İş ve Meslek Karmaşası

İş ve Meslek Karmaşası

Prof. Dr. Umut Omay

Günlük dilde kullandığımız kavramların anlamını çoğunlukla düşünmeyiz. “İş” ve “meslek” de anlamını düşünmeden kullandığımız kavramlar arasında sayılabilir.

Literatürde de iş ve meslek arasındaki ayırımın keskin sınırlarının olmadığı görülmektedir. Örneğin meslek kavramı kişinin geçimini sağlamak amacıyla sürdürdüğü iş olarak tanımlanabilmektedir (1).

Türk Dil Kurumu ise iş için daha çok kişinin geçimini sürdürmek amacıyla yürüttüğü faaliyete, meslek için de yine bir kişinin geçimini sürdürebilmek amacıyla belirli bir eğitim sonucunda kazanılan becerilere ve kuralları belirlenmiş olan işe gönderme yapmaktadır. Ayrıca “iş” için “meslek” tanımının da yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla iş ve meslek arasındaki ayırım anlam bakımından kısmen belirsiz kalmaktadır(2, 3).

Benzer bir tartışmanın ve muğlaklığın İngilizcede de olduğu ve konu ile ilgili İngilizce literatürde özellikle meslek kavramının tanımlanması ve benzeri diğer kavramlardan ayırt edilebilmesi amacıyla birçok ölçütün ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu çerçevede “meslek” (profession) kavramının tanımlanmasında faaliyetin bilimsel bir temele dayanması, kurumsal bir yapı çerçevesinde belirlenmiş faaliyet kuralları ile standartlarının bulunması ve kişinin hem kendi faaliyeti üzerinde karar alabilmesi ve söz sahibi olabilmesi hem de maddi çıkar yerine topluma hizmet motivasyonunun öncelikli olması açısından farklılaşmasına gönderme yapılmaktadır (4).

Yaklaşık 10 yıl önce iş ve meslek danışmanlarına yönelik vermiş olduğum uzun soluklu bir eğitim programı sürecinde iş ile meslek arasındaki farkın ne olduğunu sorgulayıp yorumlama fırsatım oldu ve şu beş ölçüt çerçevesinde ele almanın daha açık bir sonuç verebileceğini düşünmeye başladım:

  1. Gelir getirici bir faaliyeti bağımsız olarak kendi adına da yapabilme olanağının olup olmaması,
  2. Unvanın nasıl edinildiği ve kalıcılığı,
  3. Tarihsel geçmiş,
  4. Kuralları ve standartları belirleyen bir kurumun olup olmaması,
  5. Yaşam biçimi haline gelip bir ömür boyunca sürdürülüp sürdürülememesi.

Bir kişinin gelir getirici bir faaliyeti bağımsız olarak kendi adına da yapabilme olanağının olup olmamasının iş ve meslek arasındaki ayırım açısından en temel nokta olduğu ileri sürülebilir. Örneğin bir işveren açısından vasfı yeterli görüldüğü için “genel müdür” olarak görevlendirilen bir kişinin bu görevinden ayrıldıktan sonra, sahip olduğu nitelikler ne olursa olsun, bir işverene bağlı olmaksızın yalnızca “kendi adına” genel müdür olarak çalışabilmesinden söz edemeyiz. Başka bir deyişle, serbest çalışan bir genel müdürden söz etmek mümkün değildir. Ancak bir avukatın, muhasebecinin ya da terzinin bağımlı olarak da serbest olarak da çalışabilmesi, bu gelir getirici faaliyeti kendi adına da sürdürebilmesi mümkündür.

Unvanın nasıl elde edildiği ve kalıcılığı ölçütü de birinci ölçütle yakından ilişkilidir. Yine genel müdür örneğinden hareketle bu kişi görevinden ayrıldıktan sonra kişinin genel müdür unvanı da sona ermekte ve kendisine böyle bir iş ve unvan verilmeden genel müdür unvanını kullanamamaktadır; ancak belirli gereklilikleri yerine getirip tıp doktoru olmuş bir kişi bu unvanı kendi çabası ile elde etmekte ve bu unvanı kendi inisiyatifi ile kullanabilmektedir. Kısacası işe ilişkin unvan geçici iken, mesleğe ilişkin unvan kalıcı olma özelliği taşımaktadır. Öyle ki birçok meslek grubuna ait unvanlar bu unvanlara sahip kişilerin mezar taşlarında dahi yer alabilmektedir. Dolayısıyla iş unvanları çalışanın iradesi dışında verilip geri alınabilirken meslek unvanları kişinin isminin bir parçası haline gelebilmektedir.

Mesleklerin genel olarak tarihsel geçmişinin sanayi devriminden önceki döneme dayandığı ancak işlerin ve buna ilişkin unvanların çoğunlukla sanayi devrimini takip eden süreçte ortaya çıktığı ileri sürülebilir. Örneğin Eski Mısır döneminde de mimarlar vardır; ancak İnsan Kaynakları Direktörü son 50 yıllık döneme ait bir unvan ve iş tanımıdır.

Mesleklerin tarihsel geçmişlerine bağlı olarak çıraklık, kalfalık, ustalık gibi meslek edinme süreçlerinin ve/veya üretim standartları gibi meslek kurallarının Tabipler Birliği, Barolar Birliği ve Fırıncılar Odası gibi lonca geleneğine dayanan birer kurum tarafından yürütüldüğü söylenebilir. Oysa işlerin böylesi düzenleyici bir kurumu bulunmamaktadır. Örneğin Hukuk Fakültesi mezunu olmak doğrudan avukat olmak anlamına gelmemekte, avukat olabilmek için ilgili Baro tarafından belirlenen kurallara uygun olarak avukatlık stajını da tamamlamış olmak gerekmektedir.

Son olarak meslek bir yaşam boyunca sürdürülebilmekte, kişi kendisini bu mesleğe adamış olmakta ve meslek bir yaşam biçimi haline gelmektedir. Örneğin bir tıp doktoru aktif çalışma hayatından uzaklaşsa bile ihtiyaç duyulduğu her an ve ömrünün sonuna kadar doktorluk yapabilmektedir. Gerçekten de, Covid-19 pandemisinin ilk başladığı dönemde 80-85 yaşındaki emekli tıp doktorlarının ülkelerindeki sağlık sisteminin ve genç “meslektaşlarının” üzerindeki yükü hafifletmek ve tecrübelerini paylaşmak üzere kendi hayatlarını hiçe sayarak yardıma koştukları bilinmektedir. Kısacası meslek sahipleri için emeklilik fiili bir durum yerine daha çok şekli bir durumu ifade etmektedir. Oysa meslek sahibi olmayıp yalnızca iş sahibi olmuş olan insanlar için emeklilik çoğunlukla hem şekli hem de fiili bir duruma gönderme yapmaktadır.

Yaklaşık 10 yıldan beri hemen hemen bütün derslerimde öğrencilerime “Genel Müdür Ahmet ve Terzi Ahmet” olarak bu ölçütler çerçevesinde hikâyeleştirdiğim bir örneği anlatmakta ve bir meslek sahibi olmanın önemini ısrarla vurgulamaktayım. Özellikle son dönemde yaygınlaşmaya başlayan yeni çalışma biçimlerinin yanı sıra özellikle gençler arasında artan “serbest çalışma” eğilimi ve işgücü piyasasının bu yönde artan talepleri çerçevesinde “meslek” sahibi olmanın giderek önem kazanmakta olduğunu düşünüyorum.

Birçok alanda olduğu gibi çalışma hayatında da hızlıca değişim ve dönüşüm yaşanırken, bütün öğrenciler ve çalışanlar için önerim yukarıda yer verdiğim ölçütler açısından kendilerini ve hedeflerini test etmeleridir. Kuşkusuz yukarıda belirttiğim beş ölçüt eleştirilebilir, fazla ya da eksik olduğu ya da tamamının bir arada bulunmasının şart olmadığı söylenebilir. Ancak en azından “gelir getirici bir faaliyeti bağımsız olarak kendi adına da yapabilme” ölçütünün iş ve mesleğin ayırt edilmesinde belirgin bir önceliği olduğunu kabul etmek gerekir.

Kaynakça

(1) Sunar, L. (2020). Türkiye’de mesleki itibar: Dönüşen çalışma hayatı ve mesleklerin sosyal konumu. Journal of Economy Culture and Society, Supp(1), 32.

(2) Türk Dil Kurumu, “iş”, Çevrim içi: sozluk.gov.tr, Erişim tarihi: 29.05.2022.

(3) Türk Dil Kurumu, “meslek”, Çevrim içi: sozluk.gov.tr, Erişim tarihi: 29.05.2022.

(4) Sunar, L., Türkiye’de Çalışma Hayatı ve Meslekler, Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı, s. 34-35, Çevrim içi: https://tyap.net/mediaf/Calisma_Hayati.pdf, Erişim tarihi: 30.04.2022.

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

‘Lojistik Pazarına Genel Bakış’ Raporu Yayımlandı. “Türkiye Cazip Bir Üretim Merkezi Haline Dönüşüyor”

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve ticari gayrimenkul danışmanlık alanının lideri Cushman & Wakefield tarafından hazırlanan ‘Lojistik Pazarına Genel Bakış’ raporu yayımlandı. Türkiye’nin lojistik pazarında artan önemi ve potansiyelini temel alan rapor, Türkiye’ye yatırım yapmayı planlayan şirketler için rehber niteliği taşıyor.

Türkiye’nin lojistik pazarındaki önemi ve potansiyeli ekseninde hazırlanan ‘Lojistik Pazarına Genel Bakış’ raporu yayımlandı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve ticari gayrimenkul danışmanlık pazarının küresel lideri Cushman & Wakefield tarafından hazırlanan rapor kapsamında; yakın kıyı taşımacılığı eğilimi, ekonomik büyüme, ihracata yönelik sanayi tabanı, güçlü perakende pazarı ve hızlı büyümesini sürdüren e-ticaret sektörü hakkında detaylı bilgiler içeriyor. Yayınlanan rapor, içeriğindeki detaylı bilgi ve yönlendirmeler sayesinde yatırımcılar için rehber niteliği taşıyor.

Türkiye Cazip Bir Üretim Merkezi Haline Dönüşüyor

Geride bıraktığımız iki yılda tüm dünyayı etkisi altına Covid-19 salgını ve yarattığı pandeminin tüm ekonomik verileri olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekilen raporda; sanayi, lojistik sektörü, tedarik zincirlerindeki aksamalar, konteyner ve çip krizi gibi birçok küresel zorluk yaşandığının altı çiziliyor. Rapora göre aynı dönemde Türkiye ise, Uzakdoğu merkezli üretim ağına alternatif arayışlarında ön plana çıkan ülkelerin başında geliyor. Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesiştiği noktada küresel Pazar erişimi sunan Türkiye, iş dostlu politikalarının yanı sıra yetenekli insan kaynağı, üretim kabiliyeti ve lojistik altyapısı ile küresel değer zincirlerinin güçlü bir aktörü olarak öne çıkıyor.

Uluslararası Yatırımcılardan Türkiye Atağı

Raporda Türkiye’nin 2003 yılından bu yana 240 milyar ABD Dolarlık uluslararası doğrudan yatırım çektiği ifade edilirken, özellikle uluslararası alanda faaliyet gösteren şirketlerin Ar-Ge, tasarım, üretim, lojistik ve yönetim merkezi geldiği belirtiliyor. 2021 yılında 14 milyar liralık Uluslararası Doğrudan Yatırım (UDY) rakamına ulaşan Türkiye’nin bu seviyeler ile pandemi öncesi dönem performansları ile karşılaştırıldığında toparlanmanın kanıtı olarak raporda ifade ediliyor. Raporda Türkiye için; Çinli teknoloji şirketlerinin yanı sıra Avrupa’dan hazır giyim ve ilaç şirketlerinin de yatırım planlarını açıkladıkları belirtilirken, 2021 yılında gerçekleştirilen 225 milyar dolarlık ihracat ile küresel ihracattaki payının tarihte ilk kez yüzde 1’i aştığı ifade ediliyor.

E-Ticaret Alanında Lojistik Tesislere Yatırımlar Artacak

‘Lojistik Pazarına Genel Bakış’ raporunda dikkat çekilen bir diğer konu ise son yılların parlayan sektörlerinden e-ticaret oldu. Türkiye’de e-ticaretin toplam perakende satışlarına oranının 2010’daki yüzde 0,6’lık paydan 2021 yılında yüzde 7,8’e geldiği belirtilirken, Türkiye’nin de bu alanda üç ayrı ‘milyar dolarlık’ değerleriyle unicorn çıkardığı ifade ediliyor. Bu kapsamda depo geliştirme projelerine paralel olarak teknoloji, otomasyon, transfer merkezleri ve bölge depolarına yatırımlarının artacağı öngörülüyor.

Nitelikli depolara olan talebin önümüzdeki dönemde artacağı belirtilen raporda; lojistik hizmet sağlayıcıları, gıda perakendecileri ve e-ticaret platformlarının yanı sıra diğer alanlardaki üretici, hatta tüketiciler tarafından da ‘nitelikli depolara’ olan talebin artacağı belirtiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, “Dünya çapında tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, esnekliği ve çevikliğinin test edildiği bir dönemden ülke olarak başarılı bir şekilde geçiyoruz. Türkiye, son yirmi yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde lojistik altyapının gelişmesinde otoyollar, demiryolları, limanlar, havalimanları gibi vizyoner projeler hayata geçirdi ve önümüzdeki dönem için de güçlü bir yatırım ajandamız bulunuyor. Türkiye’de ve bölgede iş yapmayı kolaylaştırmak ve ülkemizdeki şirketlerin küresel tedarik zincirine katılımını arttırmak için sürekli reformlarla geliştirilen bir yatırım ortamı, uygulanan başarılı politikalarla global ölçekte rekabetçi endüstriyel kapasite, yapılan eğitim yatırımları ile kavuşulan yetkin bir işgücü havuzumuz bulunmaktadır. Türkiye’nin lojistik potansiyeli; hızlı ekonomik büyüme, bölgesel Ar-Ge, tasarım, üretim ve yönetim üssü haline gelmiş merkezi konumu ve dijital dönüşümü ivmelenen güçlü perakende pazarı gibi çeşitli talep faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Cushman & Wakefield ekibiyle hazırladığımız “Lojistik Pazarına Genel Bakış” başlıklı bu raporda yaklaşık 50 milyar Euro büyüklüğe ulaşan lojistik sektörümüz ve geleceği hakkında detaylar sunmaktadır. Bu raporun Türkiye’de yatırım yapmak isteyen tüm yatırımcılarımıza da bir rehber olacağını düşünüyoruz.”

Cushman & Wakefield Yönetim Kurulu Başkanı Tuğra Gönden ise ”Türkiye’nin üretim ve taşımacılık üssü rolünün her geçen gün güçlendiğini görüyoruz. Uluslararası yatırımcılar Türkiye’ye yönelirken; üretim, ihracat, Ar-Ge, lojistik ve yönetim merkezi olarak görerek yatırımlarını artırmaktadır.” sözlerini ekledi.

Yöneticiler için ÖDÜLLÜ İŞ BULMACASI No:14

Yöneticiler için ÖDÜLLÜ İŞ BULMACASI No:14

Güzel bir mola verin.
Zihinsel bir tazeleme için bulmaca çözün.
İş hayatı odaklı bulmaca için zaman ayırın.

Haftanın bulmacasını çözmek için

https://satinalmadergisi.com/bulmaca14/ 

TIKLAYIN.

İnteraktif şekilde web sitesi üzerinde veya kağıt çıktıda (PDF) çözebilirsiniz.

Her pazartesi bir bulmaca sizi bekliyor.
Kolaylıklar dileriz. Prof. Dr. Murat ERDAL

Geçmiş ve güncel tüm bulmacaları çözmek için;

https://satinalmadergisi.com/bulmacalar/
Ödül: 1 Kişiye Satınalma Dergisi Dijital Aboneliği.
Çözümünüzü dergi@satinalmadergisi.com a gönderin.

Business Crossword Puzzle  by www.SatinalmaDergisi.com

#Business #firm

#işbulmacası #yöneticilik #BusinessCrosswordPuzzle #puzzle #company #yönetim #manager #management

Döviz Uyandı mı ?

DÖVİZ SEVİYESİ

Dövizin yükselmesi de, aşağı gitmesi de birer sorun aslında. Dövizin fiyatı aşağılara doğru gerilese, ihracatımızı olumsuz yönde etkiler. Zira düşük döviz fiyatı, ihracat mallarımızın fiyatını Türk Lirası karşısında olumsuz etkileyecektir. Olumsuz etkilenen ihracatımızın tam tersine ithalatımız adeta patlar zira düşük döviz fiyatı ithalat için son derece caziptir.

Bu yüzdendir ki dövizin fiyatı hassas bir terazi gibidir. Dengede kalmalı. Hassas terazinin ayarları ile oynandığı vakit döviz piyasasının dengesi de bozulur.

Dengesiz bir döviz grafiği
Tam anlamıyla ayarı kaçmış bir döviz grafiği

Ülkemizin ödemeler dengesi, TCMB rezervleri, ihracatın ithalatı karşılama oranları, yurt dışından ithal edilen tüm ithalat kalemleri için gerçek anlamda ihtiyaç duyduğumuz varlık; dövizdir. Dövizin az oluşu veya olmaması ülkemiz açısından ciddi sıkıntılar doğuracağı gibi gerek sermaye hareketleri, gerek ülkemize gelen, gerekse ülkemizden giden yatırımcılar, ülkemizin yatırım projeleri için dövizin varlığı şarttır.

 

DÖVİZİN TÜRK LİRASI KARŞISINDAKİ PERFORMANSI

Kuşkusuz ki ülkemize dövizin gelmesi ve döviz varlıklarının artması için şu kriterlerin oluşması zorunludur;

Şöyle ki;

  • Öncelikli ve birincil şart; ülkede her açıdan istikrar olmalıdır. Siyasi otroritelerin söylemleri birleştirici, istikrar sağlayıcı, toparlayıcı, ekonomik ve iktisadi kurallara uygun,
  • İhracat kalemlerimizin daha fazla, ithalat kalemlerimizin daha az olması,
  • Enflasyonun makul seviyede,
  • Dalgalı deniz misali piyasaların nereye gittiği, hangi dalganın ne kadar büyük veya tahribat yaratabileceğinin bilinir,
  • TCMB döviz rezervlerinin her açıdan güven veren bir düzeyde,
  • Döviz hareketlerinin gerek yabancı yatırımcıları cezbedip ülkemizde yatırım yapmaya istek duymalarını gerektirecek durumda,
  • Ülkemiz finans piyasasının kendi olağan dinamikleri ile hareket edebilecek durumda,

olmaları gerekmektedir.

Ancak;

Piyasa dinamiklerinin olağan akışının önünü keserek dövizin boğazını sıkıp, aylarca nefes aldırmayıp, dövizin TRL değerinin adeta yerinde saydırılması, yerinden kıpırdamaması için sürekli müdahalede bulunulduğu taktirde, ülkemizde zaten belli bir fiyat artışının yarattığı enflasyon tahribatına bir de dövizin gırtlağını sıkıp, nefes aldırmazsanız döviz;

  • ya yerinde sayar,
  • ya geriye gelir

Şöyle ki;

 

MÜDAHALELER DÖVİZ PİYASASINDA İSTİKRARSIZLIK YARATIR

Siz yabancı bir yatırımcı olsaydınız, siz bir ihracatçı olsaydınız, siz bir ithalatçı olsaydınız çok hareketli döviz piyasasında yatırım yapmayı tercih eder miydiniz ? Aşağıdaki grafikteki piyasada hareket eder miydiniz ? Yatırımcı girdabı olan piyasayı değil, sakin ve istikrarlı piyasayı sever yatırım yaparken döviz fiyatlarında istikrar olmasını gözlemler. TCMB’nin uzun süredir dövize müdahale ettiği ortadadır. Dövizin fiyatını sabit tutmak için ne yazık ki döviz rezervlerimiz kullanılmaktadır. Dövizi sabit tutayım diyen TCMB piyasayı ucuz dövizle fonlamıştır. Ancak döviz rezervlerimiz de hızlı bir şekilde erimiştir.

 

DÖVİZİN BOĞAZINI SIKAR, NEFESİNİ KESERSENİZ ELİNİZE NE GEÇER?

Dövizin hareket etmesinin önüne geçmek için, dövizin boğazını sıkar, dövize nefes aldırmaz iseniz, bir süre sonra döviz hareketsiz kalır, elden ayaktan gider.

Nefes alamayan ölüm döşeğindeki dövizin ihracatçıya faydası olmaz. Aylardır komaya girmiş gibi hareketsiz bir şekilde kalan dövizin, ülkemize döviz girdisi sağlayan ihracatçıya asla faydası olmayıp, fayda sağlayacağı kesim ise ülkemizden sürekli döviz çıkışı sağlayan ithalatçılar olacaktır.

Çok hareketli, türbülansa yakalanmış uçak gibi hareket eden dövizin olsa olsa spekülatörlere faydası olur ki ülkemiz bu hareketlerden zarar görür. Sürekli iniş ve çıkış gösteren döviz ile ihracatçı iş yapamaz, yurt dışına fiyat veremez, ülkemizde de fiyat istikrarı sağlanamaz.

 

DÖVİZE BASKI UYGULANIYOR

Rusya Ukrayna Savaşı çıktı ve doların fiyatı önce yükseldi, sonra aynı eski fiyatına geri geldi. Hangi olay olursa olsun dolar aynı fiyatta, TCMB bir ay önce faizleri aynı bıraktı, dolar bir süre yükseldi ve tekrar aynı fiyata geri geldi. Belli ki dolara tam saha pres var ve yerinden kıpırdamıyor.

Ama merak etmeyin, enflasyon düşürülecek… Cek, cak.. Yıllardır bu sözü işitiyorum ama hiç bir şey olmuyor enflasyonun düşürülmesi adına.

 

DÖVİZ KOMADA KALSIN DİYE KKM – KUR KORUMALI MEVDUAT

Dövizin belini kırmak ve yukarı yönlü hareket etmesinin önüne geçmek için KKM – Kur Korumalı Mevduat ürünü piyasaya sürüldü.

Siyası ortoritelerin sözlerine baktığınızda;

  • Ülkemiz ekonomisinin kurtulduğunu
  • KKM – Kur Korumalı Mevduat ile ülkemizin çok isabetli karar verdiğini ve bu yolun en doğru bir yol olduğunu

söylemleri ile karşılaşıyoruz. Dövize müdahale ile nereye kadar gidebilir ülkemiz? Dövize ne kadar baskı yaparsak yapalım, döviz eninde sonunda geleceği yere gelir zira ülkemizin döviz rezervleri güçlü değil. Biz eksi rezerv taşıyoruz.

Söyleyecek sözüm kalmadı. Yarın T.C. Hazine kaynaklarının dibi görüldüğünde acaba biz şunu yanlış yaptık diyecek biri çıkacak mı karşımıza? Muhtemelen dış güçler hazinemizi boşalttı denecek.

REŞAT BAĞCIOĞLU

Ticaretle ilgili alım-satım ve danışmanlık taleplerinizi https://satinalmadergisi.com/ticaritalep/ sayfasından iletebilirsiniz.

IBM Araştırması: CEO’ların Yüzde 94’ünün Gündeminde Sürdürülebilirlik Başı Çekiyor

  • CEO’ların yüzde 55’i, sürdürülebilirlik yatırımlarının iş büyümesini hızlandıracağı konusunda hemfikir.
  • CEO’ların yüzde 34’ü, sürdürülebilirlik stratejilerini hayata geçirdiklerini bildirdi.
  • CEO’lar, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın önündeki başlıca zorlukları ise belirsiz yatırım getirisi, ekonomik faydalar, veri eksikliği ve teknolojik engeller olarak sıralıyor.

İş Değerleri Enstitüsü (IBV) tarafından yapılan araştırmaya* göre sürdürülebilirlik; kurumsal firmalar için en önemli konuların başında yer alıyor. Sürdürülebilirliğin bir zorunluluk ve büyüme faktörü olarak kabul edildiğini ortaya koyan araştırmada; CEO’lar sık sık yönetim kurullarından ve yatırımcılardan gelen baskılarla karşı karşıya kalıyor, güvenilir veri kavrayışı eksikliği harekete geçme eylemlerini engelliyor.

IBM’in her yıl yaptığı Own Your Impact çalışması, 60’ı Türkiye’den olmak üzere dünya çapında 3 binden fazla CEO’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Yapılan anketin sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 51’i önümüzdeki iki ila üç yıl içinde karşılaşacakları en büyük zorluklardan birinin sürdürülebilirlik olacağının altını çiziyor. Bu bağlamda CEO’ların yüzde 95’i, sürdürülebilirlik stratejilerini uygulamada en azından pilot aşamada olduklarını bildirirken, yüzde 23’ü ise tüm kuruluşlarında uygulamaya aldıklarını belirtti.

Konu hakkında açıklama yapan IBM Türkiye Genel Müdürü ve Teknoloji Lideri Volkan Sözmen şunları söyledi: “CEO’lar şimdiye kadarki en karmaşık durumlardan olan enflasyon, savaş, yetkinlik eksikliği ve pandemi gibi dönemleri deneyimliyor. Türkiye’de ise tüm bu engellere rağmen CEO’lar sürdürülebilirliğe öncelik veriyor. Ülkemizdeki CEO’lar, sürdürülebilirliğin çevre ve faaliyet gösterdikleri topluluklar üzerindeki etkisini görebiliyor.”

Türkiye için temel çalışma bulguları ise şunları içeriyor:

CEO’lar, sürdürülebilirliğin gündemlerinde daha üst sıralara tırmandığını ve bunun iş performansını artırmaya yardımcı olabileceğine inandıklarını söylüyor.

  • Katılımcıların yüzde 60’ı, iş dünyasının çevre ve faaliyet gösterdikleri topluluklar üzerindeki etkileri konusunda yöneticilerin sorumluluk alması gerektiği konusunda hemfikir.
  • CEO’ların yüzde 55’i, sürdürülebilirlik yatırımlarının iş büyümesini hızlandıracağı düşünüyor.
  • Yüzde 47’si sürdürülebilirlik stratejilerini uygulayacak insanlara ve kabiliyete sahip oldukları konusunda hemfikir.
  • CEO’ların yüzde 34’ü sürdürülebilirlik stratejilerini tamamladıklarını bildiriyor.

Türkiye’deki paydaşlardan gelen baskı artıyor, ancak yatırım getirisi, veri kavrayışları, düzenleyici ve teknolojik engeller konusundaki netlik eksikliği bu duruma engel olmaya devam ediyor.

  • Ankete katılanların yaklaşık yüzde 65’i, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmanın önündeki en büyük zorluk olarak belirsiz yatırım getirisi ve ekonomik çıkarları gösteriyor. Bu oranı yüzde 38’le verilerden elde edilen kavrayış eksikliği ve düzenleyici engeller takip ediyor.
  • Ankete Türkiye’den katılan CEO’ların yüzde 55’i, siber risk (yüzde 50), piyasa değişimleri (yüzde 48), regülasyonlar (yüzde 43), tedarik zinciri kesintileri (yüzde 43) ve teknoloji altyapısının (yüzde 40) ötesinde; sürdürülebilirliği önümüzdeki iki ila üç yıl içinde karşılaşacakları en büyük zorluklardan biri olarak gösteriyor.
  • Katılımcıların yüzde 33’ü, firmalarında sürdürülebilirliği uygulamanın önündeki teknolojik engelleri de vurguluyor.
  • CEO’lar yüzde 65’le en büyük baskıyı yönetim kurulu üyelerinden, ardından yüzde 57’yle yatırımcılardan, yüzde 52’yle ekosistem ortaklarından, yüzde 45’le hükümetten ve yüzde 37’yle düzenleyicilerden aldıklarını bildirdi.

Araştırmaya katılan CEO’lar, sürdürülebilirlik stratejilerini hayata geçiriyor ve firma genelinde bu stratejiyi kalıcı halde uygulamaya çalışıyor.

  • Ankete katılan CEO’ların yüzde 63’ü sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşacaklarından emin. CEO’ların yalnızca yüzde 23’ü hükümet tarafından açıklanan sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılamayacağına inanıyor.
  • CEO’ların yüzde 94’ü, sürdürülebilirlik stratejilerini uygulamanın en azından pilot aşamasında olduğunu bildirirken, yaklaşık yüzde 28’i sürdürülebilirlik stratejilerini tüm kuruluşlarında uyguladıklarını söylüyor.

Araştırmanın tamamını görüntülemek için, https://www.ibm.com/thought-leadership/institute-business-value/c-suite-study/ceo adresini ziyaret edebilirsiniz.

*Yöntem

IBM İş Değeri Enstitüsü, IBM C-suite Study serisinin 25. baskısının bir parçası olarak 43 lokasyon ve 28 sektörden 3.000 CEO ile görüştü. Bu görüşmeler; trendler, zorluklar, alınan önlemler, fırsatlar ve geleceğe yönelik vizyonları dahil olmak üzere katılımcıların liderlik, iş dünyasının sorumlulukları ve beklentileri ve sürdürülebilirlik konusundaki bakış açılarına odaklandı. Çalışma, 2021’de Oxford Economics ile iş birliği içinde gerçekleştirildi ve IBM’in 20 yılı aşkın yıllık CEO anketleriyle karşılaştırıldı.

“Konaklama İşletmelerinde Vergi ve Muhasebe Uygulamaları” Kitabı Yayımlandı.

M. Vefa TOROSLU – “Konaklama İşletmelerinde Vergi ve Muhasebe Uygulamaları” kitabı Yetkin Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta Yer Alan Konu Başlıkları:

  • Turizm Sektörü Hakkında Genel Bilgiler
  • Konaklama İşletmeleri Hakkında Genel Bilgiler
  • Konaklama İşletmelerinde Vergi Uygulamaları
  • Turizmi Teşvik Mevzuatı
  • Konaklama İşletmelerinde Kullanılan Belgeler ve Defterler
  • Konaklama İşletmelerinde Muhasebe Sistemi
  • Konaklama İşletmelerinde Kullanılan Önemli Muhasebe Hesapları
  • Hasılat İşlemlerinin Muhasebeleştirilmesi
  • Malzeme Maliyetlerinin Muhasebeleştirilmesi
  • İşçilik Maliyetlerinin Muhasebeleştirilmesi
  • Faaliyet Giderlerinin Muhasebeleştirilmesi
  • Maddi Duran Varlıkların Muhasebeleştirilmesi
  • Dönem Sonu Muhasebe İşlemleri

Yazar Hakkında:

M. VEFA TOROSLU

Vefa TOROSLU, 1962 yılında doğmuştur. 1985 yılında Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Ekonomi Bölümü’nden mezun olmuştur. 2010 yılında Okan Üniversitesi SBE Muhasebe-Denetim Yüksek Lisans Programından mezun olmuştur.

1985 yılından 1997 yılına kadar reel sektörde çeşitli kademelerde muhasebe ve finans yöneticiliği yapmıştır. 1997 yılından 2012 yılına kadar finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalışmıştır. 2013-2020 yıllarında turizm sektöründe üst düzey mali işler yöneticisi olarak çalışmıştır.

Sahip olduğu mesleki unvanlar şunlardır:

  • Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (TÜRMOB)
  • Bağımsız Denetçi (Kamu Gözetimi Kurumu-KGK)
  • Kredi Derecelendirme Lisansı (SPK)
  • Kurumsal Yönetim Derecelendirme Lisansı (SPK)
  • Sermaye Piyasası Faaliyetleri Düzey-1 Lisansı (SPK)

    Vefa TOROSLU’nun muhasebe ve finans konularında yazmış olduğu 30 kitabı ve 96 makalesi bulunmaktadır.

 

Mars Koç Burcunda

Betül ERDEM

Astrolog & Yazar

Mars gezegeni kendi yöneticisi olduğu burca yani Koç burcuna geçiş yaptı, 5 Temmuz’a kadar Koç burcunda ki hareketine devam edecek. Mars gezegeni harekete geçme enerjimizi, cesareti, girişkenliği, saldırıyı, savunmayı, cinselliği, kazaları ve ölümü temsil eder.

Mars Koç’ta iken enerjimizi en çok kendimize harcayabiliriz. Yeni girişimlerde bulunabiliriz. Hedeflerimizi belirlemekte ve harekete geçmekte son derece cesur olabiliriz. Tek başımıza hareket etmekten oldukça keyif alabiliriz. Yalnız burada hevesimizin hemen kaçmaması için kararlılığımızı da elden bırakmamız gerekiyor. Zaman zaman kendi isteklerimizin olması konusunda ısrarcı olabilir ve bencilce davranışlar sergileyebiliriz. İlişkilerde biraz daha iddialı ve rekabetçi olabilir ve dürtüsel davranabiliriz.

Fakat özel hayatımızda biraz daha dikkatli olmakta fayda var. Sabırsız davranışlar da bulunabilir, isteklerimiz olmayınca da kolaca öfkelenilir, gereksiz yere tartışmalar içine girebiliriz. Fiziksel görünümümüz ve genel sağlığımızda oldukça önem kazanacak. Spora başlayabiliriz, fiziksel açıdan daha fit olmak için gerekli motivasyona sahip olabiliriz.

Kazalara karşı da dikkatli olmalı ve trafikte acele etmemeliyiz. Sağlık açısından ise baş ağırları, yaralanma, ateş, kan ve kas hastalıkları görülebilir. İntihar gibi olaylar gündemi meşgul edebilir.

Mundan astrolojide yangınlar, aktif volkanlar, siyasi mağdurlar, kuraklık, güneş patlamaları, rekabet ve mücadeleye dayalı sporlar, sporcular, liderler, itfaiyeciler ve savaşı ön plana çıkabilir.

Tercihlerde Benzerlik

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Bir ülkedeki kişi başına gelir düzeyi, o ülkedeki tüketicilerin zevk ve tercihlerinin belirleyicisidir.” Steffan B. Linder

Tercihlerde Benzerlik Teorisi, 1961’de Steffan B. Linder tarafından ortaya konulmuştur. Linder, Faktör Donatımı Teorisi’nin, doğal kaynaklar gibi ilkel ürünler ticaretini açıklayabilmesine rağmen, sanayi malı ticaretini açıklamada yetersiz olduğunu belirterek, Tercihlerde Benzerlik Teorisini ileri sürmüştür. Teori, sanayi malı ticaretinin, benzer gelir düzeyleri ve tercihlere sahip devletler arasında ortaya çıktığına dayanmaktadır. Bu bağlamda, talep yönlü bir nitelik taşıyan Tercihlerde Benzerlik Teorisi arz yönlü Faktör Donatımı Teorisi’nden önemli bir farklılık göstermektedir.

Linder’e göre; bir malın ihracı, öncelikle yurt içi piyasa talebinin olmasına bağlıdır. Bu talep, temsili talep olarak tanımlanır. Yerli üreticiler, başlangıçta iç piyasada kârlı buldukları malları üretir. İç piyasanın doyması ile ihracat arayışlarına girerler. Bu aşamada ihracat başlar ve diğer ülkelerin piyasalarına doğru yayılır. Linder’e göre gerek ihraç malları gerekse ithal mallarının ana belirleyicisi, yurt içi taleptir. Potansiyel ticaretin, gerçekleşen ticarete dönüşmesi sürecinde, üreticilerin piyasaya girmeleri önemlidir. Uzaklık, taşıma giderleri gibi unsurlar ile gümrük, kotalar gibi kısıtlamalar, gerçekleşen ticaret seviyesini belirler.

Linder’e göre; gelir düzeyleri benzer ülkelerin, endüstri içi ticareti, birbirleri ile yapacaklarını önermektedir. Üretici, mal üretirken, dış talebe bakmadan yurt içi talebi dikkate almaktadır. Endüstri içi ticaret emek yoğunluğunun azlığı nedeniyle tasarruf sağlayan yöntemlerle üretilen karmaşık ve pahalı nihai ürünler yanında yarı-iletkenler vb. malların ticaretinden oluşur. Fert başına gelir, talebe etki eden faktörlerin başında yer almaktadır.

Linder, benzer gelir düzeylerine sahip devletlerin aynı malları tükettikleri ve benzer ürünlerin ticaretini yaptıkları için aralarında ticaretin fazla olacağını ifade etmektedir. Linder’in bu görüşü; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde, ticaretteki hızlı artışın, gelişmiş ülkeler arasında gerçekleşmiş olmasıyla uyuşmaktadır.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2019). Uluslararası İşletmecilik Teori, Kavram ve Örnek Olaylar, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.

Elektronik İhaleler Zorunlu Hale Geliyor

Kamu İhale Kurumu tarafından yapılan mevzuat değişikleri ile Elektronik ihalelerin 2022 yılı Ağustos ayından itibaren başlamak üzere kademeli olarak zorunlu hale getirilmesi kararlaştırıldı.

Bu konu ile ilgili 18/5/2022 tarihli ve 31839 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mevzuat ile Elektronik İhale Uygulama Yönetmeliği, Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ve Kamu İhale Genel Tebliğinde değişiklikler yapılmıştır.

Yapılan değişiklikler ile;

1- İhalelerde elektronik ihale (e-ihale) yönteminin kullanımı zorunlu hale getirilmiştir. Buna göre;

  1. 1 Ağustos 2022 tarihinden sonra, yaklaşık maliyeti 4734 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde öngörülen eşik değerin yarısına kadar olan (mal ve hizmet alımlarında 2.002.017 TL / 3.336.704,50 TL, yapım işlerinde 73.407.984,50 TL) ve açık ihale usulü ile gerçekleştirilen ihalelerin,
  2. 3 Ekim 2022 tarihinden sonra tüm açık ihaleler ile 4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (b), (c) ve (f) bentleri gereğince pazarlık usulü ile gerçekleştirilen ihalelerin,

e-ihale yöntemi ile yapılması zorunlu olacaktır. Bu zorunluluğun uygulanmasında ihalelerin ilan/duyuru tarihleri dikkate alınacaktır.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu E. Üyesi/ Akademisyen

Çin’deki “baraj” Tedarik Zincirinde Sele Neden Olabilir !

Çin’in Şanghay ve Pekin şehirlerinde Covid-19 vakaları nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamaları devam ediyor. ATF Forwarding’in Genel Müdürü Haldun Kavrar, bu şehirlerdeki üretimin durması ya da yavaşlaması nedeniyle yeni bir tedarik zinciri krizinin tetiklenebileceğini açıkladı. Kavrar, kısıtlamalar sona erdiğinde siparişlerin üretilmesinde, limanlara gönderilmesinde önemli sorunlar yaşanabileceğini, bunun baraj kapaklarının aniden açılması olarak yorumlanabileceğini belirtti.

Dünya ticaretinin kilit ülkelerinden Çin, “Sıfır Vaka” politikası kapsamında sıkı önlemler uygulamaya devam ediyor. Ülkenin en büyük ticaret şehri Şanghay’da, bir ayı aşkın süredir korona virüs önlemleri sebebiyle sokağa çıkma yasağı sıkı şekilde uygulanıyor. Başkent Pekin’de de kısıtlamalar sürüyor.

ATF Forwarding’in Genel Müdürü Haldun Kavrar, sokağa çıkma yasağı ve kısıtlamaların uygulandığı bölgelerdeki fabrikalarda üretimin durması ya da yavaşlamasının, yeni bir tedarik zinciri krizini tetikleyebileceğini açıkladı. Kavrar, bu bölgelerde sınırlı da olsa üretim yapan firmaların ise ürünlerini limanlara ulaştırmakta zorluk çektiğinin altını çizdi.

“Kısıtlamaların ne zaman sona ereceği belirsiz”

Mevcut durum sebebiyle Avrupalı ve ABD’li büyük alıcıların siparişlerinin üretilmesinde, üretilenlerin de teslimatında sorunlar yaşandığını vurgulayan Kavrar, “Bugüne kadar Çin otoriteleri, kısıtlamaların ne zaman biteceği konusunda bir açıklama yapmadığı gibi ‘Sıfır Vaka’ politikasına sadık kalacaklarının altını çizdi. Bu durum da uluslararası ticarette öngörülebilirliği zorlaştırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Baraj kapakları birden açılacak, limanlara akın olacak”

Kavrar, asıl problemin ise kısıtlamalar kaldırıldığında ortaya çıkabileceğine işaret etti. Bu şehirlerde normalleşme başladığında birikmiş üretim ve ertelenmiş tüketim nedeniyle limanlarda aşırı yığılma yaşanabileceğini belirten Kavrar, “Baraj kapakları birden açılacak ve sevk edilemeyen ürünler limanlara doğru bir sel gibi akacak. Ne mevcut konteyner stoku ne liman ne de gemi kapasiteleri bu ani baskıyı kaldıracak düzeyde değil.” diye konuştu.

“Üretim ve lojistik süreçleri önceden planlanmalı”

Kavrar, tedarik zinciri paydaşlarının bu duruma hazırlıklı olması gerektiğini dile getirdi. Üretim ve lojistik süreçlerin kesinlikle önceden planlanması çağrısında bulunan Kavrar, aksi takdirde söz konusu krizin beklenenden uzun ve sancılı sürebileceğini de sözlerine ekledi.