İş Yaşamındaki Filler ve Pireler

İş Yaşamındaki Filler ve Pireler

İşletmecilik alanında hızlıca değişimlerin yaşandığı 1980’li yıllardan ve kendi deneyimlerinden etkilenen Charles Handy tarafından filler ve pireler metaforu aracılığıyla ileri sürülen ilgi çekici bir düşünceye göre iş yaşamında üretimden hizmetlere doğru yaşanan geçişle birlikte üretim yapan büyük firmaları simgeleyen fillerin yerini hizmet sektöründe hızlıca hareket eden ve sayıları da aynı şekilde hızlıca artan pireler almaya başlamıştır.

Handy yazmış olduğu “The Elephant and the Flea” (Filler ve Pireler) başlıklı kitapta, karısının da telkiniyle büyük kurumsal firmalarda çalışmaktan vazgeçerek yazarlık ve danışmanlık gibi alanları içeren geniş bir portföy çerçevesinde serbest çalışmaya başlamasını, diğer bir ifade ile kendi hikayesini örnek göstererek, bağımsız çalışmanın ve kendi işini kurmanın önemini ve avantajlarını vurgulamaktadır (1, 2). Handy’nin yaklaşımına göre dev firmaların devri sona ermekte ve girişimcilik yeni döneme damgasını vurmaktadır. Çünkü filler de artık pirelerden destek almakta ve aldıkları bu destekle varlıklarını sürdürüp büyümektedirler. Zira büyük kurumsal firmalar sahip oldukları bürokratik yapı nedeniyle hantallaşmış olduklarından, yeni fikir üretebilme ve değişen koşullara hızlı tepki verebilme niteliklerine sahip pirelere muhtaçlardır ve bu süreçlerin kontrolü pirelere geçmiş bulunmaktadır. Bu yönleriyle pireler, yeni dönemin temel itici gücü haline gelmektedir (1, 3).

Kuşkusuz Handy tarafından ileri sürülen bu görüşler ve öngörüler bugünün iş dünyası ile uyumlu görülebilir. Ne var ki, bu görüşlerin çeşitli açılardan da eleştirilmesi mümkündür. Üstelik filler ve pireler yaklaşımının çelişkili bir doğası da bulunmaktadır.

Filler ve pireler yaklaşımında dikkat çeken önemli bir nokta her ne kadar pireler övülüp yüceltiliyor olsalar da pirelerin varlıklarını sürdürebilmek için fillere muhtaç oldukları gerçeğidir. Gerçekten de Handy’nin yaklaşımında filler pirelere muhtaçmış gibi gösteriliyor olsa da fillerin olmadığı bir dünyada pirelerin ne yapacağı da bir soru işareti haline gelmektedir. Dolayısıyla filler ile pireler arasında aslında karşılıklı faydanın sağlandığı bir ilişki söz konusudur. Örneğin, Handy’nin kendisi de aslında fillere danışmanlık yapan bir piredir. Dolayısıyla fillerin döneminin sona ermekte olduğuna ilişkin iddialara temkinli yaklaşmak ve bu iddiaları fillerin tamamen ortadan kalktığı ya da kalkacağı şeklinde yorumlamamak gerekir.

Nüfus üzerine çalışmaları bulunan Kuczynski’nin de nüfus artışına ilişkin tespitlerinde filler ve pirelerden yararlanmış olması oldukça dikkat çekicidir ve verdiği örnek Handy’nin filler ve pireler yaklaşımının gözden kaçan bir noktasının anlaşılması açısından da oldukça önemlidir.

Kuczynski bir çalışmasında genç yaşta evlenmenin ve buna bağlı olarak nüfus artış hızının önemini vurgulamak amacıyla düşünsel bir deney çerçevesinde fil ve pire nüfusunu incelemekte ve başlangıçta her iki grubunda 1.000 üyesinin olduğu varsayımdan hareketle her kuşakta nüfus artışının 2 ve 0,5 olması, diğer bir ifade ile her bir kuşakta nüfusun ikiye katlanması ya da yarı yarıya azalması durumunda ne olacağını şu şekilde yorumlamaktadır: Fillerin nüfusu iki katına çıktığında pirelerin nüfusu astronomik bir sayıya ulaşırken, fillerin sayısı yarıya indiğinde pirelerin nesli çoktan tükenmiş olacaktır. Kuşkusuz buradaki ayırıcı temel nokta her iki türün yaşam süreleri de dahil olmak üzere birçok açıdan birbirilerinden tamamen farklı olmasından kaynaklanmaktadır (4).

Aynı durumun Handy’nin pireleri için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Doğaları gereği Handy’nin pirelerinin sayısı fillere göre daha hızlı artacağından, bu yeni pireler iş yapmak için ihtiyaç duyacakları filleri nereden bulacaklardır ? Bu soru isteyen herkesin iş yaşamında bir pire olamayacağını, olsa bile istediği başarıya ulaşamayacağını bize göstermektedir.

Diğer yandan Handy, filleri eski dönemin üretim sektörünün, pireleri de yeni dönemin hizmet sektörünün baş oyuncuları olarak ele alıyor olsa da fillerin artık yalnızca üretim sektörüyle sınırlı olmadığını, hizmet sektöründe de fillerin bulunduğunu ve pireler kadar olmasa da sayılarının her geçen gün arttığını da belirtmek gerekir. Dolayısıyla ekonomide hizmet sektörünün artık belirgin bir ağırlığı bulunsa da sonuçta hizmet sektöründe faaliyetler yalnızca pireler tarafından gerçekleştirilmemektedir ve pireler hizmet sektöründe de yine belirgin ölçüde filler için iş yapmaktadırlar.

Handy’nin filler ve pireler yaklaşımına getirilebilecek diğer bir eleştiri ise, kendi hikayesini biraz fazla genelleştirmesidir. Kuşkusuz sahip olduğu niteliklerinin ve kariyer sürecinin yanı sıra pireler için yeterince iş yapma alanın ve fırsatının bulunduğu bir dönem olan 1980’li yıllarda pire olarak kendisini konumlandırmış olması da Handy’nin işletmeciliğin önemli düşünürleri arasında sayılma gibi başarılı ve ayrıcalıklı bir konuma ulaşmasına yardımcı olmuştur (2). Oysa bugünün değişen şartlarının Handy’nin tabiriyle pire olmak için çabalayan herkese aynı fırsatları sunup sunmayacağı tam bir soru işaretidir.

Kısaca belirtmek gerekirse, Handy’nin filler ve pireler yaklaşımının, işletmecilik alanındaki diğer birçok popüler yaklaşım gibi, ilk bakışta heyecan uyandırdığı, ancak üzerinde biraz düşünüldüğünde bazı açılardan eleştirilmesinin ya da farklı bir bakış açısıyla ele alınmasının gerekli olduğu bir dizi görüşü içerdiği söylenebilir. Kuşkusuz böylesi görüşler işletmecilik literatürüne yeni bir soluk ve zenginlik getirmektedir. Ancak bunları zamanın modasına uygun genel geçer reçeteler olarak kabul etmenin de çeşitli yönlerden sakıncalarının bulunduğunun farkında olmak da önemlidir.

Prof. Dr. Umut OMAY

Kaynaklar

(1) Handy, C. (2002), The Elephant and the Flea: Looking Backwards to the Future, Arrow Books.

(2) Doyle, J. F. (2002), “Review of ‘The Elephant and the Flea: Reflections of a Reluctant Capitalist,’ by Charles Handy, Harvard Business School Press, 2001”, Ubiquity, April.

(3) Mayer, C. (2012), “The Elephant and the Flea”, Çevrim içi: https://www.businessinsider.com/the-elephant-and-the-flea-2012-9, (08.06.2023).

(4) Blacker, C. P. (1937), “Future Trends in Population”, The Eugenics Review, 29 (3), p. 223.

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

İş İlanı: Helen Doron Florya Learning Center İçin İngilizce Öğretmenleri Aranıyor

Helen Doron Florya Learning Center İçin İngilizce Öğretmenleri Aranıyor

35 yılı aşkın deneyimle, Dünya’da 40 ülkede faaliyet gösteren Helen Doron markasının bir parçası olmaya hazır mısınız ?

3 aylık bebeklerden, 19 yaşa kadar İngilizce öğretiminde fark yaratanlardan olmak ister misiniz ?

Yeni açılacak olan Helen Doron Florya Learning Center’da birlikte çalışacağımız İngilizce Öğretmenleri ile tanışmak için sabırsızlanıyoruz.

Helen Doron küresel eğitim ağında yer almayı isteyen ve aşağıdaki özelliklere sahip tüm adayların başvurularını bekliyoruz.

  • Üniversitelerin İngilizce öğretmenliği ve ilgili bölümlerinden mezun
  • Akıcı olarak İngilizce konuşabilen,
  • Pedagojik formasyona sahip,
  • Stajını tamamlamış,
  • Çocukları çok seven, bebeklerle de iletişim kurabilen,
  • Veli ve öğrenci iletişimini yönetebilecek,
  • Takım çalışmasına yatkın ve ekip başarısını önemseyen,
  • Temel düzeyde MS Office ve gerekli eğitim yazılımlarını kullanabilen,
  • Tercihen sigara kullanmayan,
  • Esnek çalışma saatlerine uyum sağlayabilen.

İletişim:   iletisim@helendoron.com

Telefon:  0 (212) 706 67 66

 

 

Alım Talebi: Pancar Şekeri

Bir firmamız için; şeker pancarından üretilmiş, şeker alımı yapılacaktır.

  • Avrupa menşeili,
  • Aylık 12.500 ton
  • Hedef fiyat Mersin CIF 450 $
  • Pancar şekeri gerekli ( Brezilya vs. değil )

İlgililerin, aşağıdaki adımların ardından, iletişime geçmesi rica olunur.

Teklif Vermek İçin;

  1. SATINALMA DERGİSİne abone ol.
  2. Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
  3. Ödeme sonrasında FİRMA BAŞVURU FORMU’nu doldur.

https://satinalmadergisi.com/satici/

TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK ( 250 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.

“Türkiye ve Çin Arasındaki Karşılıklı Ticaret ve Yatırımlar Daha da Artacak”

Çin’in Pekin şehrinde düzenlenen 2023 Küresel Ticaret ve Yatırım Teşvik Zirvesi’ne katılan TFI TAB Gıda Yatırımları Kurucu Ortağı ve CEO’su Korhan Kurdoğlu yaptığı açıklamada, “Etkili ve büyük ölçekli yatırımların her iki ülkenin de yerel ekonomik kalkınmasına büyük katkı yapacağını düşünüyorum. Gelecekte büyük ölçekli yatırımların karşılıklı olarak yapılması ve Türkiye’nin kendine özgü ürünlerinin Çin’e ihraç edilmesi gibi gelişmelerle iki ülke arasındaki karşılıklı ticaret ve yatırımların artacağına inanıyorum” dedi.

2023 Küresel Ticaret ve Yatırım Teşvik Zirvesi, 24 Mayıs’ta Çin’in Pekin şehrinde gerçekleştirildi. Zirve, “Kazan-Kazan İş Birliğine Güveni Güçlendirmek ve Açık Bir Dünya Ekonomisi İnşa Etmek” temasıyla düzenlendi. Dört paralel forumdan oluşan Küresel Ticaret ve Yatırım Teşvik Zirvesi’ne, yaklaşık 500 yabancı devlet insanı, iş dünyası derneklerinin temsilcileri ve ilgili uluslararası kuruluşların başkanları katıldı.

Zirveye katılan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu – DEİK / Türkiye – Çin İş Konseyi Başkanı, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Çin Çalışma Grubu ve Şangay Network Başkanı, TFI TAB Gıda Yatırımları Kurucu Ortağı ve CEO’su Korhan Kurdoğlu, “Kuşak ve Yol” girişiminin gerçekleştirilmesi açısından da önemli bir ülke olan Türkiye, Çin ile arasında altyapı inşaatı, ulaştırma, yüksek teknoloji ve finans alanlarında birçok iş birliğini yürütüyor. Bu iş birlikleriyle iki ülke de karşılıklı kazanımlar elde ediyor. Etkili ve büyük ölçekli yatırımlar her iki ülkenin de yerel ekonomik kalkınmasına büyük katkı yapacaktır. Gelecekte büyük ölçekli yatırımların karşılıklı olarak her iki ülkede de yapılması ve Türkiye’nin kendine özgü ürünlerinin Çin’e ihraç edilmesi gibi gelişmelerle Türkiye ve Çin arasındaki karşılıklı ticaret ve yatırımların artacağına inanıyorum” dedi.

TFI TAB Gıda Yatırımları Çin’de 1400’ü aşkın restoran işletiyor

Korhan Kurdoğlu’nun kurucu ortağı ve CEO’su olduğu TFI TAB Gıda Yatırımları, Türkiye’nin Çin’deki en büyük ticari yatırım projesini oluşturuyor. Çin’de 1400’ü aşkın restoranı bulunan TFI, Türkiye ve Çin’deki iki farklı operasyonuyla dünyanın en büyük 4 hızlı servis restoran zinciri operatöründen biri olarak dikkat çekiyor. TFI sadece bu yıl Çin’de 200’den fazla restoran açmayı planlıyor. Türkiye’deki ekosistem şirketlerinden Çin’e ihracat da gerçekleştiren TFI, aynı zamanda Çin’de yıllık satın alma miktarı 2 milyar Yuan’ı aşan bir yerel ekosistem oluşturmuş bulunuyor.

DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi ve TÜSİAD, Çin ile iş birliğini daha da geliştirecek

Kurdoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “DEİK/Türkiye-Çin İş Konseyi, Türkiye’yi tanıtmak ve Türk ürünlerinin görünürlüğünü artırmak için Çin’de aktif olarak çalışmalar yürütmeyi planlıyor. Çinli turizm yetkilileri ve seyahat acenteleri ile fikir alışverişi ve iş birliğinin Türkiye’ye daha fazla Çinli turist çekeceği umuluyor. Aynı zamanda iki ülkenin ekonomi ve ticaret yetkilileri ve ticaret ve sanayi dernekleri arasında, ekonomik ve ticari forumlar, karşılıklı ziyaretler ve fikir alışverişi ortamları düzenleyerek, yatırım alanında Çin ve Türkiye arasındaki iş birliğini ve ekonomik ve ticari gelişmeyi destekleyecek.

TÜSİAD da Çin ile ikili ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek ve Çin’in ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerini yakından takip etmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Çin Uluslararası Ticareti Destekleme Konseyi ve Tüm Çin Sanayi ve Ticaret Federasyonu ile 15 yılı aşkın bir süredir devam eden mutabakat zaptları ile Türkiye ve Çin iş dünyası ve hükümet yetkilileri arasındaki iş birliğini güçlendirmek için partnerleriyle birlikte birçok farklı etkinlik düzenliyor. Bu amaçla, Çin ile iş yapmak konulu üst düzey konferanslar, sektör bazlı toplantılar (ulaştırma/lojistik, turizm, bilişim ve iletişim teknolojileri, dijital ticaret, yiyecek ve içecek) düzenleyen TÜSİAD, potansiyel iş birliği alanları hakkında raporlar yayınlamakla birlikte, birçok Çinli iş dünyası kuruluşu ve resmi heyeti kabul etti ve Çin’in çeşitli eyaletlerine de ziyaretlerini sürdürdü.”

Dijital Emek Platformu Çalışanları İşçi Statüsünde midir ?

İşletmeler, dünyada yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler ve küreselleşme dolayısıyla uluslararası arenadaki çetin rekabet koşulları nedeniyle varlıklarını idame ettirebilmek için yeni çalışma tür ve biçimlerine yönelmişlerdir. Çalışma hayatındaki değişiklik anlayışı, çalışanların sosyal arzuları ile işletmelerin zorunlulukları arasındaki dengeyi sağlamaya dönük yeni esnek çalışma biçimlerini ortaya çıkarmıştır[1].

Dijital çalışma kavramı, internet üzerinden hizmet veren uygulamalar aracılığı ile bir hizmetin sunumu ve/veya işin yapılmasına olanak sağlanması, işin görülmesini isteyen kişi ile bu işi yapacak kişinin uygulama aracılığı ile bir araya getirilmesi süreçlerini kapsayan bir çalışma modelidir[2]. Bu çalışma modelinde üçlü bir ilişki bulunmaktadır. İşin yapılmasını talep eden (müşteri), işin/hizmetin yapımını üstlenen (çalışan) ve bu iki tarafı bir araya getiren internet sitesi ve/veya mobil uygulamadır. Bu tür çalışma modeline Uber çalışanları ile moto-kurye çalışanları örnek olarak gösterilmektedir[3]. Dijital emek platformunun bu uygulaması konum bazlı (location based) bir platform uygulamasıdır. Bu çalışmada, müşteri tarafından yapılması talep edilen iş, bu işi talep eden müşterinin ev ya da işyerinde gerçekleşir. Ancak söz konusu hizmete dair talep ve bu talebi yerine getirecek kişi dijital platform üzerinden buluşur. Örneğin ev hizmetleri, tamirat/tadilat işleri, nakliye/taşımacılık işleri, bu platform üzerinde buluşularak yapılabildiği gibi dijital platformlar üzerinden sipariş edilen yiyecek, market ürünleri ve restoran siparişlerinin teslimatını yapan, uygulamada (esnaf) moto-kurye olarak isimlendirilen çalışanlar da bu kapsamda değerlendirilir[4].

Peki, dijital emek platformu üzerinde buluşarak hizmet sunan çalışanlar bağımsız çalışan mı? Yoksa bağımlı çalışan işçi mi? Ya da işçi benzeri çalışan olarak mı nitelendirilecektir?

Mevzuatımızda bu tür çalışanlar, klasik anlamda işçi statüsünde değerlendirilmemektedir. Doğrudan işçi statüsünde istihdam edilenler hariç bunlar sosyal sigorta sistemine bağımsız çalışanlar olarak bildirimi yapılan kişilerdir. Ancak, Avrupa Birliğine üye ülkelerin ulusal hukuk sistemlerine bakıldığında platform çalışanlarıyla ilgili olarak Hollanda, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya ve İngiltere mahkemeleri, bu kişilerin bağımsız çalışan olmadıklarını karara bağlamışlardır[5]. Özellikle 2021 yılında platform çalışanlarıyla ilgili önemli gelişmeler yaşanmıştır. Nitekim 2021 yılı Şubat ayında İngiltere’de yüksek mahkeme tarafından Uber sürücülerinin bağımsız çalışan değil, çalışan olduğu yönündeki karar, 2021 yılı Ağustos ayında İspanya’da moto-kuryeler ile ilgili kabul edilen özel yasa ve Hollanda’da Uber çalışanlarının bağımsız çalışan olmadıklarıyla ilgili gelişmeler önemli gelişmeler olarak kayda geçmiştir. Avrupa Komisyonu, 09.12.2021 tarihinde platform çalışanları ile ilgili olarak çalışma koşullarının geliştirilmesi ve Avrupa Birliği içinde dijital platformların sürdürülebilir büyümeleri için bir dizi önlemi içeren bir teklif hazırlamışlardır[6].

Sonuç olarak, dijital çalışma kavramı, internet üzerinden hizmet veren uygulamalar aracılığı ile bir hizmetin sunumu ve/veya işin yapılmasına olanak sağlanması, işin görülmesini isteyen kişi ile bu işi yapacak kişinin uygulama aracılığı ile bir araya getirilmesi süreçlerini kapsayan bir çalışma modelidir. Türk mevzuatında bu tür çalışanlar, klasik anlamda işçi statüsünde değerlendirilmemektedir. Doğrudan işçi statüsünde istihdam edilenler hariç dijital platform çalışanları sosyal sigorta sistemine bağımsız çalışanlar olarak bildirilmektedir. Ancak, dijital platform çalışanları AB üyesi ülkelerin yüksek mahkemeleri tarafından bağımsız çalışan değil, çalışan olarak kabul edilmektedir. Nihayetinde, ülkemizde henüz doktrinde tartışılan ve yüksek mahkeme kararlarına yansımamış bu konuda önümüzdeki süreçte yasal düzenlemelerde “işçi” ve “çalışan” kavramlarının yeniden tanımlanması ile konu açıklığa kavuşturulabilecektir.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Çalışma Hayatında Esnek Çalışma Uygulamaları, 2. Baskı, İstanbul 2020, s.1; AYKAÇ, Hande Bahar, Platform Ekonomisi: İş Hukukunda Yarattığı Sorunlar Üzerine Bir Değerlendirme, SİCİL, Yıl 2020, Sayı:44, s.70 vd.

[2] YILDIZ, Gaye Burcu, Dijital Emek Platformları Üzerinden Çalışanların Hukuki Statülerinin Belirlenmesi, SİCİL, s.29; AYKAÇ, Platform Ekonomisi, SİCİL, s.87 vd.

[3] YILDIZ, Dijital Emek Platformları, SİCİL, s.29 vd.

[4] AYKAÇ, Platform Ekonomisi, SİCİL, s.89 vd.

[5] YILDIZ, Dijital Emek Platformları, SİCİL, s.33; AYKAÇ, Platform Ekonomisi, SİCİL, s.83 vd.

[6] YILDIZ, Dijital Emek Platformları, SİCİL, s.34; AYKAÇ, Platform Ekonomisi, SİCİL, s.83 vd.

ihracatçıların Liste Başı Sorunu: Vize

İhracatçılar, yakın zamana kadar finansman bulamama, döviz kurlarının enflasyon rakamlarının gerisinde kalması ve enerji fiyatlarındaki yükseklik gibi sorunlarla mücadele ederken pandemi sonrasında seyahat taleplerinin tekrar gündeme gelmesiyle vize sorunuyla başbaşa kaldılar. Vize sorunu ihracatçıların sorunları arasında liste başı konumuna yükseldi.

Türk ihracatçıları, ihracatımızın yarıdan fazlasını yaptığımız Avrupa Birliği ülkelerine ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptıkları vize başvurularında en büyük sorunu yaşıyorlar.

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, ihracatçıların son 1 yıldır kredi alamadıkları şikayetiyle kendisini aradıklarını ve çözüm talep ettiklerini dile getirdi.

“Son dönemde arayan ihracatçılarımızda kredi alamama şikayeti vize sorununun gerisinde kaldı” diyen Eskinazi, “İhracatçılarımız online vize başvurularının çok ileri tarihli randevular verilmesi ve başvurularının uzun sürmesi nedeniyle işlerinin aksadığını dillendiriyorlar” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşması için, “Üretilen ürünlerin pazarlanmasının birinci koşulu fuarlara, ticaret heyetlerine katılmak ve müşteri ziyaretleri yapmak hayati öneme sahip” tespitini dillendiren Eskinazi sözlerini şöyle sürdürdü; “İhracatçıların çok hızlı vize alabilmeleri gerekiyor. Şengen bölgesi ülkelere bu süreçte aylar sonrasına randevu veriliyor. Fuar katılımlarında İzmir’deki konsoloslar bize yardımcı oluyorlar. İhracatçılarımıza yardımcı olan konsoloslarımıza teşekkür ediyoruz. Vize sorununa çare olabilecek formüllerden birisi yeşil pasaport. Bazı meslek gruplarında hak sahiplerinin eşlerine varıncaya kadar yeşil pasaport verilirken yeşil pasaporta en çok ihtiyaç duyan ihracat dünyasında yeşil pasaport çok sınırlı veriliyor. İhracatçılara verilen yeşil pasaport sayısını artıracak yasal düzenlemeler gerekiyor.”

Bonus Olarak Verilen Pasaportlar Başımızı Ağrıtıyor

Türkiye’den son yıllarda 400 bin dolara konut satın alan yabancılara Türk pasaportu verildiğine vurgu yapan EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Yabancılara konut satarak döviz kazanma hesapları yapılırken, Türkiye’ye yıllık 254 milyar dolar döviz kazandıran ihracata sekte vuracak bir durum oluşmaması gerekiyor. Şengen’de en çok ret yiyen Türk pasaportlarının bu tip pasaportlar olduğu ifade ediliyor” diyerek sözlerini noktaladı.

İhracatın Finansmanına Türk Exımbank’ın Katkısı – Bölüm 1

İhracatın Finansmanı Neden Önemlidir ?

Ülkemiz için ihracat kadar ihracatın finansmanı da önemlidir. İhracat yapabilmek adına uygun finansmanın ihracatçılara sunulması gereklidir ki global piyasalarda ihracatçımızın fiyatları uygun hale gelebilsin diye.

İhracat yapmak üzere ne kadar çaba sarf edersek edelim, uygun finansmanın ihracatçılara can simidi olacağı açıktır. Ülkemizin enflasyonist bir ortamda olduğunu düşündüğümüzde, ihracatçının maliyetleri her geçen gün artış sağlayacak ve ihracatçılarımız ise yüksek maliyetli kredilerle imalat yapmaya kalktığında küresel piyasalarda pazar bulması zorlaşacaktır.

Maliyeti düşük finansman ihracatçıya daima can suyu olacak, global piyasalarda nispeten daha rekabetçi olabilecektir.

İhracatın Finansmanı Kredisini Hangi Kuruluşlar Kullandırır ?

İhracat yapmak amacıyla kullandırılacak kredi;

  • Bankaların kendi kaynaklarından,
  • Türk Eximbank kaynağından
  • Yurt dışı kaynaklı (Prefinansman Kredileri)

temin edilir.

İhracatçıların gerçek dostu ve Türk ihraç ürünlerinin yurt dışına satılmasında önemli destekler sağlayan ülkemizin gerçek gururu Türk Eximbank’ın ihracata yönelik oldukça fazla destekleri vardır.

İhracatçımız Türk Eximbank’ın desteklerinden yararlanamıyorsa, Türk Eximbank’ı yeterince tanımıyor demektir.

Yerinde bir tespit. İhracatçımız Türk Eximbank’ın ihracatçılara sunduğu desteklerin tam anlamı ile farkında olsa, her fırsatta Türk Eximbank’ın desteklerinden yararlanmaya çalışır.

İhracatçının dostu Türk Eximbank’ın kapısını şimdiye dek çalmamış ve çalışmamış ihracatçılardan edindiğim bilgileri kısa özetleyecek olursam;

  • Dış ticaret tacirlerimizin Türk Eximbank’ı ve faaliyetlerinin ne olduğunu tam bilmediklerini,
  • Türk Eximbank’ın ürünlerinin (kredi, istihbarat, ihracat kredi sigortası vs) oldukça hatalı bilindiğini,
  • Kulaktan dolma bilgilerle ve/veya farklı finans kurumlarının dört ayağı yere basmayan gerçeği yansıtmayan bilgileri dış ticaret tacirlerimize enjekte etmeleri,
  • Dış Ticaret tacirlerimizin Türk Eximbank katı kurallar içinde olduğunu bahisle negatif görüş içinde oldukları ancak Türk Eximbank bu görüşün tam tersi ülkemizin Türk Menşeili ürünlerine ait ihracat rakamlarının arttırılması için ülkemizde hiçbir bankanın rekabet edemeyeceği kredi fiyatlaması, ihracatçılara son derece pozitif yaklaşması, ihracatçıların risklerini minimize etmeleri için bir takım kurallar getirmelerinin doğru anlaşılmadığı,
  • Türk Eximbank’ın kredi olanaklarından yararlanmak için; ya aracı bankalar aracılığı ile ya da dış ticaret firmaları bizzat Türk Eximbank’a başvurabilme olanağına sahipler. Türk Eximbank ihracat ve ülkemize döviz girdisi sağlayan kurum ve kuruluşlara kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Ancak üzülerek söylemek gerekirse azımsanmayacak sayıda ihracat yapan firmalar, Türk Eximbank’a sadece aracı bankalar üzerinden başvurulabileceğini sanıyorlar. Bu doğru bilgi değildir. Konuya açıklık getirmek amacıyla Türk Eximbank’ın misyonunu kısaca şöyle açıklayabilirim;

İhracatçılarımız Türk Eximbank’ı Yeterince Tanıyorlar mı ?

Bence tam tanımıyorlar. O halde anlatalım;

Türk Eximbank’ın İhracatçılara Katkısı

En önemlisi düşük maliyetli ve ticari bankalara kıyasla daha uzun vadeli kredi verme özelliği ile ihracattın finansmanını sağlamada Türk Eximbank’ın yeri doldurulamaz. Başta İhracat Kredi Sigortası olmak üzere Türk ihracatçısının elini her alanda güçlü kılan Türk Eximbank uzun vadeli krediler ile ihracatçıya kaynak sağlamaktadır.

İhracatın Finansmanının Özellikleri Nedir ?

Bankaların kullandırdıkları çeşitli amaçlı ihtiyaç kredilerinden farklı olarak, geçen haftaki yazımda da belirttiğim üzere;

  • Kredinin kullanım tarihinden sonra ihracat yapıldığı, krediyi kullandıran kuruluşa belgelendirilecektir.
  • Kredi KKDF ve BSMV muafiyeti sağlar. Oysa normal ihtiyaç kredilerinde söz konusu muafiyetler yoktur.
  • İhracatın finansmanı kredisini kullanan kredi borçlusu ihracatçının sadece ana para + faiz + masraflar kadar borç yükümlüğü olmayıp, aynı zamanda kullanılan kredi tutarı + faiz + masraflar toplamı kadar ihracat yaptığı belgelendirilmelidir. İhracatçının kredi borç ve masrafları kadar parayı kredi kullandıran kuruluşa geri ödeyeceği gibi, ihracat yaptığını belgeleyen taahhüt borcu da söz konusudur.
  • İhracatın finansmanı kredisini kullanan ihracatçının, diğer kredilerden farklı olarak iki farklı borcun altına girer.
  • İhracatın finansmanı olarak kullanılan kredinin vade sonunda krediyi kullandıran kuruluşa geri ödemesi borcun bir tanesidir. Diğer borç da ihracat taahhüt borcu olup devlete karşı yükümlülük içindedir. Krediyi kullandıran ilgili finans kuruluşları ihracat taahhüt borcunun tamamlanmadığının sonucunu T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bildirmekle yükümlüdür.
  • İhracat taahhüt yükümlülüklerinin neler olduklarını TCMB genelgeleri ile duyurmaktadır.

Dahası

İhracatın finansmanına katkısı ve Türk Eximbank denildiğinde söyleyeceklerimiz bu kadarla sınırlı kalmayacaktır. Haftaya devam edeceğim.

 

Reşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Ekonomik Krizler Sürdürülebilirlik Yaklaşımlarıyla Nasıl Aşılabilir?

Ekonomik Krizler Sürdürülebilirlik Yaklaşımlarıyla Nasıl Aşılabilir?
Dilek AŞAN 

Durgunluk, işsizlik ve finansal istikrarsızlık ile karakterize edilen ekonomik krizler, dünya çapında çok uzun yıllardır ülkeleri derinden etkilemektedir. Bu krizleri ele almaya yönelik geleneksel yaklaşımlar, genellikle teşvik paketleri ve düzenleyici müdahaleler gibi kısa vadeli düzeltmelere odaklanmaktadır. Fakat dünyamıızn artan çevresel zorluklar ve sosyal eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir durumda sürdürülebilirlik yaklaşımlarına yönelik bir paradigma kayması, uzun vadeli dayanıklılığı ve yenilenmeyi teşvik ederken ekonomik krizlerin üstesinden gelmek için umut verici bir yol sunmaktadır. Entegre sürdürülebilirlik ilkeleri ekonomik krizlerin etkisini azaltabilmekte; yeni fırsatlar yaratabilmekte ve daha müreffeh ve adil bir geleceğin yolunu açabilmektedir. Bunun nasıl olabileceğini konu başlıkları halinde inceleyelim.

Ekonomik Büyümeyi Yeniden Tanımlamak

Ekonomik krizlere sürdürülebilirlik odaklı bir yanıt aramak büyüme kavramının yeniden tanımlanmasını gerektirir. Sürdürülebilir bir ekonomi, sınırsız GSYİH genişlemesi yerine, çevresel sınırları ve sosyal refahı dikkate alan dengeli ve kapsayıcı bir modeli hedefler. Bu yaklaşım, doğrusal bir “al-yap-at” ekonomik sisteminden kaynak verimliliğini, atık azaltmayı ve yenilenebilir kaynakların kullanımını destekleyen döngüsel bir sisteme geçişi içerir. Ülkeler yenilenebilir enerjiye, sorumlu tüketime ve temiz teknolojilere öncelik vererek istikrarlı ve uzun vadeli büyümeyi teşvik ederek ekonomideki kısır döngüden kurtulabilir.

Yeşil Endüstriler

Sürdürülebilirlik yoluyla ekonomik krizlerin üstesinden gelmenin temel bir yönü de endüstrilerin dönüşümüdür. İşletmeler, düşük karbonlu ve kaynakları verimli kullanan uygulamalara geçerek, rekabet güçlerini artırırken çevresel etkilerini azaltabilir. Bu değişim, yeşil teknolojilerin araştırma ve geliştirmesine yatırım yapmayı, eko-tasarım ve sürdürülebilir üretim süreçlerini teşvik etmeyi ve sürdürülebilirlik konularını tedarik zincirlerine entegre etmeyi kapsamaktadır. Hükümetler, sürdürülebilir yeniliği teşvik ederek, yeşil işletmelere mali destek sağlayarak ve yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir tarım gibi yeşil sektörlerin gelişimini destekleyerek çok önemli bir rol oynayabilir.

Altyapıya Yatırım

Ekonomik krizler sırasında, altyapı yatırımları toparlanma için etkili bir araç olarak hizmet edebilir. Altyapı geliştirmede sürdürülebilirlik yaklaşımlarının benimsenmesi, projelerin yalnızca acil ekonomik ihtiyaçları karşılamasını değil, aynı zamanda uzun vadeli çevresel ve sosyal hedeflere de katkıda bulunmasını sağlar. Sürdürülebilir altyapı, yenilenebilir enerji altyapısına, toplu taşımaya, enerji tasarruflu binalara ve esnek şehir planlamasına yapılan yatırımları kapsar. Bu yatırımlar istihdam yaratır, ekonomik faaliyeti canlandırır, sera gazı emisyonlarını azaltır, kaynak verimliliğini artırır ve uzun vadede sürdürülebilir kalkınmanın temellerini atar.

Sosyal Eşitliği Teşvik Etmek

Sürdürülebilirlik yaklaşımları, ekonomik refah ve sosyal eşitlik arasındaki karşılıklı bağımlılığı kabul eder. Gelir eşitsizliği, yoksulluk ve sosyal dışsalıkların ele alınması, ekonomik krizler için geliştirilen uygulamaların ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Adil ücretleri, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi ve sosyal güvenlik ağlarını teşvik eden politikalar, ekonomik gerilemelerin olumsuz etkilerini azaltabilir, sosyal uyumu artırabilir ve daha dirençli bir toplum yaratabilir. Bunun yanı sıra, kapsayıcı karar verme süreçleri ve marjinal toplulukların güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın faydalarının adil bir şekilde paylaşılmasını sağlayabilir.

Sürdürülebilir Tüketim ve Üretimin Teşvik Edilmesi

Tüketici davranışını sürdürülebilir seçeneklere doğru kaydırmak, ekonomik dayanıklılık için esastır. Ekonomiler, sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarını teşvik ederek israfı azaltabilir, kaynakları koruyabilir ve yeniliği teşvik edebilir. Hükümetler, işletmeler ve sivil toplum, farkındalığı artırmak, bilgi sağlamak ve geri dönüşüm, eko-tasarım ve sorumlu kaynak kullanımı gibi sürdürülebilir uygulamaları teşvik etmek için iş birliği yapmalıdır. Ürünlerin dayanıklı, tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir olacak şekilde tasarlandığı döngüsel ekonomi yaklaşımları, sınırlı kaynakların tüketimini azaltmaya ve atık oluşumunu en aza indirmeye katkıda bulunabilir.

Uluslararası İş Birliğinin Güçlendirilmesi

Ekonomik krizlerin ele alınması, küresel iş birliği ve toplu eylem gerektirir. Uluslararası iş birliği, en iyi uygulamaların, bilgi aktarımının ve finansal desteğin değişimini kolaylaştırabilir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG’ler) gibi girişimler, birbirine bağlı ve müreffeh bir dünya yaratarak ülkelerin toparlanma çabalarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirmeleri için bir çerçeve sağlar. İklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir ticarete ilişkin uluslararası anlaşmalar, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için elverişli bir ortamı destekleyebilir.

Gelecekteki Krizlere Karşı Direnci Artırmak

Sürdürülebilirlik yaklaşımları, gelecekteki zorluklar karşısında dayanıklılığın önemini vurgulamaktadır. Ekonomik krizler münferit olaylar değildir ve toplumların iklim değişikliği, kaynak kıtlığı ve salgın hastalıklar gibi gelecekteki krizlere karşı hazırlıklı olması gerekir. Yenilenebilir enerjiye, sürdürülebilir tarıma, iklim uyumuna ve afet hazırlığına yatırım yapmak, gelecekteki ekonomik krizilerin ve darboğazların etkisini azaltabilir. Ülkeler, ekonomilerini çeşitlendirerek ve sınırlı kaynaklara bağımlılığı azaltarak, krizlere dayanmak için daha donanımlı, sağlam sistemler kurabilirler. Ayrıca, temiz enerji ve verimli kaynak yönetimi gibi sürdürülebilir teknolojilerde araştırma ve geliştirmeyi teşvik etmek, yeni endüstriler ve iş fırsatları yaratırken dış krizlere ve sorunlara karşı kırılganlıkları azaltabilir.

Abilene Paradoksu: Uzlaşmamaya Uzlaşmak

Bir yönetim uzmanı olan Dr. Harvey tarafından 1974 senesinde kaleme alınan bir hikâye, dört kişinin isteksiz bir şekilde bulundukları bölgeden 80 km uzaklıktaki Teksas’ın Abilene şehrine yaptıkları bir yolculuğu anlatır.

Olayın geçtiği sıcak bir yaz gününde, evin babası akşam yemeği yemek için ailenin diğer üyelerine bir öneride bulunur. Bulundukları bölgeden oldukça uzak olan bir şehre gitmek için yazın en sıcak zamanında, klimasız bir arabada seyahat eden aile üyeleri, akşam yemeğinden sonra geri dönmek üzere tekrar yola koyulur. Eve geldiklerinde yorgun bir şekilde verandada oturup birbirlerine bakarlarken, evin oğlu gezinin ne kadar güzel olduğunu söyler fakat diğer üyeler beklediğinden oldukça farklı tepkiler gösterir. Gezinin bir parçası olan anne, yolculuğa aslında katılmak istemediğini fakat kızını kırmamak için teklifi kabul ettiğini, evin kadın üyesi amacının sosyalleşmek olduğunu, baba ise herkesin sıkıldığını düşündüğü için böyle bir teklif yaptığını söyler. Damat ise babasının talebi üzerine yola çıktığını itiraf eder. Bu konuşmanın sonunda tüm aile fertleri, pek de güzel olmayan bir akşam yemeği için toplam 4 saat tutan bir yolculuk yaptıkları konusunda mutabık kalır. Literatürde Abilene paradoksu olarak yerini alan bu olay, grup üyelerinin ciddi kaygılar taşısa da grup kararına uyma konusunda istekliymiş gibi davranmaya olan yatkınlıklarını belirtir.

Abilene paradoksu, grup olarak belirli bir düşünce sürecinden sonra alınan fakat istenmeyen sonuçlar doğuran kararlardan oldukça farklı bir kavramdır. Bu bakımdan iki durum arasındaki farkın daha iyi anlaşılabilmesi için Georgia Üniversitesinden Dr. Kim 9 farklı unsurun göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtir.

  • İlk olarak, grup üyeleri içinde bulundukları grubun diğer fertleri ile birlikte düşünerek karar alırken, ilgili gruba karşı belirli bir bağlılık gösterir. Abilene paradoksunda ise bu bağlılık merkezi bir unsur değildir ve sonuçların olumsuz olduğu durumlarda grup üyeleri birbirlerini suçlamaya meyillidir.
  • İkinci unsur liderliktir. Liderlik unsuru grup olarak karar alma sürecinde kendisine bir yer bulurken, Abilene paradoksunda belirli bir lider kararı yönlendirmez.
  • Üçünü unsur dışarıdan gelecek olan tehditlere karşı oluşan stres seviyesidir. Grup genel olarak belirli amaçları olan ve dayanışma duygusu içerisinde hareket eden bir mekanizma olarak kalabalık bir insan topluluğunu ifade eder. Abilene paradoksu içerisinde oluşan bir grup için ise dışarıdan gelebilecek olan belirli bir tehdit mevcut değildir.
  • Dördüncü unsur bağlılıktır. Abilene paradoksunda insanlar kendi öznel düşüncelerine daha sıkı bağlıdır. Bunun bir sonucu olarak istenmeyen sonuçlarla karşılaşıldığında paradoks içerisinde yer alan bireyler daha fazla olumsuz duygu hisseder. Grup olarak karar alınırken ise çoşkulu bir süreç varlık gösterir ve grup üyeleri kararlarının muhtemel sonuçlarını daha olumlu görme eğilimindedir.
  • Beşinci unsur zorlama ve gönüllülüktür. Abilene paradoksunda insanlar genellikle karar verme sürecine zorla dahil olduklarını düşünürler. Grup olarak karar alınırken ise üyeler, özgür iradelerini ortaya koyar ve karar alma sürecinde daha istekli davranır.
  • Altıncı unsur tatmin olmak ile ilişkilidir. Abilene paradoksunda katılmadıkları bir karara dahil olan bireyler daha fazla tatminsizlik duygusu içerisindelerdir ve birbirlerini suçlamaya daha yatkın olurlar. Grup olarak karar alınırken ise üyeler tatminkarlıklarına dair hislerini ifade etmekten kaçınmazlar.
  • Yedinci unsur aktif ve pasif tutum üzerinedir. Abilene paradoksunda üyeler, pasif olarak karar alma sürecine katılırken grup olarak karar alan üyeler, sonuçlar üzerine etkili olacak fikirlerini daha istekli bir şekilde sunarak aktif bir tutum sergiler.
  • Sekizinci unsur sorumluluk üzerinedir. Grup olarak karar alan üyeler sonuçların olumsuz olduğu durumlarda grubu ve lideri korumak için muhafazakâr bir tavır sergilerken, Abilene paradoksundaki üyeler için bu geçerli değildir.
  • Son olarak ise ayrılma korkusu, Abilene paradoksu ve grup olarak karar alma sürecinde farklılık gösterir. Abilene paradoksunda karara katılmamak ya da muhalefet etmek üyelerde ayrılma korkusu uyandırırken, grup olarak alınan karar süreçlerinde, birbirleriyle daha sıkı ilişkileri olan grup üyeleri bu korkuyu daha düşük seviyede hisseder.

Çoğulcu karar süreçlerinde, grubun içerisinde barındırdığı üyelerin grupla olan ilişkileri ve grubun oluşma süreci iyi analiz edilmelidir. Aksi takdirde istenmedik kararlar hiç beklenmedik sonuçlara yol açabilir ve bu süreç sonunda başarısızlığın tüm sorumluğu ortada kalabilir.

Oğuzhan ÖZYİĞİT

Alım Talebi: Bebe Bisküvisi

Bir firmamız tarafından, Filistin’e satılmak üzere bebe bisküvisi üreticisi firma arayışı mevcuttur. Yıllık alım adetleri yüksektir. İlgilenenlerin aşağıda belirtilen adımları tamamlayarak iletişime geçmesi rica olunur.

Teklif Vermek İçin;

  1. SATINALMA DERGİSİne abone ol.
  2. Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK işlemlerini tamamla.
  3. Ödeme sonrasında FİRMA BAŞVURU FORMU’nu doldur.

https://satinalmadergisi.com/satici/

TEKLİF VERME : İhtiyacın detaylarını öğrenmek ve teklif vermek için Dergi Aboneliği sayfasından PROFESYONEL ÜYELİK ( 250 TL) SATIN ALMANIZ GEREKMEKTEDİR. Aboneliğiniz 1 yıl geçerli olup bir sene boyunca tüm alım taleplerine teklif verebileceksiniz.

– Ödeme sonrasında ilanla ilgili; ticaret@satinalmadergisi.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.