Deprem Nedeniyle Kamu İhale Mevzuatı Tedbirleri

Tüm Türkiye’yi yasa boğan 6/2/2023 tarihinde meydana gelen depremler dolayısıyla ihale mevzuatı ve bu hususla ilgili diğer mevzuatlar ile ilgili kolaylaştırıcı tedbirler alınmaya devam etmektedir. Bu maksatla aşağıdaki kararlar alınmıştır;

  1. 09 Şubat 2023 Tarihli ve 32099 Sayılı Resmî Gazete 1. Mükerrer sayısında yayımlanan 6787 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile;  06/02/2023 tarihinde ülkemizde meydana gelen depremler nedeniyle Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanması amacıyla tüm idareler tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesinin (d) bendi kapsamında doğrudan temin yoluyla yapılacak alımlarda uygulanacak parasal limit 28/2/2023 tarihine kadar (bu tarih dahil) 000.000 (beş milyon) Türk Lirası olarak belirlenmiştir. 
  2. Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından 08.02.2023 tarihinde “Depremden Etkilenen İllerde Ödeme İşlemleri” konulu genel yazı yayımlanmıştır. Buna göre, deprem bölgesinde yer alan ve depremden etkilenen harcama birimlerince Merkezi Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliğinde düzenlenmesi öngörülen belgelerin düzenlenememesi halinde Bakanlığımızca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar;
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yönetilen KPHYS (Kamu Personeli Harcama Yönetim Sistemi) üzerinden yapılan personel ödemelerinde, banka listesi elektronik ortamda aktarıldığından sadece ödeme emri belgesi,
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yönetilen MYS (Harcama Yönetim Sistemi) üzerinden veya ilgili kurum bilişim sistemleri üzerinden yapılan personel ödemelerinde banka listesi ve ödeme emri belgesi,
  • Doğrudan temin limitine kadar olan zorunlu ve ivedi mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin giderlerin ödenmesinde ise harcama talimatı, fatura (fatura temin edilememesi halinde harcama pusulası) ile malın, hizmetin alındığını veya işin yaptırıldığını gösteren harcama birimince düzenlenen tutanak ve ödeme emri belgesi,

ile ödemeler gerçekleştirilecektir. Söz konusu belgeler sistem üzerinden elektronik ortamda iletilecek olup ıslak imzalı asılları harcama biriminde muhafaza edilecektir.

Diğer taraftan, ödeme sürecinde görevli personelin görev ve sorumluluklarının yerine getirilmesini teminen Ödeme yapacak kamu idaresince, görevi ifa edemeyecek durumda olan personelin yerine harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlilerine ilişkin görevlendirmelerin yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, muhasebe hizmeti veremeyecek durumda olan muhasebe birimleri için hizmet sunumunda sorun yaşanmayan muhasebe biriminin görevlileri yetkilendirilerek ilgili birime de hizmet vermeleri sağlanacak olup bu kapsamda mahallinde yapılamayan yetkilendirme işlemleri için Hazine ve Maliye Bakanlığı (Muhasebat Genel Müdürlüğü) tarafından gerekli yetkilendirme yapılacaktır.

  1. Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü tarafından 08.02.2023 tarihinde “Ön Mali Kontrole İlişkin Tutarlar” konulu genel yazı yayımlanmıştır. Buna göre;

06/02/2023 tarihinde Ülkemizde yaşanan depremler sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak 31/12/2005 tarihli ve 26040 üçüncü mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İç Kontrol ve Ön Mali Kontrole İlişkin Usul ve Esasların “Taahhüt evrakı ve sözleşme tasarıları” başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan parasal tutarlar olağanüstü hal süresince;

  • Mal ve hizmet atımları için on beş milyon Türk Lirası,
  • Yapım işleri için kırk beş milyon Türk Lirası,

olarak uygulanır.

  1. Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü tarafından 08.02.2023 tarihinde “Depremden Etkilenen İllerde Harcama Yetkililiği ve Gerçekleştirme Görevliliği” konulu genel yazı yayımlanmıştır. Buna göre;

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 31 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında, “Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi, üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, diğer idarelerde ise Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir. ” hükmü yer almaktadır. Anılan Kanunun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasında ise gerçekleştirme görevlilerinin harcama yetkilileri tarafından belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre, 06/02/2023 tarihinde Ülkemizde yaşanan depremler sonucunda depremden etkilenen harcama birimlerinde harcama işlemlerinin gerçekleştirilmesinde aksaklık yaşanmaması amacıyla;

  • Mevcut harcama yetkilisi görevi ifa edemeyecek durumda ise harcama yetkilisinin ilgili üst yönetici tarafından belirlenmesi,
  • Gerçekleştirme görevlilerinin ise harcama yetkilileri tarafından belirlenmesi uygun olacaktır.
  1. 02.2023 tarih 32107 sayılı Resmi Gazete ’de, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından; Tahsilat Genel Tebliği Seri: A Sıra No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri: A Sıra No: 15)yayımlanmıştır. Buna göre; “6/2/2023 tarihinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremler nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca ülke genelinde 31/7/2023 tarihine kadar (bu tarih dahil) deprem kapsamında yapacakları ödemeler sırasında hak sahiplerinden vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılmaması yönünde düzenleme yapılmıştır.,

Bu vesile ile 06.02.2023 tarihindeki depremlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet yaralılara acil şifalar diliyorum.

Mehmet ATASEVER

Kamu İhale Kurulu Eski Üyesi/Akademisyen

Kızıl ve Mavi Okyanus Stratejileri

Rekabet işletmecilik literatürünün olmazsa olmaz kavramlarından ve inceleme konularından biridir. Gerçekten de rekabetçilik, rekabet avantajı kazanma, rakip analizi gibi kavramlar işletmecilik literatürünün günlük konu başlıkları arasında ön plana çıkmaktadır.

W. Chan Kim ve Renée Mauborgne tarafından ileri sürülen ve geleneksel rekabet anlayışını farklı bir bakış açısıyla ele almayı hedefleyen “Mavi Okyanus Stratejisi” (Blue Ocean Strategy) görüşü işletmecilik alanında oldukça büyük bir ilgi ile karşılanmıştır.

Bu yaklaşım basitçe coğrafi ve sektörel kısıtlardan bağımsız olarak eninde sonunda bütün işletmelerin ve yöneticilerin karşı karşıya kalmak durumunda oldukları “piyasada yeni bir alan yaratma” sorunu üzerine odaklanmaktadır. Kim ve Mauborgne mevcut bir piyasada çok sayıda rakibin bulunduğu piyasaları “Kızıl Okyanus” (Red Ocean) olarak isimlendirmekte, bu piyasalarda geleneksel olarak nitelendirdikleri rekabet stratejilerinin uygulandığını ve bu stratejilerin kaçınılmaz olarak firmaların ve ürünlerin birbirlerini taklit etmesine ve sonuçta kâr marjının düşmesine neden olduğunu ileri sürmektedir (1, 2).

Kim ve Mauborgne, 2005 yılında yayınladıkları “Mavi Okyanus Stratejisi: Rekabetin Olmadığı Bir Piyasa Alanı Nasıl Yaratılır ve Rekabet Nasıl Geçersiz Kılınır?” (Blue Ocean Strategy: How to Create Uncontested Market Space and Make the Competition Irrelevant) isimli kitapta analizlerine Cirque du Soleil örneği ile başlamaktadırlar.

Bu iki yazara göre, sirk gösterilerine getirdikleri yenilik ve farklılıkla dünya çapında ün kazanan Cirque du Soleil’in bu başarısı, mevcut sirklerin bulunduğu bir piyasada seyircilerine geleneksel sirk gösterilerini sunarak rakipleriyle mücadele etmek yerine, geleneksel sirk gösterilerinden farklılaşarak yeni bir piyasa oluşturmalarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Mavi Okyanus Stratejisi basitçe “rekabetin üstesinden gelebilmenin tek yolu rekabetin üstesinden gelmek için çaba göstermekten vazgeçmektir” anlayışına dayanmaktadır. Diğer bir ifade ile rekabetin hüküm sürdüğü bir piyasada mücadele etmek yerine rekabetin bulunmadığı yeni ya da farklılaştırılmış bir piyasa arayışı “Mavi Okyanus Stratejisi” olarak tanımlanmaktadır (3).

Mavi Okyanus Stratejisinin temelini “Değer Yenilikçiliği” (Value Innovation) oluşturmaktadır. Buna göre her sektörün rekabet şartlarıyla ilgili maliyet unsurları vardır ve Mavi Okyanus Stratejisi ile bu maliyet unsurları ya azaltılarak ya da tamamen ortadan kaldırılarak maliyet avantajı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu strateji ile alıcılar ve müşteriler açısından da yeni değerlerin sunulması söz konusu olduğundan, onlar açısından da olumlu bir etkiye sahiptir. Maliyet avantajı zaman içerisinde ölçek etkisiyle daha da artacaktır. Değer Yenilikçiliği hem firmanın maliyet avantajı hem de alıcı ve müşteriler için yaratılan yeni değerin kesişim noktasında ortaya çıkmaktadır (4).

Bu tip piyasalar sanılanın aksine derin, güçlü ve kâr potansiyeli yüksek olabildiği için Mavi Okyanus benzetmesi kullanılmaktadır. Üstelik bu yeni piyasalarda henüz rakip bulunmadığı için rekabete ilişkin kural da yoktur (5) ve doğal olarak oyunun kurallarını bu piyasayı ortaya çıkartan ya da keşfeden firma belirleyecek ve uzunca bir süre bunun avantajından yararlanacaktır. Apple firmasının 2000’lerin başından itibaren iTunes ve iPod aracılığıyla dijital müzik piyasasını yönlendirmeye başlaması ve bunu kendisi için bir çıkış noktası olarak kullanması buna iyi bir örnek olarak verilebilir (6, 7).

Mavi Okyanus Stratejisine göre bir piyasanın sınırlarının olduğu fikri yöneticilerin düşünce tarzlarından kaynaklanan bir yanılsamadır. Bu yanılsama da sürekli olarak “arz” odaklı düşünmekten kaynaklanmaktadır. Oysa doğru tercih talep üzerine odaklanmayı ve “talebin kilidini açmak için” ne gibi yenilikçi unsurların gerekli olduğunun incelenmesini ve anlaşılmasını gerektirmektedir (8).

Kısacası bu bakış açısına göre firmaların faaliyetlerinin ve kaynaklarının bir bölümünü mevcut bir piyasada var olma mücadelesi için kullanılmaları aslında hem kendileri hem de alıcılar ve müşteriler açısından verimsizdir. Bu nedenle bu kaynakların henüz keşfedilmemiş bir piyasa bulmak ya da ortaya çıkarmak için kullanılması hem firma hem de alıcı ve müşteriler açısından daha büyük bir değerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Diğer yandan Mavi Okyanus Stratejisinin temel dayanak noktasının günümüzde de önemli bir yere sahip bulunan “yenilikçilik” kavramı olduğu da görülmektedir. Bu nedenle bu stratejinin bize “yenilikçiliğin” önemini bir kez daha hatırlattığını ve iş dünyasında gerek işletmeler gerekse de yöneticiler açısından “yenilikçiliğin”, “yenilikçi bakış açılarının” ve “yenilikçi yaklaşımların” en önemli yetenek ve beceri olduğunu bir kez daha gösterdiğini ileri sürmek mümkündür.

Prof. Dr. Umut OMAY

Kaynaklar

(1) Kim, W. C. and Mauborgne, R. (2005), Blue Ocean Strategy: How to Create Uncontested Market Space and Make the Competition Irrelevant, Harvard Business School Press, Boston,

(2) Harvard Business Review Press Editors (2017), “Introduction”, in The W. Chan Kim and Renée Mauborgne Blue Ocean Strategy Reader, Harvard Business Review Press, Boston, p. ix.

(3) Kim and Mauborgne, ibid., p. 4-5.

(4) ibid., p. 12-17.

(5) “What is Blue Ocean Strategy?”, Çevrimiçi: https://www.blueoceanstrategy.com/what-is-blue-ocean-strategy/, (22.02.2023).

(6) “Blue Ocean Strategy Examples”, Çevrim içi: https://blueoceansys.com/blue-ocean-strategy-examples/, (22.02.2023).

(7) “Think Different: Apple’s Blue Ocean Formula for Success”, Çevrimiçi: https://www.blueoceanstrategy.com/blog/think-different-apple/, (22.02.2023).

(8) “Red Ocean vs Blue Ocean Strategy”, Çevrimiçi: https://www.blueoceanstrategy.com/tools/red-ocean-vs-blue-ocean-strategy/, (22.02.2023).

PROF. DR. UMUT OMAY – MAKALE LİSTESİ

GİRİŞİMCİLİK VE YÖNETİCİ GÜÇLENDİRME

PAZARLAMA

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

İŞ DÜNYASINDA TUTUM VE DAVRANIŞ

DİĞER KONULAR

Alım Talebi: Çim Sınırlayıcı – Çim Ayırıcı

Bir firmamız için, çim sınırlayıcı – çim ayırıcı alımı yapılacaktır. Detaylar için iletişime geçilmesi rica olunur.

Son Teklif Tarihi: 10.03.2023

Taleplerinizi talep havuzunda yayınlamak için tıklayınız.

Çim Sınırlayıcı için tekliflerinizi: ticaret@satinalmadergisi.com adresine gönderebilirsiniz.

Türk Organik Sektörü 1 Milyar Dolar İhracat Hedefliyor

Yeşil ve yaşanabilir bir dünya için sürdürülebilirliğin en önemli ayaklarından birinin organik üretim ve ihracatını artırmak olduğuna inanan Türk organik sektörü, dünya organik sektörünün en büyük buluşması BioFach Organik Ürünler Fuarı’nda, Türk organik gıdalarını dünyanın beğenisine sundu.

Yıllık 1,6 milyon ton organik gıda üretimimiz olduğunu belirten Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, dünya genelinde 121 milyar Avro’luk bir hacme ulaşan organik sektöründen yüzde 1 pay almayı hedeflediklerini, Bu yıl 14-17 Şubat 2023 tarihleri arasında Almanya’nın Nürnberg şehrinde düzenlenen BioFach Fuarı’na bu amaçla çeyrek asırdır Türkiye Milli Katılım Organizasyonu gerçekleştirdiklerini dile getirdi.

Türkiye Marka standında Dünyaca Ünlü Türk Şef İbrahim Önen’in, Türk organik ürünleriyle; organik severlere geleneksel Türk mutfağıyla Batı mutfağının harmanlandığı birbirinden lezzetli yemekler hazırlayıp ziyaretçilerin hem gözüne hem de midesine hitap ettiğini vurgulayan Eskinazi, “Avrupalılara bir lezzet şöleni yaşattık. Milli katılım organizasyonumuzla 16, bireysel 26 olmak üzere toplam 42 Türk firmamız BioFach Fuarı’na katıldı. Türk firmaları yoğun olarak; kuru meyve, tahıl ve bakliyat, dondurulmuş gıda, fındık, meyve suyu ürünlerini sergiledi. Fuar, 95 ülkeden 2 bin 765 firma ve 135 ülkeden 36 bin ziyaretçiyi buluşturdu.”

Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı 3 ülke arasına girmeyi hedefliyoruz

Türkiye’de 49 bin çiftçinin 352 bin hektar alanda, 267 tür ve 1,6 milyon ton organik ürün ürettiği bilgisini paylaşan EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “Türkiye’de organik üretime ayrılan alanlar yüzde 1,7 ile dünya ortalamasının üzerinde. Organik üretici sayısında AB’de 3., dünyada 12. Sıradayız. Ege Bölgesi organik üretim ve ihracatında lider konumda. Türkiye’nin organik ürün ihracatının yüzde 75’i Ege Bölgesi’nden gerçekleştiriliyor. Yıllık 3 milyon tona yakın organik ürün ithal eden Avrupa Birliği’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 7. Sıradayız, hedefimiz bu listede ilk üçe girmek” diyerek sözlerini noktaladı.

Işık: “AB Yeşil Mutabakatına 35 yıl önce uyum sağladık”

Avrupa Birliği’nin 2019 yılında dünyanın gündemine getirdiği, Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla; iklim krizine karşı daha yeşil ve yaşanabilir bir dünyanın temellerini attığını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, Türk organik sektörünün Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine uyum sağlamış bir sektör olduğuna dikkati çekti.

Organik sektörü olarak 1 milyar dolar ihracat hedefliyoruz

“Türkiye’nin de yaklaşık 35 yıllık organik sektöründe bir deneyimi var” tespitinde bulunan Başkan Işık, “Bu tecrübelerimizle diğer sektörlerimizin iklim kriziyle mücadelesine örnek olmalıyız ve 2050 yılına kadar Türkiye’nin karbon nötr hedeflerine ulaşmak için BioFach Fuarı ve benzer organizasyonlarda güçlü bir şekilde yerimizi almamız gerekiyor. En büyük ihraç pazarımız AB’nde konumumuzu korumak, sürdürülebilir ve çevreci üretim yapabilmek, küresel iklim krizine dur diyebilmek için insancıl bir ekosistemi tüm sektörlerimizde kurmak ve hayata geçirmek zorundayız. Ege İhracatçı Birlikleri olarak sürdürülebilirlik ile ilgili adımlarımızı atmak, stratejik planımızın öncelikli maddeleri arasında. Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, pandemi sonrasında Almanya ve Avrupa Birliği organik üretimi yüzde 30 artırma kararı aldığını net bir şekilde dünya kamuoyuna iletti. Bizim de önceliğimiz topraklarımızı koruyarak, sağlıklı gıda üretiminde sürdürülebilirliği sağlamak olacak. Organik üretimi artırmak için topraklarımızı korumamız şart. UR-GE ve ARGE projelerimizle bu başlığa odaklanacağız. Üniversiteler, Enstitüler, üreticiler bu konuda paydaşlarımız olacak. Günümüzde 500 milyon dolar seviyesinde olan organik ürün ihracatımızı bu sayede 1 milyar dolara çıkaracağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu.

BioFach Fuarı’nda 100’den fazla etkinlik yapıldı

BioFach Fuarı’nda organik ürünler konusunda uzmanlar eşliğinde 100 kadar workshoplar, sempozyum ve müzakereler yapılırken, BioFach’ın patronluğunu yapan IFOAM (International Federation of Agricultural Movements) tarafından sürdürülen “BioFach Congress” Programına yoğun bir katılım gerçekleştirildi. Fuar pandemi sonrası 2 yıllık aranın ardından kendi tarihi olan Şubat ayında düzenlendi. Pandemi sonrasındaki ilk fuar, ziyaretçi ve katılımcı sayısı olarak pandemi öncesi dönem rakamlarının gerisinde kalsa da, katılımcılar pandemi sonrası normalleşme süreci içerisinde değerlendirildiğinde katılımcı ve ziyaretçi sayılarından oldukça memnun kaldıkları bir fuar olarak değerlendirdiler. Özellikle ziyaretçi profili Türk firmalarını mutlu etti.

BioFach Fuarı’nı ziyaret eden Nürnberg Başkonsolosluğu Konsolos Vekili Ünal Atçalıoğlu ve Münih Ticaret Ataşesi Ali Bayraktar Türk firmalarının standlarını ziyaret ederek, Türk firmalarına Avrupa ve organik pazarıyla ilgili deneyimlerini aktardılar.

BioFach Fuarı’na Türkiye Milli Katılım Organizasyonuyla; Arnada Gıda Tic San. A.Ş., Biyo-Sam Organik Tarım Nakliye Gıda İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Deniz Foods Dış Ticaret ve Gıda San. Ltd. Şti., Ertürk Üzüm ve Tarım Ürünleri A.Ş., Göknur Gıda Maddeleri Enerji İmalat İth. İhr. Tic. ve San. A.Ş., Işık Tarım Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Kırlıoğlu Tarımsal Ürünler Gıda İnş. San. Tic. A.Ş., Mapeks Gıda ve Sanayi Mamulleri İhr. ve Tic. A.Ş., Nimeks Organik Tarım Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti., Osman Akça Tarım Ürünleri İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş., Özgür Tarım Ürünleri San ve Tic A.Ş., Pagmat Pamuk Tekstil Gıda San. ve Tic. A.Ş., Saneks Kuru İncir İşl ve Tic A.Ş., Seyrani Agro Gıda San. Dış. Tic. Ltd. Şti, Tunay Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., ve Yavuz İncir Gıda Tarım Ticaret Limited Şirketi firmaları katıldı.

Acil Durumlarda İşçi Görev Tanımı Dışında Çalıştırılabilir mi ?

Yargıtay’a göre, “İş hukukunun en tartışmalı alanlarından biri çalışma koşullarının tespiti ile bu koşulların uygulanması, değişiklik yapılması, en nihayet işçinin kabulüne bağlı olmayan değişiklik ile işverenin yönetim hakkı arasındaki ince çizginin ortaya konulmasıdır.

İş hukuku, işçi hakları yönünden sürekli ileriye yönelik gelişimci bir karaktere sahiptir. Bu anlayıştan hareket edildiğinde, işçinin haklarının iş ilişkisinin devamı sırasında daha ileriye götürülmesi, iş hukukunun temel amaçları arasındadır. Çalışma koşulları bakımından geriye gidişin işçinin rızası hilafına yapılamaması gerekir.

İş ilişkisinden kaynaklanan ve işin yerine getirilmesinde tabi olunan hak ve borçların tümü, “çalışma koşulları” olarak değerlendirilmelidir.

4857 sayılı İş Kanununun 22. maddesindeki, “işveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir” şeklindeki düzenleme, çalışma koşullarındaki değişikliğin normatif dayanağını oluşturur.

Çalışma koşullarının değişikliğinden söz edebilmek için öncelikle bu koşulların neler olduğunun ortaya konulması gerekir.

Sözü edilen 22. maddenin yanı sıra Anayasa, yasalar, toplu ya da bireysel iş sözleşmesi, personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ile işyeri uygulamasından doğan işçi ve işveren ilişkilerinin bütünü, çalışma koşulları olarak değerlendirilmelidir.

İş sözleşmesinin esaslı unsurları olan işçinin iş görme borcu ile bunun karşılığında işverenin ücret ödeme borcu, çalışma koşullarının en önemlileridir. Bundan başka, işin nerede ve ne zaman görüleceği, işyerindeki çalışma süreleri, yıllık izin süreleri, ödenecek ücretin ekleri, ara dinlenmesi, evlenme, doğum, öğrenim, gıda, maluliyet ve ölüm yardımı gibi sosyal yardımlar da çalışma koşulları arasında yerini alır. İşçiye özel sağlık sigortası yapılması ya da işverence primleri ödenmek kaydıyla bireysel emeklilik sistemine dahil edilmesi de çalışma koşulları kavramına dahildir (Yargıtay 9.HD. 27.10.2008 gün 2008/29715 E, 2008/28944 K.).

Uygulamada, yazılı olarak yapılan iş sözleşmelerinde çoğunlukla işçinin yerine getireceği iş, unvanı, ücret ve ekleri belirtilmekle birlikte, çalışma koşullarının tespitine yönelik ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemektedir. Bu noktada çalışma koşullarının tespiti ve değişikliğin yapılıp yapılmadığı konularında ispat sorunlarını beraberine getirmektedir. Çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı değişiklik yapıldığı konusunda ispat yükü işçidedir.

İş sözleşmesinde, gerektiğinde çalışma koşullarında değişiklik yapabileceğine dair düzenlemeler bulunması halinde, işverenin genişletilmiş yönetim hakkından söz edilir. Bu halde işveren, yönetim hakkını kötüye kullanmamak ve sözleşmedeki sınırlara uymak kaydıyla işçinin çalışma koşullarında değişiklik yapma hakkını sürekli olarak kazanmış olmaktadır. Örneğin, işçinin gerektiğinde işverene ait diğer işyerlerinde de görevlendirilebileceği şeklindeki sözleşme hükümleri, işverenin bu konuda değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Anılan hak objektif olarak kullanılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshini sağlamak için sözleşme hükmünün uygulamaya konulması, işverenin yönetim hakkının kötüye kullanılması niteliğindedir (9. HD. 7.7.2008 gün, 2007/24548 E, 2008/19209 K.).

Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklar arasında, iş sözleşmesinin eki sayılan personel yönetmeliği veya işyeri iç yönetmeliği gibi belgeler de yerini alır. Bu nedenle işçinin açık veya örtülü onayını almış personel yönetmeliği, iş sözleşmesi hükmü niteliğindedir. İşyerinde öteden beri uygulanmakta olan personel yönetmeliğinin kural olarak işçi ile iş ilişkisinin kurulduğu anda işçiye bildirilmesi gerekir. Daha sonra yapılacak olan değişikliklerin de işçiye duyurulması bağlayıcılık açısından gereklidir. Yasal veya sözleşme gereği bir zorunluluk olmadığı halde, işyerinde uygulana gelen “işyeri uygulamaları” da çalışma koşullarının belirlenmesinde etkindir.

İşyerindeki uygulamaların tüm işçiler yönünden ortak bir nitelik taşıması mümkün olduğu gibi, eşit konumda olan bir ya da birkaç işçi açısından süregelen uygulamalar da çalışma koşullarını oluşturabilir.

Çalışma koşullarının değiştirilmesi, işçiye hiç iş verilmemesi ya da daha az iş verilmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin parça başı ücret usulüne göre çalıştığı durumlarda bu durumun işçi aleyhine olduğu tartışmasızdır. Ancak işçiden iş görmesi istenmemekle birlikte, ücret ve diğer aynî veya sosyal haklarının aynen devam ettirilmesi de çalışma koşullarında değişiklik anlamına gelebilir. Gerçekten, işçinin çalıştığı sürece kendisini geliştirme imkanına sahip olduğu kabul edilmelidir.

İşçinin işyerinden kaynaklanan geçerli nedenlerle sürekli olarak işyerinin değiştirilmesi şeklinde bir uygulamanın varlığı halinde, başka işyerlerinde zaman zaman görevlendirilmesi çalışma koşulları arasındadır. Böyle bir durumda işçiye bir başka işyerinde görev verilmesi, kural olarak çalışma koşullarında değişiklik niteliğinde sayılmaz. Örneğin işçinin çeşitli şantiyelerin proje müdürü olması ve sürekli olarak değişik yerlerde kurulu bu şantiyelerde görev yapması halinde, kabul edilebilir sınırlar dahilinde aynı türdeki bir başka görevlendirmeyi reddedemez.

Çalışma koşullarındaki değişiklik, işverenin yönetim hakkı ile doğrudan ilgilidir. İşveren işyerinin kârlılığı, verimliliği noktasında işin yürütümü için gerekli tedbirleri alır. İş görme ediminin yerine getirilmesinin şeklini, zamanını ve hizmetin niteliğini işveren belirler. İşverenin yönetim hakkı, taraflar arasındaki iş sözleşmesi ya da işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinde açıkça düzenlenmeyen boşluklarda uygulama alanı bulur.

Yasanın 22. maddesinin ikinci fıkrasında, çalışma koşullarının, tarafların karşılıklı uzlaşmaları ile değiştirilmesinin her zaman mümkün olduğu kurala bağlanmıştır. Çalışma koşullarında değişiklik konusunda işçinin rızasının yazılı alınması yasa gereğidir. Aynı zamanda işverence değişiklik teklifinin de yazılı olarak yapılması gerekir. İşçi çalışma koşullarında yapılmak istenen değişikliği usulüne uygun biçimde yazılı olarak ve süresi içinde kabul ettiğinde, değişiklik sözleşmesi kurulmuş olur. İşçinin değişikliği kabulü, sadece bu işlem yönünden geçerlidir. Bir başka anlatımla işveren işçinin bir kez vermiş olduğu değişiklik kabulünü, daha sonraki dönemlerde başka değişiklikler için kullanamaz.

İşçinin değişikliği kabul yazısının işverene ulaşma anına kadar bu değişiklikten vazgeçmesi mümkündür. Yazılı olarak bir kabul olmamakla birlikte işçinin değişikliği kuşkuya yer vermeyecek biçimde kabul anlamına gelen davranışlar içine girmesi halinde, işçinin bu davranışı 22. maddenin ikinci fıkrası anlamında, çalışma koşullarında anlaşma yoluyla değişiklik olarak değerlendirilmelidir. İşyerinde müdür unvanını taşıyan bir işçinin daha alt bir göreve verilmesi ve işçinin bu yeni görevini benimseyerek çalışması durumu buna örnek olarak verilebilir.

Yapılan değişiklik önerisi, altı işgünü içinde işçi tarafından yazılı olarak kabul edilmediği sürece işçiyi bağlamaz. Bu sürenin geçirilmesinden sonra, işçinin değişiklik önerisini kabul etmesi, işçi tarafından işverene yöneltilen yeni icaptır. İşveren iş sözleşmesini ancak altı iş günlük sürenin geçmesinden sonra feshedebilir. İşçinin altı işgünü geçmesinden sonra yaptığı kabul beyanı üzerine işverenin iş sözleşmesini feshi, kendisine yöneltilen yeni icap beyanının örtülü olarak reddi anlamına gelir.

İşçi çalışma koşullarında esaslı değişikliği kabul etmez ve işyerinde çalışmaya devam edilirse, değişiklik gerçekleşmemiş ve sözleşme eski şartlarla devam ediyor sayılır. Bu durumda işveren, değişiklik teklifinden vazgeçerek sözleşmenin eski şartlarda devamını isteyebilir ya da çalışma koşullarında değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak koşulu ile sözleşmeyi feshedebilir

Acil ve arızî durumlarda işçinin görev tanımının dışında çalıştırılması ve onayı olmadan fazla mesai yaptırılması mümkündür. İşverenin yönetim hakkı bu tür olağanüstü durumlarda daha geniş biçimde değerlendirilmelidir. Örneğin işyerinde yangın, sel baskını veya deprem gibi doğal afetler sebebiyle önleyici tedbirlerin alınması sırasında, işçinin işverenin göstereceği her türlü işi, iş güvenliği tedbirleri ve insanın dayanma gücü dahilinde yerine getirmesi beklenir. Öte yandan, 4857 sayılı Yasanın 42. maddesi çerçevesinde zorunlu nedenlerle fazla çalışma işçinin kabulüne bağlı değildir ve yasal sınırlar gözetilerek işçinin işverence verilecek talimatlara uyması gerekir” [1].

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y9HD.02.07.2014 T., K.2012/21478., K.2014/22931 Legalbank.

Depremin Dış Ticarete Olumsuz Etkileri

Depremin Götürdükleri

Hiç istemesek de dünyanın neresinde olursa olsun deprem gibi bir felaketin götürdükleri, verdiği yıkıcı zararlar ekonomilere ciddi zararlar verir. Depremin var olduğu ülkedeki ekonomiye verdiği zararla birlikte morallerin bozulması sözle anlatılacak gibi değiller.

6 Şubat 2023’de ülkemizde peş peşe meydana gelen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremi yaşayan illerimizde ekonomi, üretim tamamen durmuş adeta can pazarı oluşmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi İllerinde meydana gelen bu depremin yaralarını sarmak, ekonominin tekrar deprem öncesine dönmesini görmek yıllar alacaktır.

Deprem Öncesi Gaib Güney Doğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Dış Ticaret Rakamları

Kaynak: https://www.gaib.org.tr/tr/istatistik-ve-raporlar.html

Gaziantep ki sanayisi günden güne gelişmekte ve bünyesinde oluşturduğu çeşitli organize sanayii bölgeleri ile Türk Ekonomisine önemli katkılar sunmaktadır.

Yukarıdaki tabloya bakıldığında GAİB Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği uhdesindeki illerdeki Ocak 2023 ayı dış ticaret rakamları Gaziantep’deki dış ticaret rakamları ile kıyas götürmeyecek derecede Gaziantep’in öncülüğünü ortaya koymuştur. Gaziantep tek başına Güneydoğu Anadolu’nun dış ticaretini sırtlamış durumdadır. Ülkemizin ve Güneydoğu Anadolu’nun yüz akıdır Gaziantep.

Gaib Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin Deprem Sonrası Dış Ticaret Performansı Ne Olur ?

Hiçbir ülke yoktur ki hem deprem olsun, hem de ekonomisi şahlansın. Gaziantep’in liderliğini yaptığı Güneydoğu Anadolu dış ticaret rakamları bu depremle birlikte ciddi düşüş gösterecek. Zira Gaziantep’de bulunan organize sanayii bölgeleri gerek üretim, gerek mal temini, gerekse dış ticaret konularında acı fren yapacaktır.

Gaziantep başta olmak üzere depremden etkilenen diğer illerimiz de Anadolu’da bulunan çeşitli sanayii kuruluşlarına gerek ham madde, gerekse sanayii mamulü sağlamaktaydı. Şubat ayı sonunda T.C. Ticaret Bakanlığı’nın yayımlayacağı dış ticaret rakamlarına bakıldığında Gaziantep ve yöresindeki dış ticaret rakamlarının dramatik düşününe tanık olacağız.

Büyük geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Deprem felaketinde hayatlarını kaybeden kişilere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine baş sağlığı diliyorum.  İnanıyorum ki çalışkan, yaratıcı Gaziantep ve diğer illerimiz depremin yaralarını kısa sürede sarar, normal hayatlarına dönerler.

Ocak 2023 Ayı Türkiye’deki Dış Ticaret Rakamları

T.C. Ticaret Bakanlığı web sitesinden aldığım rakamları paylaşmak istiyorum;

Kaynak: https://ticaret.gov.tr/istatistikler/dis-ticaret-istatistikleri

Ocak 2022 yılı ihracat rakamları ile Ocak 2023 yılı ihracat rakamları kıyaslandığında adına “rekor” da dense ihracatta USD.19.376.000.000.- lık rakam ile artış görülmektedir. Ancak aynı dönemlerdeki ithalat rakamlarını kıyasladığımızda rekorun USD.33.742.000.000.- lık rakam ile  zirve yaptığı bir ithalat karşımıza çıkmaktadır. Rekorlardan söz ederken hem ithalat hem de ihracat rakamlarından aynı anda söz etmek daha da gerçekçi olur.

Ancak ülkemizin yaşadığı ve hepimizi yasa boğan deprem Şubat 2023 ayı ihracat rakamlarını daha da aşağıya çekeceğe benzer. Dilim söylemek istemese de gerçek olan; Gaziantep ihracatında ciddi gerileme olacağıdır.

İhracatçının Önünde Engeller Var

Depremin yaratacağı olumsuzluğun yanında ihracatçının önündeki en büyük engel gerçek enflasyon rakamlarının üretim maliyetlerini arttırıp, ihracatçının uluslararası platformlarda fiyat vermesinin önünde engel olmakla birlikte yaklaşık 6 aydır tam saha pres yapılan döviz kurlarının hiç hareket etmemesi, ihracatçının tamamen rekabet gücünü tırpanladığı gibi, kurların sabit kalması ithalatçılara ciddi destek görünümü sergilemektedir.

Dahası

Döviz kurlarının alış / satış arasındaki makasın da geçen haftadan beri ciddi anlamda açılması; yani döviz alış kurunun daha da aşağıya, döviz satış kurunun daha da yukarıya çıktığını görmekteyiz.

Bu ne demektir?

Bankada dövizi olanlar dövizini satmayacak, döviz almak isteyenler ise döviz büfelerinden veya Tahtakale’den pazarlıkla dövizini alacaktır. Serbest dövizi olan kişiler de dövizlerini bankalarda değil, serbest piyasada pazarlık yapmak suretiyle satmayı tercih edecektir.

Kur makasının daha da açılmasının ülkemiz ekonomisine faydası olacak mıdır sizce?

Reşat BAĞCIOĞLU

Otomotiv Sanayii Derneği, Ocak 2023 Verilerini Açıkladı!

Ocak Ayında Üretim Yüzde 24, İhracat Yüzde 17 Arttı

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) 2023 yılının Ocak ayı verilerini açıkladı. Bu kapsamda yılın ilk ayında toplam üretim bir önceki senenin aynı ayına göre yüzde 24 artarak 111 bin 837 adet, otomobil üretimi ise yüzde 48’lik artışla 70 bin 723 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte de toplam üretim 116 bin 730 adede ulaştı. Otomotiv ihracatı ise 2022’nin aynı ayına göre adet bazında yüzde 17’lik yükselişle 79 bin 381 adedi buldu. Otomobil ihracatı da yüzde 46,1 oranında artarak 51 bin 122 adet oldu.

Türkiye otomotiv sanayiine yön veren 13 büyük üyesiyle sektörün çatı kuruluşu olan Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2023 yılının Ocak ayına ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. Ocak ayında toplam üretim bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 24 artarak 111 bin 837 adet, otomobil üretimi ise yüzde 48’lik artış göstererek 70 bin 723 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte de toplam üretim 116 bin 730 adede ulaştı.

Ticari Araç Pazarı Yüzde 51 Arttı

Yılın ilk ayında ticari araç üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4 düşüş gösterdi. Ocak ayında ağır ticari araç grubunda üretim yüzde 56 artarken, hafif ticari araç grubunda üretim yüzde 8 geriledi. Bu dönemde, yük ve yolcu taşıyan ticari araç üretimi yüzde 4 oranında gerilerken, traktör üretimi yüzde 36’lık büyümeyle 4 bin 893 adede yükseldi. Pazara bakıldığında, 2022 yılı Ocak ayına göre ticari araç pazarı yüzde 51, hafif ticari araç pazarı yüzde 49 arttı, ağır ticari araç pazarı yüzde 62 oranında artış gösterdi.

Pazar, 10 Yıllık Ortalamaların Üzerinde

Ocak ayında toplam pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artarak 53 bin 509 adet düzeyinde gerçekleşti. Ocak ayında, otomobil pazarı ise yüzde 29 oranında büyüyerek 37 bin 288 adede ulaştı. Son 10 yıllık ortalamalara bakıldığında da 2022 yılı Ocak ayında toplam pazar yüzde 55, otomobil pazarı yüzde 51, hafif ticari araç pazarı yüzde 67, ağır ticari araç pazarı ise yüzde 67 oranında artış gösterdi. Ocak ayında otomobil pazarında yerli araç payı yüzde 31 olurken, hafif ticari araç pazarında yerli araç payı yüzde 44 olarak gerçekleşti.

Toplam İhracatta Yüzde 17’lik Artış Var !

Ocak ayında otomotiv ihracatı 2022’nin aynı ayını göre adet bazında yüzde 17 oranında artarak 79 bin 381 adet olarak gerçekleşti. Otomobil ihracatı ise yüzde 46’lık yükselişle 51 bin 122 adet oldu. Aynı dönemde, traktör ihracatı da yüzde 25 artarak bin 718 adet olarak kayıtlara geçti. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, otomotiv sanayi ihracatı Ocak ayında toplam ihracattan aldığı yüzde 14 pay ile ilk sırada yer aldı.

2,8 Milyar Dolarlık İhracat Yapıldı

Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre toplam otomotiv ihracatı dolar bazında yüzde 23, Euro bazında ise yüzde 29 artış sağladı. Bu dönemde, toplam otomotiv ihracatı 2,8 milyar doları bulurken, otomobil ihracatı yüzde 40’lık artışla 874 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 48 artarak 811 milyon Euro oldu. Aynı dönemde, dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 26, tedarik sanayi ihracatı ise yüzde 20 oranında arttı.

ÖZET DEĞERLENDİRME – 2022/2023

2023 yılı Ocak ayında toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24, otomobil üretimi yüzde 48 oranında arttı. Ocak ayında toplam üretim 111 bin 837 adet, otomobil üretimi ise 70 bin 723 adet düzeyinde gerçekleşti.

2023 yılı Ocak ayında toplam pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artarak 53 bin 509 adet düzeyinde gerçekleşti. Ocak ayında otomobil pazarı ise yüzde 29 oranında artarak ve 37 bin 288 adet olarak gerçekleşti.

Ticari araç grubunda, 2023 yılı Ocak ayında üretim yüzde 4 seviyesinde azalırken, ağır ticari araç grubunda yüzde 56 arttı, hafif ticari araç grubunda ise yüzde 8 seviyesinde azaldı. 2021 yılı Ocak ayına göre ticari araç pazarı yüzde 51, hafif ticari araç pazarı yüzde 49 ve ağır ticari araç pazarı ise yüzde 62 oranında azaldı.

2023 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 17, otomobil ihracatı yüzde 46 oranında arttı.  Ocak ayında, toplam ihracat 79 bin 381 adet, otomobil ihracatı ise 51 bin 122 adet düzeyinde gerçekleşti.

2023 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, toplam otomotiv ihracatı Dolar bazında yüzde 23, Euro bazında ise yüzde 29 arttı. Bu dönemde toplam otomotiv ihracatı 2,8 Milyar $ olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 40 artarak 874 Milyon $ seviyesinde gerçekleşti. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 48 artarak 811 Milyon € seviyesinde gerçekleşti.

OTOMOTİV SANAYİİ 2023 YILI OCAK AYI SONUÇLARI

ÜRETİM

  • 2023 yılı Ocak ayında toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24 artarak toplam 111 bin 837 adet olarak gerçekleşti.
2013-2023 Toplam ve Otomobil Üretim Gelişimi (Ocak) (x1000)
  • 2023 yılı Ocak ayında traktör üretimi ile birlikte toplam üretim 116 bin 730 adet olarak gerçekleşti.
  • 2023 yılına göre, yük ve yolcu taşıyan ticari araçlar üretimi, 2022 yılı Ocak ayında yüzde 4 seviyesinde azalırken, ürün grubu bazında üretim:
  • Kamyonda yüzde 52
  • Midibüste yüzde  86
  • Otobüste yüzde 81 oranlarında artarken
  • Minibüste   yüzde 8
  • Kamyonette yüzde 8 oranlarında azaldı.
  • 2023 yılı Ocak ayında otomobil üretimi, 2022 yılına göre yüzde 48 oranında artarak 70 bin 723 adet düzeyinde gerçekleşti.
2013-2023 Otomobil Üretim ve İhracat Gelişimi (Ocak) (x1000)
  • 2023 yılı Ocak ayında traktör üretimi yüzde 36 oranında azalarak 4 bin 893 adet oldu.
2013-2023 Traktör Üretim Gelişimi (Ocak) (x1000)

PAZAR

  • 2023 yılı Ocak ayında toplam pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artarak 53 bin 509 adet düzeyinde gerçekleşti.
10 Yıllık Ortalama ve 2023/2022 Toplam Satışlar (x1000)
  • 2023 yılı Ocak ayında otomobil satışları, 2021 yılı aynı ayına göre yüzde 29 oranında arttı ve 37 bin 288 adet olarak gerçekleşti
10 Yıllık Ortalama ve 2023/2022 Otomobil Satışları (x1000)
  • 2023 yılı Ocak ayında otomobil pazarında ithalatın payı yüzde 69 olarak gerçekleşti.
  • 2023 yılı Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre toplam otomobil satışları yüzde 29, ithal otomobil satışları yüzde 46 ve yerli otomobil satışları yüzde 1 oranlarında arttı.
Otomobil Pazarında İthalatın Pazar Payı (%)
  • 2023 yılı Ocak ayında hafif ticari araç (minibüs + kamyonet) pazarında ithalatın payı yüzde 56 olarak gerçekleşti.
  • 2023 yılı Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre toplam hafif ticari araç satışları yüzde 49, yerli hafif ticari araç yüzde 1 oranlarında azalırken, ithal hafif ticari araç satışları yüzde 146 oranında arttı.
Hafif Ticari Araç Pazarında İthalatın Pazar Payı (%)
  • 2023 yılı Ocak ayında; bir önceki yılın aynı ayına göre ağır ticari araç pazarı yüzde 62 artarak 2 bin 615 adet, kamyon pazarı yüzde 56 oranında artarak 2 bin 343 adet, otobüs pazarı yüzde 227 oranında artarak 98 adet ve ise midibüs pazarı ise yüzde 112 oranında azalarak 174 adet düzeyinde gerçekleşti.
  • Son 10 yıllık ortalamalara göre 2023 yılı Ocak ayında toplam pazar yüzde 55, otomobil pazarı yüzde 51, hafif ticari araç pazarı yüzde 67 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 67 oranlarında artış gösterdi.
Pazar 10 Yıllık Ortalama

(x1000)

2023

(x1000)

Değişim

%

Toplam 34,5 53,5 +55
Otomobil 24,8 37,3 +51
HTA 8,1 13,6 +67
ATA 1,6 2,6 +67

Not: Yapılan kapsamlı veri analizi çerçevesinde, veri tabanımızdaki son 10 yıllık Ağır Ticari Araç Pazarı verileri Temmuz 2018 itibariyle revize edilmiştir.

İHRACAT

  • 2023 yılı Ocak ayında adedi 51 bin 122 adet otomobil olmak üzere, toplam üretimin yüzde 71’ini oluşturan 79 bin 381 adet taşıt ihraç edildi. 2023 yılı Ocak ayında gerçekleşen taşıt aracı ihracatı, 2021 yılı aynı ayına göre yüzde 17 arttı.
  • Bu ayda otomobil ihracatı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 46 oranında artarken, ticari araç ihracatı yüzde 14 oranında azaldı. Traktör ihracatı ise 2022 yılına göre yüzde 25 artarak bin 718 adet olarak gerçekleşti.
Taşıt Araçları İhracatı (Adet)
  • Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) verilerine göre, 2023 yılı Ocak ayında toplam ihracat, 2022 yılına göre yüzde 23 oranında arttı ve 2,8 milyar $ oldu. Euro bazında ise yüzde 29 artarak 2,6 milyar € olarak gerçekleşti.
  • Bu dönemde, dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 26 oranında , yan sanayi ihracatı yüzde 20 oranında arttı.
Otomotiv Ana ve Yan Sanayi İhracatı (ABD $) Kaynak: Uludağ İhracatçı Birlikleri. UİB tarafından OSD için özel olarak analiz edilen Otomotiv İhracatı kapsamında; UİB Türkiye Geneli Otomotiv Endüstrisi sınıflandırmasına kıyasla “Römork ve Yarı Römork” , “Tarım Traktörü” verileri dahil edilmekte; “Kullanılmış Araçlar” ,”İki Tekerlekli Taşıtlar”, “Demiryolu Taşıtları” hariç tutulmaktadır.
  • Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, toplam otomotiv sanayi ihracatı, 2023 yılı Ocak ayında yüzde 14 pay ile ihracat sıralamasında ilk sırada yer aldı.
Kaynak: TİM

Kararlı Durum Ekonomisi ve Sürdürülebilirlik

Kararlı durum ekonomisi, temel finansal parametrelerde büyük ölçüde istikrarın sağlandığı ve ekonomik dalgalanmaların çok düşük olduğu ekonomi modelidir. Kavram itibariyle genellikle ulusal ekonomiler için kullanılsa da bu yaklaşım yerel, bölgesel veya küresel ekonomiye de uygulanabilir. Ekonomiler belirli bir büyüme veya küçülme döneminden sonra durağan hale geçebilir. Ekonomik sürdürülebilirlik için bu durağan ekonominin parametreleri temel ekolojik sınırları aşmamalıdır.

Kararlı durum ekonomisinde söz konusu bölgedeki popülasyon veya nüfus artış hızı; ayrıca kişi başı tüketim ve gelir miktarı büyük oranda sabittir. Yani doğum ve ölüm oranları ile üretim ve tüketim değerleri birbirine eşit veya yakın durumdadır. Bu bağlamda atıkların en aza indirilmesi,  daha yüksek üretim ve tüketim seviyelerinde istikrarlı bir ekonomi oluşmasını sağlayabilmektedir. Her ne kadar ekonomik refahın iyi bir göstergesi olmasa da gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) değeri kararlı durum ekonomilerinde finansal faaliyetler ve çevresel etkinin en temel unsurlarından biri olmaktadır.

Kararlı durum ekonomisi genellikle ekonomik büyüme ve bu büyümenin ekolojik bütünlük, çevre koruma ve ekonomik sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri bağlamında ele alınmaktadır. Bu nedenle, kararlı durum ekonomisi ifadesinin kullanılması için ekonomik büyümenin net bir tanımını yapmak gerekir. Ekonomik büyüme temel olarak mal ve hizmetlerin üretim ve tüketimindeki artıştır. Bu büyüme farklı ekonomik veya politik birimler için genellikle artan GSYİH ile gösterilmektedir. Ekonomik büyüme, kişi başına artan tüketim, daha yüksek malzeme ve enerji üretimi ve büyüyen bir ekolojik ayak izini beraberinde getirmektedir. Ekonomik büyüme kavram itibariyle niceliksel büyümeden bağımsız olarak niteliksel değişimi ifade eden ekonomik gelişme tanımından ayrılmaktadır. Ekonomik gelişme, refahın daha adil bir şekilde dağıtılmasını, tüketici tercihlerinin sürdürülebilirlik özelinde yeniden şekillenmesi ve sektörlerin teknolojik gelişmelere yoğun bir şekilde entegre olmasını vs kapsayabilir.

Kararlı durum ekonomisini durgun ekonomiyle karşılaştırmamak gerekir. Durgun bir ekonomide hedeflenen büyümenin gerçekleşmemesi, işsizlik ve ekonomik sıkıntılar vs mevcuttur. Öte yandan kararlı hale gelen bir ekonomi, üretimden elde edilen zenginliği daha geniş bir şekilde dağıtmayı ve mümkün olan en fazla sayıda insan için ekonomik güvenliği sağlamayı amaçlar.

Ekonomide kararlı durumu istikrar olarak da ifade edebiliriz. İstikrarlı bir ekonomi, doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve bu kaynakların geliştirilmesinden elde edilen zenginliğin adil bir şekilde dağıtılmasını amaçlar. Bu ekonomide başarı, ekonomik refahın ana ölçüsü olan GSYİH artışının yerine bunun ne kadar istikrarlı olduğuyla ölçülmektedir. Kararlı durum aşamasına geçmiş olan ekonomiler büyüme ve küçülme (daralma) gösterebilir; fakat bu noktada bu tür dalgalanmaların olumsuz etkilerini en aza indirebilmek esastır. Bu ekonomi modelini destekleyen ekolojik ve çevreci iktisatçılar, çevrenin üretim ve servetin sınırsız büyümesini destekleyemeyeceğini savunmaktadır. Zira, sürekli büyüyen bir ekonomi, sınırlı doğal kaynakların daha hızlı tüketilmesiyle yakından ilişkilidir ve giderek artan bir ekolojik ayak izine neden olabilmektedir.

Kararlı durum ekonomisini destekleyen ünlü iktisatçıların birçoğu rekabet avantajları, iş bölümü ve kaynak mevcudiyeti doğal sınırlara ulaştıkça büyümenin de eninde sonunda sabit kalacağını savunmaktadır. Ekonomik büyüme olmadığında beklenti günümüze kadar nüfus artışının doğal olarak zamanla istikrar kazanmasıydı. Bununla birlikte özellikle son yüzyılı ele aldığımızda, teknolojik ve finansal gelişmelerin dünya üzerinde düzensiz bir şekilde dağılım göstermesi beklenenden daha uzun büyüme dönemlerini mümkün kılmıştır. Fakat 1970’lerden itibaren ekolojik iktisatçılar, insanlığın kaynakları hızla tükettiğine ve doğal ekosistemleri benzeri görülmemiş bir oranda ve hayal edilemeyecek bir ölçekte etkilediğine dikkat çekmeye başlamıştır. Bu çevre odaklı ekonomistler, büyümenin yavaşlaması ve istikrara kavuşması gerektiğini ve hatta bazı ekonomilerin küçülmek suretiyle daha sürdürülebilir hale gelebileceğini savunmaktadır.

Dilek AŞAN

Eşya Yurtdışından Kusurlu Gelmiş, Geri Gönderdim. Peki Ödediğim Gümrük Vergilerini Geri Alabilecek miyim ?

Hemen cevaplayalım EVET. İthalatı sırasında ödenen gümrük vergilerini eşyanın mahrecine iadesi durumunda geri alabiliriz. Ayrıca bazı durumlarda da ödenen gümrük vergileri yine geri alınabilir. Bunların neler olduğu Gümrük Kanunu 211-212-213-214. maddelerinde açıklanmıştır;

Madde 211- 1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.

Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.

  1. 2. Kanunen ödenmemeleri gereken gümrük vergileri, söz konusu vergilerin yükümlüye tebliğ edilmesi ve ilgilinin 3 yıl içinde gümrük idaresine müracaatı üzerine geri verilir veya kaldırılır.

Kontrol ve denetleme sonucunda, geri verme veya kaldırma hallerinden birinin tespiti durumunda, aynı süre içinde geri verme veya kaldırma işlemi doğrudan yapılır. Bu süre mücbir sebep veya beklenmeyen hallerde uzatılabilir.

Madde 212- Bir gümrük beyannamesine dayanılarak ödenmiş olan gümrük vergileri bu beyannamenin iptal edilmesi üzerine ilgilinin talebiyle geri verilir. Bu istemin, gümrük beyannamesinin iptal edilmesi amacıyla müracaatta bulunulması için öngörülen süreler içerisinde yapılması gerekir. (Buraya bir dipnot koyalım; bu maddede atfedilen süreler Kanunun 46. Maddesinde yer alan süreler (yani özet beyan verildiği tarihten itibaren Denizyolu ile gelen eşya için 45 gün diğer yollarla gelen eşya için 20 gündür) ile Kanunun 70/2. Maddesinde yer alan süreler (yani gümrük antreposunda bulunan eşya için beyannamenin tescili sonrasındaki 30 günlük süredir.)

Madde 213-1. Beyannamenin tescili tarihi itibariyle, kusurlu veya ithallerine esas teşkil eden sözleşme hükümlerine aykırı olduklarından bahisle, ithalatçı tarafından kabul edilmeyen eşyaya ilişkin ithalat vergileri geri verilir veya kaldırılır. Kusurlu eşyaya, teslimden önce hasar gören eşya da dahildir.

  1. Bu tür eşyaya ilişkin ithalat vergilerinin geri verilmesi veya kaldırılması, kusurlu veya sözleşme hükümlerine aykırı olduklarının tespiti için gerekli olan ilk kullanım dışında eşyanın kullanılmamış olması ve eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesi dışına ihraç edilmesi, koşullarına bağlıdır.

Gümrük idareleri, ilgilinin talebi üzerine, eşyanın ihracı yerine; imhasına, yeniden ihraç amacıyla transit veya gümrük antrepo rejimine tabi tutulmasına veya serbest bölgeye konulmasına izin verirler. Söz konusu işlem veya kullanımlardan birine tabi tutulan eşya, serbest dolaşımda olmayan eşya olarak değerlendirilir.

  1. Gümrük beyanından önce denenmek üzere geçici olarak teslim edilen eşyanın vergileri, eşyanın kusurlu veya sözleşme hükümlerine aykırı olduğu hususlarının deneme sırasında anlaşılamadığı kanıtlanmadıkça geri verilmez veya kaldırılmaz.
  2. 4. Bu madde uyarınca geri verilecek veya kaldırılacak gümrük vergileri için vergilerin yükümlüye tebliği tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde gümrük idaresine müracaat edilmesi gerekir. Mücbir sebebin tespiti halinde bu süre Müsteşarlıkça uzatılır.

Madde 214- Gümrük vergileri 211, 212 ve 213 üncü maddelerde belirtilen haller dışında, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşma hükümleri çerçevesinde, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek hallerde geri verilir veya kaldırılır. (Buraya bir dipnot koyalım; bu madde Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşması ve bazı ülke grupları ile yapmış olduğu tercihli ticaret anlaşmaları dahilinde gümrük vergilerinde taviz sağlayan dolaşım belgelerini ve menşe ispat belgelerini içermektedir ve bu belgelerin geçerlilik tarihleri ve gümrüğe sunulma tarihleri önemlidir. Konuyu bir örnekle açıklamak gerekirse; AB üyesi ülkelerden ATR dolaşım belgesi olmadan gelen ve serbest dolaşıma giren eşya için gümrüğe 214. Madde kapsamında beyanname tescil tarihini izleyen 1 yıl içinde ATR dolaşım belgesi sunulması üzerine beyanname tescilinde ATR dolaşım belgesi olmadığı için ödenen vergiler geri alınır. Tabi burada dikkat edilmesi gereken bir önemli nokta da gümrüğe sunulacak ATR dolaşım belgesinin düzenlendiği ülke gümrüğünde vize edildiği tarih itibariyle 4 aylık süre içinde ithalatçı ülke gümrüğüne sunulması gerektiğidir.)

Bu maddede belirlenen geri verme ve kaldırma işlemleri, gümrük vergilerinin yükümlüye tebliği tarihinden itibaren 1 yıl içinde ilgili gümrük idaresine başvurulması üzerine yapılır. Ancak, mücbir sebebin tespiti halinde, bu sürenin aşılmasına Müsteşarlıkça izin verilir.

Madde 215- Geri verme veya kaldırma işlemine tabi olmayacak gümrük vergileri miktarı Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenir. (Buraya da bir dipnot bırakalım; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Tahsil İmkansızlığı Sebebiyle Terkin” başlıklı 106. Maddesine yer alan miktarda veya aşağısı olan miktarda olan vergiler geri verilmez. İlgili madde: Madde 106 – Yapılacak takip sonunda tahsili imkânsız veya tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğu anlaşılan ve 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacaklarında 10 Türk Lirasına (10 Türk Lirası dahil), diğer amme alacaklarında 20 Türk Lirasına (20 Türk Lirası dahil) kadar amme alacakları amme idarelerince terkin yetkisini haiz olanlar tarafından tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin terkin olunabilir.)

Madde 216 1. Gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde, geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda geri verme başvurusunun yapıldığı tarihten, diğer durumlarda ise tahsilat tarihinden geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ödenir.

  1. Geri verme kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde idarece söz konusu kararın uygulanmaması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine, tebliğ tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ödenir.

Madde 217– Gümrük vergilerinin hatalı olarak kaldırılması veya geri verilmesi halinde, başlangıçta tahakkuk eden vergiler ile 216 ncı madde uyarınca ödenmiş faizler yeniden tahsil edilir. Tahsil edilmeyen miktarlar tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenir. Bu süre içinde ödenmeyenler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Semra KARTAL

Gümrük Müşaviri

Kaynakça:

Gümrük Kanunu

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun

IPA Çerçeve Anlaşması ve Gümrük Vergilerinden Muafiyet

Avrupa Birliği (AB) tarafından Türkiye’ye yönelik olarak verilen mali yardımlara ilişkin Türkiye ile AB arasında IPA çerçeve anlaşması imzalanarak 6647 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş ve 22.06.2015 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) Çerçeve Anlaşması’nın genel kuralı, AB veya AB ile Türkiye’nin ortak katkısı ile finanse edilen sözleşmelerin uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek gümrük vergisi ve eş etkiye sahip vergiler ile mali yardımların istisna kapsamına alınmasıdır. Yazımızın konusu IPA çerçeve anlaşması kapsamında gerçekleşen ithalat işlemlerinde gümrük vergilerinin muafiyeti üzerindir.

İthalat İşlemlerinde Gümrük Vergilerinden Muafiyet

IPA kapsamında gümrük vergilerinden muafiyet hükümleri; AT yüklenicisi tarafından Avrupa Topluluğu (AT) Sözleşmesi kapsamında yapılan ithalat işlemleri için geçerlidir. Avrupa Topluluğu (AT) Sözleşme makamı ise ülkemizdeki genel yönetim kapsamındaki kamu idareleridir. AT sözleşmeleri; sözleşme makamı ile AT yüklenicisi arasında projelerin finanse edilmesi için verilen hibeler ile ilgili olarak imzalanan sözleşmelerdir. AT yüklenicisi, mali yardımlar kapsamında hazırladığı projesi kabul edilen ve sözleşme makamı ile AT sözleşmesi imzalayan gerçek veya tüzel kişilerdir.

Yüklenicilerin IPA çerçevesinde gerçekleştireceği ithal eşyaları, gümrük vergileri veya herhangi bir diğer benzeri vergi harç veya ücrete tabi olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti’ne girmesine izin verilir. Söz konusu muafiyet hükümleri, sadece AT Sözleşmesi kapsamında AT yüklenicisi tarafından tedarik edilen ithal eşyaları için uygulanır.

AT yüklenicilerinin yapacakları ithalat işlemlerinde KDV’den de istisna uygulanır. Bu istisnanın uygulanabilmesi için öncelikle, yükleniciler tarafından vergi dairesi müdürlüklerine dilekçeye eklenen sözleşme ile birlikte KDV İstisna Sertifikası için başvuru yapılır. Dilekçede KDV istisna sertifika talebi açıkça belirtilmelidir. Yine dilekçe ekine 1 Seri No’lu IPA II Çerçeve Anlaşması Genel Tebliği 3 no’lu ekinde yer alan Bilgi Formu doldurularak hem birlik yüklenicisi hem de sözleşme makamı yetkilisi tarafından imzalanır. Sözleşme makamları bilgi formunu imzalamakla, bilgi formunda bilgileri yer alan Birlik Sözleşmesinin IPA II Çerçeve Anlaşması kapsamında olduğunu teyit etmiş ve bilgi formundaki tüm bilgilerin doğruluğunu kabul etmiş sayılır.

Başvurusu uygun bulunan birlik sözleşmesindeki yüklenicilere mal ve hizmet alımları ile yapılan işler nedeniyle KDV İstisna Sertifikası verilecektir. İthalat işlemleri sırasında söz konusu belgenin serbest dolaşıma giriş beyannamesine eklenerek, beyannamenin 44 no’lu hanesine ithal eşyasının IPA Çerçeve Anlaşması kapsamında olduğu belirtilmelidir. Bu belgelerle yapılan ithalatlarda KDV’den muaf olarak gümrük işlemleri gerçekleştirilir.

Bununla birlikte, birlik sözleşmesi kapsamında yapılan ithalatın kredili olması ya da bir kredi kullanımı söz konusu olduğunda, bu kredili işlem dolayısıyla bir ek yükümlülük olarak ithalat sırasında yürürlükte bulunan mevzuat gereğince Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) kesintisi yapılacaktır. Bu nedenle ithalat işlemleri sırasında ödenmesi gereken KKDF IPA Çerçeve Anlaşması kapsamında değildir.

Avrupa Birliği’ne Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA)’nın amacı ülkemizin AB müktesebatına uyum ve uygulamasına yönelik kapasitesinin geliştirilmesi ile ekonomik ve sosyal uyuma yönelik kapasitelerinin oluşturulması hedeflerini taşıyan bir anlaşmadır. AT yüklenicileri tarafından yapılan ithalat işlemlerinde IPA Çerçeve Anlaşmasının 26. maddesi çerçevesinde gümrük, ithalat vergi ve yükleri ve/veya eş etkiye sahip vergiler tahsil edilmeyecektir.

İlker ÇOLAKVERMİŞ