Vasıf Yanılgısı

Vasıf Yanılgısı

Prof. Dr. Umut Omay
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi

İşgücü piyasasında uzunca bir süreden beri gözlenmekte olan ilginç bir durumun varlığından söz edilebilir: Bir tarafta iş bulamayan insanlar, diğer tarafta da çalıştıracak insan bulamayan işverenler!

Tarafların şikâyetleri dikkate alındığında işgücü piyasasında arz ve talep açısından sayısal anlamda bir sorun olmadığı ancak bir şekilde arz ile talebin kesişmediği anlaşılmaktadır. Eğer bir piyasada arz (satıcı) ve talep (alıcı) açısından sayısal anlamda bir sıkıntı yoksa tarafların neden buluşamadıkları sorusu üzerinde durmak gerekir. Genel piyasa mantığından hareket edilirse, yeterli sayıda alıcının ve satıcının bulunduğu bir piyasada bunların buluşamaması olanaksızdır ve bu nedenle de bu tip serzenişler anlamsızdır.

Buradaki temel yanılgı sürecin yalnızca sayısal (nicel) olarak ele alınmasıdır. Tarafların beklentileri dikkate alındığında arz ile talebin neden buluşamadığı, diğer bir ifade ile aslında arz ve talep arasında neden bir uyumsuzluk bulunduğu daha açık bir biçimde ortaya konulabilir. İşgücü piyasasındaki arz ve talep uyumsuzluğunun birçok nedeni olmakla birlikte bu yazıda yalnızca vasıf meselesi üzerinde durmanın özellikle çalışanlar ve genç adaylar açısından yararlı olacağını umuyorum. Çünkü “vasıf” konusunda önemli ve yaygın bir yanılgının var olduğunu düşünüyorum.

Derslerde öğrencilerim için bir noktayı sıklıkla vurgularım: İş bulabilecek miyim sorusuna takılıp kalmak yerine işveren neden beni tercih etsin sorusuna odaklanmanız ve kendinize sürekli olarak yatırım yapmanız, iş hayatına girdikten sonra da sürekli değişen koşullar nedeniyle kendinize yatırım yapmaya devam etmeniz gerekir (1).

Gençlere yaptığım bu öneri şu şekilde özetlenebilir: “Vasıflı olun ve vasıflı kalın! Arayan değil, aranılan olun!”.

Ancak bu öneriye şu ve benzeri itirazlar gelmektedir: “İyi de zaten gençlerin önemli bir kısmı üniversiteye gidiyor ve tarihte hiç olmadığı kadar üniversite mezununa sahibiz!”, “İki tane üniversite diplomam var ama iş bulamıyorum! O kadar okul okudum utanmadan sanki vasıfsızmışım gibi asgari ücret teklif ediyorlar, ben de doğal olarak kabul etmiyorum! …”. İşte yanılgı da burada ortaya çıkıyor: Çalışanlar ve çalışan adayları vasfı kendilerinin belirlediğini düşünüyorlar. Oysa vasfın ne olduğunu ve derecesini işveren belirler. Dolayısıyla hangi niteliğin vasıf olarak kabul edileceği ve bu vasfın değeri bunu arz eden yerine bunu talep edene bağlıdır (2).

Bunun en önemli örneğini lisans mezuniyetinde görmek mümkündür. Bir zamanlar vasıf kaynağı olarak görülen lisans mezuniyeti artık bu özelliğini yitirmeye başlamıştır. Bunun en önemli nedeninin geleneksel iktisat yaklaşımındaki kıt kaynak sorunu ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu yaklaşıma göre kaynaklar kıt, ihtiyaçlar ise sınırsızdır ve normal koşullarda bir şeyin değeri ile o şeyin kıtlığı arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu düşünce çerçevesinde lisans mezunu sayılarındaki değişime bakmak neden artık lisans mezuniyetinin vasıf kazandıran bir unsur olmadığını anlamak için önemlidir.

1982-1983 döneminde bir lisans programından mezun olanların sayısı yalnızca 27.621’dir. 2002-2003 döneminde ise lisans mezunu sayısı 178.806 olarak gerçekleşmiştir (3). Son verilere göre 2019-2020 döneminde lisans mezunu sayısı 569.702 olarak gerçekleşirken, 2020-2021 dönemi verilerine göre ise toplam 4.266.024 lisans öğrencisi bulunmaktadır (4). Dolayısıyla lisans mezunu olmanın yaklaşık 40 yıl önce düşük arz yüksek talep çerçevesinde kıt bir kaynak olma özelliği göstermesi nedeniyle işveren açısından yüksek bir vasıf olarak değerlendirilmiş olduğu söylenebilir. Günümüzde ise lisans mezunu arzının hızlıca artması, kıt kaynak olma özelliğinin de ortadan kaybolmasına neden olmaktadır.

Elbette vasıf ile ilgili sorulması gereken bir başka soru ise her kıt kaynağa yüksek bir değer atfedilip atfedilmeyeceğine ilişkindir. Yine geleneksel iktisat açısından bu sorunun yanıtı ihtiyaçlar çerçevesinde verilmektedir.

Bunu açıklamak için yine sık kullandığım bir örneğimi burada paylaşmak istiyorum: Fince, İbranice ve Arnavutça olmak üzere bunların üçünü de bilen ve bu diller arasında simultane tercüme yapabilen bir kişiyi düşünelim. Bu kişinin yüksek düzeyde yetkinliğe sahip olduğu tartışmasızdır. Üstelik böyle bir özelliğe sahip kişi sayısının oldukça düşük olacağı, belki de hiç olmayacağı açıktır. Dolayısıyla eğer varsa bu kişinin yüksek bir vasıf derecesine sahip olduğu düşünülebilir. Ne var ki, böyle bir ihtiyacın var olup olmadığı belirsizdir. Dolayısıyla bu beceri kıt bir kaynağa gönderme yapıyor olsa da bu beceriye değer verilmesi ve işgücü piyasası açısından bir vasıf olarak değerlendirilmesi tamamen bu niteliğe olan ihtiyaçla ilişkilidir. İstenildiği kadar işgücü piyasasında ender bulunan bir yetenek ya da beceri arz edilsin, sonuçta bunlara ilişkin talep olmadığı sürece bu niteliklere sahip kişiler de vasıfsız olarak kabul edilecektir (5).

Peki, bu durumda ne yapılabilir? Görüldüğü üzere işgücü piyasasında vasıflı sayılabilmek nicel anlamda kıt olan bir ihtiyaca yanıt verebiliyor olmakla ilişkilidir. Ne var ki, burada da bir başka sorun kendisini göstermektedir. Zira bugünkü duruma ve yine bugünün ihtiyaçlarına odaklanmak birçok insanı yanıltmakta ve gelecekle ilgili yanlış kararlar almalarına neden olmaktadır. Çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisi olduğundan, işgücü piyasasında da ihtiyaç duyulan nitelikler hızlıca değişmektedir. Lisans mezuniyetinde de olduğu gibi, bugün talep gören bir nitelik, 10 yıl sonra sıradan bir özellik, hatta yalnızca iş başvurusu için bir ön koşul haline dönüşebilmektedir.

Şunu kabul etmek gerekir: Bugünkü ihtiyaçlar ve talepler bugünle sınırlıdır. Zaten belirli bir dönemde talep gören bir niteliği edinmek için o niteliğe olan yönlenme ve hatta yığılma, o niteliğin kıtlığını bir sonraki dönemde ortadan kaldırıp o niteliği sıradanlaştırmakta ve ayırt edici özellik olmaktan çıkartmaktadır. Bunun ne anlama geldiği “Örümcek Ağı Modeli” ile rahatlıkla açıklanabilir.

Bir tarım ürününün bir dönemdeki rekoltesinin o ürünün bir önceki dönemdeki fiyatı tarafından belirlendiği düşüncesine dayanan “Örümcek Ağı Modeli”nin artık işgücü piyasası için de geçerli sonuçlar verdiği görülmektedir. Örneğin, bugün işgücü piyasasında mezunlarının yoğun talep gördüğü ve bu nedenle de mezunlarına diğerlerine göre daha yüksek ücretle ve cazip çalışma koşullarıyla iş imkânı sağlayan bir lisans programına talebin yükseleceği açıktır. Bu yüksek talep nedeniyle birçok üniversitede söz konusu lisans programı açılacak ve sınavda diğer adaylara göre daha yüksek derece elde etmiş olanlar elbette kendileri açısından cazip ve mantıklı görünen bu programı öncelikli olarak tercih edecektir. Bütün bu sürecin sonunda ise ortaya çıkacak kaçınılmaz sonuç ise şu olacaktır: Talepten daha fazla mezun, kısacası iktisat terminolojisine göre arz fazlası. O lisans derecesine sahip kişilerin sayısı fazlalaştığı için kıt kaynak olma özelliği de ortadan kalkacak ve büyük beklentilerle bu lisans programına kayıt yaptırıp mezun olmuş bu kişiler, ne yazık ki umduklarından çok daha farklı bir ortamla karşılaşacak ve büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktır (6).

Gelecekteki ihtiyaçları kestirebilmek de vasıflı olmak ve vasıflı kalmak için önemlidir. Kuşkusuz her şeyin son derece hızlı değiştiği bir dünyada bunu yapabilmek hiç kolay değildir. Değişim o kadar hızlıdır ki iş deneyimleri ve belirli bir iş için sahip olunan bilgiler aynı hızla eskimektedir (7). Öyleyse ne yapılabilir? Bu sorunun yanıtını “Hayat Boyu Öğrenme Felsefesini içselleştirmek ve benimsemek” olarak vermek mümkündür. Artık kabul edilmesi gereken gerçek, belirli bir eğitim sürecini tamamladıktan sonra ömür boyu o işi yapabilmenin geçmişte kaldığıdır. Bireyler artık sürekli olarak kendilerini ve bilgilerini yenilemek, bunlara ilave olarak da yeni bilgiler ve beceriler edinmek durumundadır (8).

Kısacası “vasıflı olmak ve vasıflı kalmak” artık bireylerin kendilerine sürekli ve çok yönlü olarak yatırım yapmalarını gerektirmektedir. Dolayısıyla vasıf meselesi yalnızca işgücü piyasasına ilk kez katılanların sorunu olmaktan çıkmakta, her pozisyonda ve her vasıf derecesinde çalışan bireylerin dikkate almaları gereken genel bir durum haline dönüşmektedir.

O halde şu düşünüş biçimini akıldan çıkartmamak gerekir: “Bugün tercih edilen ve aranılan biri misiniz?”. Bu sorunun yanıtı “evet” ise “tebrikler bugünle sınırlı kalmak üzere başarılısınız!”. Ancak bu yanıta evet diyenlerin başka bir soruyu daha yanıtlamaları beklendiğinden rehavete kapılmaması gerekmektedir: “Peki, yarın da tercih edilen ve aranılan biri olacak mısınız?”. Unutmayın ki bu sorunun yanıtı gelecek için bugün ne yapıp ne yapmadığınızda saklıdır. Belki de artık her gece uyumadan önce “Vasıflı olmak ve vasıflı kalmak için bugün ne yaptım?” sorusunu sorup günlük bir muhasebe yapma alışkanlığını kazanmak gerekmektedir. Ne dersiniz?

Kaynaklar

(1) Omay, U. (2015), ““Okul Bitti, Artık Ders Çalışmak Yok!” Derken Emin misiniz?: Yakalardaki Dönüşüm ve Hayat Boyu Öğrenme”, Kadıköy Maarif, Yıl: 10, Sayı: 36, ss. 30-32.

(2) Omay, U. (2017), Post Homo Servus, Beta Basım Yayım, s. 215.

(3) Yükseköğretim İstatistikleri, 1982-2013 Öğrenci-Mezun Özet, Çevrim içi: https://istatistik.yok.gov.tr, Erişim Tarihi: 20.04.2022.

(4) Yükseköğretim İstatistikleri, 2020-2021 Öğretim Yılı Yükseköğretim İstatistikleri, Çevrim içi: https://istatistik.yok.gov.tr, Erişim Tarihi: 20.04.2022.

(5) Omay, Post Homo Servus, a.g.e., ss. 215-216.

(6) a.g.e., ss. 216-218.

(7) Omay, U. (2013), “Hayat Boyu Öğrenme Stratejilerinin İşgücü Piyasasında Dengeleyici Rolü, İşsizliği Önleyici/Azaltıcı Etkisi”, İstihdamda 3i, Sayı: 8, s. 59.

(8) a.g.e., ss. 58-59.

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

Kadın işçiye kreş hizmeti sunulması yerine kreş yardımı yapılması hukuka uygun mudur?

Kadın işçiye kreş hizmeti sunulması yerine kreş yardımı yapılması hukuka uygun mudur?
LÜTFİ İNCİROĞLU

Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik’e göre,  Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 kadın çalışanı olan işyerlerinde, emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir emzirme odasının kurulması zorunludur (m.13/1).

Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur (m.13/2).

Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür. İşverenler, ortaklaşa oda ve yurt kurabilecekleri gibi, oda ve yurt açma yükümlülüğünü, kamu kurumlarınca yetkilendirilmiş yurtlarla yapacakları anlaşmalarla da yerine getirebilirler (m.13/3).

Oda ve yurt açma yükümlülüğünün belirlenmesinde, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerindeki kadın çalışanların toplam sayısı dikkate alınır (m.13/4).

Emzirme odası ve/veya yurt kurulması için gereken kadın çalışan sayısının hesabına erkek çalışanlar arasından çocuğunun annesi ölmüş veya velayeti babaya verilmiş olanlar da dâhil edilir (m.13/5).

Uygulamada işverenlerin bu yükümlüklerini yerine getirmek yerine kadın işçilere kreş yardımı adı altında bir miktar ödeme yaptıkları görülmektedir. Ancak bu uygulamada hukuka uygun bulunmamaktadır. İşverenlerin kreş hizmeti sunma yerine bunun yerine bir miktar ödeme yapmaları işvereni bu yükümlülükten kurtarmamaktadır.

Nitekim, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 10. Hukuk Dairesinin verdiği bir kararında,” Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik’in 15.maddesine göre, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerinde, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, toplam 150’den çok kadın çalışanı olması halinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın belirli şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur.

Somut uyuşmazlıkta yönetmelikteki açık uyuşmazlığa rağmen davalı işverenin yönetmeliğe aykırı olarak kreş açmadığı, davacı işçi tarafından 4857 sayılı Yasa’nın 24/II-f maddesi uyarınca çalışma şartlarının uygulanmaması nedeniyle gerçekleştirilen feshin haklı nedene dayandığı, davacıya kreş yardımı adı altında belirli bir miktar ödeme yapılmış olmasının yönetmelikteki açık düzenleme karşısında sonuca etkili olmadığı görülmekle davanın istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır”[1].

Yargıtay’a göre de, “Yönetmelikteki düzenleme gereği işverenin kreş açma zorunluluğu bulunmakta olup, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen işveren karşısında işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı bulunmaktadır[2].

Sonuç olarak, 150’den fazla kadın çalışanı olan işverenin gebe veya emziren kadınların çalıştırma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakım yurtlarına dair yönetmelik m.15 uyarınca, kreş hizmeti sunulması yerine kreş yardımı adı altında belirli bir miktar ödeme yapılmış olması yönetmelikteki açık düzenleme karşında sonuca etkili değildir. İşverenin kreş hizmeti vermek yerine kreş yardımı adı altında bir miktar ödeme yapması hukuka uygun olmadığı gibi çalışma şartlarının uygulanmaması anlamına gelir ve işçiye haklı nedenle fesih yetkisi verir.

[1] Antalya BAM.10.HD. 26.9. 2019 T., E.2019/1407, K.2019/1597 ÇİL, Şahin, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, 9.Baskı, Ankara 2022, s,760-761.

[1] Y9HD.10.4.2018 T., E.2015/14935, K.2018/8317 Legalbank.

Tükenmişlik Sendromunu Yönetelim

İş zamanı, an zamanı, tam zamanı diyerek sözlerine başlayan Eddi Anter, “Zaman, iyi idare edilmediği takdirde elimizde kolay tutamadığımız bir olgudur.  Söz konusu zaman göreceli olunca iş daha ilginç bir şekil alır. Mutluyken, eğlenirken, tatildeyken zaman hızla akıp geçer. Oysa sıkıldığımızda, sevmediğimiz bir işi yaptığımızda, mecburi sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizde zaman yavaşlar hatta durur.” diyor.

Sözlerine “Peki neden acaba?” diyerek devam eden Eddi Anter;

Evet, amaç sevdiğin işi yapmak, ancak yaptığın işi sevmek de bir çözümdür. 

Yani elindeki imkanları değerlendirmek senin için bir avantajdır. İşini değiştiremiyorsan işin hakkındaki tavrını, bakış açını değiştirmek senin elindedir. Başarının ilk anahtarı elinden gelenin en iyisini yapmak. İleride bir gün bugüne geri dönüp baktığında ‘keşke’ dememek için elinde her ne iş varsa onun hakkını tam olarak vermelisin. Bu seni gelecekte içine düşeceğin zihnin tuzağından kurtaracaktır.”

Zamanla ilgili düşüncelerini bizimle paylaşan Eddi Anter

 “Sıkılmak zamanın farkındalığıdır.” diyor.

Sözlerine “Zamanın farkındalığı önemlidir. Her ne yapıyorsan an içinde kalman senin zamanı uzatman demektir. ‘Carpe diem’ denen olgu zihinle bedenin aynı anda, aynı yerde olması demektir.

Yani sen zihninin kendi kendine bir yerlere gidip gezinmesine engel olamazsan o zaman zihin seni kontrol altına alır ve sana tükenmişlik kapılarını aralar.

Pek çoğumuz enerjimizi gün bitmeden tüketirken iyi, güzel ve başarılı bir performansı neden sürdüremediğimizi anlamayız. Basit bir cep telefonunun şarjının bitmesinden pek farklı bir durum değildir işin aslı. Tek soru pilin bittiğinde kendini nasıl şarj edeceğindir.

Bunun yolu kendini tanımaktır. 

Kendini tanımaksa kendini arayıp bulmakla mümkündür.

“Olduğun yerde mutlu değilsen sorun yerde değil sendedir.”

Her gününü tatil gününe çevirmen mümkün fakat nasıl yapılacağını bilmiyorsun. Başka bir yere, yeni bir işe, farklı bir ülkeye gitmen gerekmiyor çünkü nereye gidersen git zihnin de, soruların da, sorunların da beraberinde gidecektir.

 

İHRACATTA NEYİ BİLİYORUZ ? – II

İHRACATIMIZ BAYRAM GÜZELLİĞİNDE OLSUN

İhracatta neleri bilip, neleri bilmediğimiz konusundaki yazılarımıza devam edeceğiz süreç içinde.

Ancak bugün bayram…

Ülkemiz ihracatlarının yüz güldürmesini, çok daha fazla olmasını, bolca döviz girdisi sağlamamıza neden olmasını dilerim.

Velhasıl bayram güzelliğinde ihracatımızın olmasını temenni eder, siz değerli okuyucularımızın her gününüzün bayram güzelliğinde ve sağlıklı olmasını diliyorum.

İşte bayramda ihracat makalemizi bu şekilde anlatmak istedim.
Bayram dolayısıyla bu hafta böyle sevgili okuyucularımız.

İHRACAT ADINA SÖYLEYECEKLERİMİZ

Haftaya görüşmek üzere

REŞAT BAĞCIOĞLU

Merkür İkizler Burcunda

Merkür İkizler Burcunda
Betül ERDEM

Merkür gezegeni İkizler burcuna geçiş yaptı. Gezegen çok hızlı hareket ettiği için Merkür’e tanrıların habercisi Hermes’in adı verilir. Yunan tanrısı Hermes, Roma mitolojisinden Merkür ile özdeşleştirilir. Merkür Güneş’ten 28 dereceden daha fazla uzaklaşamaz aslında bu durum bize Merkür’ün Güneş’e çalıştığını alınan bilgilerin, öğrendiklerimizin bireyin kendi yolunu bulmasına, hedeflerine ulaşmasına ve ben bilincinin ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu göstermektedir.

Astrolojide Merkür öğrenme şeklimizi ve iletişim kurma becerimizi de gösterir. Merkür gezegeni, 22 Mayıs’a kadar İkizler burcunda kalmaya devam edecek. Zihinsel ve bedensel olarak hızımız artabilir. Akıcı bir şekilde konuşabilir, sorunlarımıza pratik çözümler bulmak isteyebiliriz ve daha hızlı hareket edebiliriz. Mantığımız ön planda olurken, duygularımızı biraz daha görmezden gelebiliriz. Merak duygumuz artarken her konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyebiliriz. Tabi bu kadar merak beraberinde dedikoduyu da getirebilir. Entelektüel açıdan kendimizi geliştirmek önem kazanırken, kitap okumak, araştırma yapmak, yeni bir eğitime başlamak veya yazı yazmakta isteyebiliriz. Konsantre olmakta biraz zorlanabiliriz, çünkü aklımıza bir anda o kadar çok şey gelebilir ki hangi birine ne zaman nasıl başlayacağımızı bilemeyebiliriz. Bu yüzden başladığımız bir işe kanalize olmaya ve o işi bitirmeden başka bir işe başlamamaya biraz daha dikkat edebiliriz.

Yakın çevremizle ve kardeşlerimizle daha fazla iletişim kurabilir ve onlarla ilgili  güzel haberler alabiliriz. Tabi güncel hayattan bahsedip işlerden bahsetmemek olmaz bu dönem ticarette hız kazanacak. Anlaşmalar ve imzalar gündemimizde olacak.

Güzel haberler almanız dileği ile,
Betül ERDEM

Perakende Devleri Yeşil Gelecek için Neler Yapıyor?

PERAKENDE DEVLERİNDEN ÖRNEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK UYGULAMALARI 

ÇEVKO Vakfı, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) iş birliğinde geçen yıl başlattığı ÇEVKO Vakfı Söyleşileri ile iklim krizi konusunu tüm yönleriyle masaya yatırmaya devam ediyor. 2022 yılı ÇEVKO Vakfı Söyleşileri’nin ikincisi, Türkiye’de Öncü Sanayi Kuruluşlarının İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Çalışmaları başlığıyla gerçekleştirildi. EGD Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde, ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer’in de katılımıyla gerçekleşen söyleşide, CarrefourSA ve Migros’un uygulamaları aktarıldı. 

Özellikle son beş yıldır “iklim krizi ile savaşım” ve “döngüsel ekonomiye geçiş”e odaklanan ÇEVKO Vakfı, ÇEVKO Vakfı Söyleşileri ile iklim krizi konusunu tüm yönleriyle ele alıyor.

“ÇEVKO Vakfı Söyleşileri ” bu yıl da tüm hızıyla devam ediyor. Ekonomi Gazetecileri Derneği Küresel Isınma Kurultayı Komitesi işbirliğiyle, ÇEVKO Vakfı İklim Değişikliği ve Çalışma Grubu’nun hazırladığı söyleşilerin ikincisi, Türkiye’de Öncü Sanayi Kuruluşlarının İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Çalışmaları başlığıyla gerçekleştirildi. Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Başkanı Celal Toprak moderatörlüğünde, ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer’in de katılımıyla gerçekleşen online söyleşide, CarrefourSA ve Migros’un uygulamaları aktarıldı. Söyleşinin bu ayki konukları ise CarrefourSa İSG, Kalite Güvence, Çevre ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Tayfun Akusta ve Migros Ürün Güvenliği ve Çevre Yönetimi Grup Müdürü Serpil Ürek oldu.

Online toplantının açılışında EGD Başkanı Celal Toprak, çevre bilinci yüksek sanayi kuruluşlarının iklim krizi ile mücadelede üstlendikleri öncülüğün önemini vurgulayarak ilk sözü ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer’e verdi.

 

ÇEVKO Vakfı Söyleşileri’nde, farklı sektörlerden sorumlu sanayi kuruluşlarının sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği alanındaki çalışmalarının aktarıldığını ifade eden Mete İmer, “Bugünkü söyleşimizde, sanayi ürünlerinin tüketici ile buluşma noktası perakende sektöründen, ÇEVKO Vakfı üyesi iki önemli kuruluşun temsilcileri ile birlikteyiz. Bugünlerde zor bir dönemden geçen perakende sektörü, ekonomik hayata önemli katkılar yapmanın yanı sıra iklim kriziyle mücadele, çevre ve sürdürülebilirlik ve konularında da önemli değerler üretiyor. Perakende sektörü, kendi operasyonlarında plastik ve diğer atıkların azaltılması ve yönetimi, karbon salımlarının azaltılması ve sürdürülebilirlikle ilgili faaliyetler yürütürken, bir yandan da bu konuda toplumsal bilincin artması için tüketicilere bilgi aktarımında önemli rol oynuyor. Atık yönetiminde bireylere düşen sorumluluklar konusunda bilgilendirme ve bilincin oluşturulmasında, tüketicilere erişim ve satış noktaları çok önemli. Vakfımız, bu alanlarda, özellikle bugün bizlerle olan Migros ve CarrefourSA iş birliğinde önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Virüs salgını sürecinde ambalajlı ürün tüketimi ve e-ticaret hacimlerindeki artış, başta ambalaj atıklarının yönetiminin önemini ve bu konuda perakende sektörüne düşen sorumlulukları da artırdı. Tüm bu alanlarda son derece faal iki kurumun temsilcilerine, bizleri aydınlatacakları için şimdiden teşekkür ediyorum” dedi.

ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, söyleşi sırasında iklim yasası ile ilgili gelen bir soruya cevaben de şunları söyledi: “Paris İklim Anlaşması’nın TBMM’den geçmesinden sonra, Türkiye 2053 yılında karbon nötr olma hedefini açıkladı. Sonrasında, Konya’da çok büyük katılımla bir İklim Şurası toplandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, bu Şura’da iklim yasasının çıkacağını duyurdu. Bu yasanın ve ilgili yönetmeliklerin bir an önce çıkması gerektiği görüşündeyim. Hedeflere ulaşmak için kamu kurumlarına, sanayi kuruluşlarına ve bireylere çok önemli sorumluluklar düşüyor ve bu konuda harekete geçmemiz gerekiyor.”

Migros’tan ‘İyi Gelecek Planı’ 

Migros Ürün Güvenliği ve Çevre Yönetimi Grup Müdürü Serpil Ürek “Bugün dünyamızın geleceği için burada bulunmak çok önemli” derken “Migros İyi Gelecek Planı” hakkında bilgi verdi:

“Türkiye’nin 81 ilinde, 2500’ün üzerinde mağazamızla hizmet veriyoruz. 40 bin çeşit ürünü, 3 binden fazla tedarikçiden alıyoruz. 2018 yılında ‘Migros İyi Gelecek Planı’nı yayınladık. Tüm kamuoyuna yol haritamızı ilan ettik.  2030 yılına kadar satış metrekaremiz başına karbon emisyonlarımızı yüzde 35 azaltmayı taahhüt ettik. Elektrik kullanımını merkezden kontrol ediyoruz. Patenti bize ait olan sulu soğutma sistemi ile mağazalarımızdaki soğutucu dolaplarda gaz yerine, soğutulmuş su dolaştırarak gaz kaçaklarını önemli ölçüde önlüyoruz. Su kaynaklarını verimli kullanmak adına su miktarını ölçümlüyoruz. Gıda israfı, tüm dünyada büyük bir sorun ki 1 milyar insan da gıdaya ulaşamıyor. Çöpe atılan gıda da büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için BM’nin sürdürülebilirlik kalkınma amaçlarına uygun olarak 2030 yılına kadar yüzde 50 azaltma taahhüdümüz var. “

Serpil Ürek, Migros olarak adım adım hangi süreçleri takip ettiklerini de şöyle özetledi:

“İlk adım, satabileceğin kadar ürünü raflara koy. Yapay Zeka destekli otomatik sipariş sistemimiz sayesinde her mağazaya satılabilecek kadar ürün giriyor. İkinci adım, olgunlaşan veya son tüketim tarihi yaklaşan ürünlerin yüzde 50’ye varan indirimlerle satışını desteklemek. İndirim uygulamamızla 2021’de 4 bin ton gıdayı atık olmaktan kurtardık. Satışa dönüşmeyen, ancak hala tüketilebilir nitelikte olan, besleyici ve sağlıklı ürünleri, ihtiyaç sahiplerine bağışlıyoruz. Bugüne kadar 1 milyon ihtiyaç sahibine ulaştık. Bunun dışında, uygun nitelikli ürünleri HAYTAP aracılığıyla hayvanlar için bağışlıyoruz. 2021 yılında, 1400 ton gıdayı da böylece kurtardık. Son olarak da tüketilemeyecek durumda olan organik atıklar biyogaz ve kompost tesislerine gönderiliyor.”

“Perakendeci olarak tedarik zincirinin tam ortasında yer alıyoruz. Ürün satışı yaptığımız müşterilerimizi, tedarikçilerimizi de atıkların azaltılması için destekliyoruz” diyen Migros Ürün Güvenliği ve Çevre Yönetimi Grup Müdürü Serpil Ürek, Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) tarafından başlatılan 10X20X30 girişimine Türkiye’den ilk katılan perakendeci olduklarının ve 23 tedarikçilerini 2030 hedeflerine dahil ettiklerinin de altını çizdi: “Atık yönetimi uygulamalarını önemsiyoruz. Plastik atıkların azaltılması için çalışıyoruz. 493 ton azaltmayı taahhüt ettik ve Migros markalı ürünlerden işe başladık. Örneğin, bulaşık deterjanı ambalajında geri dönüştürülmüş plastik kullandık. Bir akademik kurula, tek tek ambalajları incelettik. 2022 yılında da devam edeceğiz. Poşetsiz Alışveriş Hareketi başlattık. Müşterilerimizi bez çanta kullanmaya teşvik ettik. Sıfır atık belgemizi alarak hem müşterilerimizden topladığımız hem de operasyonel atıklarımızı kaynağında ayrıştırıyor, kayıt altına alıyor ve geri dönüşüm tesislerine gönderiyoruz. Toplanan atık yağları da biyodizel üretim gerçekleştiren lisanslı firmalara ulaştırıyoruz. Bu doğrultuda TURMEPA aracılığıyla denizlerin temizlenmesine katkı sağlıyoruz. ‘Piller Migros’a Sütler Çocuklara’ projesiyle mağazalarımıza getirilen atık piller, TAP’a gönderiliyor ve toplanan pil kadar Migros marka süt Koruncuk Vakfı’na bağışlanıyor. Özetle; tedarikçilerimiz, üreticilerimiz, çalışanlarımız ve müşterilerimizle birlikte oluşturduğumuz güçlü ekosisteme sahibiz. Migros İyi Gelecek Planımız doğrultusundaki sürdürülebilirlik çalışmalarımıza tüm ekosistemimizi dahil ederek yarattığımız pozitif etkiyi katlıyoruz.”

CarrefourSA’dan “Yaşam İçin Doğrusu” 

CarrefourSA İSG, Kalite Güvence, Çevre ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Tayfun Akusta ise konuşmasına dünyadan ve Türkiye’den yeni araştırma sonuçlarını paylaşarak başladı, önemli veriler paylaştı:

“Finlandiya’nın ilk sırada olduğu ve 34 ülkenin yer aldığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) listesinde Türkiye, 34’üncü sırada. Dünya nüfusunun 2030 yılı itibariyle 8 buçuk milyara ulaşacağı ve en çok da Asya ve Güney Amerika’nın büyüyeceği öngörülüyor. Tek kullanımlık plastikler, dünyanın en büyük sorunlarından. AB, hemen bu konuda çalışılması gerektiğini vurguluyor. 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26), İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlendi; küresel ısınma ve sera gazı salınım oranlarını azaltma amacıyla 197 ülkenin katılımıyla gerçekleştirildi. Birçok ülke, kömürle ilgili taahhütlerde bulundu. Her ülkenin yeni ödevleri var artık… Dünya Ekonomik Forumu 2022 Küresel Riskler Raporuna göre 10 küresel risk söz konusu ve hepsi sürdürülebilirlikle alakalı. ‘Carbon Tunnel Vision’, yeni bir terim. Hollanda Sürdürülebilirlik Enstitüsü bu terimi literatüre kazandırdı; karbon emisyonları dışında biyoçeşitlilik kaybı, eğitim, sağlık, vs de olmalı, diyor. Türkiye’de ise sıcaklık artışı ve su ile ilgili sorunlarımız olacak. Eğer günümüzdeki gibi su tüketimine devam edersek, 2030’da ihtiyacımız olan suyun sadece yüzde 60’ını bulabileceğiz. Ayrıca gıda söz konusu olduğunda 2030 yılında, dünya üzerinde 1,5 trilyon dolarlık bir israftan söz ediliyor.”

Tayfun Akusta, CarrefourSA’nın “Yaşam İçin Doğrusu” programının önemini de şöyle özetledi:

“Gıda perakendesinde müşteri trendlerine yönelik araştırmamızda, müşterilerin, yeşil bir gelecek adına daha az kozmetik kullanmayı, otomobilini daha az kullanmayı, su tüketimini azaltmayı; güvenilir, GDO’suz, doğaya uyumlu ürünler kullanmak istediklerini gördük. Nielsen’in bir araştırması da özellikle pandemi sonrasında sürdürülebilirlik beklentisinin arttığını ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik programımızın çatısı ‘Yaşam İçin Doğrusu’. Türkiye çapında 769 mağazamız var. 10 bin fazla çalışanımızın yüzde 37’si kadın. Kadın yönetici oranı, yüzde 26 ve daha da artması için çalışıyoruz. Stratejimiz çerçevesinde Sürdürülebilirlik Komitesini hayata geçirdik. Fransa merkezli Carrefour Group ve Sabancı Holding olarak sürdürülebilirlik konusunda Sabancı Holding ilkelerine de uyuyoruz. Karbon net sıfır diye yola çıktık. Sürdürülebilirlik hizmetler hedeflerimiz yanında tedarikçilerimiz konusunda da projelerimiz var. Son üç senedir iş dünyası plastik girişimine taahhütlerde bulunduk. Tek kullanımlık plastiklerin zaman içinde elimine edilmesi, kendi markalarımıza dair taahhütlerimiz de var. Karbon net sıfır, nihai hedefimiz. CDP raporunda her sene yükselen bir trendle devam ediyoruz. ‘Görüntüsüne aldanmayın, tadına şans verin’ söylemiyle gıda israfını önlemek amacıyla marketlerimizde ve sosyal medya hesaplarımızda iletişim yaparak bu konuda farkındalık oluşmasına katkı sağlıyoruz.  Target, Measure, Act (10X20X30) girişimine üyeyiz. Gıda atıklarını yüzde 50 oranında azaltma hedefimiz var. Mağazalarımızda kuru ve taze gıdada, ‘Kendi kabınla gel’ kampanyası başlattık. Boş kaplarla gidip alabiliyorsunuz. Kavanoz, bez çanta, herhangi bir kap…  Belirli marketlerimizde, topraksız ve dikey tarım uygulaması başlattık. Bu bitkilerden satın alabiliyorsunuz.  ‘Viyol kağıt tabak’ projesi ise sebze ve meyvelerin konduğu bir sunum şekli. Plastiklerin azaltılmasına ilişkin yüzde yüz geri dönüştürebilen tabaklar kullanılıyor. BM (WEP’s) imzacısıyız, yedi prensibe imza attık, yıllık raporlama yapıyoruz. Kadınların Gücü, CarrefourSA’nın gücü mottosuyla her yıl kadın üreticilerimiz ile 8 Mart’ta bir araya geliyoruz. İşitme Engelliler İçin Eğitim projemiz ile Sabancı Holding, En İyi Proje Ödülü’nü aldı. Hem kendi ürünlerimizde hem de tedarikçilerimiz konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Sosyal sorumluluğun da sürdürülebilir bir iş olduğuna inanan CarrefourSA’nın, çok uzun yıllardır süregelen sosyal sorumluluk faaliyetleri var. Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ile dokuz yıldır süren iş birliği çerçevesinde, Destek Market’e 600 ton ürün tedarik ederek 24 bin ihtiyaç sahibine ulaşıldı. HayKonFed iş birliğiyle devam eden “Dost Hareketi” projesi çerçevesinde, CarrefourSA, marketlerindeki yenilebilir tüketim fazlası ürünleri, HayKonFed gönüllüleri aracılığıyla sokak hayvanları ile paylaşmayı sürdürüyor. Eğitime verdiğimiz desteği UNICEF, TOG, Darüşşafaka kurumları ile yönetilen projeler kapsamında her geçen sene artırarak, eğitimin de geleceği için doğrusunu yapmaya devam ediyoruz. Bitkisel atık yağ dönüşümünde hem kendimizin hem de müşterilerimizden gelen atıkları geri dönüşüme kazandırıyoruz. Elde edilen geliri de Türkiye Otizm Vakfı’na bağışlıyoruz. ‘Atık Pilden Kitaba’ kampanyasında AÇEV’e kitap hediye ediliyor. Üç ayda bir de sürdürülebilirlik bülteni yayınlıyoruz.”

Ekonomi Gazetecileri Derneği Küresel Isınma Kurultayı Komitesi işbirliğiyle, ÇEVKO Vakfı İklim Değişikliği ve Çalışma Grubu’nun hazırladığı söyleşilerin ikincisine, 100 kişi katıldı. Söyleşi, aynı zamanda ÇEVKO Vakfı’nın YouTube kanalından da izlenebilir:

https://www.youtube.com/watch?v=JDoauSMSf-w&t=196s&ab_channel=CEVKOVakfi 

Çalışanlarda Tükenmişlik Sendromu

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi

İşletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

“Başarının sırrı mesleğinizi tatiliniz yapmaktır.” Mark Twain

Tükenmişliğin kelime açılımı “çaba göstermeme durumu, gücünü yitirmiş olma” şeklinde açıklanmaktadır. Günümüzde teknolojik, bilimsel, ekonomik ve sosyal alanda çok hızlı gelişim ve değişmelerle karşılaşılmaktadır. Bunun sonucunda kişilerin yerine getirmesi gereken görevler artmakta, çevre ile olan ilişkiler çeşitlenmekte ve zamanın etkin kullanımının gerekliliği zorunda duruma gelmektedir. Hayatın kişiler için karmaşıklaşmasıyla gelişen bu dönem, insanların aldığı enerjiden fazlasını harcayarak duygusal ve fiziksel kaynaklarının tükenmesine neden olmaktadır. Tükenmişlik ismi verilen bu süreç hizmet sektöründe faaliyet gösteren bireylerle yapılan çalışmalarla 1970’lerde Amerika’da ortaya konmuştur.

Cherniss (1980) tükenmeyi; talepler ile kaynaklar arasında oluşan dengesizlikten doğan transaksiyonel aşama şeklinde açıklamaktadır. Dengesizliğe karşı gerginlik, yorgunluk ve endişe duygularıyla birlikte hızlı, duygusal tepki verilmesi aşaması izlediğini, bu sürecin ardından, robot ve şüphecilik hareketleri de dâhil hareket ile davranışta birkaç değişikliğin gözlemlendiğini bildirmiştir.

Tükenmişliğe Neden Olan Faktörler

Tükenmişliğe neden olan unsurlar incelendiğinde, birden fazla faktör olduğu görülmektedir. Bu faktörlerin bir bölümü insanların çalıştığı çevreden yani örgütsel; bir bölümü de kişilerden yani bireysel faktörlerden kaynaklanmaktadır.

Bireysel Faktörler

Tükenmişliğin etkilerinden dolayı sosyal yaşamda ve iş dünyasında önemi vardır. Öncelikle, tükenmişliğin, kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlığı üzerinde negatif etkileri vardır. Tükenmişlik, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, aile uyumsuzluğu, uykusuzluk ve yorgunluk gelişiminde varsayılan bir faktördür. Bazı çalışmalarda medeni durum, cinsiyet ve yaş gibi bazı demografik özelliklerin tükenmişlikle ilgili olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, saldırganlık, dışa dönüklük, nevrotiklik ve içe dönüklük gibi kişilik özellikleri üzerine yapılan çalışmalarda tükenmişlikle demografik özelliklerin ilişkili olduğu bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda tükenmişliğe neden olan bireysel faktörlerin; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, yapılan işe karşı duyulan ilgi ve kişilik özellikleri olduğu belirtilmiştir.

Örgütsel Faktörler

Tükenme konusunda kişisel etkenler önemli bir rol oynasa da örgütsel etkenler, tükenmişlikte en fazla toplam etkiyi oluşturduğu ifade edilmektedir. Örgütsel seviyede de bireysel seviyede olduğu gibi verilenlerin karşılıkları alınmaz ise bu durum, tükenme sonucunu meydana getirebilir.

Tükenmişliğin Sonuçları

Tükenmiş çalışanların neden olduğu birden fazla dolaylı ve doğrudan sonuç bulunmaktadır. Tükenmiş çalışanlar incelendiğinde, düşük iş tatmini, verimsizlik ve bu kişilerin sağlığında olumsuzluklar gözlemlenmiştir. İşten ayrılma seçeneğini kullanan bireyler, işten ayrılmasa bile tükenmişliğin neticesinde sahip oldukları negatif enerjiyi çevresindeki kişilere yansıtırlar.

Yaşadıkları şüphecilik problemi, iş arkadaşları ile olan ilişkilerini ve çalışma ortamlarını yakından etkilemektedir. Bununla birlikte, tükenmiş çalışanlarda işe geç gelme ve yüksek oranda bir sebep bularak işe gelmeme durumu gözlemlenmektedir.

Tükenmişliğin hâkim olduğu ortamlarda, bir şirketin en önemli varlığı olan entelektüel sermaye değer kaybetmektedir. Yüksek düzeyde tükenmişlik, azalan performans ve tükenmişliğin olumsuz sonuçları, işletmenin kişilerarası ve entelektüel kapasitesini erozyona uğratmaktadır.

Sadece, hızlı karar alabilen, algılama yetenekleri yüksek ve pazar taleplerine duyarlı olan örgütler başarılı olup, hayatta kalabilmektedir. Tükenmişlik sendromuna karşı önlem alamayan örgütlerde, bu durumdan yenilgi ile çıkmaya mahkûm olacaklardır. Tükenmiş çalışan, inovasyon ve mükemmelliğe en az ilgi gösteren ya da göstermeyen bireydir.

Detaylı bilgiler için aşağıdaki eseri okuyabilirsiniz.

Mert, G. & Öztekin, A. (2022). Pandemi döneminde sağlık sektöründe çalışanların mesleki tükenmişlik düzeylerinin duygusal zekâ üzerindeki etkisi. Abant Sosyal Bilimler Dergisi, 22(1), 227-242. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2068251

Bitcoin, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde resmi para birimi oldu

Orta Afrika Cumhuriyeti hükümeti, Bitcoin'in ülkedeki para birimi ve döviz kuru zorluklarını çözmeye yardımcı olacağını umuyor.

Orta Afrika Cumhuriyeti (CAR), Kenya ve Nijerya gibi bölgesel kripto para birimi öncülerini geride bırakarak, kıtanın Bitcoin’i resmi olarak kabul eden ilk ülkesi oldu.

Orta Afrika Cumhuriyeti hükümeti, Bitcoin’in ülkedeki para birimi ve döviz kuru zorluklarını çözmeye yardımcı olacağını umuyor.

El Salvador, Bitcoin’i dünyada resmi olarak kullanan diğer tek ülkedir. 

CAR parlamentosu, para birimi ve döviz kuru zorluklarını çözme ihtiyacından kaynaklanan Bitcoin’in benimsenmesi lehine bir yasayı oybirliğiyle kabul etti.

BBC, CAR’ın başkenti Bangui’de ekonomist olan Yann Daworo’nun “İşadamları artık yurtdışında alışveriş yapmak için dolara veya başka bir para birimine dönüştürülmesi gereken CFA frangı bavullarıyla dolaşmak zorunda kalmayacaklar” dediğini aktardı.

Bir blockchain veri platformu olan Chainalysis’in yakın tarihli bir raporu, pandeminin zirvesinde – 2020’nin ortasından 2021’in ortasına kadar – Afrikalıların bir önceki yıla göre% 1200 artışla 105.6 milyar dolarlık ödeme aldığını tespit etti.

CAR, El Salvador’dan sonra Bitcoin’i yasal olarak kabul eden ikinci ülkedir.

CAR Başkanı Faustin-Archange Touadera’nın ofisi Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Bitcoin’in resmi bir para birimi olarak benimsenmesinin, Afrika ülkesi için yeni fırsatlar yaratmaya yönelik belirleyici bir adımı temsil ettiğini” söyledi.

IMF’nin kırılgan olarak tanımladığı bir güvenlik durumundan rahatsız olan CAR’ın en popüler kripto para birimini benimsemesi, muhtemelen uzun süredir devam eden mali zorlukların üstesinden gelmek için için farklı bir şey denemek istemenin bir sonucudur.

Baker Mckenzie, yasal uygulamaya göre, “Fransa tarafından desteklenen bölgesel bir para birimi” olan Orta Afrika, CFA frangı değişim birimini kullanan yaklaşık altı Orta Afrika ülkesi (Kamerun, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Gabon ve Ekvator Ginesi) arasında olduğunu belirtmektedir.

Bununla birlikte, Bitcoin’in CAR tarafından resmi olarak benimsenmesi, eleştirelere yol açtı, hatta bazıları Bitcoin’in ülkedeki Rus savaş ağalarının elinde çalıştığına işaret etti.

Economist İstihbarat Birimi, “CAR, topraklarının çoğunun çeşitli isyancı gruplar tarafından kontrol edildiği başarısız bir devlet olmaya devam ediyor, ancak hükümet Rus paralı askerlerinin desteğiyle başkent Bangui de dahil olmak üzere kilit şehirleri elinde tutacak” diyor.

Başka bir eleştirmen, “Bu işe yaramayacak, ama USD egemenliğinin öldüğünü göstererek oradaki Rus derebeylerini memnun ediyor. Bu yüzden başarısız olacak ve muhtemelen ülkenin mezarını daha derine kazmasına yardımcı olacak.” şeklinde konuşarak bu hamlenin başarısızlıkla sonuçlanacağını vurguladı.

 

 

İhale Konusu İşe Uyan Fakat Benzer İş Tanımına Uymayan İş Deneyim Belgesi?

İhale Konusu İşe Uyan Fakat Benzer İş Tanımına Uymayan İş Deneyim Belgesi?

Mehmet ATASEVER
Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen  

Anahtar Kelimeler; İş Deneyim Belgesi, Benzer İş, İhale Konusu İş, İhale Dokümanı, Teklif Değerlendirme

İtirazen Şikayet Konusu; İdarece hazırlanan İdari Şartnamede yer verilen benzer iş tanımının araç kiralaması işlerini kapsamadığı, ihale konusu işin genel anlamda araç kiralaması işi olduğu ve bu durumun ihaleye katılımı ve rekabeti engellediği için yapılan ilan düzenlemesinin mevzuata aykırı olduğu iddialarına yer verilmiştir.

Kamu İhale Kurulu Kararı Özeti; 06.04.2022 tarihli ve 2022/UH.I-432 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;

Kamu İhale Kurulu tarafından ihale işlem dosyası üzerinden yapılan inceleme neticesinde;

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “İhaleye katılımda yeterlik kuralları” başlıklı 10’uncu maddesinde “ İstekli tarafından kamu veya özel sektöre bedel içeren bir sözleşme kapsamında taahhüt edilen ihale konusu iş veya benzer işlere ilişkin olarak;

  1. d) Son beş yıl içinde kabul işlemleri tamamlanan mal ve hizmet alımlarına ilişkin deneyimi gösteren belgeler,” hükmü,

Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinde “Benzer iş: İhale konusu iş veya işin bölümleriyle nitelik ve büyüklük bakımından benzerlik gösteren, aynı veya benzer usullerle gerçekleştirilen, teçhizat, ekipman, mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri bakımından benzer özellik taşıyan işleri” hükmü,

Anılan Yönetmelik’in “İş deneyimini gösteren belgeler” başlıklı 39’uncu maddesinde “(1)İş deneyimini gösteren belgelerin istenildiği ihalelerde; teknolojik ürün deneyim belgesinin ve yurt içinde veya yurt dışında kamu veya özel sektörde bedel içeren tek bir sözleşme kapsamında taahhüt edilen ihale konusu iş veya benzer işlere ilişkin olarak;

  1. İlk ilan veya davet tarihinden geriye doğru son beş yıl içinde kabul işlemleri tamamlanan hizmet alımlarıyla ilgili iş deneyimini gösteren belgelerin,
  2. Devredilen işlerde devir öncesindeki veya sonrasındaki dönemde ilk sözleşme bedelinin en az % 80’inin gerçekleştirilmesi şartıyla, ilk ilan veya davet tarihinden geriye doğru son beş yıl içinde kabul işlemleri tamamlanan hizmet işleriyle ilgili iş deneyimini gösteren belgelerin,
  3. Yapımla ilgili hizmet işleri dahil hizmet alımı ihalesiyle gerçekleştirilecek danışmanlık hizmetlerinde, Danışmanlık Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinin 38 inci maddesinde düzenlenen iş deneyimini gösteren belgelerin,

istenilmesi zorunludur.

(2) İlk ilan veya davet tarihi ile ihale veya son başvuru tarihi arasında kabul işlemleri tamamlanan hizmet işleri, ilgisine göre birinci fıkranın (a) veya (b) bendi kapsamında değerlendirilir…” hükmü bulunmaktadır.

İhale İlanı’nın “İhale konusu işe ilişkin bilgiler” başlıklı 2’nci maddesi “Esenyurt ilçesi sınırları dahilinde Atıkların Toplanması ve Nakli, Cadde, Sokak ve Pazar Yerlerinin El ve Makine İle Süpürülmesi, Yıkanması, Çöp Konteynerlerinin Yıkanması işi kapsamında 119 taşıt/araç sürücüsüz kiralama hizmet alımı (9 Ay)…” şeklinde,

Anılan İlan’ın 4.4’üncü maddesi “Bu ihalede benzer iş olarak kabul edilecek işler:

4.4.1.Kentsel temizlik işleri kapsamında evsel/katı atık toplama/taşıma/nakli/temizliği hizmet alımı işleri benzer iş olarak değerlendirilecektir.

(İstekli tarafından sunulan iş deneyim belgesinde evsel/kaba atık taşıma ve araç/taşıt çalıştırılması dışında olan ‘’personel, kıyafet, mal/malzeme v.b.’’ bulunması durumunda, bu iş kalemlerine ait tutarlar iş deneyim belgesinden çıkarılmak suretiyle, iş deneyim belgesi kalan tutar üzerinden değerlendirmeye alınacaktır).” şeklinde düzenlenmiştir.

4734 sayılı Kamu İhale Kanun’un 10’uncu maddesinde istekliler tarafından kamu veya özel sektöre bedel içeren bir sözleşme kapsamında taahhüt edilen ihale dokümanında idare tarafından belirlenen ihale konusu iş veya benzer işlere ilişkin olarak iş deneyim belgelerinin sunulmasının zorunlu olduğu,

Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nde yapılan benzer iş tanımı dikkate alındığında; ihale konusu iş veya işin bölümleriyle nitelik bakımından benzerlik göstermesi, aynı veya benzer usullerle gerçekleştirilmesi, teçhizat ve diğer ekipman ile mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri itibariyle benzer nitelikte olan işlerden edinilen iş deneyim belgelerinin kabul edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

İhalelerde istekliler tarafından sunulacak iş deneyim belgelerinin değerlendirilmesinde iki ölçüt bulunmaktadır. Bunlardan ilki, sunulan iş deneyim belgelerine konu işlerin ihale konusu iş veya benzer iş tanımına uygunluğu, ikincisi ise güncellenmiş iş deneyim belge tutarının teklif bedeline göre idarece istenilen tutarın sağlanması şeklindedir.

Benzer iş tanımı, idareler tarafından belirlenirken ihale konusu iş veya işin bölümleriyle nitelik bakımından benzerlik gösteren, aynı veya benzer usullerle gerçekleştirilen, teçhizat ve diğer ekipman ile mali güç ve uzmanlık ile personel ve organizasyon gerekleri itibariyle benzer nitelikte olan işlerden edinilen iş deneyim belgelerinin kabul edilmesi imkân verebilecek şekilde düzenleme yapılması gerekmektedir. Bu belirlemeler neticesinde istekliler tarafından benzer iş tanımına uygun iş deneyim belgesi kullanılarak ihaleye teklif verilebileceği gibi ihale konusu işe uygun iş deneyim belgesi kullanılması benzer iş tanımından bağımsız olarak her durumda mümkün olmaktadır.

İdare tarafından gerçekleştirilecek ihale konusu işin ihaleyi yapan belediye başkanlığı tarafından yapılacak olan atıkların toplanması ve nakli, cadde, sokak ve pazar yerlerinin el ve makine ile süpürülmesi, yıkanması, çöp konteynerlerinin yıkanması işi için gerekli 119 adet sürücüsüz araç kiralama hizmet alımı olduğu görülmüş olup, ihale konusu işin asıl amacının araç kiralanması işi olduğu, benzer iş tanımının ise; kentsel temizlik işleri kapsamında yapılan evsel, katı atık toplama, taşıma, nakli ve temizliği hizmet alımı işleri olarak belirlendiği, bu nitelikteki iş deneyim belge tutarlarından ‘’personel, kıyafet, mal/malzeme v.b.’’ kısımlarının çıkartılmak suretiyle değerlendirileceği anlaşılmıştır.

Başvuru sahibi tarafından benzer iş tanımında araç kiralama işine yer verilmemesinin rekabet oluşmasını engellediği iddia edilmektedir.

Yukarıda aktarıldığı üzere istekliler tarafından ihale konusu iş veya benzer iş tanımına uygun iş deneyim belgeleri ile ihaleye katılabilecekleri, benzer iş tanımında araç kiralama işlerine yer verilmemiş olmasının idarenin ihtiyacı olan kent temizliği işinde kullanılmak üzere sürücüsüz araç kiralama işlerinden edinilen iş deneyim belgelerinin kullanılmasına engel teşkil etmeyeceği, araç kiralama işlerinin birbirinden farklılık arz edebileceği, binek araç vb.lerinin kiralanması işleri ile mevcut idare ihtiyacı olan kent temizliği işinde kullanılacak araçların kiralanması işlerinin uzmanlık ve organizasyon gerekliliklerinin aynı olmadığı, her türlü araç kiralama işlerinin benzer iş olarak belirlenmesi noktasında idarenin takdir yetkisi bulunduğu değerlendirilmiş olup başvuru sahibinin iddiası yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Mahalli idarelerin kent temizliği işleri 01.01.2018 sonrasında yapılamamakla birlikte bu tarih öncesinde ihale edilerek 31.03.2018 tarihine kadar tamamlanan işlerin bulunduğu hizmet alımlarında iş deneyim belgelerinin ilan tarihinden geriye doğru son beş yıl içinde kabulü yapılan işlerden olması gerektiği dikkate alındığında bu işlerden edinilen iş deneyim belgelerinin kullanılmasının mümkün olduğu anlaşılmıştır.

Mehmet ATASEVER
Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/ Akademisyen 

 

 

Çalışanların %59’u Geleneksel Çalışma Yöntemlerinin Değişeceğini Düşünüyor

Eleman.net, 22.400 kişinin katılımıyla tamamlanan “Dijitalleşme ve İş Hayatına Etkileri” başlıklı çalışmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırmaya göre iş dünyası çalışanlarının büyük bölümü dijitalleşmenin iş hayatını kolaylaştırdığını düşünüyor. Çalışanlar, teknolojik dönüşümle birlikte gelecekte geleneksel işyeri kavramının ve çalışma yöntemlerinin ise kökten değişeceğini savunuyor.

Dijitalleşme hem iş hayatını hem de özel hayatı derinden etkilemeye ve dönüştürmeye devam ediyor. Çalışanların bu dönüşüme yaklaşımları ise iş dünyasının üzerinde en çok durduğu konular arasında yer alıyor. Firmaların aradığı elemanı, iş arayanların ise aradığı işi bulduğu Türkiye’nin istihdam kaynağı Eleman.net, “Dijitalleşme ve İş Hayatına Etkileri” başlıklı çalışmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Türkiye genelinden 22.400 kişinin katıldığı çalışma, iş dünyasının dijitalleşmenin getirdikleriyle ilgili görüşlerini yansıtıyor. Ankete katılanlar, dijitalleşmenin iş hayatını kolaylaştırdığını belirtirken, teknolojik dönüşümle birlikte gelecekte geleneksel işyeri kavramının ve çalışma yöntemlerinin kökten değişeceğini düşünüyor.

İş Hayatını Zorlaştırdığını Düşünenlerin Oranı %6

Çalışmaya katılanların;

  • %67’si dijitalleşmenin iş hayatını kolaylaştırdığını belirtirken,
  • %22’si teknolojik gelişmelerin iş hayatını dönüştürdüğünü,
  • %6’sı iş hayatını zorlaştırdığını,
  • %5’si ise herhangi bir etki yaratmadığını,

savunuyor.

Geleneksel Çalışma Yöntemlerinin Değişeceğini Düşünenlerin Oranı %59

‘Teknolojik dönüşümle birlikte gelecekte geleneksel işyeri kavramı ve çalışma yöntemlerinin kökten değişeceğini düşünüyor musunuz’ sorusuna, çalışmaya katılanların %59’luk bölümü evet değiştirecek şeklinde yanıt sundu. Katılımcıların %37’si kısmen değiştireceği, %4’ü ise değiştirmeyeceği yönünde görüş belirtti.

İnsan İş Gücünün Yerini Gelecekte Yapay Zekanın Alacağını Düşünenlerin Oranı %47

İş hayatını en fazla etkileyen dinamiklerin başında yapay zeka ve dijital teknolojiler geliyor. Bu dinamiklerle ilgili olarak katılımcılar, ‘yapay zekanın ve dijital teknolojilerin gelişmeye devam etmesiyle insan iş gücünün yerini gelecekte yapay zekanın alacağını düşünüyor musunuz’ sorusuna %47 ile evet alacak yanıtını verirken, %40’ı kısmen alacağını, %10’u ise kesinlikle almayacağını yanıtını sundu.

Ankete katılanların %45’i kadın, %55’i erkek

Eleman.net’in “Dijitalleşme ve İş Hayatına Etkileri” başlıklı çalışmasına Türkiye genelinden %45 kadın, %55 erkek oranıyla 22.400 kişi katıldı. Katılımcıların %46’sını lise mezunları, %18’i lisans, %18’i ön lisans, %16’sı ilköğretim ve %2’si yüksek lisans şeklinde sıralandı. Katılımcıların büyük bölümünün yaş grupları ise sırayla %26 ile 21-25 yaş grubu, %21 ile 26-30 yaş grubu, %14 ile 31-35 yaş grubu, %14 ile 36-40 yaş grubu ve %10 ile 41-45 yaş arasındaki bireylerden oluştu.