Eğitim Bütçesi Kesildiğinde Şirketler Ne Kaybeder?

Eğitim Bütçesi Kesildiğinde şirketler Ne Kaybeder Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Eğitim Bütçesi Kesildiğinde Şirketler Ne Kaybeder?

M. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

Eğitim Bütçesi Kesildiğinde şirketler Ne Kaybeder Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEkonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde organizasyonların ilk gözden geçirdiği alanlardan biri genellikle eğitim ve gelişim bütçeleri olmaktadır. Şirketler kısa vadeli maliyet optimizasyonu amacıyla eğitim yatırımlarını azaltmayı veya tamamen durdurmayı tercih edebilmektedir.

Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar: Eğitim bütçesi gerçekten bir maliyet midir, yoksa uzun vadeli bir yatırım mı?

Günümüz iş dünyasında bu sorunun yanıtı, organizasyonların sürdürülebilir başarısı açısından kritik önem taşımaktadır. Çünkü eğitim bütçesindeki kesintiler yalnızca öğrenme faaliyetlerini değil; performansı, çalışan bağlılığını, inovasyonu ve organizasyonel çevikliği de doğrudan etkilemektedir.

Eğitim Yatırımı Neden Stratejiktir?

Bilgi ekonomisinin hız kazandığı günümüzde organizasyonların rekabet avantajı yalnızca ürün veya hizmet kalitesiyle değil; öğrenme kapasitesiyle de belirlenmektedir.

World Economic Forum tarafından yayımlanan Future of Jobs raporlarına göre, mevcut işlerde kullanılan becerilerin önemli bir kısmının önümüzdeki yıllarda dönüşeceği öngörülmektedir. Bu durum, çalışanların sürekli gelişimini organizasyonel sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biri haline getirmektedir.

Benzer şekilde LinkedIn Learning araştırmaları, çalışanların gelişim imkânı sunan organizasyonlarda daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu göstermektedir.

Bu veriler, öğrenmenin artık “yan hak” değil; stratejik bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.

Eğitim Bütçesi Kesildiğinde İlk Kaybedilen Şey: Adaptasyon Yeteneği

Kriz dönemlerinde organizasyonların en fazla ihtiyaç duyduğu yetkinliklerden biri adaptasyondur. Ancak eğitim yatırımlarının azaltılması, çalışanların yeni beceriler geliştirme hızını düşürür. Bu durum organizasyonların değişime uyum kapasitesini azaltır; inovasyon hızını düşürür ve rekabet avantajını zayıflatır.

McKinsey & Company araştırmalarına göre, öğrenme çevikliği yüksek organizasyonlar kriz dönemlerinde daha hızlı toparlanma eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla eğitim bütçesindeki kesintiler, kısa vadede finansal rahatlama sağlasa da uzun vadede organizasyonel çevikliği zayıflatabilmektedir.

Çalışan Bağlılığı ve Motivasyon Üzerindeki Etki

Eğitim ve gelişim süreçleri, çalışanlar tarafından yalnızca bir öğrenme fırsatı olarak değil; aynı zamanda organizasyonun kendilerine verdiği değerin göstergesi olarak algılanmaktadır.

Gallup araştırmaları, gelişim fırsatı sunulan çalışanların bağlılık seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Eğitim bütçelerinin kesilmesi ise çalışanlarda şu algıları oluşturabilmektedir:

“Gelişimim artık öncelik değil.”

“Organizasyon geleceğe yatırım yapmıyor.”

“Burada uzun vadeli büyüme alanı sınırlı.”

Bu durum motivasyon kaybını ve bağlılık düşüşünü beraberinde getirebilir.

Özellikle yüksek potansiyelli çalışanlar açısından gelişim fırsatlarının azalması, organizasyondan ayrılma riskini artırabilmektedir.

Öğrenme Kültürünün Zayıflaması

Organizasyon kültürü, yalnızca değerler ve söylemlerle değil; sistematik davranışlarla oluşur. Öğrenme yatırımları da bu kültürün en önemli göstergelerinden biridir. Eğitim bütçesinin azaltılması öğrenme kültürünü zayıflatabilir; bilgi paylaşımını azaltabilir ve organizasyon içindeki gelişim enerjisini düşürebilir. Bu durum özellikle uzun vadede organizasyonun yenilik üretme kapasitesini etkileyebilir.

Gizli Maliyetler: Görünmeyen Kayıplar

Eğitim bütçesi kesintileri çoğu zaman kısa vadeli tasarruf olarak değerlendirilir. Ancak organizasyonların gözden kaçırdığı önemli bir nokta vardır: Eğitim kesintilerinin görünmeyen maliyetleri.

Bu maliyetler arasında düşük performans, artan hata oranları, çalışan devir hızındaki artış, düşük müşteri memnuniyeti ve adaptasyon problemleri yer alabilir.

Deloitte araştırmaları, öğrenme kültürü güçlü organizasyonların çalışan deneyimi ve müşteri deneyimi açısından daha yüksek performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle eğitim yatırımları yalnızca bireysel gelişim değil; organizasyonel verimlilik açısından da kritik öneme sahiptir.

Çözüm: Eğitimden Öğrenme Sistemine Geçmek

Bugün organizasyonların ihtiyaç duyduğu şey yalnızca eğitim vermek değildir. Asıl ihtiyaç, sürdürülebilir bir öğrenme sistemi kurmaktır.

Bu sistem iç eğitmen yapıları, dijital öğrenme platformları, mikro öğrenme modelleri ve sürekli gelişim mekanizmaları ile desteklenmelidir.

Özellikle hibrit öğrenme modelleri ve kurum içi öğrenme yapıları, eğitim yatırımlarının daha sürdürülebilir hale gelmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşım, eğitim bütçelerini yalnızca bir gider kalemi olmaktan çıkarıp stratejik bir dönüşüm aracına dönüştürmektedir.

Eğitim bütçesi kesildiğinde organizasyonlar yalnızca eğitim programlarını kaybetmez. Aynı zamanda gelişim hızını, öğrenme çevikliğini, çalışan bağlılığını ve geleceğe hazırlık kapasitesini de riske atabilir. Bu nedenle asıl soru şudur: “Eğitim bütçesini ne kadar azaltabiliriz?” değil, “Öğrenme kapasitemizi nasıl sürdürülebilir hale getirebiliriz?”

Bu soruya güçlü bir yanıt verebilen organizasyonlar, yalnızca bugünü yöneten değil; geleceği şekillendiren organizasyonlara dönüşmektedir.

 

Eğitim Bütçesi Kesildiğinde şirketler Ne Kaybeder Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemM. Efsun Yüksel Tunç
Eğitmen ve Yönetim Danışmanı
Yaşam ve Yönetici Koçu

efsun@indus.com.tr

https://www.linkedin.com/in/efsunyukseltunc/

Instagram @indusefsun

www.efsunyuksel.com

Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?

Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur
Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?

Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?
Promosyon Alımlarında Menfaat İddiaları, Tedarikçi Kayırma ve Dava Süreci

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

Yazı Dizisi – 8
Şirketinizde Bu Olay Yaşansaydı Ne Yapardınız?

Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur
Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?

Yüksek adetli promosyon ürünlerine ihtiyaç duyuyorsunuz.

Ajanda, kalem, bloknot, masa takvimi ve anahtarlık için teklifler toplanıyor.

Satınalma süreci ilerliyor, ön ödeme yapılıyor ve teminat mektubu alınıyor.

Günler sonra şirkete ciddi bir ihbar ulaşıyor.

İddia şu: “İçerideki bazı çalışanlar, rakip tedarikçilerin tekliflerini devre dışı bırakmış, satınalma sürecini belirli bir tedarikçi lehine yönlendirmiş ve bu ilişki karşılığında menfaat sağlamıştır.”

Gelen ihbar sizi rahatsız ediyor. Yönetim olarak hızlı aksiyon alıyor, sözleşmeyi feshediyorsunuz. Ödediğiniz bedelin iadesini istiyorsunuz ve teminat mektubunu devreye alıyorsunuz.

Sonrasında ise promosyon tedarikçisi, zarara uğradığı gerekçesiyle olayı yargıya taşıyor.

Mesele yalnızca çalışanların tedarikçilerle kurduğu şüpheli ilişki midir?

Yoksa tedarikçi araştırma, teklif toplama ve karşılaştırma, onay mekanizması, sözleşme güveni ve satınalma denetimi açısından daha derin bir kontrol zafiyetiyle mi karşı karşıyasınız?

En kritik soru ise şudur:

Bir tedarikçi, şirket personeli üzerinden rakip teklifleri sümen altı ettirebiliyorsa, satınalma kararlarına artık ne kadar güvenilebilir?

Kurumsallaşma boşluklarını, satınalma kararlarını ve çarpık ilişkileri net biçimde görmemizi sağlayan bu dava dosyasına gelin yakından bakalım.

Dava Konusu:

Dava, promosyon ürünlerinin tedarikine ilişkin imzalanan sözleşmenin teslimat başlamadan önce feshedilmesi, ödenen bedelin iadesi, teminat mektubunun nakde çevrilmesi ve bu fesih nedeniyle ileri sürülen zarar tazmini talepleri etrafında şekillenmektedir.

Promosyon ürünleri tedarikçisi davacı, ihtiyaç konusu ajanda, kalem, küp bloknot, masa takvimi ve anahtarlıkların teminine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmeye hazır olduğunu, alıcı şirketin sözleşmeyi haksız şekilde sona erdirdiğini ve bu nedenle zarara uğradığını ileri sürmektedir.

Alıcı şirket ise sözleşmenin feshedilmesinin haklı nedene dayandığını, davacı firmaya yapılan ödemenin iadesinin gerektiğini ve teminat mektubunun bu nedenle nakde çevrildiğini savunmaktadır.

Uyuşmazlığın merkezinde; promosyon ürünleri tedarikçisi ile alıcı şirket çalışanları arasında menfaat ilişkisi kurulup kurulmadığı, rakip tedarikçilerin tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılıp bırakılmadığı ve bu iddiaların sözleşmenin feshi için haklı neden oluşturup oluşturmadığı bulunmaktadır.


Tarafların Pozisyonu

Davacı (Promosyon Ürünleri Satıcısının) Talebi:

Promosyon ürünleri üreticisi – A Promosyon (Davacı), taraf şirketler arasında sözleşme imzalandığını, bu sözleşme ile, alıcı firmanın (Firma B – davalının) dağıtacağı promosyon ürünlerinin teminini üstlendiğini;

  • Alıcı B Firmasının “… 000 adet ajanda, 260.000 adet kalem, 180.000 adet küp bloknot, 170.000 masa takvimi ve 230.000 anahtarlık temin etmesinin kararlaştırıldığını;
  • sözleşmede bunların en geç 31/10/2016 tarihinde davalıya teslim edileceğinin belirlendiğini; emtianın değerinin KDV dahil 2.185.591 TL olduğunu;
  • sözleşme gereği bu bedelin…davalının ödediğini;
  • karşılığında ise, A Promosyon firmasından … bedelli teminat mektubunu aldıklarını; müvekkili şirketin 03/10/2016 tarihinde davalıyı arayıp, teslimata başlayacaklarını bildirdiğini, davalının da aynı gün davacıdan saat 17:00’da teslimat planını istediğini;
  • Fakat 3 gün sonra yani … vazgeçtiklerinin bildirildiğini;
  • A Promosyon firmasına ödenen 766.000 TL’nin iadesinin talep edildiğini;
  • iade etmezlerse, teminat mektubunu bozduracaklarını sözlü olarak bildirdiklerini;
  • bunun üzerine A Promosyon firması …Noterliğinden bir ihtarname gönderip, haksız feshi kabul etmediklerini bildirdiğini;
  • bunun üzerine Alıcı B şirketinin …yevmiye nolu ihtarla akdi fesih ettiklerini ve paranın iadesini istediklerini bildirdiği; bilahare de teminat mektubunu nakde çevirdiğini belirterek;
  • Alıcı B’nin akdi fesih etmesinin haksız olduğunu, haksız fesih ile doğan tüm zararının tespiti ile şimdilik 10.000 TL’nin Alıcı B’den alınıp, A Promosyon firmasına verilmesini talep etmiş bilahare talebini ıslah yoluyla artırarak, 675.987,87 TL’nin Alıcı B’den tahsilini talep etmiştir.

Davalı (Alıcı B Firması) Dilekçesi

Alıcı B, 2017 yılında dağıtacağı promosyon ürünlerinin temini yönünden bir sözleşme imzalandığını; bu işle ilgili teklifler istediğini, sonuç olarak da A Promosyon firmasının bu işi kazandığını belirtmiştir. Ancak:

  • Sözleşme imzalandıktan hemen sonra gelen bir ihbarla birlikte yapılan araştırma sonunda Alıcı B elemanı olarak çalışan ve pazarlama kısmında görevli olan —- ,şirket içinden diğer tedarikçileri saf dışı ederek müvekkili şirketin davacıyı tercih etmesini sağladığı; yine satın alma uzmanı olarak çalışan…da açık artırmada ahlaka ve hukuka aykırı davranışlarla diğer tedarikçileri saf dışı bırakarak müvekkili şirketin davacıyı tercih etmesini sağladığı tespit edilmiştir.
  • A Promosyon firmasının bu iki çalışana rüşvet verdiği; bu şekilde söz konusu işi aldığı; A Promosyon firmasının bu haksız eylemi sebebiyle müvekkili şirketin ona olan güveninin kalmadığı,
  • Artık onunla yaptığı akde bağlı kalmak istemediğini; bu sebeple şirketçe yapılan “akdin feshinin” haklı nedene dayandığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Taraflar arasındaki ihtilaf, davalı tarafça bildirilen ve davacının iki elemanına rüşvet verilip verilmediği, verilmişse bunun akdin feshi için haklı neden sayılıp sayılmayacağı hususunda toplanmaktadır.

Dinlenen B Firması (Davalı/Alıcı) tanıkları, şirketin çalışanları olup; rüşvet aldığı iddia edilen … hakkındaki alıcının iddiasını doğrulamışlardır.

A Promosyon şirketi lehine ve diğer tedarikçi adaylarını bertaraf etmek suretiyle, davacının bu işi almasını sağladıkları ve davacının da bu şekilde yüksek bedelle ihaleyi aldığını bildirmişlerdir.

.. her ay hesabına söz konusu işin alınmasından önce 3.500’er TL yatırıldığı; …A Promosyon şirket ortağından cep telefonu istediği ve onun da cep telefonu alıverdiği vakıaları;

DAVANIN REDDİNE”KARAR VERİLMİŞTİR.
Karar davacı vekili tarafından süresi içinde İstinaf edilmiş,

İstinaf Kararı:
———-Dairesi tarafından;

Bilirkişi heyeti 05/06/2024 tarihli raporunda; taraflar arasındaki 2017 yılı için gerçekleşen siparişin muadillerine göre % 25 oranında pahalı olarak ihale alındığı hususunu tespit etmiştir.

Gelen bu rapor tüm dosya kapsamı ile incelendiğinde;

  • davaya konu dönemden 1 yıl öncesinin ihalesinin de davacı şirket tarafından alındığı ancak;
  • bunun davalıya ait iki elemanın haksız kullanılması yoluyla ve diğer firmaların teklifleri sümen altı edilerek sağlandığı;
  • bu hususun hem dosyamızda dinlenen tanık beyanlarından hem de tüm dosya kapsamından anlaşıldığı;
  • bunun davalı şirket tarafından bir sonraki dönemin yani 2017 yılına yönelik siparişten sonra ortaya çıktığı;
  • bilindiği üzere alım satım akdinde taraflardan birinin diğerinin güveni ortadan kaldıracak şekilde önceki ilişkilerde hile yaptığı ortaya çıktığı takdirde güveni sarsılan taraftan hiçbir şekilde akde devam etmesinin istenemeyeceği;
  • bir yerde piyasanın altında bir ücretle dahi hizmet ya da eser sağlansa bile artık güveni sarsılan tarafın bunu ileriye sürerek karşı taraf edimlerini kabul etmek zorunda olmadığı;
  • bunun yanında davacı (A Promosyon) tarafın, diğer benzer teklifleri sümen altı ettirerek piyasa rayiçlerine göre de davalıya % 25 fazla fiyattan bu mamulleri kabul ettirdiği;
  • bu yönden de davalıdan sözleşmeye artık uymasının beklenemeyeceği kabul edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Promosyon ürün Alımlarında Nelere Dikkat Edilir
Promosyon ürün Alımlarında Nelere Dikkat Edilir?

Promosyon Ürün Alımları

Promosyon ürün alımları çoğu zaman endirekt satınalma kararları olarak değerlendirilir. Şirketin ana ürün ya da hizmet kalitesini doğrudan belirlemez; ancak marka algısı, kurumsal temsil gücü ve müşteri temas kalitesi üzerinde etkili olur.

İhtiyacın doğru belirlenmesi, uygun malzeme çeşitliliğinin seçilmesi ve miktarların gerçekçi planlanması önemlidir. Özellikle satış ekipleri sahada şirketlerini temsil ederken ajanda, kalem, bloknot ve benzeri promosyon ürünlerini de yanlarında taşırlar. Bu ürünlerin kalite seviyesi, aynı zamanda şirketin imajını da sahaya taşır.

Kurumsal kimliği yansıtan, şirketin sektördeki konumunu destekleyen malzemelerin tercih edilmesi gerekir. Bu nedenle promosyon malzeme alımlarında satınalma ve pazarlama birimlerinin uyum içinde çalışması son derece doğaldır. Diğer taraftan, satınalma sürecinin şeffaf, kayıtlı ve denetlenebilir şekilde yürütülmesi gerekir. Aksi takdirde çok görünür olan bu malzemeler üzerinden kurum içinde yorumlar, şüpheler ve dedikodular kolaylıkla oluşabilir.

Promosyon Ürün Alımında Öne Çıkan Konular

Promosyon ürün alım ihtiyaçları yıl geçişleri, özel günler, kampanyalar, önemli etkinlikler veya eldeki stokların tükenmesi gibi farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. İhtiyacın tanımlanması sürecinde ürün özellikleri, kalite, miktar, teslim süresi ve bütçe eş zamanlı düşünülmelidir.

Temel başlıklar şunlardır:

  • Promosyon ürünlerinde beklenen kalite seviyesi nedir? Örneğin ajanda için kâğıt ve cilt kalitesi, sayfa boyutu, sayfa sayısı, logo ve baskı özellikleri açık biçimde tanımlanmış mıdır?
    • Tedarikçi yetkinliği, profesyonellik seviyesi, iş takvimi ve üretim kapasitesi nedir?
    • Numune kontrolleri nasıl yapılmakta ve sonuçlar nasıl raporlanmaktadır?
    • Ödeme koşulları, avans ve vade yapısı nedir? Ticari koşulların şirkete bütünsel maliyeti nasıl hesaplanmaktadır?
    • Teklifler nasıl toplanmakta ve karşılaştırma tabloları ne şekilde hazırlanmaktadır?
    • Karar alma sisteminde hangi faktörler dikkate alınmakta ve bunların ağırlıkları nasıl belirlenmektedir?
    • Karar alma sürecinde ilgili birim yöneticilerinin rolleri ve katkıları nelerdir?

Elbette listeyi uzatabiliriz. Promosyon ürün alımlarında çoğu zaman gözden kaçan bir diğer konu da zamanlama, stok ve kullanım kayıplarıdır. Zamanında dağıtılmayan ajandalar, yıl geçtikten sonra değerini kaybeden takvimler, depoda beklerken kirlenen veya yıpranan promosyon malzemeleri, ilk bakışta küçük fireler gibi görülebilir. Oysa yüksek adetli alımlarda bu kayıplar ciddi bir maliyet unsuruna dönüşür. Kullanılmayan, geç dağıtılan veya marka algısına zarar verecek hale gelen her promosyon ürünü; yalnızca satınalma bütçesinden değil, pazarlama etkisinden ve kurumsal temsil gücünden de kayıp yaratır. Bu nedenle promosyon alımlarında doğru ürün seçimi kadar doğru zamanlama, stok takibi, dağıtım planı ve kullanım sonrası değerlendirme de kontrol edilmelidir.

Analiz ve Öneriler

Söz konusu dava, promosyon ürün alımlarında çok sayıda hatalı işleyen konuyu gözler önüne sermektedir:

  • Tedarikçi ve çalışanlar arasında uygunsuz ilişki iddiası,
    • Alım süreçlerinde menfaat sağlanması iddiası,
    • Teklif toplamada haksız rekabet riski ve uygun tekliflerin sümen altı edilmesi,
    • Maliyet riski ve şirketi zarara uğratma ihtimali; nitekim dosyada % 25 pahalı alım tespiti yapılmıştır,
    • Alım süreçlerinde belirli bir tedarikçinin kayırılması,
    • Promosyon kategorisi dışında da benzer ilişkilerin olabileceği endişesi,
    • Sözleşmenin feshi ve güven ilişkisinin çökmesi,
    • Satınalma süreçlerinde etik problemler,
    • Satınalma denetim çalışmalarındaki eksiklikler,
    • Alım süreçlerinde firma körlüğü.

Dava dosyasının arka planı, satınalma süreçlerinde kurumsallaşma eksikliklerinin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Teklif toplama, tedarikçi karşılaştırma, onay ve sözleşme aşamaları şeffaf yürütülmediğinde; kişisel çıkar ilişkileri ve etik problemler şirketin rekabetçi alım yapma kabiliyetini zayıflatır.

Dosyada dikkat çeken hususlardan biri, aynı tedarikçiyle geçmiş dönemde de çalışılmış olmasıdır. Bu durum, ilişkinin tek seferlik bir satınalma işlemi olarak değil, zaman içinde gelişen ve içeride bazı kişilerle temas kurduğu iddia edilen bir tedarikçi ilişkisi olarak değerlendirilmesini gerektirir.

Bu nedenle dosya, satınalma ve pazarlama gibi farklı birimlerin ortaklaşa yürüttükleri çalışmalarda karar alma, rol paylaşımı ve koordinasyon yapısının ne kadar kritik olduğunu göstermektedir. Talep sahibi birim ihtiyacı belirleyebilir; ancak tedarikçi seçimi, tekliflerin karşılaştırılması, açık artırma süreci, nihai karar ve sözleşme onayı şeffaf, kayıtlı ve denetlenebilir bir yapı içinde yürütülmelidir.

Aksi halde birimler arası iş birliği, kurumsal değer üretmek yerine kayrılan tedarikçiler etrafında gelişen kirli bir çarka dönüşebilir.

Sizler de kendi şirketlerinizde böyle bir olayla karşılaşsaydınız nasıl bir yöntem izlerdiniz? Satınalma sistemini; operasyon, prosedür, kural, iş akışı ve onay süreçleriyle birlikte gözden geçiren bir dönüşüm başlatır mıydınız?

Geleceği şüphelerle değil; ölçülebilir, izlenebilir ve denetlenebilir satınalma ve tedarikçi ilişkileri sistemiyle yönetin.

Rüşvet Yolsuzluk Fraud Riskleri Bribery
Rüşvet, Yolsuzluk ve Suistimal Riskleri için Anket

Şirketler İçin Eğitim ve Danışmanlık Çalışması

Bu dava örnekleri, hediye ve menfaat riskinin yalnızca etik metinlerle yönetilemeyeceğini göstermektedir. Şirketin hediye alma-verme prosedürü, tedarikçi temas noktaları, ihbar akışı, savunma süreci ve disiplin uygulamaları gerçek olaylar karşısında test edilmelidir.

Olay yaşandıktan sonra maliyet sadece bir çalışanın işten ayrılması değildir. Avukatlık giderleri, dava süreci, tazminat riski, yönetim zamanı kaybı, tedarikçi güveninin bozulması ve şirket içi huzursuzluk çok daha büyük bir maliyet yaratır.

Bu nedenle iki günlük eğitim ve danışmanlık atölyesinde mevcut prosedürler, hediye/promosyon ürün akışı, ihbar ve savunma süreçleri gerçek dava örnekleri üzerinden değerlendirilir. Amaç, şirketin riskli alanlarını görmek ve uygulanabilir bir kontrol yol haritası oluşturmaktır.

Yönetim Ekipleri İçin Pratik Ağırlıklı Eğitim ve Atölye Çalışması

Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvetle Mücadele Eğitimi

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com 

Eğitim: Şirket Harcama Yönetiminde Riskler:
Suistimal, Usulsüzlük ve Rüşvetle
Mücadele Eğitimi

Eğitim Kapsamı: Stratejik satınalma operasyonları, CAPEX, inşaat ve altyapı projeleri, taşeron ve tedarikçi ilişkileri, bilgi işlem alımları, teknik ofis, bakım-onarım, idari işler, depo, satış ve satınalma süreçleri

Şirket harcamalarının ve paydaş ilişkilerinin olduğu her yerde risk vardır. Kritik soru şudur:

Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi
Şirket Harcama Yönetiminde Riskler Eğitimi

Para doğru yere mi gidiyor, yoksa şirket sessizce soyuluyor mu? Zamanında görülmeyen kontrol boşlukları ve kirli ilişkiler, bir süre sonra işten çıkarma, ticari dava, ceza dosyası, tazminat ve itibar kaybı olarak geri döner. Rüşvet iddiaları, usulsüzlük söylentileri ve itibar suikastleri şirketin enerjisini içeriden tüketir.

Amaç; usulsüzlük izlerini yakalamak, yapılan ihbarları doğru analiz etmek, ön inceleme ve soruşturma sürecini prosedüre uygun yönetmek, ihale ve sözleşme alanlarındaki riskleri fark etmek ve şirketi mahkeme süreçlerine girmeden önce önlem almaya zorlamaktır. Çünkü önlem zamanında alınmazsa, bedel daha sonra çok daha ağır ödenir.

Eğitmen: Prof. Dr. Murat ERDAL

Eğitim Süresi: 2 gün

Eğitim Planı:

  • Güvenilir Kurumsal Yapı İnşa Etmek
  • Kontrol Noktaları ve Yönetim Zafiyetleri

Pratik 1: Satın almada Suistimal ve Yolsuzluk:
Kurumsallaşma Boşlukları ve Bir Dava İncelemesi

Şüpheli İşlemleri ve Usulsüzlük İzlerini Yakalamak

Pratik 2: Giriş Kalite Kontrolde Rüşvet İddiası: Bir Dava İncelemesi

  • Erken Uyarı Sinyalleri ve Kırmızı Bayraklar
  • İhbar Hattı ve Bildirim Sürecini Yönetmek

Pratik 3: Satınalma Süreçlerinde İhbar, İç Kontrol ve Gizlilik: Bir Dava İncelemesi   

  • Ön İnceleme, Delil Toplama ve Belge İnceleme
  • Mülakat Teknikleri ve Raporlama

Pratik 4: Satınalma Yöneticisinin İhalelerde Şirketi Zarara Uğratma İddiası, Disiplin Soruşturması ve Savunma Süreci: Bir Dava İncelemesi

  • İhale ve Sözleşmelerde Riskli Alanlar
  • Tedarikçi Firma Seçimi ve Kirli İlişki Ağları

Pratik 5: Satınalma Teklifleri Sümen Altı Edilirse Ne Olur?
Pratik 6: Tedarikçinin Alacak İddiası ve Alıcının Nitelikli Dolandırıcılık Savunması: Bir Dava İncelemesi

  • Rüşvet ve Çıkar Çatışmalarını Görmek

Pratik 7: Hediye mi, Rüşvet mi? Tedarikçi İlişkilerinde Üç Şaşırtıcı Dava Örneği

  • Yargı Süreçlerine Hazırlık: İş, Ticaret ve Ceza Mahkemeleri

Pratik 8: Tamiri Mümkün Makinelerin Hurda Olarak Piyasaya Satışı İddiası:
İlk Derece Mahkemesinden İstinafa Uzanan Bir Dava İncelemesi

  • Gerçek Örnekler ve Uygulamalı Çalışmalar

Eğitim Öncesi Hazırlık: Pratik çalışmalarda kullanılacak dava dosyalarını eğitimden önce indirip inceleyiniz.

Eğitim Kategorisi: Premium 

ŞİRKETİNİZİ KORUMAK DA GELİŞTİRMEK DE SİZİN ELİNİZDE.

Harcama yönetiminde yaşanan suistimal, yolsuzluk ve rüşvet, şirketlere yalnızca doğrudan zarar vermez. Konu yargıya taşındığında; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarında yıllara yayılabilen süreçler, avukatlık ücretleri, bilirkişi giderleri, yargılama masrafları, gecikme etkileri ve yönetim zamanı kaybıyla birlikte toplam maliyeti katlayarak büyütür.

Buna karşılık, zamanında alınan eğitim ve danışmanlık desteği; kurumsal yapıyı güçlendiren, olası kayıpları azaltan ve şirketi ileri taşıyan stratejik bir yatırım olarak öne çıkar.

Profesyonel rehberlik ile harcama analizlerinizi, kategori yönetiminizi ve iş akışlarınızı güçlendirebilir; kontrol noktalarını netleştirebilir, prosedürlerinizi standardize edebilir ve riskleri ortaya çıkmadan önce yönetebilirsiniz.

şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet
Eğitim: şirket Harcama Yönetiminde Riskler Suistimal, Usulsüzlük Ve Rüşvet

Anahtar Sözcükler:

Suistimal, Usulsüzlük, Rüşvet, ihbar, ihbar hattı, yargı, hukuk, dava, mahkeme, suç, eğitim, danışmanlık, savunma, iddia, davacı, davalı, menfaat, risk, tedarikçi, etik, kalite, muayene, temyiz, ilk derece mahkemesi, soruşturma, delil, menfaat, promosyon, sümen altı, dava süreci,

Araç Hazır, Şoför Yok: Sürücü Krizi Aslında Bir Yönetim Sınavı

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Araç Hazır, şoför Yok Sürücü Krizi Aslında Bir Yönetim Sınavı

Sürücü Koltuğundaki Boşluk ve Tedarik Zincirinin Sessiz Kısıtı

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Araç Hazır, şoför Yok Sürücü Krizi Aslında Bir Yönetim SınavıTürkiye geçtiğimiz dönemde dikkat çekici bir adıma imza attı. İŞKUR ile İspanya tarafındaki bir meslek kuruluşu arasında imzalanan protokol, İspanya’nın artan ağır vasıta şoförü ihtiyacını Türkiye’den gelecek sürücülerle karşılamayı hedefliyor. İŞKUR’un aktardığına göre aday havuzunda gerekli niteliklere sahip 200 binin üzerinde kişi bulunuyor ve ilk etapta haftada 40 ila 80 şoförün yola çıkması planlanıyor. Bu sürücüler yılda yaklaşık 25 ila 35 bin avro gelir elde edebilecek. Haberin görünen yüzü bir başarı hikayesi gibi duruyor, çünkü nitelikli iş gücüne yurt dışında değer biçiliyor. Görünmeyen yüzü ise çok daha can sıkıcı bir soruyu içinde taşıyor.

Aynı ülke, kendi filolarının direksiyonunu dolduracak şoförü bulmakta zorlanırken en deneyimli sürücülerini binlerce kilometre öteye gönderiyor. Bu tablo yerel bir aksaklık ya da geçici bir dengesizlik değil. Karayolu taşımacılığının bütün dünyada yaşadığı yapısal bir kaymanın Türkiye’ye yansıyan halidir. Yük taşımak için araç, depo ve müşteri hazır dururken denklemin en kırılgan halkası artık direksiyon başına oturacak insanın kendisi haline geldi. Tedarik zincirini ayakta tutan asıl kısıt, uzun süredir araç ya da altyapı değil, o aracı sürecek nitelikli insanın kendisidir. Bu yazıda mesele, bir kıtlık başlığının çok ötesinde, yıllardır ihmal edilen bir yönetim alanı olarak ele alınıyor.

Bu soru, doğrudan yük taşıyan firmaların ötesinde geniş bir kesimi ilgilendiriyor. Bir ürünün rafa, bir hammaddenin üretim bandına ya da bir siparişin müşteriye zamanında ulaşması sonuçta o yükü taşıyacak sürücünün varlığına bağlı. Sürücü bulunamadığında gecikme, kapasite daralması ve maliyet artışı tedarik zincirinin her halkasına yayılıyor. Bu yüzden direksiyon başındaki boşluk, yalnızca taşımacının değil, planlama ve tedarik kararı veren herkesin gündemine giriyor. Mesele, bir sektörün iç sorunu olmaktan çıkıp arz güvenliğinin bir parçası haline gelmiş durumda.

Denklem Değişti

Avrupa’nın yaşadıkları, Türkiye’yi yakın gelecekte nelerin beklediğine dair en açık göstergedir. Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği’nin 2024 raporuna göre incelenen 36 ülkede 3,6 milyon şoför pozisyonu boş duruyor ve sürücülerin yaş ortalaması 44,5’e çıkmış durumda. Yirmi beş yaşın altındakiler toplam içinde yalnızca yüzde 6,5’lik bir dilim oluştururken çalışanların yaklaşık üçte biri 55 yaşın üzerinde. Önümüzdeki beş yılda bu ülkelerde 3,4 milyon şoförün emekli olması bekleniyor. Genç sürücü akışı bu boşluğu kapatmaya yetmediği için açık her geçen yıl derinleşiyor.

Avrupa özelinde tablo daha da serttir. Boş şoför pozisyonu 2023’te 233 binken 2024’te 426 bine yükseldi ve emekli olacaklardan dolayı, bu rakamın 2028’de 745 bini aşması bekleniyor. Avrupa Komisyonu’nun 2026 başında yayımladığı çalışma, Birlik genelindeki açığı yaklaşık 500 bin olarak veriyor ve gençlerle kadınların toplam iş gücü içindeki payının yüzde 10’un altında kaldığını vurguluyor. Bu baskı altındaki şirketler, kaynak aramayı kendi sınırlarının çok ötesine taşıdı. Polonyalı taşımacılar 9 bin kilometreden fazla uzaktaki Brezilya’ya, kimi firmalar ise Fas ve Mısır gibi Kuzey Afrika ülkelerine yönelirken araç kullanım yaş sınırı bazı ülkelerde 60’tan 65’e çekildi.

Bu arayışın boyutu somut rakamlarla görülüyor. Bir uluslararası işe alım ajansı, 2026 içinde 17 Avrupalı taşımacılık şirketiyle 2 binin üzerinde Brezilyalı şoför istihdam etme anlaşması imzaladığını ve kendisine ayda yaklaşık 10 bin başvuru ulaştığını açıkladı. Talep İspanya, Almanya, Avusturya, Polonya ve Litvanya’dan geliyor. Türkiye bu denklemde kırılgan bir konumda duruyor, çünkü hem Avrupa’ya kaynak sağlayan hem de aynı açığı kendi içinde yaşamaya başlayan tarafta. Bugün ihracatçı görünen bir ülkenin birkaç yıl içinde aynı havuz için başka kıtalarla yarışan bir ithalatçıya dönüşmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Eskiden yük arayan araçların yerini sürücü arayan araçlar aldı ve sıradaki aşamada sürücü arayan ülkeler olacak.

Türkiye tarafında bu eğilimin izleri şimdiden okunuyor. Yurtiçinde çalışan bir sürücünün geliri Avrupa’daki meslektaşının belirgin biçimde altında kaldığı sürece, deneyimli isimlerin yönünü dışarı çevirmesi giderek kaçınılmaz hale geliyor. Sektör temsilcileri de 2026 ile birlikte sürücü arzındaki sıkışmanın derinleştiğini ve bunun artan maliyetlerle birleştiğini açıkça dile getiriyor. Henüz Avrupa’daki gibi keskin bir kopuş yaşanmamış olsa da demografik eğilim ile ücret farkı aynı yöne işaret ediyor. Bu yüzden bugün atılacak adımlar, birkaç yıl sonra çok daha pahalıya çözülecek bir sorunu bugünden hafifletme imkanı taşıyor.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Kimse Neden İstemiyor

İşin yalnızca ücret tarafına bakanlar çoğu zaman yanılır. Avrupa’da çalışan bir sürücü ayda 2.500 ila 4.500 avro arasında kazanırken, Türkiye içinde çalışan bir şoförün geliri 40 ila 65 bin lira bandında kalıyor. Bu fark tek başına dışarı gidişi açıklamaya yetiyor gibi görünse de asıl belirleyici olan mesleğin günlük gerçekliğidir. Kazanç pek çok işin üzerinde olmasına rağmen meslek talep görmüyor ve genç erkek nüfusunda işsizlik yüksekken bu koltukları doldurmak isteyen kolay kolay çıkmıyor. Sektörün içinden gelen değerlendirmeler, sorunun kökeninde ücretten çok, mesleğin günlük koşullarının yattığını söylüyor.

Sahadan yükselen sesler tabloyu net çiziyor. Yükleme ve boşaltma noktalarında sürücüye gösterilen muamele, fiziksel olanakların yokluğuyla birleşince meslek hızla itici hale geliyor. Örneğin, duş olanağı çoğu yerde bulunmuyor, tuvaletlerin önemli bölümü kullanılamaz durumda ve artan kadın sürücü nüfusuna uygun koşullar neredeyse hiç oluşturulmamış. Bu gözlemleri yalnızca yerel bir yakınma sanmak yanıltıcı olur. Avrupa’daki şoförlerin yaklaşık yüzde 91’i daha iyi donanımlı dinlenme alanlarına ve teslimat noktalarında daha iyi muameleye ihtiyaç duyduğunu söylüyor, yani aynı dert kıtanın en gelişmiş pazarlarında bile sürüyor.

Bu noktada lojistiğin nasıl tanımlandığı belirleyici hale geliyor. İşi yalnızca yükün bir noktadan diğerine taşınması diye anlatınca, o yükü taşıyan insan cümleden tümüyle siliniyor. Oysa özlük hakları, çalışılan kilometre, yol harcırahı ve üretilen kar üzerinde en çok baskı gören taraf çoğu zaman sürücünün kendisidir. Bu koşullar altında çalışan biri, kazancını ve itibarını Avrupa ile kıyaslamaya başladığında karar çoktan verilmiş oluyor. Eski çağların kavimler göçü bugün sessizce bir iş gücü göçüne dönüşmüş durumda ve bu hareketin yönü her zaman daha iyi koşulu sunan tarafa doğru.

Bu manzara yalnızca direksiyon başındakilerle sınırlı kalmıyor. Aynı tıkanıklık hemşirelik, yaşlı bakımı ve temizlik gibi insana dayalı pek çok hizmet alanında da görülüyor, yani sorun tek bir meslekle sınırlı kalmayıp emek yoğun işlerin toplumdaki yerini kaybetmesinin bir işareti. Sürücü tarafında bu kayıp daha da görünür, çünkü yaz aylarında pek çok şoför daha rahat bulduğu yolcu taşımacılığına geçiyor ve filolar her sezon başında aynı boşlukla yeniden yüzleşiyor. Mevcut sürücüyü elde tutmak, yeni sürücü bulmaktan çoğu zaman daha ucuz ve daha sağlıklı bir yoldur. Buna rağmen elde tutmayı bir sistem haline getirmiş işletme sayısı oldukça sınırlı.

Eldeki Kaynağı Yönetememek

Türkiye’nin elinde aslında küçümsenmeyecek bir kaynak var. Ülke içinde yıllardır farklı milletlerden sürücüler çalışıyor, Avrupa’da da yük artık çok uluslu bir iş gücüyle taşınıyor, yani sürücü havuzu çoktan sınırların ötesine geçti. Sektörün içinden bir değerlendirme, kısa ve etkin bir eğitimle Türkiye’nin hem kendi hem de Avrupa’nın sürücü ihtiyacını karşılayacak insan kaynağına sahip olduğunu söylüyor. Aynı çevreden gelen bir öneri, sürücüyü tıpkı beyaz yakalı bir çalışanı işe alır gibi yetkinlik esasına göre seçmenin önemini vurguluyor. Sorunu kaynağın yokluğunda değil, o kaynağın doğru yönetilmemesinde aramak gerekir. Bu yüzden mesele, sürücü bulmaktan çok sürücüyü yetiştirme, elde tutma ve geliştirme yetkinliğinin kurulamamasıyla ilgilidir.

Bu yetkinlik açığını en çarpıcı biçimde gösteren örnek yatırım tercihlerinde gizli. Sektörden bir ses, firmaların milyonlarca liralık bir araç alıp aynı aracı emanet ettikleri sürücüye birkaç bin liralık bir eğitimi çok görmesini eleştiriyor. Sonuç çoğu zaman gecikmeyle ortaya çıkar, çünkü hazırlıksız bırakılan sürücünün elinde yük kayar, araç yan yatar, balata ve lastik erkenden tükenir. Aynı çevreden gelen bir başka değerlendirme, çözümün filoyu yönetmekten önce sürücü davranışını yönetmekten geçtiğini vurguluyor. Araca milyonlar ayırıp, onu kullanacak insana ayrılan kaynağı masraf sayan bir yaklaşım, açığın hem nedeni hem de en pahalı sonucudur.

Yönetimin zayıf kaldığı bir başka alan veriyle planlamadır. Türkiye’de kaç nitelikli sürücünün bulunduğu, neden meslekten ayrıldıkları, kaza ve ceza geçmişleri gibi temel bilgilere kolayca ulaşılamadığı sektörün kendi temsilcilerince dile getiriliyor. Sahadan gelen bir gözlem ise aracın çıkış noktasının, taşıdığı yükün ve varış yerinin anlık olarak bilindiği halde araçların varışta günlerce beklediğini anlatıyor. Veri var ama onu anlamlı bir planlamaya çeviren sistem kurulmamış. Randevulu yükleme, slot yönetimi ve bekleme sürelerini ölçen kurgular devreye girmediği sürece sürücünün zamanı boşa akıyor, üstelik bekleyen her saat hem maliyet üretiyor hem de mesleği biraz daha itici kılıyor.

Araç Hazır, şoför Yok Metin Içi

Maliyet Tarafı ve Ortak Akıl

Sürücü tartışmasının maliyet tablosundan ayrı düşünülemeyeceği şüphesizdir. Sektör temsilcileri, 2026 yılı itibariyle artan işletme maliyetleri ve derinleşen sürücü arzı sorunuyla nakliyenin, tarihinin en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını açıkça ifade ediyor. Yakıt, lastik, sigorta, bakım ve güzergah giderleri önümüzdeki yıllarda da baskısını sürdürecek. Üstelik 2027’de yürürlüğe girecek olan Avrupa karbon fiyatlandırması yakıt maliyetlerini yüzde 10 ila 22 arasında artırabilir ve yakıt zaten karayolu taşımacılığı giderlerinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Bu kalemlerin her biri tek tek ve dağınık biçimde yönetildiğinde sonuç hem pahalı hem de öngörülemez oluyor.

Bu noktada sektörün içinden yükselen ortak akıl çağrısı anlam kazanıyor. Lastik, akaryakıt ve araç alımında firmaların tek tek pazarlık etmesi yerine birleşerek tek elden alım yapması, hem fiyatı hem de tedarik gücünü değiştirir. Maliyet disiplini de tıpkı sürücü tedariki gibi kriz anında alınan savunma kararlarıyla değil önceden kurulan bir yapıyla mümkün olur.

Bir alımı toplu hacme çevirmek,

Bir sürücüyü elde tutmak ve

Bir aracı doğru planlamak,

aslında aynı yetkinliğin farklı görünümleridir. Tedarik zinciri tarafında bu yetkinliği kurmuş kurumlar dalgalanmaları yöneterek geçer, kuramayanlar her dalgada yeniden zarar eder.

Maliyet ile sürücü tartışmasını birbirine bağlayan ortak nokta, kararların ne zaman alındığıyla ilgilidir. Fiyat dalgalandığında alım yapan, sürücü kaçtığında işe alıma koşan ve araç beklediğinde plan arayan bir işletme, her zaman olayların bir adım gerisinde kalır. Buna karşılık tedarikini, insan kaynağını ve operasyonunu önceden tasarlamış bir yapı aynı dalgayı çok daha az hasarla karşılar. Bu fark çoğu zaman pazardaki konjonktürden ziyade, kurumun kendi hazırlık düzeyinden doğar. Dolayısıyla sorulması gereken sor “sürücüyü nerede bulacağız?” değil, bu işin yönetilebilir tarafını kurup kurmadığımızdır.

Geçmişten Gelen Uyarı

Bu tablonun en sessiz uyarısı geçmişte gizli. Sektörün içinden gelen veriler bugün sürücü için söylenenlerin benzerinin, yıllar önce depo çalışanları için de dile getirildiğini hatırlatıyor. O dönemde yeterince ciddiye alınmayan uyarı, ilgili işlerin zamanla dönüşmesiyle sonuçlandı ve bugün aynı riskin sürücülük mesleğini de beklediği görülüyor. İhmal edilen bir meslek, bir anda yok olmuyor belki ama tanınmaz biçimde değişiyor ve onu yöneten kurumları hazırlıksız yakalıyor. Geçmişin bu hafızası, bugünün kararlarını ertelemenin bedelini önceden gösteriyor.

Otonom araçların bu yükü yakında devralacağı düşüncesi de bir teselli sunmuyor. Sürücüsüz ağır vasıta teknolojisinin Türkiye yollarına anlamlı bir ölçekte gelmesi en iyi ihtimalle 20 yıl sonrasını bulacaktır. Bu da önümüzdeki uzun dönem boyunca insanın denklemin tam merkezinde kalacağı anlamına geliyor. Bugünün gerçek tercihi, uzaktaki bir teknolojiyi beklemekle bugünden insanı yönetmek arasında şekilleniyor.

Filo Yönetimi Eğitimi Operasyon Ve Planlama İlkeleri Haber Araç Hazır, şoför Yok Sürücü Krizi Aslında Bir Yönetim SınavıSürücü koltuğundaki boşluğu yıllar içinde kurulup yönetilebilen bir yetkinlik alanı olarak görenler hem maliyeti hem de tedarik sürekliliğini ellerinde tutacak. Geri kalanlar içinse sürücü aramak, her sefer biraz daha uzayan ve biraz daha pahalılaşan bir telaş olarak sürecek.

 

 


İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Filo Yönetimi, Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

Eğitim Filo Yönetimi Binek Araç Kiralama Satın Alma İdari İşler
Filo Yönetimi Eğitimi, Binek Araç Kiralama, Satın Alma ve İdari İşler

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız. 

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün) 

-> İçerikler için Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

Diğer Eğitim Başlıklarımız:

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Güncel Akademik Okumalar V: “International Journal of Physical Distribution & Logistics Management”

Güncel Akademik Okumalar V “international Journal Of Physical Distribution & Logistics Management”

Güncel Akademik Okumalar V: “International Journal of Physical Distribution & Logistics Management”

Dr. Öğr. Üyesi İrfan AKYÜZ

Güncel Akademik Okumalar V “international Journal Of Physical Distribution & Logistics Management”Yazı dizimizi, “International Journal of Physical Distribution and Logistics Management” (Uluslararası Fiziksel Dağıtım ve Lojistik Yönetimi Dergisi) ile tamamlıyoruz. 1971 yılında yayın hayatına “International Journal of Physical Distribution” (Uluslararası Fiziksel Dağıtım Dergisi) adı ile başlayan dergi, 1978 ile 1989 yılları arasında “International Journal of Physical Distribution & Materials Management” (Uluslararası Fiziksel Dağıtım ve Materyal Yönetimi) adını kullandıktan sonra, 1990’da şu andaki adını alarak, dünyanın önde gelen akademik dergilerinden birisi olmaya devam etmektedir.

Derginin kapsamında tedarik zinciri zinciri yönetimi, lojistik, pazarlama, sürdürülebilirlik, küresel ticaret ve küresel gelişimle ilgili kritik üretim ve tüketim problemlerinin çözümüne dair bilgi birikimini arttıracak şekilde çalışmalara yer verilmektedir. Derginin son sayısı, tedarik zinciri süreçlerinde yapay zekanın rolünün teorik boyutu ile ilgili olup; üç adet çalışmaya erişilebilmiştir.

Yeni bir yazı ile karşılaşmak ümidiyle, yararlı olması umuduyla, keyifli okumalar diliyorum.

a) AI-enhanced demand forecasting: an organizational information processing view

(Yapay zeka destekli talep tahmini: kurumsal bilgi işleme perspektifi)

Talep tahmini, özellikle üretim aşamasında, etkin operasyonlar ve tedarik zinciri yönetimi için hayati öneme sahiptir. Bu çalışma, yapay zeka destekli talep tahmininde Örgütsel Bilgi İşleme Teorisi’nin uygulanmasını araştırmayı, yapay zekanın örgütsel süreçleri nasıl yeniden şekillendirdiğini incelemeyi ve bu teorinin uygulanmasının ön koşullarını ve zorluklarını ele almayı amaçlamaktadır. Araştırma için, İtalyan bir imalat şirketi ile işbirliği gerçekleştirilerek; yapay zeka uygulamaları ile örgütsel dinamikler arasındaki etkileşime odaklanılmıştır.

Veri algısı, tedirginlik ve verilerin güvenilmezliği gibi temel faktörler, bilginin departmanlar arasında ve tedarikçilerle birlikte nasıl güvenilir görüldüğünü ve kullanıldığını etkilemektedir. Karşılıklı güven ve ortak yorumlama becerilerinin geliştirilmesi, iş birliği engellerinin aşılmasına yardımcı olur ve kırbaç etkisi gibi riskleri azaltır. Bu da teknoloji benimsemenin yanı sıra organizasyon içindeki müzakerenin önemini vurgulamaktadır.

Çalışma ile, yapay zekaya özgü faktörlerin bilgi işleme yükünü nasıl artırdığı, buna karşılık örgütsel yeniden yapılandırma ve güvenin ise kapasiteyi nasıl geliştiği gösterilmektedir. Makalenin sonuç kısmında yer verilen önermeler (propositions) ise, gelecekteki sayısal araştırmalar için önemli ipuçları içermektedir.

b) Exploring artificial intelligence for third-party logistics service providers: a dynamic capabilities perspective

(Üçüncü taraf lojistik hizmet sağlayıcıları için yapay zekanın incelenmesi: dinamik yetkinlikler perspektifi)

Yapay zeka (AI), lojistik sektöründe giderek daha fazla dönüştürücü bir güç olarak görülmekte ve üçüncü taraf lojistik hizmet sağlayıcıları (3PL) dahil olmak üzere birçok kuruluşun verimliliğini artırıp etkinliğini güçlendirmektedir. Bununla birlikte, akademik literatürde 3PL’lerin yapay zekanın sunduğu fırsatlara nasıl yaklaşabileceklerine dair sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Bu boşluğu doldurmak amacıyla, dinamik yetkinlikler teorisini kullanarak 3PL sektöründe yapay zekanın benimsenmesini incelemek, çalışmanın ana amacıdır.

Önde gelen bir İngiliz 3PL şirketinden elde edile verilerle hazırlanan vaka analizi, şirket, depolama operasyonlarını ve planlama faaliyetlerini iyileştirmek amacıyla yapay zekadan yararlanılmasına odaklanmaktadır. Vaka çalışmasını desteklemek için, farklı departmanlardan yöneticilerden iki farklı saha ziyareti ile veri toplanmıştır.

Yapay zeka fırsatlarını tespit etmek, kurum içinde yapay zeka farkındalığı oluşturmanın yanı sıra müşterileri sürece dahil ederek onların bakış açılarını sisteme entegre etmeye büyük ölçüde bağlıdır; bu da yapay zeka kullanım senaryolarının önceliklendirilmesine yol açar. Fırsatları değerlendirme süreci, kullanım senaryolarını iş stratejisiyle uyumlu hale getirmekle başlar. Ardından yapay zeka çözümlerinin temin edilmesi ve farklı yapay zeka araçlarının entegre edilmesinden önce bunların güvenlik ve etik boyutlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu girişimler, 3PL’leri ve müşterilerini kapsayan bir kültürel dönüşümü benimsemek ve yapay zeka çabalarını desteklemek için sağlam bir veri altyapısı geliştirmek suretiyle kaynakların yeniden yapılandırılmasını teşvik eder.

c) Integrating artificial intelligence capabilities in supply chain cyber risk management

(Tedarik zinciri siber risk yönetimine yapay zeka yeteneklerinin entegre edilmesi)

Son yıllarda, tedarik zinciri (TZ) siber riskleri önemli bir kurumsal sorun haline gelmiştir. Yapay zeka (YZ), siber risk korumasında önemli bir rol oynayabilse de, bunun etkisine dair kapsamlı bir analiz bulunmamaktadır. Bu makale, farklı yapay zeka yeteneklerinin Tedarik Zinciri Siber Risk Yönetimi sürecinin farklı aşamalarını nasıl desteklediğini analiz ederek bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

Siber güvenlik sektöründe farklı rollere sahip üç farklı siber güvenlik hizmeti sağlayıcı grubunu (satıcılar, sistem entegratörleri ve danışmanlık firmaları) kapsayan üç vaka çalışması geliştirilmiştir.

Güncel Akademik Okumalar V “international Journal Of Physical Distribution & Logistics Management”Elde edilen sonuçlar, yapay zekanın siber risklerle mücadelede algılama, müdahale ve dönüştürme yeteneklerini desteklemede hayati bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Makalenin sonuç kısmında yer verilen önermeler (propositions) ise, gelecekteki sayısal araştırmalar için önemli ipuçları içermektedir.

Dr. Öğr. Üyesi İrfan AKYÜZ

 

Kaynakça

Ciceri, C., Caniato, F., & Moretto, A. (2026). Integrating artificial intelligence capabilities in supply chain cyber risk management. International Journal of Physical Distribution & Logistics Management, 56(4), 412-449.

Prataviera, L. B., D’souza, N., & Charlton, C. L. (2026). Exploring artificial intelligence for third-party logistics service providers: a dynamic capabilities perspective. International Journal of Physical Distribution & Logistics Management, 1-35.

Scarton, G., Benini, N., & Formentini, M. (2026). AI-enhanced demand forecasting: an organizational information processing view. International Journal of Physical Distribution & Logistics Management, 56(4), 485-508.

Bir Girişimcinin Zorlu İhracat Hikayesi – II / Zeytinyağı!

Bir Girişimcinin Zorlu İhracat Hikayesi – Ii Zeytinyağı! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem
Bir Girişimcinin Zorlu İhracat Hikayesi – II / Zeytinyağı!
Turan AKIN
ICC ACADEMY / CTFP Certificate
 
Bir Girişimcinin Zorlu İhracat Hikayesi – Ii Zeytinyağı! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHikayenin birinci bölümünü hatırlayacak olursak;
İhracat süreci İzmir-Manisa-İstanbul ve Almanya’da geçiyor.
Bir İzmir’li olarak lise, üniversite yıllarında hep toprakla, çiftçilikle haşır neşir olduk, devamında daha iyi yaşam ve kariyer koşulları için çoğu genç gibi İstanbul’un yolunu tuttum. Dersler arasında Uluslararası Pazarlama hep en çok ilgimi çeken konu olmuştu ki sonraki bankacılık hayatımda kariyerim ve meslek sevgim hep bu alanda gelişti.

Hikayemizin ikinci bölümüne dönecek olursak; Almanya’da yaşayan arkadaşım Karden Ersin Bey zeytinyağı markam olan Nalmes’i (Elmas anlamına gelir) dostlarına göstermek istediğini söyledi, fiyat ve şartlarda kolayca anlaştık. Sunumlarımda, kariyer günlerinde hep dile getiririm, network, güven, itibar, kaliteli üretim çok çok önemli, karşı taraf ile benzer köklerden geliyor olmak aynı gün anlaşmamıza sağladı.
5 yıllık bir girişimci ve 25 yıldır dış ticaret banka deneyimi olan biri olarak şartları konuştuk, daha sonra Münih ziyaretimde birkaç Türk bankamızı gördüğüm şehirden aynı gün ve maliyetsiz olarak peşinatımızı aldık.
Şimdi sıra üretim tarafındaydı, ülkemizde 82 kez tağşiş listesine girseniz ve ticarete devam edilse de, bu kadar riskin olduğu sektörde imdadıma Zeytindostu Derneği üyeliğim ve oradaki üretici dostlarımın güveni yetişti.
Şişeleme başladı! Siparişin Cumartesi saat 12 gibi İstanbul’a yetişmesi lazım ama ne mümkün. Üretici Hakan Bey ve ekibi en az benim kadar heyecanlıydı, yılların deneyimi ile her şeyi sıra ile gerçekleştirdi. Küçük bir girişimcinin ilk Zeytinyağı deneyimi 30 yıllık diğer sektör deneyimi ile aynı değildir, her işin, ürünün kendine özgü ayrı özelliği, detayı var.  Tüm operasyon sürerken Lojistik ihmal edilmemeli tabii, saat 15.00 gibi başlayan telefon trafiği bir girişimcinin özel geliştirdiği aplikasyon/API ile vaktinde İstanbul’a yetişti ama tabii ürünler gece 23:00 gibi yola çıkabildi. İhracat 7/24 çalışılması gereken bir alan, bir iş yaparken yanınızda gerçek dostlarınız varsa konfor alanındasınız demektir!

İhracat için gerekli tüm yasal süreçler tamamlandı, TIR’ımız yola çıktı demiştik birinci bölümde ancak 25 yıldır gıda sektöründe Almanya deneyimi olan arkadaşım Yavuz Bey ve değerli eşi Selda Hanım olmasa sınırdaki zorlukları çok zor aşardık. Daha öne Minivan usulü hızlı teslim süreli seçeneği kullandık, kolaydı ancak hız nedeniyle (3 günde teslim) maliyeti yüksek, biz bu defa paletle parsiyel TIR taşımasını tercih ettik. Avrupa içinde bize uygulanan yüksek gümrük vergileri, nakliye maliyetleri, Zeytinyağına devlet teşviksizliği, sınırlarda  yıldırma durumları olsa da yılmadık ve Nalmes şu aralar Münih’te özel tüketicisi ile buluştu.

Bir Girişimcinin Zorlu İhracat Hikayesi – Ii Zeytinyağı! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHayata her zaman karşına engeller çıkacaktır, o ara yılma ve İCAT çıkart!

Turan AKIN
ICC ACADEMY / CTFP Certificate

Anadolu Isuzu, CDP İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Performansıyla Ulaştığı “A” Notu ile Ödüle Layık Görüldü

Anadolu Isuzu Cdp İklim Değişikliği

Anadolu Isuzu, CDP İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Performansıyla Ulaştığı “A” Notu ile Ödüle Layık Görüldü

Anadolu Isuzu, dünyanın en itibarlı çevresel raporlama platformlarından biri olan CDP’nin İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarında en yüksek seviye olan “A” notunu korudu ve “Global A Liderleri” arasında yer aldı. Anadolu Isuzu’nun çevresel sürdürülebilirlik alanındaki başarısı, CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği & Doğa Konferansı kapsamında ödülle taçlandırıldı.

Anadolu Isuzu Cdp İklim DeğişikliğiTürkiye’nin ticari araç markası Anadolu Isuzu, çevresel sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarıyla dünyanın en saygın çevresel raporlama platformlarından biri olan CDP’nin İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarında “A” notu alarak “Global A Liderleri” arasında yer alma başarısı gösterdi. Anadolu Isuzu bu performansla CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği & Doğa Konferansı kapsamında ödüle layık görüldü. Anadolu Isuzu’nun ödülü “Global A Liderleri Ödül Töreni”nde Anadolu Isuzu Operasyonel Fonksiyonlar Grup Direktörü Hakan Özenç’e takdim edildi.

İklim ve kaynakların korunması alanlarındaki güçlü performansı bir kez daha kanıtlandı

CDP’nin İklim Değişikliği ve Su Güvenliği listelerinde “Double A” seviyesine ulaşan Anadolu Isuzu, çevresel şeffaflık, iklim yönetimi ve doğal kaynakların korunması alanlarında uluslararası ölçekte sergilediği güçlü performansını bir kez daha ortaya koydu. Anadolu Isuzu, CDP İklim Değişikliği Programı kapsamında iklimle bağlantılı risk ve fırsatları kurumsal yönetim yapısına entegre ederken, sera gazı emisyonlarını uluslararası standartlara uygun şekilde hesaplayıp bağımsız kuruluşlara doğrulatıyor ve azaltım performansını düzenli olarak takip ediyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü güneş enerjisinden karşılayan Anadolu Isuzu, CDP Su Güvenliği Programı kapsamında ise su risklerini kurumsal risk yönetimi süreçlerine dahil ederek su verimliliğini ve operasyonel dayanıklılığını artırmaya yönelik uygulamalar yürütüyor. Bu yaklaşım hem kaynak verimliliği ve iş sürekliliğini destekliyor hem de sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlıyor.

Çevresel raporlama ve şeffaflığın küresel rekabet gücü üzerindeki etkileri ele alındı

Bu yıl, “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Gücüne Dönüştürmek” temasıyla gerçekleştirilen CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği & Doğa Konferansı’nda, çevresel raporlama ve şeffaflığın, şirketlerin finansal performansı ve küresel rekabet gücü üzerindeki etkileri ele alındı. COP31’e yaklaşılırken çevresel raporlama performansının şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitesindeki rolü daha da önem kazandı. CDP’nin güncel çalışmaları, iklim ve doğa performansını güçlendiren şirketlerin riskleri daha etkin yönettiğini ve yeni finansal fırsatları değerlendirmede avantaj sağladığını ortaya koydu.

….

Değer Zinciri ve Kapsam 3 Emisyon Hesaplamaları Eğitimi 

Kapsam 3 Emisyon Hesaplama
Değer Zinciri ve Kapsam 3 Emisyon Hesaplamaları Eğitim içeriği için tıklayınız.

Sürdürülebilirlik komite üyeleri ve tedarik zinciri ekipleri için Premium Eğitim Programı
Teklif almak için: egitim@satinalmadergisi.com 

Eğitim Amacı:

“Değer Zinciri ve Kapsam 3 Emisyon Hesaplamaları Eğitimi”, şirketlerin sürdürülebilirlik, karbon yönetimi ve raporlama gerekliliklerini değer zinciri perspektifiyle ele almasını amaçlamaktadır. Eğitimde; iklim ve emisyon yönetiminde öne çıkan kuruluşlar, standartlar, müşteri beklentileri, sürdürülebilir raporlama çerçeveleri, sözleşme kontrol noktaları ve Kapsam 3 emisyonlarının temel yapısı bütünleşik biçimde incelenmektedir.

Programın temel amacı, katılımcıların Kapsam 3 emisyonlarını yalnız teknik bir hesaplama konusu olarak değil; satınalma, kategori yönetimi, tedarikçi verisi, lojistik, ürün karbon ayak izi, CAPEX–OPEX kararları, karbon önceliklendirme ve sürdürülebilir tedarikçi geliştirme süreçleriyle bağlantılı bir değer zinciri yönetimi alanı olarak kavramasını sağlamaktır.

Eğitim sonunda katılımcıların; değer zinciri boyunca emisyon verisinin nasıl oluştuğunu, hangi kuruluş ve standartların hesaplama ve raporlama süreçlerine yön verdiğini, Kapsam 3 kategorilerinin şirket faaliyetleriyle nasıl ilişkilendirileceğini, tedarikçi veri setlerinin nasıl yapılandırılacağını ve şirketin karbon nötr / emisyon azaltım hedeflerine nasıl katkı sağlanabileceğini değerlendirebilmeleri hedeflenmektedir.

Opsiyonel danışmanlık programı ile eğitimde aktarılan çerçevenin şirkete özel Kapsam 3 yol haritası, sürdürülebilir tedarikçi programı, satınalma dönüşümü ve sürdürülebilirlik komitesiyle eşgüdüm içinde uygulamaya taşınması amaçlanmaktadır.

Hedef Katılımcılar

Bu eğitim; sürdürülebilirlik komite üyeleri ve tedarik zinciri ekipleri başta olmak üzere, Kapsam 3 emisyon verisinin toplanması, doğrulanması, raporlanması ve karar süreçlerine taşınmasında rol alan yöneticiler ve uzmanlar için tasarlanmıştır.

  1. Gün: Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Mimarisi
  • Değer Zinciri Boyunca ESG
  • İklim ve Emisyon Yönetiminde Ana Kuruluşlar ve Referanslar
  • Emisyon Hesaplama Standartları: ISO 14064, ISO 14067, LCA, EPD ve PCF
  • Müşteri Gereklilikleri ve Sürdürülebilir Raporlama Standartları
  • Karbon Saydamlık Projesi ve TSRS 1–2 Çerçevesi
  • Değer Zincirinde Paydaşlar, Şartnameler ve Sözleşme Kontrol Noktaları
  • Kapsam 3 Emisyonlarının Temel Çerçevesi
  1. Gün: Kapsam 3 Hesaplamaları ve Değer Zinciri Dönüşümü
  • Sürdürülebilir Tedarik Stratejisinin Belirlenmesi
  • Kapsam 3 Emisyon Kategorileri ve Değer Zinciri Haritalama
  • Kapsam 3 Hesaplama Yöntemleri
  • Kategori Satınalma ve Harcama Analizleri
  • CAPEX–OPEX ve Karbon Önceliklendirme
  • LCA, Sistem Sınırı ve Faaliyet Verisi Yönetimi
  • Ürün Karbon Ayak İzi, EPD ve Değer Zinciri Verisi
  • Upstream Emissions – Yukarı Yönlü Emisyon Hesaplamaları
  • Downstream Emissions – Aşağı Yönlü Emisyon Hesaplamaları
  • Tedarikçi Sürdürülebilirlik Veri Setleri ve Doğrulama
  • Sürdürülebilir Tedarikçi Geliştirme ve Puanlama
  • Şirket Karbon Nötr ve Emisyon Azaltım Hedeflerine Katkı

Eğitim Bilgileri

Eğitim süresi 2 gün
Saat aralığı 10:00 – 16:00
Eğitmen Prof. Dr. Murat ERDAL
İletişim muraterdal.com | merdal@istanbul.edu.tr


Opsiyonel Danışmanlık Programı

Şirkete Özel Kapsam 3 Yol Haritası ve Sürdürülebilir Tedarikçi Geliştirme Danışmanlığı

  • Süre: 6 Ay
  • Odak: Satınalma Dönüşümü ve Sürdürülebilirlik Komitesi ile Eşgüdüm

Opsiyonel danışmanlık programı, eğitim sonrasında şirketin kendi değer zinciri, satınalma kategorileri, tedarikçi yapısı ve veri altyapısı üzerinden uygulanabilir bir Kapsam 3 yol haritası oluşturmasını hedefler. Program kapsamında satınalma süreçleri, tedarikçi veri talepleri, kategori önceliklendirmesi, sözleşme kontrol noktaları ve sürdürülebilir tedarikçi geliştirme yaklaşımı şirket özelinde ele alınır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATINALMA
MAKALELERİ
Makalelere erişim için tıklayınız.

Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilir tedarikçi, Sürdürülebilirlik, satın alma, çevre, sustainability, supply, procurement, tedarik zinciri, tedarik, ISO 20400, ISO 45001, Standart, Sürdürülebilir Tedarik Standardı, Sustainable Procurement, Purchasing, satınalma, strateji, yeşil, kaynak, ISO 26000, ISO 14064, danışmanlık, proje, eğitim, etik, sürdürülebilir satınalma, sustainable procurement, Eğitim, sürdürülebilirlik verisi, Rehber, iklim, gelişim planı, Kapsam 3, Karbon Ayak İzi, Su Ayak İzi, derecelendirme, TSRS1, TSRS2, Karbon Saydamlık Projesi, Carbon Disclosure Project, CDP, Raporlama Standartları, Mevzuat, Emisyon Ticaret Sistemi, Denetim, Değer Zinciri, 

Turkey Sourcing and Supplier Discovery; RFI/RFQ-Led Sourcing Services

Turkey Sourcing Supplier Market Intelligence
Turkey Sourcing and Supplier Discovery

Turkey Sourcing & Supplier Discovery

RFI/RFQ-Led Sourcing Services

Turkey offers a strong production and sourcing alternative for international companies with its proximity to Europe, the Middle East, North Africa and Central Asia, its developed industrial infrastructure, flexible manufacturing capabilities and diverse supplier base across multiple sectors.

Turkey Sourcing Supplier Market Intelligence
Turkey Sourcing and Supplier Discovery

Turkey Sourcing & Supplier Discovery is a supplier research, RFI/RFQ-led sourcing process support, field research and sectoral reporting service designed for international companies looking for suppliers, manufacturers, contract manufacturers, technical solution partners and business opportunities in Turkey.

This service helps identify relevant manufacturer and supplier candidates in Turkey, filter out unsuitable companies at an early stage, structure RFI/RFQ processes, interpret supplier responses, make quotations more comparable and support a more controlled sourcing decision from Turkey.

Quick Overview

Service Level Suitable For Timeline
Potential Supplier List Companies that want to see a sector-based pool of potential manufacturers and suppliers in Turkey 15–30 days
RFI/RFQ Managed Sourcing Companies that need comparable quotations, sourcing risk assessment and, where necessary, field visits or on-site observations 30–60 days
Turkey Business Development Retainer Companies that need regular sectoral insight, reporting, local business development, opportunity tracking and, where relevant, sustainable supplier development support in Turkey 12–24 months


Our Team

This service is delivered through a professional team approach that combines academic depth, sector experience, local market knowledge and commercial decision support.

For international companies, our objective is to make manufacturers, suppliers, distributors, buyers and business opportunities in Turkey more visible, comparable and actionable.

Prof. Dr. Murat ERDAL
Turkey Business Development & Market Intelligence Desk
Contact: ticaret@satinalmadergisi.com

Our Motto

We help make potential manufacturers, suppliers and business opportunities in Turkey more visible, comparable and manageable.

With sector experience, local market knowledge and academic discipline, we provide international companies with reliable support for sourcing, business development and commercial decision-making in Turkey.

Is This Service Right for You?

If one of the following questions is on your agenda, this service can help make your sourcing and business development decisions in Turkey more visible, comparable and manageable:

  • Are you looking to source products, parts, materials or manufacturing services from Turkey?
  • Do you want to create alternatives to your existing suppliers?
  • Do you want to understand which manufacturers and suppliers operate in a specific sector in Turkey?
  • Do you need to build a manufacturer shortlist for your international procurement, supply chain, business development or technical team?
  • Do you want to obtain structured information and comparable quotations through an RFI – Request for Information / RFQ – Request for Quotation process?
  • Do you want to pre-assess candidate companies before conducting factory visits in Turkey?
  • Do you want to make your sourcing decision from Turkey more controlled, comparable and traceable?

Sourcing Services

1. Potential Supplier List

The Potential Supplier List is an entry-level research service for international companies that want to see a potential pool of manufacturers and suppliers in Turkey for a specific product, part, material or manufacturing capability.

This service is suitable for companies that want to understand which companies operate in the relevant sector in Turkey, view the potential manufacturer and supplier universe, and create an initial candidate pool for subsequent sourcing activities.

The Potential Supplier List is not simply an internet-based list. The service is prepared through open-source research, local market reading, professional and sectoral experience, company activity checks, basic contact information validation and preliminary suitability assessment.

This work does not constitute final technical, financial, legal, quality or performance approval. Its purpose is to make the potential manufacturer and supplier pool in Turkey more visible, organized and comparable.

Timeline: 15–30 business days

Timeline Note: Delivery time may vary depending on the clarity of the product category, the number of target companies, information availability, initial contact requirements and the level of technical clarity provided by the client.

2. RFI/RFQ Managed Sourcing

RFI/RFQ Managed Sourcing is designed for international companies that want to obtain structured information and comparable quotations from selected manufacturer and supplier candidates in Turkey.

This service is suitable for companies that need comparable quotations, sourcing risk assessment, visibility on non-price factors and, where necessary, support in determining the need for field visits or on-site observations.

Within the scope of the service, RFI – Request for Information and RFQ – Request for Quotation processes are structured, manufacturer and supplier responses are followed up, incoming information is interpreted and quotations are made comparable.

The objective is to evaluate manufacturer and supplier candidates more systematically, compare quotations on the same basis, make non-price risks more visible and create a healthier decision basis for the next step.

Additional Services: For projects requiring manufacturer visits, factory field observations, technical expert support, multi-city or multi-site work, or on-site assessments, an extended service scope, work plan and project service fee are prepared separately.

Timeline: 30–60 business days

Timeline Note: Delivery time may vary depending on the completion of technical documents requested from the client, the number of target suppliers, supplier response speed, the need for field visits or on-site assessments, and project complexity.

3. Turkey Business Development Retainer

The Turkey Business Development Retainer is a monthly support model for international companies that need regular local business development, original reporting, opportunity tracking, market monitoring, supplier / distributor / buyer research and, where relevant, supplier development support in Turkey.

The retainer model provides the client with local business development follow-up within a fixed monthly scope for a defined period. This structure goes beyond one-off supplier research and aims to establish a regular information flow, opportunity tracking, relationship development and supplier development monitoring mechanism in the Turkish market.

This service is suitable for companies that want to monitor local developments, track new business opportunities and develop potential manufacturer, supplier, distributor or buyer connections before opening an office in Turkey or appointing a full-time representative.

It may also include complementary activities such as monitoring the documentation and certification status of selected manufacturers and suppliers, assessing their readiness for sustainability expectations, following up supplier development actions where necessary, and providing training support.

Possible scope items may include:

  • Monthly economic and sectoral report
  • Monitoring opportunity and risk signals in the Turkish market
  • Third-eye assessment of economic and sectoral developments
  • Monthly market and business opportunity tracking
  • Meeting and discussion coordination
  • Field visit planning and meeting summaries
  • New supplier, distributor or buyer research
  • Monitoring documentation, certification and standards status
  • Sustainability readiness assessment
  • ESG – Environmental, Social and Governance readiness support
  • Monitoring supplier development actions
  • Supplier training and consulting support where necessary
  • Regular business development and supplier development reporting

Timeline: 12–24 months

Deliverables

Deliverables vary depending on the selected service type.

Under the Potential Supplier List, deliverables may include a potential manufacturer / supplier list, company website addresses, business activity information, basic contact details and short preliminary suitability notes.

Under RFI/RFQ Managed Sourcing, deliverables may include a potential company shortlist, RFI – Request for Information form, RFI response assessment, RFQ – Request for Quotation form, RFQ follow-up notes, comparable quotation matrix, preliminary risk and suitability notes, and recommended next steps.

Under the Turkey Business Development Retainer, deliverables may include monthly market and opportunity tracking, new supplier / distributor / buyer research, meeting coordination, meeting notes, sectoral third-eye assessment, documentation and certification status monitoring, sustainability readiness assessment, supplier development action follow-up and monthly progress reporting.

Project Service Fee

The project service fee is determined based on the scope of work, the nature of the product category, the number of target suppliers, the depth of the RFI – Request for Information / RFQ – Request for Quotation process, the need for field visits or on-site assessments, technical expertise requirements, the number of target cities or facilities, and overall project complexity.

Each engagement is structured specifically according to the client’s needs, objectives and decision-making process.

Boundaries

This service is carried out to make potential manufacturers, suppliers and business opportunities in Turkey more visible, comparable and manageable.

The work provides sector research, preliminary suitability assessment, RFI/RFQ process coordination, interpretation of responses and commercial decision support.

Final supplier selection, technical suitability, quality approval, contract decision, price acceptance, delivery performance and commercial commitments remain subject to the client’s own evaluation and approval processes.

This service does not replace the client’s own technical, legal, quality, finance, compliance, customs, logistics or operations teams.

Legal representation, contract signing, financial audit, technical quality audit, official document verification guarantee, supplier performance guarantee, price, quality or delivery guarantee, sample approval, production approval, payment or collection intermediation, customs operations, logistics operations management, tax advisory, investment advisory, company incorporation advisory, exclusive representation and any binding commercial commitment on behalf of the client are outside the scope of this service.

Customer Discovery and Sales Services

For your market entry, customer discovery, distributor / business partner research, representative pre-assessment or sales opportunity development needs in Turkey, please contact us.

Contact: ticaret@satinalmadergisi.com

Turkey Business Development & Market Intelligence Desk – From Market Insight to Commercial Opportunities.

Local Insight. Structured Sourcing. Commercial Clarity.

İhracatta Markayı Kaybetmenin En Hızlı Yolu

Turquality Danışmanlığı Haber İhracatta Markayı Kaybetmenin En Hızlı Yolu

Yurt Dışında Marka Kurulur, Tescille Korunur

Turquality Danışmanlığı Haber İhracatta Markayı Kaybetmenin En Hızlı YoluBir Türk markası yurt dışında yıllarca emek ve bütçeyle tanınırlık kazanır, rafta yer bulur, sadık bir müşteri kitlesi oluşturur. Sonra bir gün o pazarda kendi ismini başka birinin adına tescilli bulur ya da bir e-ticaret platformunu dolduran taklitlere müdahale edemediğini görür. Buradaki asıl mesele markayı kurmanın ötesinde, ona o ülkede hukuken sahip olabilmektir. Marka korumasında, ülkesellik ilkesi işler ve Türkiye’de alınan tescil markayı yalnızca ülke sınırları içinde korur. Devlet destekli markalaşma destek programı bu gerçeği baştan görmüş, yurt dışı tescil ve koruma harcamalarını kurumsal kapasite kurma aşamasına yerleştirerek hukuki danışmanlıktan tescil yenilemeye uzanan giderleri kapsamına almıştır. Markayı sahadaki teslim disiplini ile pazara taşıyan firma için sıradaki eşik, o markanın hedef pazarda hukuken savunulabilir olmasıdır.

Tescil Olmadan Marka Yurt Dışında Sahipsizdir

Marka hakkı her ülkede ayrı doğar ve bir ülkedeki koruma kendiliğinden bir başkasına taşınmaz. Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde alınan tescil güçlü bir temel sağlar, fakat Almanya’da, Körfez’de ya da Uzak Doğu’da aynı ismi koruma altına almaz. Bu sınırı aşmanın birkaç yolu vardır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü WIPO’nun yürüttüğü Madrid Sistemi, tek bir başvuruyla yüzü aşkın ülkede koruma talep etme imkanı verir. Avrupa pazarı için Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi EUIPO üzerinden yapılan tek tescil, Birliğe üye tüm ülkelerde geçerli bir hak doğurur. Bu araçların hepsi sahada hazır dururken, onları doğru sırayla ve doğru ülkede kullanacak stratejiyi kuran firma sayısı sınırlı kalır.

Tescilin zamanlaması da en az kapsamı kadar belirleyicidir. Paris Sözleşmesi, Türkiye’deki ilk başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde yurt dışında yapılan başvurulara rüçhan hakkı tanır ve bu süre içinde başvuran firma önceliğini korur. Altı aylık pencereyi kaçıran firma, kendi başvurusundan sonra o ülkede yapılmış bir başka başvuruyla karşılaşma riskini üstlenir. Hangi ülkeye, hangi mal ve hizmet sınıfında, hangi takvimde başvurulacağı bir evrak işi olmaktan çok bir pazar stratejisi sorusudur. Bu sorunun cevabı, firmanın ülke analizi ve kurumsallaşma eşiği kapsamında ürettiği hedef pazar haritasıyla birebir örtüşür. Yurt dışı tescil, bir tescil memurunun işi olmadan önce hedef pazar stratejisinin hukuki ayağıdır.

Tescilin kapsamı da ihmale gelmeyen bir karardır. Bir marka sadece isimden ibaret kalmaz, logosu, ürün tasarımı ve ambalajı ayrı koruma konularını oluşturur. Ürünün özgün biçimi ve ambalajı için endüstriyel tasarım tescili de marka tescilinden ayrı bir hak olarak gündeme gelir ve çoğu firma bu ikinci katmanı tümüyle gözden kaçırır. Hangi mal ve hizmet sınıflarında başvuru yapılacağı, markanın gelecekteki ürün yelpazesini öngörecek biçimde belirlenmelidir, çünkü dar tutulan bir sınıf listesi yıllar sonra rakibe boşluk bırakır. ABD gibi pazarlarda USPTO nezdinde kullanım esasına dayalı farklı şartların işlemesi, her ülkenin kendi tescil mantığını öğrenmeyi gerektirir. Bu ayrıntıların hepsi, başvuru öncesinde verilmesi gereken stratejik kararlar arasında yer alır.

İsmi Önce Tescil Ettiren Sahiplenir

Ülkesellik ilkesinin en sert sonucu, bir markayı ilk tescil ettirenin o ülkede hak sahibi sayılmasıdır. Türkiye’de tanınan bir markanın ismini, ihracat yapılan ülkedeki bir rakip ya da fırsatçı bir yerel oyuncu kendi adına tescil ettirebilir. Böyle bir durumda gerçek marka sahibi kendi ismini o pazarda kullanamaz hale gelir, hatta ürünlerini sokabilmek için tescili elinde tutan taraftan markayı geri satın almak ya da uzun bir hukuk mücadelesine girmek zorunda kalır. Kötü niyetli tescil riski, marka takip altyapısının zayıf olduğu Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika pazarlarında belirgin biçimde yükselir. Çin tarafında CNIPA nezdinde yaşanan benzer vakalar, ismini erken güvenceye almayan ihracatçının nasıl bir tabloyla karşılaştığını yıllardır gösteriyor.

Riskin bir başka yüzü, markayı pazara taşıyan distribütörün ismi kendi adına tescil ettirmesidir. Yurt dışı pazarına bir aracı üzerinden giren firma, dikkat etmezse markasının o ülkedeki hukuki sahibini farkında olmadan iş ortağına bırakabilir. İlişki bozulduğunda distribütör, elindeki tescili bir pazarlık kozuna ya da doğrudan bir engele dönüştürür. Bu yüzden distribütör ve acente sözleşmelerinde marka mülkiyetinin firmada kaldığını açıkça yazan hükümler, ticari şartlar kadar kritik bir koruma katmanı oluşturur. Sözleşmedeki bu tek satırın eksikliği, yıllar sonra koca bir pazarın kaybı anlamına gelebilir.

Bu tablonun maliyeti çoğu zaman gecikmeyle büyür. Markasını yalnızca yurt içinde tescilli tutan firma, bir pazara fiilen girdiğinde ismin orada çoktan başkasının elinde olduğunu görebilir. Erken ve planlı başvuru, sonradan ödenecek tazminatın, lisans bedelinin ya da yeniden markalaşma maliyetinin yanında küçük bir gider olarak kalır. Burada belirleyici olan, firmanın hangi pazara ne zaman gireceğini önceden okuyup tescili o takvime göre kurgulayabilmesidir. Bir markayı yurt dışında kaybetmenin en sessiz yolu, onu zamanında tescil ettirmeyi ihmal etmektir.

Taklit ve Gümrük Markanın Sessiz Cephesi

Tescil, korumayı kağıt üstünde bırakmaz, sahada uygulanabilir bir araca dönüştürür. Taklit ürünlerle mücadelenin en etkili noktalarından biri gümrüktür, çünkü gümrük idareleri sahte malları sınırda durdurma yetkisini hak sahibinin başvurusuna ve tescil belgesine dayandırır. Türkiye’de ve Avrupa Birliği’nde gümrükte fikri mülkiyet koruması, hak sahibinin önceden yaptığı başvuru üzerine işler ve şüpheli sevkiyatlara el konulmasını mümkün kılar. Tescil belgesi bulunmayan bir marka bu mekanizmayı harekete geçiremez, dahası kendi ürünü bir başkasının tescili yüzünden gümrükte taklit muamelesi görebilir. Sınırda bir kez piyasaya sızan taklit, sonradan toplatılması neredeyse imkansız bir itibar kaybına yol açar.

Sahte ürünün fiziksel sınırı aşması, sorunun yalnızca bir yüzünü oluşturur. Dijital pazar yerlerinde markanın izinsiz kullanımı, sahte listelemeler ve taklit ürün ilanları çok daha hızlı yayılır. Bir markanın gri pazara sızması ya da yetkisiz satıcılarca farklı fiyatlarla listelenmesi, daha önce değindiğimiz kanal kontrolünün hukuki tarafını oluşturur. Buradaki ayrım şudur, kanal disiplinini sözleşmeyle kurmak bir yönetim işiyken, ihlale karşı yaptırım uygulamak doğrudan tescile dayalı bir hukuk işidir. Tescil belgesi olmayan firma, sahte ilanı kaldırtmak için başvurduğu platformda elinde geçerli bir dayanak bulamaz. Gümrükte ve dijital platformda markayı savunmanın tek geçerli anahtarı, o ülkedeki tescil belgesidir.

Bu cephenin maliyeti çoğu firmada görünmez kalır, ta ki bir kriz patlak verene kadar. Taklit bir ürünün kötü kalitesi son kullanıcının gözünde doğrudan asıl markaya mal olur, dijital değerlendirme platformlarındaki olumsuz yorumlar da bu algıyı kalıcı hale getirir. Sınırda durdurulabilecek bir sevkiyatın pazara girmesi, sonradan yürütülecek toplatma ve hukuk süreçlerinin toplam bedelinden çok daha ucuza engellenebilirdi. Önleyici tescil ve gümrük başvurusu baştan bir gider gibi durur, oysa bu hazırlık olmadan kaybedilen pazar payı ve itibar çok daha pahalıya patlar.

Korumanın Asıl İşi Tescilden Sonra Başlar

Tescil belgesini almak bir başlangıçtır, korumanın kendisi süreklilik isteyen bir operasyondur. Bir marka tescil edildikten sonra üçüncü tarafların benzer başvurularını izlemek, karıştırma ihtimali doğuran tescillere süresi içinde itiraz etmek ve hakka tecavüz eden kullanımları takip etmek gerekir. Marka izleme hizmetleri ve itiraz süreçleri, ihlalin büyümeden durdurulmasını sağlayan bir erken uyarı sistemi kurar. Bu takibi kurmayan firma, kendi markasına benzer bir tescilin yıllar sonra güçlü bir rakibe dönüştüğünü çoğu zaman çok geç fark eder. Yenilenmeyen bir tescilin süresi dolduğunda marka, üzerinde yıllarca emek harcanmış olsa bile yeniden başkasının başvurusuna açık hale gelir. Bir kez yapılıp bittiği varsayılan koruma, en pahalı haliyle geri döner.

Dijital tarafta da koruma artık tescille birlikte kurulan aktif bir süreç halini almıştır. Büyük e-ticaret platformları marka sahiplerine ihlal bildirimi ve sahte ilan kaldırma için Amazon Marka Sicili benzeri mekanizmalar sunar, fakat bu mekanizmaların tümü geçerli bir tescile dayanır. Devlet destekli destek programı bu süreklilik fikrini açıkça benimsemiştir, çünkü tescil giderlerinin yanı sıra tescil yenileme, marka izleme ve itiraz harcamalarını da kapsamına almıştır. Bu kalem dağılımı, programın korumayı tek seferlik bir tescil işlemi gibi görmediğini, yıllara yayılan bir kapasite olarak tasarladığını gösterir. Asıl soru tam burada beliriyor, içeride bu tescil stratejisini kuran, başvuruları takip eden, gümrük ve platform tarafında ihlale karşı harekete geçen birikim kimin elinde duruyor. Bir tescil belgesi, ancak onu sürekli işleten bir kurumsal kapasiteyle gerçek bir korumaya dönüşür.

Markanın Değeri Onu Savunabilen Kadardır

Markanın hukuki olarak korunması bir savunma kalemi gibi görünse de aslında bir varlık yönetimi meselesidir. Yurt dışında tescilli ve ihlallere karşı izlenen bir marka, bilançoda somut bir değer taşır, lisanslama ve franchise gelirinin önünü açar, yatırımcı ve potansiyel alıcı gözünde şirketin değerini yukarı çeker. Buna karşılık tescilsiz bir marka, ne kadar tanınırsa tanınsın bir devir ya da ortaklık masasında büyük ölçüde değersiz sayılır. Marka değerini büyüten firma, çoğu zaman onu yıllarca koruyan hukuki altyapıyı sessizce kurmuş olan firmadır. Koruma harcaması bu yüzden bir gider kaleminin ötesinde, marka değerinin korunmasına yapılan doğrudan bir yatırım anlamına gelir.

Bir markanın yurt dışındaki gerçek değeri, taşıdığı tanınırlık kadar onu savunabilme gücüyle ölçülür. Tescil stratejisini kurmak hukuk ve fikri mülkiyet tarafını, sahte malla mücadele gümrük ve lojistik tarafını, distribütör ve lisans sözleşmelerindeki marka kullanım hükümleri ise satınalma ve ticaret tarafını ilgilendirir. Bu koruma kapasitesi, firmanın kurumsal kapasite aşamasında sırtladığı diğer hazırlıklarla aynı mantığı paylaşır, tıpkı sürdürülebilirlik ve karbon disiplini tarafında olduğu gibi içeride okuryazar bir ekip olmadan dışarıdan alınan hizmet boşlukta kalır. Destek mekanizması bu giderleri karşılamak için hazır durur, fakat hangi ülkede ne zaman tescil yapılacağına ve hangi ihlale nasıl itiraz edileceğine karar verecek olan firmanın kendi birikimidir. Bu birikim raftan satın alınmaz, kurum içinde planlı biçimde geliştirilir.

Performans denetiminin giderek daha çok sorduğu şey de budur, markanın o pazara girip girmediği kadar orada hukuken ayakta kalıp kalamadığıdır. Güçlü bir giriş yapıp ismini koruyamayan firma, beş yıllık pencerenin sonunda kağıt üstündeki başarının sahada karşılığını bulamadığını görür. Markanın küresel yolculuğunda en sessiz ama en belirleyici eşiklerden biri, onu hukuken savunabilen bir iç kapasitenin varlığıdır.

Turquality Danışmanlığı Haber İhracatta Markayı Kaybetmenin En Hızlı YoluBu kapasiteyi kuran firma desteği gerçek bir korumaya çevirir, kuramayan firma ise en görünür markalaşma yatırımını bile riske atar. Marka yurt dışında kurulur, taşınır ve sahada teslim edilir, ama sonuna kadar ancak savunulabildiği ölçüde ayakta kalır.

 


 

İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

EĞİTİM ve DANIŞMANLIK:

Kurumunuzun Turquality, satınalma ve tedarik zinciri fonksiyonunu sağlam, izlenebilir ve denetlenebilir bir kontrol yapısına kavuşturmak için eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle destek veriyoruz.

Eğitim teklifi almak için egitim@satinalmadergisi.com

Fabrikanızda Bire Bir (1-1) Yönetici ve Grup Eğitimleri

Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik Eğitimi Satın Alma Tedarik Zinciri Eğitimi

Turquality, Satın Alma, Tedarik Zinciri Eğitimleri için tıklayınız.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz. Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır. Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız. Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.

Prof. Dr. Murat Erdal 

Eğitim içeriklerini görmek için başlıklara tıklayınız.

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi (2 gün)

☐ İhale ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ İhale Kazanma, Teklif Verme, Satış ve Sözleşme Eğitimi (2 gün)

☐ Stratejik Satın alma Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)

☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 

☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)

☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)

☐ Emtia ve Kategori Uzmanları için Maliyet ve Fiyat Eskalasyon Analizi Eğitimi

☐ ISO 37001 Rüşvetle ve Yolsuzlukla Mücadele Yönetim Sistemi Standardı Eğitimi

☐ Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi (2 Gün)

☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)

☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)

 Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Kuruma özel program talepleri için: egitim@satinalmadergisi.com

C Level Pazarlık Eğitimi
C Level Pazarlık Eğitim Broşürünü İndirmek için Tıklayınız. PDF – Broşür——————————————————————————————————————————————-

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi

Sürdürülebilirlik çalışmalarında temel konulardan biri, tedarikçilerden alınan verilerin düzenli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir şekilde toplanmasıdır. Bu veriler, hem satınalma süreçleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir temel oluşturur. Sürdürülebilir Tedarikçi Bilgi Formu ve Kullanım Rehberi, şirketlerin bu verileri daha sistematik, tutarlı ve uygulanabilir bir çerçevede yönetebilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Emisyon Hesaplama Rehberi Scope 3
Değer Zinciri ve Emisyon Hesaplama Rehberi için tıklayınız.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATIN ALMA ISO 20400 MAKALELERİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİM TESTLERİ


 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

Pazarlık Anketini Yapın Müzakere Stilinizi Görün

PAZARLIK PROFİLİ ANKETİ

  • 4 Müzakereci Profilinden Hangisisiniz?
  • Pazarlık Stilinizi Keşfedin: Skorunuzu Görün
  • Ekip Profilinizi Ölçün, Gelişim Planınızı Başlatın
  • Sahada, Müzakerelerde Daha Net, Daha Hızlı, Daha Etkili Sonuç Alın

 

İş Bulmacaları Kelime Oyunları
İş Bulmacaları Kelime Oyunları

İş Bulmacaları Kelime Oyunları

Özel İş Bulmacaları. Meydan okumayı sevenleri 17 ayrı bulmaca bekliyor.
Online veya PDF üzerinde çözebilirsiniz. Kolaylıklar dileriz.

Yapay Zekâ ve Geleceğin Stok Yönetimi

Yapay Zekâ Ve Geleceğin Stok Yönetimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Yapay Zekâ ve Geleceğin Stok Yönetimi

Kadir HANÇER

Yapay Zekâ Ve Geleceğin Stok Yönetimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemYapay zekâ teknolojileri günümüzde işletmelerin yalnızca bilişim altyapısını değil operasyonel reflekslerini, karar alma süreçlerini ve tedarik zinciri yönetim anlayışını da dönüştürmektedir. Özellikle stok yönetimi alanında yapay zekâ destekli sistemlerin kullanılması maliyet kontrolü, operasyonel hız, hata oranlarının azaltılması ve kriz yönetimi açısından işletmelere önemli avantajlar sağlamaktadır.

1. Giriş

İşletmeler artık yalnızca ürün veya hizmet kalitesi üzerinden değil hız, veri yönetimi, operasyonel esneklik ve sürdürülebilirlik üzerinden rekabet etmektedir. Özellikle stok yönetimi süreçleri işletmelerin operasyonel başarısını doğrudan etkileyen temel alanlardan biri haline gelmiştir. Geçmişte manuel sayımlar, excel tabloları ve insan odaklı tahmin yöntemleriyle yürütülen stok süreçleri günümüzde dijitalleşmiş ve veri odaklı yapılara dönüşmektedir. Bu dönüşümün merkezinde ise yapay zekâ teknolojileri yer almaktadır. Pandemi ve sonrası dönemde yaşanan tedarik zinciri krizleri, ilaç, medikal – non medikal malzeme eksiklikleri , küresel lojistik problemleri işletmelerin yapay zekâ destekli stok sistemlerine yönelmesini hızlandırmıştır.

Örneğin pandemi döneminde bazı hastanelerde yoğun bakım sarf ürünleri ve ventilatör ekipmanlarının eksikliği ciddi operasyonel riskler oluşturmuştur.

2.Yapay Zekâ Kavramı ve Operasyonel Dönüşüm

Yapay zekâ bilgisayar sistemlerinin öğrenme, analiz yapma ve karar verme süreçlerini insan benzeri şekilde gerçekleştirebilmesini sağlayan teknolojik yapılardır. Makine öğrenmesi, derin öğrenme ve büyük veri analitiği gibi sistemler yapay zekânın temel bileşenlerini oluşturmaktadır.

Lojistik sektöründe yapay zekâ kullanımı;

  • Talep tahmini,
    • Depo organizasyonu,
    • Sipariş planlaması,
    • Rota optimizasyonu,
    • Risk analizi,
    • İş gücü planlaması,
    • Operasyonel verimlilik alanlarında büyük dönüşümler oluşturmaktadır.

Örneğin büyük e-ticaret depolarında yapay zekâ algoritmaları hangi ürünlerin hangi saatlerde daha fazla sipariş edildiğini analiz ederek ürünlerin depo içindeki konumlarını otomatik olarak değiştirebilmektedir.

3.Geleneksel Depolardan Akıllı Depolara Geçiş

Geleneksel depo sistemleri büyük ölçüde insan gücüne dayalı operasyonlarla çalışmaktadır. Manuel ürün toplama, elle sayım süreçleri ve fiziksel takip mekanizmaları operasyonel hatalara neden olabilmektedir.

Akıllı depolar ise;

  • RFID sistemleri,
    • Barkod teknolojileri,
    • Robotik taşıma sistemleri,
    • lot sensörleri,
    • Yapay zekâ destekli raf yönetimi,
    • Otonom forklift çözümleri ile desteklenmektedir.

Örneğin bazı büyük teknoloji depolarında robotlar ürünleri çalışanlara taşımakta ve çalışanların kilometrelerce yürümek zorunda kalmasının önüne geçmektedir. Bu durum operasyonel süreyi ciddi ölçüde azaltmaktadır.

4.Yapay Zeka Destekli Talep Tahmini

Talep tahmini stok yönetiminin en kritik süreçlerinden biridir. Yanlış yapılan tahminler fazla stok maliyetine veya ürün eksikliğine neden olabilmektedir.

Yapay zekâ destekli sistemler;

  • Geçmiş satış verilerini,
    • Bölgesel yoğunlukları,
    • Hava koşullarını,
    • Sezon etkilerini,
    • Kriz dönemlerini,
    • Müşteri davranışlarını analiz ederek gelecekte oluşabilecek talepleri tahmin etmektedir.

Örnek:
Bir market zinciri yaz aylarında dondurma satışlarının artacağını geçmiş yılların verilerine göre önceden analiz ederek stok planlamasını buna göre yapabilmektedir.

Sağlık sektöründe ise grip sezonlarında ilaç ve medikal ürün tüketimindeki artış yapay zekâ tarafından önceden tahmin edilerek stok eksikliği riski azaltılmaktadır.

5.Sağlık Lojistiğinde Yapay Zeka Kullanımı

Sağlık işletmelerinde stok yönetimi diğer sektörlere göre çok daha hassas yapıdadır. Çünkü burada yaşanabilecek herhangi bir ürün eksikliği doğrudan hasta güvenliğini etkileyebilmektedir.

Özellikle;

  • Ameliyathane depoları,
    • Yoğun bakım sarf ürünleri,
    • İlaç depoları,
    • Acil servis stokları,
    • Sterilizasyon merkezleri kritik operasyon alanlarıdır.

Örneğin büyük bir şehir hastanesinde yapay zekâ destekli sistemler ameliyat yoğunluğunu analiz ederek hangi cerrahi ürünlerin ne zaman daha fazla kullanılacağını tahmin edebilmektedir.

Bu sayede ameliyat iptalleri, ürün eksiklikleri ve operasyonel gecikmeler önemli ölçüde azaltılmaktadır.

Ayrıca bazı hastanelerde RFID destekli takip sistemleri sayesinde hangi ürünün hangi ameliyatta kullanıldığı anlık olarak kayıt altına alınabilmektedir.

6.Robotik Depolar ve Otonom Operasyonlar

Robot teknolojileri depo yönetiminde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmaktadır.

Robotik depo sistemlerinin avantajları:

  • Daha hızlı ürün toplama,
    • Daha düşük hata oranı,
    • Daha az fiziksel iş yükü,
    • Daha güçlü operasyonel hız,
    • Gerçek zamanlı veri yönetimi.

Örneğin bazı global lojistik merkezlerinde otonom robotlar ürünleri otomatik olarak taşıyarak sevkiyat alanına ulaştırmaktadır.

Bu sistemler sayesinde bir ürünün bulunma süresi dakikalardan saniyelere düşebilmektedir.

Sağlık lojistiğinde benzer sistemlerin yaygınlaşması özellikle büyük hastanelerde ameliyathane süreçlerinin daha kontrollü yönetilmesine katkı sağlayacaktır.

7.İnsan Faktörü ve Dijital Dönüşüm

Teknolojik sistemlerin gelişmesi insan faktörünün önemini azaltmamaktadır. Aksine dijital sistemlerin etkin kullanılabilmesi için eğitimli çalışanlara ve güçlü liderlik anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır.

Başarılı dijital dönüşüm süreçlerinde;

  • Eğitim kültürü,
    • Süreç standardizasyonu,
    • Organizasyonel adaptasyon,
    • Liderlik yaklaşımı,
    • Kriz yönetimi büyük önem taşımaktadır.

Özellikle büyük depolarda teknoloji kadar operasyonel disiplinin de kritik olduğu görülmektedir.

8.Yapay Zekanın Avantajları

Yapay zekâ destekli stok yönetimi işletmelere birçok avantaj sağlamaktadır.

  • Operasyonel hız artışı,
    • Daha düşük hata oranı,
    • Güçlü talep tahmini,
    • Gerçek zamanlı veri yönetimi,
    • Kriz dayanıklılığı,
    • Finansal sürdürülebilirlik,
    • İnsan kaynağı verimliliği.

Örneğin bazı lojistik merkezlerinde yapay zekâ destekli sistemler sayesinde stok sayım süreleri günlerden saatlere düşürülmüştür.

Benzer şekilde sağlık işletmelerinde kritik ürün alarm sistemleri sayesinde stok tükenme riskleri önceden tespit edilebilmektedir.

9.Riskler

Her teknolojik dönüşüm beraberinde bazı riskleri de getirmektedir.

Yapay zekâ destekli sistemlerde;

• Veri güvenliği,
• Siber saldırılar,
• Sistem bağımlılığı,
• İnsan kaynağı dönüşümü,
• Etik karar mekanizmaları önemli tartışma başlıkları arasında yer almaktadır.

Örneğin sistemsel bir hata nedeniyle kritik ürün siparişlerinin yanlış planlanması sağlık işletmeleri açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle yapay zekâ sistemlerinin insan denetimiyle birlikte çalışması büyük önem taşımaktadır.

10.Geleceğin Stok Yönetim Modeli

Gelecekte stok yönetimi tamamen veri odaklı hale gelecektir.

Önümüzdeki yıllarda;

• Tam otonom depolar,
• Robotik sağlık lojistiği merkezleri,
• Yapay zekâ destekli tedarik zincirleri,
• Dijital ikiz teknolojileri,
• Blockchain destekli stok sistemleri,
• Akıllı sağlık lojistiği ağları çok daha yaygın hale gelecektir.

Örneğin geleceğin hastanelerinde yapay zekâ sistemleri ameliyat planlarını analiz ederek hangi ürünlerin hangi günlerde kullanılacağını otomatik olarak planlayabilecektir.

Benzer şekilde üretim tesislerinde yapay zekâ destekli sistemler üretim hızını analiz ederek tedarik süreçlerini gerçek zamanlı optimize edebilecektir.

Sonuç

Yapay zekâ teknolojileri stok yönetimi anlayışını köklü şekilde değiştirmektedir. Geleneksel manuel sistemlerin yerini veri odaklı, hızlı, öngörülebilir ve otomasyon destekli yapılar almaktadır.

Özellikle sağlık lojistiği alanında yapay zekâ destekli sistemler yalnızca maliyet avantajı sağlamamakta aynı zamanda hasta güvenliği ve operasyonel sürdürülebilirlik açısından da kritik katkılar sunmaktadır.

Yapay Zekâ Ve Geleceğin Stok Yönetimi Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGelecekte yapay zekâ destekli depo sistemlerinin daha yaygın hale gelmesiyle birlikte işletmelerin operasyonel refleksleri güçlenecek, kriz dayanıklılığı artacak ve stok yönetim süreçleri çok daha entegre hale gelecektir.

Kadir HANÇER

Gerçekten Sorun Yeni Mezunların Tecrübesiz Olması mı?

Gerçekten Sorun Yeni Mezunların Tecrübesiz Olması Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Gerçekten Sorun Yeni Mezunların Tecrübesiz Olması mı?

Gül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi

Gerçekten Sorun Yeni Mezunların Tecrübesiz Olması Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemYeni mezunların iş hayatına girişi, tecrübe beklentisi nedeniyle giderek zorlaşıyor. İş arama platformlarında, belli istisnalar dışında, yeni mezunlara açık pozisyonların sınırlı olması da bu tabloyu görünür kılıyor. Elbette şirketlerin maliyet, verimlilik, iş yükü ve hızlı adaptasyon beklentileri var. Bu beklentiler anlaşılır olsa da kariyerin ilk yılları hâlâ öğrenme, yönlendirilme ve deneyim kazanma dönemidir. Asıl dikkat çekici olan, kariyerin ilk yıllarında beklenen öğrenme ve yetişme sürecinin bugün birçok aday için işe girişte aşılması gereken bir engele dönüşmesidir.

Bu nedenle soruyu yalnızca “gençler işe hazır mı?” şeklinde sormak yeterli değildir. Yeni mezunların bireysel hazırlığı, üniversitelerin öğrenme altyapısı, sanayinin deneyim kazandıran iş ortamları ve kamu politikalarının yönlendirici rolü birlikte ele alınmalıdır. Asıl mesele, üniversiteden işe geçişin bu aktörler arasında birbirini tamamlayan entegre bir geçiş mekanizması olarak tasarlanıp tasarlanmadığıdır.

Çünkü tecrübe kendiliğinden oluşmaz. Eğitim, staj, işbaşında öğrenme, rehberlik, hata yapma ve sorumluluk üstlenme süreçleriyle gelişir. Eğer bu zemini oluşturan mekanizmalar zayıflıyorsa, sorunu yalnızca “tecrübesizlik” kelimesiyle açıklamak eksik kalır.

Yetkinlikten Kurumsal Değer Yaratımına

Yetkinlik, şirketlerin yalnızca dışarıdan deneyimli çalışan alarak sürdürebileceği bir kaynak değildir; kurum içinde zamanla üretilmesi, aktarılması ve geliştirilmesi gereken bir birikimdir. Bugün birçok şirketin ortak şikâyeti tecrübeli çalışan bulmakta zorlanmasıdır. Ancak bu şikâyet, işgücü piyasasındaki daha temel bir çelişkiye işaret eder: Şirketler hazır yetkinliği piyasadan talep ederken, bu yetkinliğin oluşacağı ilk basamaklar giderek daralmaktadır.

Geçmişte yeni başlayan bir çalışan yalnızca bir pozisyona değil, aynı zamanda bir öğrenme çevresine ve şirket kültürüne girerdi. İşin yazılı kuralları kadar, çoğu zaman daha belirleyici olan yazılı olmayan kurallarını da deneyimleyerek öğrenirdi: Hangi müşteri nasıl yönetilir, hangi sürecin kâğıt üzerinde göründüğü gibi işlemediği, hangi hatanın pahalıya mal olduğu ve hangi kararın ne zaman alınması gerektiği bu ortamda öğrenilirdi. Kurumsal hayatta bu öğrenme çoğu zaman iyi bir yönetici, deneyimli bir ekip arkadaşı ve gerçek iş süreçlerinin içinde bulunma imkânı üzerinden gerçekleşir. Adı her zaman böyle konmasa da bu, modern iş hayatının görünmeyen usta-çırak ilişkisidir. Bugün ise bu öğrenme çevresi birçok kurumda daha sınırlı hale gelmiş; bilgi aktarımının sistemli biçimde yürütülmesi daha fazla önem kazanmıştır. Bu öğrenme biçimi kaybolduğunda şirket yalnızca yeni mezunu yetiştirme imkânını değil; kendi kültürünü, iş yapma hafızasını ve karar kalitesini aktarma kapasitesini de sınırlayabilir.

Son yıllarda kurumsallaşma, verimlilik ve ölçüm odaklı yönetim anlayışı, birçok şirkette işleri daha küçük parçalara ayırdı; faaliyetleri standartlaştırdı ve çalışan performansını ölçülebilir göstergeler üzerinden yönetmeyi öne çıkardı. Bu araçlar şirketlerin büyümesi, süreçleri kontrol edebilmesi ve performansı takip edebilmesi için gerekliydi. Ancak zamanla bu yapı, çalışanın yalnızca tanımlı görev ve hedefler üzerinden değerlendirildiği dar bir çerçeveye dönüşebildi. Yetki alanı daralan, karar süreçlerinden uzaklaşan ve katkısı yalnızca ölçülen çıktılarla sınırlanan çalışan, tanımlı sorumluluğunun ötesine geçme, kendini geliştirme ve kuruma ilave değer katma isteğini kaybedebilir. Pandemi sonrası dönemde görünür hale gelen “sessiz istifa” tartışması da bu kopuşun işaretlerinden biridir: çalışan işten ayrılmaz, ancak iş tanımının ötesine geçme ve gönüllü katkı sunma isteğini geri çeker. Sonuçta şirket, sadece çalışan bağlılığını değil, öğrenme kapasitesini ve kurumsal bilgisini de kaybetmeye başlar.

Mesele bu yüzden sadece yeni mezunların işe alınıp alınmaması değildir. Mevcut çalışanların gelişme, inisiyatif alma ve bilgi aktarma alanları sınırlı kaldığında, içeride biriken tecrübenin kurumsal değere dönüşmesi de zorlaşır. Tecrübe, kurum içinde aktarıldığında, geliştirildiğinde ve yeni çalışanlarla temas ettiğinde gerçek bir değere dönüşür.

Yeni mezun, kurumun sadece eğiteceği kişi değildir. Kurumun günlük işleyişini, çalışma disiplinini ve karar alma alışkanlıklarını daha ilk aşamada tanıma imkânı bulur. Bu açıdan doğru yönlendirme ile kurumun ihtiyaç duyduğu yetkinliklere göre şekillenebilecek önemli bir insan kaynağıdır. Ayrıca yeni mezunun taze bakışı, uzun süredir aynı şekilde yürütülen süreçlerde zamanla görünmez hale gelen aksaklıkları, eksikleri veya iyileştirme alanlarını daha kolay fark edebilir. Doğru yönlendirildiğinde, zaman içinde beceri, sorumluluk ve değer üretme kapasitesi kazanarak gelecekteki yetkinlik havuzunun parçası haline gelir. Bu yüzden yeni mezuna ayrılan zaman, yalnızca bir eğitim maliyeti değil; kurumsal kapasiteye ve rekabet avantajına dönüşebilecek bir yatırımdır.

Buradaki mesele gençleri tamamen haklı, şirketleri tamamen haksız görmek değildir. Elbette yeni mezunun azimli olması, öğrenmeye açık kalması, iş disiplinini kazanması, emek vermeye ve sorumluluk almaya istekli olması gerekir. Ancak iş dünyası gençlerden tecrübe bekliyorsa, bu deneyimi mümkün kılacak öğrenme ortamını da bilinçli olarak tasarlaması gerekir. İlk iş, ilk hata, ilk rapor, müşteriyle ilk temas, ilk saha ziyareti ve ilk sorumluluk, kariyerin rastlantıya bırakılmayacak kadar kritik basamaklarıdır.

“Tecrübeli eleman bulamıyoruz” cümlesi, yalnızca işgücü piyasasına yöneltilmiş bir şikâyet olarak kalmamalıdır. Aynı zamanda şirketlerin kendi içlerine dönerek sorması gereken daha temel soruları da gündeme getirmelidir: Biz hâlâ yetkinlik üretebiliyor muyuz? Kuruma yeni katılan bir çalışanın gelişimini takip eden, ona rehberlik eden ve zaman içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlayan bir öğrenme düzenimiz var mı? Yoksa geçmişte biriktirdiğimiz insan bilgisini kaybederken, gelecekte ihtiyaç duyacağımız kurumsal değeri de farkında olmadan zayıflatıyor muyuz?

İşler Değişiyor, Öğrenme Yolları Yeniden Kurgulanmalı

World Economic Forum’un The Future of Jobs Report 2025 çalışmasına göre, 2025–2030 döneminde iş dünyasında ihtiyaç duyulan becerilerin önemli ölçüde değişmesi beklenmektedir. Teknolojik değişim, ekonomik belirsizlik, jeoekonomik parçalanma, demografik dönüşüm ve yeşil geçiş; işlerin niteliğini ve beceri ihtiyacını birlikte dönüştürüyor. Bu nedenle yeni mezun tartışmasını yalnızca bölüm tercihiyle değil, üniversite müfredatlarının güncelliğiyle birlikte ele almak gerekir.

İş dünyası ve sanayinin ihtiyaç duyduğu beceriler hızla değişirken, üniversitelerin de öğrenme içeriklerini bu dönüşüme daha hızlı uyarlaması gerekiyor. Dijital okuryazarlık, veriyle çalışma, yapay zeka araçlarını profesyonel kullanma, dijital içerik üretimi ve teknoloji destekli analiz becerileri artık yalnızca teknik bölümlerin değil, hemen her disiplinin tamamlayıcı unsuru haline geliyor.

Bu ihtiyaç, yapay zeka tarafında daha da belirginleşiyor. ZipRecruiter’ın son raporuna göre, yeni mezunların %47’si yapay zekanın kendi alanlarında işe alımı şimdiden etkilediğini düşünüyor; 2026’da mezun olacak öğrencilerin %50,6’sı ise yapay zekanın giriş seviyesi işlerin sayısını azaltacağına inanıyor. Buna rağmen okulda profesyonel kullanım için kapsamlı yapay zeka eğitimi aldığını söyleyenlerin oranı yeni mezunlarda yalnızca %23, 2026’da mezun olacak öğrencilerde ise %29 düzeyinde kalıyor. Bu fark, üniversitelerin diploma kazandırmanın yanında, öğrencilerin değişen işlere hazırlanmasını destekleyen öğrenme ortamları olarak da önemini artırdığını gösteriyor.

Cengage Group’un 2025 Graduate Employability Report bulguları da bu kopukluğu somutlaştırıyor. Raporda, 2025 mezunları arasında kendi alanında tam zamanlı işe yerleşebilenlerin oranının %30’da kaldığı; mezunların %48’inin ise kendi alanlarındaki giriş seviyesi pozisyonlara başvurmak için dahi yeterince hazır hissetmediği belirtilmektedir. Aynı çalışma, işverenlerin pratik ve işe özgü becerileri daha fazla önceliklendirdiğini; eğitimcilerin ise daha çok genel becerileri öne çıkardığını gösteriyor.

Mezunların işe geçişinde bir diğer belirleyici unsur ise üniversite sırasında edinilen iş deneyimidir. ZipRecruiter’ın 2026 Annual Grad Report bulguları bu farkı somut biçimde ortaya koyuyor. Rapora göre üniversite sırasında iş deneyimi edinmiş yeni mezunların istihdam oranı %81,6 iken, bu tür bir deneyimi olmayanlarda oran %40,7’ye düşmektedir. Önceki raporlarla birlikte değerlendirildiğinde, işgücü piyasasının sıkı olduğu dönemlerde işverenlerin deneyim şartını esnetebildiği; daha seçici dönemlerde ise iş deneyiminin yeniden güçlü bir eleme ölçütüne dönüştüğü görülmektedir. Bu da “tecrübe istiyoruz” beklentisinin sabit bir kriter olmadığını; piyasa koşullarına göre sertleşen veya esneyen bir eleme ölçütüne dönüşebildiğini gösteriyor.

Türkiye verileri de benzer biçimde, mezunların işe geçişinin alanlara göre farklılaştığını ortaya koyuyor. TÜİK’in 2024 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’ne göre sağlık ve refah, mühendislik/imalat/inşaat ile bilişim ve iletişim teknolojileri alanlarında kayıtlı istihdam oranları daha yüksek seyrederken; sanat ve beşeri bilimler ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanlarında oranlar daha düşük kalmaktadır. İlk işe yerleşme süresi de bu farkı desteklemektedir: sağlık ve refah mezunları ortalama 8,9 ayda işe yerleşirken, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon mezunlarında bu süre 18,1 aya, iş/yönetim/hukuk alanında ise 18,7 aya çıkmaktadır.

Bu tablo, sorumluluğu yalnızca üniversitelere veya gençlere yükleyen kolay açıklamaların yetersiz kaldığını gösteriyor. Evet, müfredatın güncellenmesi, öğrencilerin teknoloji ve iş disiplini açısından güçlenmesi gerekir. Ancak üniversiteden işe geçiş, yalnızca eğitim sürecinde kazanılan bilgiyle değil; bu bilginin iş ortamında deneyime dönüşebileceği yapılarla tamamlanır. Bu nedenle mesele, eğitim sistemi ile iş dünyası arasındaki uyum kadar, şirketlerin gençleri işe alıp geliştirecek öğrenme ortamlarını ne ölçüde kurabildiğiyle de ilgilidir.

Öte yandan Türkiye’de yükseköğretim tarafında atılan son adımlar da bu ihtiyacın artık daha görünür hale geldiğini gösteriyor. 6 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme ile işletmede mesleki eğitimin en az bir dönem süreyle, programın niteliği, sektörün ihtiyaçları ve öğrenme kazanımlarıyla uyumlu biçimde gerçek iş ortamında yürütülmesi öngörülmüştür. Bu düzenleme, gençlerin iş hayatına geçişinde yalnızca diplomanın yeterli olmadığını; yapılandırılmış iş deneyimi, mentorluk ve işbaşında öğrenme süreçlerinin de belirleyici hale geldiğini göstermektedir.

Bu çerçevede gençlerden beklenen beceri ve tecrübeyi yalnızca onların bireysel hazırlığına bağlamak doğru değildir. Tecrübe ve beceri; eğitim, staj, işbaşında öğrenme, mentorluk, gerçek sorunlarla karşılaşma ve sorumluluk alma süreçleriyle gelişir. Şirketler yeni mezundan hem diploma hem beceri hem de tecrübe bekliyorsa, bu unsurların oluşacağı geçiş mekanizmasına da katkı vermek zorundadır.

Yapay Zeka ve Giriş Seviyesi İşlerin Dönüşümü 

Yapay zekanın yeni mezunlar açısından en kritik etkisi, giriş seviyesi işlerin niteliğini değiştirmesidir. Bu roller basit başlangıç görevlerinden ibaret değildir; eğitimden iş hayatına geçişin, kurum kültürünü tanımanın, iş disiplinini geliştirmenin ve sorumluluk almayı öğrenmenin ilk basamaklarıdır. World Economic Forum ve PwC’nin Ocak 2026 tarihli How AI is Changing Early Careers: A View from Entry-Level Workers çalışması da giriş seviyesi işleri eğitim ile istihdam arasında kritik bir köprü olarak tanımlar. Rapora göre bu roller, çalışanlara gerçek iş ortamında öğrenme imkânı sunarken; işverenler için de idari işler, analiz, araştırma ve operasyonel destek gibi alanlarda günlük değer yaratır.

Ancak bu köprünün yapısı değişiyor. Veri toplama, ilk analizleri hazırlama, rapor düzenleme, müşteri taleplerini sınıflandırma veya standart süreçleri takip etme gibi işler geçmişte yeni mezunların iş öğrenme alanlarıydı. Bu görevlerin giderek daha fazla dijital araçlar ve yapay zeka tarafından üstlenilmesi, yeni başlayanlar için öğrenme merdiveninin ilk basamaklarını daraltıyor. Stanford Digital Economy Lab’in Canaries in the Coal Mine? çalışması da yapay zekaya yüksek maruz kalan mesleklerde, erken kariyer çalışanlarının istihdam baskısını deneyimli çalışanlara göre daha belirgin hissettiğini ortaya koyuyor.

Buradaki çelişki dikkat çekicidir: Şirketler yeni mezunları tecrübesiz bulurken, tecrübe kazandıran temel ve gözleme dayalı işleri de azaltıyor. Rutin işler ortadan kalkarken gençlerden daha ilk günden analiz, muhakeme, teknoloji kullanımı ve karmaşık iş akışlarına uyum bekleniyor. Bu nedenle mesele yapay zekaya karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, yapay zekayı yalnızca maliyet azaltma aracı olarak görmek yerine, yeni bir öğrenme mimarisinin parçası olarak tasarlayabilmektir. Aksi halde teknoloji kısa vadede verimlilik sağlarken, şirketlerin gelecekte ihtiyaç duyacağı tecrübenin oluşacağı zemini zayıflatabilir.

Yapay Zeka Çağında Kurumsal Hafıza Riski

Yapay zeka tartışması çoğu zaman verimlilik, hız ve maliyet avantajı üzerinden ele alınıyor. Elbette yapay zeka, tekrar eden işleri azaltabilir, analiz kapasitesini artırabilir ve çalışanların daha karmaşık alanlara odaklanmasını sağlayabilir. Ancak mesele yalnızca daha az insanla daha çok iş yapmak olarak görülürse, maliyet avantajı arayışı şirketlerin öğrenme kapasitesini zayıflatabilir.

MIT’nin The GenAI Divide: State of AI in Business 2025 raporu da bu noktada dikkat çekici bir uyarı sunmaktadır. Rapora göre, kurumsal GenAI yatırımları 30–40 milyar dolar seviyesine ulaşmasına rağmen kurumların %95’i henüz ölçülebilir bir geri dönüş elde edememektedir. Bu bulgu, sorunun yalnızca teknolojiye erişim veya model kalitesiyle açıklanamayacağını; yapay zekanın iş süreçlerine, geri bildirim mekanizmalarına ve kurumsal öğrenme düzenine nasıl entegre edildiğiyle ilgili olduğunu göstermektedir.

The AI Layoff Trap çalışması bu noktada önemli bir uyarı yapıyor: Firmalar tek tek bakıldığında işgücü maliyetini azaltmayı rasyonel görebilir; ancak geniş ölçekte aynı yönde hareket edildiğinde, işini kaybeden çalışanların azalan satın alma gücü firmaların dayandığı toplam talebi zayıflatabilir. Makaleye göre bu durum yalnızca çalışanları değil, uzun vadede firmaların kendi gelir ve kâr zeminini de olumsuz etkileyebilecek bir aşırı otomasyon riski yaratır. Bu argümanı şirket içine taşıdığımızda benzer bir soru ortaya çıkar: Çalışan yalnızca maliyet kalemi midir, yoksa deneyim, müşteri bilgisi, süreç hafızası, problem çözme becerisi ve yeni çalışan yetiştirme kapasitesinin de taşıyıcısı mıdır?

Bu yüzden yapay zeka çağında asıl soru, hangi işlerin otomasyona devredileceğiyle sınırlı kalamaz. Daha önemli soru, şirketlerin teknoloji kullanırken kurum içinde biriken deneyimi, süreç hafızasını ve karar kalitesini nasıl koruyacağıdır. Deneyimli çalışanların bilgisi sisteme aktarılmadan, yeni mezunların öğrenme yolları yeniden tasarlanmadan ve kurumsal hafıza korunmadan otomasyona gidilirse, şirketler verimlilik kazanırken yetkinlik üretme kapasitesini aşındırabilir.

Sonuç ve Değerlendirme

Bugün birçok şirket, işe alımda mümkün olduğunca hazır, tecrübeli ve hızlı katkı verecek çalışanları tercih ediyor. Bu tercih kısa vadede anlaşılabilir görünebilir. Rekabet artmış, maliyet baskısı yükselmiş, iş süreçleri hızlanmış ve hata toleransı azalmıştır. Ancak yalnızca hazır yetkinliğe yönelen bir iş dünyası, farkında olmadan gelecekte ihtiyaç duyacağı yetkinlik havuzunu da daraltmaktadır.

Bu risk soyut değildir. İş dünyası benzer bir sonucu kalifiye mavi yaka işgücü açığında görmeye başlamıştır. Usta-çırak ilişkisinin zayıflaması, işbaşında öğrenme kanallarının daralması ve teknik becerilerin kuşaktan kuşağa aktarımında yaşanan kopukluklar, birçok sektörde yetişmiş eleman bulmayı zorlaştırmıştır. Yeni mezunların iş dünyasına girişinde yaşanan güçlükler de gelecekte benzer bir yetkinlik boşluğunun oluşabileceğini düşündürmektedir. Yeni mezunlara yeterli giriş ve gelişim alanı açılmadığında, yalnızca bugünün işe alım sorunu ertelenmiş olmaz; yarının uzmanlarını, yöneticilerini ve kurumsal hafıza taşıyıcılarını yetiştirme kapasitesi de zayıflayabilir.

Yapay zeka çağında yapılması gereken, gençleri sistemin dışında bırakmak değil; tecrübenin nasıl üretileceğini yeniden düşünmektir. Giriş seviyesi işler yalnızca düşük sorumluluklu başlangıç görevleri değildir; kurum kültürünün öğrenildiği, iş disiplininin kazanıldığı, karar süreçlerinin gözlemlendiği ve kurumsal hafızanın aktarıldığı ilk basamaklardır. Bu basamaklar ortadan kalktığında, şirketler kısa vadede verimlilik kazanırken uzun vadede kendi yetkinlik üretme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle mesele, yalnızca gençlerin iş bulması değil; tecrübenin üretileceği mekanizmaların yeniden kurulmasıdır. Gençlerin öğrenmeye açıklığı, üniversitelerin uygulamalı öğrenme imkânları, sanayinin deneyim kazandıran iş ortamları ve regülasyonların destekleyici rolü birlikte düşünülmelidir. Ancak bu çerçeve yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak kalmamalıdır. Şirketlerin içinde mentorluk, işbaşı öğrenme, deneyimli çalışanla eşleştirme, sorumluluğu kademeli artırma ve teknolojiyi öğrenme sürecinin parçası haline getirme gibi somut mekanizmalara dönüşmelidir.

Gerçekten sorun yeni mezunların tecrübesiz olması mı? Yoksa tecrübenin üretildiği zeminin giderek zayıflaması mı?

Bugün şirketler yalnızca yetkin insan arayarak günü kurtarabilir. Ancak tohumu ekmeden hasat beklemek nasıl mümkün değilse, geleceğin yetkin çalışanlarını da bugünün yeni mezunlarına zaman, rehberlik ve sorumluluk vermeden yetiştirmek mümkün değildir. Geleceğin uzmanı, yöneticisi ve kurumsal hafıza taşıyıcısı; bugünün doğru yönlendirilmiş, sorumluluk verilmiş ve gelişimine yatırım yapılmış yeni mezunundan yetişecektir.

Gerçekten Sorun Yeni Mezunların Tecrübesiz Olması Mı Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemGül SALDIRANER

EG Partner – SMMM

Bağımsız Denetçi – Sürdürülebilirlik Denetçisi
www.eg-econsulting.com

 

 

Gül Hn Yazı Sonu Görseli

KAYNAKLAR/ REFERENCES

  1. Cengage Group – Cengage Group’s 2025 Employability Report Reveals Growing Gap Between Education and Employment – https://www.cengagegroup.com/news/press-releases/2025/cengage-group-2025-employability-report/?utm
  2. WEF World Economic Forum – How AI is Changing Early Careers: A View from EntryLevel Workers – https://reports.weforum.org/docs/WEF_Briefing_AI_and_Entry-Level_Jobs_January_2026.pdf?utm
  3. WEF World Economic Forum – The Future of Jobs Report 2025  – https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2025/
  4. WEF World Economic Forum – The future of jobs: 6 decision-makers on AI and talent strategies – https://www.weforum.org/stories/2026/01/how-ai-will-affect-work-in-different-industries/
  5. Brynjolfsson, E., Chandar, B., & Chen, R. (2025) – Canaries in the Coal Mine? Six Facts about the Recent Employment Effects of Artificial Intelligence – https://digitaleconomy.stanford.edu/app/uploads/2025/11/CanariesintheCoalMine_Nov25.pdf?utm
  6. Annual Grad Report 2026: Building a New Path. Archive includes 2025 Report, The Class of 2023: A Story of Resilience, and 2022 Report.- https://www.ziprecruiter-research.org/annual-grad-report?utm
  7. Falk, B. H., & Tsoukalas, G. (2026). – The AI layoff trap. Working paper. – https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=6448898
  8. Geraghty, T. (2023, February 3). Edgar Schein’s three layers of organisational culture. Psych Safety. – https://psychsafety.com/psychological-safety-edgar-scheins-three-layers-of-organisational-culture/
  9. MIT – The GenAI Divide: State of AI in Business 2025 –https://mlq.ai/media/quarterly_decks/v0.1_State_of_AI_in_Business_2025_Report.pdf?utm
  10. C. Resmi Gazete 06.02.2026 – Yükseköğretimde Uygulamalı Eğitimler Çerçeve Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair  Yönetmelik – https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260206-4.htm
  11. TÜİK Veri Portalı – Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/54096