Dr. Fatih Birol: “Dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız”

IICEC’TEN “ENERJİ GÜVENLİĞİ, TEMİZ ENERJİ & FİNANSMANIN ROLÜ” KONFERANSI

Enerji güvenliği ve temiz enerjide son gelişmeler Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” başlıklı konferansta ele alındı.

Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor” dedi.

EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner; “Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz” diye konuştu.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol ise, 24 Şubat 2022’nin küresel enerji krizinin başlangıcı olduğunu belirterek, “Şu anda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu krizden kısa süre içinde çıkmamız da mümkün gözükmüyor. Özellikle yaz ile birlikte petrol ve kış ayları ile birlikte de doğalgaz fiyatlarında ciddi bir yükseliş görebiliriz. Yaşanan bu enerji krizi nedeniyle nükleerin bugün artık yeniden geri dönüş yaptığını söyleyebiliriz” dedi.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC), dünyanın önündeki en önemli konuların başında gelen enerji ve iklim konusunda düzenlediği etkinlikler ile kamuoyunu aydınlatmaya devam ediyor. IICEC, bu kez de küresel gündemin ilk sıralarında yer alan ve Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte çok daha önemli hale gelen enerji güvenliği konusunu temiz enerji trendleri ile birlikte, İstanbul’da düzenlediği “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konferans ve panelde ele aldı.

Sabancı Center’da gerçekleştirilen ve Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın açılış konuşması ile başlayan konferansta EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner ve IEA Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol da birer konuşma yaptı.

“Çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız”

Konuşmasına, katılımcılara teşekkür eden ve Mart ayında oy birliği ile üçüncü dönem IEA Başkanlığı’na seçilen Dr. Fatih Birol’u kutlayarak başlayan Güler Sabancı, şunları söyledi;

“Dr. Fatih Birol’un, Başkanlığı ile Uluslararası Enerji Ajansı, ‘küresel enerji güvenliği’ ne yön veren ve ‘küresel temiz enerji dönüşümü’ ne liderlik eden bir organizasyon niteliğine ulaştı. Buradan da G7 Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un daveti üzerine; enerji ve iklim alanlarında konuşma yapmak ve ikili görüşmelerde bulunmak için, G7 Liderler Zirvesi’ne geçecek. Bugün, enerji ve iklim alanında en son gelişmeleri ve gelecek perspektifini, Dr. Fatih Birol’dan dinleme ayrıcalığına sahip olacağız.

Son dönemde küresel ve bölgesel gelişmeler ile birlikte enerji güvenliği dünya gündeminin en üst sıralarına geldi. Petrol, doğal gaz, diğer yakıtlar, elektrik enerjisi ve temiz enerji teknolojilerinin tedarik zincirlerini kapsayan, çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan, iklim güvenliği ve temiz enerji konularında gezegenimizin daha sürdürülebilir geleceğini temin etmek, aynı zamanda sosyal ve ekonomik gelişim hedeflerini desteklemek bakımından önemli adımların da kesintiye uğramaması gereken bir dönemdeyiz. Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor.

“IICEC, Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir”

Sabancı Üniversitesi olarak, enerji ve iklim konularına uzun süredir öncelik veriyoruz. IICEC’i, bir enerji ve iklim merkezi olarak, bu iki konunun birbirinden ayrılamayacağı vizyonu ile kurmuştuk. IICEC, benim ‘Başarı Üçgeni’ olarak tanımladığım model içerisinde; kamu, özel sektör ve akademiyi, daha güvenli ve daha temiz bir enerji geleceğini destekleyecek, hedeflere doğru, ortak akıl üretmek üzere buluşturmaya devam ediyor. IICEC’in, ekosistem içerisinde iş birliklerini ve etki alanını büyütüyor olduğunu görmekten çok memnunum.

IICEC, 2020’de Türkiye’de bir ilke imza atarak ‘Turkey Energy Outlook’ çalışmasını yayımladı. Sektör paydaşları tarafından sahiplenilen bu çalışma, referans niteliğine ulaştı. Geçen yıl IICEC, ‘Türkiye Elektrikli Araçlar Görünümü’ çalışmasını, yine Türkiye’de bir ilk olarak kamuoyu ile paylaştı. IICEC, bu yıl da ‘Outlook’ serileri perspektifinde, Türkiye’nin en önemli fırsat alanlarından biri olan ‘Yenilenebilir Enerji’ odaklı çalışmalarını sürdürüyor. ‘Türkiye Yenilenebilir Enerji Görünümü’ çalışmasını, yine bütüncül ve analitik bir perspektifle ve sektör paydaşları ile katılımcı bir anlayış ile geliştiriyor. Bilime dayalı yaklaşımlar ve iş dünyası iş birliklerinden değer yaratılması, günümüzde en kritik başarı faktörlerinden birisi durumuna gelmiştir. IICEC, bu perspektifte Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir.”

“Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip”

Enerji güvenliği ve karbonsuzlaştırma gündemlerinin karşılıklı olarak birbirini destekleyici hale geldiğine dikkat çeken EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner şunları kaydetti:

“Bugün yenilenebilir enerji konusu daha da ikna edici hale gelmiş durumda. Yenilenebilir enerji kapasitesinin arttırılması, doğal gazı ihracat için serbest bırakacak ve daha karmaşık ürünler geliştirmek için yenilenebilir enerjiyi yeşil hidrojene dönüştürmek için bir fırsat yaratacaktır. Bu da sonuç olarak enerji yoğun sektörlerin karbondan arındırılmasına yardımcı olacaktır.

Türkiye, karbondan arındırılması zor sektörlerde net sıfır emisyon elde edilmesine yardımcı olmak ve 2053 net sıfır hedefine ulaşmak için yurt içinde kullanımın yanı sıra uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz.

Ticaret Bakanlığı’nın ‘Ulusal Yeşil Mutabakat Eylem Planı’ aracılığıyla, Türkiye bir dizi karbon yoğun sektör için karbonsuzlaştırma yol haritaları geliştirme planlarını duyurdu. Şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile, aynı zamanda Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan ilk etkilenecek olan Türk sanayi sektörleri için bir 2053 karbonsuzlaştırma yol haritası üzerinde ortaklaşa çalışıyoruz. Bu sektörler ise, alüminyum, çimento, gübre ve çeliktir.

Bununla birlikte EBRD Yeşil Şehirler, Banka’nın amiral gemisi programı ve şimdiye kadarki en büyük finansman çerçevesi olup toplam 5 milyar Euro’ya ulaşacak şekilde genişletildi. Ankara, Gaziantep, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört şehri, temiz kentsel ulaşımdan belediye kullanımları için yenilenebilir enerji üretimine kadar uzanan yeşil yatırım projelerinin ardından programa katıldı. Ayrıca Yeşil Ekonomi Finansman Programları, GEFF’lerimiz (Yeşil Ekonomi Finansman Kredisi) aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve ev sahiplerinin yeşil teknolojilere yatırım yapmasına yardımcı oluyoruz. EBRD’nin Türkiye’deki programları olan TurSEFF (Türkiye Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı), MidSEFF (Türkiye Orta Ölçekli Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı) ve TuREEFF (Türkiye Konutlarda Enerji Verimliliği Finansman Programı) aracılığıyla Türkiye’deki projelere 2 milyar Euro yatırım yapıldı. EBRD, bu yıl GEFF Türkiye adı altında 500 milyon Euro’luk yeni bir çerçeve de duyurdu ve ilk kredi işlemleri gerçekleşmeye başladı.”

“Bu kriz, enerji dünyası için bir dönüm noktası olabilir”

IICEC’in 12 yaşına gelmesi ve bu kadar önemli konularda rehber niteliğinde çalışmalar yapmasının Güler Sabancı’ın vizyonerliğine borçlu olduğunu hatırlatan Dr. Fatih Birol, şöyle devam etti:

“24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile dünya ilk global enerji krizini yaşamaya başladı. Şu anda ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu enerji krizinden kısa bir süre içinde dünyanın çıkması mümkün gözükmüyor. Bu enerji krizi gıda başta olmak üzere beraberinde başka krizleri de getiriyor. Bunun yanında bir de Ukrayna’da bir insanlık krizi yaşıyoruz.

70’li yıllarda petrol krizleri yaşadık ama o zaman sadece petrol krizi vardı. Şimdi hem petrol hem doğalgaz hem kömür hem elektrik bunların hepsinde ciddi olarak, sorunlarla karşı karşıyayız. O petrol krizine bakarsak, enflasyonda çok ciddi artış oldu. Şimdi onu yavaş yavaş yine görüyoruz. İkincisi; resesyon. Şimdi yavaş yavaş bence oraya doğru gidiyoruz. Ama 70’lerdeki petrol krizi sadece resesyon ve enflasyonun artışına neden olmadı; yeni enerji tasarrufu enerji güvenliği ön plana geldi. Bu bir tepkiydi ve bütün otomotiv sektörünü birdenbire değiştirdi. Ülkelerin petrol şoklarına karşı geliştirdiği ikinci tepki de nükleer sanayi oldu. Dünyanın şu anda kullandığı nükleer santrallerin yüzde 40’ı o tarihteki enerji krizine tepki olarak kurulan santrallerdir. Bunu şundan söylüyorum; şimdi krize tabi çok zor günler geçirdik ve bence çok daha zor günler geçireceğiz. Buna da beraberinde 70’lerdeki krizlere olan tepki gibi bir tepki gelecek onu da görüyorum. Buna da biz önderlik ediyoruz. Onun için ben, bu krizin enerji dünyası içinde bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.

“Avrupa için 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve liderlerle paylaştık”

Piyasalara bakarsak; petrol fiyatları 100 dolarların üzerinde ve enflasyona da çok fazla katkı yapıyor. Benim endişelerimden biri, yaza doğru geldikçe durumun daha da ciddi olabileceği yönünde. Çünkü yaz aylarına gelirken petrol talebi tipik olarak artmaya başlar. Ortadoğu’daki üretici ülkeler şu anda stoklarında olan petrolü eğer piyasaya sürerlerse, üretimi artırırlarsa bu fiyatlarda bir rahatlama yaratacaktır. Ancak eğer ekonomide ciddi bir zayıflama olmazsa ve petrol üreticisi ülkeler yeni adımlar atmazlarsa, Avrupa çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.

Şu anda Avrupa’daki ülkelerin kullanacakları stoklar gerçekten son derece düşük seviyede. O yüzden biz Avrupa’ya 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve Avrupalı liderlerle paylaştık. Bu planın belli kesimlerini Almanya dahil birçok ülke uyguluyorlar. Bunlar nelerdir; ihtiyaç halinde evdeki doğalgaz ısıtma termometresini bir ya da iki derece azaltmak. Hesaplarımıza göre, Avrupa’da evleri iki derece az ısıtırsak, tasarruf edeceğimiz doğalgaz miktarı Rusya’nın en büyük boru hattıyla Avrupa’ya gelen gazına eşit bir miktar olacak. Bir ay önce Avrupa hükümetlerine yazdığımız yazıda, ülkelerin bir acil durumda gerçekleştirilecek gaz dağıtımı kısıtlama planı anlattık. Gaz sevkiyatını düzenli olarak kısıtlama programlarının hazırlanması gerekir. Bu arada bir yandan Avrupa doğalgazı Rusya’dan azaltmak için bu adımları atarken, Rusya’da doğalgazın tamamını kesebilir. Böyle bir olasılık da bence masada duruyor.

“Enerji krizinde alınacak kararlar, iklim kriziyle mücadeleyi zor duruma sokmamalı”

Şimdi bu piyasaların durumu gerçekten fazla iç açıcı bir durum değil. Şimdi başka bir kriz daha var o da iklim krizi. Dünyada iklim krizine neden olan emisyonun yüzde 80’i enerji sektöründen geliyor. Bazı ülkelerde, bazı sektörlerde mevcut duruma refleks olarak ciddi bir dalga halinde fosil enerji yatırımlarının da gelebileceğini görüyoruz. Dolayısıyla enerji krizinde alacağımız kararlar, iklim kriziyle mücadelemizi daha da zor duruma sokmaması lazım. Enerji güvenliğini bir anlamda kontrol altına alalım derken, iklim krizini daha da kötü hale getirmemek gerekiyor.

“2022’de temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye bir büyüme görüyoruz”

2022 yılında ilk defa temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye varan ciddi bir büyüme görüyoruz. Bunun yanında elektrikli arabalarla ilgili güzel haberler geliyor. 2019 yılında dünyada satılan her yüz arabadan 2 tanesi elektrikli arabaydı. Bu sene bizim beklentimiz her yüz arabadan 15’inin elektrikli araba olacağı şeklinde. Yani yüzde 2’den yüzde 15’e bir pay artışı.”

“Dünya nükleer enerjiye şimdiden geri dönüş yapıyor.”

Nükleer enerjiye yönelik talep artışı ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Dr. Fatih Birol, nükleer enerjiye yönelik son dönemde bir geri dönüşün olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi;

“Ukrayna işgalinden sonra nükleere olan ilginin çok ciddi olarak arttığını her yerde gözlemliyorum. Belçika, Almanya ve Japonya hükümetlerine nükleeri tekrardan gündeme almayı düşünmelerini önerdik. Çünkü şartlar onu gerektiriyor. Birincisi; enerji güvenliği, ikincisi, doğalgaz fiyatlarının artmış olması ki, doğalgaz fiyatlarında kısa bir dönem içerisinde aşağıya düşmesini beklemek son derece iyimser bir beklenti olacak. Üçüncüsü de dünyada yenilenebilir enerjinin payı giderek artacak. Yenilenebilir enerji arttığı zaman sistemlerde şebekelerde belli bir güvenlik sağlamak için nükleer gibi bir opsiyona ihtiyacınız var. Dünya nükleer enerjide şimdiden geri dönüş yapıyor. İngiltere, ABD, Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi yeni enerji stratejilerinde nükleere aslan payı veren ülkeler. Bununla birlikte nükleerde inşa sürecini hızlandıran küçük modüler reaktör denilen yeni bir teknolojinin gelişimi sürüyor. Bunlar çok daha esnek, çok çabuk daha kısa zamanda inşa edilen ve hemen devreye alınabilen teknolojiler. Bunlar şu anda hala ticari değil, ama birçok bunun üzerine çalışıyor. Önümüzdeki beş altı yıl içinde 2030 öncesinde bunların ticari hale geleceğini düşünüyorum.”

Panelde, İklim ve Enerjideki Son Gelişmeler Değerlendirildi

Konuşmaların ardından ise, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Oğuz Afacan moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele geçildi. Panelde, TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, Borusan Holding Grup CEO’su Erkan Kafadar, ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran ve SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konusunda birer konuşma yaptılar.

“Yılda yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz”

TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç:

“2002 yılından bu yana Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında gerçekleştirilen projeleri desteklemeyi sürdürüyoruz. Kaynak ayırdığımız hidroelektrik santralleri, güneş, rüzgâr, biyokütle ve jeotermal enerji santralleri gibi enerji projeleri, Türkiye’nin toplam kurulu yenilenebilir enerji gücünün yüzde 15’ini temsil ediyor. TSKB olarak, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerine sağladığımız finansman ile yıllık yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz.

Türkiye’nin önemli düzeyde sahip olduğu yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirebilmesi için yatırım kredilerinin yanı sıra, yeşil tahvil, halka arzlar ve yeni finansman yöntemleri ile sektörün gelişiminin desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden de TSKB olarak, Türkiye’nin enerji politikası kapsamında gerek yeni tesis yatırımları gerek hibrit ve kapasite artışları yoluyla gerçekleştirilecek yenilenebilir enerji yatırımlarına tüm iş kollarımızla desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Fon kaynaklarımızı, finansman modellerimizi ve danışmanlık hizmetlerimizi özellikle ESG odaklı yeni açılımlarla zenginleştirme gayreti içindeyiz. 2030’a kadar 8 milyar ABD doları SKA bağlantılı finansman hedefimiz bulunuyor. Bu kredilerin oranını 2021-2025 yılları arasında yüzde 90 seviyesinde korumayı hedefliyoruz.”

“Küresel iklim değişikliği ve enerji krizi yeşil enerjiye dönüşümü hızlandırdı”

Borusan Holding CEO’su Erkan Kafadar:

“Küresel iklim değişikliği, yaşamakta olduğumuz enerji krizi tüm dünya çapında yeşil enerjiye ve yeşil ekonomiye dönüşümü hızlandırdı. Enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji odaklı arza yönelik yatırım yapılması, bu dönüşümün ana aksında yer alıyor. Ekonomik kalkınma ile eşgüdümlü planlanan enerji politikaları, daha öngörülebilir bir pazar ve öngörülebilir serbest bir piyasa bu dönüşüm için büyük önem taşıyor.

Bu çerçevede netleştirilecek strateji kapsamında gerekli bağlantı kapasitesi için altyapıların, artırılacak sistem esnekliği ile birlikte oluşturulması daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesinin şebekeye entegrasyonununu sağlayacak. İzin süreçlerinin kolaylaştırılması ve uygun finansman koşullarına erişim için düzenlemelerin geliştirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesinde önemli adımları oluşturacak. 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi dahilinde İklim Kanunu’nu yayınlanması, Yeşil Mutabakat Eylem Planı çalışmalarının tamamlanması, bu bütünlük içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulması bu dönüşüm sürecini hızlandıracağına inanıyorum. Tüm bu süreçleri yürütecek insan kaynağımızın ve tedarikçi ekosistemimizin geliştirilmesi de bu dönüşümün olmazsa olmaz bir parçası.”

“Yenilenebilir enerji için finans sektörü gerekli adımları atmaya başladı”

ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran:

“Enerji sektörü iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir ekonomi için en önemli araçlardan biri. Hükümetler, şirketler ve kurumlar olarak, hepimizin ortak bir amaçla, ortak bir hedefe doğru gitmemiz kritik. Bu yolculukta herkesin yatırım yapması gerekiyor. Bu kapsamda finansal hizmetler sektörünün, ek sermayeye erişim ve uygun koşullarda finansman sağlayarak müşterilerinin ‘yeşil’ alana geçiş yatırımlarını teşvik edici ve destekleyici olmaları çok önemli bir rol oynayacak. Bu nedenle temiz enerji temelinde finans sektörünün tüm sektörleri bu yönden inceleyerek raporlaması büyük önem taşıyor. Bu noktada yalnız finansal destek değil, ihtiyaç duyan şirketlere danışmanlık vermek de sürdürülebilirlik finansmanının uluslararası kurumlardan sağlanması açısından oldukça önemli.

Yenilenebilir enerji açısından finans sektöründeki kurumların gerekli adımları atmaya başladığını görüyoruz. Yola erken çıkanlardan biri olarak ING Grubu olarak biz de 2025 yılı sonuna kadar yenilenebilir enerjinin yeni finansmanını %50 oranında artırmayı hedeflediğimizi açıkladık. ING Türkiye olarak da uluslararası deneyimimizi ülkemize aktarmaya, ürün yelpazemizi genişletmeye ve sürdürülebilir bir dünya hedefinde çalışmaya devam edeceğiz.””

“Ukrayna’daki savaş enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi”

SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin:

“Ukrayna’daki savaş bir insanlık trajedisi olmakla birlikte hepimize, enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi. Dünyanın daha fazla ve daha temiz enerjiye ihtiyacı devam ediyor. Bu nedenle, Shell olarak, müşterilerimizin karbondan arınmalarına yardımcı olması amacı ve bilinciyle ortaya koyduğumuz ‘İlerlemeye Güç Katma- Powering Progress’ stratejisi değişmeden devam ediyor.

Bunun ötesinde birçok hükümetin ithal fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerjiyi desteklemesi gibi ortaya konulan teşvikler bu yönde attığımız adımları hızlandıracaktır. Ancak net sıfır karbon emisyonlu bir dünyaya doğru ilerlerken özellikle karbondan arındırılması en zor sektörlerin devamlılığı için tüm senaryolarda petrol ve gazın hayati rolü devam ediyor.”

İş Sağlığı ve Güvenliğinin Yeni Bir Gündem Maddesi Olarak Karoshi

Prof. Dr. Umut Omay

“Makbul İşkolik – Kötü İşkolik” başlıklı önceki yazımın devamı niteliğindeki bu yazıda, ilk kez Japonya’da tespit edilen ve diğer ülkelere yayılmaya başlaması nedeniyle ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) tarafından İş Sağlığı ve Güvenliği açısından gündeme alınan “Çok Çalışmaktan Ölme” (Karoshi) sorunundan bahsetmek istiyorum.

Karoshi sorunu ilk kez Japonya’da kavramlaştırılıp ele alınmasına rağmen kavramın ilk kez ne zaman ve kim ya da kimler tarafından kullanıldığı konusunda literatürde bir karmaşa bulunmaktadır. Örneğin bazı yazarlar kavramın ilk kez 1970’lerin sonlarında “sosyo-medikal” bir sorun olarak gündeme geldiğini (1), bazıları kavramın ilk kez 1982 yılında Hosokawa, Tajiri ve Uehata tarafından kullanıldığını (2), bazı yazarlar ise kavramın ilk kez Uehata tarafından 1990’ların başında türetildiğini ileri sürmektedir (3).

İlk kavramlaştırmalara göre Karoshi, psikolojik olarak anlamsız iş süreçlerinin ve / veya aşırı iş yükünün çalışanın hem iş ve özel yaşam dengesinde bozulmalara hem de aşırı yorgunluğa yol açması sonucunda çalışanda önceden var olan hipertansiyon, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği gibi sorunların ölümcül hale gelmesini ifade etmektedir. Kavramın sonraki dönemlerde felç geçirmek gibi “sürekli iş görmezlik” halini ve diyabet gibi rahatsızlıkları da içerecek şekilde genişletildiği görülmektedir (4, 5, 6).

Bu konuda genel olarak uzunca bir süre kabul edilen görüş, Japon kültürünün ve dolayısıyla da Japon çalışma kültürünün sorunun ortaya çıkmasında oldukça önemli bir etkisi olduğu yönündedir. Bu kültüre göre çalışmak, özellikle de sıkı çalışmak, kendi içinde bir amaç taşımaktadır ve akıllı çalışmak yerine sıkı çalışmak daha önemlidir. Ayrıca Japon çalışanları kurum odaklıdır ve işyerinde geçirilen süre hem işyerine sadakatin hem de terfi etmenin ölçütü olarak nitelendirilmektedir. Bunun sonucunda da işverenler istediği için değil, çalışanlar kendi istedikleri için fazla çalışmaktadır. Kısacası Karoshi ilk dönemlerde gerçekten çok ve üretken çalışmaktan değil, hem çeşitli nedenlerle işyerinde gerekmedik ölçüde vakit geçirmekten hem de çeşitli nedenlerle yeterince dinlenememekten kaynaklanan bir sorun olarak ele alınmıştır (7, 8, 9).

Gerçekten de Karoshi konusunda yapılan ilk dönem araştırmaları kendilerini kurumun savaşçısı olarak gören ve yalnızca çalışmak için yaşayan 40’lı yaşlarındaki üst düzey beyaz yakalı çalışanların işkolik olmaları nedeniyle bu sorundan daha fazla etkilendiklerini göstermektedir (10). Böylelikle ilk dönem bakış açısına göre Karoshi, üst düzey yöneticilerin çeşitli nedenlerle “kötü işkolik” olmalarının bir sonucu olarak görülmüştür.

Ne var ki araştırmalar arttıkça bu bakış açısı zamanla değişmeye başlamıştır. Sonraki dönemlerde yapılan çalışmalar sonucunda Karoshi sorununun çalışanların tercihi dışında da aşırı derece fazla ve yoğun çalışmalarından kaynaklanabileceği, kurbanların her yaş grubundan ve düzeyden olabileceği anlaşılmıştır. Örneğin 2013 yılında yayınlanan bir ILO raporuna göre atıştırmalık üreten bir firmanın haftada 110 saat çalışan 34 yaşındaki bir çalışanı ve ayda 5 kere tuttuğu 34 saatlik nöbetler nedeniyle 22 yaşındaki bir hemşire kalp krizi sonucunda; yılda 3.000 saatten fazla çalışan ve ölümünden önceki son 15 günde de izin kullanmadan çalışmış olan 37 yaşındaki bir otobüs şoförü ile bir basım firmasında gece mesaileri de dâhil olmak üzere yılda 4.320 saat çalışan 58 yaşındaki bir çalışan geçirdikleri felç nedeniyle ölmüştür (11).

Uzunca bir süre Japonya’ya özgü ve Japonya ile sınırlı görülen Karoshi sorununun önce Güney Kore, Çin ve Tayvan’a yayıldığı, sonrasında “küresel bir sorun” olarak ele alınmaya başlandığı da görülmektedir. Örneğin WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve ILO tarafından yürütülen ortak bir araştırma, 2016 yılında dünyada 488 milyon çalışanın dikkat çekici ölçüde fazla çalıştığını göstermektedir. Araştırma sonucuna göre, 2016 yılında 745.000 çalışanın felç ve kalp rahatsızlıkları bağlı nedenlerle öldüğü tespit edilmiştir. Bu araştırmayla birlikte hem WHO hem de ILO haftada 55 saatten fazla çalışmanın felç ve kalp rahatsızlıkları nedeniyle ölüm riskini arttırdığını onaylamış olmaktadır. Böylelikle Karoshi sorunu ILO’nun bakış açısına göre küresel ölçekli bir İş Sağlığı ve Güvenliği sorunu olarak ele alınmaya başlanmıştır. Üstelik iş ve özel yaşam dengesinin önemli ölçüde bozulmasına neden olan ve genel olarak güvencesizlik ile özdeşleştirilen yeni çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu sorunun daha da yaygınlaşmasından ve şiddetlenmesinden endişe edilmektedir (12, 13, 14).

Karoshi ile ilgili çalışmalar artarak ve kapsamı genişleyerek devam etmektedir. Örneğin Karoshi için yapılan araştırmalarda zaman, birey, toplumun homojenliği, kültür, örgüt, coğrafya, genetik faktörlerin ve hatta zirai iklim gibi unsurların da dikkat alınması gerektiği ileri sürülmektedir (15). Bu ilgi Karoshi sorununun hem karmaşık doğasından hem de bu sorunun artık küresel bir sorun olarak kabul edilmeye başlanmasından kaynaklanmaktadır.

Özellikle iş ve özel yaşam dengesinin bozulmasına yol açan yeni çalışma biçimlerinin yaygınlaşması çalışma sürelerinin dengesizleşmesine ve çalışanların yeterince dinlenme fırsatı bulmamasına neden olmaktadır. Bu durumda sürekli fazla çalışmanın yapılmasının gerektiği işler ve işyerleri açısından Karoshi potansiyel bir risk unsuru olarak nitelendirilebilir. ILO’nun da Karoshi sorununa İş Sağlığı ve Güvenliği açısından yaklaşmaya başlaması ile birlikte, iş sürelerinin düzenlenmesi ve çalışanlara yeterince dinlenme süresinin tanınması işyerleri ve iş ilişkileri açısından özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta haline gelmektedir.

Kaynakça

(1) Iwasaki, K., Takahashi, M. and Nakata, A. (2006), “Health Problems due to Long Working Hours in Japan: Working Hours, Workers’ Compensation (Karoshi), and Preventive Measures”, Industrial Health, 44, p. 537.

(2) Kanai, A. (2009), ““Karoshi (Work to Death)” in Japan”, Journal of Business Ethics, 84, p. 209.

(3) Evans, T. M. (1997), A Dictionary of Japanese Loanwords, Greenwood Publishing Group, Westport, p. 79.

(4) Herbig, P. A. and Palumbo, F.A. (1994), “Karoshi: Salaryman Sudden Death Syndrome”, Journal of Managerial Psycholohy, 9 (7), p. 11.

(5) Iwasaki et al., a.g.e.

(6) Bannai, A., Yoshioka, E., Saijo, Y., Sasaki, S., Kishi, R., & Tamakoshi, A. (2016). The Risk of Developing Diabetes in Association With Long Working Hours Differs by Shift Work Schedules. Journal of Epidemiology, 26 (9), 481–487.

(7) “Karoshi: Death from Overwork”, Çevrim içi: https://www.iloencyclopaedia.org/part-i-47946/mental-health/mood-and-affect/item/270-karoshi-death-from-overwork, Erişim tarihi: 17.06.2022.

(8) Herbig and Palumbo, a.g.e., p. 14.

(9) Searight, H. R. (2019), Health and Behavior: A Multidisciplinary Perspective, Rowman & Littlefield, Lanham, p. 173.

(10) Herbig and Palumbo, a.g.e.

(11) ILO (2013), “Case Study: Karoshi: Death from Overwork”, Çevrim içi: https://www.ilo.org/safework/info/publications/WCMS_211571/lang–en/index.htm, Erişim tarihi: 17.06.2022.

(12) Tsusumi, A. (2022), “Preveting Overwork Related Disorders (“Karoshi”)”, Safety and Health at Work, 13, Supp., pp. S11-S12.

(13) Hunt, E. (2021), “Japan’s karoshi culture was a warning. We didn’t listen”, Çevrim içi: https://www.wired.co.uk/article/karoshi-japan-overwork-culture, Erişim tarihi: 17.06.2022.

(14) Omay U. (2020), “Covıd-19 Salgını Sonrası Çalışma Hayatı: Güncel Sorunlar, Öngörüler ve Öneriler”, D. Demirbaş, V. Bozkurt ve S. Yorğun (Ed.),Covid-19 Pandemisinin Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Etkileri, İstanbul Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, ss. 153-170.

(15) Timming, A. R. (2020), “Why competitive productivity sometimes goes too far: a multilevel evolutionary model of “karoshi””, CCSM, 28(1).

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

Avans Talebi Karşılanmayan İşçi Haklı Fesih Yapabilir Mi ?

Lütfi İNCİROĞLU

4857 sayılı İş Kanunu’na göre, ücret en geç ayda bir ödenir (m.32/5). İş mevzuatımızda Basın İş Kanunu’nun 14 üncü maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir. Mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 ve 4857 sayılı Kanun’un 120. maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir[1].

Dolayısıyla, 4857 sayılı Kanunda işverence işçiye talebi halinde avans verileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanunda sadece, işveren, veya işveren vekili, yıllık ücretli iznini kullanacak her işçiye izin dönemine ait ücreti ile ödenmesi bu döneme rastlayan diğer ücret ve ücret niteliğindeki haklarını ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadırlar (m.57/1;Yıllık Ücretli İzin Yön. m.21).

Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda, belirli şartların oluşması durumunda, işverene avans ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Buna göre, “İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle orantılı olarak avans vermekle yükümlüdür” (TBK m.406). Ancak madde hükmünden de anlaşılacağı üzere işverenin avans verme yükümlülüğü belirli şartlara bağlanmıştır. Başka bir deyişle, işçi, işverenden hizmetiyle orantılı olarak avans isteyebilir. Ancak işçinin avans isteyebilmesi üç şarta bağlıdır. Birincisi, işçinin avans istediği tarihte avans istediği miktarı hak etmiş ama o miktarın henüz muaccel olmamış bulunması gerekir. İkincisi, işçinin zorunlu ihtiyacının ortaya çıkmış olması gerekir (hastasının olması gibi). Üçüncüsü de, işverenin avans istenen miktarı hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda olması gerekir[2]. Bu kapsamda konuyu değerlendirdiğimizde, işverence avans verilmesi yükümlülüğü mutlak bir hüküm olmayıp, belirli şartların oluşmasına ve taktire bağlı bir hak olarak kabul edilebilir.

Yargıtay’a göre, “Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının avans talebi karşılanmayınca iş akdini feshettiği anlaşılmakta olup Mahkemenin buna ilişkin kabulü yerindedir. Mahkemece işverenin geçerli bir neden göstermeden davacının avans talebini karşılamaması davacı bakımından haklı fesih nedeni kabul edilerek kıdem tazminatı talebi hüküm altına alınmış ise de; 4857 sayılı İş Kanunu’nun işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkını düzenleyen 24 üncü maddesinde işverenin işçiye avans vermemesi şeklinde bir sebep bulunmamaktadır. Taraflar arasında işverenin davacıya her istediğinde avans vereceğine yönelik bir sözleşme de mevcut değildir. Bu nedenlerle işçi tarafından yapılan fesih haklı nedene dayanmadığından kıdem tazminatı talebinin reddi yerine yasal olmayan gerekçe ile kabulü hatalıdır”[3].

Sonuç olarak, işverenin işçiye avans vermeyi kabul etmemesi İş Kanunu m.24’deki haklı fesih nedenleri arasında sayılmadığı için işçi avans talebi karşılanmadığı gerekçesini ileri sürerek, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedip, kıdem tazminatı talebinde bulunamaz.

[1] Y22HD.01.07.2020 T., E.2017/31812, K.2020/8389 Legalbank.

[2] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4. Baskı, İstanbul 2019.

[3] Y9HD.26.06.2020 T., E.2016/18215, K.2020/6511 Legalbank.

Faizin Getirdikleri

FAİZ KELİMESİNDEN NE ANLIYORUZ?

Nasıl tanımlarsanız tanımlayın:

  • isterseniz adına faiz deyin,
  • isterseniz kâr payı,
  • isterseniz hazineden hibe,
  • ister faiz caiz değildir,

dense de dünya ekonomisi bir faiz temeli üzerine kurulmuştur. “Faize karşıyım” deseniz de küresel ekonomide gerek ticari hayatta, gerekse finansal piyasalarda faiz olmadan, faizi ele almadan, faizden arındırılmış tasarruftan yatırıma kadar bir sermaye hareketinin var olmayacağının altını çizmek isterim.

Faiz, paranın kirası demektir. Evinizi kiraya verdiğinizde talep ettiğiniz gibi, paranızı da bir süre başkasına verdiğinizde kira talep edersiniz, bu da faizdir. En yaygın olarak kullanılan faiz türleri kredi ve mevduat faizidir. Faiz oranı, ekonomideki gidişatı belirlemede önemli bir rol oynar.

Ülkemizde ve dünyada faiz oranları, ülkelerin merkez bankaları tarafından enflasyon seviyeleri dikkate alınarak belirlenir. Bu kapsamda birincil olarak ele alınan konu, enflasyondur. Çünkü enflasyon, direkt olarak ekonomi ile ilişkilidir.

Kaynak: TÜİK
Kaynak: TÜİK

TÜİK TARIM ÜRÜNLERİ ÜFE

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) Mayıs’ta yıllık %154,97, aylık %16,18 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan açıklamaya göre,

  • Tarım-ÜFE’de 2022 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre %16,18,
  • bir önceki yılın Aralık ayına göre %100,17,
  • bir önceki yılın aynı ayına göre %154,97
  • ve on iki aylık ortalamalara göre %57,05

artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %6,11, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde %9,46 ve tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %16,73 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre tek yıllık bitkisel ürünlerde %4,38, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde %14,88 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde %59,15 artış gerçekleşti.

ÜLKEMİZDEKİ ENFLASYON VE FAİZ

Ülkemizde enflasyon oranında faizlerin belirlenmediği gerçeği ortadadır. Enflasyonun hangi kaynağa göre şüphe götürmeksizin son derece inandırıcı olduğuna bakıldığında resmi enflasyon rakamlarının maalesef çarşı Pazar enflasyonu ile örtüşmediği gerçeğini göz adı edemeyiz. Ülkemizin resmi kuruluşu TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları piyasa gerçeğini ne kadar yansıttığı konusunda söz söylemeye de gerek görmüyorum.

TCMB’NİN PPK TOPLANTILARI

Merkez Bankası Faiz Kararı Tarihleri

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2022 yılına ilişkin açıkladığı faiz kararı tarihleri ise şöyle:

  • 20 Ocak 2022
  • 17 Şubat 2022
  • 17 Mart 2022
  • 14 Nisan 2022
  • 26 Mayıs 2022
  • 23 Haziran 2022
  • 21 Temmuz 2022
  • 18 Ağustos 2022
  • 22 Eylül 2022
  • 20 Ekim 2022
  • 24 Kasım 2022
  • 22 Aralık 2022

Faiz kararlarının piyasayı heyecanlandırmadığı bir gerçektir. Çünkü faizlerle ilgili kararlar alınırken hangi ekonomik kriterler dikkate alınıp uygun faizlerin açıklandığına ilişkin makul bir açıklama ben görmedim. Bugün için % 14 olan TCMB gösterge faiz oranı alınacak bir kararla % 20 olsa ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Çünkü piyasalar faiz konusundaki dinamizmini zaten uygulamaktadır. Hangi katılım ve konvansiyonel bankalar kâr paylarını veya faiz oranlarını % 14 seviyesinde tutmamaktadırlar. Herhangi bir bankaya gidiniz ve kredi talebinde bulunun, o zaman piyasanın gerçeğinin % 14 olmadığını göreceksiniz.

TÜFE % 73.50, ÜFE % 132.16

TCMB VE BANKALARIN FAİZLERİ

TCMB gösterge faizlerini % 14’de tutmasının elbette kİ bir izah tarzı vardır. TCMB’nin politika faizi % 14 ancak sadece gösterge faizi olarak yer alan bu faizi daha da düşürseniz ekonomimiz daha iyi mi olacak? Elbette olmayacak. Çünkü TCMB politika faizini % 14 olarak belirleyerek TCMB’den borç alan kurumlara bu politika faizi uygulanmakta, ancak TCMB ve Türk Eximbank kurumları dışında kullanılan faizler politika faizlerin oldukça üzerindedir. Politika faizlerinin çok üzerinde derken 1 veya 2 puan şeklinde değil, tüketici kredileri, ticari faizler, çeşitli nam altında verilen faizler % 25 ila % 50 arasında değişkenlik göstermektedir.

Kredi faizleri açısından bakıldığında % 14’lük politika faizleri ile % 25 ila % 50 arasında değişkenlik gösteren çeşitli nam altında verilen faizler hemen hemen ikiye katlanmış durumda.

Anlayacağınız; ekonomik ve iktisadi dinamikler çerçevesinde faizler düşmez. “Faizler düşecek” söylemleri ile ekonomik ve iktisadi gelişmelerin koşullarını hiç hesaba katmadan, hiçbir koşulda değerlendirmeye almadan söylenmiş bir sözdür. “Faizler düşecek” denildi ama ekonomik koşullar uygun değil. Bu durumda alınacak aksiyon arka kapıdan faizler çeşitli isimler altında desteklenecek. Zaten adına faiz dememek için ilave olarak verilen faizin aldığı “hibe”, “katkı” gibi isimler beni güldürmeye başladı. Yahu arkadaş hibe de olsa, katkı da olsa verilen bu puanlar faiz değil mi? Düşük kalan politika faizinin üzerine tekrar faiz verilmiyor mu? Bu fikrimin tersini söyleyecek bir kişi varsa bir adım öne gelsin lütfen.

 FAİZ DÜŞECEK Mİ

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere.

Çarşı Pazar enflasyonunun % 80 ila % 150 olduğu günümüzde bankalarda Türk Lirası mevduat tutacak kimse olur mu? Normal koşullarda olmayacak. Çünkü şu anda uygulanan faiz negatif getiri sağlayan faizdir. Türk Lirası mevduat sahibi kişi enflasyon karşısında parasının değerini asla koruyamamaktadır. Bugün bankalarımız TCMB ve T.C. Hazinesi destekli kur korumalı Türk Lirası mevduat hesaplarını desteklemeye çalışıyorlar.

FAİZ DÜŞECEK

Rakamsal olarak faiz düşürülse de uygulamada faizler piyasanın gerektirdiği yerdedir.  İstediğiniz yere kadar düşürün faizi ne yazar…. Yani TCMB gösterge faizi % 5 yapsa ne olur ki?

Faizi düşürün, üstü örtülü faiz desteğini de vermeyin, bu enflasyonist ortamda dövizi tutabilene aşk olsun. Her gün yeni rekorlar kırar.

HATÇE TEYZE DAHİ DÖVİZ SATIN ALMAYA BAŞLADI

Türk Lirası faizlerin oldukça düşük olduğunun uzun süre farkındaydı Hatçe Teyze. Faiz tarafında hiç tarağı olmayan Hatçe Teyze de yönünü dövize çevirdi. Ayşe Teyze de öyle yaptı.  Hatçe Teyze’ye KKM – Kur Korumalı Mevduat ürününü anlattım. Hatçe Teyze yüzüme boş boş baktı, kaşlarını yukarı kaldırdı ve bana sesini yükselterek;

“Ben ağnamam Reşat Bey oğlum. Ya döviz, ya da altın almak en doğrusu”

dedi…

Anlayacağınız Hatçe Teyze bir gün piyasa elindeki dövizi ile müdahale edebilir. Ben söylemiş olayım.

REŞAT BAĞCIOĞLU

 

Ticaretle ilgili alım-satım ve danışmanlık taleplerinizi https://satinalmadergisi.com/ticaritalep/ sayfasından iletebilirsiniz.

Ödüllü İş Bulmacası No:17 – Satınalma Dergisi

İŞ BULMACASI No:17 (Ödüllü)

Meydan okumayı sevenler için hazırlanmaktadır.

Güzel bir mola verin.
İş hayatının güncel terimlerini hatırlayın.
Zihinsel bir tazeleme için bulmaca çözün.

Haftanın bulmacasını çözmek için
https://satinalmadergisi.com/bulmaca17/

İnteraktif şekilde web sitesi üzerinde veya kağıt çıktıda (PDF) çözebilirsiniz.

Her pazartesi bir bulmaca sizi bekliyor.
Kolaylıklar dilerim. Prof. Dr. Murat ERDAL

Geçmiş ve güncel tüm bulmacaları çözmek için;

https://satinalmadergisi.com/bulmacalar/
Ödül: 1 Kişiye Satınalma Dergisi Dijital Aboneliği.
Çözümünüzü dergi@satinalmadergisi.com a gönderin.

Şirket Aboneliği ile Ekonomik Avantaj Elde Edin.

Mesleki yetkinliklerini yükseltin.

Şirket olarak tüm dergi arşivine (114 sayı), araştırma raporlarına ve bir yıl boyunca 12 sayıya dijital erişim sağlayın. Dijital şirketi aboneliği için https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

#business  #crossword #puzzle #manager #learning

Anahtar Sözcükler: iş bulmacası, yöneticilik, dergi, ödül, iş, bulmaca, Business crossword puzzle, Business, B2B, işletme, yönetim, manager, management, tedarik zinciri yönetimi

 

Transit Ticaret ve Avantajları

TRANSİT TİCARET VE AVANTAJLARI
İlker ÇOLAKVERMİŞ

Transit Ticaret

Transit ticaret, ihracat yönetmeliğinde; yurt dışında veya serbest bölgelerde yerleşik bir firmadan ya da antrepodan satın alınan malın, ülkemiz üzerinden transit olarak veya doğrudan doğruya yurt dışında veya serbest bölgede yerleşik bir firmaya ya da antrepoya satılmasını ifade eder. Transit ticaret işlemi iki şekilde gerçekleşmektedir. İlk olarak yurt dışından satın alınan bir malın doğrudan başka bir ülkeye satılmasıdır. İkinci durum ise yurt dışından Türkiye gümrük bölgesine gelen bir eşyanın gümrük antrepolarına ya da serbest bölgelere konulması ve eşyaların millileşmeden yurt dışına gönderilmesi şeklinde olmaktadır.

Çin Halk Cumhuriyetinden satın alınan bir malın ülkemize uğramadan doğrudan Amerika Birleşik Devletleri’ne satılması bir transit ticaret işlemidir. Eşya Türkiye gümrük bölgesine gelmediği için Türk gümrüklerinde herhangi bir gümrük işlemi yapılmasına gerek yoktur. Bu durumda herhangi bir gümrük beyannamesi verilmez. Alım satıma konu mallar için ticari fatura düzenlenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte; alım satım işlemlerine konu eşyaların teslimi anında Türkiye’de bulunmaması ve hizmetin Türkiye’de yapılmaması ve hizmetten Türkiye’de faydalanılmaması nedenleriyle alım satıma konu işlem KDV konusuna girmemektedir. Dolayısıyla faturanın kdv hesap edilmeden düzenlemesi gerekir.

Antrepoda bulunan bir eşya için antrepo beyannamesi verilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere gümrük antrepolarında eşyaların kalış süresi sınırsızdır. Gümrük antrepoları Türkiye gümrük bölgesinde yer almasına rağmen istisnai bazı durumlar dışında serbest dolaşıma girmemiş eşyaların konulduğu yerlerdir. Antrepoda bulunan eşyalar serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutularak kati ithalat işlemleri sonucu millileştirilebileceği gibi, mahrece iade, gümrüğe terk, yeniden ihracat, geçici ithalat, dahilde işleme ya da transit ticaret gibi gümrük işlemlerine konu edilebilmektedir. Dolaysıyla gümrük antrepo rejimi altında bulunan eşyalar millileştirilmesine gerek olmaksızın transit ticaret yapılarak bir serbest bölgeye ya da yurt dışında bir ülkeye ihracatı gerçekleştirilebilir.

Eşya her ne kadar millileştirilmese de Türkiye gümrük bölgesinde olduğu için antrepodan ihracat gümrüğüne kadar yapılacak olan taşıma işlemi için transit rejimi hükümlerine göre transit beyannamesi verilmesi gerekmektedir. Antrepoda bulunan eşyalar için Kdv Kanunun 16.maddesinde; transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların ithalat istisnası kapsamında olduğu, yine 17. maddesinde gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda, ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerinin kdv den istisna olduğu hükümleri yer almaktadır.

Fiili ihracatı gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ihracat bedellerinin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemez. 180 gün azami süre olup, bedellerin ithalatçının ödemesini müteakip, doğrudan ve gecikmeksizin yurda getirilmesi esastır. Bununla birlikte, Merkez Bankası ihracat genelgesinde, hizmet ihracatı, transit ticaret, Türkiye’de ikamet etmeyenlere özel fatura ile yapılan satış, mikro ihracat ve serbest bölge işlem formu kapsamında gerçekleştirilen 5.000 USD veya karşılığı döviz ya da Türk Lirasını geçmeyen tutardaki ihracat işlemlerinde bedellerin tamamının tasarrufunun serbest olduğu belirtilmiştir.

Transit Ticaretin Avantajları

Transit ticarete konu olan eşyaların satın alınması ithalat, satılması da ihracat sayılmadığından, eşyaların satın alınmasına ilişkin işlemler İthalat Rejim Kararı ve Yönetmeliği hükümlerine, eşyaların satılmasına ilişkin işlemler ise İhracat Rejim Kararı ve Yönetmeliği hükümlerine göre yürütülmez. 08.02.2008 tarihli 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13186 sayılı Karar ile transit ticarette taahhüt takibi kaldırılmış, başka bir deyişle transit ticarette satış bedellerinin tasarrufu serbest bırakılmıştır. Yapılan bu değişiklik ile Transit Ticaret Formu düzenlemesi ve düzenlenen TTF’lerin bankalarca onaylanması şeklindeki uygulamaya son verilmiştir.

Yine 01.08.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklikle 09.10.2017 tarihinden itibaren Detaylı Beyan Transit Uygulaması (TRIM/TREX) kaldırılmıştır. Gümrük mevzuatı açısından Türkiye gümrük bölgesinden geçmeyen transit ticarete konu eşya üzerinden vergi alınmamakla birlikte, Türkiye gümrük bölgelerinden geçen transit ticarete konu eşya hakkında teminat, sigorta, gözetim gibi önlem ve harcamalar söz konusu olabilmektedir. Uluslararası anlaşmalarla ticareti yasaklamış mallar ile Ticaret Bakanlığı’nın madde politikası itibariyle transit ticaretinin yapılmasını uygun görmediği mallar transit ticarete konu olamaz. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz.

Kurumlar Vergisi Kanununa göre; Kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde, gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği belirtilmiştir. Yine aynı maddede kanuni merkezin; vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezi olduğu, iş merkezinin ise; iş bakımından işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkez olduğu ifade edilmiştir.

Gelir vergisi kanununda ise Türkiye’de yerleşmiş olanların Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendireceği ifade edilmiştir. Bu durumda gelir ve kurumlar vergisi mevzuatı açısından tam mükelleflerin yurt içindeki ve dışındaki kazanç ve iratların Türkiye’de vergilendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Neticeolarak transit ticaretten elde edilen kazanç ve iratlar ile kazanç ve iratları elde etmek için katlanılan gider ve maliyetler gelir tablosunda veya işletme hesap özetinde yer alacaktır.

Finansal Piyasalar

FİNANSAL PİYASALAR

M. Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
vefa.toroslu@gmail.com

  1. PİYASA KAVRAMI

Genel anlamda piyasa, alıcıların ve satıcıların mallarının fiyatlarını ve miktarlarını karşılıklı olarak belirledikleri fiziki bir mekân, telefon ve bilgisayarlarla yönetilen bir organizasyondur. Bir başka ifadeyle piyasa, arz ve talebin karşılaştığı sınırsız ortamdır. Piyasa kavramının alıcı, satıcı, alım-satıma konu olan şey olmak üzere üç temel unsuru vardır. Alıcı, piyasanın talep yönünü oluştururken satıcı da arz yönünü oluşturur. Dolayısıyla piyasadaki alım gücü ile desteklenmiş alış isteğine talep, satış isteğine de arz denir.

  1. PİYASANIN ÇEŞİTLERİ

Piyasalar alım-satıma konu olan şeyin niteliğine göre reel piyasalar ve finansal piyasalar olarak iki gruba ayrılır.

3. FİNANSAL PİYASALAR

Finansal piyasalar, finansal sistemin bir parçası olarak tasarruf fazlası olan arz sahipleri ile tasarruf açığı olan fon talep edenler arasındaki fon transferinin aracı kuruluşlar vasıtasıyla sağlandığı piyasalardır. Fon arz edenler gelirlerinden daha az harcama yapmakta ve tasarruf ortaya çıkartmaktadırlar. Fon talep edenler ise tam tersi olarak gelirlerini geçen harcamalarda bulunurlar ve fon açıklarını finansal piyasalardan borçlanarak karşılarlar.

Finansal piyasalarda takas (değişim) her zaman yüz yüze olmayabilir. Çoğu zaman yazışmayla, telefon veya bilgisayar gibi vasıtalarla yapılabilir. Finansal piyasalar, fon talep edenler ve fon arz edenlerin yanı sıra, fon alışverişini düzenleyen kurumların, bu alışverişi sağlayan araçlar ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kuralların mevcut olduğu piyasalardır. Finansal piyasalardaki tüm ticari işlemler, hem finansal varlık hem de finansal yükümlülük yaratır.

  1. FİNANSAL PİYASALARIN SINIFLANDIRILMASI

Finansal piyasalar aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi çeşitli açılardan sınıflandırılabilir.

4.1. İşlem Aşaması Açısından

4.1.1. Birincil Piyasalar

İlk kez çıkarılan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasaya birincil piyasa denir. Birincil piyasada ilk defa çıkarılan, yani daha önce herhangi bir piyasada işlem görmeyen menkul değerler işlem görür. Diğer bir ifadeyle, menkul değerin satılması sonucu elde edilen fonun menkul değeri çıkaran şirkete gittiği durumda birincil piyasa söz konusudur.

Birincil piyasada menkul değeri çıkaran şirket ile fon fazlası olan ekonomik birimler doğrudan ya da bir finansal aracı vasıtasıyla dolaylı olarak karşılaşırlar.

Sermaye piyasasının ekonomiye kaynak yaratma fonksiyonunu yerine getirdiği en önemli piyasa birincil piyasalardır. Ancak, menkul değerler ilk defa burada işlem gördükten sonra diğer piyasalara transfer edilirler.

4.1.2. İkincil Piyasalar

İkincil piyasalar, daha önce alım satıma konu olan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasalardır. Birincil piyasalarda uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden işletmelere intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda işletmelerin bünyesine taze para olarak yeni sermaye girer. Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur.

Bir yatırımcı ikincil piyasada bir hisse senedi aldığında, hisse senedini satan kişi bunun karşılığında para elde ederken, menkul kıymeti çıkarmış olan işletme bu yeniden satış işleminden yeni bir fon elde etmemektedir. Bu durumda bir işletme ihraç ettiği hisse senedi birincil piyasada ilk kez satıldığı zaman yeni bir fon elde edebilmekte, ikincil piyasalarda gerçekleşen alış-satış işlemlerinden işletmenin elde edebileceği bir fon söz konusu olmamaktadır.

4.2. Örgütlenme Yapısı Açısından

4.2.1. Organize Piyasalar

Organize piyasalar, alıcı ve satıcıların belli fiziksel alanlarda karşılaştığı, denetim ve gözetimi belli kurumlar tarafından yapılan piyasalardır. Bu piyasalara “teşkilatlanmış piyasalar” veya “örgütlenmiş piyasalar” da denilmektedir. Organize piyasalara en iyi örnek borsalardır. Borsa, hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetlerin, kıymetli madenlerin, çeşitli zirai ürünlerin ve yabancı paraların ticaretini yapanaların toplandığı yerlerdir. Borsalar iş konularına göre; menkul kıymetler borsası, ticaret borsası (zirai ürünler için), döviz borsası, opsiyon borsası, altın borsası gibi çeşitli kategorilere ayrılır.

4.2.2. Tezgah Üstü Piyasalar

Tezgah üstü piyasalar, genellikle hukuki bir alt yapısı ve düzenlemesi olmayan, işlem yapabilmek için piyasa üyesi olmanın zorunlu olmadığı, fiyatın alıcı ve satıcı arasında piyasa fiyatından bağımsız olarak kararlaştırılabildiği, alım-satım emirlerinin doğrudan karşılaştığı piyasalardır. Tezgah üstü piyasalarda genellikle küçük ve riskli firmaların menkul kıymetleri işlem görür. Tezgâh üstü piyasalara “organize olmamış piyasalar” veya “örgütlenmemiş piyasalar” da denilmektedir. Tezgâh üstü piyasalarda işlemler çoğu zaman telefon, e-posta ve internet ile yürütülür. Türkiye’de İstanbul Kapalı Çarşıdaki döviz piyasası ve serbest altın piyasası tezgah üstü piyasaya örnek olarak gösterilebilir.

4.3. Finansal Araçların Vadesi Açısından

4.3.1. Para Piyasaları

Para piyasası, vadesi en fazla bir yıla kadar olan fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalardır. Para piyasasında fonların aktarılması, bir yıldan kısa vadeli bonolar, çekler gibi finansal araçların kullanılması ile gerçekleştirilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihraç ettiği bir yıldan kısa vadeli devlet iç borçlanma senetleri de para piyasası araçları arasında sayılır.

Türkiye’de, çalışma biçimleri ve işlem hacimleri açısından değişen aşağıda belirtilen üç para piyasası mevcuttur.

  • Merkez Bankası Piyasası,
  • Bankalararası Piyasa,
  • Takasbank Piyasası.

Para piyasalarında aşağıda belirtilen finansal araçlar işlem görür.

  • Hazine Bonosu,
  • Banka Bonoları,
  • Repo/Ters Repo,
  • Finansman Bonosu,
  • Banka Garantili Bonolar.

4.3.2. Sermaye Piyasaları

Sermaye piyasası, vadesi bir yıldan daha fazla olan orta ve uzun vadeli fon arz ve talebinin (aracı kurumlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak) karşılaştığı piyasalardır. Sermaye piyasalarının oluştuğu yere “Menkul Kıymetler Borsası” adı verilir.

Bu piyasalarda fon alış-verişi tahvil, bono, hisse senedi gibi finansal araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Kısa vadeli fonlar hazine bonosuna, orta vadeli fonlar tahvile, sonsuz vadeli fonlar ise hisse senetlerine tekabül eder. Sermaye piyasasına genellikle sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesi ihtiyacının finansmanı için başvurulur.

Sermaye piyasalarında aşağıda belirtilen finansal araçlar işlem görür.

  • Pay (Hisse) Senetleri,
  • Devlet Tahvilleri,
  • Yatırım Fonu Katılım Payları,
  • Özel Sektör Tahvilleri,
  • Katılma İntifa Senedi,
  • Gelir Ortaklığı Senedi,
  • Kâr-Zarar Ortaklığı Belgeleri,
  • Gayrimenkul sertifikası,
  • Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler,

4.4. İşlemin Gerçekleşme Zamanı Açısından

4.4.1. Spot Piyasalar

Spot piyasalar, değişime konu olan finansal aracın hemen teslim edildiği ve ödemenin hemen yapıldığı piyasalardır. Ancak, hemen ile kastedilen aynı gün ya da işlemin yapıldığı piyasanın kurallarına göre bir-iki gün sonrası olabilir. Örneğin, Borsa İstanbul (BIST) hisse senedi piyasasında T+2 uygulaması vardır. Bu piyasada alım-satıma konu olan hisse senedi ile para ikinci işgünü el değiştirir. Bu uygulamaya göre hisse senedinin satışı örneğin Salı günü gerçekleşirse ödemenin Perşembe günü yapılması gerekir. İşlemin gerçekleştiği gün ile ödemenin yapıldığı gün arasındaki süre valör (vade) olarak tanımlanır.

Borsa İstanbul (BIST) bünyesinde faaliyet gösteren Hisse Senetleri Piyasası ve Tahvil ve Bono Piyasası ile Bankalararası Döviz Piyasası spot piyasalara örnek olarak verilebilir.

4.4.2. Vadeli Piyasalar

Vadeli piyasalar, belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikteki malın, kıymetli madenin, sermaye piyasası aracının, finansal göstergenin veya dövizin alınıp satıldığı piyasalardır. Vadeli piyasalar, herhangi bir menkul kıymetin gelecekteki fiyatında meydana gelebilecek olası değişikliklere karşı fiyatı bugünden sabitleyerek riski azaltmak amacıyla kullanılmaktadır.

Vadeli piyasalarda genellikle mallara (Tarımsal ürün, enerji ürünleri, metaller vb.), hisse senetlerine, hisse senedi endekslerine, faiz oranlarına, dövize dayalı olarak düzenlenen vadeli sözleşmeler işlem görmektedir. Ancak, günümüzde hızla gelişen finansal piyasalarında değişen yatırımcı taleplerine paralel olarak hava durumu gibi birçok farklı değişkene dayalı olarak düzenlenen vadeli işlem sözleşmeleri de vadeli piyasalarda işlem görmeye başlamıştır.

​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​Ülkemizde vadeli işlemler Borsa İstanbul (BIST) bünyesinde bulunan Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası (VİOP)’nda yürütülmektedir. VİOP, ekonomik veya finansal göstergeler ile sermaye piyasası araçları üzerine düzenlenmiş vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile diğer türev araçların elektronik ortamda alınıp satılabileceği bir piyasadır.

 

Radikal Yeniliklerin İş Hayatındaki Önemi

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Yaratıcılığın iki boyutu vardır. İlki bilgi ve beceri, ikincisi ise yeniliktir.” John Dewey

Radikal yenilikler, yoğun geliştirme faaliyetleri sonucu ortaya çıkar, müşteri ve sektör için tamamen yenidir. Firmalarda yönetimler, radikal yenilikçilik sürecine daha az vakıftır ve yeniliğin değişim süreci biçimsel ve fonksiyonel olarak karmaşık bir model oluşturur.

Radikal yenilik, devrim niteliğinde gelişme ve değişim gösterme, maliyetleri azaltma sistemi olarak tanımlanmaktadır. Radikal yenilikler genel olarak yeni bir çalışma ortamına yönelindiği ve ani değişimler gösterilmesi gerektiği durumlarda söz konusu olmaktadır. Radikal yenilikler, uygulandığı alanda ciddi bir kalkınma ve gelişme eğilimi göstererek şirketlerin ivme göstermesini sağlarken, bu durum tüm radikal yenilikçilik çalışmalarında pozitif yönlü olmayabilir. Bu özelliğiyle radikal yenilikler dalgalanmalar göstererek yeni süreçlerin doğmasına neden olmaktadırlar (Şekil 1).

Şekil 1. Radikal Yenilik

İraz (2005) radikal değişikliklerin büyük oranda bir riske sahip olduğunu ve uygulama için gereken maliyetlerin yüksek olduğunu ortaya koymuştur. İşletmelerin bu tip yeniliklere girmeden önce konuyla ilgili çok düzeyli bir fizibilite yapması kaçınılmazdır.

Radikal yenilikler, teknolojik yeteneklerde son noktayı oluşturan işlevsel yeteneklilik sağlarlar. Radikal yeniliklerin özelliği hem tamamen yeni ve hem de oldukça yüksek oranda riskli olmalarıdır. Yüksek risk ve maliyet gerektirdikleri için radikal yeniliklere karar verirken işletmelerin çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Ancak başarılı olunduğunda işletmelere ilk olma avantajıyla yüksek karlar sağlamaktadırlar. Radikal yenilik, tamamen yeni ürün ve süreçler geliştirmeyi gerektirmektedir.

Genellikle kurum bireylerinin normatif inanç ve değer sistemlerinde değişim oluştururlar. Radikal yeniliklere; elektron transistor, bilgisayarlar, vakum tüpler, yarı iletken entegre devreler, lazerler birer örnektir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2018). Organizasyonlarda Yenilik Yönetimi, Artikel Yayıncılık, İstanbul. https://www.gozdemert.com/ebook/YY.pdf

Rapor: Sağlık Sektöründe Beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşmaları (SLA) ve Kullanılabilirlik Açığı

Sağlık Sektörünün Kullanılabilirlik Açığı Diğer Tüm Sektörlerden Yüksek

Veeam Veri Koruma Trendleri Raporu 2022, sağlık sektöründe beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması ile BT departmanlarının üretkenliğe ne kadar hızlı geri dönebileceği arasında %96’lık bir “Kullanılabilirlik Açığı” olduğunu gösteriyor.

Modern Veri Koruması sağlayan yedekleme, kurtarma ve veri yönetimi çözümleri firması olan Veeam® Yazılım, sağlık sektöründe iş beklentileri ve BT hizmet sunumları arasındaki farkın son beş yılın en yüksek seviyesinde olduğunu ortaya çıkardı.

Veeam Veri Koruma Trendleri Raporu 2022’ye göre sağlık sektöründeki şirketler beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması (SLA) ile BT’nin üretkenliğe ne kadar hızlı geri dönebileceği arasında “kullanılabilirlik açığına” (%96) sahipler. Bu araştırmaya katılan tüm sektörler arasında en yüksek oran. Bunun yanı sıra organizasyonlarda ne kadar veri kaybetmeyi göze alabilecekleri ile verilerin ne sıklıkla korunduğu arasında bir “koruma açığı” (%93) da var. Bu durum, hasta bakımının sağlanması ve güvenliği için kritik verilere 7/24 erişmenin zorunlu olduğu düşünüldüğünde sağlık sektörünün ne kadar vahim durumda olduğunu gösteriyor.

“Sağlık sektöründe, verilerinin hız, hacim ve değer açısından büyüdüğünü görüyoruz. Bu nedenle, sağlık kuruluşlarının verilerini sorunsuz bir şekilde depolamasına, korumasına, geri yüklemesine, kurtarmasına, erişmesine ve yönetmesine olanak tanıyan sağlam bir Modern Veri Koruma stratejisine sahip olması gerekir” diyen Veeam Türkiye Ülke Müdürü Kürşad Sezgin, “Nerede bulunursa bulunsun, tüm kritik verilerin kullanılabilirliğini sağlamak zorunludur. Kesintiler ve hizmet sunumundaki açıklar, hasta bakımının kalitesini doğrudan etkiler. Ancak, Veeam Veri Koruma Raporu 2022, sektörün beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması ve BT ekiplerinin üretkenliğe ne kadar hızlı dönebilecekleri arasındaki “kullanılabilirlik açığının” ne kadar kötü durumda olduğunu gösterdi. Bu oldukça endişe verici. Sağlık sektöründeki BT, veri koruma hedeflerini karşılamıyor.” dedi.

Birçok kuruluşun veri bağımlılığından ve statükodan memnuniyetsizlikleri tüm zamanların en yüksek seviyesinde olmasına rağmen, üretim ortamlarının hızlı modernizasyonu, bu kurumlara koruma yöntemlerinin aynı hızda ilerlemediğini kabul etmeye zorladı. İşin olumlu tarafı, sağlık kuruluşları veri koruma bütçelerini artırmaya istekliler. Rapora katılan sağlık sektörü kuruluşlarının yedekleme, iş sürekliliği ve olağanüstü durum kurtarma dahil olmak üzere veri koruma bütçesinin 2022’de küresel ortalamada %4,9 oranında artmasını beklediğini gösteriyor.

‘Yüksek öncelikli’ ile ‘normal öncelikli’ veriler arasındaki veri kaybı tolerans farkının, her iki veri türü için ‘bir saat veya daha az’ kategorisinde yer almasıyla birlikte yatırımdaki bu artış, sağlık sektörü için oldukça olumlu. Özellikle sektörün bağımlı olduğu karmaşık, genellikle bulutta barındırılan üretim iş yüklerini Modern Veri Koruma’yı sağlamak için mantıklı bir ilerleme olarak kabul edilebilir.

Veeam Veri Koruma Raporu 2022, bağımsız bir araştırma firması tarafından Ekim ve Aralık 2021 arasında toplanan verilerle hazırlandı.  2022 BT ve veri koruma sürücüleri ve stratejileri hakkında 3.000’den fazla BT karar alıcısı ve BT uzmanına anket yapıldı. 28 ülkeyi kapsayan ve sağlık sektöründen 399 kuruşun yer aldığı araştırmada, neredeyse tüm katılımcılar 1000’den fazla çalışanı olan kuruluşlardandı.

Tüm endüstrileri kapsayan eksiksiz küresel raporu şu adresten indirebilirsiniz: http://vee.am/DPR22.

Kit Karşılığı Cihazın Hastanede Kullanım Süresinin Belirsizliği ?

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 14.10.2020 tarihli ve 2020/UM.I-1673 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre; İhalenin başvuruya konu kısmına ilişkin Teknik Şartname’nin C.2 bölümünün 2.2’nci maddesinde yer verilen düzenleme ile iş süresince kullanılacak cihazların, test kitlerinin laboratuvarda kullanım süresi boyunca, herhangi bir ön koşul ve kısıtlama olmaksızın hastanenin kullanımına verileceğinin belirtildiği, Şartname’nin diğer kısımlarında da cihazların idarede çalıştırılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılmadığı tespit edilmiştir.

…Kamu İhale Genel Tebliği’nin 60.2’nci maddesinde, kit alımı ile birlikte kit karşılığı geçici olarak cihaz temini ihalelerinde, kitlerin, ihale dokümanında belirtilen teslim sürelerine uygun olarak idareye teslim edilmelerine karşın kitlerin tahlil edildiği cihazların kitlerin tamamı kullanılıncaya kadar idarede kaldığı, ihale dokümanlarında cihazların idarede çalıştırılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılmadığı “cihazlar, kitlerin bitimine kadar idarede çalışır halde hazır bulundurulacaktır” gibi ifadelere yer verildiği, bu düzenlemelerin ise hukuki sorunlar doğurduğu; cihazların idarede kullanılacağı süreye ilişkin belirsizliğin isteklilerin teklif fiyatlarına yansıdığı belirtilerek, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve hukuki sorunların yaşanmaması için diğer hususların yanında ihale dokümanında cihazların idarece kullanılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu açıklama doğrultusunda, iddiaya konu düzenlemenin teminatın iadesi, garanti ve tarafların diğer yükümlülükleri gibi konular da dahil olmak üzere hukuki sorunlar oluşturulabileceği anlaşılmıştır.

Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; ihaleye konu kitlerin kullanılacağı cihazların, test kitlerinin laboratuvarda kullanım süresi boyunca, herhangi bir ön koşul ve kısıtlama olmaksızın hastanenin kullanımına verileceğine ilişkin iddiaya konu düzenlemenin, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda hukuki sorunlara neden olacağı, söz konusu düzenlemeye ihalenin diğer kısımlarında yer verilmediği de dikkate alındığında, bu düzenlemenin sebep olduğu belirsizliğin teklif fiyatlarını yükselteceği ve isteklilerde tereddüde yol açacağı, iddiaya konu düzenlemenin ihalede sağlıklı bir rekabet ortamının oluşmasına engel teşkil edeceği anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Mehmet ATASEVER

  Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen