Türkiye’de tam da VUCA (VUCA kavramı, Değişkenlik (Volatility), Belirsizlik (Uncertainty), Complexity (Karmaşıklık) ve Muğlaklık (Ambiguity) olarak açıklanır. İlk kez ABD ordusu tarafından Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ortaya çıkan VUCA kavramı günümüzde belirsizliklerle dolu iş dünyasını tanımlamak için kullanılır.), “Toksik İşyeri Kültürünün Yüksek Maliyeti”, çalışan sirkülasyonu, çalışma saatlerinin azaltılması, özerklik…vb. konularla yükseklerden uçarken Dünyayı birdenbire bir pandemi gündemi sarıverdi.
Dünya geneline yayılan COVID-19 salgınının Türkiye’de tespit edilen ilk vakası Sağlık Bakanlığı tarafından 11 Mart günü açıklandı. Ülkedeki virüse bağlı ilk ölüm ise 15 Mart 2020’de gerçekleşti. Vaka sayıları binli rakamlara ulaşmadan ülke genelinde kapanmalar başlarken çalışan dünyasında kaos başladı. İlgili bakanlıklar denme yanılma yoluyla ve dış dünyayı da takip ederek bir takım önlemler almaya çalışırken aşılar, maskeler ve bireysel özgürlüklerin sınırlandırılması tartışmaları, tedarik zincirindeki kopmalar, emtia fiyatları, konteyner ve navlun ücretlerindeki patlamalar ve arkasından işletmelerin açık tutulmaya çalışılması kaygısı en öncelikli gündem oldu.
İşte tam bu noktada şirketlerde/işletmelerde yıpranmada önceliği İK ve İK Fonksiyonlarına verdik. İK, ülke yönetimindeki bakanlıkların mikro seviyede rollerini üstlenmeye başladı. Çalışma, iç işleri, sağlık ve eğitim bakanlıklarının bir nevi işletmeler içinde temsilciliğini yapmak zorunda kaldı. Daha önceleri de bu görevlerin yansımaları vardı ama kimse farkında değildi. Bu işler sırdan işler olarak bir uzman seviyesinde yapılagelen işlerdi.
Özellikle üretim ve hizmet sektörü İK’nın ne menem bir departman olduğunu bir musibet ile bir daha hiç unutmamak üzere anlamaya başladılar. İK yapısı hazırlıklı olan işletmeler bu süreci görece daha rahat yönetirken diğer işletmelerde kaos hakim oldu. Olmaya da devam ediyor. Henüz süreç bitmedi…
Peki tüm bunları neden anlatıyorum? Çünkü İK tam hızını almış giderken, şirketlerde kurumsallaşma ve eğitim gibi konulara insan kaynağı ve hatırı sayılır bütçeler ayrılmaya başlanmışken tekrar bir duraklama ve hatta gerileme dönemi başladı. İK fonksiyonlarını ya bir tarafa bırakmak zorunda kaldı ya da sadece birkaçını yerine getirmekten başkaca ilgilenmeye ve yerine getirmeye zamanı kalmadı. Hepimizin bildiği üzere ülkelerin ekonomi ve demokrasi alanlarındaki gelişmişlik düzeyleri hem resmi hem de özel işletmelerine de çok benzer bir şekilde matematiksel bir deyim kullanacak olursak, birebir örten şeklinde seyretmektedir. Yabancı sermayeli (Menşeine göre) ve üretim dışı işletmelerde çok tabidir ki istisnalar bulunmaktadır.
Satınalmada olduğu gibi (Doğru ürün, miktar, biçim, zaman, kaynak, yol(HDKTU), fiyat), IK’nında yedi temel fonksiyonu var. Bunlar; Seçme Yerleştirme, Özlük -İş Kanunu ve Diğer Kanunlara Uyum, Oryantasyon (Tutundurma), Ücret Yönetimi, Performans Yönetimi, Kariyer Yönetimi ve Eğitim ve Gelişim Yönetimi.
Bu fonksiyonları çalışmayan bir kurumdan kurumsal bir işletme diye bahsetmek kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Yine bu fonksiyonların performansı da kabaca sizin kurumsallık ölçünüz olabilir. (Tek başına yeterli olmasa da temel parametrelerdir.)
Seçme yerleştirme fonksiyonu altındaki süreçleriniz, kullandığınız araçlar ve de tutum ve davranışlar.
Özlük ve Yasal sürece uyumunuz her şey bu noktada başlıyor; bu fonksiyon kısmen veya belli düzeyde savsaklanıyorsa diğer fonksiyonlar bir bataklığın üzerine kurulmuş temektir.
Oryantasyon: Evinize ilk defa gelen bir misafiri düşünün, zorunda kalmazsa lavaboya bile gitmekten imtina edecektir. Her işletme bir ilkler dünyasıdır. İlk deneyimlerinizi bir aklınızdan geçirin ve sizde bıraktığı izlenimleri hatırlayın. Politikalar, talimatlar ve yazılı-yazılı olmayan kurallar. Negatif insanlara karşı bile önlem almak gerekebilir. “Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n’olacak? Seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var.”― Sait Faik Abasıyanık
Ücret Yönetimi: Ülkemizde ve dünyada üzerinde en çok tartışılan fonksiyon. Özellikle dünyanın enflasyon sarmalına girdiği günümüzde çok tartışılmaya başlayan bir konu. Tüm ülkelerde hükümetler uzun yıllar sonra asgari ücret saatlerini güncellemek zorunda kalmışlardır. “ABD’de Kongre’nin 2009’dan beri değişmeden bıraktığı, saat başına 7,25 dolarlık mevcut federal asgari ücreti çok aşıyor. Federal düzeyde bir eylemin yokluğunda, birkaç eyalet ve bölge asgari ücretlerini artırdı. Şu anda, Washington, DC, saatte 15 dolarla başı çekiyor.” (https://www.shrm.org/hr-today/news/all-things-work/Pages/navigating-the-minimum-wage-decision.aspx)
Ülkemizde özellikle örgütsüz ve kurumsallaşamamış işletmelerde bu konu konuşulması en mahrem konulardan biri olarak hala karşımızda bir duvar gibi dikilmektedir. Sektör ve bölge bazlı saat ücretleri belirlemediğimiz sürece de kanımca çok konuşacağımız konulardan biri. Ülkemizde iyi niyetli denemeler olsa da akademik anlamda ciddi sıkıntı yaşadığımız konulardan biri. Ancak iş görenlerin buradaki temel beklentisi, eşit işe eşit ücret; klişe olacak ama hiçbir ayrımcılık yapmadan olabildiğince adil bir ücret sistemi her bir işletmede temel beklenti olarak karşımıza çıkmaktadır.
Performans Yönetimi: Çalışanların en çok şikâyet ettikleri konulardan biridir. En çok ben çalışıyorum, hiç hastalanmadım, en çok ben katkı sağlıyorum…vb. fakat yanımdaki arkadaşım bütün gün savsakladığı halde aynı ücreti alıyoruz, aynı takdire maruz kalıyor…vb. İş gören tutum ve davranıştan tutunda üretim hattındaki eforuna kadar adil ve objektif bir şekilde değerlendirilmek ve doğal olarak da bununda ücret sistemine bir etkisi olmasını bekliyor. Genelde işletmeler ya mükemmeli ararken bu fonksiyonu yerine getirmekten ya ik yetersizliğinden ya da maliyet artırıcı bir uygulama olduğunu düşündüklerinden görmezden geliyorlar.
Kariyer Yönetimi: İçinde bulunduğumuz pandemi dünyasında en çok konuşulan konulardan biri de “Büyük İstifa Dalgası”. Özellikle Kuzey Amerika Kıtası ve Avrupa’da klasik iş mi önce gelir, aile mi? Sorusuna çok net bir yanıt verdi ve aile dedi. Bu sebeple uzaktan çalışmak daha fazla insani ve boş zaman yaratmak uğruna orta ve üst kademe yöneticiler istifa etmeye ve bu şartları sağlayan veya görece sağlayan şirketleri tercih etmeye başladılar ve hatta bir çok beyaz yakalı; geçmişte edindikleri birikimlerini tüketme karşılığında uzun süren işsizliği bile göze almış durumda bu arayışa devam ediyor. Çünkü pandemiye karşı hükümetlerin ve işletmelerin ticari hayatlarını devam ettirmek adına aldığı kararların yasallığından tutunda tüm kazanılmış hakların askıya alındığı ve bunun zorbalığa kadar uzandığı tartışmaları yapılmaya başlandı. Bazı ülkelerde bu yönde alınan önlemlere karşı yapılan eylemleri de yakından takip ettik. Tüm bu süreçler çalışanlar başta olmak üzere tüm insanları bıkma ve tükenme sendromuna sürükledi. Ardından soruların sayısı artmaya başladı.
Aslında kariyer planlamada; çalışanlar, işletmelere İK’nın temel fonksiyonlarını ne derece uygulamakta olduklarını sorgulamaya başladılar. İş görüşmelerinde aday değil işletmeler soru yağmuruna tutulmaya başlandı. Uzaktan görüşme yapmayan (En azından ilk görüşmede) firmalar elendi. Hibrid veya karma çalışmaya bakış açınız nedir? Uzaktan da olsa çalışma saatlerine saygı, benim için kariyer planınız nedir? Bana bir kariyer haritası verebilecek misiniz? Perfomans sisteminiz ve sosyal paketlerle bağlantısı özetle bana ve geleceğime ne sunuyorsunuz? Neden sizi tercih edeyim? Sorularının karşılığını vermeniz/verebilmenizdir kariyer yönetimi.
Tüm bunlar toptancı bir kariyer planlamadan aday bazlı kariyer planlamaya ve yetenek yönetimi-yetenek çekme dediğimiz kavramlara daha fazla eğilmemiz gerektiğini daha da gündeme getirdi. Özetle ben sana hayatımı veriyorum sen ne koyuyorsun masaya!
“…Masa da masaymış ha/ Bana mısın demedi bu kadar yüke/Bir iki sallandı durdu/Adam ha babam koyuyordu” E.Cansever.
Eğitim ve Gelişim Yönetimi: Kariyer yönetimi, performansın yönetimi ve eğitim gelişim yönetimi biri olmadan diğerinin anlamsız kaldığı bir süreçler bütünüdür. Kariyer planı yaptınız, sonra performans ölçtünüz eksik ya da aksayan yönleri de eğitim ve gelişim fonksiyonuyla gidermeniz gerekecektir. Bir iş görenin kariyer haritasında yol alması için gerekli yetkinlikleri kazandırmak bu yetkinliklerin beklentileri karşılayamaması ve ya daha farklı yetkinlikler edinmesi beklendiğinde imdadımıza yetişen fonksiyondur.
Örneğin işe alımlarda pozisyonda istenen beş yetkinlikten üçünü karşılayan ya da tamamını karşılayan ancak iki tane yetkinlik kısmen beklentiyi karşılayan durumlarında işe alım yapmak durumunda kalabilirsiniz. İşte bu eksikleri eğitim ve gelişim fonksiyonu ile edindirmek gerekir.
Eğitim ve Gelişim fonksiyonunun bir akademi mantığında çalışması ve yetkinliklerin güncellenmesi ve de yetenek ve yetkinlik boşluğu oluşan alanlarda yetiştirme ve geliştirme yapması da trendler arasına girmiştir. Öyle ki gelecekte ihtiyaç duyulabilecek yetkinliklerin tahminlerini (forecast) yapıp ön almaları zirvedir.
Dolaysıyla İK ciddi bir ekip işidir. Bir kişide tüm bu fonksiyonları karşılayacak yetkinliklerin olması eşyanın doğasına aykırı bir durumdur. Şimdi kendi işletmenizin bu yedi temel fonksiyondan kaçını uygulayabildiğini puanlamak sizin işiniz. Karşılığı kurumsallığınız hakkında size ayna tutacaktır.
Bilim insanlarının ortak açıklaması, sonbaharda havaların biraz daha soğumasıyla; pandeminin tekrar başa dönebileceği yönündedir. Yani yine maske yine mesafe ve yine hastaların üretime katılamaması mevcut çalışanlarla iki vardiya çalışmak zorunda kalmaları gerçeği bizi beklerken; üretim ve hizmet sektöründe İK yine ancak ve ancak işe alım-çıkış, özlük ve yasal uyum ve pandemi önlemleriyle uğraşmaktan öteye yol alamayacak gibi görünmektedir. Bu durum İK departmanlarının diğer departmanlara göre daha çok yıpratmaktadır. Şirketlerin tepe yönetimi ile çalışanlar arasında kalmak ve herkesin “İKcı” olması durumu.
Özetle şimdiden hazırlık yapan işletmeler ve Lojistik & tedarik zinciri üzerine çalışan işletmelere tavsiyem mevcut norm kadrolarının üzerinde bir istihdam yüküne katlanmaları yönünde olacaktır. Hali hazırda özellikle ciddi bir “teknik yetkinlikleri olan mavi yaka” darboğazı varken elinizdekileri kaçırmayın derim.
Sinan KARA
İK Direktörü
HST Eğitim Danışmanlık








Bu ay ki yazıma başlarken, sizlerle sosyal hayatta yaşadığım ve beni etkileyen bir uçak seyahatimde tanıştığım bir delikanlıyla geçen diyaloğumu anlatacağım. Pandemi sürecinde emekli bireyler olarak ben ve eşim yaşımızın gereği sağlık bakanlığımızın aldığı, yayınladığı koruyucu tedbirlere mümkün oldukça riayet etmiş, aşılarımızı olmuş, maske mesafe ve hijyen kurallarına uymuş, hatta o yıl yurt dışına küçük kızımın yanına gitmek için planladığımız Brüksel seyahatimizi iptal ettirmiştik. İşte bu yıl aldığımız bir kararla o gün yapamadığımız Brüksel uçuşumuzu yapmak üzere Sabiha Gökçen Hava Limanı’ndan uçağımızdaki yerimizi aldık, bize verilen birer küçük sekiz kilogramlık valiz hakkımız haricinde benim elimde bilgisayar çantam eşimde ise kendi çantası ve içinde yola çıkarken atıştırmalıklarımızın yer aldığı küçük bir çanta bulunmaktaydı.Uçakta bize verilen çekin işleminde belirtilmiş pencere kenarı ve orta koltuktaki yerimizi aldık, bekliyoruz fakat bu ara eşim koltukların birbirine ne kadar yakın olduğunu ve üç saati aşkın bir uçuşta benim rahatsız olabileceğimi ifade ederek endişesini belirtti.
“Bakır, fosil yakıtlardan sürdürülebilir enerjiye geçişte o kadar merkezi bir durumda ki, dünya çapındaki talebin 2035 yılına kadar 25 milyon metrik tondan 50 milyon metrik tona yani iki katına çıkması muhtemel. 2050’de 53 milyon metrik tona yükselmeye devam edecek. Bu rakam 1900 ile 2021 yılları arasında dünyada tüketilen tüm bakırdan daha fazla. Dünyanın bunu karşılaması mümkün değil.
Elektrikli araçlar, rüzgar, güneş ve piller için gerekli bakırın önümüzdeki on yılın ortasına kadar üç katına çıkacağını tahmin ediliyor.
“Sadece teknoloji sayesinde kendinizi yaratmanızın ve ifade etmenizin kolaylaşması, bunu iyi yaptığınız anlamına gelmez.”
Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, ihalenin 11’inci kısmı için teklif ettikleri bedelin yaklaşık maliyetin %7,40 altında olmasına rağmen idarece yeterli kırım olmadığı gerekçesiyle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılarak ihalenin iptal edilmesinin mevzuata aykırı olduğu, bu bağlamda idarenin bahse konu kısma ilişkin ihaleyi iptal etmeden önce yaklaşık maliyet hesaplanırken değerlendirilmeyen herhangi bir husus olup olmadığını sorgulaması gerektiği, özellikle ihale konusu iş için gerekli olan işçilik ve biyosidal ürün girdileri ile amortisman ve demirbaş giderlerinin yaklaşık maliyete dahil edilip edilmediğinin, dahil edildi ise piyasa şartlarını ve ekonomik şartları karşılayıp karşılamadığının tespit edilmesi gerektiği, yaklaşık maliyetin gerekçe gösterilerek ihalenin iptal edilmesi yerine güncelleme yapılarak ihale sürecinin devam edilebileceği iddialarına yer verilmiştir.

Bosch’un bir diğer odak noktası ise yeni tip yarı iletkenlerin üretimidir. Örneğin Bosch, Reutlingen fabrikasında 2021’in sonundan bu yana seri silisyum karbür (SiC) çipleri üretiyor. Bunlar, çalışma aralıklarını yüzde 6’ya kadar artırmaya yardımcı oldukları elektrikli ve hibrit araçlar için gerekli olan güç elektroniğinde kullanılıyor. Güçlü pazar büyümesinin arkasında, yıllık yüzde 30 veya daha fazla oranlarla SiC çiplerine olan yüksek talep yer alıyor. Bu güç elektroniklerini daha uygun maliyetli ve daha verimli hale getirmek amacıyla Bosch, diğer çip türlerinin kullanımını da araştırıyor. Hartung, “Elektromobilite uygulamaları için galyum nitrür bazlı çiplerin geliştirilmesini de araştırıyoruz. Bu çipler, dizüstü bilgisayar ve akıllı telefon şarj cihazlarında zaten bulunuyor.” dedi. Araçlarda kullanılmadan önce, daha sağlam hale gelmeleri ve 1.200 volta kadar önemli ölçüde daha yüksek voltajlara dayanabilmeleri gerekecektir. Hartung sözlerine şöyle devam etti: “Bunun gibi zorlukların tümü Bosch mühendisleri için işin bir parçası. Mikroelektroniğe uzun süredir aşina olmamız ve otomobillerle ilgili süreçleri biliyor olmamız bizi güçlü kılıyor.”
Bosch, yarı iletkenlerin geliştirilmesi ve üretiminde otomotiv sektörünün lider şirketidir. Bu çipler sadece otomotiv uygulamalarında değil, tüketim malları sektöründe de kullanılmaktadır. Bosch, 60 yılı aşkın süredir bu alanda faaliyet gösteriyor. Örneğin, Reutlingen’deki Bosch yarı iletken fabrikası, son 50 yıldır 150 ve 200 milimetrelik yonga plakalarına dayalı çipler üretiyor. Şirketin Dresden tesisinde, 2021’de 300 milimetrelik yonga plakası bazında çip üretimi başladı. Reutlingen ve Dresden’de üretilen yarı iletkenler arasında uygulamaya özel entegre devreleri (ASIC’ler), mikroelektromekanik sistem (MEMS) sensörleri ve güç yarı iletkenleri yer alıyor. Bosch ayrıca Penang, Malezya’da yarı iletkenler için yeni bir test merkezi kuruyor. 2023’ten itibaren merkez, bitmiş yarı iletken çipleri ve sensörleri test edecek.
Bu yazının konusunu “önceki yazılarımda ele aldığım işkoliklik, karoshi ve impostor fenomeni konularıyla da ilişkisi bulunan ve son zamanlarda birçok çalışanın şikâyetçi olduğu “Tükenmişlik Sendromu” oluşturmaktadır.
Eşit davranma ilkesi tüm hukuk alanında geçerli olup, iş hukuku bakımından işverene işyerinde çalışan işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcu yüklemektedir. Bu bakımdan işverenin yönetim hakkı sınırlandırılmış durumdadır. Başka bir ifadeyle, işverenin ayrım yapma yasağı işyerinde çalışan işçiler arasında keyfi biçimde ayrım yapılmasını yasaklamaktadır. Bununla birlikte eşit davranma borcu tüm işçilerin hiçbir farklılık gözetilmeksizin aynı duruma getirilmesini gerektirmeyip, eşit durumdaki işçilerin farklı işleme tabi tutulmasını önlemeyi amaç edinmiştir.
Bu başlığın esin kaynağını daha önce “Yazdığını yap, yaptığını yaz.” diye en az bin kez okumuşsunuzdur. Siz yine yapın yaptığınızı, yazın yazdığınızı ama ölçmeden biçmeden ne olacağını önceden kestirmeden bir şeyler yapmanın devri çoktan geçti gitti.

Grafikten de anlaşılacağı üzere dövizi uyutmak için gereken ne varsa yapıldı. Nelerin yapıldığını bir kaç cümle ile özetleyecek olursak;
