İtirazen Şikayet Konusu; İtirazen şikâyet dilekçesinde özetle, İhalenin 1’inci, 2’nci ve 3’üncü kısımları üzerinde bırakılan isteklinin teklifinin uygun olmadığı şöyle ki; anılan isteklinin %100 ortağı olan şahıs hakkında ihaleye katılıma engel mahiyette bir mahkumiyet bulunduğu, nitekim ekte sunmuş oldukları belgenin de bunu kanıtlar nitelikte olduğu iddialarına yer verilmiştir.
18.10.2023 tarihli ve 2023/UH.I-1341 sayılı Kamu İhale Kurulu kararına göre;
Yapılan incelemede, İhale’nin tüm kısımları üzerinde bırakılan ………………. Pet. İnş. Pey. Oto. Tur. Ene. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin tek ortaklı bir tüzel kişi olduğu ve söz konusu ortağın “…………………” olduğu anlaşılmıştır.
İdarece gönderilen ihale işlem dosyasında ihale uhdesinde kalan isteklinin tek ortağı konumunda olan ………………….’ın herhangi bir adli sicil kaydının bulunmadığına yönelik bilgilerin yer aldığı adli sicil sorgulama belgesinin idareye sunulduğu görülmüştür.
Bununla birlikte, başvuru sahibi isteklinin sunduğu itirazen şikayet dilekçesinin ekinde yer alan mahkeme sorgu belgesi incelendiğinde, söz konusu belgede yukarıda bahsi geçen “…………………” isimli şahsın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi kapsamında adli sicil kaydının bulunduğunu gösteren ifadelerin yer aldığı görülmüştür.
Bu doğrultuda anılan iki belgenin birbirinden farklı bilgiler içermesi inceleme esnasında tereddüde sebep olmuştur. Söz konusu tereddüdün giderilmesi için başvuru sahibi istekli tarafından sunulan mahkeme sorgu belgesinde adı geçen Batman 2.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na yukarıda anılan “…………………’ın” herhangi bir adli sicil kaydı yahut adli sicil arşiv kaydı bulunup bulunmadığı, eğer
bulunuyor ise bu kayda esas teşkil eden mahkeme kararının bir örneğinin tarafımıza gönderilmesi taleplerini içeren bir yazı gönderilmiştir.
Anılan Mahkeme tarafından gönderilen cevabi yazıda “İlgi sayıda yazınız ile sormuş olduğunuz mahkememizin 2017/4 esas sayılı dosyası 23.05.2017 tarihinde sanık hakkında erteli 2 yıl 9 ay 10 gün mahkumiyet kararı verildiği, kararın 31.05.2017 tarihinde kesinleştiği kayıtlarımız tetkikinden anlaşılmıştır.” ifadelerine yer verilerek anılan “………………..” hakkında tesis edilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm bulunduğu ifade edilmiştir.
Yine anılan Mahkeme Başkanlığı tarafından gönderilen kesinleşme şerhi belgelerinden söz konusu hükmün istinaf edilmediği ve bu doğrultuda hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve ihale dokümanında yer verilen düzenlemeler çerçevesinde ihale tarihi itibariyle ilgili hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak idarelerce veya mahkeme kararıyla kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan veya örgütlü suçlardan veyahut kendi ülkesinde ya da yabancı bir ülkede kamu görevlilerine rüşvet verme suçundan dolayı hükümlü bulunan isteklilerin ihale dışı bırakılacakları anlaşılmıştır.
Bu doğrultuda yapılan değerlendirme neticesinde, Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ile yapılan yazışmalar ve bu yazışmalar neticesinde gönderilen belgeler incelendiğinde ihale uhdesinde bırakılan ………………… Pet. İnş. Pey. Oto. Tur. Ene. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin %100 ortağı olan ……………………’ın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar kapsamında hükümlü bulunduğu ve bu hükmün istinaf edilmeyip kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvuru sahibi isteklinin iddiasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
İnsan üzülmeli mi, yoksa anmalı mı bilemiyor. Tabi ki bir enkaz devralarak, nice savaşlarda yurdu dört bir koldan saran düşmanları yenip zaferler kazanarak yeni bir devlet kuran Atatürk söz konusu olunca insan nasıl davranacağını bilemiyor. Hem üzülmek, hem anmak hem de böyle bir büyük devlet adamı ve komutanla gurur duymak en doğrusu bence.
Kötüye giden durumu tersine çevirmek öyle kolay ve kısa sürede olmadı tabi ki. Çünkü eskisinden çok farklı bir yapıda devlet kurdu. İnsanların daha önce alışık olmadıkları bir sisteme geçiş yapmaları öyle kolay olmadı. Zihnen insanları buna ikna etmek, yüzyıl sonrasını düşünüp öyle hareket etmek gerekiyordu. Dünya’nın nereye doğru gittiğini tahmin etmek gerekiyordu. O yüzden sadece devleti kurmakla kalmadı, aynı zamanda onu çağdaş uygarlık seviyesine çıkaracak medeni, siyasi, ekonomik, askeri, ve hukuki hamleleri de yaptı.
Barış üzerine kurdu devleti sağlam temeller üzerine. Demokrasiyi, Cumhuriyeti, halkın egemenliğini ve tam bağımsızlığı ilke edindi. Kalkınmaya ve sanayiye önem verdi. İnsan ve özellikle kadın hakları konusuna vurgu yaptı. Hayatın her alanına dokundu. Kılık kıyafet, harf, bilim, sanat, spor, kültür, tarım, hayvancılık, teknoloji ve sosyal hayatta yepyeni değişiklikler yaptı. Hukukun üstünlüğünü, seçilmişlerin hakimiyetini, kanun devletini vurguladı ve özellikle bireysel hakları ön plana çıkarmaya çalıştı.
Çocuklara ve gençlere emanet etti ülkesine. Halkın eğitimine, üretime yönelmesine önem verdi. Dünya’ya açılmayı kafasına koydu.
Bütün bunları yapıp hayata gözlerine yuman bir insana saygı duymamak, Onu layık olduğu şekilde anmamak, Onunla gurur duymamak elde değil. O yüzden herkes nasıl istiyorsa, gönlünden nasıl geçiyorsa o şekilde anmalı Onu. Bayrak, vatan ve millet sevgisi ön plana çıkarılmalı. Din ve toplum adına yaptıkları vurgulanmalı. Ondan sonra gelen siyasilerin yapmadıklarının, yanlış uygulamalarının Ona mal edilmesi yapılan en büyük haksızlıktır Ona.
Gençlere tavsiyem Türk tarihindeki her lideri kendi düşünceleri ve yaşadığı devir ve şartlar göz önünde bulundurarak değerlendirmeleri. Orta Asya’dan itibaren, Selçuklu, Osmanlı gibi tüm Türk ve Müslüman Devletlerini yöneten atalarımıza saygı duymaları, Tarihten dersler çıkarmaları ve geleceğe ümitle bakmaları. Duyduklarına değil, okuduklarına ve araştırmalarına güvenmeleri. Bilime ve akla dayanmaları ve hizmet etmeleri. Çok okumaları ve çalışmaları.
Özetle Atatürk denince akla gelenler:
Milletine adanmış bir ömür
Milletine inanmış bir lider
Çok iyi bir kumandan
Azimli, kararlı, cesur ve sonuç odaklı bir kişilik
6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18B maddesiyle, 1 Eylül 2023’ten itibaren kiracısına karşı dava açmak isteyen kiraya verenler ya da kiraya verene karşı dava açmayı düşünen kiracılar öncelikle arabulucuya başvurmak zorundalar.
Adliyelerde bulunan arabuluculuk bürolarına yapılan başvuru sonrasında dosyaya atanan arabulucu, tarafları bir araya gelip anlaşmaya davet edecek.
Bu aşamada birkaç olasılık var:
Birincisi, tarafların biri ya da her ikisi toplantıya gelmezse bu durum arabulucu tarafından tutanağa geçirilir ve taraflar anlaşamadığı için artık anlaşma sağlanamayan bu hususlarda dava açılabilir.
İkinci ihtimal, her iki taraf da toplantıya gelir ancak bir tarafın ya da her iki tarafın olumsuz tutumu sebebiyle anlaşma sağlanamazsa bu durumda da anlaşma sağlanmadığı tutanağa yazılır ve artık bu hususlarda dava açılabilir.
Son ihtimal ise, Kanun çıkarılırken asıl amaçlanan sonuçtur. Taraflar görüşmeye gelir. İlk toplantıda ya da sonraki toplantılarda taraflar arasında bir anlaşma sağlanır ve artık anlaşma sağlanan bu hususlarda dava açılma imkânı ortadan kalkar.
Zorunlu arabuluculuk düzenlemesinin kira davalarındaki yığılmaya ve kiracı-kiraya veren çatışmasına bir ilaç olup olmayacağı bugünlerde en çok merak edilen konulardan biri.
Bana göre arabuluculuk, dava yığılmasının belki küçük bir kısmını azaltabilir ama daha fazlasını beklemek hayal olur. Çünkü bu ekonomik gidişat düzeltilmedikçe, özellikle enflasyon düşmedikçe, emtia fiyatlarıyla birlikte kiralar da hızla yükselmeye devam edecek. Kanundaki kira artış sınırlaması sebebiyle de kiracılar, ev sahiplerinin yüksek kira talepleriyle karşılaşmaya devam edecekler.
Kira bedellerine ilişkin sınırlamalar bütün modern hukuk sistemlerinde var. Hatta Avrupa’da birçok ülkede bizdekinden daha ileri sınırlamalar da var. Ancak fiyat istikrarının sağlandığı, enflasyonun tek haneli rakamlarda seyrettiği ekonomilerde kira bedellerinin sınırlanması büyük bir problem yaratmaz.
Sonuç olarak, enflasyon kalıcı olarak düşmedikçe bu çatışma sürer. Tek başına hukukun, mahkemelerin bu problemi çözmesi mümkün değil. Arabuluculuk da belki ağrıyı bir miktar azaltmaya yardımcı olur ama hastalığı tedavi edemeyeceği kesin.
Uygulama Alanı
Kira ilişkilerinde zorunlu arabuluculuk, tüm kira ilişkilerini kapsayacak şekilde düzenlendi. Bunun sonucu olarak, konut ve çatılı iş yerleri dışında; açık otopark, çay bahçesi gibi çatısız iş yeri kiraları; otomobil, makine, gelinlik gibi taşınır kiraları; AVM, otel, restoran gibi iş yerlerinde sıkça rastladığımız ürün (hasılat) kiraları da zorunlu arabuluculuğa tabi hâle getirildi.
Kanun’a göre, “Kiralanan taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar” dava şartı (zorunlu) arabuluculuğa tabi.
Böylece, örneğin, kira bedelinin tahsili ve tahliye talepli olarak başlatılan icra takibinde kiracının sözleşme ilişkisini reddetmesi ve kiraya verenin elinde noter onaylı bir sözleşmenin bulunmaması hâlinde kiraya veren, sulh hukuk mahkemesinde itirazın iptali davası açmak zorundadır. Bu durumda, uyuşmazlık zorunlu arabuluculuğa tabi olacağından önce arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekir. Ancak, kiracı sözleşmeye itiraz etmezse kiraya veren icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açacak olup bu ihtimalde uyuşmazlık, zorunlu arabuluculuğa tabi olmayacaktır.
Uygulama alanının tespiti bakımından önemli olan, uyuşmazlığın bir kira sözleşmesi ilişkisinden doğmuş olmasıdır. Böylece, “ecrimisil” olarak anılan haksız kullanımdan kaynaklı talepler, herhangi bir kira sözleşmesi ilişkisine dayanmadıkları için zorunlu arabuluculuk kapsamı dışında kalacaklardır.
Buna karşılık kira sözleşmesinden kaynaklı; kira tespit, tahliye, sözleşmenin feshi, kiralananın gösterilmesine izin verme, kira uyarlama, depozito uyuşmazlıkları, tazminat talepleri gibi sıkça karşılaştığımız kira davalarının tamamı zorunlu arabuluculuğa tabi olacaktır.
Yüzde 25 Artış Sınırlamasını Aşmanın Yolu Arabuluculuk mu?
Kira hukukunda Kanun, kiraya veren karşısında kiracıyı koruma amacıyla sözleşme serbestîsine önemli kısıtlamalar getirmiştir. Özellikle, konut ve çatılı iş yeri kiralarında sözleşmenin kiraya veren tarafından feshi imkânını önemli ölçüde engellemiştir. Ayrıca, her ne kadar başlangıçtaki kira bedeli anlaşmasına müdahale edilmemişse de sonrasında yapılacak kira artış anlaşmalarına da önemli sınırlamalar konulmuştur.
İşte tarafların arabuluculuk sürecinde yaptıkları anlaşmanın, kiracıyı koruma amacına hizmet eden bu tür emredici kanun kurallarına aykırı olması hâlinde, bu anlaşma belgesinin akıbeti ne olacak sorusu oldukça önemli.
Sözleşme hukukunun genel ilkeleri ve Türk Borçlar Kanunu’nun kira sözleşmeleri özelinde ortaya koyduğu açık ve somut kuralların gereği olarak şunu kabul etmek gerekir ki; Kanun’un kiracıyı özel olarak koruma altına almak için koyduğu emredici kurallara aykırı anlaşmalar geçersizdir ve bu anlaşmanın arabulucu nezdinde yapılmış olması ve hatta icra edilebilirlik şerhi verilmiş olması dahi bu sonucu değiştirmez. Arabuluculuk, Kanun’a aykırılığın kılıfı olarak kullanılamaz. Aksi hâlde, bu uygulamadan en büyük zararı yine arabuluculuk kurumu görür.
Özellikle bugünlerde dile getirilen, konut kiralarındaki artışı yüzde 25’le sınırlandıran TBK Geçici Madde 2 hükmünün arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşmasıyla aşılabileceği yönündeki görüşler, hukuka ve hatta kanuna aykırı yorumlardır.
Kamu düzenine ilişkin emredici bir kural olduğu açık olan TBK Geçici Madde 2’ye yakından bakalım:
“Konut kiraları bakımından 2/7/2023 ilâ 1/7/2024 (bu tarihler dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde yirmi beşin altında kalması halinde değişim oranı geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.”
Hükme dikkatli bakıldığında, dördüncü cümlede açıkça “Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir.” ibaresinin yer aldığı görülür. Esasen bu ibare hükümde yer almasaydı da aynı sonuca varmak, sözleşme hukukunun temel ilkelerinin gereğidir. Fakat kanun koyucu tereddütleri ortadan kaldırmak için açıkça bu cümleyi de kanun maddesine yerleştirme ihtiyacı duymuştur. Böylece, hükmün açık lafzının da dediği gibi, yüzde 25 sınırlamasına aykırı anlaşmalar geçersizdir. Buradaki geçersizliği kesin hükümsüzlük olarak anlamak gerekir.
Kesin hükümsüz anlaşmalar; herhangi bir işleme ya da karara gerek olmaksızın kendiliğinden ve baştan itibaren geçersizdir. Kesin hükümsüz bir anlaşmaya dayanarak talepte bulunulamaz ve kesin hükümsüz bir anlaşmaya dayanılarak ifa edilen borçlar karşı taraf için sebepsiz zenginleşme teşkil eder. Sebepsiz zenginleşme hâlinde, zenginleşme tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi içinde zenginleşmenin iadesi talep edilebilir.
Burada, somut olayın koşullarına göre, yüzde 25 artış kuralına aykırı olan sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebilir. Ancak, içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında bir kiracının konutunu ya da iş yerini kaybetmemek için yüzde 25’in üzerinde bir artış anlaşmasına rıza göstermesi ancak sonradan ilk fırsatta sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürüp yaptığı fazla ödemenin iadesini talep etmesi, istisnai bazı durumlar haricinde, hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmeye müsait değildir.
Arabuluculuk sürecinde tarafların arabulucu nezdinde yapacakları anlaşmalar da sonuç olarak Borçlar Hukuku ilkelerine tabi bir sözleşmeden başka bir şey değildir. Bu sebeple geçersizlik yaptırımı, arabuluculuk sürecinde tarafların yüzde 25 artış kuralına ya da kiracıyı koruma amacına hizmet eden diğer emredici kurallara aykırı başka bir anlaşma yapmaları hâlinde de uygulanacaktır.
Kira Tespit Davaları Bakımından Hemen Şu Notu Düşmekte Fayda Var:
TBK 344/3 uyarınca açılacak kira tespit davalarında, kira başlangıcından itibaren beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekir. Beş yıllık süre geçtikten sonra açılacak kira tespit davasında hâkim, yeni dönem kira bedelini tespit ederken, Kanun’daki TÜFE ya da yüzde 25 sınırlamasıyla bağlı değildir. Bu sebeple, beş yıllık süre geçtikten sonra tarafların TBK 344/3 anlamında yeni dönem kira bedelini belirlemek üzere arabulucu nezdinde yapacakları anlaşmalarda artış oranı, yukarıda yaptığımız açıklamalardan farklı olarak, yüzde 25’i hatta TÜFE oranını geçse dahi geçerli ve tarafları bağlayıcı olacaktır.
Taraflar TBK 344/3 uyarınca yeni dönem kira bedelini kendi aralarında anlaşarak serbestçe belirleyebileceklerine göre, arabuluculuk sürecinde bu anlaşmanın yapılması pekâlâ mümkün olacaktır. Bu anlaşmadan sonra yeniden TBK 344/3 anlamında kira tespit davası açılabilmesi için beş yıllık yeni bir sürenin geçmesi gerekecektir.
İş hayatında, işletmeler arasında çoğu zaman etik dışı davranışlar içinde bulunduğumuz durumlar meydana gelmektedir. Bunun sebebi, işletmelerin karar verici pozisyondaki yöneticilerinin rekabet ortamında farklı kişilik ve karaktere bürünebilmesidir.
İşletmelerde etik davranışlar ilk önce yöneticilerde başlar ve daha sonra en alttaki çalışanlara kadar yayılır. İşletmelerdeki karar alma ve kararları uygulama sürecindeki yetki yöneticilerde olduğundan; iş yerlerindeki karar alma süreçlerinin iş etiğine uygun olup olmadığına yöneticiler anlık olarak karar vermekte ve çalışanları buna ikna etmektedir. Aynı zamanda iş etiği, dünyada herkes tarafından kabul görmüş ilkeler, standartlar ve davranışlarla ilişkilidir. İş yerindeki davranışların etik olup olmadığına genellikle yatırımcılar, çalışanlar, müşteriler, yasal sistem ve toplum karar vermektedir. Etik değerler ithal veya ihraç edilemez; bireyler ve toplumların birbirleriyle iletişimiyle değer yargıları yayılır.
Bir işletmede etik kurallar toplumsal etik kurallarla ilişkilidir. Toplumun kendi değerleri işletmelerin değerleriyle uyuşması gerekmektedir. Kurum içindeki biçimsel politika, kurallar ve prosedürler; doğrudan veya dolaylı olarak paylaşılan değerler ve inançlar bütünü, yani örgüt kültürü yönetsel uygulama sistemlerinin bir bütünüdür. Buna göre, ele aldığımız yönetici kavramına göre, yöneticiler duygusal açıdan soğukkanlı, zorluklara karşı dayanıklı bireyler olarak düşünülmektedir. Ayrıca kararlılık, güven, dürüstlük, samimiyet, doğruluk, iş başarma yeteneği ve olayları değiştirebilme gibi özelliklere sahiptirler.
İş etiği kavramı, topluma karşı olabileceği gibi çalışanların kurum politikalarına veya çalışma arkadaşlarına yönelik de olabilmektedir.
Etik kelimesi, felsefi anlamda değerlerin özünü ve temellerini araştıran, bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru yanlış, iyi kötü gibi ahlaksal açıdan inceleyen bir dal olarak tanımlanmaktadır. 20.yüzyıl İngiliz filozoflarından W.D. Ross’a göre etik kurallar (Çeribaş, 2007):
Sadakat sorumluluğu: kişi veya kurumların net olarak verdiği veya ima edilerek söylenmiş sözlerin tutulması ve doğruyu söylemek.
Tazminat sorumluluğu: İstenmeden başkalarına verilen zararların karşılanması,
Minnettarlık sorumluluğu: Başkalarının bize yaptığı iyiliklerin karşılıklarının verilmesi,
Adalet sorumluluğu: Malların, kişilerin layık olduğu veya hak ettiği şekilde dağıtıldığından emin olunması,
İyilik sorumluluğu: Diğerlerinin şartlarını iyileştirmek için yapılabilecek her şeyin yapılması,
Kendini geliştirme sorumluluğu: Kendi şartlarını meziyetlerle ve zeka konusunda geliştirme,
Kötü olmama sorumluluğu: Başkasının zararını engelleme
şeklindedir. İşletmelerin bu 7 maddeyi kendi iç disiplinlerine sokarak benimsemesi, toplumun gözünde işletmenin, devletin koymuş olduğu kurallara uyan, sahtekarlık yapmadan, çalışanlarının hakkını veren veya çalışanlarına kötü muamele yapmayan prestijli markaların yönetildiği organizasyonlar şeklinde algılanmalarına neden olmaktadır. Dürüstlük, güven, sadakat ve sorumluluk toplum için olduğu kadar işletmelerin yaşamsal döngüdeki başarıları için de önemlidir. İşletmelerin etik değerlere verdiği önem ve etik bir organizasyon yapısına sahip olmaları performans değerlerini de doğrudan etkilenerek pozitif etki yaratmaktadır.
İş mükemmelliği için etik, etik yönetimi için de toplam kalite yönetiminin temel ilkeleri gereklidir. İşletme çatısı altında çalışan tüm personel ile birlikte, paydaşların da etik kurallar çerçevesinde çalışmaları gerekmektedir. Uygulanabilir bir etik sistem içinde yönetimin önderliğinde kalitenin artırılmasına yönelik yönetimin liderliği, ölçme ve değerlendirme, ekip çalışmasına katkı ve sürekli iyileştirme yapılmalıdır. İş etiği kavramının yöneticilere yansımış olan özellikleri vardır. Bunlar, Sorumluluk, Dışadönüklük, Uyumluluk, Duygusal Tutarlılık, Gelişime Açıklıktır.
İşletmenizde etik değişimin başlamasından itibaren şeffaf bir yönetim ve profesyonel yaklaşımlar gerektirir. Sağlıklı bir geçiş dönemi için tutturulabilir planlar ve programlar hazırlanmalıdır. Hedefler açık ve net bir şekilde belirlenmeden beklenen değişim ve başarıya ulaşılamaz. Bu sürece girmek isteyen işletmeler için bazı öneriler aşağıda verilmiştir.
Başarıya ulaşmak için etik kalıplarının birikimden kaynaklı bir sertleşmiş beton gibi karşımıza çıkacağı ve bu betonu basit bir şekilde yıkamayacağımızın bilincinde olunmalıdır.
İşletmelerin ilk yapacağı şeylerden biri, etik standartlarını belirlemek ve şeffaf bir şekilde çalışanlarıyla paylaşmasıdır. Yöneticiler ve çalışanlar iletişim kanaları üzerinden daha uygulanabilir, gerçekçi standartlar ortaya çıkarabilirler. Bu açık iletişim kanalları ile etik değişimin yönü (iyi veya kötü) tespit edilerek düzenleyici faaliyetler sayesinde doğru çizgiye geçişler başarılı bir şekilde yapılabilir.
Etik değişimi hayata geçirmek isteyen işletme ve yöneticilerin bir örnek kılavuza ihtiyaçları olacaktır. Bu kılavuz, diğer işletmelerin başarılı modelleridir. Bu başarılı modeller üzerinden zorlanmadan kendi işletmelerinin yol haritalarını çıkarabilirler.
Sizlerin çalışmış olduğunuz kurumlarda bu etik kurallara ne kadar uyuluyor? Rakiplerle kızışan rekabette ne kadar kendinizden veya şirketinizden ödün veriyorsunuz? Ahlaki açıdan siz ve çalışanlarınız ne kadar toplumsal etiğe uyuyorsunuz? Daha fazla kar elde etmek için çevreyi kirletmek mi daha önemli yoksa torunlarınızın yeşillikler içinde temiz bir çevrede büyümesi mi daha önemli? Geleceğinize ne kadar sahip çıkıyorsunuz ve çevrenizdekilere etik olarak nasıl bir örnek oluyorsunuz?
Sabri ERGENECOŞAR
Kaynakça:
Atacan, T. ve Genç, K.Y., (2020),“ İş Etiği”, Astana Yayınları, 1 Baskı, Ankara
Atlığ, N.S. (2006). “ İş etiği, sorumluluk ve ilaç sektöründen uygulamalar”, Yıldız Teknik Üniversitesi, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisan Tezi
Çeribaş, E. (2007) “Yöneticilerin Kişilik Özelliklerinin İş Etiğine Etkileri” Dumlupınar Üniversitesi, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisan Tezi
Çevik, H. (2006). “Yöneticilerin İş etiği yaklaşımlarının incelenmesi: Kütahya Organize Sanayi Bölgesin’de Bir Uygulama”, Dumlupınar Üniversitesi, (Yayımlanmamış) Yüksek Lisan Tezi
Parlak, Ö. (2006) “Pazarlama Ahlakı”, Beta yayınları, 3 Baskı, İstanbul
Mucuk, İ. (1989) “Modern İşletmecilik”, Der Yayınları, 4 Basım, İstanbul
Mucuk, İ. (2008), “Temel İşletme Bilgileri, Türkmen Kitabevi, 5 Basım, İstanbul
Yeşil, S. (2011), “ Uluslararası İş Etiği ve Yönetimi”, Adalet yayınevi, 1 basım, Ankara
Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında, izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz (İşK m. 56/5; Yönetmelik m.6). Başka bir deyişle, yıllık izin süresi içindeki hafta ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz ve dikkate alınmaz. Dolayısıyla, bu yasal tatil günleri, işçinin hak kazandığı yıllık ücretli izin süresine eklenmelidir. Örneğin; işyerinde 3 yıl kıdemi olan ve 14 gün yıllık ücretli izne hak kazanan işçinin izin süresine rastlayan 2 günlük hafta tatili ile 1,5 günlük ulusal bayram tatili bu izin süresine eklenecek ve işçi iznini 17,5 gün olarak kullanacaktır.
Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinin, işçinin Kanunda ön görülen yıllık ücretli izin sürelerine sayılması yolundaki sözleşmeler de geçersiz sayılır. Nitekim Yargıtay’ın konuyla ilgili kararına göre, “İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin yıllık izinleri düzenleyen 13 üncü madde hükmünde “yıllık ücretli izin sürelerinin içine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri izin süresine dahildir” şeklinde hüküm bulunmakta ise de bu hüküm 4857 sayılı İş Kanunun 55 ve 56 ncı madde hükümlerine aykırıdır. Kanuna aykırı olması nedeni ile toplu iş sözleşmesindeki bu hüküm dikkate alınmadan yapılan hesaplamaya itibar edilmesi gerekirken yazılı şekilde toplu iş sözleşmesindeki hükme itibar edilerek alacağın belirlenmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir”[1].
Diğer taraftan, uygulamada çalışılmayan cumartesi günlerinin hafta tatili gibi kabul edilerek yıllık izin süresine dahil edilip edilmeyeceği hususu tartışma konusu olmuştur. Esasında, kural olarak cumartesi günü işgünüdür. Yani işçi çalışmadığı takdirde, akdi tatil günü olan cumartesi günleri, yıllık izin süresine ilişkin hesaplamada hafta tatili olarak değerlendirilemez. Ancak, taraflarca iş sözleşmesinde cumartesi gününün açıkça hafta tatili olduğu kararlaştırılmışsa, İş Kanunu’nun 56/5 inci maddesi uyarınca, cumartesi günü de, hafta ve genel tatil günleri gibi yıllık izin süresinden sayılmaz.
Bu konuda Yargıtay’ın 9 ve 22 nci Hukuk Daireleri arasındaki görüş ayrılıkları dairelerin birleşmesi sonrasında alınan ilke kararları ile ortadan kaldırılmış olup, konuyla ilgili daireler arasındaki görüş ayrılığı ve birleşme sonrası alınan ilke kararını şöyle özetlemek mümkündür.
Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesi’nce verilen kararlarda, iş sözleşmesinde cumartesi gününün hafta tatili olarak kararlaştırılması durumunda, sözleşmede ayrıca “cumartesi gününün yıllık izin hesabında iş günü sayılacağına” dair kural bulunuyor ise, cumartesi gününün iş günü sayılarak izin süresinden düşülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Buna karşın birleşmeden önce Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesi’nce, “taraflarca iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde cumartesi gününün hafta tatili olduğu açıkça kararlaştırılmış ise, sözleşmede başkaca hükümler ile bunun aksinin düzenlenmesinin mümkün olmadığı” yönünde kararlar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Dairelerinin birleşmesinden sonra alınan ilke kararına göre: Bireysel veya toplu iş sözleşmeleriyle cumartesi ve pazar günleri hafta tatili günü olarak belirlenmişse, İş Kanunu’nun 56/5. maddesi gereği her iki gün yıllık izin sürelerinden sayılmaz. Başka bir anlatımla yıllık izin kullanma dönemi içindeki cumartesi ve pazar günleri kullanılan izin süresinden düşülür. Ancak bireysel veya toplu iş sözleşmesinde hafta tatiline eklenen bu cumartesi gününün yıllık izin hesabında iş günü olarak sayılacağı veya izin süresinden düşülmeyeceği şeklinde açık bir kural mevcutsa, bu hüküm geçerli sayılmalı ve İş Kanunu’nun 56/5. maddesi gereği sadece yıllık izne rastlayan pazar günleri izin süresinden düşülmelidir[2].
Sonuç olarak, Yargıtay’ın ilke kararına göre, 4857 sayılı Kanuna göre, hafta tatili 45 saatlik çalışmadan sonraki 24 saatlik zaman dilimidir (m.46, 63). Bu nedenle kural olarak cumartesi günü iş günüdür. Akdi tatil günü olarak cumartesi günleri yıllık izin süresine eklenmez. Ancak, bireysel veya toplu iş sözleşmeleri ile cumartesi günü hafta tatili olarak belirlenmişse, İş Kanunu m.56/5 uyarınca, cumartesi günü yıllık izin süresinden sayılmaz. Bununla birlikte, bireysel veya toplu iş sözleşmesinde hafta tatiline eklenen cumartesi gününün yıllık izin hesabında iş günü sayılacağı veya izin süresinden düşülmeyeceği şeklinde açık bir düzenleme yapılmışsa, bu hüküm geçerli sayılmalı ve İş Kanunu m.56/5 gereğince, sadece izne rastlayan pazar günleri izin süresinden düşülmelidir.
2023 yılı Ocak-Ekim dönemi Ağır Ticari Araç Pazarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25 oranında arttı. Bu dönemde satışı gerçekleştirilen toplam araç sayısı, 35.184 adet olarak açıklandı.
TAİD (Ağır Ticari Araçlar Derneği), 2023 yılı ilk on ayının sonuçlarını açıkladı. 2023 yılı Ocak-Ekim döneminde çekici satışları, geçen yıla göre %14 oranında artarak 20.183 adet olurken 16 ton ve üstü kamyon satışları, %59 oranında artarak 10.355 adete ulaştı. 16 ton altı kamyon satışları da %16 oranında arttı ve 4.646 adet şeklinde gerçekleşti.
Ağır Ticari Araç Pazarı’nın 2023’te on aylık tablosunu değerlendiren TAİD Yönetim Kurulu Başkanı Burak Hoşgören; “Sektörümüz, ekonominin ve ülkelerdeki gelişmelerin nabzını tutan bir yapıya sahip. 2023 yılının ilk on ayı, globalde ve ülkemizde zorlu geçti ve bu şekilde devam ediyor. Küresel ekonomik bunalım, ülke savaşlarının neden olduğu kutuplaşmalar, kaynak yetersizlikleri, enerji krizi gibi tüm ülkeleri etkileyen bir süreç yaşanıyor. Ülkemizde ise hepimizi derinden etkileyen deprem afeti, seçim süreci, kur değişimleri ve finansa erişmedeki zorluklar yönetilmesi güç olan bir dönemin yaşanmasına neden oldu. Tüm bu zorluklara rağmen Ağır Ticari Araçlara düşen görevler devam etti ve yatırım ertelemeleri yaşansa da talepler, satışa dönüştü. Ağır Ticari Araçlar Pazarı, 2023 yılının ilk 10 ayında son on yılın ortalamasına göre %55 artış gösterdi” diye belirtti.
Ekim 2023’te Rakamlarla Ağır Ticari Araç Pazarı
Toplam Ağır Ticari Araç Pazarı, 2023 Ekim ayında 3.172 adet araç satışı gerçekleştirdi. Segment kırılımlarına bakıldığında Çekici satışları bir önceki yılın aynı ayına göre %24 oranında azalarak 1.539 adet düzeyinde gerçekleşti. 16 ton ve üstü Kamyon satışları %45 oranında artışla 1.233 adet olurken 16 ton altı Kamyon satışlarında %31 oranında düşüş görüldü ve 400 araç ile ay tamamlandı.
2023 yılı Ocak-Ekim dönemi Semi-Treyler araç pazarı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %26 oranında arttı. Satış adedi ise 12.701 oldu.
Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2022 yılı listesine ilişkin yaptığı değerlendirmeye göre ikinci 500 büyük arasında plastik sektörü güç kaybetti. NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren işletme sayısı 27’den 24’e geriledi.
Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesini plastik sektörü açısından değerlendiren PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Gülsün, “NACE koduna göre plastik sektöründe faaliyet gösteren ve ikinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının tüm verilerinde artış görünüyor olsa da 2021 yılı ortalama döviz kuru ile 2022 yılı ortalama döviz kuru arasında %86 artış olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu artışların gerçeği yansıtmadığını görüyoruz” dedi.
İhracattan Aldığı Pay Geriledi !
Sözlerine devam eden Gülsün: “Verilerini şeffaf olarak paylaşan sektör mensuplarımız üzerinden yaptığımız analizlerde ihracatın 2021 yılına kıyasla %1,9 üzerinde daraldığını görüyoruz. Aynı süreçte plastik sektörünün toplam ihracatının %16 oranında arttığını göz önünde bulundurduğumuzda İSO İkinci 500 listesinde yer alan plastik sanayisi kuruluşlarının ihracattan aldığı payın gerilediğini söyleyebiliriz. Bu ikili durumun başlıca sebeplerinden birisi 2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya savaşı ve bu savaşa bağlı olarak artış gösteren enerji fiyatlarının geleneksel ihracat pazarlarımızın başında gelen Avrupa’da resesyon korkusunu tetikleyerek bu ülkelere ihracatımızın yavaşlamasıdır. Zira 2022 yılında plastik sektöründe ihracat artışı hızlı artış gösteren pazarlardan gelmiştir. Bu hızlı büyüyen pazarlarda daha dinamik ve daha agresif giriş yapma imkanı bulan KOBİ’ler ihracatlarını arttırırken büyük ölçekli firmalar aynı fırsatları yakalayamamışlardır. Yine, hem 2021 hem 2022 yılında listede yer alan ve verilerini paylaşan sektör mensuplarımızın üretimden satışları %96,9 net satışları ise %93,6 artış göstermiştir. Her ne kadar bu artış önemli bir oranda olsa da ortalama kurlardaki %86’lık artışı göz önünde bulundurarak üretimden satışları dolar bazında değerlendirdiğimizde %5,9 oranında çok daha mütevazi bir büyüme yaşandığını gözlemliyoruz” dedi.
Karlılık Hızla Eriyor !
İkinci 500 listesinde yer alarak verilerini şeffaf bir şekilde paylaşan plastik sektörü işletmelerinin faiz, amortisman ve vergi öncesi karının (FAVÖK) TL bazında %59,9 arttığını dolar bazında ise %14,1 gerilediğinin altını çizen Gülsün: “İşletmelerimizin ciro artışına rağmen FAVÖK’te yaşanan düşüş operasyonel maliyetlerin tüketiciye aynı oranda yansıtılamadığını da göstermektedir. Bunun başlıca sebebi ise plastik hammadde fiyatlarının dövize endeksli olması ve yukarı yönlü kur hareketlerinin maliyetleri arttırması öte yandan daralan iç piyasa sebebiyle bu maliyet artışının aynı oranda yansıtılamamasıdır” dedi.
1969 yılında kurulan sektörün en köklü STK’sı olarak İSO İkinci 500 listesinde 14 üyelerinin bulunduğunu belirten Selçuk Gülsün: “Listede yer alan tüm üyelerimizi tebrik ediyor, gelecek yıllarda plastik sektörünün daha iyi noktalara gelmesi adına bu işletmelerimizin katkılarını çok önemsiyoruz” dedi.
Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2022 listesinde yer alan PAGDER üyeleri
2022
2021
Kuruluşlar
26
94
Epsan FZ Kimya Plastik San. ve Tic. A.Ş.
130
227
RBS Ravago İnşaat Yalıtım Ürünleri A.Ş.
134
166
Sunar Özlem Gıda San. ve Tic. A.Ş.
199
65
Georg Fischer Hakan Plastik Boru ve Profil San. Tic. A.Ş.
206
220
Akplas Plastik Kalıp San. ve Tic. A.Ş.
213
249
Klöckner Pentaplast Gebze Ambalaj Maddeleri A.Ş.
224
148
Plastifay Kimya Endüstrisi A.Ş.
261
176
Ema Kimya Sistemleri San. ve Tic. A.Ş.
284
391
Beno Plastik Ambalaj ve Kalıp San. Tic. A.Ş.
369
215
Anadolu İplik ve Tekstil Fabrikaları Sanayi A.Ş.
436
311
Özler Plastik San. ve Tic. A.Ş.
443
+
Pimtaş Plastik İnşaat Malzemeleri San. ve Tic. A.Ş.
460
441
Tisan Mühendislik Plastikleri San. ve Tic. Ltd. Şti.
464
341
M.P.S. Metal-Plastik Sanayi Çember ve Paketleme Sistemleri İml. ve Tic. A.Ş.
Her ne kadar hiçbir meslek grubunun yapacağı hatalar tölere edilemese de bu meslek grupları içerisinde yer alan bankaların hiçbir hatasının göz ardı edilmesi veya tölere edilmesi söz konusu olamaz.
Gerçek bir güven kaynağı konumundadır bankalar. Meslek grupları içerisinde Bankalar basiretli tacirlerdir ve saygındırlar. Her sözünün değerinin farkındalar ve etik değerlere önem verirler. Bankacılar kendilerini yetiştirmiş, bilgili kesimlerdir.
Her bankanın verdiği güven, saygınlık birbirinden farklı değildir. Ancak her banka münferit olarak kendisini en saygın banka kategorisinde görse de yakından tanıdığım ülkemizdeki bankaların tamamı saygın, güvenilir, sırdaş kurumlardır.
Bir bankanın şube sayısının çok fazla / en fazla olması en güvenilir olduğunun işareti değildir.
Diyeceksiniz ki;
Ey Reşat Bağcıoğlu…, madem ki ülkemizdeki tüm bankalar saygın, güvenilir ve sırdaştır, peki paragrafın üzerindeki “www.turkiyeraporu.com” kurumunun yapmış olduğu araştırma sonucundaki bu grafik neyin nesi?
Ne desem ki size.. Ben bu grafik sonucu ile aynı fikirde değilim kesinlikle. Benim fikrim çok daha farklı. Çünkü bankaları gerçekten yakından tanıyorum; personelini, personelinin donanımını, idari yapısını, bilgilerinin neler olduğunu…
Unutulmamalıdır ki; Bankaların var olabilmelerinin arkasında yatan en büyük sebep ise yarattıkları güven duygusudur.
Bankalar
Dış işlemler konusunda müşterisine bir bilgi verirken bence ağızlarından çıkan her cümleleri kumpasla ölçmeleri gerekir. Ne bir eksik, ne de bir fazla olmalı. Bankaların dış işlemler konusunda bilir bilmez müşterilerine bilgi vermesi, yönlendirme yapması, veya bilgi verdiğini sanması sorumluluk almak demektir.
Banka mensuplarının en fazla hata yaptığı konuların başında satış pazarlama birimlerindeki yönetici, yönetici yardımcısı veya portföy yöneticilerinin bilmeden hatalı konuşmalar yaptıkları olası sorunlardır.
Daha da beteri;
Akreditifler konusunda ağzı olan konuşuyor. Bilen de, bilmeyen de. Tabii çoğu kez akreditif lehtarı zarar görüyor. Neden acaba? Bankalar çok iyi bilip, akreditif lehtarının daha az bilgiye sahip olmalarından mı acaba?
Veya akreditif konusunda bankalar fazla sıkıntıya gelmek istemediklerinden mi akreditif lehtarı zarar görüyor?
Dahası;
Portföy yöneticilerinin en iyi bilmeleri gereken konulardan bir tanesi yabancı dilde tanzim edilen kambiyo senetleri olması gerekir iken bahse konu olan kişiler çoğu kez kambiyo senetlerini A4 fotokopi kağıdı değerinde veya biçiminde görmektedirler.
Tuhaf değil mi?
Dış Ticaret İşleminde Bankaların Af Edilmez Yorum Hataları
Bilhassa akreditifli işlemlerde ihracatçının yanında bankaların da yorum hataları yaptıklarını görmek hiç de sürpriz olmuyor. Akreditif evraklarının incelenmesi sırasında bankaların yapacakları hatalar veya yorum farklılıkları ihracatçının aleyhinde bir karar olacaktır. Akreditif işlemlerinde yer alan bankaların yorum hatası içinde oldukları her kararları ihracatçıyı sıkıntıya sokmaktadır. ICC’nin akreditiflere ilişkin UCP 600 Sayılı Broşür hükümleri açık, net, kesin hükümler içerir. Bankaların akreditif evrağını incelemesi sırasında UCP 600 Sayılı Broşür hükümlerini farklı yorumlamaları, kuşkusuz ki akreditif evrağının değerlendirilmesinde hataya yol açacaktır.
Dış ticaret kuralları farklı yorumlamalara yol açmayacak kadar net ve açıktır. Ancak buna bu açık kuralları işin içinden çıkılmaz bir halde yorumlayan bankaların müşterine Allah sabırlar versin.
Ayşe Teyze, Hatçe Nine Bankalarına Güveniyorlar
Yeri gelir eşine ve çocuğuna, hatta torununa dahi güven duymayan duyamayan Ayşe Teyzeler Hatçe Nineler konu banka veya bankacısı olduğunda güven duyabiliyorlar.
Bankaların kendilerine tevdi edilen bu güven ve teveccühe her zaman layık olmaları gerekir. Ayşe Teyze, Hatçe Nine birer müşteridir. Tekavüt müşteri. Konu ne olursa olsun müşteri talimatı bankacılık teamüllerine mevcut yasalara uygun ise bankalar bu talimat dışında işlem yapmamalıdır. Aksi halde müşterinin güven duygusu ortadan kalkar.
Bu sözü sadece yurt içi işlemler için söylediğim anlaşılıyor olsa da “bankacılık” camiası sadece ülkemizde değil, tüm dünyada mevcuttur. Ne kaş yapın, ne de göz çıkartın. Ama müşterinin teamüllere tamamen uygun talimatlarını suistimale varak noktaya taşımayınız lütfen.
Aaaa yoksa suistimal yapan bankalar var mı ? Hem de dış ticarette öyle mi ?
Yüz yüze eğitimlerin önemli bir bileşeni eğitim binası ve onun salonlarıdır. Eğitim yerleri, eğitimin türü, içeriği, katılımcı sayısı ve tekrarlanma sıklığına göre farklı niteliklerde olabilmektedir. Küçük, orta ve büyük kapasiteli eğitim salonlarının dinamikleri birbirlerinden hayli farklıdır. Birçok eğitim, kısıtlı salon sayısı veya yer yokluğundan amaca tam olarak hizmet etmeyen noktalarda yapılmaktadır. Yetişkin eğitimlerinde fiziksel mekânın niteliği, eğitim atmosferi sürece verimlik noktasında doğrudan etki etmektedir. Örneğin, sıkışık fiziksel bir ortamda gerçekleşen eğitimden büyük bir verim beklenmemelidir.
Üretim tesisleri (fabrika) ve idari merkezlerde (bina -plaza) yürütülen eğitimlerde fiziksel altyapı ve çevre katılımcılarda farklı hisler uyandırmaktadır.
Eğitim teklifi almak için : egitim@satinalmadergisi.com
Sanayide önceden üretim/depo amaçlı kullanılan yerler, çok amaçlı toplantı odaları, yüksek kapasiteli konferans salonları, yemekhane, yönetim kurulu odası, yakın oteller ve iş çevrelerinde bulunan eğitim salonları. Son olarak ise amaca uygun bir biçimde dizayn edilmiş akademi binaları ve eğitim salonları.
Şimdi sahada sıklıkla gördüğümüz eğitim noktalarına yakından bakalım.
Fabrikalar ve Eğitim Kültürü
Fabrikalar yoğun eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü ortamlardır. Eğitim kültürü, fabrikaların ve şirketlerin kimliğini temsil etmektedir. Her üretim birimi güncel ihtiyaçları doğrultusunda eğitim düzenlemektedir. Bir taraftan yeni katılımlara yönelik oryantasyon eğitimleri yürütülürken, diğer taraftan meslek odaklı mavi yaka ve beyaz yaka eğitimleri yürütülmektedir. Yeni projelere odaklı üretim eğitimleri, kalite, ar-ge, tasarım, iş güvenliği, makine kullanımı, proses geliştirme ve saha eğitimleri vazgeçilmez eğitimlerdir.
Sürekli öğrenme ve gelişimin merkezi fabrikalarda eğitimlerin yürütüldüğü bina ve ilgili yerleri de stratejik önem arz etmektedir. Yeni siparişlerle iş hacimleri ve tesis büyüdükçe personel sayısı artmaktadır. Büyüme içerisinde tesis üretim alanları ve ofis binaları yetmemeye başlamaktadır. Birçok alan yeni üretim sahaları devreye alındığında eğitim salonlarına dönüştürülebilmektedir. Eski atölyeler, imalat birimleri ya da depoların ofis ve eğitim amaçlı ortamlara çevrilmesi alışıldık bir durumdur.
Fabrikanın kuruluş tarihi açısından gurur göstergesi olarak sunulan bu mekanlar kurumsal hafızayı belgelemektedir. Gerekli özen gösterilip tadilat, peyzaj, mimari tasarım bakış açısıyla doğru bir yaklaşım sergilendiğinde bambaşka bir atmosfer yakalanabilmektedir. Doğru düzgün tadilat yapılmadığında geçmişin izleri bugüne taşınabilmektedir. Duvarları kirli, eski masa ve sandalyelerin eğitim ortamına pozitif bir enerji kattığını söylemeyiz. O nedenle dikkat edilmeli ve gerekli aksiyonlar vakit kaybedilmeksizin alınmalıdır. Eğitim salonlarının yönetimi; organizasyon, tahsis ve temizlikleri konusunda sorumlu bir birim (örneğin insan kaynakları) olmalıdır.
Avantajı: Düşük maliyetlidir. Üretimciler açısından yakınlık avantaj olmaktadır. Üretimde bir sorun olduğunda, acil bir talep geldiğinde ilgili katılımcı kısa sürede sahaya işin başına geçip sorunu çözebilmektedir.
Dezavantajı: Üretime yani sahaya yakınlık. Eğitim içerisinde tam bir motivasyon sağlanamamaktadır. Katılımcıların aklı bir taraftan işlerindedir. Sahadan gürültü ve koku alabilmektedir.
İçeride salon tahsisi konusunda doğrudan sorumluların olmadığı durumlarda çakışmalar yaşanabilmektedir. İletişim problemleri yaşanabilmektedir.
Mutfak, kantin, yemekhaneye uzaklık. Projeksiyon cihazı, tahta, kalem gibi araçlarda sıkıntılar oluşabilmektedir. Destek personeli çay, su servisleri ve temizlik için görevlendirilmelidir.
Çok Amaçlı Toplantı Odaları ve Eğitimler
Her şirkette irili ufaklı çok sayıda toplantı odası bulunmaktadır. Bu noktalarda eş zamanlı eğitim ve toplantılar yürütülmektedir. Sistem üzerinden rezervasyonlarla hızlıca organizasyon yapılabilmektedir. Olası çakışmalar son derece düşüktür. Kısa sürelerde alternatif yer temini mümkündür.
Avantajı: Az sayıda katılımcının yer aldığı odaklı eğitimlerde verimlilik sağlar. Eğitmen ve katılımcılar arasında yoğun etkileşim vardır. Beyin fırtınasına imkan veren çözüm odaklı yerlerdir. Doğrudan soru-cevap imkânı oluşur.
Dezavantajı: Problemlerin yaşanmaması için salon rezervasyonları herkesin sistem üzerinde görebileceği şekilde düzenlenmelidir. Aksi takdirde salon tahsisi konusunda diğer eğitim organizasyonları ile çakışmalar ve iletişim kazaları meydana gelebilir.
Yönetim Kurulu Odalarında Gerçekleştirilen Eğitimler
Yönetim kurulu toplantıları için dizayn edilen bu yerler gerek görülmesi halinde eğitimler için de kullanılabilmektedir. Katılımcılar uzun büyük bir masa çevresinde rahatça eğitime odaklanabilmektedir. Her bir ayrıntının düşünüldüğü salonda sürpriz yaşanmamaktadır. Yönetici eğitimleri için tercih edilen bu ortamlar atmosferi ile ön plandadır.
Avantajı: Mekânın konforu.
Dezavantajı: Genel amaçlı değildir. Belirli sayıda katılımcıya izin veren salon ender kullanılabilmektedir.
Yemekhaneleri Eğitim Organizasyonlarında Kullanmak
Evet yanlış duymadınız yemekhaneler. “Bizim yemekhanede masaları hemen eğitim ortamına dönüştürüyoruz. Çok güzel geniş bir ortam oluyor” sözünü her sene duyuyorum.
Firma dışından eğitmen geliyorsa eğitim öncesinde “yer (yemekhane)” hakkında mutlaka bilgi verilmelidir. Eğitimci sürprizle karşı karşıya kaldığı için atlatması zaman almaktadır. Kuvvetle muhtemel ön hazırlıklarında ve eğitimin ilk saatinde hayal kırıklığı yaşayacaktır.
Elektrik bağlantısı için priz, uzatma kablosu tedarik edip projeksiyon cihazına uygun yer bulursanız şanslı sayılırsınız. Görüntüyü hangi duvara yansıtalım tartışması daima yaşanmaktadır. Düz beyaz perde veya duvar iyi birer seçenektir.
Avantajı: Mekânın ferahlığı ve sıcaklığı
Dezavantajı: Katılımcıların aklından “Yemekhanede eğitim yapıyoruz. Bari otelde yapsaydık. Daha verimli olurdu. ” düşüncesini yok etmek zordur. Eğitimin bütün yükü eğitimcinin omuzlarındadır.
Eğitim ilerledikçe içeriden yemek hazırlıkları; ses ve koku gelebilir. Masada tuzluklarla oynayanlar olsa da konsantrasyonu kaybetmemek gerekir.
Oteller ve İş Çevrelerindeki Toplantı Yerlerinde Eğitim Organizasyonu
Eğitimde dış kaynak kullanımında sıklıkla oteller ve iş çevresine hizmet veren toplantı mekanları akla gelmektedir. Şirketler firma dışında (otel, vb.) çalışanları için eğitim düzenlediklerinde ilgi uyandırmaktadır. Eğitim yerinin cazibesi katılımı artırmaktadır. İnsanlar güzel vakit geçirmektedir. Katılımcı sayısı bir veya birden fazla departman olabilmektedir. Yine aynı şekilde eğitim şirketlerinin düzenlemiş oldukları genel katılıma açık eğitimlere de az sayıda (2-5 kişi) çalışan yönlendirilebilmektedir.
Avantajı: Katılımcıların şirket atmosferinden uzaklaşmaları ve tazelenmeleri. Profesyonel hizmet ekipleri, temiz çevre, ambiyans, ara ikramlar ve yemek-menü seçenekleri olumlu yönleridir.
Dezavantajı:
Organizasyona tam zamanında katılım konusunda sapmalar yaşanabilmektedir. Farklı yerlerde ikamet eden katılımcıların ilgili eğitim noktasına zamanında gelebilme problemi olabilmektedir. Bir grup çalışan şirket servisi ile gelirken diğerleri kendi imkanları ile ulaşım işini halletmektedir.
Yüksek Kapasiteli Konferans Salonlarında Eğitim Organizasyonu
Şirketler ihtiyaçlarına uygun en az bir konferans salonunu (200-250 koltuk kapasiteli) bünyelerinde oluşturmaktadır. Konferans salonlarında çalışanlar, tedarikçiler, bayiiler, müşteriler, ziyaretçi gruplarına (yerel yönetimler, öğrenciler vb.) yönelik etkinlikler ve eğitimler yapılabilmektedir.
Avantajı:
Çalışanları bir araya getirici etkinlikler iyi yönetildiğinde katılımcılığı, şirket aidiyetini ve kaynaşmayı sağlar. Böylelikle verilmek istenen mesajları tek seferde şirket bütününe verebilirsiniz. En önemli artısı zaman tasarrufudur.
Dezavantajı:
Yatırım maliyeti yüksektir. Oturma düzeni, koltuk sayısı ve diz mesafeleri, yürüme genişlikleri, sahnenin konumu, projeksiyon görüntü kalitesi, perde büyüklüğü ve ses düzeni, aydınlatma ve havalandırma sistemleri amaca uygun planlanmalıdır.
Etkinliklerin fiili operasyonel süreçlerinde kapsam, tarih ve süre iyi planlanmadığı ve iyi yönetilemediğinde şikâyet konusu olur. Çok sayıda katılımcının dahil olduğu etkinliklerde herhangi bir teknik problem olması halinde insanlar sıkılma emareleri gösterecektir. Bu nedenle teknik destek ekibi daima işin içinde olmalıdır. Olası aksaklıklar tüm ortamının enerjisini negatife çevirir. Pozitif ortamı yeniden oluşturmak hiç de kolay olmayacaktır.
Eğitimlerde çok sayıda katılımcının toplanması vakit almaktadır. Ortamda havalandırma problemi varsa beş dakika içerisinde nefes alıp vermek zorlaşır. Konsantrasyon dağılır. Diğer taraftan 10-15 katılımcı ile bu tür salonlarda eğitim planlandığında eğitmen ve katılımcılar arasında etkileşim kopukluğu yaşanmaktadır.
İş güvenliği açısından riskleri olabilmektedir. Acil durum senaryoları göz önünde bulundurulmalıdır. Giriş çıkış kapılarının birden fazla ve farklı noktalarda olması gerekmektedir.
Şirket Akademi Binaları, Eğitimler ve Etkinlikler
Büyük ölçekli işletmelerde şirket akademisine özel bir binayı görmekteyiz. Akademi binası şehrin merkezinde kiralık bir yer olabildiği gibi şehrin yakınında arazi üzerine de kurulabilmektedir. Eğitim salonları ve rahatlatıcı atmosferi ile misafirlerini mutlu eden ortamlardır.
Katılımcılar için ortam, sadece eğitim olmamakta, aynı zamanda stres atma, tazelenme ve yeni fikir üretebilmeye de fırsat sağlamaktadır. Yer seçiminde binanın içinde bulunduğu çevrenin gelecekteki (10-30 yıl) senaryoları; yapılaşma, trafik vb. etkenler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Şirket akademileri ender de olsa “entegre tesis” özelliklerini taşımaktadır. Yatırımın ölçeğine bağlı olarak çalışanların ve ailelerin bir araya geldiği hobi, eğlence ve dinlenme alanlarını içerebilmektedir. Bu yerler otel (lojman), geniş aktivite (spor salonu, havuz) ve sosyal alanları (göl, piknik yerleri) da bünyesinde barındırabilmektedir.
Avantajı: Şirketin vizyonunu ve gücünü simgelemesi. Çok fonksiyonlu olması. Farklı birimlerin zaman zaman bir araya gelmesi. Çalışana verilen değeri elle tutulur hale getirmesi. İnsan kaynakları departmanının elini güçlendirmesi.
Dezavantajı: Sevk ve idare için profesyonel eğitim ve tesis yöneticilerine ihtiyaç duyulması. Sadece bina değil, tesis yönetimi olarak değerlendirilmesi gerekliliği.
Yüksek ilk yatırım ve hayat eğrisi (peyzaj, bakım ve çevre düzenlemeleri vb.) maliyetleri.
Satış oyunları, rol canlandırma ve vaka çalışmalarına dayalı eğitimin amacı, kurumsal satış konularını uygulama ağırlıklı işleyişle ele almaktır.
Eğitim içerisinde etkileşim ve satış oyunlarına katılım teşvik edilmektedir.
Kurumsal pazarda firmalar, artan rekabet ve fiyatlandırma baskıları ile karşı karşıyadır. Satınalma yöneticileri alım sürecinde kapsamlı araştırma ve verilerle donatılmıştır. Alıcıların satış görüşmelerinden ve olası anlaşmalardan beklentileri her geçen gün artmaktadır. Yeni dönem, satıcıları teknik iş birliği, kalite, operasyonel destek ve birlikte değer yaratma konularında çözüm esaslı anlayış geliştirmeleri konusunda zorlamaktadır.
Satış mühendislerinin teknik konulardaki uzmanlıkları, tek başına yeni müşteri edinme ve yüksek satış rakamları için yeterli değildir. Satışçılar yeni uzman alıcı profillerine uygun yaklaşım biçimlerini ve müşterilerine sağladıkları değeri yeniden düşünmelidir. Yeni fikirlere liderlik eden satışçılar bir adım önde olacaktır.
Tüm şirketler, doğru alıcıları bulma, stratejik müşteri (key account) portföylerini genişletme, tekrarlı ve yüksek hacimli satışlar konusunda azami çaba içerisindedir. Unutulmamalıdır ki, kurumsal pazarda satış başarısı, topyekun birlikte çalışma ile elde edilmektedir. “Satış takım sporudur”.
Eğitim Süresi: Eğitim süresi 2 -4 gündür. Rol canlandırma ve satış oyunlarında sınıf içi motivasyonun korunması için önerilen katılımcı sayısı 15’tir.
Eğitmen:Prof. Dr. Murat ERDAL
Eğitim Yöntemi: Eğitim senaryo bazlı rol canlandırma ve etkileşim tabanlıdır.
Hedef Kitle: Satış Ekipleri, Satış Mühendisleri, Müşteri İlişkileri, Sipariş Yönetimi, Toptan Kanal, Ticari Pazarlama Birimi, Ürün ve Marka Yönetimi, İhracat, Hammadde Satışçılar, Distribütör Satışçılar, Proje Satışçılar
Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Eğitimi konusunda ileri seviye eğitimlerin içeriğini incelemek için https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf Eğitim Kataloğunu indirebilirsiniz.
Ekibinizin ihtiyacı doğru eğitim teklifini almak için talebinizi egitim@satinalmadergisi.com e-posta adresimize iletebilirsiniz.
Para Politikası Kurulu (PPK) faiz kararını açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 35’e yükseltti. Karşılaştırma sitesi encazip.com, bu durumun kredi kartı ve nakit avans kullanımı faizlerine nasıl yansıdığını araştırdı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) faiz kararını açıkladı. Buna göre, faiz 500 baz puan artışla yüzde 35’e çıkarıldı. Bankalar tarafından kredi kartı işlemlerinde uygulanabilecek azami faiz oranları da yeniden belirlendi. Belirlenen faizler kasım ayından itibaren geçerli olacak.
1 Kasım’dan İtibaren Geçerli Olacak
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda (TCMB) yer alan bilgilere göre, ekim ayında TL cinsinde kredi kartında azami akdi faiz oranı 3,26 nakit avansta azami akdi faiz oranı 4,02 olmuştu. Azami gecikme faiz oranı ise kredi kartında 3,56’ya, nakit avansta 4,32’ye yükselmişti. Yapılan düzenlemeye göre, 1 Kasım’dan itibaren TL cinsinde kredi kartında azami akdi faiz oranı 3,66’ya nakit avansta azami akdi faiz oranı 4,42 olurken azami gecikme faiz oranı ise kredi kartında 3,96, nakit avansta 4,72’ye yükseldi.
Bu Ay İlk Defa Kredi Kartı Faizleri Bankalara Göre Değişebilir
TCMB tarafından yayınlanan kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranı, bankalara bir üst sınır getiriyor ve bankalar bu oranlardan daha yüksek bir faiz oranını tüketicilere uygulamıyor. Çok uzun bir süredir tüm bankalar neredeyse müşteri portföyünün tamamına TCMB tavan kredi kartı faizlerini uyguluyordu. Bu ay faizlerin bu seviyeye gelmesiyle birlikte bazı bankaların kredi kartı işlemlerinde tavan oranlardan daha düşük oran uyguladığını görebiliriz. Faiz artışları devam ederse de bunun daha da genişlemesi olasılığı oldukça yüksek.
Tüketici Tarafındaki Faizlerde Sınırlı Artış Bekliyoruz
Encazip kurucusu ve tasarruf uzmanı Çağada Kırım, bu artışlarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Merkez Bankası’nın faiz artışı piyasa beklentisine paralel gerçekleşti. Dolayısıyla bankalar pozisyonlarını halihazırda buna göre aldılar. Aralık ayında kadar özellikle tüketici tarafında kredi ve mevduat faizlerinde daha sınırlı bir artış öngörüyoruz. Diğer taraftan ticari kredilerdeki daralmanın devam etmesini bekliyoruz. Bu da bankaların daha çok tüketici portföyüne yöneleceği ve tüketicileri cezbedecek kampanyalar yapacağı şeklinde yorumlanabilir. Tüm bunlar özellikle kredi faizlerindeki artışı sınırlayan nedenler olarak kasım ayında önümüze çıkacak.”
Oranlar Nasıl Belirleniyor ?
Bankalar tarafından kredi kartı işlemlerinde uygulanabilecek azami faiz oranlarının hesaplanabilmesi için gerekli olan referans oran, ‘Bankalarca Ticari Müşterilerden Alınabilecek Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2020/4)’ kapsamında belirlenen yöntemle hesaplanarak ilan ediliyor. T.C. Merkez Bankasından yapılan açıklamaya göre, TL cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı, aylık referans orana 55 baz puan eklenerek belirleniyor. Kredi kartları vasıtasıyla yapılan nakit çekim veya kullanım işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı ise aylık referans orana 131 baz puan eklenerek belirleniyor. Yine TL cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami gecikme faiz oranları ile TL cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranlarına 30 baz puan eklenerek belirleniyor.