İnsan Kaynağı Kıtlığının Tedarik Zincirine Etkileri: Zorluklar ve Çözüm Arayışları
Olgar ATASEVEN
Şurası bir gerçek ki küreselleşen dünyada, tedarik zincirleri modern ekonominin can damarlarını oluşturuyor. Üretimden dağıtıma, her aşamada kusursuz bir akışın sağlanması, işletmelerin başarısı ve küresel ticaretin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. Ancak son yıllarda, insan kaynağı kıtlığı bu akışı ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Limanlardaki yükleme işlemlerinden fabrikalardaki üretim hatlarına, dağıtım merkezlerinden nakliye sektörüne kadar her alanda hissedilen işgücü eksikliği, tedarik zincirlerinin verimliliğini ve dayanıklılığını tehdit ediyor.
Türkiye’nin de komşusu olan Suriye’nin iç karışıklıklarından kaçan yoğun bir nüfus uzun bir süredir yurt içindeki birçok sektörde ve özellikle de Güney Doğu Anadolu’da önemli temel iş gücünün kaynağını oluşturuyordu. İster kabul edelim ister etmeyelim bu iş gücü İstanbul’a kadar alternatif olarak hızlı bir şekilde derde derman oluyordu. Esad rejiminin yıkılışı ile birlikte Suriye’ye dönüşler başladı. Muhtemelen bu dönüşler bahar aylarına doğru artacaktır. Ama işte, tam da bu noktada bizim de tedarik zincirlerinde temel işgücünü oluşturan insan kaynağında ciddi sıkıntılar yaşamaya başlayabiliriz. DÜnyanın da sorunu olan bu konuya gelin birlikte bakalım.
Tedarik Zincirinin Her Noktasında İşgücü Açığı
İşgücü kıtlığı, ne yazık ki tedarik zincirinin her halkasında kendini gösteriyor. Fabrikalarda vasıflı işçi eksikliği üretimde darboğazlara yol açarken, tedarikçilerin siparişleri zamanında tamamlamasını zorlaştırıyor. Nakliye sektöründe ise özellikle kamyon şoförü eksikliği, malların fabrikalardan dağıtım merkezlerine ulaştırılmasında ciddi aksamalara neden oluyor. Bu durum, yalnızca belirli sektörleri değil, tüm endüstrileri etkileyerek küresel tedarik zinciri sorunlarını daha da derinleştiriyor.
Özellikle kaynak, kaynak ustası, tesisatçı ve kamyon şoförü gibi kritik mesleklerdeki açıklar, üretim, inşaat ve lojistik sektörlerini olumsuz etkiliyor. Bu durum, üretimde gecikmelere, altyapı bakımında aksamalara ve lojistik süreçlerinde tıkanıklıklara yol açarak küresel tedarik zinciri darboğazlarını daha da şiddetlendiriyor.
İşgücü Kıtlığının Uzun Vadeli Etkileri
Mevcut durumda, açık pozisyon sayısı mevcut iş arayan sayısını aştığı için çalışanlar, işverenler üzerinde önemli bir pazarlık gücüne sahip. Göç yasaları, yaşlanan nüfus, çalışanların sektör değiştirme eğilimi ve pandemi gibi faktörler, bu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Pandemi, işgücüne katılım oranını düşürürken, artan ücretler de şirketlerin üretim maliyetlerini yükseltiyor.
İşgücü açığının etkileri oldukça geniş kapsamlı. İşletmelerin önemli bir kısmı, ciddi işgücü kıtlığı yaşadıklarını ve bu durumun müşteri hizmetlerini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Özellikle nakliye sektöründe bu sorun daha da belirgin. Ayrıca, tedarik zinciri yönetimi için kritik öneme sahip olan uzman ve yönetici pozisyonlarını doldurmak da giderek zorlaşıyor.
İşgücü Edinme ve Elde Tutma Stratejilerinde Değişim
Son yıllarda işgücü piyasasında önemli bir değişim yaşanıyor. İşgücü kıtlığı, şirketlerin kapasitelerini ve esnekliklerini kısıtlayarak müşteri taleplerini ve perakendeci beklentilerini karşılamalarını zorlaştırıyor. Enflasyon ve nitelikli işgücü için artan rekabet nedeniyle ücretler, pandemi öncesine göre daha hızlı artıyor. Özellikle ABD ve Almanya gibi güçlü ekonomilerde bu durum daha belirgin.
Teknolojinin Rolü ve Sınırları
Birçok işletme, bu zorlukların üstesinden gelmek için operasyonel verimliliği artırmak ve insan gücüne olan bağımlılığı azaltmak amacıyla dijital çözümlere yöneliyor. Otomasyon, yapay zeka destekli teknolojiler ve dijital tedarik zinciri platformları, talep tahmini, envanter yönetimi ve rota optimizasyonu gibi alanlarda önemli avantajlar sunuyor. Bu teknolojiler, işgücü ihtiyacını azaltmanın yanı sıra verimliliği de artırarak işletmelerin insan kaynaklarını daha stratejik görevlere yönlendirmesine olanak tanıyor.
Ancak otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojilerin de sınırlamaları bulunuyor. Örneğin, otonom araçlar ve yapay zeka destekli lojistik gibi çözümlerin tam olarak uygulanması, yasal düzenlemeler, teknik zorluklar ve altyapı eksiklikleri nedeniyle henüz mümkün değil. Ayrıca, otomasyona yapılan ilk yatırım maliyetleri yüksek olabilir ve bu yatırımların geri dönüşü orta ve uzun vadede gerçekleşebilir. Bu durum, özellikle küçük işletmeler için önemli bir engel teşkil ediyor.
İnsan Becerilerinin Önemi
Otomasyona rağmen, müşteri hizmetleri, çatışma çözümü ve insan yönetimi gibi bazı roller her zaman insan muhakemesi, duygusal zeka ve yaratıcılık gerektirecektir. Bu özellikler, müşteri memnuniyetini korumak ve ekipleri yönetmek için kritik öneme sahip ve teknolojinin tam olarak ikame edemeyeceği alanlar olarak hala masamızın üzerinde duruyor.
Tedarik Zincirinin ve İşgücünün Geleceği
İşgücü kıtlığı, üretimden dağıtıma kadar tedarik zincirinin her aşamasını tehdit ediyor. İşletmeler bu zorlukları hafifletmek için otomasyon ve dijital çözümlere yönelse de, sonuçlar henüz garanti değil. Birçok rol, yalnızca insan çalışanların sağlayabileceği benzersiz beceri ve muhakemeyi gerektiriyor ve tek başına otomasyon işgücü açığını kapatmak için yeterli olmayabilir.
Mevcut işgücü piyasasında tercih edilen bir işveren olmak giderek zorlaşıyor. Rekabetçi ücretler ve anlamlı gelişim fırsatları sunmadan, birçok işletme tedarik zincirlerini işler tutmak için gerekli yetenekleri çekmekte ve elde tutmakta zorlanacaktır. Müşteri beklentilerini karşılamak ve operasyonel performansı korumak, önümüzdeki yıllarda birçok şirket için zorlu bir mücadele olmaya devam edecektir. Bu nedenle, işletmelerin teknoloji ve insan kaynakları arasında doğru dengeyi kurarak uzun vadeli stratejiler geliştirmesi büyük önem taşıyor. Dolayısı ile şirketlerin insan kaynaklarına vereceği önemin değişmesi gerekiyor.
Olgar ATASEVEN
Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Konuşmacı










Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) tarafından bu yıl onuncusu düzenlenen Bakım Konferansı, “Güvenilirlik Merkezli Bakım” temasıyla düzenlendi. Üretimde sürekliliğin öneminin altını çizmek ve mesleki anlamda gelişmeyi sağlamak amacıyla düzenlenen konferansta alanında uzman 11 konuşmacı sunum gerçekleştirdi. Konferansın açılış konuşmasını yapan TAYSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berke Ercan, Türkiye otomotiv sektörünün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
Konferansın açılışında konuşan TAYSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berke Ercan, sektörün geçtiğimiz yıl başlayan ve 2025 hatta 2026 yılında da devam etmesi beklenen bazı sıkıntılar içerisinde olduğunu söyledi. Otomotivde hem ana hem de tedarik sanayisinin gerçekleştirdiği ihracatın yüzde 67’sinin Avrupa’ya yapıldığını ifade eden Berke Ercan, “AB pazarındaki daralma, sektörümüzü doğrudan etkiliyor. Buna ek olarak, Türkiye’deki ekonomik koşullar da bu etkileri derinleştiriyor. Geçen yıldan bu yana sektörde ağırlaşan bir dönem içerisindeyiz. 2025 yılında bu baskının bir miktar daha artmasını bekliyoruz. Ancak, 2026’nın ortasından itibaren şartların tekrar stabilize olacağını öngörüyoruz. Normalde işlerimiz çok yoğunken, teknik bölümlerimiz fabrikayı, makinalarımızı, ekipmanlarımızı ayakta tutmaya ve üretimi sürdürmeye biraz daha odaklanırlar. Fakat önümüzdeki dönemde bu seviyede bir iş yoğunluğu yaşamayacağımız için bu defa başka fonksiyonlara odaklanmamız gerekiyor. Bunların en önemlilerinden bir tanesi verimlilik olacak. Yani verim artırma, kapasite artırma, proses zamanlarımızı düşürme, kalitede iyileştirme gibi faaliyetlerin biraz daha ağırlık kazanması lazım” dedi.

İstanbul’da bu yıl ilki gerçekleştirilen tedarik zinciri etkinliğinde sektör profesyonellerini ağırlayan Çimsa, sürdürülebilirlik yol haritasını katılımcılarla paylaştı. Etkinlikte, gelecek dönem sıfır hedefleri için yeni bir iş birliği kültürünün altı çizilirken, geleceğin tedarik zincirine dair görüş alışverişinde bulunuldu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çimsa CEO’su Umut Zenar, bugün şirketlerin gündemlerinde net sıfır hedeflerinin birincil öncelik olarak ele alındığının altını çizerken, “Faaliyet gösterdiğimiz sektörlerden bağımsız olarak, sürdürülebilirlik konusunda kalıcı ve gerçek bir etki yaratmak istiyorsak, bunun tek yolu iş birliğinden geçiyor. Bugünün dünyasında, kamu, özel sektör ya da akademi dünyasından hiçbir kurum, tek başına yeterli güce sahip değil. Bunun için önemli olan, tüm paydaşlarımızla ortak bir vizyonda buluşmak; etki gücümüzü erişebileceği her yere ulaştırmaya çalışmak. Bu yaklaşım, Çimsa olarak ortaya koyduğumuz sürdürülebilirlik yol haritamızın tam merkezinde yer alıyor. Sadece kendimizi, operasyonlarımızı, iş kültürümüzü sürdürülebilirlik odağında dönüştürmekle yetinmiyor, bu anlayışın tedarik zincirimizin her bir halkasında yer bulmasını sağlamaya gayret ediyoruz. Bu etkinlik de bizim bu vizyonumuzun önemli bir göstergesi. Umuyoruz, önümüzdeki dönemde bu ve benzeri etkinlikleri hayata geçirmeye devam ederek, ülkemizde güçlü bir farkındalık yaratacağız” ifadelerini kullandı.






Kurulacak fonun, finansal yatırımların yanı sıra girişimcilere mentorluk, networking ve iş geliştirme gibi konularda da destek sağlaması amaçlanıyor. Girişimciler, fonun resmi web sitesi ve sosyal medya kanalları aracılığıyla başvuru yapabilecekler.
Entertech GSYF ile yatırım ekosisteminin daha da çeşitleneceğini söyleyen Entertech Genel Müdürü Dr. Muhammed Kasapoğlu, “Girişim sermayesi yatırım fonları, doğaları itibarıyla risk düzeyi yüksek yatırım araçlarıdır. Bununla beraber Entertech GSYF ile girişimlere olan desteğimizi sürdürerek, yatırımcıların yanında olacağız. Entertech GSYF sayesinde, yüksek değerlemeler ve büyük çarpanlardan ziyade, yatırımcılarımız ve girişimler için yatırım süresi – kazanç uyumu ile getiri sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca, tüm süreçlerde şeffaf ve ölçülebilir bir değerlendirme sistemi uygulayarak girişimler için de güvenilir bir yapı inşa ediyoruz. Böylece, yatırım vadesi ile getiri beklentisini karşılayan bir yatırım aracı olarak konumlanıyor ve ekosistemin büyük çarpanlı ancak henüz yatırım beklentisini karşılamayan yapısı içinde farklı bir bakış açısı getiriyoruz” dedi.
GSYF’lere yatırım yapan kurumsal ve bireysel yatırımcılara sağlanan vergi avantajlarının, bu fonların cazibesini artırdığını belirten Yapı Kredi Portföy Genel Müdürü Müge Peker, “Kurumların, Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına olan ilgisinin artarak devam ettiğini gözlemliyoruz. Bu kapsamda Yapı Kredi Portföy olarak, GSYF’deki girişimcilik ekosistemine dair fırsatları önemsiyoruz. Entertech ile birlikte çalışarak, girişim ekosistemine olan inancımızı bir kez daha ortaya koyduk. Bu fon sayesinde, Türkiye’deki genç ve dinamik girişimcilerin global arenada daha güçlü bir konuma gelmelerine katkı sağlamayı hedefliyor ve girişimcilerin hayallerine giden yolda onlara destek olabilmeyi umut ediyoruz. Yapı Kredi Portföy olarak; girişimleri desteklemeyi ve stratejilerimizle onların yanında olmayı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.



2013 yılından beri İzmir’de deniz taşımacılığı ve liman hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren Erkport, Çin’den İstanbul’a uzanan denizyolu taşımacılığında yeni bir dönem başlatmak üzere Yantai Port Group ile stratejik iş birliği anlaşması imzaladı. “İki Liman Bir Yol” Anlaşması kapsamında Çin’in Yantai Limanı ile Haydarpaşa Limanı arasında bitmiş araç lojistiği, iş makineleri, proje yükleri ve Ro-Ro taşımacılığı yapılacak.











Yeni Ürünler Yeni Girişimler: LogD Milk Run
Avrupa’nın önde gelen denizcilik ve taşımacılık şirketlerinden DFDS, Mısır ile İtalya arasında yeni deniz yolu yük taşımacılığı seferlerini başlatarak, Akdeniz Bölgesi’nde önemli bir açılım gerçekleştirdi. Açılan bu yeni hat ile Mısır’daki Dimyat (Damietta) Limanı ile İtalya’daki Trieste Limanı arasında güvenilir ve verimli bir bağlantının kurulması, böylelikle Kuzey Afrika ile Avrupa arasındaki ticaret akışının desteklenmesi amaçlanıyor.