İnşaatta Dalgalanma Yüksek, Yön Belirsiz

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), her ay merakla beklenen inşaat ve bununla bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durum ile beklenen gelişmeleri gösteren “Hazır Beton Endeksi” 2022 Ağustos Ayı Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, faaliyette ağustosta yukarı yönlü bir hareket olmasına rağmen yılın başından bu yana inşaatın hâlen yönünü tayin edemediği görülmektedir. 2 ay üst üste faaliyette yükselişin görülmemesi sektörün ne yönde hareket edeceğinin belli olmadığının net bir göstergesidir.

Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye’de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan en önemli göstergelerden biridir.

THBB, her ay merakla beklenen Hazır Beton Endeksi’nin 2022 Ağustos Ayı Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, Faaliyette ağustosta yukarı yönlü bir hareket olmasına rağmen yılın başından bu yana inşaatın hâlen yönünü tayin edemediği görülmektedir. Ağustos ayında Beklenti ve Güven Endeksleri eşik değerin altında kalmıştır. Güven temmuz ayına paralel hareket ederken Beklenti Endeksi yılın en düşük seviyesine gerilemiştir. Birleşik Beton Endeksi, 2 endeksteki azalmaya rağmen faaliyetteki yükseliş nedeniyle yukarı yönlü hareket etmiş ancak eşik değerin altında kalmaya devam etmiştir.

Her 4 endeks de geçen yılın aynı dönemine kıyasla gerilemiş görünmektedir. Özellikle beklentideki gerileme daha yüksek durumdadır.

Raporun sonuçlarını değerlendiren THBB Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, “Beklenti ve güvenin geçen yıla kıyasla düşük kalması, hem mevcut durumda hem de önümüzdeki dönemde inşaat sektöründe beklenen canlanmadan hâlen uzak olduğumuz anlamına gelmektedir.” dedi.

Faaliyet Endeksi’nin yükselmesine rağmen geçen yıla kıyasla gerilemiş olmasını da değerlendiren Yavuz Işık, “Bu durum hükûmetin inşaata yönelik almış olduğu tedbirlere rağmen sektörün daralmaya devam ettiğini bize göstermektedir. Yılın geride bıraktığımız ikinci çeyreğinde %7,6 büyüyen Türkiye ekonomisinde en çok küçülen sektör %10,9 ile inşaattır. Tarım sektörü ile birlikte negatif büyüyen 2 sektörden biri olan inşaat sektöründeki geriye gidiş devam etmektedir.” diye konuştu.

İhale Günü Yasaklama Kararı Alınan İstekli ile İlgili Danıştay Görüşü

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından yapılan 2021/532873 ihale kayıt numaralı “İş Makinesi Kiralama Hizmet Alımı İşi” ihalesine ilişkin olarak Celal Kubat Taşımacılık Turizm İnşaat Gıda Tarım Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi itirazen şikâyet başvurusunda bulunmuş ve Kamu İhale Kurulunca alınan 29.12.2021 tarihli ve 2021/UH.I-2374 sayılı karar ile “4734 sayılı Kanun’un 54’üncü maddesinin onbirinci fıkrasının (b) bendi gereğince düzeltici işlem belirlenmesine” karar verilmiştir.

Davacı Celal Kubat Taşımacılık Turizm İnşaat Gıda Tarım Sanayi ve Ticaret Limited tarafından anılan Kurul kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 06.04.2022 tarihli ve E:2022/558, K:2022/798 sayılı kararıyla dava konusu işlem iptal edilmiş olup söz konusu Mahkeme kararı doğrultusunda Kurul tarafından alınan 18.05.2022 tarihli ve 2022/MK-173 sayılı kararında “1- Kamu İhale Kurulunun 29.12.2021 tarihli ve 2021/UH.I-2374 sayılı kararının iptaline,

2- Anılan Mahkeme kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda, 4734 sayılı Kanun’un 54’üncü maddesinin onbirinci fıkrasının (b) bendi gereğince düzeltici işlem belirlenmesine,” karar verilmiştir.

Yapılan temyiz başvurusu sonucunda konunun Danıştay Onüçüncü Dairesi tarafından incelendiği ve 28.06.2022 tarihli ve E:2022/2574, K:2022/2881 sayılı kararında “…1-Temyize konu Mahkeme kararının, dava konusu Kurul kararının davacının geçici teminatının gelir kaydedilmesine ilişkin kısmının iptali yönünden;

Dosyanın incelenmesinden, davacının Alanya Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nce gerçekleştirilen 2020/574008 ihale kayıt numaralı “Belediye Şantiyelerinde Kullüz Beko-Loader, Paletli Ekskavatör ve Silindir Kiralanması” ihalesi nedeniyle ihalelere katılmaktan yasaklandığı, bu kararın 08/10/2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandığı ve davacı şirketin 08/10/2021 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklı hâle geldiği, bu yasaklama kararının bir Mahkeme kararıyla iptal edilmediği, kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı bulunduğu hâlde 08/10/2021 tarihinde gerçekleştirilen dava konusu ihaleye davacı şirketçe iştirak edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı şirket hakkındaki ihalelerden yasaklama kararının 08/10/2021 tarih ve 31622 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, dava konusu değerlendirme dışı bırakılma ile geçici teminatın irat kaydedilmesi kararına konu 2021/532873 ihale kayıt numaralı ihalenin ise yasaklama kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı gün olan 08/10/2021 tarihinde saat 10:30’da gerçekleştirildiğinin 22/10/2021 tarihli İhale Komisyonu kararı ile sabit olduğu,

davacının elektronik teklifini davaya konu ihale günü olan 08/10/2021 tarihinde saat 09.17’de EKAP üzerinden sunduğu, idarece hakkında yasaklılık bilgisinin tekliften sonra saat 11.20’de EKAP’a işlendiği hususu dikkate alındığında,

davacının ilk yasaklama kararından haberdar olmaksızın uyuşmazlık konusu ihaleye katıldığının kabulü gerektiği, davacının ihaleye teklif vermeden önce yasaklı olduğunu bilemeyeceği anlaşıldığından, geçici teminatının gelir kaydedilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu Kamu İhale Kurul kararının, ihaleyi yapan idarece davacının geçici teminatının gelir kaydedilmesine ilişkin kısmına yönelik yapılan itirazen şikâyet başvurusu ile ilgili “geçici teminatın yalnızca %3’lük kısmının gelir kaydedilmesi, kalan kısmının başvuru sahibine iade edilmesi gerektiği” yönündeki kısmında hukuka uygunluk, bu kısım açısından dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu Mahkeme kararında ise sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen

Depo Raf Sistemi İhtiyaçlarınız için E-Mağazadan Teklif Alın

Depo raf sistemi yaptırırken raf sistemi resmi projelerinizin ruhsat alımı, temel kazısından, temel betonu işleri, raf sisteminin imalatı, sifonik yağmur drenaj sistemi, endüstriyel kapılar, sandviç panel kaplaması kısaca belediye ruhsat alımından iskan alımına kadar olan inşaat uygulamalı süreci TEK YÜKLENİCİYE yaptırmak isterseniz 25 yıllık saha tecrübemizle ve profesyonel ekibimizle BİZ TALİBİZ.

 

BATNA Nedir ? Nasıl Kullanılır ?

Müzakere yapılan anlaşma için en iyi diğer alternatif (Best Alternative To a Negotiated Agreement) olarak adlandırılan BATNA, 1981 senesinde müzakere literatürüne girmiş bir kavramdır. BATNA, müzakereci tarafların anlaşmaya varamadığı durumlarda, başvuracakları bir B planına sahip olmalarını sağlar. Sahip olunan bu B planı; anlaşma yapılacak farklı bir kurumun yanı sıra, mahkeme yoluna gitme, arabulucu kullanma hatta koalisyon kurarak müzakere yapılan karşı tarafı güçsüzleştirmeye kadar herhangi bir diğer alternatif olabilir. Bu alternatiflerin iyi bir BATNA olabilmesi için her türlü alternatif değil masadaki anlaşmanın ne olduğuna bağlı olarak, objektif olarak değerlendirilmiş en iyi herhangi bir alternatif olması gerekir.

BATNA’nın müzakere masasındaki gücü üzerine 1996 senesinde Temple Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, müzakere sürecinde güçlü BATNA’ya sahip olan tarafın, müzakere masasından daha kazançlı çıktığını göstermektedir. Müzakere masasında BATNA’sı zayıf olanın, karşı taraftan BATNA’sını saklaması bu sebeple doğru bir yaklaşım olacaktır.  Ayrıca Dr. Schaerer önderliğindeki bir araştırma grubunun yaptığı çalışmanın sonuçları, BATNA’nın var olmamasının zayıf olmasından daha iyi olduğunu belirtmektedir. Alternatifsizliğin neden zayıfta olsa bir alternatiften daha iyi olduğu konusunda ise araştırmacılar, taraflardan birisi zayıf BATNA’ya sahip olduğunda, müzakere yapılan karşı tarafın masaya getirilen anlaşmaya karşı algıladığı değeri düşürdüğünü yani değersizlik konusunda çapa değeri oluşturduğu için BATNA’sı zayıf olan tarafı masada güçsüz gösterdiğini belirtmiştir. Bu bulgular, tarafların müzakeredeki gücünü, müzakere masasına getirdikleri değerin yanında müzakere yapılan anlaşmaya alternatif olacak durum yani ellerinde bulunan BATNA’nın belirlediğini göstermektedir.

Güçlü BATNA’ya sahip olan taraf, müzakerelerde daha avantajlı pozisyonda olsa da BATNA’nın kesin olarak var olması gerekmez. Hayalet BATNA (Phantom BATNA) olarak adlandırılan bu durum, ünlü müzakere uzmanı Robin L. Pinkley ve meslektaşları tarafından müzakere literatürüne kazandırılmış bir kavramdır ve belirsiz yani gerçekleme ihtimali %100 olmayan alternatifleri belirtir. Pinkley’nin literatüre kazandırdığı bu kavram test edilirken BATNA’lı ve BATNA’sız iki durumun yanında deneklere gerçekleşme ihtimali kesin olmayan diğer bir alternatif yani hayalet BATNA (Phantom BATNA) bilgisi verilmiş ve bir iş görüşmesine katılan bu deneklerin, hayalet BATNA’ya (Phantom BATNA) sahip olduklarında anlaştıkları başlangıç maaşlarının nasıl değiştiği araştırılmıştır. Deneyin sonuçları, hayalet BATNA’nın (Phantom BATNA) adayların sahip oldukları güç algılarını etkilediğini ve müzakere yaptıkları iş verenle daha yüksek başlangıç maaşı için anlaştıklarını göstermiştir.

BATNA’ya başvurulurken masaya getirilen değer iyi analiz edilmeli ve objektif davranılmalıdır çünkü taraflar müzakere masasına oturduklarında, ellerindeki argümanların karşı tarafınkinden daha güçlü olduğuna inanmakta ve aşırı güven duygusu olarak adlandırılan durumu yaşamaktadır. Bu konu üzerine Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, tarafların mevcuttaki bir anlaşmazlığın kendi lehlerine çözüleceğine daha fazla inandıklarını göstermektedir. Bu önyargı sebebiyle BATNA’ya başvurulursa, üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir konudan vazgeçilmiş olunur. Ayrıca BATNA’ya başvurmak sektörlerin ve firmaların birbirleriyle sıkı sıkıya bağlı ve uzun dönemli ilişkilerin önemli olduğu günümüz pazarlarında, ilişkilere zarar verebilir. Bu bakımdan kısa ve uzun dönemli kayıpların iki taraf içinde iyi analiz edilmesi önem taşımaktadır.

BATNA müzakere yapan taraflardan birinin karşı taraf ile anlaşıp anlaşmama konusunda kayıtsız kaldığı ‘’Reservasyon’’ noktasının yani en kötü senaryonun bir sonraki basamağıdır. Bunun bir sonucu olarak, müzakere masasında alternatifin direk ileri sürülmesi muhtemel anlaşmazlıklara yol açacağı için, taraflar son ana kadar BATNA’sını saklama eğilimdedir. Bu eğilim müzakere yapılan anlaşmanın yanında müzakere yapılan kişiye göre de farklılık göstermelidir çünkü sektörel bilgisi yüksek olan ve otorite olarak kabul edilen müzakere profesyonelleri, çapa değeri oluşturmak için ilk teklifi yapma ve karşı tarafın BATNA’sı hakkında bilgi talep etme konusunda daha fazla özgüvene sahiptir. Dolayısıyla müzakerenin nasıl sonuçlanacağının en başından tahmin edilebildiği, müzakere yapılan taraflardan birisinin otorite gücünü kullanabileceği ve ilişkilere zarar verebilecek olumsuz durumların ortaya çıkmasının muhtemel olduğu durumlarda, BATNA’nın müzakerenin en başında masada olması yanlış olmayacaktır.

BATNA, müzakereci tarafların masadan kalma zamanını ve masadan kalkınca nereye gitmesi gerektiğini bilmesi açısından bir yol haritası sağladığı için iyi bir müzakere sürecinin olmazsa olmaz parçasıdır ve müzakere masasından elde edilecek kazanımları etkilemektedir. Bu sebeple taraflar mevcut BATNA’sını iyi değerlendirmeli, doğru zamanda kullanmalı ve sebep olacağı sonuçları iyi analiz etmelidir.

Oğuzhan ÖZYİĞİT

Alım Talebi: Güneş Panelleri (İhracat)

Ücretsiz Satınalma Hizmeti ile Seçeneklerinizi Genişletin

Teklif Toplama ve Tedarikçi Araştırma Formları (kolay ve detaylı) ile  Satınalma Destek Hizmetinden ( Ücretsiz) yararlanın.

E-Posta ile ulaşın: ticaret@SatinalmaDergisi.com
Form yolu ile ulaşın: https://satinalmadergisi.com/teklif-topla/

İhracat (AB) Talebi:

Avrupa normlarına uygun, gerekli sertifikalara sahip Günes Panelleri aranmaktadır.
Avusturya Villach şehrine teslimat ve gümrük islemleri dahil Watt fiyatı teklif verilmelidir.

Ulasim yollari:
1) Karayolu ile Kapikule – Villach 1350km
2) Gemi ile Istanbul – Koper (Slovenya) yada Trieste (İtalya) Limanları

Miktar ve birim fiyat için iletişime geçiniz.

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması için https://satinalmadergisi.com/talep-formu tıklayınız.

Teklif vermek için ticaret@SatinalmaDergisi.com 

#B2B #kurumsalPazar  #ticaret #satınalma #tedarik #temin #alım #alımtalebi #teklif #tekliftoplama

Kraliçe Arıların Taht Kavgası

20.yüzyılın ikinci yarısı ile 21. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan yaklaşık 70 yıllık bir dönemde etkili ve popüler bir figür olan Kraliçe II. Elizabeth’in geçen hafta (08 Eylül 2022) ölmesi nedeniyle düzenlenen törenler dünya kamuoyu tarafından ilgi ile takip edilmektedir. Bu yazı yazıldığı sırada da törenler devam etmekteydi.

Bu süreçte gerçekleştirilen ilginç bir ritüel ise Kraliçenin ölümünün Kraliyet Arılarına bildirilmesi amacıyla gerçekleştirilendir. İngiltere’nin günlük gazetelerinde yer alan habere göre kraliyet arıcısı, yüzlerce yıllık geçmişe dayanan bir geleneğe uygun olarak Kraliyet Kovanlarındaki arılara Kraliçenin öldüğünü, ancak bu nedenle gitmelerine de gerek bulunmadığını çünkü yeni patronları olan Kral III. Charles’ın onlardan hizmet etmelerini beklediğini bildirmiştir (1, 2).

Kraliyet arılarının, özellikle de her bir kovanın başında bulunan Kraliçe Arıların bu habere nasıl tepki verdikleri ve kendi aralarında taht kavgasına başlayıp başlamadıkları haberde yer almıyor. Ancak ister istemez bu haber iş yaşamındaki Kraliçe Arıları ve Kraliçe Arı Sendromunu akla getirmektedir. Bu nedenle bu yazının konusunu kadınların iş yaşamında karşılaştıkları ayrımcılık sorununa ilişkin özel bir duruma gönderme yapan ve konu ile ilgili literatürde yaklaşık 50 yıldan beri tartışılmakta olan Kraliçe Arı Sendromu (The Queen Bee Syndrome) oluşturmaktadır.

Kraliçe Arı Sendromu kavramı ilk kez 1973 yılında Staines, Travis ve Jayaratne tarafından yazılan bir makalede, işyerlerinde üst pozisyonlarda bulunan, kısacası gücü elinde bulunduran kadınların diğer kadınlara, özellikle de alt pozisyonlarda bulunan kadınlara olumsuz davranışlarda bulunmalarını ve yine alt pozisyonlardaki kadınların kariyer basamaklarını yükselmelerinde engel çıkarmalarını ifade etmek üzere kullanılmıştır. 1975 yılında Abramson “Kraliçe Arı” kavramını iş hayatında başarılı olan kadınların, kadınlara yönelik ayrımcılığı reddetme eğilimlerini vurgulamak için kullanmıştır (3).

Tipik bir arı kovanında Kraliçe Arı, İşçi Arılar ve Erkek Arılar olmak üzere 3 tip arı bulunur ve işçi arılar aslında Kraliçe Arı tarafından kısırlaştırılmış dişilerdir. Üstelik kovanla ilgili bütün işleri bu dişiler yapmaktadır. Dolayısıyla soruna ilişkin olarak Kraliçe Arı mecazının kullanılmasının ve bu nedenle sorunun Kraliçe Arı Sendromu olarak kavramlaştırılmasının oldukça anlamlı olduğu söylenebilir.

Yapılan araştırmalar Kraliçe Arı Sendromu yaşamakta olan ya da bu sendromla ilişkilendirilen kadınların 3 farklı belirti sergilediklerini göstermektedir: Bu kadınlar 1) Erkeklere özgü davranış kalıpları sergilemekte, 2) Diğer kadınlarla aralarına fiziksel ve psikolojik mesafe koymakta ve 3) Toplumsal cinsiyete dayalı hiyerarşiyi onaylamanın yanı sıra toplumsal cinsiyete dayalı hiyerarşiyi meşrulaştırmaktadırlar (4).

Bu belirtilerin toplumsal cinsiyet çerçevesinde biçimlenmiş olan rol kalıplarından kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Buna göre liderlik ve yöneticilik rol kalıpları kadınlara değil erkeklere uygun olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla kadın liderlere ve kadın yöneticilere ait rol kalıpları bulunmamaktadır. Bunun sonucunda da üst pozisyonlarda bulunan ya da üst pozisyonları hedefleyen kadınlar kendi davranışlarını erkeklerin rol kalıplarına uygun olarak değiştirmekte, kısacası erkek tanımına uygun liderlik ve yöneticilik davranışları sergilemek durumunda kalmaktadırlar. İkinci belirti toplumsal cinsiyete yönelik önyargılardan kaynaklanmaktadır. Üst pozisyona yükselen ya da yükselmeyi hedefleyen kadınlar kendilerinin diğer kadınlardan farklı olduklarını göstermeye çalışmaktadırlar. Üçüncü belirti ise Kraliçe Arıların kendi başarılarını referans olarak almalarından ve yaşadıkları süreçleri doğal kabul etmeye başlamalarından kaynaklanmaktadır. Öyle ki, üst pozisyonlardaki kadınların toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik politikaların geliştirilmesine ve genç kadınların kariyerlerinde yükselebilmeleri için belirli kotaların belirlenmesi gibi tedbirlere erkeklerden daha fazla karşı çıktıkları görülmektedir (5). Kısacası sorunun esas olarak kadınların örgütlerdeki erkek egemen kültürle mücadelesi sırasında bu kültürü içselleştirmesinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir (6).

Bazı yazarlar sorunun kaynağının aslında kadınların birbirlerinin doğal müttefikleri olduğu varsayımına dayandığını, buna uygun davranılmamasının Kraliçe Arı olarak etiketlenmeye yol açtığını, kısacası aslında sorun olmayan bir durum nedeniyle üst pozisyonlardaki kadınların haksız yere yaftalandıklarını ileri sürmektedir. Öyle ki, üst pozisyonlardaki kadınların sırf diğer kadınları desteklemedikleri için “kötü üvey anne” gibi sıfatlarla anıldıkları da görülmektedir (7).

Sonuçta tıpkı Kraliçe Arı Sendromunun “cinsiyetçi” bir kavramlaştırma olması (8) gibi, durumu anlatmak için kullanılan örnekler ve yakıştırmalar da yine “cinsiyetçi” bir yaklaşım çerçevesinde ortaya çıkmış olmaktadır.

Bu durum ise “sorun şu kadından kaynaklanıyor” ve “kadını suçlayın!” gibi başlı başına toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden ve eşitsizliği doğallaştıran tutumlarla ve kalıplaşmış önyargılarla ilişkilendirilebilmektedir (9). Diğer bir ifade ile sorunun aslında erkek egemen kültürden kaynaklandığı görmezden gelinmekte ve sorunun nedeni kadınlarla ve kadın kimliği ile ilişkilendirmiş olmaktadır.

Son dönemde Kraliçe Arı Sendromunun bir neden değil aksine bir sonuç olduğu yönünde görüşler ortaya çıkmaya başlamıştır. Ayrıca kavramın ilk kullanıldığı makalenin yazarlarından olan Travis’in kavramın amacı olan “dikkat çekici” olmanın ötesine geçtiğine, yanlış yorumlandığına ve bundan dolayı hem rahatsızlık hem de pişmanlık duyduğuna yönelik açıklamaları da dikkat çekicidir (10).

Sorunun çözümü için ileri sürülen dikkat çekici bir öneri, örgütlerde toplumsal cinsiyete bağlı rol kalıplarından kaynaklanan önyargıların giderilmesinin, diğer bir ifade ile “kadınları düzeltmek yerine örgütleri düzeltmenin gerektiği” yönündedir (11).

Kısaca belirtmek gerekirse iş yaşamındaki kadınların sorunları çok çeşitli biçimlerde devam etmektedir. Bu makalede de dikkat çekmeye çalıştığım gibi örgütlerdeki sorunların en azından bir bölümünün erkek egemenliğinde ortaya çıkmış ve zaman içerisinde kurumsallaşmış rol kalıplarından ve bu çerçevede ortaya çıkmış örgüt kültüründen kaynaklandığı görülmektedir. Bu nedenle örgüt kültürünün içine sinmiş bulunan “kadın” ve “erkek” ayrımına dayanan anlayış terk edilmedikçe ve örgüt kültürü kadın ve erkek farklılıklarına dayanan bir anlayış yerine “insanı esas alan” bir yapı ve anlayış kazanmadıkça bu ve benzeri sorunların yaşanmaya devam edeceği söylenebilir. Dolayısıyla başta Kraliçe Arı Sendromu olmak üzere, kadınların iş yaşamında karşılaştıkları birçok sorunun eşitlikçi bir örgüt kültürü oluşturulmadan ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını kabul etmek gerekmektedir.

Prof. Dr. Umut OMAY

Kaynakça

(1) https://www.independent.co.uk/life-style/royal-family/royal-beekeeper-bees-queen-death-b2164345.html, 12.09.2022.

(2) https://www.dailymail.co.uk/news/article-11199259/Royal-beekeeper-informed-Queens-bees-HM-died-King-Charles-new-boss.html, 13.09.2022.

(3) Mavin, S. (2008), “Queen Bees, Wannabees and Afraid to Bees: No More ‘Best Enemies’ for Women in Management?”, British Journal of Management, 19, p. S75.

(4) Derks, B., Van Laar, C. and Ellemers, N. (2016), “The queen bee phenomenon: Why women leaders distance themselves from junior women”, The Leadership Quarterly, 27, p. 457.

(5) a.g.e., pp. 457-458.

(6) Faniko, K., Ellemers, N. and Derks, B. (2021), “The Queen Bee phenomenon in Academia 15 years after: Does it still exist, and if so, why?”, British Journal of Social Psychology, 60, p. 384.

(7) Roberto Arvate, P., Walczak Galiela, G. and Todescat, I. (2018), “The queen bee: A myth? The effect of top-level female leadership on subordinate females”, The Leadership Quarterly, 29, pp. 534-535.

(8) Derks, Van Laar, and Ellemers, a.g.e., p. 458.

(9) Mavin, S. (2006), “Venus envy: problematizing solidarity behaviour and queen bees”, Women in Management Review, 21 (4), p. 264.

(10) Elsesser, K. (2020), “Queen Bees Still Exist, But It’s Not The Women We Need To Fix”, Çevrim içi: https://www.forbes.com/sites/kimelsesser/2020/08/31/queen-bees-still-exist-but-its-not-the-women-we-need-to-fix/?sh=3faeff8c6ffd, 12.09.2022.

(11) a.g.e.

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

Acil Alım Talebi: S460 Profil

Acil Alım Talebi

Acil Satınalma Talebi:
S460 Profil: PFC 230x90x32 Kesiti

Miktar: Ortalama 200-250 ton 

Ücretsiz Satınalma Hizmeti ile Seçeneklerinizi Genişletin

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması için https://satinalmadergisi.com/talep-formu tıklayınız.

Teklif vermek için ticaret@SatinalmaDergisi.com 

#B2B #kurumsalPazar  #ticaret #satınalma #tedarik #temin #alım #alımtalebi #teklif #tekliftoplama

Teklif Toplama ve Tedarikçi Araştırma Formları (kolay ve detaylı) ile  Satınalma Destek Hizmetinden ( Ücretsiz) yararlanın.

E-Posta ile ulaşın: ticaret@SatinalmaDergisi.com
Form yolu ile ulaşın: https://satinalmadergisi.com/teklif-topla/

İşverenler, İş Faaliyetlerinin Yürütülmesi Sırasında, Çalışanlara Alkol ve Uyuşturucu Testi Yaptırabilir mi ?

Uygulamada işverenler tarafından 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında, işin niteliği gereği işe alım sürecinde ya da iş faaliyetlerinin devamında çalışanlara birtakım bedensel testler uygulanmaktadır. Genel olarak başta alkol ve uyuşturucu testleri olmak üzere AIDS/HIV testleri, Covid-19 (PCR) testleri ve genetik testlerin yapıldığı görülmektedir. İşverenlerin bahse konu bedensel testleri yaptırması hem çalışanların iş faaliyetlerini denetlemeyi hem de iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının gerekliliklerini yerine getirmeyi amaçlamaktadır.

Peki, işverenler işyerinde her çalışana periyodik veya belirsiz aralıklarla alkol ve uyuşturucu testi yaptırabilir mi? Yoksa işin niteliği gereği bazı çalışanlara mı bu testler yaptırılmalıdır? Bilindiği üzere, işyerleri tehlikeli yerlerdir. Elbette ki bazı mesleklerin fazla risk taşıması nedeniyle (şoför, forklift operatörü, güvenlik görevlisi gibi) periyodik veya belirsiz aralıklarla alkol ve uyuşturucu testi yaptırmak mümkün olabilir.

Kaldı ki, 6331 sayılı Kanun’un 28 inci maddesine aykırı olarak çalışanın işyerine sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ve işyerinde alkollü içki veya uyuşturucu kullanması haklı fesih nedeni sayılmıştır. Yargıtay’ın bir kararında da, işçinin görevi sırasında alkollü içki içmesi veya kamyon şoförünün kamyonu içkili kullanması haklı fesih nedeni sayılmıştır[1].

İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkını düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25 inci maddesi uyarınca da, çalışanın, işyerine alkol alarak yahut uyuşturucu madde kullanarak gelmesi ya da işyerinde alkol ve uyuşturucu madde kullanması halinde işverene iş sözleşmesini haklı nedenle derhal sona erdirme hakkı vardır. Ancak;  işverenin bahse konu madde kapsamında çalışanın iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedilmesi için çalışanın alkol veya uyuşturucu madde alarak işyerine geldiğini veya işyerinde bu maddeleri kullandığını tespit etmesi gerekir. Eğer ki çalışanın alkollü olarak veya uyuşturucu madde kullanarak işyerine geldiği yönünde bir şüphe varsa, işverenin alkol ve uyuşturucu testi yaptırması kaçılmaz bir durum olacaktır[2].

Bununla birlikte, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları başlıklı 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6 ncı maddesine göre, ilgi kişinin açık rızası olmaksızın özel nitelikli kişisel verileri işlenemez. Elbette ki alkol ve uyuşturucu testi yapılması sonucunda çalışanların sağlık verilerine erişileceğinden, özel nitelikli kişisel veriler kategorisinde yer alan bu veriler nedeniyle çalışanlardan açık rıza alınması zorunluluk arz etmektedir. Alkol ve uyuşturucu testine tabi tutulacak çalışana öncelikli olarak işbu test için hangi yöntemin kullanılacağını (kan, idrar vb.), ve bu testlerin kendisine hangi amaçla uygulandığını ve tıbbi risklerin neler olduğu veri sorumlusu işveren tarafından detaylı olarak anlatmalı ve çalışan bu konuda aydınlatmalıdır. Ayrıca işverenler tarafından çalışanlara alkol ve uyuşturucu
testleri yapılırken ölçülülük ilkesi dikkate alınmalıdır. Özellikle sadece işin mahiyeti gereği gereklilik arz eden hallerde, alkol ve uyuşturucu testi yapılması öncelenmelidir[3].

Diğer taraftan, alkol ve uyuşturucu testi yapılan çalışanın test sonuçlarına ulaşma ve test sonuçlarına itiraz etme hakkı olduğu unutulmamalıdır. Son olarak ifade etmek gerekirse; alkol ve uyuşturucu testlerinin sonuçlarının hem uzman kişiler tarafından değerlendirilmesi hem de özel nitelikli bu tür verilerin güvenli ortamlarda saklanması büyük önem arz etmektedir.

Sonuç olarak, çalışanın alkollü veya uyuşturucu madde almış olarak işyerine geldiği işverence tespit edilmişse veya bu yönde bir şüphe oluşmuşsa bu durumunda alkol ve uyuşturucu testi yaptırılabilir. Ancak, alkol ve uyuşturucu testi özellikle işin mahiyeti gereği gereklilik arz eden hallerde uygulanmalıdır. Ayrıca, işverenler çalışanlara alkol ve uyuşturucu testi yaptırmadan önce çalışanlar bu testin yöntemi, kapsamı ve amacı konusunda kişisel verilerin korunması kapsamında aydınlatılmalı ve akabinde açık rıza alındıktan sonra alkol ve uyuşturucu testi yaptırılmalıdır.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y9HD.9.10.2006 T., E. 2006/18364 K. 2006/26051 Legalbank.

[2] YURTERİ ÇETİN, Derya; 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu Kapsamında Çalışanlara ve Çalışan Adaylarına Yapılabilecek Testler, Kişisel Verileri Koruma Dergisi,C.4.S.1 2022.

[3] YURTERİ ÇETİN, s.17,18.

POLYPROPYLENE ALIM TALEBİ – Y101 Homopolymer


Satınalma Talebi:
POLYPROPYLENE ALIM TALEBİ – Y101 Homopolymer

Miktar: 99 ton

Ücretsiz Satınalma Hizmeti ile Seçeneklerinizi Genişletin

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması için https://satinalmadergisi.com/talep-formu tıklayınız.

Teklif vermek için ticaret@SatinalmaDergisi.com 

#B2B #kurumsalPazar #Pazar #ticaret #satınalma #tedarik #temin #alım #alımtalebi #teklif #tekliftoplama

Teklif Toplama ve Tedarikçi Araştırma Formları (kolay ve detaylı) ile  Satınalma Destek Hizmetinden ( Ücretsiz) yararlanın.

E-Posta ile ulaşın: ticaret@SatinalmaDergisi.com
Form yolu ile ulaşın: https://satinalmadergisi.com/teklif-topla/

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması: AZ564G POLYPROPYLENE COPOLYMER

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması: AZ564G POLYPROPYLENE COPOLYMER

Satınalma Talebi:
Az564g hammaddesinden iç piyasada gümrüklü veya gümrüksüz antrepoda minimum 49,5 mt alım yapılacaktır.

Seçeneklerinizi Genişletin (Ücretsiz Satınalma Hizmeti)

Alım Talebi ve Tedarikçi Araştırması için https://satinalmadergisi.com/talep-formu tıklayınız.

Teklif vermek için ticaret@SatinalmaDergisi.com