“Çok İyi Konuşmak ya da Çok İyi Bir Dinleyici Olmak” İşin Sırrı Nerede ?

Bu konu üzerinde yıllarca tartışıldı ve günümüz çağında iyi bir dinleyici olmanın tüm şifreleri açtığı konusunda tüm evren mutabık kaldı.

Hayatın temeli; dinlemek, anlamak, düşünmek ve konuşmaktan geçiyor.

Biraz düşündüğümüzde aramızdaki iletişim problemlerinin çoğunun, birbirimizi doğru dinleyip doğru anlayamamaktan geçtiğini görebiliriz.

Dinleme; Duyumun algılanmasıdır. En zor eylemlerden biridir ve eğer dinlemeyi öğrenirsek her şeyin anlamını kolay kavrayabiliriz.

Anlama; Bir sözün, sözcüğün, bir simgenin, bir olay, olgu ya da davranışın ne demek olduğunu, neyi gösterdiğini kavramaktır.

Düşünme; Zihinsel bir süreç olan düşünme, sürecinin girdileri veri, enformasyon, bilgi, kanıt, inanç ve duyumlardır.

Konuşma; İnsanların belirli bir dili kullanarak sesli şekilde iletişim kurmasıdır.

Sıralama bize önce dinleme, sonra anlama ve daha sonrada anladığımız konu üzerinde düşündükten sonra konuşma eylemine geçmeyi işaret etmektedir.

Biz yazımızda genel olarak, dinlemenin değil pazarlama ve satış sektöründe de bu konunun ne kadar

önemli olduğunun üzerinde duracağız.

Stephen R. Covey’in meşhur bir sözü vardır. “İnsanların çoğu cevap vermek niyetiyle dinliyor, anlamak için değil.”

Yıllar sonra hepimiz aslında çok önemli bir şeyin farkına vardık.

ETKİN DİNLEMEK ve ETKİLİ İLETİŞİM KURMAK…

Bu konu üzerinde yazılacak ve konuşulacak çok fazla detay olmakla birlikte biz sadece ana detaylara değineceğiz. Tabii ki herkesin sahada uyguladığı müşteriye özel tekniklerde vardır. Biz burada kabul görmüş genel konuların önemine tekrar değinmiş olacağız.

Çok konuşan mı? çok iyi dinleyen mi? etkili pazarlama ve satış yapar…

Pazarlama ve Satışçının işi konuşmak diyen sesleri duyar gibiyim…

Uzun yıllar önce hepimizin kafasındaki genel algı, bu çocuğun çenesi çok kuvvetli ileride iyi bir pazarlamacı olacak ya da çok iyi satış yapar, her şeyi kolay satar yönündeydi.

Bu anlayış günümüz pazarlama ve satış stratejilerinin içerisine de tam anlamıyla oturdu. Çok konuşan değil, müşteriyi çok konuşturan, etkin dinleyen, müşteriyle etkili iletişim kurarak, güçlü sorularla müşterisinin satınalma ihtiyacını ortaya çıkarabilen kişiler profesyonel pazarlama ve satışçılar olarak kabul edilmeye başlandı.

Konuşmak ve insanlarla iletişim kurmayı sevmek tabii ki bizim mesleğimizin ana unsurlardan, bununla birlikte sürekli konuşarak müşteriye ürün pazarlamak yerine %80 müşteriyi konuşturup %20 biz konuşursak ve bu konuşma sırasında aktif olarak dinlersek ve etkili iletişim becerilerimizi de sergileyerek bunu karşı tarafa da hissettirebilirsek o zaman gerçek anlamda profesyonel bir pazarlama ve satışçı olabiliriz. Müşteriyi konuşturmak onu da işin içerisine katmak ve işin bir parçası haline getirmek demektir. Aktif bir dinleyici olarak, içtenliğimizi ve samimiyetimizi kaybetmeden çevremizdeki herkese olumlu bir elektrik verebilmeliyiz. Bunu beden diliyle ve konuşma sırasında müşteriye yönelteceğimiz kısa sorularla da sağlamalıyız. Bu şekilde müşteriniz, kendisini dinlediğinizde sıkıldığınızı değil bundan mutluluk duyduğunuzu fark edecek ve dinlendiği için kendini önemli hissedecektir.

Dinlemek zor bir zanaattır derler, bunu alışkanlık haline getirdiğinizde belirli bir süre sonra hayat felsefeniz haline geliyor. Bunu alışkanlığı kendinize kazandırmak için önce küçük adımlarla başlayın, mesela evde ailenizi dinlerken daha sabırlı olun, sonra bir sonraki adıma geçin iş arkadaşlarınızı etkin dinleyin, sonra büyük adımı atın, müşterinizi sabırla ve etkin dinleyin, göreceksiniz ki bu alışkanlık artık hayat felsefeniz olmuş ve size olumlu sonuçlarla yansımıştır. Gerçekten doğru dinlediğinizde karşı tarafı daha iyi anlar hale geliyorsunuz. Bu durumda hem siz hem de karşı taraf daha mutlu olmuş oluyor.

Müşterinize ürünü anlatmak için uğraşmayın, faydayı bulması için ona koçluk yapın, sizin ürününüzü almakla ve şirketinizle çalışmakla sağlayacağı faydayı ve ayrıcalığı kendisi keşfederse satış daha çabuk gerçekleşecektir. Her insan bir şeyleri kendisi keşfettiğinde ve satınalma kararını kendisi verdiğinde güç kendinde olduğundan daha iyi hissedecektir. Ayrıca her insan ayrıcalıklı ve farklı olmaktan büyük keyif alır. Kısacası müşterinizin egosunu biraz ön plana çıkarmasından rahatsızlık duymayacaksınız. Bu anlık bir durum olacak sonra müşteri yavaş yavaş bu egodan sıyrılacaktır.

Maharet çok konuşarak ürünü satmakta değil, müşterinin bu ürüne olan ihtiyacını kendisinin bulmasını sağlayarak onu ikna etmektir. Müşterinizi içten ve samimi olarak, onun düşüncelerine değer vererek dinleyin, bırakın konuşma sırasında güç onda olsun, ihtiyacını tespit ettiği anda siz hiçbir şey yapmadan güç otomatik size geçmiş olacak çünkü müşteriyi getirmek istediğiniz noktaya kendisi gelmiş oldu.

Müşterinizi empati kurarak dinleyin ve fikirlerine her zaman saygılı olun. Böylece karşı tarafın duygularını ve bakış açılarını sezebilir ve ipuçları yakalayabilirsiniz. En önemli bir noktalardan biri, anlatan kişinin ya da kişilerin gözlerinin içerisine bakın, sabırlı olun ve konuşma bitene kadar karşı tarafın sözünü kesmeden onu duyarak dinleyin, duymadan dinlemek etkili bir dinleme değildir.

Müşterilerinizi dinlerken ve onlarla konuşurken bayanlar ve baylar olarak iki kategoriye ayırmanızı tavsiye ederim. Baylar sonuç odaklıdır ve konuşmaları kısa sürede biteceklerdir. Sizden de konuşurken konuyu fazla uzatmadan ana fikre ve sonuca bağlamanızı isteyeceklerdir. Bununla birlikte bayanlar hem detaycı hem de sonuç odaklıdırlar. Size detayları anlatacaklardır ve konuşmaları baylardan ortalama 10-15 dakika daha fazla sürecektir. Konuşma sırası size gelince de sizden de detay isteyerek konuyu sonuca bağlamanızı talep edeceklerdir. Bu sadece bir püf noktasıydı. Artık müşteri sadece müşteri değil, o keşfedilmesi gereken bir okyanus… her müşteriye kesinlikle aynı bakış açısı ve stratejisi ile yaklaşmayın. Her müşterinin ihtiyacı ve değerleri farklıdır. Önce bunları keşfederek müşterilerinizi kategorilere ayırarak doğru stratejilerle onlara yaklaşın ve onları mutlu edin, müşterileriniz mutlu olursa onlarda sizi mutlu edecektir.

Müşterinizi etkin bir şekilde dinlediniz, anlatmak istediklerini anladınız ve beyin süzgecinden her şeyi geçirdiniz. Süreciniz çok az ve nasıl etkili bir konuşmayla kapanışı yapacaksınız? ya da satışı kapayacaksınız?

Anlatmak istediğimiz şeyi, nasıl, ne zaman ve hangi yollarla anlatacağımız çok önemlidir. Bu kısa sürece içerisinde öyle etkili konuşmalıyız ki hem konuşmayı zamanında bitirmeliyiz hem de etkileyici bir kapanış yapmalıyız.

Sahne sizde…

Notlarınızı tuttunuz, müşterinizin ihtiyaçlarını tespit ettiniz ve şimdi konuşma sırası size geldi. Müşteriye gitmeden önce iyi bir istihbarat çalışması yaptığınızı düşünerek bu konuya değinmiyorum. Bu zaten olması gereken bir ön araştırmadır. Müşteriyi tanımak satışın temel noktasıdır. Çalıştığımız ve çalışacağımız müşterilere farklı stratejilerle yaklaşmamız gerekmektedir.

Etkili bir giriş için; kapıdan ilk girdiğiniz anda müşteri sizi beynine yazmaya başlar. Bu yüzden ilk ve en önemli aşama güler bir yüz ve hafif bir tebessümdür. Sizin tebessümünüz müşterinizin konfor alanına ışıltı olarak yansısın. Sonrasında iyi bir diksiyon, güçlü bir beden dili ve size oturmuş hitabet sanatının inceliklerini bilmek ve hitabet yeteneğinizi çok iyi kullanmanız gerekmektedir. Şunu da özellikle belirtmek isterim. Müşterileriniz yurtdışı pazarlarda ise, o ülkenin geleneklerini ve ticaret biçimlerini de dikkate alarak farklı açılardan yaklaşımlar geliştirmeniz gerekmektedir. Bu unutulmaması gereken çok önemli bir detaydır. Her pazara ve müşteriye aynı strateji ile yaklaşmak doğru değildir. Bazı pazarlara fiyat odaklı, bazı pazarlar fayda odaklı bazılarına da pazarın ihtiyaçlarına göre farklı noktalardan yaklaşmak gerekmektedir.

İçinde bulunduğumuz dönemde müşteri ile yüz yüze iletişim yanında online olarak da iletişim kurar hale geldik. Bu nedenle yeni nesil online sunum teknikleri konusunda da tecrübe sahibi olmamız gerekmektedir. Müşteriyle konuşmamızı müşterinin konfor alanında bire bir yapabileceğimiz gibi bugün artık teknoloji sayesinde ekranlar üzerinden de yapabiliyoruz. Birkaç farklı teknikler dışında genel şeyler pek değişmiyor sadece online sunumda müşterinin konfor alanını biraz daha sınırlı görebiliyorsunuz ve bazı farklı yaklaşımlar geliştirmeniz gerekiyor. Online bir toplantıya da fiziksel bir toplantı kadar titiz ve detaylı olarak hazırlanmanız gerekmektedir.

Sözler %7 etkiliyken, ses tonu %38 etkili olmaktadır. Ses tonunuz konuşmanızın rengidir. Hep aynı tonda konuşursanız karşı tarafı sıkarsınız. Sakin bir ses tonuyla giriş yaparak, önemli noktaları vurgularken ses tonunuzu vurgulayıcı tonda değiştirirseniz müşteriniz sizi ilgi ile dinlemesini sağlamış olursunuz. Hep aynı ses tonuyla gitmek bir süre sonra sizi de pasif hale getirecektir. Beden dilini kullanmak karşı tarafı %55 etkilemektedir. Konuşurken beden dili harekeleriyle sunumunuzu destekleyebilirsiniz. Örneğin, avuç içinizin açık olması karşı tarafa güven imajı verecektir.

Usta konuşmacı özgüvenli olmalıdır. Bunun formülü dinleyicisinin gözüne bakmaktır. Konuşurken firmanızı ve ürününüzü tutkuyla anlatın. Dik durun ve bedeninizi rahat bırakın ve doğal olun. Mümkünse elinizde bir kalemle konuşmanıza devam edin. Kalem müşteri gözünde bilgili olduğunuzu hissettirecektir ve bunu yaparken firmanızın kalemlerini kullanarak bir yanda da marka algısını oluşturmaya çalışın.

Konuşmanızı kesinlikle çok uzun tutmayın, usta bir konuşmacı aynı zamanda mükemmel bir zaman planlayıcısıdır. Kısa ve etkili bir giriş yaptıktan sonra, not aldığınız konular üzerinden güçlü sorularla müşterinizle konuşmaya başlayın, çok fazla detaya girmeden güçlü sorular sorun ve soracağınız bu güçlü sorularla, müşterinizin sizin firmanızı ve ürünlerinizi seçmekle sağlayacağı faydayı ve ayrıcalığı fark etmesini sağlamış olun ve onu ikna etme adımını atmaya başlayın.

İkna taktikleri detaylı olarak incelenmesi gereken ayrı bir konudur. Yurtiçi ve Yurtdışı müşterileri ikna etmede ülkeye göre farklı ikna taktikleri uygulamak gerekmektedir. Bu taktikleri de kendinize kazandırmış olmanız gerekiyor. Genel ikna teknikleri, Sandviç Tekniği ve Losada Matrisi en önemli ikna teknikleri arasında yer almakta ve her müşteri için uygulanabilmektedir. Konuşmanız sırasında bunları kullanmanız size artı değer katacaktır. Profesyonel bir satışçı müşterinin hassasiyetini yakalar ve onun üzerinde yoğunlaşır. İkna müşteriyi kandırmak değildir. Bunu hiçbir zaman unutmayın, amaç müşterinin ihtiyacı ve faydayı fark etmesini sağlamaktır. Profesyonel bir satışçı güvenilir bir iknacıdır.

Çinli bir atasözünün dediği gibi dürüstlük en iyi siyasettir. Konuşmalarınızda her zaman dürüst olun, rol yapmayın ve bunu müşterinizin hissetmesini sağlayın. Konuşmanızda firmanızı ve ürününüzün faydasını anlatırken kesintisiz anlatın, kesintiye uğrayan konuşmalar karşı tarafta acaba mesajı oluşturabilir. Konuya ne kadar hâkim olursanız o kadar etkili ve ikna edici konuşursunuz.

Net ve anlaşılır cümlelerle konuşmanızı daha değerli hale getirecektir. Profesyonel olacağım diye karşı tarafına anlayamayacağı jargonlar kullanmayın. Not tutarken mutlaka tarihli bir ajanda kullanın, daha sonra aynı müşteriyi tekrar ziyaret ettiğinizde geçmiş tarihteki notlarınıza kolay ulaşır ve görüşme öncesi notlarınızı daha pratik olarak gözden geçirmiş olursunuz.

Günümüz çağında herkes çok yoğun olduğu için sizi çok uzun süre dinlemek istemeyecektir. Bir insanın aktif olarak dinleme zamanı 10-15 dakikadır. Bu süreç içerisinde her şeyi pratik ve anlaşılır olarak aktarmanız gerekiyor. Zamanınızın olduğu sunumlarda muhakkak görsellerle konuşmanızı zenginleştirin, ilkel beyin görseli daha kolay hatırlayacak ve sistemine yerleştirecektir. Bu şekilde hatırlanmanız kolay olacaktır. Zamanınızın olmadığı konuşmalarda firma not defteri, ajandası ve kalemi gibi firma logosunun üzerinde yer aldığı araçlarla bunu sağlayın, bunlar müşterinin dikkatini muhakkak çekecektir ve marka adınızı müşterinin beyninde konumlanacaktır.

Konuşurken, kesinlikle önce broşür ve kataloglarınızı müşteriye sunmayın, yan tarafa bırakın ve müşterinin merak etmesini sağlayın. Bunları önce verirseniz, müşteri bunları incelemeye başlayacak ve sizin anlattıklarınızı kaçıracaktır. İlgi odağı tamamen siz olmalısınız. Konuşma sırasında zaman zaman aynalama yöntemini kullanın ve müşterinin hareketlerini takip edin, sizinle aynı hareketleri yapmaya başladıysa ve banko… satış kapandı demektir. Bundan sonra konuyu çok fazla uzatmadan yine etkili bir kapanış yapın ve son cümleyi müşteriye bırakın.

Rakiplerinize saldırarak bir pazarlama ve satış politikası oluşturmayın, sizin amacınız müşterinizin tutum ve davranışlarını değiştirerek sizin ürününüzü almasını sağlamaktır. Müşteri size rakiplerinizden farklılıklarınızı sorarsa konuya girin ya da farklı cümlelerle bunu anlatmaya çalışın, direkt rakip ifadesini kullanmayın. Müşterinize nasihat vermeyin ve empati kurarak ona koşulsuz saygı duyun, siz anlatacaklarınızı ve faydayı anlattınız bırakın kararı o versin ki zaten mesajı ve faydayı doğru aktardıysanız kendisin bunu kolaylıkla anlayacaktır.

Satışı kapatamadığınız hiçbir müşteriyi terk etmeyin, müşteri bugün almadı ama yarın almayacağı garanti değil, şartlar bugün böyleydi, yarın şartları değişebilir ve sizi tercih edebilir. Bu nedenle satışı kapayamadığınız müşterilerinizle de iletişimi hiçbir zaman koparmayın.

Ziyaret ettiğiniz müşterinize ve müşterilerinize, ziyaret sonrası gecikmeden teşekkür maili atmayı, konuştuğunuz konuları bu mailde aktarmayı, teklif vermeniz gerekiyorsa bunu geciktirmeden göndermeyi ve şirket datalarına da toplantı notlarını kayıt etmeyi unutmayın…

Güzel konuşmak için tek bir yol vardır, dinlemeyi öğrenmek…Christopher Morley

Ayten NAYİR

EMES A.Ş. Yurtdışı Satış ve Pazarlama Sorumlusu

ayten_nayir@emesteker.com

Dış Ticarette Bankaların Yaptıkları Hatalar – III -Kredi Teminatı-

İHRACATÇI KREDİ TEMİNATI İÇİN NE VEREBİLİR ?

İhracatçıların hammadde alımları ve yapacakları ihracatın finansmanını oluşturmak üzere bankalardan kullanacakları nakdi finansman ihtiyaçları karşılığında bankaların kredinin teminatı için ihracatçıdan talep edecekleri en temel unsur; çek, senet veya ipotektir. İhracatçı firmanın kredibilitesi çok fazla ise, şirket ortakları veya patronun şahsi kefaleti de yeterli olabilmektedir. Tabir yerinde ise “kara kaş, kara göz” kredi teminatını oluşturabilmektedir. Ancak firmanın piyasadaki kredibilitesi beklenen düzeyin altında ise bankaların alnına silah da dayasan mutlaka maddi teminat istemekten bir adım geri gitmeyeceklerdir.

Bankacı ihracatçının alnına silah dayasa da, ihracatçının kullanacağı kredinin teminatı için ihracatçıdan gerçek müşteri çek ve senetleri alması zor.

  TEMİNATA İHRACAT VESAİKİ OLUR MU ?

Madem çok ısrar ediyorsunuz, vesaik karşılığında bankaların kredi kullandırması olur elbet.  Ancak yurt dışına gönderilen tahsil vesaiklerinin iskontosu ve kesin alışı söz konusu olmayıp, sadece bankalarca vesaikin şartlarının uygun olması halinde teminata alınarak, karşılığında kredi kullandırılmasıdır. Tahsil vesaikini bankalar teminata alarak, bedel yurt dışından tahsil edildiğinde kullandırılan krediye mahsup ederek kullandırılan krediyi kapatırlar.

Bankaların herhangi bir ihracat vesaikin teminata alırken öncelikli olarak aradıkları koşullardan bir tanesi; vesaikin gönderildiği ülke riski, ithalatçının riski ve mal cinsi olduğunu söyleyebiliriz.

Bunları da şu şekilde sıralamak mümkündür;

  • Malların ne şekilde gönderildiği. Deniz yolu, kara yolu veya hava yolu vs.. Bankaların tercih ettiği taşıma şekli kuşkusuz ki deniz yolu ve bu taşımayla ilgili olarak tanzim edilen deniz konşimentosudur. Deniz yolu taşımacılığında kullanılan deniz konşimentosu bir taşıma senedi olup, malların mülkiyetin temsil eder. Deniz konşimentosu olmadan ithalatçının kendi ülkesindeki gümrüğünden malları çekemeyeceğinden dolayı, ithalatçının deniz konşimentosuna sahip olması gerekmektedir. Ancak Deniz konşimentosu ihracatçı tarafından kendi bankasına tahsil kaydı ile verilmiş olduğundan, ithalatçının bankasına da yine aynı koşullarda tahsil kaydı ile gönderiliyor olması, en azından tahsil vesaikinin bedelinin bankanın emrinde ve kontrolünde olduğunu gösterir.  Unutulmamalıdır ki bankaya sunulan deniz konşimentonun tam takım konşimento yanı 3 orijinal, 3 kopya olması gereklidir. Tüm orijinallerin bankada olması kesinlikle bir emniyet supabıdır. Zira orijinal konşimentodan bir tanesinin noksan olması, bankanın kredi teminatının ciddi sıkıntıya yol açacağı kesindir.

BAKIN NELER YAPILMIŞ KREDİLENDİRMEDE

Firmanın kredi limiti mevcut ancak teminat kısmında noksanlık var. İhracat kredisi olduğundan dolayı firmadan teminata neler vermesi gerektiği bankaca izah edilmiş. Bankanın saydığı teminat koşulları arasında;

  • İhracat vesaiki
  • Banka avalli poliçe
  • Vadeli, teyidli ihracat akreditifinin bankaca vade teyidi yapılmış alacağı,
  • Mevduat rehni vs

Bankalar ister, bankanın istediğini gözünü doyurasıya kadar verecek olan müşteridir.

İhracatçı firma vesaik mukabili olarak yüklediği mallara ait garantisiz ihracat vesaikini bankasına takdim eder. Bankaya sunulan ihracat vesaiki hem kredi teminatını oluşturacak, hem de temlik edilerek yurt dışına tahsile gönderilecekti. Firmanın bankasına verdiği tahsil vesaiki şu şekilde idi;

  • Ticari fatura
  • 2 original, 3 copy deniz konşimentosu
  • 1 packing list
  • 1 SGS certificate
  • 1 atom certificate
  • 1 certificate of origin

Banka ihracat vesaikini alır, kontrol eder, ihracat vesaikinin tutarına % 30 marj uygular ve ihracatçı firmaya USD.700.000.- lık ihracat kredisi verir. Firmanın hesabına geçer. Demek oluyor ki ihracat vesaikinin tamamı USD.1.000.000.- imiş.

Burada kadar her şey normal mi sizce?

Elbette değil…

Devamına bakalım neler olmuş…

Kredinin firmaya kullandırıldığı tarihten itibaren, ihracat bedelinin de yurt dışından gelmesi beklenmiş.

Günler geçmiş, beklenmiş, beklenmiş.

Yanlış anlaşılmasın; bekleyen kişi bankadır. Devirdiği çamın hala farkında değil ve sadece bekliyor.

Günler günleri kovalar.. Haftalar, haftaları. Hatta aylar..

Ne vesaik, ne de vesaikin bedeli. Yani USD.1.000.000.-. Hatırlarsanız vesaikin tamamı bu rakamdan oluşuyordu.

Nice bir zaman sonra; ben diyeyim 50 gün sonra yurt dışındaki muhabir bankadan, amir banka olan ihracatçının bankasına bir akıbet mesajı gelir. İçeriği ise şöyledir;

Tahsili için tarafımıza göndermiş olduğunuz vesaikin çekilmesi konusunda ithalatçıya defalarca ihbar göndermemize rağmen, ithalatçının hiçbir aksiyon almadığı, hatta vesaik bedelini ödeme hiç de istekli olmadığını fark ettik. Elimizdeki bu vesaiki ne yapalım. Acil cevabınızı iletmenizi rica ederiz.

İhracatçının bankası, muhabir bankadan gelen bu mesaj karşısında biraz şaşırmış olmakla birlikte, hemen yeni talimat almak üzere ihracatçı firma ile temasa geçmeye çalışır. Hemen telefonlara sarılır ihracatçının bankası…

Hay aksi ihracatçının mobil telefonu kapalı,

Ofis telefonu da cevap vermiyor.

Tam da sırasıydı yani. İhracatçıya erişilemiyor.

Can havliyle pazarlamacı ihracatçı firmanın ofisine gider ama ne görsün? Ofis kapalı. Terslikler birbirini kovalıyordu.. İhracatçı firma hasta mı diye düşündü pazarlamacı. Ne kadar saf düşünce değil mi? İhracatçı hasta olmasını çok arzu ederdim şu anda.

Muhabir banka ile yazışmalar devam etti bir süre. Sonrasında muhabir banka, kendi nezdindeki vesaiki bir zarfa koyarak ihracatçının bankasına iade etmiş ödenmediği ve ithalatçının ödemeye çok istekli görünmediği nedenlerini rücu etmiş yazısında.

Gelelim son duruma;

Görünürde ihracatçı yok, gitmiş nereye gitmişse ve bankası bulamıyor,

Nur topu gibi USD.700.000.- lık bir kredi riski

Ödenmeden iadesi yapılan USD.1.000.000.- lık ihracat vesaiki…

İşin özeti bu..

Neyse ki banka tam bu aşamada ihracat konusu malların ithalatçının ülkesindeki gümrük sahasında bekleyip, beklemediğini araştırır deniz nakliyat şirketi aracılığı ile. (Ben de hep derslerimde bu konulara değinirdim. Ne tesadüfi bilgiler değil mi)  Deniz nakliyat şirketinden gelen yanıt günün son golü oldu desem yeridir.

İnanmayacaksınız ama mallar gümrük sahasından ordino ile ithalatçı tarafından çekilmiş. Yani mallar da yok.

Ama nasıl olur, orijinal konşimentolar bankada dururken nasıl mallar ordino ile çekilir? Demem odur ki ordino almak için bir tek orijinal konşimentoyu vermek yeterlidir. Konşimentolar bankada olduğuna göre ithalatçı malları nasıl çekmiş olabilir?

Ah be koca aptalım…

İşte sorun da burada ya. Bankaya verilmeyen tek bir orijinal konşimentoda değil mi? Bu arada “ah be koca aptalım” sözünü, kimse üzerine alınıp sevinmesin Reşat Hoca bize sevgi gösterisinde bulundu diye. Bu sözüm bankaya idi…

Sonuç;

Kredi battı. Ortada teminat denen hiçbir varlık kalmadı. İhracatçı zaten kayıp, ihraç malları zaten gümrükte değil.

Olay teftişlik vak’a idi.

Teftiş de hemen geliverdi bu olayın ayyuka çıkması üzerine. Neyse ki teftiş dersine çalışmıştı. Bankaya kredi teminatı olarak sunulan ve asli teminat niteliğinde olan deniz konşimentosu 3 orijinal 3 kopya olarak düzenlenmiş olmasına rağmen bankaya verilen konşimento sayısı 2 orijinal 3 kopya. İşte hata burada yapılmış. Konşimento bilgisi yok.

Anlayacağınız ihracatçı firma bir tek orijinal konşimentoyu bankasına vermemiş, elinde tutmuş, banka da çok güzel oltaya takılmış, 2 orijinal konşimentoyu teminata almış, krediyi firmaya vermiş.

Diğer orijinal konşimentoya ne oldu biliyor musunuz ?

İşte tam da size onu anlatacaktım, lafı ağzımdan aldınız. İhracatçı firmanın çakallığı tutmuş olacak, bankadan kredi aldıktan sonra, elindeki tek bir orijinal konşimentoyu, gerekli sahte ciroları da yaparak ithalatçısına göndermiş ve ihracat bedelini kendisinin hesabına transfer ettirmiş, ithalatçı da bir tek orijinal konşimentoyu nakliyeci firmaya sunarak ordinosunu almış, ordino ile malları gümrükten çekmiş.

Aptallığına doymasın bu krediyi kullandıran. Daha da ötesi bu vesaiki teminat olarak uygun bulan her kimse..

Daha da vahimini söyleyeyim mi? Ben hem banka müdürünü hem de ihracatçıyı tanıyorum. İhracatçının çakal olduğu kesin, banka müdürün de kuzu. Kuzu, çakalın avı oldu.

Yine de tanıtayım: bu kuzudur. Çakalların muhtemel avıdır. Çakalın resmini koymadım. Etrafınıza bakın, muhtemelen birden fazla çakal göreceksiniz.

Bankalara gelince…

Bankalar hata yapıyor. İşte gördünüz.

Reşat BAĞCIOĞLU

Ticaretle ilgili alım-satım ve danışmanlık taleplerinizi, https://satinalmadergisi.com/ticaritalep/ sayfasından iletebilirsiniz.

Ya Sürdürülebilirlik İçin Uğraşasım Gelmiyorsa ?

Entropi: Dünyaya Yeni Bir Bakış / Jeremy Rifkin, Ted Howard / 1980 kitabını referans alıyorum, kendi notlarım italik dizilidir.

1980 yılında geleceğe dönük iki alternatif yol öngörülmüş.

  • Birincisi ne yapıyorsak aynısını yapmaya dolu dizgin devam edeceğiz ve kıyametin başkalarının başına gelmesini umacağız.
  • İkincisi “düşük entropili yaşam” formuna evrilerek kıyamet gününü olabildiğince geciktireceğiz.
  • Bu yazıda birinci alternatifi inceleyeceğiz:
  • Doğa, insan içindir!
  • Kişisel fayda maksimizasyonu toplumu refaha götürür!
  • Daha hızlı, daha verimli, daha teknolojik olmalıyız!
  • Refahın anahtarı sürekli büyümedir!
  • ……..

tanıdık geliyor mu? Küresel anlamda en yaygın düzen olan Kapitalizmden söz ediyoruz.

Evrendeki enerji miktarı sabittir ve entropi sürekli artar.

Zaman sadece iş gerçekleştirilebilecek elde edilebilir enerji var olduğunda sürebilecektir. Evren, elde edilebilir enerjiyi tükettikçe giderek daha az “gerçek” zamanın kaldığı ve oluşumların azaldığı görülecek. Zamanla ısı ölümünün denklik “gerçek” anı geldiğinde her şey oluşumunu durduracaktır. Ve böylece, zaman artık beliren bir şey olmayacağından hissedilen an olmayacaktır. Öyleyse dünyada fazla seçeneğimiz kalmadığı ve de zaman tükendiği için enerji daha çabuk kullanılmalıydı. Oysa asıl gerçek, daha fazla enerji tüketerek zamanı daha hesaplı kullanamayacağımızdır. Aksine, enerji harcandıkça zaman tükenmektedir. Küresel ısınma genel bir ısı dengesine doğru evrilebilir mi ?

Canlı veya cansız tüm oluşumlarda bünye içinde düzen artarken dış ortamda eşdeğer veya çoğu zaman daha büyük düzensizlikler ortaya çıkıyor. İnsan vücudu sürekli ve büyük miktarda enerjiyi çevreden alıyor, öldüğünde enerji alımı bitiyor ve derhal çürüme başlıyor. Evrimsel zincirde daha yüksek türler, çevreden daha fazla enerji çekiyor ve daha büyük düzensizlik oluşturuyor. Aşırı artan ve artmaya devam eden insan nüfusu en tipik örnektir. Malthus “geometrik olarak artan nüfusa rağmen gıda kaynaklarının aritmetik arttığını ve dolayısıyla gelecekte açlık çekileceğini” iddia etmişti. Gelişen tarımsal mekanizasyona – gübreye – zirai ilaca – hibrit tohuma vb rağmen bugün savaş-iklim değişimi gibi sebeplerin de katkısıyla küresel anlamda açlık riski ciddi boyutta değil mi?

İnsanoğlu evrimin Homo Sapiens ile tamamlandığı yanılgısında.. Evrim devam ediyor, doğal seleksiyon iş başında ve kim bilir belki de bizim sıramız geliyordur? 

Kentlerde yoğunlaşan nüfusun barınma – giyinme – beslenme – ulaşım vb ihtiyaçları için çeşitli kurumlar – binalar – tesisler – yollar – araçlar – vb yaparken, küçük ve düzenli alanlar oluşturuyoruz ve bunun farkında olmadığımız bedeli çevrede artan entropi oluyor. Entropi artık kullanılamayan enerjidir, atıktır, kirliliktir. Enerjiyi kontrol eden küresel hakimiyeti sağlayacaktır. Rusya ve ABD nin küresel pozisyonunu, Rusya’nın gaz kesintisiyle AB içinde yaşanan gerilimi gözden geçirin lütfen.

Entropi eşiği ilk geçildiğinde Tarım Devrimi, ikincisinde Sanayi Devrimi yaşandı. 1980 de bu kitap çıktığında eşik üçüncü defa geçiliyor iddiası var… Ne var ki, modern dünya görüsü çok farklı bir anlayışı yansıtır. Makine paradigması, hareket halindeki nesne üzerinde durur. Lokal hareket ve mesafeyi ödüllendirir. Sürekli gelişme hayaliyle çarpılmıştır. Sınırlar, başarısızlığın işaretidir. Çağımızın ruhu, yayılma ve ele geçirmeye yöneliktir. Her zaman için fethedilecek yeni dünyalar vardır. Fakat artık insan nüfusu her 40 yılda bir ikiye katlanmakta… Elde edilebilir enerji kaynakları bulmakta giderek zorlanıyor ve enerji atıklarımızı boşaltacak yeni yerler bulmakta zorluk çekiyoruz. “Sınırlarımız içinde yaşamayı” öğrenmek zorundayız. Gezegenin sınırları kavramını hatırlayınız.

Tıpkı yangına körükle gider gibi sorunlara yeni ve daha karmaşık teknolojik çözümler tatbik ettiğimizde dünya giderek düzenini yitirmektedir. “Dönüştürücüleri arttırdıkça elde edilebilir enerji daha çabuk kullanılır ve neticede daha hızlı enerji sarfı ve düzensizlik görülür. Sorunlar, çözümlerden daha hızlı ürer. “Her yarı çözüm sorunun geri kalan kısmı üzerinde arttırıcı bir etkiye sahiptir” Eulgene Schwartz. Artan karmaşıklık, artan sorunlar, artan entropi ve düzensizliğin süreci katlamalı (üslü=logaritmik) bir artış gösterir, çağdaş dünyanın buhranını bu kadar korkunç kılan gerçek de budur.

Yeni bir enerji çevresinin başlangıç safhasında, enerji, yeni enerji dönüştürücüleri zemininin yapılandırılmasında kullanıldığı için, nüfus, enerji akışından büyük ölçüde mahrum bırakılır. Halk, eski enerji çevresinin son safhalarına eşlik eden büyük mahrumiyet ve düzensizliği yasamaktan hayal kırıklığına uğramış olduğundan, zor yaşam koşulları ve denetim, genel olarak hoş görülmüş olur.

Yeni bir enerji çevresinin ikinci safhasında, doğrudan sosyal sistem içine, giderek daha fazla enerji akıtılmaya başlar. Bu safhada, başlangıçtaki enerji zemini kurulmuştur ve artık teknoloji arttırılmaya başlanır. Entropi sürecinin ağırlığını göstermeye başladığı nokta budur. Enerji akışı, tüm akış hattı boyunca, daha büyük tali düzensizlikler oluşturur.

Oluşan sıkıntıları gidermek için yönetim rejimi sertleşir, mümkün olan hallerde dış destek alınır. Toplumun farklı kesimleri yaşanan düzensizliklerden (enflasyon, işsizlik gibi) farklı şekillerde etkilenir, sınıf çatışmaları görülür. Artan huzursuzluk milliyetçi-otokratik rejimlere eğilim gösterir.

En büyük sıkıntı artmaya devam eden nüfus ve mevcut yaşam tarzından vazgeçilmediği için artmaya devam eden enerji tüketimidir, bu çarpan etkisi yaratır. 

Bundan 40 sene önce küresel ısınma uyarısı yapılmış! 

Ulusal Bilimler Akademisi’nin (NAS) bir çalışmasına göre, “fosil yakıtlarından enerji üretimi üzerinde asıl sınırlayıcı faktör, gelecek birkaç yüzyıl zarfında, karbondioksit salınmasının iklimsel etkileri olmaya dönebilir”. Kömür kullanımının artısı, atmosfere büyük miktarlarda karbondioksit salınmasına yol açar. Karbondioksit, ısının uzaya yayılmasını engelleyerek ısınma veya “sera” etkisi oluşturur. NAS raporu, atmosferde karbondioksit seviyesinin önümüzdeki 75 yıl içinde ikiye katlanarak “sıcaklıkları, ekvatora yakın iç bölgelerde 3 ila 6 dereceye ve kutuplara yakın bölgelerde 9 ila 12 dereceye kadar yükseltebileceğini” söyler. Gezegendeki bitki ve hayvan yaşamı üzerindeki etkileri de yıkıcı olacaktır. Yeryüzünün ekolojik dengesi ciddi bir sarsıntı geçirebilir. Yalnızca, değişimin – 75 yıl veya daha kısa bir sürede – oluşma hızı bile herhangi bir adaptasyon olasılığını ortadan kaldırır (yeryüzünde bu tür nicel bir değişime, bir çok bitki ve hayvan türünün genetik olarak uyum sağlayabilmesi milyonlarca yıl alacaktır). Doğal seleksiyon yaşayan türlerin bir kısmını (belki Homo Sapiensi bile) eleyecektir.

NAS, saptamalarında yalnız değildir. Son zamanlarda yazılan birçok rapor aynı sonuca varmıştır. World Watch Institute, günümüzdeki karbondioksit yayılım oranları 20-30 yıl daha sürerse dünyada görülebilecek sıcaklık artışının, Buzul Çağı’nın oluştuğu ve sona erdiği bir ölçeğe yaklaşan “iklimsel” değişimler üretebileceğini ileri sürer.

Enerji tükenirken beraberinde enflasyon yükselecek, peşinden ücretler eriyecek ve işsizlik artacak, peşinden vergiler yükselecek ve huzursuzluklar başlayacaktır. Küresel ölçekte enflasyon, işsizlik görülüyor.

Artan iç huzursuzluklar, milliyetçi akımlar, enerji ihtiyacı gibi nedenlerle savaşlar – göçler yaşanacaktır. Salgın hastalıklar, kıtlık, doğal felaketler, hijyen eksikliği vb nedeniyle küresel eşitsizlik dahilinde (daha çok 3.dünya ülkelerinde) nüfus azalacaktır, ancak kuzey-batı yarıküredekiler sayıca az olmalarına rağmen çok daha yüksek miktarda enerji tüketirler! Yaşlılar, hastalar hele de uzun ömürlü olduklarında sosyal güvenlik sistemlerini zora sokacaktır. 

Dünyanın ilk zamanlarında doğal seleksiyon anaerobik (oksijen kullanmayan) canlıları eledi, ilk hava kirliliği oksijenden oldu! O günden bugüne CO2 ile yaşayan (fotosentez yapanlar) canlılar giderek azalıyor, şimdilerde orman yangınlarıyla daha da hızlı azalıyor.  Termodinamikte ısı yüksekten düşüğe doğru hareket halindedir, dünyada bir yerler çok sıcak bir yerler çok soğuk dolayısıyla aşırı uçlar arasında şiddetli hava olayları var ancak zamanla sıcaklıklar eşitlenecek, denge hali oluşacaktır. Bu durumda deniz-göl üzerinde buharlaşma olacak ama rüzgar olmadığı için yağmur yine deniz-göl üzerine düşecek ve diğer yerler giderek kuraklaşacak, artan bulutlar gün ışığını engelleyecek, kararmanın dışında fotosentez yavaşlayacak, oksijen azalacak ve kıyamet gelecektir. Mayanın şekeri laktik asit veya etil alkole dönüştürüp sonra da kendi ürettiğinin yoğunluğuna tahammül edemeyip ölmesi gibi doğal bir süreç yaşanacaktır. Dolayısıyla aerobik canlı türü olan Homo Sapiensin yaşam alanları daralacak, dünyanın bazı yerleri (Avrupa Birliği gibi) diğer yerlerinden daha yaşanır olacak, duvarla ayrılacaktır. Seçilenler-Elitler (Homo Deus) ve diğerleri olarak distopik filmlerdeki gibi sınıflar ortaya çıkabilecektir. Belki de insan biterken gezegende yeni bir hayat formu ortaya çıkacaktır (dinozorlar gibi).

Başka bir ifadeyle hepimiz “diğerlerinin yapmadığını” söyleyerek sürdürülebilir olmak için çaba harcamaktan vazgeçersek geriye o gün geldiğinde kendimizi kurtarabilme dürtüsü kalacaktır. Özellikle Kuzey-Batı yarıküredeki milletler bugüne kadar dünyanın kaynaklarını diğerlerinin aleyhine olacak şekilde sömürdükleri ve bugün kapitalizmle sömürmeye devam ettikleri için eşitlik bence ütopiktir. 3.Dünya ülkeleri, gelişmiş ülkelerin izinden giderek aynı hayat seviyesine ulaşmak isteyeceklerdir. Artan nüfus ve katlanarak artan enerji ihtiyacı gezegenin kaynakları için büyük bir strestir ve eninde sonunda kıyamet gelecektir.

Bu senaryo, benim kötümser fantezimdir. İyimser fantezime buradan bakabilirsiniz.

Utkan ULUÇAY, İstanbul

Utkan.Ulucay@gmail.com

2. EL LOJİSTİK DEPO RAF SİSTEMİ E-Ticaret ve Arşiv Depolamaya Uygun

2. EL LOJİSTİK DEPO RAF SİSTEMİ
E-TİCARET ve ARŞİV DEPOLAMAYA UYGUN MEZANİN RAF

Raf tipi, alan, yükseklik, kat sayısı, tonaj, gerçek resimler, travers uzunluğu detayları TİCARET PANELİ ndedir. 

Tüm güncel alım taleplerini incelemek için TİCARET PANELİ ne gidiniz.

https://satinalmadergisi.com/ticaret-paneli/ 

Teklif vermek ve alım detaylarını görmek için Tedarikçi veya Satıcı Üyeliği gerekmektedir.

TEKLİF TOPLAMA İÇİN ticaret@satinalmadergisi.com adresine açık talebinizi yazınız.

ÜRÜN ve HİZMET TEDARİKÇİ ARAŞTIRMASI (Ücretsiz)

Ürün ve Tedarikçi Araştırması için Satınalma Talep Formu‘nu doldurunuz.

Nasıl Olurum ?

“Bugün dünden daha büyük nasıl olurum ?”…

Bu farkındalık sorusunu daha önce hiç kendinize sordunuz mu?

Bu soru şu anda sizin için ne ifade ediyor?

Benim ilham kaynağım. Mottom. Her sabah uyandığımda kendime hatırlattığım gelişim yolculuğumdaki rehberim. Geleceğe emin adımlarla yürüdüğümü bana gösteren cesaret kaynağım.

Anı yaşayıp, anın içinden geçerken geleceğe doğru ilmek ilmek örüyoruz hayatı. Hızla akan zamanda değişimlere ayak uydurma çabası içerisinde kendimizi her geçen gün yeni yetenek, bilgi ve tecrübelerle donatmaya çalışıyoruz. Bu çabayı herkes farklı şekilde hayatına geçiriyor. Ve herkes farklı sonuçlara ulaşıyor. Aslında yöntem ve sonuç, neyi ?, ne zaman? ve nasıl ? istediğimize bağlı olarak değişiyor.

Peki kendimizi nasıl büyütüyoruz ya da büyütebiliriz ?

Gelişim yolculuğu sabır gerektiren uzun ve meşakkatli bir süreçtir. Kendini tanımayla başlayan bir yolculuktur. Bu yolda yola çıkan bir yolcu, hayat amacına bağlı olarak önce kendini iyi tanımalıdır. Değerlerini keşfetmeli ve kendiyle sürekli uğraşmalıdır. Kendisini iyi tanıyan ve kendisiyle sürekli uğraşan kişi, içindeki gücü uyandırarak eyleme geçecek ve daha hızlı yol alacaktır. Bu durum özgür bir iradenin gücüyle birleştiğinde ise ilk sağlam adım atılmış olur.

Büyüme yolunda ikinci önemli adım ise iradeye dayalı doğru kararlar almak ve bu kararları uygulamaya geçirmektir. Çünkü hayatımız aldığımız ve uygulamaya geçirdiğimiz kararlarla biçimlenir. Burada önemli olan kararlarımızı önceliklendirmek ve ertelemeden eyleme geçmektir.

Konfor alanımızı terk etmek, gerektiğinde alışkanlıklarımızı değiştirmek ve odaklanmak tüm bunları destekleyici birer güç olacaktır.

Sağlam adımlarla çıktığımız yola, emin adımlarla devam etmenin diğer bir yolu ise meraklı ve sürekli bir öğrenci olmaktan geçmektedir. Okumak, gezmek, araştırmak, paylaşmak her daim bizim vazgeçilmezlerimiz olmalıdır.

Network de büyümenin önemli güçlerindendir. Doğru insanlarla kurduğunuz iletişim ağı, farklı bilgi ve kişilerle bizi daha da büyütecektir. Öğrenme yolculuğumuzu zevkli kılacak ve hızlandıracaktır.

Soruların gücünden de sık sık yararlanmak gerekir. Eski bir atasözünde denildiği gibi “Sormayan Yaşayamaz”. Yolumuza ışık tutacak farkındalık soruları etkili bir çözüm kaynağıdır. Örneğin, hayata hangi resmi çizmek istiyorum ? Geleceğe donanımlı ilerlemek beni ileride nerelere getirecek ? Karşılaştığım durumla ilgili nasıl bir çözüm bulabilirim ?

Zaman… Aslında bu yolculukta belki de en önemli  anahtar sözcük. Zamanı doğru kullanma becerisi geliştirdiğimizde tüm bu saydıklarımızın daha kolay hayata geçirilebileceği aşikâr. O zaman iyi bir zaman planlaması yapmak bu süreci ruhen, zihnen ve bedenen yani bütünsel olarak desteklemek demektir. Bu durum ise bize güçlü bir ilham verecektir.

Büyüme yolculuğumuzda özellikle iç motivasyonumuzu ve farkındalığımızı güçlü tutarak iyi bir iç kâşif olmalı ve doğru yerlerden kendimizi beslenmeye özen göstermeliyiz.

Güç içinde. Hayatın senin elinde. Kişisel pusulanı eline al ve fark et !

Gelişim yolculuğunuzda bitmeyecek bir hevesle büyümeniz dileğiyle…

Sevgi ve Saygılarımla

Nurten KILIÇPARLAR

Zombi Şirketler

Bir İşletme, zamana ayak uydurmadan çevresinde olup biten değişimlere katılım sağlamadan ticari faaliyetlerine devam ediyorsa, Paydaşları ([1]) arasındaki menfaat dengesinde hissedilir oranda bir bozulma olması kaçınılmazdır.

Yalnız böylesi bir ilkellik ve köhnelik içinde kalmış işletmelerin illa yok olacağı, kapısına zincir vuracağı anlamına varmayalım. Ticari faaliyetleri devam ettiği sürece işletmeler bir şekilde büyür, gelişir hatta dev bir yapıya bile dönüşebilirler.

Bu durumdaki işletmelerde menfaat oranını kendi lehine arttırmış, çıkarcı bir paydaş sınıfı özellikle ticari faaliyetlerin verimliliğine bakmadan devamından yanadır. Aynen kurumuş bir ağacın onu kurutan sarmaşık için ayakta kalıyor olması gibi. O kuru ağaç yıkılacak olursa asalak olan sarmaşık da yerle bir olacaktır.

Ama tekrar altını çizmek istiyorum ki, bu hale dönüşmüş işletmeler, -ki ben onlara zombi işletme diyorum var olma nedenine değil herhangi bir paydaş sınıfının lehine çalışan birer ticarethaneye dönüşürler.

Esas iş alanından kopmuş, verimsiz, başarısız ama belirli paydaşlar için halen bir çıkar kaynağı olarak çalışan paravan birer şirket olurlar. Yöneticilerinin, çalışanlarının, tedarikçilerinin veya müşterilerin velhasıl güçlü olan herhangi bir paydaş sınıfının çiftliği olarak faaliyetlerine devam ederler.

Zombi Şirketler !

Hiç görmediniz mi ?

Çok var…

Mesela; Bir Dış Ticaret şirketi elinde zombi şirkete dönmüş, Nakliye Şirketi!

  • Bağımlı olduğu şirketin ödeme planı nedeniyle zar zor faaliyet gösteren. Araç bakımlarını planlayamayan, personel barındıramayan, maaşları gayri resmi gösteren ve bazen yatıramayan. Tır parkı eski, çalışanları bezgin bu şirketi tanırsınız. Sömüren müşterisi tarafından ölmeyecek kadar kârla çalıştırılarak ayakta tutulmakta. Ya Patron ya da Yönetici seviyesinde bir menfaat bağı ile bağlanmışlar. Şirket çıkarlarından çok bireysel çıkarlar ön plandadır.

Mesela; Bir Süper Market zincirinin elinde zombiye dönmüş, Ambalaj şirketi!

  • Bağımlı olduğu Süper Market zincirine eski makineleri, yetersiz tesisi ve hep eksik personeli yüzünden zar zor hizmet veren. Makine bakımlarını yapamayan, nitelikli personel barındıramayan, maaşları gayri resmi gösteren ve çoğu zamanda yatıramayan. Tesisi pis, çalışanları bezgin bu şirketi tanırsınız. Sömüren müşterisi tarafından ölmeyecek kadar kârla çalıştırılarak ayakta tutulmakta. Ya Patron ya da Yönetici seviyesinde bir çıkar bağı ile bağlanmıştır. Şirket çıkarlarından çok bireysel çıkarlar ön plandadır.

Hatta Bir Holdingin elinde zombiye dönmüş bir Yemek Şirketi!

Ya da Çalışanlarını asgari ücret seviyesinin üstüne çıkartmayarak çalışmaya muhtaç tutan bir işletmeler.

Veya İşletme hakkında edindiği bilgiyi kimseyle paylaşmayarak çalıştığı yeri kendine muhtaç eden Ustabaşı.

Hiç olmadı, şirketin tüm gelirini kendi menfaatine sarf eden ama işine ve işletmesine hiç yatırım yapmadığı için tamamen çağ dışı şartlarda insan çalıştırarak ilkel teknoloji ile üretim yapan değerli sanayicilerimiz.

Valla bana kızmayın, yarası olan iyileştirsin. Tıp da İşletme Yönetimi de iyice ilerledi.

Çare sizsiniz.

Önce işletmenize kene gibi yapışmış, kanını emen fakat yine o işletmenin paydaşlarından bazıları tarafından bizzat beslenip büyütülen şu Atalet ([2])’i ortadan bir kaldırın.

Çünkü, değişime engel olan ve işletmenin gelişimini, başarısını, performansını ve verimliliğini olumsuz etkileyen etkenlerin en başında ÖRGÜTSEL ATALET ([3]) gelmektedir.

ÖRGÜTSEL ATALET; bir örgütün çevresinde meydana gelen değişimlere cevap vermekten çok, kendi içsel değişiminde ısrarcı olması ve bunu korumak istemesi olarak ifade edilmektedir. Bu süreçte örgüt içerisinde kişisel alışkanlıklar ve bağlılıkların devam etmesi nedeniyle değişim ve gelişime karşı direnç gösterildiği görülmektedir.

ÖRGÜTSEL ATALETİN, Sezgisel ve Eylemsel Atalet olmak üzere iki türü vardır.

Sezgisel Atalet, belirsiz çevre koşullarında yaşanabilecek değişimler hakkında yöneticilerin yanlış tahminleri, yöneticilerin başarısız olmaları ve elde edilen bilgilerin faydasız veya işletmenin verimliliğine yeterli düzeyde katkısının bulunmadığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Eylemsel Atalet ise çevre analizinin yapılmasından sonra ortaya çıkmakta ve yönetimin gereken adımları atmakta geç kalması ya da hiçbir tepki göstermemesi durumlarında ortaya çıkmaktadır.

Literatürde “Örgütsel Eylemsizlik” olarak da adlandırılan Örgütsel Atalet ile ilgili genel bir tanım yapmak gerekirse; İşletmelerin işlemez hale gelmeleri, kendilerini yenileyememeleri, değişimlere ayak uyduramamaları, harekete geçememeleri, eylemsiz halde durmaları böylece amaçlarından uzaklaşmaları” olarak ifade edilebilmektedir.

Başlıca nedenleri;

  1. Geleneklere aşırı bağlılık,
  2. Değişime tepki verenler,
  3. Başarının ve özgüvenin yanıltma etkisi,
  4. Öğrenme döngüsünün kesintiye uğraması ve
  5. Çalışanların ilerleyen yaşı bunlardan bazılarıdır.

Bu nedenle işletmenizden çıkartmanız gerekenler;

  1. Geleneklere körü körüne bağlı olanlar.
  2. Değişime tepki verenler.
  3. Önceki başarılarını anlatanlar.
  4. Özgüvenleri nedeniyle yanılanlar.
  5. Öğrenme döngüsünü kesintiye uğratanlar.
  6. İcra[4] için yaşı ilerde olanlar.
  7. İşletme içerisinde açık, samimi bir iletişim kuramayanlar.
  8. Adaletsizlik
  9. Adam kayırma.
  10. Bozuk, çalışmayan veya verimsiz olan her şey!

Örgütsel Atalet; işletmeleri, hareketsizliğe, eylemsizliğe, çöküşe sevk etmektedir. Gücünü zihinsel tembellikten alan bu durum ile mücadele edilmediği takdirde işletmeler içinde bulundukları iş yaşamında âtıl bir konuma sürüklemektedir.

Bu bağlamda Örgütsel Atalet durumundan kurtulmak için;

Bilindik davranış kalıplarından uzak durmak,

Prosedürleri ve kuralları örgütsel amaçlara uygun düzenlemek ve

Çevresel değişimlere de duyarlı olmak gerekmektedir.

Bu nedenle örgütler,

İş zenginleştirme,

İş rotasyonu,

Yetki devri,

Eğitim ve

Danışmanlık gibi uygulamalarla Örgütsel Ataleti zayıflatarak ortadan kaldırabilmektedirler.

Yani?

Yani şu, Zombi İşletmelerin, üzerlerindeki Ataletin üstesinden gelebilmeleri için yenilikleri takip etmeleri ve değişime uyum sağlamaları, demokratik, katılımcı ve etik bir yönetim anlayışı benimsemeleri, örgüt içinde adaleti tesis ederek iç huzuru sağlayarak çalışanlarını mutlu etmeleri, değişimler ve yenilikler konusunda çalışanlarına bilgilendirici eğitimler vermeleri gerekmektedir.

Ayrıca yöneticilerin İşletmelerinde yeniliği, değişimi, iş birliği ve öğrenmeyi teşvik edici uygulamalara yer vermeleri ve güçlü bir örgüt kültürü oluşturmaları önerilmektedir.

Ataletin engellenmesi, Zombi İşletmenin yeniden hayata dönmelerini sağlayarak performansını arttıracak, dolayısıyla da başarıya olumlu yansıyacaktır.

Saygılarımla.

Zafer URFALIOĞLU

 

[1] Paydaş, toplumda işletmenin ilişkide olduğu, işletmenin faaliyetlerinden etkilenen ve faaliyetleriyle işletmeyi etkileyen tüm toplumsal taraflardır. Bir başka ifade ile paydaşlar, işletmelerden çıkarları olan bireyler ve kurumlardır.

[2] Atalet: Devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk.

[3] Örgütsel Atalet: A. TÜRKAN ve Y. ESMER “ÖRGÜTSEL ATALET KAVRAMINA TEORİK BİR BAKIŞ”, Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi Kasım 2019 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/852586 çok rafine ve besleyici bir çalışma. Konu hakkında daha fazla bilgi için öneririm.

[4] İcra: Bir işi yerine getirme, yapma, yürütme, uygulama.

Kalite ve Toplum Beklentilerinin Hayatımızdaki Önemi…

Kaliteyi hayatımızın her aşamasında hissetmeli ve yaşamalıyız.

Belki farkındayız veya farkında değiliz, fakat hayatımız boyunca bulunduğumuz her yerde yaşadığımız birçok olayda kalite yer almakta ve bulunmaktadır.

Biz ise bunun farkında olmuyoruz, farkında olmadığımız konularda memnuniyetimizi veya memnuniyetsizliğimizi davranışlarımız ile gösteriyor hatta hissettiriyor yaşıyor yaşatıyoruz,

Oysa kalite hep konuştuğumuz ve duyduğumuzda mutlu olduğumuz güvendiğimiz bir kavram.

Böylece insanlarımız beklentilerinin karşılanabileceği ve güven duyabileceğini anlamaktadır.

Kalite kavramı tecrübeler sonucu anlaşılmıştır ki, kullanıldığı veya geçtiği yerde şartların yerine getirildiği ve sağlandığı anlamın gelmekte, böyle de bilinmektedir.

Dolayısı ile kalite, beklenilen isteklerin başarısıdır.

Çay içiyorsun, çayın rengi, çayın sıcaklığı, tazeliği, bardağı, bardak altlığı çok önem arz eder, hatta içildiği ortam, yer ve içilirken yanınızda bulunan insanlar, içim öncesi ve sonrası duyulan keyfi ve huzur, bunlar kalitenin şartlarıdır. Çayın hazırlanması demi, ikramı, sunumu önem arz eder.

Çok sevdiğiniz insanlarla geziyorsunuz, gezdiğiniz yer yanınızdaki insanla daha da güzelleşecektir. Hatta bulunduğunuz ortam size, duyduğunuz sevginin ve duygularınızın, heyecanınızın ne kadar arttığını hissettirecektir.

Bu yıl, uzun pandemi sürecinden sonra eşimle birlikte Brüksel’de yaşayan kızımızın yanına gitmek nasip oldu. Evladımızın orada yaşıyor olması, çalışması ve bulunması bizim için yeni farklı yerleri görmek ve oraları tanımak için güzel bir fırsattı, çocuğumuzun öğrencilik döneminde ve yerleşme süreçlerinde gitmiş ve hayatımızın farklı güzel dönemlerini birlikte yaşamıştık.

Bu yıl, evladımızla birlikte olabilmek ve orada kalabilmek için kendimize bir ay gibi bir süre belirlemiştik. Mümkün olduğunca çevreyi gezmek ve onunla birlikte olabilmeyi düşündük, Brüksel’de kendi evimizin olması bizim için harikaydı, çocuğumuz eğitim sonrası orada iş bulmuş ve çalışmış olmasından dolayı tanınan uzun süreli düşük faizli konut yardımından faydalanmıştı.

Evimiz, birlikte tasarladığımız gerekli revizyon tadilatları yapılmış bir ortama sahipti, sabahları erken kalkıyor ve oturduğumuz muhitte / semtte değişik caddeleri kullanarak yakın olan George Henry parkına yürüyerek gidiyor geliyorduk, bu arada o muhitte ve yakınlarında olan marketlerden Aldi, Delhaize, Carrefour vb. günlük ihtiyaçlarımızı alıyorduk, Brüksel’de ülkemizden çalışmak için gelen ve bulunan çeşitli merkezlerde Türk mahalleleri oluşmuş buna mukabil Türk marketler de bulunmaktaydı. Marketlerin toplumun şartlarına uygun temiz ve hijyen kuralları ile hizmet vermeleri ve müşterilerin kurallara uyumu, hizmetin rahat işleyişini sağlamaktaydı. Bu da müşteri ve hizmet veren tarafların şartlarının uygun ve yeterli olmasını gösteriyordu.

Ayrıca, Brüksel’de toplumun yürüyüş yapacağı, dinlenebileceği, kendini rahat hissedebileceği büyük, geniş içinde küçük gölleri ve çeşitli kuşları ve yüksek ağaçları yer almaktaydı, Roodebeekpark… Akşam yürüyüşü yaptığımız. Her çeşit ağaç ve kuş çeşitleri, Doğal canlılığı ile

Hollanda’da, Eindhoven’de henri dunantparkta Yeğenimiz ve güzel bebeğimizle neşeli ve harika akşam yürüyüşümüz,

Square – Brussels meeting centre Brüksel merkezi semt otobüsleri ile gezilerimiz,

Roodebeekpark Brüksel’de Bursa’dan arkadaşımızın Mehmet Yediler’in oğlu Caner ile buluşmamız, onunla hoş sohbet ve güzel vakit geçirmemiz,

Bruggede Centrum geçen günümüz, burada yapıların hiç değişmediği fakat bakımlarının hiç eksik olmadığı 900. Yüzyıldan kalan masal şehri olarak bilinmesi, şehir içi kanalların, tekne ve atlı faytonlarla yapılan turların, tarihi yapısının korunması önemliydi,

Brüksel’de Josaphat parkta doğa ve yeşilin tonları ile iç içe yapılan yürüyüşler gerçekleştirmemiz, öyle ki bu tür yerler toplumun ihtiyacı olan şartları karşılayacak şekilde doğal olarak korunmuş olması etkileyiciydi.

Brüksel dönüşü İstanbul Sabiha Gökçen’den direkt Adana’ya uçak bulup uçtuk ve oradan da otobüs ile Hatay / İskenderun’a geçtik, İskenderun terminalinde kız kardeşimin eşi bizi aldı ve Arsuz’daki yazlığımız Ufuk Sitesine geçtik.

O haftası diğer kardeşlerimde kendi yazlıklarına tatil ve dinlenmek için gelmişlerdi, büyük kızım da amca, halası ve kuzenlerini bu arada yeni ailemize katılan kuzeninin yeni bebeğini görmeyi planlamıştı.

Biz de bunu değerlendirmiş oluyorduk, bir pazarımız hep birlikte Hatay’ın geleneksel sabah kahvaltısı, öğlen ve akşam yemekleri, arkasından İstanbul’daki kardeşimin kendi eliyle yaptığı meşhur künefemizi ana baba yadigarı yazlık evimizde afiyet ile yedik.

O gün akşam, İstanbul’daki kardeşim, diş hekimi olan oğlu ile kendi arabaları ile önceden planlanmış iş için İstanbul’a döndüler. Bu arada hafta sonu tatilini Cuma gününü izin alıp birleştiren kızım ve ailesi de ertesi sabah Bursa’ya döneceklerdi.

Kızım, ailesi ile Antakya havaalanından Bursa’ya döneceğinden, İskenderun sahilde belediye binasının karşısında merkez şubesi bulunan Petek Pastanesinde dondurma ve künefe yemeyi, ardından Antakya havaalanına geçmeyi planlamış.

Bu plana biz de dâhil olduk, kız kardeşim kuzenim ve ailecek iki araba yola çıktık,

Bu arada İskenderunda, Ağustos ayı sonlarında, Gaziantep’in taze Antep fıstığı ile Düzce bölgesinin taze parmak fındığı yol kenarlarında arabalarda satışı yapılırdı. Bu bizim çok beğendiğimiz, sevdiğimiz, yaşadığımız bir anı ve taze olarak yemesi ayrı bir lezzet vermekteydi.

Ufuk sitesi ile İskenderun arası sahil yolunda, taze fındık satan lamba ile aydınlatılmış, küçük bir el arabasının önünde durup, bir yarım bir de bir kiloluk fındık aldık. Fındık satışı yapan arkadaş, paketleri hazırlarken geri ödemesi küsuratlı olmasın diye gramajı arttırma önerisinde bulundu, talebimizin olmadığını ve siparişin belirtilen miktarlarda hazırlanmasını belirttim. Daha sonra paranın üstünü alıp arabamıza binip hareket ettik, önümüzdeki kırmızı ışıkta durduk bekliyorduk.

Bu arada yolun solunda birinin bize seslendiğini ve el ettiğini çevremizdeki insanların da yardımı ile fark ettik, dikkatlice bakınca bizim fındıkçı genç delikanlının bize beklememiz için işaret ettiğini gördük, ışık yanınca sağa geçip durduk. Fındıkçı genç delikanlı telaşla arabanın penceresine geldi ve paranın üstünü eksik verdiğini, eksik kısmını iade etmek için kırmızı ışıkta durmamızı fırsat bilip, vermek üzere koşarak geldiğini söyledi ve bana beş lira kâğıt parayı uzatıp verdi.

Çok etkilendim, çok mutlu oldum, işte bu ahlak temiz kalitenin getirdiği ticarette Ahi Evran kültürünün bir devamı ve yansımasıydı.

Yaptığı işin bilincinde ve hatasını düzeltmenin rahatlığı ile, iyi akşamlar diyerek tezgâhının başına hızla döndü ve gitti,

İskenderun’da, Petek Pastanesi aynı görkemi, güzelliği ve lezzetli dondurması, pastaları, künefesi ile bizi bekliyordu.

Diğer bir özelliği İskenderun’da, o çok sıcak havaların olduğu dönemlerde, Petek Pastanesi klimaları çalışır ve içerde gayet serin hava oluşur, hatta bazı insanlarımız şoklamaya tutulmuş olurlardı,

O yıl ciddi pandemi sorunu yaşayan kız kardeşimin ciğerler etkilendiği için üşütmemesi, tedbirli olması gerekiyordu, kendini korumalıydı ve görevliden üzerine şal istedi, iş yeri görevlisi ne yazık ki bulundurmadıklarını ifade etti üzülmüştük,

Siparişlerimizi verdik arkasından benim paşamın, torunumun altını kirlettiğini öğrendik, bu defa çocuk bakım yerini sorduk, aynı görevli bize böyle bir yerlerinin bulunmadığını söylediler, yine şok olmuş çok üzülmüştük,

Biraz sonra, siparişlerin bir kısmı özellikle dondurma ve pastalalar geldi fakat bizim künefeler gelmedi, bu üçüncü şokumuz olmuştu, servisin aynı zamanda yapılmasını bekliyorduk.

Servis şefini çağırarak biz tüketici müşteriler için bu konuların çok önem arz ettiğini, bu konuda böyle profesyonel marka kuruluşun, müşteri memnuniyetsizliğinin olmaması gerektiğini ve bunu mutlaka dikkate alınmasını anlatarak bilgilendirmesini sağladık.

Kendileri de, yönetimle görüşeceklerini ifade ettiler, daha sonra künefelerimiz geldi ve bu defa biz künefelerimizi yedik, ikramlar gerçekten her zamanki gibi çok güzeldi, lezzet değişmemiş fakat hizmette yaşadığımız olumsuz şartlar açısından yeterli değildi. Kuruluşun kendini yenilemesi ve müşteri memnuniyetini sağlaması gerekiyordu, servis sorumlusunu bilgilendirdiğim ile kalmayıp web sayfalarına iyileştirme önerisinde bulunmaya karar verdik oradan ayrıldık,

Hatay havaalanına giderek, çocuğumuzu İstanbul Sabiha Hava Alanına yolcu ettik, dinlenmek ve kalmak üzere Arsuz yolu üzerinde bulunan kendi yazlık evimizin bulunduğu Ufuk sitemize döndük.  Kaldığımız o haftayı, Arsuz, İskenderun ve Antakya’daki büyüklerimizi, planlı bir şekilde arayıp ziyaret ettik. Örf adetlerimize uygun şekilde kültürel görevimizi yerine getirmenin büyük mutluluğunu yaşadık.

Bu arada fırsat buldukça, deniz, hava ve güneşten de istifade ederken evimizin küçük bahçesinde çalışarak, ağaçların ve sebzelerin bakımında da üzerimize düşen görevin hazını tattık. Böylece bu yaz da doğup büyüdüğümüz yerleri görmüş ziyaretlerimizi yapmış, yöresel yiyeceklerimizin lezzetine bakmış ve bir araya gelmenin mutluluğunu yaşamıştık.

Bu mutlulukların yaşanması sürecinde toplum şartlarının uyuşmadığı noktalarda, eksikliklerin farkına varmış ve duyarlılığımızı da bir vatandaşlık görevi olarak yerine getirmiştik, Kalite, tabii ki şartların yerine getirilmesidir,

bununda takibi, şartların kontrolü ile sürdürülebilir. Piyasa denetimleri, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılması kadar, tüketici, müşteri, hizmeti alan bizler tarafından da yapılmalıdır.

Üreticinin, üzerine düşeni yapması, gereken konularda gerekli hassasiyeti göstermelidir.

Hizmeti veren üretici ve kuruluşlardaki yaşanan meslek körlüğü dediğimiz, fark edilmeyen, görünmeyen konuların, görünmesini fark edilmesini sağlamak esas görevdir,

Buda her iki tarafın gelişmesini iyileşmesini sağlayacaktır.

Kurumlarımızın kurumsallaşması ve profesyonelleşmesi için hayatımın bir parçası olan eğitim ve pratik çalışmaları bire bir yürütmekteyim.

Bursa’da Kaliteye gönül vermiş Kalite Birliği üyeleri ile Temiz Kalite anlayışıyla Milli Ses Ver projesini destekliyor, inanıyorum ve projede görev alıyorum.

Tek yolun, insanın bir hayalinin hedefinin olması, bu hayal ve hedefi doğrultusunda çalışması gayret göstermesidir.

Benim bu hayalim var bu hayalim için yaşıyor, çalışıyorum, bu hayale inanıyorum.

Her insanımızın bir hayalinin ve bunu destekleyen hedefinin olmasını bunu başarmaya davet ediyorum.

Gelin hep birlikte, Cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yılında, yeni projeler, yeni hayal ve hedeflerle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda ilerlemeyi, çalışmayı, Yerli ve Milli Üretimi Desteklemeyi, Kendi Ürünlerimizi Üretmeyi, Markalaşmayı ve kendi Belgelendirme kuruluşlarımız ile hareket etmeyi, Milli Olmayı ve Milli Ses Vermeyi sağlayalım.

Sağlıkla kalın esen kalın,

Saygılarımla. 25.09.2022

Standart Marka Kalite Rehberlik ve Gözetim A. Ş.

Yönetim Kurulu Başkanı

Mehmet Uğur ÖZDENİZ

Referanslar:

Not;

Bir önceki yazımda Brüksel’e gidiş uçuşumuzda yaşadığım diz ve mesafe sıkıntımla ilgili, Pegasus Şirketimiz önerimize 07099973 nolu bildiri ile geri dönüş yapmıştır. Dönüş uçuşunda gerekli düzenlemeyi yaparak, check inim taraflarınca programlandırılarak sağlanmıştır. Hassasiyetlerinden dolayı buradan teşekkür ederim.

Satınalma Fonksiyonunun İtibarı ve Güvenilirliği Ne ile Devam Eder?

Satın Alma fonksiyonunun itibarı ve güvenilirliği, hedeflenen tasarruflarının geçerliliği ile yaşar veya ölür. Bir Satınalma Yöneticisi (CPO) için, bu kısımda hata yapmak kariyeri açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Satın alma, kaynak bulma sürecinde ve sonrasında tasarruf ölçüm sürecine tam ve proaktif olarak dahil edilmelidir ve finans departmanı ile ilk günden itibaren koordine olmak satınalma yöneticisinin görevidir.

Her şey proaktif olmakla ilgilidir. Finans yöneticisinin “Hedeflenen tasarruflar nereye gitti?” diye sormasını beklerseniz, artık çok geç kalmış olursunuz.