Özel istihdam bürolarına mesleki anlamda geçici iş ilişkisi yetkisi verilmesiyle ilgili 4857 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılmıştır[1]. Gerçek anlamda geçici iş ilişkisi, işverenin, devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçisini, holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde görevlendirmesi suretiyle kurulabilirken (İşK. m.7/1), mesleki anlamda geçici iş ilişkisi, Türkiye İş Kurumunca izin verilen özel istihdam bürosunun bir işverenle geçici işçi sağlama sözleşmesi yaparak bir işçisini geçici olarak başka bir işverene devri ile gerçekleşmektedir (İşK. m.7/2)[2].
Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi;
- a) 4857 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin beşinci fıkrası ile 74 üncü maddesinde belirtilen hâllerde, işçinin askerlik hizmeti hâlinde ve iş sözleşmesinin askıda kaldığı diğer hâllerde,
- b) Mevsimlik tarım işlerinde,
- c) Ev hizmetlerinde,
- d) İşletmenin günlük işlerinden sayılmayan ve aralıklı olarak gördürülen işlerde,
- e) İş sağlığı ve güvenliği bakımından acil olan işlerde veya üretimi önemli ölçüde etkileyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkması hâlinde,
- f) İşletmenin ortalama mal ve hizmet üretim kapasitesinin geçici iş ilişkisi kurulmasını gerektirecek ölçüde ve öngörülemeyen şekilde artması hâlinde,
- g) Mevsimlik işler hariç dönemsellik arz eden iş artışları hâlinde, kurulabilir.
Özel istihdam büroları aracılığı ile geçici iş ilişkisi kurulması belli kurallara bağlanmıştır. Bu sınırlamanın amacı, geçici iş ilişkisinin istismarının önlenmesi ve işgücü piyasasının işleyişinin bozulmamasını temin ederek işverenin geçici iş ilişkisini ancak işletmenin geçici ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmasını güvence altına almak ve böylelikle, sürekli nitelikte olan işler için zorunlu haller dışında geçici çalışmanın kullanılmasını engellemektir[3].
Nitekim özel istihdam bürosu ile geçici işçiyi istihdam edecek olan diğer işveren arasında imzalanacak “geçici işçi sağlama sözleşmesi”; 4857 sayılı Kanun m.13/5 ile m.74’de belirtilen hallerde, yani doğum, analık ve süt izni ile ebeveynlere doğumdan sonra tanınan yarı zamanlı çalışma hallerinde, işçinin askerlik hizmeti halinde ve iş sözleşmesinin askıda kaldığı diğer hallerin devamı süresince (yıllık izin ve hastalık izni gibi), mevsimlik tarım işleri ile ev hizmetlerinde (temizlik işleri, hasta, yaşlı ve çocuk bakım hizmetleri gibi ) süre sınırı olmaksızın, işletmenin günlük işlerinden sayılmayan ve aralıklı olarak gördürülen işlerde (yeni bir yazılım geliştirilmesi, teknik bakım, onarım gibi ihtiyaçların ortaya çıkması, belirli süreli proje işleri gibi), iş sağlığı ve güvenliği bakımından acil olan işlerde (çalışanların güvenliği açısından gerekli olan tamir ve tadilat işleri) veya üretimi önemli ölçüde etkileyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkması halinde (sel, yangın ve benzeri doğal afet durumunda veya terör olayları sırasında işletmenin gerekli üretimi yetiştirebilmesi amacıyla), işletmenin ortalama mal ve hizmet üretim kapasitesinin geçici iş ilişkisi kurulmasını gerektirecek ölçüde ve öngörülemeyen şekilde artması hâlinde (ihracat talebinin artması; iç piyasada öngörülemeyen talep artışı) ve mevsimlik işler hariç dönemsellik arz eden iş artışları halinde (gerçekleşmesi önceden öngörülen, bayram öncesi şeker üretimi veya paketlemesi, seçim öncesi bayrak üretimi gibi iş hacminin artması durumlarında), en fazla dört ay süreyle kurulabilecektir (İşK m.7/2)[4].
Geçici iş ilişkisi, mevsimlik işler hariç dönemsellik arz eden iş artışları haricinde toplam sekiz ayı geçmemek üzere en fazla iki defa yenilenebilecektir. Ayrıca geçici işçi çalıştıran işverenin belirtilen sürenin sonunda aynı iş için altı ay geçmedikçe geçici işçi çalıştıramayacağı hükme bağlanmıştır (İşK m.7/3).
Mesleki anlamda geçici iş ilişkisinin kurulması her işyeri için söz konusu değildir. 4857 sayılı Kanunun 29 uncu maddesine göre toplu işçi çıkarılan işyerlerinde sekiz ay süresince, kamu kurumlarında yürütülen işin devamlılık arz etmesi, kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve kamu sektöründe geçici iş ilişkisi kullanımının suiistimale açık olması sebebiyle, kamu kurum ve kuruluşlarında ve iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeli olan yer altında maden çıkarılan işyerlerinde sektörel sınırlamaya gidilmiş ve buralarda geçici işçi çalıştırılamayacağı hüküm altına alınmıştır (İşK m.7/4).
Geçici işçi sağlama sözleşmesiyle iş ilişkisi kurulan işyerinde, grev ve lokavt uygulaması sırasında geçici iş ilişkisi kapsamında işçi çalıştırılamayacağı da hüküm altına alınmıştır (İşK m.7/5)[5].
Ayrıca, mesleki anlamda geçici iş ilişkisi kurulacak işyerlerinde istihdam kotası getirilmiştir. İşletmenin ortalama mal ve hizmet üretim kapasitesinin geçici iş ilişkisi kurulmasını gerektirecek ölçüde ve öngörülemeyen şekilde artması hâlinde, geçici iş ilişkisine dayalı çalıştırılan işçi sayısının, işyerinde çalıştırılan toplam işçi sayısının dörtte birini geçemeyeceği hüküm altına alınarak özel istihdam bürosu aracılığıyla geçici iş ilişkisinin sürekli istihdamın yerini almaması amaçlamaktadır. Ancak küçük ölçekli işletmelerde üretimin devamının sağlanması amacıyla on ve daha az işçi çalıştırılan işyerlerinin dörtte bir sınırlamasına tabi olmayacağı ve on ve daha az işçi çalıştırılan işyerlerinde beş işçiye kadar geçici iş ilişkisi kurulabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca işçi sayısının tespitinde, kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanların, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülebileceği ifade edilmektedir (İşK m.7/6)[6].
Kanun koyucu mesleki anlamda geçici iş ilişkisi ile işçiyi istihdam edecek olan geçici işverene bir takım yükümlülükler getirmiştir. Örneğin 5510 sayılı Kanunun m.13’e göre, iş kazasının, işçiyi çalıştıran işveren tarafından, özel istihdam bürosuna derhal ve Sosyal Güvenlik Kurumuna da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesi zorunludur. Bu süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır (İşK m.7/9 c)[7].
Yine 5510 sayılı Kanunun m.14’e göre de, meslek hastalığının, sigortalının meslek hastalığına tutulduğunu öğrenen veya bu durum kendisine bildirilen işveren tarafından, bu durumun öğrenildiği günden başlayarak üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi gerekmektedir. Buna göre, ortaya çıkacak iş kazası veya meslek hastalığının aciliyeti ve bildirim süresinin kısalığı dikkate alındığında, geçici işçi çalıştıran işverenin meydana gelecek iş kazasını ya da meslek hastalığını özel istihdam bürosuna ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmekle yükümlü sayılmıştır (İşK m.7/9 c)[8].
Diğer taraftan geçici işçilerin; çalıştıkları dönemlerde ulaşım, yemek, kantin ve çocuk bakım hizmetleri olmak üzere işyerindeki sosyal hizmetlerden, çalışmadıkları dönemlerde ise özel istihdam bürosundaki eğitim ve çocuk bakım hizmetlerinden eşit muamele ilkesine uygun olarak geçici işverence yararlandırılması öngörülmüştür (İşK m.7/9 d).
Geçici işveren, işyerinde geçici iş ilişkisi kapsamında çalışan kişilerin istihdam durumuna ilişkin bilgileri varsa işyeri sendika temsilcisine bildirmekle yükümlüdür (İşK m.7/9 e).
6331 sayılı Kanun m.17 uyarınca işçilere iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verilmesi zorunluluğu getirilmiş ve tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde mesleki eğitim almayan işçilerin çalıştırılması yasaklanmıştır. Geçici iş ilişkisi kurulacak işçilerin yapacakları işle ilgili riskler konusunda bilgilendirilerek geçici işçiyi istihdam edecek işveren tarafından iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Gerekli mesleki eğitimi ve iş sağlığı ve güvenliği eğitimini almamış kişilerin ağır ve tehlikeli işlerde geçici iş ilişkisi ile çalıştırılamayacağı ve özel istihdam bürosu ile geçici işçi çalıştıran işveren ve geçici işçi sağlama sözleşmesi ile çalışan işçinin 6331 sayılı Kanun m.17‘ye uygun davranmak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.
Nihayetinde geçici işveren; 6331 sayılı Kanun m.17/6’da öngörülen eğitimleri vermekle ve iş sağlığı ve güvenliği açısından gereken tedbirleri almakla, geçici işçi de bu eğitimlere katılmakla yükümlü tutulmuştur (İşK m.7/9 f)[9].
Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi ile işçiyi istihdam edecek olan geçici işveren yanında mesleki anlamda geçici iş ilişkisi kurma yetkisi olan özel istihdam bürosu işverenin de bir takım yükümlülükleri bulunmaktadır. Her şeyden önce geçici iş ilişkisinde işçinin işvereni özel istihdam bürosudur. Özel istihdam bürosu işçisine ilişkin 6331, 5510 ve 4447 sayılı Kanundan doğan yükümlülükler, 4857 sayılı Kanunun 7 nci maddesi saklı olmak kaydıyla, özel istihdam bürosu tarafından yerine getirilir (4447/m.19/2). Bu kapsamda, işçiyle yazılı iş sözleşmesi düzenlemek ve ücretini tam ve zamanında ödemek özel istihdam bürosunun yükümlülüğündedir.
Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi ile çalışan işçinin iş kazasına uğraması durumunda, kim sorumlu olacağı önem arz etmektedir. Geçici işçinin iş edimini sunduğu sırada iş kazası geçirmesi veya meslek hastalığına tutulması halinde, kazazedenin ya da yakınlarının hangi işvereni dava edeceği konusu tartışmaya açık durumdadır. İş sözleşmesinin tarafı olan büro işverenine sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluğu kapsamında husumet yöneltilebilecek midir? Yoksa istihdam eden sıfatıyla geçici işçiyi çalıştıran işveren mi sadece davaya taraf olabilecektir? Tüm sorumluluğu sadece istihdam eden işverene yüklemenin hakkaniyetle bağdaşmayacağı, her iki işverenin de birlikte sorumlu olması gerektiği düşüncesindeyim[10].
Çünkü, iş sağlığı ve güvenliği bakımından özel istihdam bürosunun bilgilendirme yükümlülüğü, sağlık gözetiminin yerine getirilmesi gibi hususlar devam edecektir. Özel istihdam bürosunun söz konusu yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının ödünç işçinin ödünç alan işveren yanında çalışırken kaza geçirmesine katkıda bulunması halinde, somut olayın özelliğine göre özel istihdam bürosu da kusurlu sayılacaktır[11]. Tabi ki buradaki sorumluluk hukuki sorumluluktur. İşçinin iş kazası veya meslek hastalığına önlem almayarak kişisel kusuru ile sebep olanlar ceza hukuk açısından sorumlu olabilecektir. Bu kapsamda geçici işçi çalıştıran işverenler, İSG ile ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmesi bakımından “sorumsuzluk anlaşması” yapamazlar. Çünkü sorumsuzluk anlaşmasının geçerliliği Türk Borçlar Kanunu m.115’e tabidir. Kural olarak “Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olamayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür” (TBK m.115/I II). Her iki işverenin de geçici işçi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcu bulunduğundan sorumsuzluk anlaşmasının geçerliliği bulunmamaktadır[12].
Geçici iş ilişkisi ile istihdam edilen işçinin ödenmeyen ücretinden kimin sorumlu olacağı hususuna gelince; Kanun koyucu geçici iş ilişkisi ile istihdam edilen işçilerin ücretlerini garanti altına almak amacıyla her iki işverene de bir takım sorumluluklar getirmiştir. Nitekim kurulan geçici iş ilişkisinde, geçici işçi çalıştıran işveren işyerinde bir ayın üzerinde çalışan geçici işçilerin ücretlerinin ödenip ödenmediğini çalıştığı süre boyunca her ay kontrol etmekle, özel istihdam bürosu ise ücretin ödendiğini gösteren belgeleri aylık olarak geçici işçi çalıştıran işverene ibraz etmekle yükümlü kılınmıştır (İşK m.7/12). Aynı zamanda geçici işçi çalıştıran işveren, ödenmeyen ücretler mevcut ise bunlar ödenene kadar özel istihdam bürosunun alacağını ödemeyerek, özel istihdam bürosunun alacağından mahsup etmek kaydıyla geçici işçilerin en çok üç aya kadar olan ücretlerini doğrudan işçilerin banka hesabına yatıracaktır. Bunun yanısıra ücreti ödenmeyen işçiler ve ödenmeyen ücret tutarları geçici işçi çalıştıran işveren tarafından çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne bildirilecektir (İşK m.7/12)[13].
Geçici iş ilişkisinde yasal sürenin dolmasına rağmen işçi çalışmaya, işveren de çalıştırmaya devam ederse, nasıl bir hukuki sonuç doğacaktır? İş ilişkisinin sözleşmenin kanuni süresinin tamamlanmasına rağmen sonlandırılmaması halinde, özel istihdam bürosu işçisi ile geçici işçi çalıştıran işveren arasındaki ilişkinin sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren belirsiz süreli iş ilişkisi kabul edileceği düzenlenmiştir. Bu durumda özel istihdam bürosu işçinin geçici iş ilişkisinden kaynaklanan ücretinden, işçiyi gözetme borcundan ve sosyal sigorta primlerinden sözleşme süresiyle sınırlı olmak üzere sorumludur (İşK m.7/13). Bu düzenlemenin özel istihdam bürosu tarafından kötüye kullanılarak özel istihdam bürosunun geçici iş ilişkisi sürecindeki yükümlülüklerinden imtina etmesini engellemek üzere sorumluluğu düzenlenmiştir[14].
Sonuç olarak, özel istihdam bürolarına mesleki anlamda geçici iş ilişkisi yetkisi verilmesiyle ilgili 4857 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde 6/5/2015 tarihli ve 6715 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmıştır. Geçici iş ilişkisi, meslek amaçlı olarak Türkiye İş Kurumu’ndan izin almış özel istihdam büroları aracılığıyla yerine getirilmektedir. Salt özel istihdam bürosu açma izni almak geçici iş ilişkisi kurmak için yeterli değildir. Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi, Türkiye İş Kurumunca verilmiş yetki belgesi sahibi işçi temin edecek özel istihdam bürosu ile geçici işveren arasında geçici işçi sağlama sözleşmesi yapılarak geçici işçilerin bazı haller dışında yılda en fazla dört ay süreyle geçici işverenler tarafından istihdam edilmesi ile gerçekleşir Geçici iş ilişkisi, mevsimlik işler hariç dönemsellik arz eden iş artışları haricinde toplam sekiz ayı geçmemek üzere en fazla iki defa yenilenebilecektir (İşK. m.7/2). Doğrudan işçi bulmakta zorlanan işverenlerin son zamanlarda mesleki anlamda geçici iş ilişkisi kurma yetki belgesi olmayan firmalardan işçi temin ettikleri görülmektedir. Böylesi bir durumda geçici işverenler hem hukuki hem de cezai açıdan sorumlu olabileceklerdir.
Nitekim, bu gibi bir durumda hem işçi talep eden geçici işverenlere hem de yetkisiz işçi temin eden firmalara 4904 sayılı Kanun’un 20’nci maddesi uyarınca, idari para cezası uygulanmaktadır. Kurumdan izin almamasına veya yetkisi iptal edilmesine rağmen geçici iş ilişkisi düzenleyen gerçek veya tüzel kişilere 298 bin 592TL, fiilin tekrarı halinde ise 597 bin 191 TL, bu kapsamda hizmet alan geçici işverenlere ise 119 bin 428 TL idari para cezası uygulanmaktadır.
Lütfi İNCİROĞLU
[1] 6/5/2015 tarihli ve 6715 sayılı İş Kanunu İle Türkiye İş Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun; ALPER, Yusuf/KILKIŞ, İlknur, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, 6. Baskı, Bursa 2021, s.53; İNCİROĞLU, Lütfi, Özel İstihdam Büroları Aracılığı İle Geçici İş İlişkisi, TERAZİ, (Aylık Hukuku Dergisi), Kasım 2017, C:12, Sayı:135, s.32.
[2] ÖZTÜRK, Berna, Özel İstihdam Büroları Aracılığıyla Kurulan Meslek Edinilmiş Geçici İş İlişkisinde Tarafların İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülüğü, İş Hukukunda Yeni Yaklaşımlar I, İstanbul 2017, s.280 vd.
[3] ALPER/KILKIŞ, s.53;İzmir 3.HD.04.10.2019 T., 2019/1778, K.2019/1423, ÇİL, Şahin, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, 9. Baskı, Ankara 2022, s.316 vd; İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.32 vd.
[4] İzmir 3.HD.04.10.2019 T., 2019/1778, K.2019/1423, ÇİL, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, s.316 vd; CİVAN, Mesleki Edinilmiş Ödünç İş İlişkisi İle İlgili Güncel Gelişmeler, İş Hukukunda Yeni Yaklaşımlar I, s.108. vd; ÖZTÜRK, Özel İstihdam Büroları s.2016-2017; URHANOĞLU, İştar/KÖKEN, Tuğba Hilal, Ankara 2021, Şemalarla Bireysel İş Hukuku, s.40-41.
[5] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.36 vd.
[6] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.32 vd.
[7] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.38 vd.
[8] ÖZTÜRK, Özel İstihdam Büroları, s.218; URHANOĞLU/KÖKEN, Şemalarla Bireysel İş Hukuku, s.40.
[9] CİVAN, Mesleki Edinilmiş Ödünç İş İlişkisi, s.118. vd; İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.38 vd.
[10] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.39.
[11] CİVAN, Mesleki Edinilmiş Ödünç İş İlişkisi, s.118. vd.; ÖZTÜRK, Özel İstihdam Büroları, s.224.
[12] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.39.
[13] İzmir 3.HD.04.10.2019 T., 2019/1778, K.2019/1423, ÇİL, İş Hukuku Yargıtay İlke Kararları, s.316 vd
[14] İNCİROĞLU, Geçici İş İlişkisi, s.36 vd.









Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin sıralandığı Fortune 500 Türkiye – 2022 Araştırması’na göre, şirketlerin 2022 yılı net satışları, bir önceki yıla göre yüzde 148,7 gibi rekor bir oranda artarak yaklaşık 8 trilyon liraya çıktı. Fortune 500 Türkiye şirketlerinin 2022’de gerçekleştirdiği ihracat, bir önceki yıla göre, yüzde 137,9 artarak 2.1 trilyon TL’nin üzerine çıkarken, net kârı ise yüzde 245,5 artarak 545.1 milyar lirayı aştı.
Fortune Türkiye ve CRIF Türkiye’nin bu yıl 16’ncısını gerçekleştirdikleri ve Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin listelendiği Fortune 500 Türkiye Araştırması, dikkat çeken sonuçlar ortaya koydu. Fortune 500 Türkiye Araştırması’nın 2022 sonuçları, Fortune Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Şule Laleli, Fortune 500 Türkiye Borsa Editörü Zeynep Aktaş ile CRIF Türkiye Genel Müdürü Kerem Özgür Araç ve CRIF Analitik Birim Müdürü Yavuz Arsoy’un katılımıyla Radisson Blu Bosphorus Ortaköy’de gerçekleştirilen basın toplantısında açıklandı. Fortune 500 Türkiye-2022 Araştırması, Türkiye’nin en büyük şirketlerinin geçen yıl net satışlar, ihracat ve kâr anlamında rekor düzeyde büyüme/artış yakaladıklarını ortaya koydu.
Türk Eximbank Kaynaklı Krediler
Tanım ve Kapsam
Kredi;



Pandemi, savaş, afet, ekonomik kriz vb. birçok hayati problemin art arda yaşandığı ve dünyaca olağanüstü günlerden geçtiğimiz son dönemde; sorunlara sosyal ve yenilikçi çözümler üretenlerimiz belki de insanlığı kurtaracak girişimlere imza atacak. Böyle girişimleri başlatmak için ise motive olabilmek oldukça önemli.




Hatırlarsınız pandemi döneminde sizlerle Okuma Kulübü webinarleri gerçekleştirmiştik. Ara ara toplanıp iş dünyasından kitapları ayrıntılı bir biçimde incelemiştik. Üç yıl aradan sonra projenin bir şekilde ilerlemesini istedim. İlk adım kitap önerileri olacak.
Başlıktaki “devler”, alanlarında başarı göstermiş girişimci, sporcu, yazar, yönetici, sanatçı vb. pek çok kişiyi işaret ediyor. Ünlülerle dolu bu kitapta herkesin başarı tanımlaması farklı. Her birinin akılda kalıcı bir alışkanlığı var. Gün rutinleri, yeme içme alışkanlıkları, sosyal yönler, ticari zeka ya da inandıkları ritüeller.
Keyifli okumalar, iyi pazarlar… 
AB Komisyonu 13 Haziran tarihinde, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasının (SKDM-CBAM) Ekim-2023 ve 2025 tarihleri arasındaki geçiş dönemi sürecinde yapılacak raporlama yükümlülükleri hakkındaki taslak uygulama yönetmeliğini paydaşların görüşlerine sundu. Taslak yönetmelik raporlama yükümlülükleri yanında İthalatçılardan istenen SKDM mallarına ait bilgileri ve bu ürünlerin üretim süreçleri esnasında salınan gömülü emisyonların hesaplama metodolojilerini ayrıntılarıyla içermektedir. Uyum süreci, uygulama esnasında oluşacak zorlukları gidermek ve gerekli veriyi oluşturmak açısından kritiktir. İthalatçılar, uygulama tarihi olan 2026’ya kadar herhangi bir mali yükümlülük olmadan sadece emisyon raporlaması yükümlülüklerini yerine getirirken, yönetmelikteki eksikliklerde yerine getirilecektir.
İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, ihale konusu iş veya benzer işlerdeki deneyimini göstermek üzere hizmet işine ait tabela ve totem yapımını içeren iş deneyim belgesinin sunulduğu ancak sunulan belgenin hizmet işine ait olduğundan bahisle tekliflerinin değerlendirme dışı bırakıldığı, İdari Şartname’nin 7.6’ncı maddesinde benzer işin “Her Türlü Tabela ve Reklam Panoları Yapım İşi” olarak belirlendiği, Yapım İşlerinde Benzer İş Grupları Listesi’nde söz konusu benzer işin bulunmadığı, reklam ve tabela işlerinin genellikle hizmet veya mal alımı ihalesine konu edildiği, başvuruya konu yapım işi ihalesinin içerik olarak diğer tabela ve reklam işleriyle aynı olduğu ve değerlendirme dışı bırakılma kararının uygun olmadığı iddiasına yer verilmiştir.
Kendini gerçekleştiren kehanet hem kişinin kendisi hem de diğer kişilerin o kişi hakkındaki beklentileri çerçevesinde de sonuçlar vermektedir. Diğer bir ifade ile kişinin kendisi hakkındaki beklentileri kadar diğer kişilerin o kişi hakkındaki beklentileri de bu beklentilere uygun sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir (3).
Nitekim, Yargıtay bir kararında, “Somut uyuşmazlıkta, davacı tanıklarının, işyerinde davacının üzerinde çalışan yöneticilerin bulunduğunu beyan ettikleri görülmüş olup, davacının çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğine yönelik bir açıklama veya yazılı kayıt dosya içerisinde bulunmamaktadır. Davalı tarafından, davacının üst düzey yönetici konumunda olduğu ve mesai işleyişini kendisinin belirlediği savunulmasına karşın buna yönelik bir delil dosyaya sunulmamıştır” demek suretiyle işverence görevlendirilen kişinin üst düzey yönetici olup olmadığı ve bu kişinin mesai işleyişini kendisinin belirlediğinin ispat edilmesi gerektiğine hükmetmiştir