulaştı. İkili ticaretteki bu etkileyici artış, ABD-Türkiye ilişkilerinin geleceğine de iyi bir şekilde yansıyor. Ülkelerimiz arasındaki ticaretin desteklenmesinde üstlenmiş olduğunuz rolden hepiniz gurur duymalısınız.”

Rakamlarla Türkiye – ABD Ticari İlişkileri

  • Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa, Asya ve Afrika’ya yakınlığı, sadece 4 saatlik uçuş mesafesinde 1,3 milyar kişilik 26 trilyon dolarlık geniş bir pazara açılan erişimi, stratejik coğrafi konumu nedeniyle önemli bir potansiyele sahip.
  • 85 milyonu aşan nüfusu ile önemli bir iç pazara sahip olan Türkiye, Avrupa Gümrük Birliği üyeliği ve çok sayıda serbest ticaret anlaşması, yaklaşık 1 milyar kişiyi kapsayan geniş bir serbest piyasa alanına erişim sağlıyor.
  • 2013 yılında 20 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye-ABD ticaret hacmi 2022 yılında 32,1 milyar dolar seviyesine yükseldi. Türkiye, 2021 yılından bu yana ABD ile dış ticaretinde net ihracatçı konumunda. 2022 yılında Türkiye’nin ABD’ye ihracatı 16,9 milyar dolar, Türkiye’nin ABD’den ithalatı 15,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
  • Haziran 2022 ile Mayıs 2023 arasındaki on iki aylık süreçte Türkiye’nin ABD’ye ihracatı 15,9 milyar dolar seviyesine gerilerken Türkiye’nin ABD’den ithalatı 15,4 milyar dolara yükseldi; toplam ticaret hacmi 31,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.
  • Türkiye’deki yabancı yatırımların sektörel dağılımına bakıldığında, finans sektörü yüzde 31,4 gibi önemli bir paya sahip. İmalat ve enerji sektörü ise toplam yatırımlara sırasıyla yüzde 24,1 ve yüzde 10,2 katkı sağlıyor. Özellikle Türkiye’nin aldığı toplam yatırımların yüzde 9,2’sini oluşturan “toptan ve perakende ticaret sektörü” en cazip dördüncü sektör olarak öne çıkıyor.
  • TAİK tarafından Ağustos 2019’da BCG’ye hazırlatılan “Türkiye ve ABD Arasında İkili Ticareti Arttırmak” başlıklı raporu; 8 sektörde, otomotiv ve yedek parça (1), tekstil ve hazır giyim (2), mücevher (3), sivil havacılık (4), beyaz eşya (5), inşaat malzemeleri (6), mobilya (7) ve seyahat ve turizm (8) Türkiye’nin ABD’ye ihracatını artırmak için karşılaştırmalı avantajlara sahip olduğu sonucunu ortaya koyuyor.
  • Türkiye’nin 2016 yılında 2 milyar doların biraz üzerinde ABD’ye hizmet ihracatı, 2021 yılında 3,9 milyar dolara kadar yükselmiş durumda. 2022 yılında ABD’ye hizmet ihracatımızın ise resmi olmayan rakamlara göre 5 milyar doların üzerinde gerçekleştiği tahmin ediliyor. Haziran 2022 ile Mayıs 2023 arasında ülkemizi ziyaret eden ABD’li turist sayısı yaklaşık 1,1 milyon.

İşçinin İşe Devamsızlığının Nedeninin Araştırılması Zorunlu Mudur ?

İşçilerin işe devamsızlığı işyerinde iş düzenini bozar ve üretimi kesintiye uğratabilir. Çoğu zaman işe gelmeyen işçinin işini diğer iş arkadaşları fazladan yükleneceği için işe devam gösteren işçilerin iş yükü artar. Bu durum sağlık ve güvenlik açısından bir takım olumsuzluklara yol açabilir. Bu nedenle işçilerin 4857 sayılı İş Kanunu’nda belirtilen sürelerde izinsiz ve mazeretsiz olarak işe devam etmemesi, işverene haklı nedenle fesih yetkisi verir (m.25/II-g).

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinin (g) alt bendinde, “işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi” halinde, işverenin haklı fesih im­kanının bulunduğu kurala bağlanmıştır. Belirtilen günlerde işçinin hiç çalışmaması gerekir. Şayet işçi belirtilen günlerde işyerine gelerek birkaç saat çalışmışsa burada işçinin devamsızlığından bahsedilerek bu fıkra kapsamında fesih gerçekleştirilemez.

Dolayısıyla, devamsızlık işçinin işine hiç devam etmemesi hali olarak kabul edilmektedir. Örneğin işçinin işyerine gittiği halde, işe başlamaması ve iş görme borcunu yerine getirmemesi işe devamsızlık olarak değil, işçinin yapmakla görevli olduğu ödevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi olarak değerlendirilmeli ve bu fıkra hükmüne dayalı haklı fesih gerçekleştirilmelidir (İşK.m.25/II-h).

Ayrıca, 4857 sayılı Kanunda geçen iş günü kavramından, işçi bakımından çalışılması gereken gün anlaşılmalıdır. Örneğin Cumartesi ve Pazar günleri iş sözleşmesinde iş günü olarak kararlaştırılmışsa, bu günlerde işçinin işe devamı zorunlu olup, bu günlerde işe devamsızlık yapan işçinin iş sözleşmesi haklı nedenle sona erdirilebilir. Aynı şekilde, iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesinde genel tatil günlerinde işyerinde çalışılacağına dair bir düzenleme mevcut ise, bu günlerde de işçinin işe devamsızlık göstermesi iş sözleşmesinin feshine gerekçe oluşturabilir[1].

Normal koşullarda iş sözleşmesinin tarafı olan işçinin iyi niyet kuralları çerçevesinde önemli bir mazeretinin olmaması halinde, işe devamı beklenir. Şayet işçinin önemli bir mazereti varsa da bu konuda mutlaka işverenini haberdar etmesi gerekir. Aksi durumda işyerinde iş akışında aksamalar meydana gelir ve iş düzeni bozulur. Hatta işveren, üretimin aksamasından kaynaklanan bir takım zararlara da maruz kalabilir.

Peki işveren, işe devamsızlık gösteren işçilerin neden işe gelmediği ile ilgili bir araştırma yapmak zorunda mıdır? Yoksa 4857 sayılı Kanunda belirlenen sürelerin sonunda usulüne uygun devamsızlık tutanaklarını tutmak suretiyle feshi gerçekleştirebilir mi? Aslında, devamsızlığın nedeninin her durumda işverence araştırılması gerekmemektedir. Ancak, işçi tarafından sonradan devamsızlığın nedenini ortaya koyabilecek belgelerin sunulabilme ihtimaline karşı işverenin mutlaka fesih öncesinde, işçinin devamsızlığının nedenini soran ve varsa mazeretini bildirmesini isteyen ihtarname düzenlemesi yönünde uygulama yapması uygun olacaktır. Çünkü, devamsızlığın ispat yükü işverene aittir. İş­veren devamsızlık olgusunu tuttuğu tutanaklar, çektiği ihtarnameler, işyeri kayıtları ve tanıklar aracılığı ile kanıtlayabilir. Aksi halde, işverence yapılan fesih haksız fesih olarak değerlendirilebilir[2].

Yargıtay uygulamasına göre, “Somut uyuşmazlıkta, davacı taraf iş sözleşmesinin işverence haklı se­bep olmadan feshedildiğini iddia etmiş; davalı taraf ise davacının 19.12.2011 ve devamı tarihlerinde devamsızlık yapması sebebiyle iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini savunmuştur.

Dosyaya, 19.12.2011, 20.12.2011 ve 21.12.2011 tarihlerine ilişkin de­vamsızlık tutanakları sunulmuş olup, tutanak düzenleyicisi olan davalı şahit­leri tutanak içeriğini doğrular mahiyette beyanda bulunmuştur. Dinlenen da­vacı şahitlerinin, fesihle ilgili bilgisi bulunmamaktadır. Hizmet döküm cetve­linin incelemesinden ise, davacının 20.12.2011 tarihinde dava dışı işverenliğe ait işyerinden işe girişinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, davacı vekilince, devamsızlığın izne ya da haklı bir sebebe dayandığını, iddia ve is­pat edilmemiştir.

Dosya kapsamına göre, davacı işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü devamsızlık yaptığı ve bu suretle feshin haklı sebebe dayandığı ispatlanmıştır. Yazılı fesih bildirimi keşide edilmemesi veya fesihten önce devamsızlığın mazeretinin sorulma­ması, feshi haksız hale getirmez. Anılan sebeplerle, kıdem ve ihbar tazmina­tına yönelik taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeyle kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı ge­rektirmiştir”[3].

Sonuç olarak, Yargıtay uygulamasına göre, fesih öncesinde işe devamsızlığın nedeninin araştırılması bir zorunluluk değildir. Ancak devamsızlığın nedeni araştırılmaksızın fesih yoluna gidildiğinde, işçinin sonradan sunabileceği devamsızlığın nedenini ortaya koyabilecek istirahat raporu vb. belgeler, işveren feshinin haksız olması sonucunu doğurabilir. Bu nedenle işverenin fesih öncesinde, işçinin devamsızlığının nedenini soran ve varsa mazeretini bildirmesini isteyen ihtarname düzenlemesi yönünde uygulama yaygındır. Ancak devamsızlığın nedeninin her durumda işverence araştırılması gerekmez[4]. Kanaatimizce de uy­gun olan uygulama budur.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] ÇİL, Şahin, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, 9. Baskı, Ankara 2022, s.866 vd.

[2] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 5. Baskı, İstanbul 2023, s.292.

[3] Y22.HD.03.02.2015 T., E.2013/30096, K.2015/2384 Legalbank.

[4] ÇİL, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, s.866 vd.

Kayıt Formu

Kayıt için Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) Usul ve Esasları Uyarınca Kişisel Verilerinizin Korunması Hakkında Müşteri Aydınlatma Metnin okunması ve kabul edilmesi gereklidir.