Makine ihracatı 2 ayda 3 milyar doları geçti

MAİB Başkanı Kutlu Karavelioğlu: “Makine Sektörüne Kalkan Olmak Sivil Savunma Meselesidir”

İlk 2 ayda makine ihracatında yüzde 7,4 artış gerçekleşti

Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) yılın ilk 2 ayında yapılan toplam makine ihracatının 3 milyar dolar olduğunu açıkladı. En büyük ihracat pazarlarından Almanya, İngiltere ve Fransa’da ihracat artışı çift hanelerde gerçekleşen makine sektörü, geçtiğimiz yılın ilk 2 ayına göre 200 milyon dolar daha fazla ihracat yaptı. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “2020’nin ilk 2 ayında imza attığımız yüzde 5 ihracat artışının üzerine bu yıl 7,4 ilave puan daha koymayı başardık. Pandemideki ilk dalga sebebiyle geçen yıl yüzde 28 düşüş yaşadığımız ikinci çeyrek, bu yıl ihracatta sıçrama ayları olacak. Nisan ve Mayıs aylarında yüzde 100’e varan artışlar yaşanacak” dedi.

Toplam ihracatının yarıdan fazlasını Avrupa Birliği’ne gerçekleştiren Türk makine sektörü, koronavirüs kısıtlamalarının ilk çeyrekte de devam ettiği birçok ülkede ihracatını artırdı. İhracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 artan sektör, ilk 2 ay sonunda 3 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. İkinci çeyrekte büyük artışlar yaşanacağını belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

“2020’nin ilk 2 ayında imza attığımız yüzde 5 ihracat artışının üzerine bu yıl ilave 7,4 puan daha koymayı başardık. Pandemideki ilk dalga sebebiyle geçen yıl yüzde 28 düşüş yaşadığımız ikinci çeyrek, bu yıl ihracatta sıçrama ayları olacak. Aşı çalışmalarının devam ettiği Avrupa’da açılmaların başlaması ve geçtiğimiz yılın baz etkisiyle birlikte, Nisan ve Mayıs aylarında yüzde 100’e varan artışlar yaşanacak.”

“AB’li üreticilerin gözü kulağı Türkiye’nin makinecilerinde”

AB’li üreticilerin son birkaç ayda önemli bir sipariş yoğunluğu oluşturduğunu belirten Karavelioğlu, bu talebe yanıt vermek için büyük çaba sarf ettiklerini belirterek şunları söyledi:

Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi AB’nin önde gelen ülkelerine makine ihracatımız son çeyrekte sıra dışı bir yükselişe geçti. Bu ülkelerde ihracat artışımız sadece Aralık ayında yüzde 20 ile yüzde 50 arasında gerçekleşti. AB’li üreticilerin 2021’de de gözü kulağı Türkiye’nin makinecilerinde olacaktır. Yılın ilk ayında AB’nin en büyük üreticilerinde yüzde 20’lere ulaşan ihracat artışımız, oluşturduğumuz memnuniyetin ve bize olan ilginin sürdüğünün bir göstergesidir.”

“Sanayide dönüşüm çabaları yatırımları hızlandırdı” 

Makine ve teçhizat yatırımlarında 4. çeyrekte yaşanan yüzde 38,7’lik artışın, makine teçhizat yatırımlarının dünyada yüzde 8 daraldığı bir yılın sonunda gelmesinin önemine vurgu yapan Karavelioğlu şunları söyledi:

“Dünyanın durma noktasına geldiği geçtiğimiz sene Türkiye’de 577 milyar TL makine teçhizat yatırımı yapıldı ve bunun yüzde 36’ya denk gelen 210 milyar TL kadarı yılın son üç ayında gerçekleşti. Son çeyrekte bir önceki yıla göre yaşanan yüzde 38,7’lik artışın bir önemi de 2019 son çeyreğindeki yüzde 13 artışın üzerine eklenmesi ve baz etkisi içermemesiydi. Pandemiye rağmen makine ve teçhizat yatırımlarının son sürat devam etmesinin birkaç sebebi var. Öncelikle Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bu süreçte dış ticaretten daha fazla pay almak istiyor. Yurt içinde üretimi artırma isteğinin yanında sürdürülebilirlik uyumu, enerji verimliliği ve dijitalleşme gibi zorunluluklar da üretim tesislerinin tevsi modernizasyonunu gerekli kılıyor. Yatırım teşvik belgelerinin de katkısıyla, yatırımlardaki artışın bu yıl da süreceğini öngörüyoruz. Fakat bu yatırımlar için makine ithalatına harcanan para, mineral yakıt ve yağ ithalatı için harcanan paraya yaklaştı. Ekonomimize büyük külfet getiren bu duruma karşı, kalite ve performansın sigortası olan teknik mevzuat ve gümrük muayeneleri ile piyasa denetim ve gözetim mekanizmalarının tavizsiz ve en yaygın biçimde uygulanması gerekiyor.

 “10 milyar dolarlık üretim kapasitemiz atıl vaziyette”

Geçtiğimiz yıl 10 binden fazla yatırım teşvik belgesi verilmesinin makine ve teçhizat yatırımlarına etkisinin yanında makine ithalatına da etkisini değerlendiren Karavelioğlu şunları ifade etti:

2020 yılında ithal edilen 28,4 milyar dolarlık makinenin 14,8 milyar dolarlık kısmı yatırım teşvikleriyle geldi. Son çeyrekte yüzde 27,3 artan ithalatın tutarı 6,1 milyar dolara ulaştı. Makine dış ticaret açığımızın yeniden 10 milyar doların üzerine çıktığı bir yıldan sonra, ithalattaki artış trendinin bu yıl da devam ettiğini ve Ocak ayında yüzde 12,6 artış daha yaşandığını görüyoruz. İthalatımız ihracatımızdan fazla artmayı sürdürürse sektör telafi edilemez hasarlar alacaktır. Yerli makineyi önceleyen tedbirler, özellikle teşvik sisteminde acil hale gelmiştir.”

Sektörde kapasite kullanım oranlarının şu anda yüzde 70’ler seviyesinde olduğuna ve üretim kapasitesinin 10 milyar dolarlık kısmının atıl bulunduğuna dikkat çeken Karavelioğlu,  “Bu sürece stratejik yaklaşmalı ve sanayicimizi hızla yerli makinelere yönlendirmeliyiz. İthal teknoloji düşkünlüğüne ya da bağımlılığına destek olunan bir üretim altyapısı ile rekabetçiliğimizi sürdürmek mümkün olmayacaktır” dedi.

“Avrupalı KOBİ’lerin tamamlayamadığı işlerin üstesinden kolayca geldik”

Makine raftan teslim edilmeyen ve büyük oranda sipariş üzerine üretimi yapılan bir ürün olduğu için imalatçıların son durumunu, güncel anketlerle de ölçmeye çalıştıklarını belirten Karavelioğlu, MAKFED ile TOBB Makine ve Teçhizat İmalatı Meclisi katkısıyla gerçekleştirdikleri son anketten de şu sonuçları paylaştı:

“Görüştüğümüz firmaların yüzde 40’ı pandemiye rağmen 2020 cirolarının yarıdan fazlasının ihracat kaynaklı olduğunu, firmaların yüzde 70’i ise geçtiğimiz yılı ciro artışı ile kapattıklarını ifade ettiler. Makine imalatçılarımız, pandemi sürecinde Avrupalı KOBİ’lerin tamamlayamadığı işlerin üstesinden kolayca geldiler. Konfor hissine kapılmak için henüz erken olmakla birlikte, şu anda her dört firmadan üçünün elinde ikinci çeyreği de geçirecek iş var görünüyor. Siparişleri normal düzeyine dönen firmaların oranı yüzde 50’yi buldu; bunların kapasite kullanım oranları yüzde 80’e yaklaşıyor. Sektör 2021’e moralli başladı. Kurdaki hareketlilik, likidite problemi ve seyahat engelleri gibi konular kontrol altına alındığında çok daha rekabetçi hale geleceğiz.”

2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda Geleceğin Kimya Stratejisi Ele Alındı

KİMYA SEKTÖRÜ ULUSAL KİMYA AJANSI KURULMASINI İSTİYOR

Kimya Sektör Platformu (KSP) tarafından düzenlenen ve İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (İKMİB) dönem başkanlığında gerçekleştirilen “2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası”, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Ticaret Bakanı, kamu, özel sektör, dernek ve STK temsilcileri ile üniversitelerden akademisyenlerin katılımı ile 12-13 Mart tarihlerinde dijital olarak gerçekleştirildi. 1500’den fazla kişi tarafından takip edildi.

İki gün boyunca 16 alt sektörde yaklaşık 70 bin çeşit mamulü platform çatısı altında toplayan kimya sektöründe birçok önemli konu masaya yatırıldı. Sektördeki gelişmelerin, beklenti ve hedeflerin konuşulduğu 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda kimyanın ekonomi, ticaret ve insan hayatı için stratejik önemi vurgulandı. Dünyanın tüm lokomotif sektörlerine hammadde ve yarı mamul üreten kimya sektörünün, sanayide kilit rol oynadığı ve Türkiye’nin gelecek projeksiyonunda devlet politikası olarak ele alınması gerektiği dile getirildi. Kimya Sektör Platformu ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, “Kimya sektörünün tüm paydaşları olarak, başta devletimizin verdiği destek ve teşvikler ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinin gücüyle ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulmasını hedefliyoruz. Kimya Teknoloji Merkezi ve Ulusal Kimya Ajansı ile Türk kimya sektörünün yüksek katma değer yaratmada bir üst lige çıkacağını düşünüyoruz” dedi.

Bu yıl 12-13 Mart 2021 tarihlerinde düzenlenen 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’na T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay ve T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur başta olmak üzere sektörün önde gelen temsilcileri katıldı.

Kimya İhracatçı Birlikleri başta olmak üzere sendika, oda, federasyon, vakıf, dernekler ve üniversitelerle birlikte sektörün önde gelen 36 kurumunu bir araya getiren Kimya Sektör Platformu tarafından iki yılda bir düzenlenen Türkiye Kimya Sektör Şurası’nın ilk gününde açılış konuşmaları sonrası TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı Timur Erk, Türkiye Kimya, Petrol, Lastik Ve Plastik Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Levent Kocagül, Türkiye Kimya Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahattin Yalçın, Plastik Sanayicileri Federasyonu Başkanı Ömer Karadeniz, Plastik Sanayicileri Derneği Başkanı Selçuk Gülsün, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Eroğlu, Fleksibıl Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Fahri Özer, Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Mustafa Zeki Sarıbekir, Kauçuk Derneği Başkan Yardımcısı Fahriye Yüksel, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Haluk Erceber, Türkiye İlaç Sanayi Derneği Başkanı Hasan Ulusoy, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası Başkanı Metin Demir, Boya Sanayicileri Derneği Başkanı Mehmet Akın Akçalı, Madeni Yağ, Petrol Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Tayfun Koçak, Kompozit Sanayicileri Derneği Başkanı Barış Pakiş, Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Ahmet Gündoğdu Pura ve Aerosol Sanayicileri Derneği Başkanı S. Özgür Öztürk sektörün sorun ve çözüm önerilerini ele aldı.

2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nın kapanışında konuşan Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, “İki gün boyunca çok değerli katılımcılarımızla, panelistlerimizle çok önemli konulara değinildi. Sektörümüzde büyük ölçekli yatırım ihtiyacından bu yönde verilmesi gereken destek ve teşviklere, finansmana ulaşımın kolaylaştırılmasından lojistik ve tedarik konusuna, dijitalleşme yolculuğundan Gümrük Birliği revizyonu ve dış ticarete yansımasına, Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndan döngüsel ekonomiye, sanayi-üniversite iş birliği ile beraber kimya sektöründe sürdürülebilirliğin yönetimini kıymetli uzmanlarımızla birlikte değerlendirdik. Şirket sermayelerinin artırılması, güven ortamının sağlanması, öngörülebilirliğin netleşmesi, entegre tesislerin kurulması gerektiği, özellikle son 10 yıldır yapılması beklenen petrokimya yatırımlarının hayata geçirilmesi gerektiği bununla ilgili belki de Petrokimya Girişim Gurubu kurulabileceği konuları gündeme getirildi. İlaçta yerlileşmenin önemi ve gerekliliği, özellikle TİTCK kurumuna yapılan 2600’e yakın ilaç üretim başvurusunda lisans verilmediği konusunda talepler oldu. Stratejik yatırımların desteklenmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi, istihdamın korunması, nitelikli personel ihtiyacının karşılanması gerekliliği dile getirildi” dedi.

Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesi, sürdürülebilirlik iklim yasası, sürdürülebilirlik için kimyasallar stratejisi ve özellikle REACH 2.0 ile ilgili çalışmaların Avrupa’da başladığını gördüklerini ifade eden Pelister, “Yeşil mutabakat, sürdürülebilirlik, yatırımlar gibi aslında her konunun ayrı bir Şura yapılacak nitelikte öneme sahip olduğunu görüyoruz. Kimya sektörümüzün önünde çok yol var. Dolayısıyla Bakanlıklarımızla daha entegre biçimde çalışabilmek için Sanayi Bakanlığımızın içinde kimya ile ilgili bir genel müdürlük veya genel müdür yardımcılığının tahsis edilmiş olması kimya sektörümüzün önümüzdeki yıllarda, yapacağı projelerde daha aktif olmasını sağlayacaktır. Özellikle Kimya Sektör Platformu olarak dile getirdiğimiz önerimiz Ulusal Kimya Ajansı’nın kurulması çok önem arz ediyor. Kimya sektörünün tüm paydaşları olarak, başta devletimizin verdiği destek ve teşvikler ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinin gücüyle ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulmasını hedefliyoruz. Kimya Teknoloji Merkezi ve Ulusal Kimya Ajansı ile Türk kimya sektörünün yüksek katma değer yaratmada bir üst lige çıkacağını düşünüyoruz. Mümkünse Kimya Teknoloji Vadisi kurulması da sektörümüzün geleceği için önemli bir gelişme olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

İki gün boyunca 7 oturum gerçekleştirildi

Kamu, özel sektör, STK kuruluşlarından temsilciler ile akademi üyesi konuşmacı ve davetlilerin katıldığı 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda iki gün boyunca yapılan 7 oturumda sektörün bugünü ve geleceği masaya yatırıldı.

Prof. Dr. Emre Alkin’in moderatörlüğünü yürüttüğü, TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı Timur Erk, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Erceber ve Türkiye Varlık Fonu Danışmanı M. Hayati Öztürk’ün panelist olduğu birinci oturumda pandeminin dünya ve Türkiye kimya sektörüne etkileri ile gelecek beklentileri değerlendirildi. Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü ikinci oturumda T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Yurtdışı Faaliyetler Dairesi Başkanı Furkan Karayaka ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister Türk kimya sanayinin yatırım ihtiyacını ele aldı. İKMİB Genel Sekreteri Dr. S. Armağan Vurdu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve kimya sektörünün dış ticareti, finansmanı, lojistiği ve dijitalleşmesi konuları konuşulduğu üçüncü oturumda, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay, Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Enis Gültekin, Tav Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı Sani Şener ve AliExpress Türkiye CEO’su Yaman Alpata panelist oldu. Ciner Medya Grubu Londra Temsilcisi Cüneyt Başaran’ın moderatörlüğünü yaptığı, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur, DEİK/Türkiye-İngiltere İş Konseyi Başkanı Osman Okyay ve İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas Türk’ün panelist olduğu dördüncü ve günün son oturumunda Gümrük Birliği’nin revizyonu ve ticaret anlaşmalarının kimya sektörüne etkileri konusu tartışıldı.

Şura’nın ikinci günü yapılan ve T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve AB Genel Müdür Yardımcısı Bahar Güçlü, Finans Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Merkezi Kurucu Direktörü Prof. Dr. Güler Aras ve TKSD Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Dr. Derya Erçıkan’ın panelist olduğu beşinci oturum, İKMİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Faik Bitlis’in moderatörlüğünde gerçekleştirilerek, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın kimya sektörüne etkileri konusu değerlendirildi. Ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi; Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu moderatörlüğünde ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Genel Sekreteri Konca Çalkıvik, BOSAD Başkan Vekili, Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu Başkanı, BASF Türkiye Genel Müdürü Rami Atikoğlu ve BİYOKOOP Kurucu Başkanı Erdinç İkizoğlu’nun panelist olduğu altıncı oturumda kimya sektöründe sürdürülebilirlik yönetimi konusu ele alındı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Gürkaynak’ın moderatörlüğünü yaptığı Şura’nın son yedinci oturumunda ise TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran S. İnan, Scaleup London – Yönetici Ortak Mehmet Alpatlı ile İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister tarafından kimya sanayi ile üniversite iş birliği konusu ele alındı.

Otomotiv Sanayi Derneği, Şubat Verilerini Açıkladı!

Otomotiv Satışları Mart’ta da Yükselecek, Virüsün Asıl Etkisi Nisan’da Görülecek!
Otomotiv Satışları Mart’ta da Yükselecek, Virüsün Asıl Etkisi Nisan’da Görülecek!

Ocak-Şubat Döneminde Otomotiv Üretimi Yüzde 6,5, İhracatı Yüzde 14 Azaldı 

Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) Ocak-Şubat dönemine ilişkin verileri açıkladı. Bu dönemde, toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,5 azalarak 222 bin 264 adet, otomobil üretimi yüzde 16 azalarak 136 bin 882 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 231 bin 578 adede ulaştı. Aynı dönemde, otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 14 azalarak 165 bin 476 adet olurken, otomobil ihracatı ise yüzde 27 oranında azalarak 98 bin 433 adet oldu.

Türkiye otomotiv sanayiine yön veren 14 büyük üyesiyle sektörün çatı kuruluşu olan Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), Ocak-Şubat dönemine ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. Yılın ilk iki ayını kapsayan dönemde toplam otomotiv üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,5 azalarak 222 bin 264 adet, otomobil üretimi yüzde 16 azalarak 136 bin 882 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 231 bin 578 adet oldu.

Aylık bazda verilere bakıldığında, otomotiv sanayisinin Şubat ayı üretimi geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 9,3 azalarak 116 bin 88 adet olurken, aynı dönemde otomobil üretimi yüzde 22,4 azalarak 68 bin 105 adede geriledi. Ocak-Şubat döneminde otomotiv sanayisinin kapasite kullanım oranı ise yüzde 68 olarak gerçekleşti. Araç grubu bazında kapasite kullanım oranları, hafif araçlarda (otomobil + hafif ticari araç) yüzde 68, ağır ticari araçlarda yüzde 50, traktörde yüzde 75 seviyesinde oldu.

Ticari araç üretimi yüzde 14 arttı

Ocak-Şubat döneminde ticari araç üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artış gösterdi. Bu dönemde, ağır ticari araç grubunda üretim yüzde 55 artarken, hafif ticari araç grubunda üretim yüzde 12 arttı. Aynı dönemde, yük ve yolcu taşıyan ticari araç üretimi 85 bin 382 adet, traktör üretimi de 9 bin 314 adet olarak gerçekleşti. Pazara bakıldığında ise, Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla ticari araç pazarı yüzde 53, hafif ticari araç pazarı yüzde 51 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 61 arttı. Baz etkisi dikkate alındığında Ocak-Şubat dönemi ticari araç pazarı 2017 yılının yüzde 6 üzerinde gerçekleşti.

İç pazardaki artış devam etti

Ocak-Şubat döneminde toplam pazar geçen yıla göre yüzde 38 artarak 106 bin 532 adet düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde otomobil pazarı ise yüzde 34 oranında arttı ve 80 bin 107 adet oldu. Son 10 yıllık ortalamalar dikkate alındığında Ocak-Şubat döneminde toplam pazar yüzde 30 artarken, otomobil pazarı yüzde 39, hafif ticari araç pazarı yüzde 8 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 4 oranında arttı. Bu dönemde, otomobil satışlarındaki yerli araç payı yüzde 38 olurken, hafif ticari araç pazarında yerli araç payı yüzde 55 olarak gerçekleşti.

Ocak-Şubat’ta ihracat yüzde 14 azaldı

Yılın ilk iki ayını kapsayan dönemde otomotiv ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 14 azalarak 165 bin 476 adet olarak gerçekleşti. Otomobil ihracatı ise yüzde 27 oranında azalarak 98 bin 433 adet oldu. Aynı dönemde, traktör ihracatı da yüzde 13 azalarak 2 bin 315 adet olarak kayıtlara geçti. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, otomotiv sanayi ihracatı Ocak-Şubat döneminde toplam ihracattan aldığı yüzde 17 pay ile ilk sıradaki yerini korudu.

Toplam ihracat 4,9 milyar dolara ulaştı

Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre toplam otomotiv ihracatı dolar bazında yüzde 3, Euro bazında ise yüzde 12 azaldı. Bu dönemde, toplam otomotiv ihracatı 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 22 azalarak 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 29 azalarak 1,4 milyar Euro oldu. Ocak- Şubat döneminde dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 9 oranında azalırken, tedarik sanayi ihracatı yüzde 8 oranında arttı.

Türk Rüzgarı Enerjisi Sektörü Tüm Paydaşlarıyla Seçime Hazır

Ülkemiz rüzgarının çatı kuruluşu TÜREB’in yeni dönemi için seçimli genel kurulu 17 Mart’ta gerçekleşecek. Rüzgar sektörünün tüm paydaşlarını kapsayacak ve katılımcı bir yapıya ulaştıracak olan Hakan Yıldırım’ın kurul listesinde yer almaktan heyecan duyduklarını belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, memleket meselesi olan rüzgar enerjisi için mücadeleye devam edeceklerini aktarıyor.

Türk rüzgarını heyecanlı günler bekliyor. 17 Mart günü rüzgar sektörünün tüm paydaşlarının katılımıyla Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin yeni dönemi için seçimli genel kurul gerçekleşiyor. En doğru yapılanma için yeni dönemde rüzgar sektörüne emek veren her kesimin ve paydaşın yer aldığı bir kurulun oluşması için çabaladıklarını dile getiren Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre, enerjiyi üreten türbinlerin üreticisinden bakımlarından sorumlu sahadaki teknisyenine, lojistik ve nakliye sürecinden sorumlu ekiplerden rüzgar santrallerinin işletmecilerine kadar herkesin problemlerinin çözüme kavuşturulacağı yeni bir dönemin hazırlığında olan Hakan Yıldırım’ın listesinin çoğulcu ve kapsayıcı olduğunun altını çiziyor.

Her Emeği Es Geçmeyen Bir Rüzgar Birliği Amaçlanıyor

Son yıllardaki inanılmaz atakları ile Türkiye’nin parlayan enerjisi rolüne kavuşan rüzgar enerjisi sektöründe yeni döneme geçiliyor. Rüzgar enerjisinin gelişimi ve üretimi için tüm paydaşlarının desteklediği bir genel kurulun gerçekleşeceğini belirten Ali Aydın, TÜREB için ön plana alınan gayenin birliğin misyon ve vizyonuna uygun en doğru yapıya kavuşması olduğunu dile getiriyor. Birlik ve beraberliğin hiçbir sektörde olmadığı kadar rüzgar enerjisi sektöründe görüldüğünü ve hissedildiğini aktaran Aydın, Avrupa’nın en güçlü 7. rüzgar ülkesi olan Türkiye’nin bu başarısında emeği geçen her kesimin bu birlikte söz hakkına sahip olması gerektiğinin de altını çiziyor.

“Rüzgara Memleket Meselesi Gözüyle Bakan Bir Liste”

Yaklaşan seçimli genel kurulun yeni dönemde Türk rüzgarına büyük katkılar sağlaması bekleniyor. Özellikle global arenada önemli bir konumun kazanılmasına ve sektörün ihtiyaçları ile problemlerine yönelik önemli adımların atılmasına ön ayak olan mevcut TÜREB Başkanı Hakan Yıldırım’ın listesinin tüm ekosistemi temsil ettiğine dikkat çeken Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre bu yönetim, santraldeki teknisyenden enerji şirketlerinin en başındaki yöneticilere, bu ülkenin her vatandaşından kamu temsilcilerine varacak şekilde bir temsiliyet sağlamış oluyor. Rüzgar enerjisini memleket meselesi olarak gören ve milyonlarca haneye hem temiz hem de ucuz enerjiyi ulaştırabilmek için çabalayan herkesin gözü, 17 Mart’taki TÜREB’in seçimli genel kurulunda olacak.

Şirketinizin Güvenliğini 5 Adımda Artırın!

Sonbahar ve kış aylarının yoğun çalışma temposunun ardından gelen bahar ve yaz ayları şirketleri rahatlamaya davet ederken sistemlerini gözden geçirmek ve yeni kararlar almak için ideal bir zaman sunuyor. WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, şirketlerin güvenlik ağlarını yenilemek ve yeniden canlandırmak için yılda bir kez tamamlanması gereken 5 dijital temizlik adımını sıralıyor.

Bahar aylarının dinamik enerjisi, şirketleri rahatlatırken güvenlik ağlarını yenilemek ve potansiyel güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmak için ideal bir zaman sunuyor. Yoğun çalışma temposunun azaldığı bu dönemde yapılacak dijital bahar temizliği ile sistemleri güncellemekten şifrelerin değiştirilmesine kadar birçok işlemi gözden geçirmek, şirketlerin karşılaşabileceği potansiyel tehditlerin ve güvenlik açıklarının önüne geçiyor. Ağların da tıpkı evler ve arabalar gibi düzenli temizliğe ihtiyaç duyduğunu belirten WatchGuard Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, ilkbahar temizliği sezonuna girerken güvenlik ağlarını yenilemek ve yeniden canlandırmak isteyen şirketlere 5 önemli ipucu veriyor.

1. Üçüncü taraf erişimini ve politikalarını inceleyinBirçok bilgi güvenliği yöneticisi ve çalışanı şirket politikalarına geçici olarak yeni ilkeler eklerken daha sonra kaldırmayı unutabiliyor. Bu noktada şirketlerin yılda en az bir kez hangi üçüncü taraf hizmetlerin ağlarına veya VPN’lerine erişimi olduğunu gözden geçirmesi ve artık etkin olmayanları devre dışı bırakması olası güvenlik açıklarının giderilmesine yardımcı oluyor. Şirketlerin güvenlik duvarı ve UTM’lerin oluşturduğu raporları kullanarak güvenlikteki boşlukları doldurması ve saldırı yöntemleri değiştikçe güvenlik politikalarında değişiklikler yapması önemli bir noktayı temsil ediyor.

2. Ağ güncellemelerinin envanterini tutun. Şirket ağları büyüdükçe, teknik taraftaki güvenlik kontrollerinin de onunla birlikte geliştirilmesi önemlidir. Yılda bir kez ağların nasıl değiştiğine bakmak, mevcut güvenlik yazılımlarının hala yeterli olup olmadığını değerlendirmek ve ağların güvenlik kontrollerini aşmadığından emin olmak gerekiyor.

3. Güvenlik tehditlerine karşı bilinçlenin. Siber güvenlik alanında uzun zamandır bir eğitime katılmadıysanız ve güncel tehditler hakkında yeterince bilgi sahibi değilseniz yeniden bilinçlenmeye ihtiyacınız var demektir. Örneğin, “Çalışanlarınız en son casus kimlik avı tehditlerini nasıl tespit edeceklerini biliyor mu?”, “Sahte bir banka giriş sayfası görürlerse tanımlayabilirler mi?” gibi soruları çalışanlarınıza sorun ve herhangi bir sorunla karşılaşmayı beklemeden eğitimler almaya özen gösterin.

4. Düzensiz yamaları tespit edin. Bilgi güvenliği profesyonellerinin çoğu, masaüstü bilgisayarlar veya sunucular için aylık güncelleme oluşturuyor. Ancak yine de her şirket ağı düzenli olarak güncellemeleri ve güncellemelerle gelen yamaları yüklemeyen az sayıda sunucu veya cihazı barındırıyor. Bu durumda şirketlerin donanım aygıtlarındaki ürün yazılımını kontrol edip güncellemesi ve eğer eski bir sunucu kullanıyorlarsa eski uygulamaların kullanımına izin verecek yeni bir sistem planı yapıp onu kaldırmaları önem arz ediyor. Güvenlik zafiyetleri ve yamalama yazılımları bu işi kolaylaştırıyor ama bu araçların IoT cihazları ile ilgili her şeyi bilemeyeceğini de unutmamak gerekiyor.

5. Şifrelerinizi değiştirin ya da yeni bir parola yöneticisi yükleyin. Güçlü parolaların sık sık değiştirilmesi gerekmez ancak bahar temizliği, şirketinizin parola uygulamalarını gözden geçirmek ve güncellemek için uygun bir zamanlama olacaktır. Parola yöneticileri parolaları değiştirmeyi kolaylaştırırken, aynı zamanda bir kullanıcının tüm parolalarını aynı anda otomatik olarak değiştirebilen bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle girişler için sürekli aynı şifreyi kullanan şirketlerin şifrelerini değiştirmesi ya da yeni bir parola yöneticisi yüklemesi önemli bir adım olacaktır.

Kırmızı olursak Türkiye büyük kayıp yaşar

Inscription coronavirus, euro and downward graphs representing financial crisis caused by Covid-19
Inscription coronavirus, currencies euro and downward graphs representing financial crisis caused by Covid-19. Risk of global recession around world

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Çetin, pandemide turist sayısının yüzde 78 azaldığını belirterek, ‘Kovit 19 Risk Haritası’nda turuncu olan Antalya’nın kırmızıya dönüşmesinin Türkiye’ye büyük kayıp yaşatacağını belirterek, “Turizm sezonu başlıyor. Aylardır ‘20 gün kapanalım’ diye talepte bulunuyoruz. Antalya’nın özel tedbirlere ihtiyacı var. Büyük kayıp yaşamamak için il bazında tedbirlere geçilmeli” dedi. 

Görüntülü platformda gazetecilerle kentlerin meslek odası başkanlarını bir araya getiren Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin bu kezki konuğu Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Çetin oldu. EGD Başkanı Celal Toprak ve EGD Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Uluğtürkan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘Türkiye Ekonomiyi Konuşuyor’ programının konuğu olan Antalya TSO Başkanı Davut Çetin, 2019’da 16 milyon turist ağırlayan Antalya’nın 2020’de 17,5 milyon turist ağırlamayı beklerken pandemi nedeniyle ancak 3.4 milyon turist alabildiğini söyledi. Son yıllarda artan turist sayısı karşısında yeni yatırımlar gerçekleştirildiğini, eskilerin revizyon edildiğini belirten Çetin, “Tam da bu dönemde pandemiyle karşı karşıya kaldık. Çok zor bir dönemdi. Kısa çalışma ödeneği ve krediler nefes oldu ama yeterli olmadı. Turizmdeki büyük kaybı tarım ve sanayimizdeki artan üretimle telafi etmeye çalışsak da Antalya ekonomisi yüzde 15 civarında küçüldü. Bunun da ekonomimize etkisi 20 milyar doları buldu” dedi.

“KREDİLER ALTIN VE DÖVİZE GİTTİ!”

Kredi Garanti Fonu’yla verilen faiz oranı yüzde 9’luk kredinin sektör için önemli bir destek olduğunu ancak, verilen kredilerin yüzde 60’ının doğru kullanılmadığını belirten Antalya TSO Başkanı Davut Çetin, “2018’de yaşanan krizde de kredi imkanı sunuldu. Bu kredileri o dönemde bazı iş insanları gayrimenkul, otomobil hatta yat alımında değerlendirdi. Ancak bu kez daha kötüsü oldu. Pandemi dolayısıyla alınan kredilerin yüzde 60’lık kısmı Antalya’da dövize, altına gitti. Keşke böyle yapılmasa krediler gerçekten ihtiyacı olana kontrollü verilseydi” diye konuştu.

“YA KIRMIZI OLURSAK?” 

Antalya’nın turizmde yeni sezona daha tedbirli olması gerektiğini anlatan Çetin, “İki aydır adeta yalvarıyoruz. ’20 gün kapanalım’ diyoruz. Antalya gibi turizm şehirlerini bu dönemde diğer illerin kefesine koyup merkezden yönlendirmek doğru değil. Şu an Kovit 19 Risk Haritası’nda turuncu konumdayız. Bu bile başta Avrupa’dan olmak üzere birçok bölgeden endişeyle takip ediliyor, rezervasyon iptallerine neden oluyor. Etrafımız kırmızı olmuş, bizimle iç içe yaşayan Konya, Burdur gibi şehirlerle çevrili. Antalya’da kırmızıya dönüşürse sonuç vahim olur. Pandemi yönetiminde il bazında özel tedbirleri alabilme inisiyatifimizin olması gerekiyor” dedi.

PAMUKKALE’DEN KAPADOKYA’YA 

Antalya TSO Başkanı Davut Çetin, Antalya’nın turizm destinasyonunu Pamukkale’den Kapadokya’ya kadar genişletebilme imkânı bulunduğunu belirterek, “Bunu yapmak zorundayız. Kapadokya’ya gelen turist 300 avro verip balon turuna katılıyor. Bu bedelle aynı turist Antalya’da her şey dahil neredeyse bir hafta tatil yapabilir. Turizmi destinasyon olarak değerlendirmemiz ve tüm şehirlerin kazançlı çıkmasını sağlamamız dolayısıyla Türkiye’ye daha fazla döviz kazandırmamız gerekiyor. O yüzden Denizli ve Nevşehir’e hızlı trenle ulaşmamız gerek. Yüzde 6 ithal girdisi yüzde 94 yerli girdisi olan bir başka sektör daha yok. Bu nedenle turizm altyapı yatırımlarına öncelik vermeliyiz” diye konuştu.

“PİLOT VERİ MERKEZİ KURMAK İSTİYORUZ”

Antalya’da tarımsal üretimin arttığını belirten Başkan Çetin, “Katma değeri yüksek ürünlere geçiş var. Bu oldukça sevindirici. Mango, avakado, muz, ejder meyvesi yetiştiriyoruz. Ancak burada da ciddi bir sıkıntı bizi bekliyor. Şu anda Türkiye, tükettiği muzun yüzde 25’ini üretiyor. Son yıllarda muz serasına verilen yatırımlarla bu oran yüzde 100’ü bulacak. Ancak daha fazlası durumunda muzda rekabet edemeyeceğimiz için ciddi sıkıntı yaşayacağız. Tarımsal ürünlerde bir planlamaya ihtiyacımız var. Ama planlama için önce doğru veriler gerekiyor. Antalya’da ne kadar domates üretiliyor ne kadar biber yetiştiriliyor bilmiyoruz. Bilmediğimiz için planlama yapamıyoruz. Antalya’da bir pilot ‘Veri Merkezi’ kuralım diye müracaatımız var. İçerisinde kamunun biz meslek odalarının bulunduğu bu merkezi çok önemsiyoruz. Zira doğru veriler olmadan tüm şehirler karanlıkta yürüyor gibi. Doğru verilere sadece tarımda değil her alanda ihtiyacımız var. Turizmde de şiddetle ihtiyacımız var. Antalya’ya gelen turistin yaş aralığı ne?   Çocuklarıyla mı geliyorlar? Hangi ülkelerden tercih ediliyoruz? Bu gibi doğru bilgiler olmadan strateji belirlemek doğru adımlar atmak mümkün olmuyor” diye konuştu.

“DİJİTALLEŞME ÜZERİNE ÇALIŞIYORUZ”

Antalya TSO’nun dijital dönüşüm, endüstri 4.0, e-ticaret, e-ihracat alanlarında üyelerine yönelik faaliyetlerinin devam ettiğini şehrin katma değeri yüksek alanlardaki üretim artışının sürdüğünü anlatan Çetin, “Örneğin yat üretiminde 21 firmamız oldu. Bu şirketlerimiz çok başarılı işlere imza atıyor. Geçtiğimiz dönemde Katar’a 27 metrelik 100 yat üretildi. 67 metrelik yat üretebilecek kapasiteye sahip, Aselsan gibi kurumlarla iş birliği yapan bir sektör altyapısı oluştu. Bu gibi sektörlerin Antalya ekonomisine dolayısıyla Türkiye ekonomisine önemli değer katacağını düşünüyoruz” dedi.

“PANDEMİ İHRACATI ENGELLEYEMEDİ” 

Pandemiye rağmen 2020’de Antalya’dan gerçekleştirilen ihracatın yüzde 5.7 arttığını ve 1.5 milyar dolara yaklaştığını belirten Çetin, “1 Ocak- 28 Şubat 2021’de bir önceki döneme göre yüzde 20 artan bir ihracatımız var. Ancak, ihracatımızın lojistiğinde de sıkıntı yaşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Katarlı şirkete satılan limanda fiyatların yüksekliği ihracatımızı olumsuz etkiliyor. Bu konuda şikayetimizi ve alternatif liman yapma arayışımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.

“EXPO’DA KARMAŞA DEVAM EDİYOR” 

Gazetecilerin Expo yatırımıyla ilgili sorularını da yanıtlayan Antalya TSO Başkanı Davut Çetin, “Expo yapılırken Antalya’yla bütünleştirilemedi. Bu konuda küstürülen, ayrıştırılan Antalyalı bugün Expo’ya sahip çıkmıyor. Ama büyük bir yatırım. Devlet buraya 1.8 milyar TL harcayarak bu binaları yaptı. Aradan 5 yıl geçti. 5001 kişilik bir konferans salonu yapıldı kullanılmadığı için şu an dökülmeye başladı. Bünyesinde kurulan tarım müzesinin ne olacağı belirsiz. Bir bölümü Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından film stüdyosuna çevrildi. İşin içerisinde Özelleştirme İdaresi var, Tarım ve Orman Bakanlığı var. Bir karmaşa söz konusu. Ama bu devasa yatırımın bir şekilde değerlendirilmesi şart. Bazı projeler var. Burada biyoteknoloji ağırlıklı bir tarım vadisi kurabilir miyiz? Bilişim vadisine, Teknoloji Transfer Ofislerine dönüştürebilir miyiz? Bizim de içerisinde olacağımız çalışmalar var” dedi.

Şirketlerin yarısı, tehdit istihbaratı bulgularının profesyonel topluluklarla paylaşılmasına izin vermiyor 

“Managing your IT security team” başlıklı Kaspersky raporu, tehdit istihbaratı (TI) analistlerinin üçte ikisinin (%66) profesyonel topluluklarda yer aldığını, ancak BT ve siber güvenlik rollerinde çalışanların %52’sinin bu topluluklar aracılığıyla keşfedilen tehdit istihbaratı eserlerini paylaşmasına izin vermediğini ortaya koydu. 

Kaspersky, siber uzayda uluslararası iş birliğinin uzun süredir savunucuları arasında yer alıyor ve küresel BT güvenlik topluluğu genelinde ortak girişimlere katkıda bulunuyor. Şirket, bu yaklaşımı sürekli gelişen siber tehditlerden korunmanın en iyi yolu olarak görüyor. Bu nedenle Kaspersky, diğer işletmelerin iş birliği yapmaya ve tehdit istihbaratı (TI) paylaşmaya hazır olup olmadığını görmek için bu dünya çapında 5.200’den fazla BT ve siber güvenlik uygulayıcısı üzerinde bir anket gerçekleştirdi.

Araştırma, özellikle TI analiz sorumluluklarına sahip katılımcıların özel forumlara ve bloglara (%45), karanlık web forumlarına (%29) veya sosyal medya gruplarına (%22) katılma olasılığının yüksek olduğunu ortaya koydu.

Ancak kendi bulgularını paylaşmak söz konusu olduğunda, ankete katılanların yalnızca %44’ü keşiflerini kamuoyuna açıklamayı tercih etti. Harici paylaşıma izin verilen şirketlerde ise güvenlik analistlerinin %77’si bunu yaptı. Vakaların %8’inde güvenlik analistleri, çalıştıkları kuruluş tarafından yasaklanmasına rağmen TI bulgularını paylaştı.

Kaspersky uzmanları, bu tür kısıtlamaların şirketin saldırıya yanıt vermeden önce bazı nesnelerin kamuya açık olarak bilinmesi durumunda siber suçluların tespit edildiklerini fark edip taktiklerini değiştirebilecekleri endişelerinden kaynaklandığını belirtiyor. BT güvenlik ekiplerinin soruşturmayı ifşa etme riski olmadan şüpheli nesneleri analiz etmesine yardımcı olmak için Kaspersky, Kaspersky Threat Intelligence Portal’a ücretsiz erişim yoluyla özel bir gönderim modu seçeneği sunuyor. Bu sayede siber suçlular birinin saldırıya dair örnekleri paylaştığını bilmeden analistler gerekli verileri alabiliyor.

Kaspersky Teknoloji Çözümleri Ürün Yönetimi Grup Müdürü Anatoly Simonenko, şunları ifade ediyor: “Yeni kötü amaçlı yazılımlara veya kullanılan tekniklerle ilgili bilgiler, gelişmiş tehditlere karşı koruma sağlayabildiği sürece değerlidir. Bu nedenle tehdit araştırması bulgularımızı bilgi kaynaklarımız ve TI hizmetlerimiz aracılığıyla sürekli olarak erişime sunuyoruz. Güvenlik analistlerini de başkalarına aynı anlayışla yardım eli uzatmaya teşvik ediyoruz.”

Raporun tamamını bu bağlantıda bulabilirsiniz.

Satın alma Eğitimi Test – 1

Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

SATIN ALMA EĞİTİMİ  – YÖNETİCİ GELİŞTİRME EĞİTİM PROGRAMI

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ EKİPLERİ İÇİN ZENGİN EĞİTİM PRATİKLERİ

Satınalma dergisi olarak eğitimlere daima önem verdik. Bu kapsamda sektörün gelişimine yönelik konferanslar, webinarler ve eğitimler düzenliyoruz. Raporlar, e-kitaplar hazırlıyoruz.
E-mağaza ve talep havuzu uygulamalarımız ile alıcıları ve satıcıları bir platform üzerinde buluşturuyoruz.

EĞİTİM PROGRAMLARI

Tüm şirketlerimizin eğitim ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirdik.
Kapsamlı eğitim programları oluşturduk. Satınalma ve tedarik zinciri ekiplerinizin gelişimi için mutlaka bu programları inceleyiniz ve teklif alınız. 

Yeni dönem iş hayatında örnek olay çalışmaları yönetici geliştirme eğitimlerinin ayrılmaz parçası haline geldi.Profesyoneller gün içerisinde karşılaştığı sorunlara benzer problemleri eğitimlerde görmek, çok yönlü tartışmak ve olası senaryoları değerlendirmek istiyor. Pratik çalışma daha fazla talep ediliyor.  Şirket çalışanlarının mesleki gelişimlerine katkı sağlayacağını düşündüğümüz çok sayıda test ve örnek olay (vaka çalışması) aşama aşama dikkatinize sunuyoruz.

Test cevapları bir hafta sonra yine bu köşede yayınlanmaktadır. Başarılar dilerim.

Prof. Dr. Murat ERDAL – merdal@istanbul.edu.tr
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı

www.muraterdal.com

Satınalma Yönetimi Eğitimi

 Satınalma Eğitimi  Test – 1

  1. Günlük standart ürün gereksinimleri için yapılan satınalma faaliyetlerine ne ad verilir ?
    1. Sistematik kaynak temini
    2. Rutin satınalma
    3. Özel satınalma
    4. Proje satınalma
    5. Uluslararası satınalma

2. İşletme ihtiyaçlarına yönelik olarak teknik spesifikasyonlara uygun doğru kalitedeki ürünlerin doğru tedarikçilerden doğru zamanda doğru fiyatta temin edilmesine ne ad verilir ?

    1. Proje yönetimi
    2. Muhasebe yönetimi
    3. Üretim yönetimi
    4. Satınalma yönetimi
    5. Pazarlama yönetimi
  1. Aşağıdakilerden hangisi satınalmada anahtar yeteneklerden biri değildir ?
    1. Risk ve değer yönetimi
    2. Pazarlık
    3. Tedarikçi değerlemesi ve seçimi
    4. Bayi yönetimi
    5. Pazar araştırması
  1. Başarılı bir satınalma operasyonu için ne yapılmalıdır?
    1. Doğru fiyat alın
    2. İyi bir satınalma rehberi geliştirin
    3. Müzakere sürecinde indirim türlerini bilin
    4. Maliyet analizi yapın
    5. Hepsi
  1. Aşağıdakilerden hangisi satınalma yöneticisinin temel özelliklerinden biri değildir ?
    1. Taktik pazarlık yeteneği
    2. Problem tanımlaması ve çözüm geliştirme
    3. Maliyet analizi ve maliyet yönetimi
    4. Pazarlama tutundurma stratejileri bilgisi
    5. Sözleşme hazırlama ve sözleşme yönetimi yeteneği
E-Kitap: Her ay güncellenmiş içeriği ve yeni kapak tasarımı ile B2B Ticaret Portalı www.BuyerNetwork.net ten indirebilirsiniz.

Cevaplar gelecek pazartesi günü bu sayfada yayınlanacaktır.

UZAKTAN VE YÜZ YÜZE EĞİTİM İHTİYAÇLARINIZDA YANINIZDAYIZ.

Satınalma Yönetimi, Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi
Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz. Eğitim katalogunu indirmek için https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf tıklayınız.

Testler için Kitap Önerisi : Prof. Dr. Murat ERDAL, SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

ÖĞRENME MERKEZİ TEST ARŞİVİ

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİMİ 

Sürdürülebilirlik Eğitimi – Test 1

Sürdürülebilirlik Eğitimi – Test 2 

MÜZAKERE EĞİTİMİ  

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – I 

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – II

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – III

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test IV

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – V 

SATINALMA EĞİTİMİ

Satınalma Eğitimi Test – 1

Satınalma Eğitimi Test – 2

Satınalma Eğitimi Test – 3

Başarılar dilerim.

EĞİTİM KOORDİNATÖRÜ
Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi
egitim@satinalmadergisi.com 

 

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MAKALELERİ

SATIN ALMA EĞİTİM TESTLERİ

PAZARLIK BECERİ ANKETİ

Kitap Önerileri : 

  • MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
  • SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

-> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN -> egitim@satinalmadergisi.com

AÇIK KAYNAK:  Buyer Network B2B İş ve Ticaret Platformu 

Ücretsiz.  Forum https://buyernetwork.net/forum kısmında yüzlerce klasöre 1 dakikada erişebilirsiniz. Şirket iş arkadaşlarınızla paylaşın.

Satınalma, Tedarik Zinciri, Lojistik, Depolama, Taşımacılık, Dış Ticaret, Gümrük Operasyonları ve Hukuk forumlarını ziyaret edin.

ÖĞRENME MERKEZİ:

Öğrenme Merkezi içerisine yer alan Satınalma Dergisi tüm arşivini (100 sayı) inceleyin. Literatür taraması. Makalelerden yararlanın. Bitirme ödevi, yüksek lisans proje ve tez çalışmaları, doktora tezleri için kullanılabilirsiniz. Satınalma Dergisi Aboneliği Şirket/Birey Dijital Üyelik Gerektirmektedir.

https://learning.buyernetwork.net

TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MOBİL UYGULAMA:

Tedarik Zinciri Yönetimi Mobil Uygulama ile mesleki ve akademik gelişmeleri, duyuru ve etkinlikleri takip edin. Ücretsiz. 

https://itunes.apple.com/app/id1207666067?mt=8  Telefonunuza indirin. Hemen kullanmaya başlayın.

Sosyal Pazarlamanın İşletmelere Sağladığı Katkılar

Dr. Öğr. Üyesi Gözde MERT
Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
İsletme Bölüm Başkanı & Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

Günümüzde küreselleşme olgusuyla birlikte giderek artan ve farklılaşan rekabet; işletmeleri sadece ürünler üreten ve kar elde eden birimler yerine toplumsal faydayı gözeten, toplumun ilgi, destek ve beğenisini çeken sosyal sorumluluk bilincine sahip yapılara dönüştürmüş durumdadır [1].

Etkin bir sosyal kampanyanın düzenlenmesinde pazarlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Sosyal bir fikri topluma benimsetmek ve bu konuda olumlu davranış değişikliği yaratmak amacıyla düzenlenen pazarlama faaliyetleri sosyal pazarlama olarak adlandırılmaktadır. Sosyal pazarlamada kâr amacı yerine, sosyal amaç ve uzun vadeli toplum çıkarları ön plana çıkmaktadır.

Pazarlamanın asıl hedefinin, kişi davranışlarını etkilemek olduğunu fark eden pazarlamacılar, bu davranış değişikliğinin bir Big Mac almak veya THY ile uçmak gibi tüketimi arttırmaya yönelik olabileceği gibi çevreyi temiz tutmak vb. konularda da yaratılabileceğini düşünmüşlerdir. Doğal çevrenin korunması, kızların okula gitmesi ve eğitilmesi, kırsal kesimdeki ekonomik gelişimin sağlanması gibi birtakım toplumsal sorunların çözümlenmesine hizmet eden çalışmalar sosyal pazarlama kapsamında geliştirilen programlara örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla toplumun değer yargılarını değiştirmek ya da toplumu bilgilendirmek gibi amaçlar sosyal pazarlama kapsamında düşünülebilir.

Sosyal Pazarlama

“Sosyal Pazarlama” kavramı 1970’li yıllarda bir disiplin olarak Philip Kotler ve Gerald Zaltman’nın [2] pazarlama ile ilgili çalışmaları ile doğmuştur.

Sosyal pazarlama; Kotler ve Andreasen (1996) tarafından şu şekilde tanımlanmıştır; “Öncelikli olarak pazarlamacının elde edeceği fayda için değil, hedef kitlenin ve genel toplumun faydası için sosyal davranışları etkilemeye yönelik çalışmaktır”. [3]

Son 30 yıldır sosyal pazarlama uygulamaları, özellikle sağlık sektöründe (kalp sağlığı hakkında toplumu bilinçlendirme; obeziteyi önleyici sağlıklı beslenme politikalarının oluşturulması; sigara tüketimine karşı kampanyalar; AIDS/HIV virüsünden korunma ve yayılmasını önleme vb.) görülmektedir.

Sosyal Pazarlama Süreci ve İşletmelere Katkıları

Sosyal pazarlama sürecinin aşamaları şu şekilde sıralanmaktadır;

  • Problemi tanımlama,
  • Hedef belirleme,
  • Hedef pazarın seçimi,
  • Tüketici analizi,
  • Kampanyada kullanılacak kanalların analizi,
  • Programın uygulanması ve değerlendirmedir.

Sosyal pazarlama sürecini öncelikle etkileyen ve güdüleyen, çevre şartlarıdır. Bunlar; ekonomik, politik, teknolojik, kültürel ve rekabetçi çevre koşullarıdır. Bu şartlar karar verici değişim merkezini etkileyerek, bu birimin, sosyal pazarlama elemanları olan ürün, tutundurma, yer ve fiyatı hangi kanallar aracılığıyla, hangi pazarlarda sunması gerektiğine karar vermesini sağlamaktadır.

Ford Motor Company CEO’su William Klay Ford, sosyal pazarlamanın, firmaya kattığı değeri şu şekilde tanımlamaktadır; “İyi şirket ile mükemmel şirket arasında bir fark vardır. İyi bir şirket; harika ürün ve hizmetler sunar. Mükemmel bir şirket ise; harika ürün ve hizmetler sunmanın yanı sıra, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya çalışır.” Klay’in yaptığı bu tanım, sosyal pazarlamanın, firmaya sağladığı katkının büyüklüğünü net olarak ortaya koymaktadır.

Business for Social Responsibility adlı kâr amacı gütmeyen global bir organizasyonun, yaptığı araştırma ve deneyimler ışığında sosyal sorumlulukları hakkında duyarlı olan şirketler şunları elde etmektedir:

  • Firmaların satışları ve pazar payları artmakta,
  • Markalarının konumlamaları güçlenmekte,
  • Kurumsal imajları zenginleşmekte,
  • Çalışanları cezbetme, motive etme ve elde tutma yetenekleri yükselmekte,
  • Operasyon maliyetleri düşmekte,
  • Yatırımcılar ve finansal analistler gözünde daha çekici hale gelmektedirler.

İşletmeler, sosyal pazarlamaya önem vererek çeşitli edinimler sağlar. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;

  • Sosyal pazarlama etkinlikleri, işletmelerin müşterilerini tanımasını ve onların beklentilerini anlamasını sağlamaktadır.
  • Uygulanan projeler sonucunda müşterilerle duygusal bir bağ kurularak, işletmeye olan güven ve saygı artmaktadır.
  • Yine bu faaliyetler sayesinde işletmelerin sahip oldukları markaların, marka bilinirlikleri artmakta ve tüketici zihninde marka sadakati oluşturulabilmektedir.
  • İşletmelerin sorumlulukları çerçevesinde çalışanlarına vereceği eğitimler ve yapacağı yatırımlar, rekabet avantajı sağlayabilir.
  • Tüm bu faaliyetler çalışanların şirkete bağlılığını ve güvenini de artırmaktadır. Böylece çalışanların performansı da olumlu yönde etkilenerek işletmenin verimliliği ve faaliyetlerinin etkinliği de artmaktadır.

Günümüzde işletmeler sosyal pazarlamayı bir zorunluluk olarak görmeyi bırakıp stratejik bir araç olarak kullanmaya başlamışlardır. İşletmeler artık ellerindeki fonları çok sayıda proje ve organizasyona dağıtmak yerine, kendilerine ve topluma fayda sağlayacak az sayıda projeye odaklanmayı tercih etmektedirler.

İşletme yöneticilerine şu önerilerde bulunmak mümkündür: İşletmeler sosyal pazarlama konusuna gereken önemi vermelidir. İşletmeciler sosyal pazarlama faaliyetlerine ayırdıkları zaman, bütçe ve yetenekli iş gücü sayesinde sahip oldukları kaynakları daha etkin ve verimli bir şekilde yönetebileceklerdir. İşletmeler, içinde bulundukları topluma karşı sosyal sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdürler. Çünkü tüketiciler sadece satın aldıkları üründen elde ettikleri faydaya değil aynı zamanda satın aldıkları ürün sayesinde içinde bulundukları toplumun gelişmesine ne oranda katkı sağladıklarına da bakmaktadırlar. İşletmeler sosyal pazarlama faaliyetlerini gereksiz bir masraf olarak değil, uzun vadeli stratejik bir yatırım aracı olarak bakmalıdır. Sahip oldukları çalışanları ve etraflarındaki insanları bu konuda bilinçlendirmelidirler.

İşletmelerin sosyal pazarlama faaliyetlerinden etkin bir fayda sağlayabilmeleri için; konusunda uzman, kendini yetiştirmiş veya yetiştirebilecek olan eğitimli iş gücüne yönelmeleri gerekmektedir. Bu sayede uygulamayı planladıkları projelerin etkinliği ve verimliliği artabilecek ve donanımlı çalışanlar için bir cazibe merkezi haline gelebileceklerdir. Aynı zamanda işletme performansları da olumlu yönde etkilenebilecektir.

Kaynaklar

[1] Mert, G. (2012). Sosyal Pazarlama Uygulamalarının Tüketici Davranışı ve Firma Performansı Üzerine Etkileri: Teori ve Bir Uygulama, Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 117-129.

[2]  Kotler, P. ve Zaltman, G. (1971). Social Marketing: An Approach to Planned Social Change, Journal of Marketing, 35(July), 3-12.

[3] Weinreich, N. K. (1999). What is Social Marketing?, Weinreich Communications, 1999.

Covid-19’un Türkiye Sağlık Ekonomisine Yükü 3.7 Milyar Lirayı Aştı

araştırma

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin birlikte yürüttüğü “COVID-19 Tedavisinin Ekonomik Yükü Araştırması” sonuçları açıklandı:

BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ: 

COVID-19’UN TÜRKİYE SAĞLIK EKONOMİSİNE YÜKÜ 3.7 MİLYAR LİRAYI AŞTI

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin birlikte yürüttüğü “COVID-19 Tedavisinin Ekonomik Yükü” araştırma sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. COVID-19 hastalığının Türkiye’nin sağlık ekonomisine 12 aylık toplam yükü 3,7 milyar lirayı geçti. Ancak bu yalnızca buzdağının görünen yüzü. Dolaylı maliyetleri de hesaba katılınca COVID-19’un sağlık sistemi üzerindeki yükü bu rakamın çok üzerinde

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de COVID-19 hastalığı ile mücadele ve aşılama çalışmaları sürerken, hastalığın test, tanı ve tedavisi için yapılan harcamaların sağlık bütçesine olan yükü de ortaya çıkmaya başladı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin Gilead’ın desteğiyle yürüttüğü “COVID-19 Tedavisinin Ekonomik Yükü’’ araştırmasının sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre, COVID-19 hastalığının direkt tıbbi maliyeti, Türkiye’nin sağlık faturasına 1 yılda 3,7 milyar liralık ek yük getirdi.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak ve Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Simten Malhan’ın birlikte yürüttüğü araştırma COVID-19 hastalığının Türkiye için ekonomik yükünü tespit etmeyi amaçladı. Araştırmada, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 16 Mart- 31Temmuz 2020 tarihleri arasında tedavi gören 1056 COVID-19 hastasının gerçek hasta verilerinden yola çıkılarak, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı hasta verileri ve hasta başına düşen test, tanı, tedavi harcamaları değerlendirildi.

COVID-19’UN SAĞLIK SİSTEMİ ÜZERİNDEKİ YÜKÜ

Türkiye’de Pandemi ile ilgili tüm sağlık harcamaları devlet tarafından karşılanıyor. Araştırmaya göre, COVID-19 nedeniyle yatarak ve ayaktan tedavi alan hastaların toplam tedavi maliyetinin devlet sağlık harcamalarında %2.0 ve SGK sağlık harcamalarında %3.8’lik bir oranı oluşturduğu tahmin ediliyor. 

Türkiye’nin COVID-19 pandemisinde dünyada en yüksek sayıda vakanın gözlendiği 9. ülke olduğu belirtilen araştırmada, “Elde edilen sonuçlarla pandeminin birinci yılında ülkemize olan direkt tıbbi maliyet yükünü tahmin etmeye çalıştık. Pandeminin gerçek toplam maliyeti şüphesiz direkt tıbbi maliyetlerinin önemli ölçüde üzerindedir. Ancak, sadece sağlık hizmet sunumuna getirdiği ilave ekonomik yükün toplam sağlık harcamasının %2.0’si kadar olduğu öngörülmektedir. Tedbirlere rağmen bir yıl içindeki dalgalı vaka sayıları Türkiye’ye önemli bir ekonomik yük ve aynı zamanda sağlık kuruluşlarına, sağlık çalışanlarına maddi ve manevi yük oluşturmuştur” denildi.

AMACIMIZ COVID-19 HASTALIĞININ TIBBİ YÜKÜNÜ ORTAYA KOYMAKTI

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, “Araştırmanın, COVID-19’un Türkiye’nin sağlık sistemine getirdiği planlanmamış maliyeti göstermesi açısından çok önemli bir çalışma olduğuna inanıyorum” dedi. Bu araştırmanın yalnızca direkt tıbbi maliyetlere odaklandığını ve bu sonuçların buzdağının görünen yüzü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fehmi Tabak, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘‘Dolaylı maliyetlerin daha da artmasını önlemek için COVID-19’un sağlık sistemine yükünü hafifletmemiz gerekiyor. İlk adım elbette aşılama. Sistem üzerindeki yükü hafifletmek için hastanede yatış sürelerinin kısaltılması ve hastaların en kısa sürede taburcu olmalarının sağlanması bir diğer önemli öncelik olmalı.

Pandemi sürecinde hekim kontrollerinin ertelemesi gibi nedenlerle hepatit gibi birçok bulaşıcı hastalığın taraması yapılamadı. Bir örnek vermek gerekirse, Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de HIV tanısı alan kişi sayısı 2019 yılına kıyasla %62 azaldı. Dolayısıyla COVID-19’un önümüzdeki yıllarda toplum sağlığı ve sağlık sistemine uzun vadeli yükünün görünenden çok daha yüksek olduğunu görebiliriz.’’

Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Simten Malhan da, araştırmanın yöntemini şöyle anlattı:

Araştırmayı yürütürken, COVID-19 hastalığının Türkiye sağlık sistemine olan ek maliyetini ortaya koymak için sadece test, tanı, tedavi, ilaç gibi direkt tıbbi maliyetler dikkate alındı. Önce hasta başı direkt tıbbi maliyetler bulundu, sonrasında COVID-19 tanısı alan tüm hastalara genellendi. Hasta başı direkt tıbbi maliyetleri hesaplamak için, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nin gerçek hasta verileri ve Türkiye’ye genellemek için Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan günlük COVID-19 hasta verileri kullanıldı. Tüm dünyada olduğu gibi hastalık hakkındaki belirsizlik, kişilerde gösterdiği farklı etkiler, organ tutulumları ve hastalığın şiddeti pek çok dolaylı maliyete de neden oluyor. Ölüm, sakatlık ve işgücü kaybı oldukça önemli bir hastalık yükü olarak kabul ediliyor. Bu maliyetler de göz önüne alınırsa COVID-19’un sağlık alanında Türkiye’ye ekonomik yükünün bu araştırmada hesaplanandan çok daha fazla olduğu görülecektir.”

HASTALIĞIN ŞİDDETİ YÜKSELDİKÇE TEDAVİ MALİYETİ ARTIYOR

  • Araştırma için verileri değerlendirilen 1056 hastanın; %55’i erkek %45’i kadındı.
  • Hastaların ortalama yaşı 56,6 olarak belirlendi.
  • Sadece serviste sağlık hizmeti tamamlayanların oranı %84,6, yoğun bakımda yatanların oranı %15,4 oldu.
  • Hastaneye başvuranların hastalık şiddetleri asemptomatik %5,9, hafif %17, orta %41,2 ve şiddetli %36 oranlarında tespit edildi.
  • Hastalığın şiddeti arttıkça maliyetlerin de arttığı tespit edildi. Şiddetli COVID-19 hastalarında ortalama maliyetler, belirti göstermeyen, hafif şiddetli ve orta derece şiddetli COVID-19 maliyetlerinden çok daha yüksek gerçekleşti.
    1. Orta şiddetteki hastaların, hastanede ortalama 8,6 gün kaldığı, bu sürenin 51 güne kadar uzadığı görüldü. Orta şiddetteki bir hastanın ortalama maliyeti 8.791,1 TL olarak hesaplandı.
    2. Hastalığı şiddetli geçiren hastaların ortalama yatış gün sayısı 10,8 gün oldu. Bu hastaların yoğun bakım tedavi süresinin 93 güne kadar uzadığı gözlendi. Bu hastaların ortalama hasta maliyeti 13.405,9 TL olarak hesaplandı.
    3. Oksijen tedavisi ile birlikte yoğun bakım hizmeti de alan şiddetli hastaların ortalama yatış gün sayısı 17,3 gün oldu. Bu hastaların ortalama hasta maliyeti ise 30.257,3 TL olarak hesaplandı.
  • Hastaların %43’ünde eşlik eden hastalıklar bulunmakla birlikte, bu hastalıklar arasında ilk sırada %23,9 oranında hipertansiyon, sonrasında sırasıyla %13,6 diyabet, %9,1  astım, % 8,1 iskemik kalp hastalığı ve %7,6 kanser olduğu tespit edildi.
  • Hastaneye yatan tüm hastalar arasında ölüm oranı %9,5 olarak tespit edildi.

ARAŞTIRMA NASIL YAPILDI?

Araştırmayı yapan bilim insanları 16 Mart-31 Temmuz 2020 tarihleri arasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi gören 1056 hastanın ortalama maliyetini hesapladı. Ortaya çıkan hasta başı maliyet rakamını pandeminin başlangıcından bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan analiz yapılırken açıklanmış toplam hasta sayısı ile çarparak 11 aylık maliyeti, buradan projekte ederek de 12 aylık COVID-19 hastalık maliyet yükü rakamına ulaştılar.

Araştırmaya göre, 11 aylık sürede toplam 2 milyon 477 bin 463 hasta yatarak ve ayaktan tedavi gördü. Bu hastaların ülkemize direkt tıbbi maliyeti toplam 3 milyar 433 bin TL oldu. 11 aylık verilerden yola çıkılarak COVID-19’un 12 aylık direkt tıbbi maliyet yükü ise tahmini 3 milyar 745 bin TL olarak hesaplandı. Maliyet yükü araştırması yapılırken sadece test, tanı, tedavi, ilaç gibi direkt tıbbı maliyetler dikkate alındı.