Hangi İşveren Davranışları Psikolojik Taciz Sayılır?
Lütfi İNCİROĞLU
İş hukukunun en önemli amacı, işçilerin yaşamlarını ve beden bütünlüklerini korumak olmuştur. Dünyada ilk iş yasaları, işçilerin iş sağlığını ve güvenliğini sağlamak amacıyla getirilmiş ve iş hukuku ilk önce işçilerin sağlığını ve beden bütünlüğünü koruma hukuku olarak gelişmiştir.
Çalışanların itibarını, onurunu zedelemeyi amaçlayan, sistematik, kasıtlı ve kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla yapılan eylemler olarak tanımlanan işyerinde psikolojik taciz (mobbing), mağdurlar üzerinde yıkıcı ruhsal ve fiziksel birçok etkiler doğurmakta, bu durum başta ailesi olmak üzere mağdurun yakın çevresine de sirayet etmektedir. Mobbing tek bir nedenle açıklanamayacak kadar karmaşık bir süreçtir ve çalışma hayatının en büyük sorunlarından biri olarak varlık göstermektedir[1].
Alman Çalışma Psikoloğu Heinz Leymann tarafından 1980 yıllarda ortaya atılan mobbing (psikolojik taciz); şiddet, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme gibi değişik anlamlar içerir. Psikolojik taciz, çalışma hayatında işyerlerinde işçi ile işveren arasında ya da işçilerin kendi aralarındaki psikolojik şiddeti ifade eden bir kavram olarak nitelendirilmektedir.
Psikolojik taciz, çalışanların itibarını ve onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir. Bu yönüyle bakıldığında 4857 sayılı İş Kanunu’nda psikolojik taciz ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ilk kez psikolojik taciz kavramına yer verilmiş (m.417/I), bilahare de 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nda taciz kavramı, ” Psikolojik ve cinsel türleri de dahil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranış” olarak tanımlanmıştır (m.2/1-j,4/1-g). Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” başlıklı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile desteklenmiştir (R.G 06.3.2025/32833).
Psikolojik taciz özellikle işyerlerinde işçisini tazminatsız işten çıkarmayı planlayan bazı işverenlerce sıkça başvurulan bir yöntemdir. Örneğin işçiyi iş arkadaşları yanında küçük düşürücü sözlerle azarlamak, yalnızlaştırmak, dışlamak, diğer işçilere verilen haklarda eşit davranmamak, iş vermemek ya da aşırı iş vermek gibi söz, hal ve davranışlar işçiyi yıldırarak işten kendisinin ayrılması için uygulanan politikalardan bazılarıdır. Ancak psikolojik tacize uğrayan kişinin sistematik olarak bu duruma maruz kalması gerekir. Başka bir anlatımla işvereninden bir kez azar işiten kişiden ziyade, sürekli tekrarlanan hakaretler, sistematik bir biçimde devam eden baskılar, işçiyi görmezlikten gelme, onu yok sayma gibi davranışların sürekli işçi üzerinde yinelenmesi hali psikolojik tacizi oluşturur[2]
Sonuç olarak, işveren tarafından işçinin yüksek sesle azarlanması, sürekli eleştirilerek iş yaptırılması, işçinin aşırı yük altına sokulması, dışlanması, özel kutlama ve sosyal etkinliklere kasıtlı olarak davet edilmemesi, dış görünüş ve giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, hakkında asılsız söylentiler çıkarılması, yetenek veya uzmanlık alanına girmeyen işler verilmesi, hak ettiği yetkilerin verilmesinden kaçınılması, fikrine itibar edilmemesi, hoş olmayan imalarda bulunulması, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi, onunla iletişimin kesilmesi, gibi davranışlar psikolojik taciz sayılır.[3]
Belirtmek gerekirse, bu sayılan davranışların bir kısmı teker teker ele alındığında hukuka aykırı bir fiil oluşturmayabilir. Ancak mobbing anlık bir olay olmadığı, sistematik olarak sürekli tekrarlanan davranışlardan oluşan bir süreç olduğu düşünüldüğünde, bu davranışların sistematik bir biçimde tekrarlanması durumu hukuka aykırılık oluşturabilecektir[4].
Lütfi İNCİROĞLU
[1] https://www.tihek.gov.tr/is-yerlerinde-psikolojik-tacizin-mobbing-onlenmesi-konulu-2025-3-sayili-cumhurbaskanligi-genelgesi-hakkinda-basin-aciklamasi:Erişim tarihi. 21/10/2025
[2] İNCİROĞLU, Lütfi, İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Konusunda İşverenlerin Sorumluluk ve Yükümlülükleri, Kamu-İş-(İş Hukuku ve İktisat Dergisi), Nisan 2013, C:13.
[3] YHGK, 25.9.2013, 9-1925/1407 Legalbank.
[4] SÜZEK, Sarper, İş Hukuku 14. Baskı, İstanbul 2019.










Türkiye ile Orta Asya’nın en büyük ve güçlü ekonomisine sahip olan Kazakistan arasındaki dış ticaret son beş yılda 3 kat arttı. Türkiye-Kazakistan arasında 2019 yılında 2 milyar 304 milyon dolar olan dış ticaret hacmi, 2024 yılı sonunda 6 milyar 706 milyon dolara yükseldi.

Finansman maliyetleri ile işgücü ve diğer etkenlerin maliyetleri yüksek seyrettiğinde pek çok kobi firması üretim yerine çareyi ithalat yapmakta buluyorlar.


Bu hafta iskontolu bir ihracat akreditif işlemi yürütüyorum ama yürümüyor.
Geçmişte vergi denetimleri genelde yıllar sonra, geriye dönük olarak yapılırdı. Hatta zaman aşımlı yıl tamamlanıp zaman kalırsa diğer yıllar inceleniyordu desek abartmış olmayız doğrusu. Ancak artık durum farklı: vergi idaresi şirketinizin işlemlerinin çoğunluğunu adeta “canlı yayında” izliyor desek abartmış olmayız. Peki bu ne anlama geliyor? Kısaca, vergi incelemeleri eski usül “sonradan inceleme” yaklaşımından, gerçek zamanlı -anlık veri analizine dayalı “proaktif” bir gözetim sürecine dönüşüyor.
Biz sanayicilerin maliyetleri düşürme aşkı her zaman önceliklidir. Ancak bu aşkın sarhoşluğunda yapılan bazı tercihler, kısa vadede bütçeye katkı sağlasa da uzun vadede hem üretim süreçlerini hem de şirketin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebilir. Özellikle “Ucuza kapatma, Çok hesaplıya alma, Az para verme” odaklı kararlar, zamanla verim kaybı, kalite sorunları, tekrar eden arızalar ve operasyonel aksamalarla çok daha yüksek maliyetlere neden olabilir.
Allianz Trade’in “Küresel Altyapı Açığını Kapatmak” başlıklı son raporuna göre küresel ekonomi için 2035’e kadar yıllık 3,6 trilyon Euro altyapı yatırım gerekiyor. Türkiye’nin ise 2035 yılına kadar enerji dışı altyapı ihtiyacının 100 milyar Euro’nun üzerinde olduğu belirtiliyor.
Allianz Trade Kıdemli Ekonomisti Luca Moneta, Türkiye’nin alt yapı ihtiyacına dikkat çekerek demografik büyüklük, sanayi altyapısının geliştirilmesi ve iklim hedeflerine yaklaşma ihtiyacının bu yatırım gereksinimini daha da önemli hale getirdiğine dikkat çekti. Moneta şu değerlendirmede bulundu: “Araştırmalarımız Türkiye’nin 2035’e kadar yalnızca enerji dışı altyapı alanında 100 milyar Euro’nun üzerinde yatırıma ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Türkiye için öne çıkan temel altyapı alanları ve tahmini yatırım ihtiyaçlarına baktığımızda karayolu altyapısı için yaklaşık 72 milyar Euro, limanlar için 11 milyar Euro, demiryolu sistemleri için 10 milyar Euro, telekom altyapısı için 6 milyar Euro, kanalizasyon ve arıtma sistemleri için ise 1 milyar Euro yatırım ihtiyacı olduğunu öngörüyoruz.”







Konut satış adetlerine baktığımızda eylül ayında 150 bin 657 konut satıldığı görülüyor. Bu rakam ile konut satış adedi geçen sene eylül ayına göre %6,9 artış göstermiş oldu. 2025 yılının Ocak-Eylül döneminde ise konut satışları geçen senenin aynı dönemine göre %19,2 arttı ve 1 milyon 128 bin 727 olarak gerçekleşti. Geçen senenin Ocak-Eylül dönemi ile karşılaştırıldığında en önemli artışın %76,0 ile kredili konut satışlarında olduğu görülüyor.

Dolaylı vergiler, mal üzerinden alınan ve kişinin gelir düzeyine bakılmaksızın herkesten aynı miktarda alınan vergilerdir.