Avans Talebi Karşılanmayan İşçi Haklı Fesih Yapabilir Mi ?

Lütfi İNCİROĞLU

4857 sayılı İş Kanunu’na göre, ücret en geç ayda bir ödenir (m.32/5). İş mevzuatımızda Basın İş Kanunu’nun 14 üncü maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir. Mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 ve 4857 sayılı Kanun’un 120. maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir[1].

Dolayısıyla, 4857 sayılı Kanunda işverence işçiye talebi halinde avans verileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanunda sadece, işveren, veya işveren vekili, yıllık ücretli iznini kullanacak her işçiye izin dönemine ait ücreti ile ödenmesi bu döneme rastlayan diğer ücret ve ücret niteliğindeki haklarını ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadırlar (m.57/1;Yıllık Ücretli İzin Yön. m.21).

Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda, belirli şartların oluşması durumunda, işverene avans ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Buna göre, “İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle orantılı olarak avans vermekle yükümlüdür” (TBK m.406). Ancak madde hükmünden de anlaşılacağı üzere işverenin avans verme yükümlülüğü belirli şartlara bağlanmıştır. Başka bir deyişle, işçi, işverenden hizmetiyle orantılı olarak avans isteyebilir. Ancak işçinin avans isteyebilmesi üç şarta bağlıdır. Birincisi, işçinin avans istediği tarihte avans istediği miktarı hak etmiş ama o miktarın henüz muaccel olmamış bulunması gerekir. İkincisi, işçinin zorunlu ihtiyacının ortaya çıkmış olması gerekir (hastasının olması gibi). Üçüncüsü de, işverenin avans istenen miktarı hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda olması gerekir[2]. Bu kapsamda konuyu değerlendirdiğimizde, işverence avans verilmesi yükümlülüğü mutlak bir hüküm olmayıp, belirli şartların oluşmasına ve taktire bağlı bir hak olarak kabul edilebilir.

Yargıtay’a göre, “Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının avans talebi karşılanmayınca iş akdini feshettiği anlaşılmakta olup Mahkemenin buna ilişkin kabulü yerindedir. Mahkemece işverenin geçerli bir neden göstermeden davacının avans talebini karşılamaması davacı bakımından haklı fesih nedeni kabul edilerek kıdem tazminatı talebi hüküm altına alınmış ise de; 4857 sayılı İş Kanunu’nun işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkını düzenleyen 24 üncü maddesinde işverenin işçiye avans vermemesi şeklinde bir sebep bulunmamaktadır. Taraflar arasında işverenin davacıya her istediğinde avans vereceğine yönelik bir sözleşme de mevcut değildir. Bu nedenlerle işçi tarafından yapılan fesih haklı nedene dayanmadığından kıdem tazminatı talebinin reddi yerine yasal olmayan gerekçe ile kabulü hatalıdır”[3].

Sonuç olarak, işverenin işçiye avans vermeyi kabul etmemesi İş Kanunu m.24’deki haklı fesih nedenleri arasında sayılmadığı için işçi avans talebi karşılanmadığı gerekçesini ileri sürerek, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedip, kıdem tazminatı talebinde bulunamaz.

[1] Y22HD.01.07.2020 T., E.2017/31812, K.2020/8389 Legalbank.

[2] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4. Baskı, İstanbul 2019.

[3] Y9HD.26.06.2020 T., E.2016/18215, K.2020/6511 Legalbank.

Faizin Getirdikleri

FAİZ KELİMESİNDEN NE ANLIYORUZ?

Nasıl tanımlarsanız tanımlayın:

  • isterseniz adına faiz deyin,
  • isterseniz kâr payı,
  • isterseniz hazineden hibe,
  • ister faiz caiz değildir,

dense de dünya ekonomisi bir faiz temeli üzerine kurulmuştur. “Faize karşıyım” deseniz de küresel ekonomide gerek ticari hayatta, gerekse finansal piyasalarda faiz olmadan, faizi ele almadan, faizden arındırılmış tasarruftan yatırıma kadar bir sermaye hareketinin var olmayacağının altını çizmek isterim.

Faiz, paranın kirası demektir. Evinizi kiraya verdiğinizde talep ettiğiniz gibi, paranızı da bir süre başkasına verdiğinizde kira talep edersiniz, bu da faizdir. En yaygın olarak kullanılan faiz türleri kredi ve mevduat faizidir. Faiz oranı, ekonomideki gidişatı belirlemede önemli bir rol oynar.

Ülkemizde ve dünyada faiz oranları, ülkelerin merkez bankaları tarafından enflasyon seviyeleri dikkate alınarak belirlenir. Bu kapsamda birincil olarak ele alınan konu, enflasyondur. Çünkü enflasyon, direkt olarak ekonomi ile ilişkilidir.

Kaynak: TÜİK
Kaynak: TÜİK

TÜİK TARIM ÜRÜNLERİ ÜFE

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) Mayıs’ta yıllık %154,97, aylık %16,18 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan açıklamaya göre,

  • Tarım-ÜFE’de 2022 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre %16,18,
  • bir önceki yılın Aralık ayına göre %100,17,
  • bir önceki yılın aynı ayına göre %154,97
  • ve on iki aylık ortalamalara göre %57,05

artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %6,11, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde %9,46 ve tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde %16,73 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre tek yıllık bitkisel ürünlerde %4,38, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde %14,88 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde %59,15 artış gerçekleşti.

ÜLKEMİZDEKİ ENFLASYON VE FAİZ

Ülkemizde enflasyon oranında faizlerin belirlenmediği gerçeği ortadadır. Enflasyonun hangi kaynağa göre şüphe götürmeksizin son derece inandırıcı olduğuna bakıldığında resmi enflasyon rakamlarının maalesef çarşı Pazar enflasyonu ile örtüşmediği gerçeğini göz adı edemeyiz. Ülkemizin resmi kuruluşu TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları piyasa gerçeğini ne kadar yansıttığı konusunda söz söylemeye de gerek görmüyorum.

TCMB’NİN PPK TOPLANTILARI

Merkez Bankası Faiz Kararı Tarihleri

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2022 yılına ilişkin açıkladığı faiz kararı tarihleri ise şöyle:

  • 20 Ocak 2022
  • 17 Şubat 2022
  • 17 Mart 2022
  • 14 Nisan 2022
  • 26 Mayıs 2022
  • 23 Haziran 2022
  • 21 Temmuz 2022
  • 18 Ağustos 2022
  • 22 Eylül 2022
  • 20 Ekim 2022
  • 24 Kasım 2022
  • 22 Aralık 2022

Faiz kararlarının piyasayı heyecanlandırmadığı bir gerçektir. Çünkü faizlerle ilgili kararlar alınırken hangi ekonomik kriterler dikkate alınıp uygun faizlerin açıklandığına ilişkin makul bir açıklama ben görmedim. Bugün için % 14 olan TCMB gösterge faiz oranı alınacak bir kararla % 20 olsa ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Çünkü piyasalar faiz konusundaki dinamizmini zaten uygulamaktadır. Hangi katılım ve konvansiyonel bankalar kâr paylarını veya faiz oranlarını % 14 seviyesinde tutmamaktadırlar. Herhangi bir bankaya gidiniz ve kredi talebinde bulunun, o zaman piyasanın gerçeğinin % 14 olmadığını göreceksiniz.

TÜFE % 73.50, ÜFE % 132.16

TCMB VE BANKALARIN FAİZLERİ

TCMB gösterge faizlerini % 14’de tutmasının elbette kİ bir izah tarzı vardır. TCMB’nin politika faizi % 14 ancak sadece gösterge faizi olarak yer alan bu faizi daha da düşürseniz ekonomimiz daha iyi mi olacak? Elbette olmayacak. Çünkü TCMB politika faizini % 14 olarak belirleyerek TCMB’den borç alan kurumlara bu politika faizi uygulanmakta, ancak TCMB ve Türk Eximbank kurumları dışında kullanılan faizler politika faizlerin oldukça üzerindedir. Politika faizlerinin çok üzerinde derken 1 veya 2 puan şeklinde değil, tüketici kredileri, ticari faizler, çeşitli nam altında verilen faizler % 25 ila % 50 arasında değişkenlik göstermektedir.

Kredi faizleri açısından bakıldığında % 14’lük politika faizleri ile % 25 ila % 50 arasında değişkenlik gösteren çeşitli nam altında verilen faizler hemen hemen ikiye katlanmış durumda.

Anlayacağınız; ekonomik ve iktisadi dinamikler çerçevesinde faizler düşmez. “Faizler düşecek” söylemleri ile ekonomik ve iktisadi gelişmelerin koşullarını hiç hesaba katmadan, hiçbir koşulda değerlendirmeye almadan söylenmiş bir sözdür. “Faizler düşecek” denildi ama ekonomik koşullar uygun değil. Bu durumda alınacak aksiyon arka kapıdan faizler çeşitli isimler altında desteklenecek. Zaten adına faiz dememek için ilave olarak verilen faizin aldığı “hibe”, “katkı” gibi isimler beni güldürmeye başladı. Yahu arkadaş hibe de olsa, katkı da olsa verilen bu puanlar faiz değil mi? Düşük kalan politika faizinin üzerine tekrar faiz verilmiyor mu? Bu fikrimin tersini söyleyecek bir kişi varsa bir adım öne gelsin lütfen.

 FAİZ DÜŞECEK Mİ

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere.

Çarşı Pazar enflasyonunun % 80 ila % 150 olduğu günümüzde bankalarda Türk Lirası mevduat tutacak kimse olur mu? Normal koşullarda olmayacak. Çünkü şu anda uygulanan faiz negatif getiri sağlayan faizdir. Türk Lirası mevduat sahibi kişi enflasyon karşısında parasının değerini asla koruyamamaktadır. Bugün bankalarımız TCMB ve T.C. Hazinesi destekli kur korumalı Türk Lirası mevduat hesaplarını desteklemeye çalışıyorlar.

FAİZ DÜŞECEK

Rakamsal olarak faiz düşürülse de uygulamada faizler piyasanın gerektirdiği yerdedir.  İstediğiniz yere kadar düşürün faizi ne yazar…. Yani TCMB gösterge faizi % 5 yapsa ne olur ki?

Faizi düşürün, üstü örtülü faiz desteğini de vermeyin, bu enflasyonist ortamda dövizi tutabilene aşk olsun. Her gün yeni rekorlar kırar.

HATÇE TEYZE DAHİ DÖVİZ SATIN ALMAYA BAŞLADI

Türk Lirası faizlerin oldukça düşük olduğunun uzun süre farkındaydı Hatçe Teyze. Faiz tarafında hiç tarağı olmayan Hatçe Teyze de yönünü dövize çevirdi. Ayşe Teyze de öyle yaptı.  Hatçe Teyze’ye KKM – Kur Korumalı Mevduat ürününü anlattım. Hatçe Teyze yüzüme boş boş baktı, kaşlarını yukarı kaldırdı ve bana sesini yükselterek;

“Ben ağnamam Reşat Bey oğlum. Ya döviz, ya da altın almak en doğrusu”

dedi…

Anlayacağınız Hatçe Teyze bir gün piyasa elindeki dövizi ile müdahale edebilir. Ben söylemiş olayım.

REŞAT BAĞCIOĞLU

 

Ticaretle ilgili alım-satım ve danışmanlık taleplerinizi https://satinalmadergisi.com/ticaritalep/ sayfasından iletebilirsiniz.

Ödüllü İş Bulmacası No:17 – Satınalma Dergisi

İŞ BULMACASI No:17 (Ödüllü)

Meydan okumayı sevenler için hazırlanmaktadır.

Güzel bir mola verin.
İş hayatının güncel terimlerini hatırlayın.
Zihinsel bir tazeleme için bulmaca çözün.

Haftanın bulmacasını çözmek için
https://satinalmadergisi.com/bulmaca17/

İnteraktif şekilde web sitesi üzerinde veya kağıt çıktıda (PDF) çözebilirsiniz.

Her pazartesi bir bulmaca sizi bekliyor.
Kolaylıklar dilerim. Prof. Dr. Murat ERDAL

Geçmiş ve güncel tüm bulmacaları çözmek için;

https://satinalmadergisi.com/bulmacalar/
Ödül: 1 Kişiye Satınalma Dergisi Dijital Aboneliği.
Çözümünüzü dergi@satinalmadergisi.com a gönderin.

Şirket Aboneliği ile Ekonomik Avantaj Elde Edin.

Mesleki yetkinliklerini yükseltin.

Şirket olarak tüm dergi arşivine (114 sayı), araştırma raporlarına ve bir yıl boyunca 12 sayıya dijital erişim sağlayın. Dijital şirketi aboneliği için https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

#business  #crossword #puzzle #manager #learning

Anahtar Sözcükler: iş bulmacası, yöneticilik, dergi, ödül, iş, bulmaca, Business crossword puzzle, Business, B2B, işletme, yönetim, manager, management, tedarik zinciri yönetimi

 

Transit Ticaret ve Avantajları

TRANSİT TİCARET VE AVANTAJLARI
İlker ÇOLAKVERMİŞ

Transit Ticaret

Transit ticaret, ihracat yönetmeliğinde; yurt dışında veya serbest bölgelerde yerleşik bir firmadan ya da antrepodan satın alınan malın, ülkemiz üzerinden transit olarak veya doğrudan doğruya yurt dışında veya serbest bölgede yerleşik bir firmaya ya da antrepoya satılmasını ifade eder. Transit ticaret işlemi iki şekilde gerçekleşmektedir. İlk olarak yurt dışından satın alınan bir malın doğrudan başka bir ülkeye satılmasıdır. İkinci durum ise yurt dışından Türkiye gümrük bölgesine gelen bir eşyanın gümrük antrepolarına ya da serbest bölgelere konulması ve eşyaların millileşmeden yurt dışına gönderilmesi şeklinde olmaktadır.

Çin Halk Cumhuriyetinden satın alınan bir malın ülkemize uğramadan doğrudan Amerika Birleşik Devletleri’ne satılması bir transit ticaret işlemidir. Eşya Türkiye gümrük bölgesine gelmediği için Türk gümrüklerinde herhangi bir gümrük işlemi yapılmasına gerek yoktur. Bu durumda herhangi bir gümrük beyannamesi verilmez. Alım satıma konu mallar için ticari fatura düzenlenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte; alım satım işlemlerine konu eşyaların teslimi anında Türkiye’de bulunmaması ve hizmetin Türkiye’de yapılmaması ve hizmetten Türkiye’de faydalanılmaması nedenleriyle alım satıma konu işlem KDV konusuna girmemektedir. Dolayısıyla faturanın kdv hesap edilmeden düzenlemesi gerekir.

Antrepoda bulunan bir eşya için antrepo beyannamesi verilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere gümrük antrepolarında eşyaların kalış süresi sınırsızdır. Gümrük antrepoları Türkiye gümrük bölgesinde yer almasına rağmen istisnai bazı durumlar dışında serbest dolaşıma girmemiş eşyaların konulduğu yerlerdir. Antrepoda bulunan eşyalar serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutularak kati ithalat işlemleri sonucu millileştirilebileceği gibi, mahrece iade, gümrüğe terk, yeniden ihracat, geçici ithalat, dahilde işleme ya da transit ticaret gibi gümrük işlemlerine konu edilebilmektedir. Dolaysıyla gümrük antrepo rejimi altında bulunan eşyalar millileştirilmesine gerek olmaksızın transit ticaret yapılarak bir serbest bölgeye ya da yurt dışında bir ülkeye ihracatı gerçekleştirilebilir.

Eşya her ne kadar millileştirilmese de Türkiye gümrük bölgesinde olduğu için antrepodan ihracat gümrüğüne kadar yapılacak olan taşıma işlemi için transit rejimi hükümlerine göre transit beyannamesi verilmesi gerekmektedir. Antrepoda bulunan eşyalar için Kdv Kanunun 16.maddesinde; transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların ithalat istisnası kapsamında olduğu, yine 17. maddesinde gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda, ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetlerinin kdv den istisna olduğu hükümleri yer almaktadır.

Fiili ihracatı gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ihracat bedellerinin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemez. 180 gün azami süre olup, bedellerin ithalatçının ödemesini müteakip, doğrudan ve gecikmeksizin yurda getirilmesi esastır. Bununla birlikte, Merkez Bankası ihracat genelgesinde, hizmet ihracatı, transit ticaret, Türkiye’de ikamet etmeyenlere özel fatura ile yapılan satış, mikro ihracat ve serbest bölge işlem formu kapsamında gerçekleştirilen 5.000 USD veya karşılığı döviz ya da Türk Lirasını geçmeyen tutardaki ihracat işlemlerinde bedellerin tamamının tasarrufunun serbest olduğu belirtilmiştir.

Transit Ticaretin Avantajları

Transit ticarete konu olan eşyaların satın alınması ithalat, satılması da ihracat sayılmadığından, eşyaların satın alınmasına ilişkin işlemler İthalat Rejim Kararı ve Yönetmeliği hükümlerine, eşyaların satılmasına ilişkin işlemler ise İhracat Rejim Kararı ve Yönetmeliği hükümlerine göre yürütülmez. 08.02.2008 tarihli 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13186 sayılı Karar ile transit ticarette taahhüt takibi kaldırılmış, başka bir deyişle transit ticarette satış bedellerinin tasarrufu serbest bırakılmıştır. Yapılan bu değişiklik ile Transit Ticaret Formu düzenlemesi ve düzenlenen TTF’lerin bankalarca onaylanması şeklindeki uygulamaya son verilmiştir.

Yine 01.08.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklikle 09.10.2017 tarihinden itibaren Detaylı Beyan Transit Uygulaması (TRIM/TREX) kaldırılmıştır. Gümrük mevzuatı açısından Türkiye gümrük bölgesinden geçmeyen transit ticarete konu eşya üzerinden vergi alınmamakla birlikte, Türkiye gümrük bölgelerinden geçen transit ticarete konu eşya hakkında teminat, sigorta, gözetim gibi önlem ve harcamalar söz konusu olabilmektedir. Uluslararası anlaşmalarla ticareti yasaklamış mallar ile Ticaret Bakanlığı’nın madde politikası itibariyle transit ticaretinin yapılmasını uygun görmediği mallar transit ticarete konu olamaz. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz.

Kurumlar Vergisi Kanununa göre; Kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde, gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği belirtilmiştir. Yine aynı maddede kanuni merkezin; vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezi olduğu, iş merkezinin ise; iş bakımından işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkez olduğu ifade edilmiştir.

Gelir vergisi kanununda ise Türkiye’de yerleşmiş olanların Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendireceği ifade edilmiştir. Bu durumda gelir ve kurumlar vergisi mevzuatı açısından tam mükelleflerin yurt içindeki ve dışındaki kazanç ve iratların Türkiye’de vergilendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Neticeolarak transit ticaretten elde edilen kazanç ve iratlar ile kazanç ve iratları elde etmek için katlanılan gider ve maliyetler gelir tablosunda veya işletme hesap özetinde yer alacaktır.

Finansal Piyasalar

FİNANSAL PİYASALAR

M. Vefa TOROSLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
vefa.toroslu@gmail.com

  1. PİYASA KAVRAMI

Genel anlamda piyasa, alıcıların ve satıcıların mallarının fiyatlarını ve miktarlarını karşılıklı olarak belirledikleri fiziki bir mekân, telefon ve bilgisayarlarla yönetilen bir organizasyondur. Bir başka ifadeyle piyasa, arz ve talebin karşılaştığı sınırsız ortamdır. Piyasa kavramının alıcı, satıcı, alım-satıma konu olan şey olmak üzere üç temel unsuru vardır. Alıcı, piyasanın talep yönünü oluştururken satıcı da arz yönünü oluşturur. Dolayısıyla piyasadaki alım gücü ile desteklenmiş alış isteğine talep, satış isteğine de arz denir.

  1. PİYASANIN ÇEŞİTLERİ

Piyasalar alım-satıma konu olan şeyin niteliğine göre reel piyasalar ve finansal piyasalar olarak iki gruba ayrılır.

3. FİNANSAL PİYASALAR

Finansal piyasalar, finansal sistemin bir parçası olarak tasarruf fazlası olan arz sahipleri ile tasarruf açığı olan fon talep edenler arasındaki fon transferinin aracı kuruluşlar vasıtasıyla sağlandığı piyasalardır. Fon arz edenler gelirlerinden daha az harcama yapmakta ve tasarruf ortaya çıkartmaktadırlar. Fon talep edenler ise tam tersi olarak gelirlerini geçen harcamalarda bulunurlar ve fon açıklarını finansal piyasalardan borçlanarak karşılarlar.

Finansal piyasalarda takas (değişim) her zaman yüz yüze olmayabilir. Çoğu zaman yazışmayla, telefon veya bilgisayar gibi vasıtalarla yapılabilir. Finansal piyasalar, fon talep edenler ve fon arz edenlerin yanı sıra, fon alışverişini düzenleyen kurumların, bu alışverişi sağlayan araçlar ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kuralların mevcut olduğu piyasalardır. Finansal piyasalardaki tüm ticari işlemler, hem finansal varlık hem de finansal yükümlülük yaratır.

  1. FİNANSAL PİYASALARIN SINIFLANDIRILMASI

Finansal piyasalar aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi çeşitli açılardan sınıflandırılabilir.

4.1. İşlem Aşaması Açısından

4.1.1. Birincil Piyasalar

İlk kez çıkarılan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasaya birincil piyasa denir. Birincil piyasada ilk defa çıkarılan, yani daha önce herhangi bir piyasada işlem görmeyen menkul değerler işlem görür. Diğer bir ifadeyle, menkul değerin satılması sonucu elde edilen fonun menkul değeri çıkaran şirkete gittiği durumda birincil piyasa söz konusudur.

Birincil piyasada menkul değeri çıkaran şirket ile fon fazlası olan ekonomik birimler doğrudan ya da bir finansal aracı vasıtasıyla dolaylı olarak karşılaşırlar.

Sermaye piyasasının ekonomiye kaynak yaratma fonksiyonunu yerine getirdiği en önemli piyasa birincil piyasalardır. Ancak, menkul değerler ilk defa burada işlem gördükten sonra diğer piyasalara transfer edilirler.

4.1.2. İkincil Piyasalar

İkincil piyasalar, daha önce alım satıma konu olan menkul değerlerin işlem gördüğü piyasalardır. Birincil piyasalarda uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden işletmelere intikali söz konusu olur ve birincil piyasada yapılan tahvil ve hisse senedi satışları sonucunda işletmelerin bünyesine taze para olarak yeni sermaye girer. Oysa, ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetler fonları kullananlardan kopuktur.

Bir yatırımcı ikincil piyasada bir hisse senedi aldığında, hisse senedini satan kişi bunun karşılığında para elde ederken, menkul kıymeti çıkarmış olan işletme bu yeniden satış işleminden yeni bir fon elde etmemektedir. Bu durumda bir işletme ihraç ettiği hisse senedi birincil piyasada ilk kez satıldığı zaman yeni bir fon elde edebilmekte, ikincil piyasalarda gerçekleşen alış-satış işlemlerinden işletmenin elde edebileceği bir fon söz konusu olmamaktadır.

4.2. Örgütlenme Yapısı Açısından

4.2.1. Organize Piyasalar

Organize piyasalar, alıcı ve satıcıların belli fiziksel alanlarda karşılaştığı, denetim ve gözetimi belli kurumlar tarafından yapılan piyasalardır. Bu piyasalara “teşkilatlanmış piyasalar” veya “örgütlenmiş piyasalar” da denilmektedir. Organize piyasalara en iyi örnek borsalardır. Borsa, hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetlerin, kıymetli madenlerin, çeşitli zirai ürünlerin ve yabancı paraların ticaretini yapanaların toplandığı yerlerdir. Borsalar iş konularına göre; menkul kıymetler borsası, ticaret borsası (zirai ürünler için), döviz borsası, opsiyon borsası, altın borsası gibi çeşitli kategorilere ayrılır.

4.2.2. Tezgah Üstü Piyasalar

Tezgah üstü piyasalar, genellikle hukuki bir alt yapısı ve düzenlemesi olmayan, işlem yapabilmek için piyasa üyesi olmanın zorunlu olmadığı, fiyatın alıcı ve satıcı arasında piyasa fiyatından bağımsız olarak kararlaştırılabildiği, alım-satım emirlerinin doğrudan karşılaştığı piyasalardır. Tezgah üstü piyasalarda genellikle küçük ve riskli firmaların menkul kıymetleri işlem görür. Tezgâh üstü piyasalara “organize olmamış piyasalar” veya “örgütlenmemiş piyasalar” da denilmektedir. Tezgâh üstü piyasalarda işlemler çoğu zaman telefon, e-posta ve internet ile yürütülür. Türkiye’de İstanbul Kapalı Çarşıdaki döviz piyasası ve serbest altın piyasası tezgah üstü piyasaya örnek olarak gösterilebilir.

4.3. Finansal Araçların Vadesi Açısından

4.3.1. Para Piyasaları

Para piyasası, vadesi en fazla bir yıla kadar olan fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasalardır. Para piyasasında fonların aktarılması, bir yıldan kısa vadeli bonolar, çekler gibi finansal araçların kullanılması ile gerçekleştirilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihraç ettiği bir yıldan kısa vadeli devlet iç borçlanma senetleri de para piyasası araçları arasında sayılır.

Türkiye’de, çalışma biçimleri ve işlem hacimleri açısından değişen aşağıda belirtilen üç para piyasası mevcuttur.

  • Merkez Bankası Piyasası,
  • Bankalararası Piyasa,
  • Takasbank Piyasası.

Para piyasalarında aşağıda belirtilen finansal araçlar işlem görür.

  • Hazine Bonosu,
  • Banka Bonoları,
  • Repo/Ters Repo,
  • Finansman Bonosu,
  • Banka Garantili Bonolar.

4.3.2. Sermaye Piyasaları

Sermaye piyasası, vadesi bir yıldan daha fazla olan orta ve uzun vadeli fon arz ve talebinin (aracı kurumlar aracılığıyla ve menkul kıymetlere bağlı olarak) karşılaştığı piyasalardır. Sermaye piyasalarının oluştuğu yere “Menkul Kıymetler Borsası” adı verilir.

Bu piyasalarda fon alış-verişi tahvil, bono, hisse senedi gibi finansal araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Kısa vadeli fonlar hazine bonosuna, orta vadeli fonlar tahvile, sonsuz vadeli fonlar ise hisse senetlerine tekabül eder. Sermaye piyasasına genellikle sabit yatırımlar ve devamlı işletme sermayesi ihtiyacının finansmanı için başvurulur.

Sermaye piyasalarında aşağıda belirtilen finansal araçlar işlem görür.

  • Pay (Hisse) Senetleri,
  • Devlet Tahvilleri,
  • Yatırım Fonu Katılım Payları,
  • Özel Sektör Tahvilleri,
  • Katılma İntifa Senedi,
  • Gelir Ortaklığı Senedi,
  • Kâr-Zarar Ortaklığı Belgeleri,
  • Gayrimenkul sertifikası,
  • Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler,

4.4. İşlemin Gerçekleşme Zamanı Açısından

4.4.1. Spot Piyasalar

Spot piyasalar, değişime konu olan finansal aracın hemen teslim edildiği ve ödemenin hemen yapıldığı piyasalardır. Ancak, hemen ile kastedilen aynı gün ya da işlemin yapıldığı piyasanın kurallarına göre bir-iki gün sonrası olabilir. Örneğin, Borsa İstanbul (BIST) hisse senedi piyasasında T+2 uygulaması vardır. Bu piyasada alım-satıma konu olan hisse senedi ile para ikinci işgünü el değiştirir. Bu uygulamaya göre hisse senedinin satışı örneğin Salı günü gerçekleşirse ödemenin Perşembe günü yapılması gerekir. İşlemin gerçekleştiği gün ile ödemenin yapıldığı gün arasındaki süre valör (vade) olarak tanımlanır.

Borsa İstanbul (BIST) bünyesinde faaliyet gösteren Hisse Senetleri Piyasası ve Tahvil ve Bono Piyasası ile Bankalararası Döviz Piyasası spot piyasalara örnek olarak verilebilir.

4.4.2. Vadeli Piyasalar

Vadeli piyasalar, belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikteki malın, kıymetli madenin, sermaye piyasası aracının, finansal göstergenin veya dövizin alınıp satıldığı piyasalardır. Vadeli piyasalar, herhangi bir menkul kıymetin gelecekteki fiyatında meydana gelebilecek olası değişikliklere karşı fiyatı bugünden sabitleyerek riski azaltmak amacıyla kullanılmaktadır.

Vadeli piyasalarda genellikle mallara (Tarımsal ürün, enerji ürünleri, metaller vb.), hisse senetlerine, hisse senedi endekslerine, faiz oranlarına, dövize dayalı olarak düzenlenen vadeli sözleşmeler işlem görmektedir. Ancak, günümüzde hızla gelişen finansal piyasalarında değişen yatırımcı taleplerine paralel olarak hava durumu gibi birçok farklı değişkene dayalı olarak düzenlenen vadeli işlem sözleşmeleri de vadeli piyasalarda işlem görmeye başlamıştır.

​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​Ülkemizde vadeli işlemler Borsa İstanbul (BIST) bünyesinde bulunan Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası (VİOP)’nda yürütülmektedir. VİOP, ekonomik veya finansal göstergeler ile sermaye piyasası araçları üzerine düzenlenmiş vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile diğer türev araçların elektronik ortamda alınıp satılabileceği bir piyasadır.

 

Radikal Yeniliklerin İş Hayatındaki Önemi

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Yaratıcılığın iki boyutu vardır. İlki bilgi ve beceri, ikincisi ise yeniliktir.” John Dewey

Radikal yenilikler, yoğun geliştirme faaliyetleri sonucu ortaya çıkar, müşteri ve sektör için tamamen yenidir. Firmalarda yönetimler, radikal yenilikçilik sürecine daha az vakıftır ve yeniliğin değişim süreci biçimsel ve fonksiyonel olarak karmaşık bir model oluşturur.

Radikal yenilik, devrim niteliğinde gelişme ve değişim gösterme, maliyetleri azaltma sistemi olarak tanımlanmaktadır. Radikal yenilikler genel olarak yeni bir çalışma ortamına yönelindiği ve ani değişimler gösterilmesi gerektiği durumlarda söz konusu olmaktadır. Radikal yenilikler, uygulandığı alanda ciddi bir kalkınma ve gelişme eğilimi göstererek şirketlerin ivme göstermesini sağlarken, bu durum tüm radikal yenilikçilik çalışmalarında pozitif yönlü olmayabilir. Bu özelliğiyle radikal yenilikler dalgalanmalar göstererek yeni süreçlerin doğmasına neden olmaktadırlar (Şekil 1).

Şekil 1. Radikal Yenilik

İraz (2005) radikal değişikliklerin büyük oranda bir riske sahip olduğunu ve uygulama için gereken maliyetlerin yüksek olduğunu ortaya koymuştur. İşletmelerin bu tip yeniliklere girmeden önce konuyla ilgili çok düzeyli bir fizibilite yapması kaçınılmazdır.

Radikal yenilikler, teknolojik yeteneklerde son noktayı oluşturan işlevsel yeteneklilik sağlarlar. Radikal yeniliklerin özelliği hem tamamen yeni ve hem de oldukça yüksek oranda riskli olmalarıdır. Yüksek risk ve maliyet gerektirdikleri için radikal yeniliklere karar verirken işletmelerin çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Ancak başarılı olunduğunda işletmelere ilk olma avantajıyla yüksek karlar sağlamaktadırlar. Radikal yenilik, tamamen yeni ürün ve süreçler geliştirmeyi gerektirmektedir.

Genellikle kurum bireylerinin normatif inanç ve değer sistemlerinde değişim oluştururlar. Radikal yeniliklere; elektron transistor, bilgisayarlar, vakum tüpler, yarı iletken entegre devreler, lazerler birer örnektir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. (2018). Organizasyonlarda Yenilik Yönetimi, Artikel Yayıncılık, İstanbul. https://www.gozdemert.com/ebook/YY.pdf

Rapor: Sağlık Sektöründe Beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşmaları (SLA) ve Kullanılabilirlik Açığı

Sağlık Sektörünün Kullanılabilirlik Açığı Diğer Tüm Sektörlerden Yüksek

Veeam Veri Koruma Trendleri Raporu 2022, sağlık sektöründe beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması ile BT departmanlarının üretkenliğe ne kadar hızlı geri dönebileceği arasında %96’lık bir “Kullanılabilirlik Açığı” olduğunu gösteriyor.

Modern Veri Koruması sağlayan yedekleme, kurtarma ve veri yönetimi çözümleri firması olan Veeam® Yazılım, sağlık sektöründe iş beklentileri ve BT hizmet sunumları arasındaki farkın son beş yılın en yüksek seviyesinde olduğunu ortaya çıkardı.

Veeam Veri Koruma Trendleri Raporu 2022’ye göre sağlık sektöründeki şirketler beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması (SLA) ile BT’nin üretkenliğe ne kadar hızlı geri dönebileceği arasında “kullanılabilirlik açığına” (%96) sahipler. Bu araştırmaya katılan tüm sektörler arasında en yüksek oran. Bunun yanı sıra organizasyonlarda ne kadar veri kaybetmeyi göze alabilecekleri ile verilerin ne sıklıkla korunduğu arasında bir “koruma açığı” (%93) da var. Bu durum, hasta bakımının sağlanması ve güvenliği için kritik verilere 7/24 erişmenin zorunlu olduğu düşünüldüğünde sağlık sektörünün ne kadar vahim durumda olduğunu gösteriyor.

“Sağlık sektöründe, verilerinin hız, hacim ve değer açısından büyüdüğünü görüyoruz. Bu nedenle, sağlık kuruluşlarının verilerini sorunsuz bir şekilde depolamasına, korumasına, geri yüklemesine, kurtarmasına, erişmesine ve yönetmesine olanak tanıyan sağlam bir Modern Veri Koruma stratejisine sahip olması gerekir” diyen Veeam Türkiye Ülke Müdürü Kürşad Sezgin, “Nerede bulunursa bulunsun, tüm kritik verilerin kullanılabilirliğini sağlamak zorunludur. Kesintiler ve hizmet sunumundaki açıklar, hasta bakımının kalitesini doğrudan etkiler. Ancak, Veeam Veri Koruma Raporu 2022, sektörün beklenen Hizmet Seviyesi Anlaşması ve BT ekiplerinin üretkenliğe ne kadar hızlı dönebilecekleri arasındaki “kullanılabilirlik açığının” ne kadar kötü durumda olduğunu gösterdi. Bu oldukça endişe verici. Sağlık sektöründeki BT, veri koruma hedeflerini karşılamıyor.” dedi.

Birçok kuruluşun veri bağımlılığından ve statükodan memnuniyetsizlikleri tüm zamanların en yüksek seviyesinde olmasına rağmen, üretim ortamlarının hızlı modernizasyonu, bu kurumlara koruma yöntemlerinin aynı hızda ilerlemediğini kabul etmeye zorladı. İşin olumlu tarafı, sağlık kuruluşları veri koruma bütçelerini artırmaya istekliler. Rapora katılan sağlık sektörü kuruluşlarının yedekleme, iş sürekliliği ve olağanüstü durum kurtarma dahil olmak üzere veri koruma bütçesinin 2022’de küresel ortalamada %4,9 oranında artmasını beklediğini gösteriyor.

‘Yüksek öncelikli’ ile ‘normal öncelikli’ veriler arasındaki veri kaybı tolerans farkının, her iki veri türü için ‘bir saat veya daha az’ kategorisinde yer almasıyla birlikte yatırımdaki bu artış, sağlık sektörü için oldukça olumlu. Özellikle sektörün bağımlı olduğu karmaşık, genellikle bulutta barındırılan üretim iş yüklerini Modern Veri Koruma’yı sağlamak için mantıklı bir ilerleme olarak kabul edilebilir.

Veeam Veri Koruma Raporu 2022, bağımsız bir araştırma firması tarafından Ekim ve Aralık 2021 arasında toplanan verilerle hazırlandı.  2022 BT ve veri koruma sürücüleri ve stratejileri hakkında 3.000’den fazla BT karar alıcısı ve BT uzmanına anket yapıldı. 28 ülkeyi kapsayan ve sağlık sektöründen 399 kuruşun yer aldığı araştırmada, neredeyse tüm katılımcılar 1000’den fazla çalışanı olan kuruluşlardandı.

Tüm endüstrileri kapsayan eksiksiz küresel raporu şu adresten indirebilirsiniz: http://vee.am/DPR22.

Kit Karşılığı Cihazın Hastanede Kullanım Süresinin Belirsizliği ?

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 14.10.2020 tarihli ve 2020/UM.I-1673 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre; İhalenin başvuruya konu kısmına ilişkin Teknik Şartname’nin C.2 bölümünün 2.2’nci maddesinde yer verilen düzenleme ile iş süresince kullanılacak cihazların, test kitlerinin laboratuvarda kullanım süresi boyunca, herhangi bir ön koşul ve kısıtlama olmaksızın hastanenin kullanımına verileceğinin belirtildiği, Şartname’nin diğer kısımlarında da cihazların idarede çalıştırılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılmadığı tespit edilmiştir.

…Kamu İhale Genel Tebliği’nin 60.2’nci maddesinde, kit alımı ile birlikte kit karşılığı geçici olarak cihaz temini ihalelerinde, kitlerin, ihale dokümanında belirtilen teslim sürelerine uygun olarak idareye teslim edilmelerine karşın kitlerin tahlil edildiği cihazların kitlerin tamamı kullanılıncaya kadar idarede kaldığı, ihale dokümanlarında cihazların idarede çalıştırılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılmadığı “cihazlar, kitlerin bitimine kadar idarede çalışır halde hazır bulundurulacaktır” gibi ifadelere yer verildiği, bu düzenlemelerin ise hukuki sorunlar doğurduğu; cihazların idarede kullanılacağı süreye ilişkin belirsizliğin isteklilerin teklif fiyatlarına yansıdığı belirtilerek, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve hukuki sorunların yaşanmaması için diğer hususların yanında ihale dokümanında cihazların idarece kullanılacağı süreye ilişkin açık bir düzenleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu açıklama doğrultusunda, iddiaya konu düzenlemenin teminatın iadesi, garanti ve tarafların diğer yükümlülükleri gibi konular da dahil olmak üzere hukuki sorunlar oluşturulabileceği anlaşılmıştır.

Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; ihaleye konu kitlerin kullanılacağı cihazların, test kitlerinin laboratuvarda kullanım süresi boyunca, herhangi bir ön koşul ve kısıtlama olmaksızın hastanenin kullanımına verileceğine ilişkin iddiaya konu düzenlemenin, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda hukuki sorunlara neden olacağı, söz konusu düzenlemeye ihalenin diğer kısımlarında yer verilmediği de dikkate alındığında, bu düzenlemenin sebep olduğu belirsizliğin teklif fiyatlarını yükselteceği ve isteklilerde tereddüde yol açacağı, iddiaya konu düzenlemenin ihalede sağlıklı bir rekabet ortamının oluşmasına engel teşkil edeceği anlaşıldığından başvuru sahibinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Mehmet ATASEVER

  Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen

Makbul İşkolik – Kötü İşkolik

Prof. Dr. Umut Omay

Bazı insanların çalışmayı gerekliliğinden ötürü katlanılması gereken bir eziyet olarak gördüğü bilinen bir gerçektir. Diğer yandan bazı insanlar ise çalışmaya ilişkin bağımlılık derecesinde bir tutku sergilemektedirler. Bu haftaki yazımın konusunu işte bu ikinci grup oluşturmaktadır.

Çalışmaya bağımlılık derecesinde tutkulu olmayı ifade eden işkoliklik (workaholism) kavramı ilk kez 1971 yılında Oates tarafından “alkoliklik” (alcoholism) kavramından esinlenilerek kullanılmıştır. Oates’in kavramı bu şekilde türetmesinin nedeni, kendi çalışma yaşamının ilk dönemlerindeki “bağımlılık” derecesine ulaşmış olan çalışma arzusunu fark etmesidir. Sonraki dönemde kavramın konuyla ilgili literatürde genel olarak benimsendiği ve yaygın bir kullanım alanı bulduğu görülmektedir (1).

Oates’ın ele aldığı ve tanımladığı şekliyle işkoliklik basitçe kontrol dışı bir biçimde sürekli çalışmak için ihtiyaç duymak ya da çalışmak için sürekli bir dürtü hissetmek olarak tarif edilebilir (2). Bu yönüyle işkoliklik dıştan gelen zorlamalar yerine içten gelen zorlamalarla belirgin bir özellik kazanmaktadır (3).

İşkoliklerin çalışmaya duydukları ihtiyaç ve çalışma dürtüsü o kadar yüksektir ki, yaptıkları işlerin bitmemesi için yaptıkları işleri basitleştirmek yerine karmaşık hale getirmeye eğilimli oldukları ve işleri delege etmekten kaçındıkları görülmektedir (4). Buna bağlı olarak işkolikliğin kişinin kendisinden beklenen başarının üzerine çıkma güdüsü ile mükemmeliyetçiliğin bir bileşimi olduğu yönünde görüşler de bulunmaktadır. Kısacası kişi kendisinden beklenen performansın üzerine çıkma eğilimi göstermektedir (5).

İşkoliklik üzerinde yapılan çalışmaların sayısının zaman içerisinde artmasına bağlı olarak kavramın nasıl tanımlanacağı ve kavramlaştırılacağı konusunda da farklı görüşlerin ortaya çıkmaya başladığı söylenebilir. Bazı araştırmacılar çalışma süresi ölçütü üzerinde durulması, bazıları da çalışmaya ilişkin tutum ve davranışların dikkate alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Yine bazı araştırmacılar kavramın yalnızca olumsuz yönlerinin olduğunu ileri sürerken, bazıları işkolikliğin “yaratıcılık sevinci” ya da “tutku ve memnuniyet” gibi unsurlar çerçevesinde açıklanabilecek olumlu yönlerinin de olabileceğine dikkat çekmektedir (6, 7).

İşkolikliğin nedenlerine bakıldığında, bunların “Davranışsal eğilimler” ve “Kişilik özellikleri” olmak üzere iki temel grupta sınıflandırıldıkları söylenebilir. Davranışsal eğilimler 1) işle ilgili isteyerek zaman harcama, 2) iş dışında da işi düşünme ve 3) gerekliliklerin ötesinde çalışma eğilimde olmakla ilişki iken, kişisel eğilimler 1) işe gereğinden fazla bağlanma, 2) çalışmaya şartlanma ve 3) çalışmaktan yeterince haz alamamak ile kendisini göstermektedir (8).

Yapılan çalışmalar işkolikliğin;

1) Heyecansız işkolikler,

2) Coşkulu işkolikler,

3) Çalışma meraklıları

olmak üzere üç farklı tipinin olduğunu ortaya koymaktadır. Heyecansız işkolikler yaptıkları işin sonuçlarından yeterince tatmin olamadıkları, coşkulu işkolikler çalışmanın kendisinden keyif aldıkları ve çalışma meraklıları ise yaptıkları işin sonuçlarından tatmin oldukları için işkolik olma eğilimi göstermektedirler. Bunun anlamı heyecansız işkolikler ile coşkulu işkoliklerin karşı koyamadıkları bir dürtü nedeniyle çalıştıkları, çalışma meraklılarının ise karşı koyamadıkları dürtü nedeniyle değil, tamamen elde edilen çıktının sağladığı tatmin nedeniyle çalışma arzusu içinde bulunduklarıdır. Kısacası çalışma meraklılarının “iş tatmini” açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bazı yazarlar çalışma meraklılarının aslında “tam bir işkolik” olarak nitelendirilmemesinin gerektiğini ileri sürerken, bazı yazarlar ise buradan hareketle çalışma meraklılarının aslında “makbul işkolik”, diğer işkoliklerin ise “kötü işkolik” olarak tanımlanması gerektiğini söylemektedir (9, 10).

Bir kişinin “kötü işkolik” mi yoksa “makbul işkolik” olarak da nitelendirilen “çalışma meraklısı” mı olduğunun belirlenmesinde üç farklı ölçütün kullanılması söz konusudur (11):

  1. Fazla çalışma: İşin gerekliliklerinden kaynaklanan nedenlerle değil, saplantılı bir biçimde uzun saatler boyunca çalışma durumu söz konusu ise bu durum “kötü işkoliklik” olarak nitelendirilmektedir.
  2. İyilik hali: “Kötü işkoliklerin” iş yaşamları kadar iş dışındaki yaşamlarında da çeşitli tatminsizlikler ve sorunlar yaşadıkları, çalışma meraklılarında ise bu durumun olmadığı, hem iş hem de özel yaşamlarında tatmin duygularının yüksek olduğu tespit edilmektedir. Ayrıca “kötü işkolikler” işin zorlayıcılıklarından ve bunların neden olduğu sorunlardan şikâyetçi iken, “makbul işkoliklerde” böyle bir durumun bulunmadığı görülmektedir.
  3. İş performansı: İş performansı en tartışmalı ölçüttür. Bazı araştırmacılar genel olarak işkoliklerin iş performanslarının yüksek olduğunu, bazıları ise tam tersi bir biçimde, “kötü işkoliklerin” hem kendilerinin hem de çevresindekilerin iş performansını düşürdüklerini ileri sürmektedir. “Kötü işkoliklerin” iş performansını olumsuz etkilediğini savunan görüş, bu kişilerin katı ve mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle hem kendilerine hem de çevrelerindekilere çeşitli sorunlar ve zorluklar çıkardıklarını ileri sürmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse, çok çalışmak ya da yalnızca işkolik olmak her zaman yarar sağlamamakta, hem kişinin kendisi hem de kurum için çeşitli sorunlara neden olabilmektedir. Kuşkusuz çalışma meraklısı, diğer bir deyişle “makbul işkolik” olan bir işgören kurum açısından bir kazançtır. Ne var ki, bütün işkolikler kurum açısından katkı sağlayan işgörenler değildir. Bu nedenle bir işkoliğin neden işkolik olduğunun anlaşılması önemlidir.

Gerçekten de işgörenlerin bir kısmı performanslarından emin olmadıkları için, bir kısmı da işlerini sevdikleri ya da kuruma katkı sağlama amacıyla değil, yalnızca kendi sorunlarından kaçmak ya da yalnızca bundan keyif aldıkları için çok çalışmakta ancak aslında bu çalışmaları kuruma ve kendilerine zarar verebilmektedir. Örneğin bir işgörenin bir çıktıyı aslında 1 saatlik çaba sonucunda üretmesi mümkünken, sırf çalışmaktan keyif alması nedeniyle gereksiz detaylarla uğraşıp aynı çıktıyı 5 saatte elde etmesi, hem kendisi hem de kurum açısından çeşitli maliyetlere neden olmakta ve genel olarak verimliliği de düşürmektedir. Burada önemli olan nokta gösterilen çabanın işinin gerekliliklerinin bir sonucu olup olmadığıdır.

Diğer yandan işkoliklik, kuruma ilişkin bazı sorunların göstergesi olarak da ele alınabilir. Bir işgörenin kendisinden beklentiyi tam olarak bilememesi nedeniyle işkolik olması, kurum içinde etkili bir geri bildirim mekanizmasının olmadığının göstergesi olarak kabul edilebilir. Benzer biçimde, bir başka işgörenin yalnızca çeşitli sorunlardan kaçmak üzere işkolik olması ise kurumun “biz” kültürünü yeterince içermemesinden, “biz bir aileyiz” benzeri bir söylemin içinin yeterince doldurulamamasından kısacası kurum açısından “biz” olmanın yalnızca “profesyonel” bir bakış açısının içerisine sıkışmış olmasından kaynaklanabilir. Dolayısıyla yöneticiler ve işverenler açısından dikkate alınması gereken önemli bir nokta burada kendisini göstermektedir. Görüldüğü gibi bir “işin yapılması ve tamamlanması” tek başına kurumun yapısı ve işgörenlerin durumu açısından yeterli bir gösterge değildir. Gerçekte o “işin nasıl yapıldığı ve sonuca nasıl ulaşıldığı” kurumun yapısı ve işgörenlerin durumu açısından daha açık bir gösterge olarak kabul edilebilir.

Kaynakça

(1) Spence, J. T. and Robbins, A. S. (1992), “Workaholism: Definition, Measurement, and Preliminary Results”, Journal of Personality Assessment, 58 (1), p.160.

(2) Schaufeli, W. A., Taris, T. W. and van Rhenen, W. (2008), “Workaholism, Burnout, and Work Engagement: Three of a Kind or Three Different Kinds of Employee Well-being?”, Applied Psychology: An International Review, 57 (2), p. 175.

(3) Harpaz, I. ve Snir, R. (2003), “Workaholism: Its Definition and Nature”, Human Relations, 56 (3), p. 291.

(4) Schaufeli, Taris and van Rhenen, a.g.e. pp. 177-178.

(5) Strickland, B. (2001), “Overachiever”, The Gale Encyclopedia of Psychology, Ed. B. Strickland, 2. B., Gale Group, Farmington Hills, p. 467.

(6) Spence and Robbins, a.g.e., pp. 160-161.

(7) Harpaz and Snir, a.g.e., p. 292.

(8) Aziz, S. (2007), “Workaholism”, Encyclopedia of Industrial and Organizational Psychology, Ed. S. G. Rogelberg, Sage Publications, Thousand Oaks, p. 887.

(9) Spence and Robbins, a.g.e.

(10) Schaufeli, Taris and Bakker, a.g.e., pp. 194-197.

(11) a.g.e., pp. 195-199.

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Yenilenmeyeceği İşverence Bildirilirse, İşçi Kıdem Tazminata Hak Kazanabilir mi ?

LÜTFİ İNCİROĞLU

İş ilişkisinin belirli bir süreye bağlanmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir (İşK m.11/1).

Kanunda belirli süreli iş sözleşmeleri kurulurken, hakkın kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belli bir olgunun ortaya çıkması gibi hallerin varlığını aranmıştır. Aksi halde kurulan belirli süreli iş sözleşmeleri belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüşecektir.

Örneğin askere giden bir işçinin yerine belirli süreli iş sözleşmesi ile bir işçi alınabileceği gibi yarım kalmış bir işin tamamlanması için de belirli süreli iş sözleşmesi ile işçi istihdam edilebilir. Ancak burada önemli olan husus, bu işin ne zaman biteceğinin bilinir veya önceden görülebilir olmasıdır. Örneğin bir işyerine elektronik takip sisteminin kurulması, sınırlı süreli bir projenin yürütümü gibi. Bununla birlikte işin gereği olarak, belirli bir olgunun ortaya çıkması halinde de, belirli süreli iş ilişkisi kurulabilir. Bu gibi durumlara örnek olarak acil olarak yetiştirilmesi gereken bir sipariş alınması, özel üretim talepleri verilebilir[1].

Bu kapsamda belirli süreli iş sözleşmeleri ister bir defa yapılsın, ister birden fazla yapılsın objektif bir nedene dayanmıyorsa belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılır (İşK m.11/2). Ancak, belirli süreli iş sözleşmesi süresinin bitimine rağmen işçinin çalışmaya, işverenin de çalıştırmaya devam ediyorsa, iş sözleşmesi belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüşür (TBK m.430/2).

Yargıtay’a göre, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir. İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli – belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Y9. HD.13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 Sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işverenle işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur[2].

Belirli süreli iş sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Başka bir anlatımla, sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür (TBK m. 430/son)[3].

Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesi ister belirsiz, isterse belirli süreli olsun işçinin emekli olması, evlenmesi ya da muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla sözleşmeyi feshetmesi durumunda kıdem tazminatına hak kazanması tartışmasızdır. Bununla birlikte, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesi halinde de, (işçinin haklı feshi, işverenin haksız feshi) kıdem tazminatı hakkı doğar. Diğer yandan, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin sonunda kendiliğinden sona erdiği durumlarda, 5580 sayılı Özel Öğretim Kanunu gereği belirli süreli iş sözleşmesi yapılan haller dışında, işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Ayrıca, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin sonunda yenilenmeyeceği işçi tarafından bildirilirse, işçi kıdem tazminatı talep edemez. Ancak, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin sonunda yenilenmeyeceği işveren tarafından bildirilirse, işçi kıdem tazminatına hak kazanır[4].

[1] İNCİROĞLU, Lütfi, Sorulu Cevaplı İş Hukuku Uygulaması, 4.Baskı İstanbul 2019.

[2] Y9HD.11.6.2013 T., E.2013/6178, K.2013/17934 Legalbank.

[3] ÇELİK, Nuri, CANİKLİOĞLU, Nurşen, CANBOLAT, Talat, İş Hukuku Dersleri, Yenilenmiş 30. Baskı, İstanbul 2017, s168.

[3] Y9HD.19.4.2012 T., E.2010/3908, K.2012/13799 Legalbank.

[4] ÇİL, Şahin İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, 9.Baskı, (2019-2021).