Yükseköğretimde Yeni Normal: “Hyflex” Eğitim

Online eğitim, hibrit eğitim, blended learning derken pandemi ile dijitalleşen hayatımıza bir kavram daha girdi: HyFlex öğrenme… “Hybrid” ve “flexibility” kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuş bir sözcük olan ‘HyFlex’; öğrenme, çevrim içi ve yüz yüze eğitim bileşenlerinin tek bir derste harmanlanması ve öğrencilere ne zaman ya da nasıl katılım sağlayacağı konusunda seçme şansı yani esneklik sunması olarak tanımlanıyor. Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar’a göre yükseköğretimin yeni normali de ‘HyFlex’ eğitim-öğretim olacak.

KARASAR: YENİ NORMAL, ‘HYFLEX’ EĞİTİM-ÖĞRETİMİ GEREKTİRİYOR

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi nedeniyle eğitimde zorunlu bir dijital dönüşüm ile karşı karşıya kaldık. Aniden hayatımızın merkezine yerleşen uzaktan eğitim, yeni öğrenme ve eğitim tekniklerini beraberinde getirdi. Dr. Görkem İldaş’ın hazırlayıp sunduğu Yolun Başındayken programında konuşan Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar’a göre üniversitelerin de bu duruma ayak uydurması şart… Üniversitelerin, akademik olarak kaliteden ödün vemeden bir konfor alanı yaratması, öğrencilerin de kendi konfor alanlarında zaman ve mekandan bağımsız olarak derslere ulaşabilmesinin önemine dikkat çeken Karasar, ”karma, model geleceğin vazgeçilmez modellerinden biri olacak” diye konuştu.

”KARMA MODEL GELECEĞİN VAZGEÇİLMEZLERİNDEN BİRİ OLACAK”

”Karma model insan kaynağı başta olmak üzere pek çok anlamda tasarruf sağlayacak” diyen Karasar’a göre dijital dönüşümden yakın gelecekte kampüsler de nasibini alacak. ”Kampüsler işlevsiz kalacak, koordinasyon ve yönetim merkezi haline gelecek.” diyen Karasar, ‘HyFlex’ eğitimin kaçınılmaz olduğunu söyledi. ”Bu kavram, esnek öğrenme imkanları sunmak anlamına geliyor. Bu da üniversitelerin teknolojik altyapı da dahil olmak üzere bütün süreçlerini gözden geçirmelerini gerektiriyor” diye konuşan Karasar, idari ve akademik kadroların bu esnek ve teknoloji tabanlı yapıya ayak uyduracak şekilde geliştirilmesi ve desteklenmesinin önemine dikkat çekti.

UZAKTAN EĞİTİM KALICI MI OLACAK? 

Uzaktan eğitimin pandemi sonrasındaki dönemde de devam edeceğini söyleyen Prof. Dr. Karasar, öğrencilerin de akademisyenlerin de yaklaşık yüzde ellisinin uzaktan eğitim modelini desteklediğini hatırlattı; bu noktada öğrenciler kadar akademisyenlerin de 21. yüzyıl yetkinliklerine sahip olmasının önemine dikkat çekti.

”AKADEMİSYENLERE DE YETKİNLİK ŞART”

Karasar, ”hizmet içi eğitimleri hiç ihmal etmemek gerektiğini bir kez daha gördük. Kriz yönetimi, acil durumlarla başa çıkabilme, yeniliklere uyum sağlayabilme, esneklik gibi  21. yüzyılın yetkinliklerini akademisyenlerimize kazandırmaya gayret ettik. Dolayısıyla, ihtiyaçların nasıl giderileceğinin de bir eğitim konusu olduğunu gördük.” şeklinde konuştu. Maltepe Üniversitesi bünyesinde kurulan ‘Öğrenme ve Öğretme Merkezi’ne dikkat çeken Karasar, ”öğretim üyelerimize, dijital ortamda öğrenme ve öğretmenin nasıl gerçekleşeceğini ve bu anlamda ölçümleme, yani ölçme ve değerlendirme mekanizmalarının da nasıl işleyeceği konusunda mentorlük etmeye çalıştık” dedi.

SINIFLAR STÜDYOYA DÖNÜŞTÜ 

YÖK’ün raporuna göre, vakıf üniversiteleri içinde lisans düzeyinde en fazla online ders ve canlı sınıf uygulaması yapan üniversite olan Maltepe Üniversitesi, uzaktan eğitim ders videoları konusunda da bir rekora imza attı. Bin civarında üretilen uzaktan eğitim ders içerik ve videoları hakkında da bilgi veren Karasar, dersliklerin stüdyo ortamına dönüştüğünü söyledi. ”Sinema kurgusu kalitesinde dersler çektik.  Yaklaşık 15-20 dersliğimizi stüdyo ortamına dönüştürdük. Buralarda greenbox stüdyoları kurduk. Canlı derslerin yanı sıra 1000 civarında uzaktan eğitim dersi ürettik.” diyen Karasar, bu içeriklerin dünyanın sayılı üniversitelerinin de yaptığı gibi açık kaynak olarak üniversitenin web sitesinde yerini alacağını sözlerine ekledi.

Okullarda öğrenci, öğretmen ve tüm çalışanları  Covid – 19’dan korumak mümkün!

Pandemi sürecinde, kontrollü normalleşme kararlarının açıklanmasıyla birlikte anaokulları ve ilkokullar ile 8. ve 12. sınıf öğrencilerinin yüzyüze eğitimine de belli kriterler çerçevesinde başlandı. Aşılama sürecinin devam ettiği bu dönemde öğrenciler de öğretmenler de veliler de Covid – 19 virüsü nedeniyle endişeli.  Okullarda ve öğrencilerin eğitim aldığı sınıflarda, “güvenli nefes alanı” oluşturarak Covid – 19’dan korunmanın mümkün olduğunu söyleyen Froumann Yönetim Kurulu Başkanı Burak Yakupoğlu, “Bulunduğu kapalı ortam havasındaki Covid – 19 virüsünü yüzde 99 oranında filtre ettiğini, Sağlık Bakanlığımızın izni ile yapılan üniversite testleriyle kanıtlayan Froumann Profesyonel Hava Temizleme cihazları, okullarda davirüslerden korunmak için son derece etkili çözüm sunuyor” dedi.

Pandemi sürecinde, kontrollü normalleşme kararlarının açıklanmasıyla birlikte anaokulları ve ilkokullar ile 8. ve 12. sınıf öğrencilerinin yüz yüze eğitimine de belli kriterler çerçevesinde başlandı. Aşılama sürecinin devam ettiği bu dönemde öğrenciler de öğretmenler de veliler de Covid – 19 virüsü nedeniyle endişeli.  Okullarda ve öğrencilerin eğitim aldığı sınıflarda, “güvenli nefes alanı” oluşturarak SARS CoV-2’den korunmanın mümkün olduğunu söyleyen Froumann Yönetim Kurulu Başkanı Burak Yakupoğlu, “Bulunduğu kapalı ortam havasındaki Covid – 19 virüsünü yüzde 99 oranında filtre ettiğini, Sağlık Bakanlığımızın izni ile yapılan üniversite testleriyle kanıtlayan Froumann Profesyonel Hava Temizleme cihazları, okullarda da virüslerden korunmak için son derece etkili çözüm sunuyor” dedi.

“Okullarda havalandırma sistemleri virüsle mücadeleye uygun hale getirilmeli”

Eğitim ve öğretimin belli kriterler çerçevesinde yüz yüze yapılmaya başlanmasının sevindirici bir gelişme olduğunu söyleyen Yakupoğlu, yine de artan vaka sayıları ve aşılama sürecinin devam etmesi nedeniyle, endişelerin de sürdüğünü hatırlattı. Özellikle daha küçük yaştaki öğrencilerin maske, mesafe ve hijyen kurallarına tam olarak uyamamasının, hem taşıyıcı olmaları riski hem de öğretmen ve okullardaki diğer çalışanların Covid – 19 virüsüne yakalanma riski açısından tedirginlik yarattığını aktaran Burak Yakupoğlu, bu durumun okullardaki hava kalitesinin önemini bir kez daha gündemin ilk sıralarına taşıdığını söyledi. “Okullarda hava kalitesinin Çevre Koruma Ajansı (EPA)’nın belirlediği değerlerde tutulması, bulaş riskini ciddi ölçüde azaltacaktır,” diyen Yakupoğlu, yine okullardaki havalandırma sistemlerinin Covid – 19 ile mücadeleye uygun hale getirilmesinin önem taşıdığını belirtti.

Yapılan araştırmaların ısıtma-soğutma sistemlerinin, ortamdaki mevcut havayı mekan içinde dağıttığı için hijyenik olmadığını ve salgın hastalıların bulaşmasını artırdığını ortaya koyduğunu söyleyen Yakupoğlu, “Çocuklar, yaşlılar, şeker hastaları ve böbrek yetmezliği olan kişiler pandemi sürecinde daha çok risk altında. Ortam havalandırmasını iyileştirmek, bu süreçte virüslerden korunmak için kilit önem taşıyor,” dedi.

Virüs ve bakterileri filtreleyen sistemler tercih edilmeli

Havada asılı bulunan Covid – 19’un, solunum yoluyla bulaştığı da göz önüne alındığında, kapalı ortam havasını çekerek tekrar ortama veren ısıtma – soğutma sistemlerinin bu şekilde aynı havayı mekan içinde dolaştırması nedeniyle bulaşın artmasına neden olabileceğini aktaran Yakupoğlu şu bilgileri verdi:

“Pandemi ile hayatımızdaki bir çok şey değişiyor. Artık kapalı ortam havasının insan sağlığı için uygun standartlara gelmesini sağlayan cihazlar gereklilik haline geldi. Bu noktada kapalı ortam havasında virüs ve bakterileri çekerek, filtreleyebilen, güvenli nefes alanı oluşturan ve insan sağlığına olumsuz hiç bir etkisi olmayan havalandırma sistemleri ön plana çıkıyor.”

Havayı nefes hizasından çekerek filtre edebilme özelliğiyle “dünyada ilk” olan Froumann’ın, bulunduğu her yerde “güvenli nefes alanı” oluşturarak, kaliteli havayı artık güvenle solumanın mümkün olduğunu belirten Burak Yakupoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Modern tasarımlarıyla dikkat çektiği kadar, tekerlekleri sayesinde pratik taşınabilme özelliğiyle de  konforlu kullanış imkanı sunan Froumann Profesyonel Hava Temizleme cihazları ile ‘güvenli nefes alanı’ oluşturarak, kaliteli havayı güvenle içinize çekebilirsiniz. Froumann, T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından Yetkilendirilmiş COVID-19 Tanı Laboratuvarı olan İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Moleküler Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda yapılan testlerle Covid – 19 virüsünü  yüzde 99 oranında filtre ettiğini üniversite testiyle kanıtlayan ilk marka. Kapalı ortam havasında uzun süre asılı kalabilen ve virüsler dahil tüm kirleticileri filtreleyebiliyor. Avrupa Alerji Araştırma Merkezi (ECARF) tarafından da onaylanan ilk Türk markası olan Froumann tasarımlarında kullandığı H14 HEPA filtre sayesinde havadaki 0,3 mikron ve daha büyük tüm partikülleri ultra hassas filtreleme yaparak, %99,97 verimlilikte tutma özelliğine de sahip.”

Farklı büyüklükteki mekanlarda kullanılabilecek, N100 SDS, N90 SDS, N100, N90, N80 olmak üzere beş farklı modeli olan Froumann, 100 metrekareden başlayarak 300 metrekareye kadar olan tüm kapalı ortamlarda havayı filtreleyebiliyor. Bu açıdan bakıldığında Froumann’ın sadece kafe ve restoranlar için değil okul, hastane, market ve mağazalar gibi insan trafiği yoğun tüm alanlar için önemi daha da belirginleşiyor.

Bu öneriler beyin sağlığını koruyor!

BEYNİ ZİNDE TUTACAK ÖNERİLER

Beyin gelişiminin belli bir yaştan sonra durduğu düşüncesi yerini “vücudumuzun amiral gemisinin sürekli geliştiği” bilgisine bıraktı. Nöronların (beyin hücresi) kendini yenileyemediği savını geçersiz kılan araştırmalar beyin hücrelerinin kendisini yaşamın her döneminde yenileyebildiğini gösteriyor. Nörogenesiz adı verilen bu özellik 80’li yaşlara kadar sürüyor. “Beynimizi korumaya başlamak için asla çok erken veya çok geç değildir” diyen Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu “Onlarca yıllık araştırmalar, kalp sağlığımızı koruyan egzersiz, beslenme ile yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol seviyelerini dengede tutma gibi yöntemlerin beyin sağlığı için çok önemli olduğunu gösteriyor. Orta yaşlardaki obezite, ileri yaşlarda Alzheimer hastalığı için bir risk faktörü olabilir ancak yaşlılıktaki kilo kaybı, bu hastalık için daha büyük bir risk nedeni olabiliyor. Aynı şey yüksek tansiyon da orta yaşlarda Alzheimer hastalığı için daha riskini artırırken daha sonraki yıllarda etkisi o kadar olmuyor” diyor. Yaşamın her döneminde beyin sağlığını geliştirmenin mümkün olduğunu ifade eden Dr. Esra Mıhçıoğlu, çocuklukta, ergenlikte, yetişkinlikte ve yaşlılıkta yapılması gerekenleri anlattı.

Çocukluk Dönemi: Sanat ve müzik önemli

Yaşamın ilk birkaç yılının beyin hücrelerini büyütmek ve aralarında sinaps denilen bağlantıları geliştirmekle geçtiğini söyleyen Dr. Esra Mıhçıoğlu “Doğumdan 12 yaşa kadar 100 milyardan fazla nöron ve 100 trilyon sinaps gelişimi olur. 2 yaşındaki bir çocuk, bir yetişkinin yaklaşık iki katı kadar sinapsa sahiptir. Bu da çocukların dil ve müzik gibi yeni beceriler edinmede neden bu kadar hızlı olduklarını açıklar” dedi. Çocuklarının beyin sağlığını önemseyen anne babalara çeşitli önerilerde bulunan Dr. Esra Mıhçıoğlu, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

● Güvenli oyun ortamları hazırlayın.

● Çocuklukta iyi beslenme alışkanlıkları edinmek, hayatın geri kalanını da olumlu etkiliyor. Kepekli tahılları, meyveleri ve yumurtaları çocuklarınızın öğünlerine ekleyin.

● Rahat bir uyku rutini oluşturun. Bir araştırmaya göre, çocuklar uykuya daldığında, beynin matematik, mantık ve dil öğreniminden sorumlu olan sol yarım küresi ile yaratıcı ve sanatsal işlevlerle ilgili sağ yarım küresi arasındaki bağlantılar güçlenerek benin olgunlaşmasına yardımcı oluyor.

● Çocuğunuzu müzikle erken tanıştırın. Araştırmalar risk altındaki çocukların iki yıl boyunca müzik eğitimine katıldıktan sonra sesleri işleme becerisinin arttığını gösteriyor. Bu becerinin daha iyi öğrenmeye ve dil yetkinliklerine etki ettiği düşünülüyor.

Ergenlik Dönemi: Teknolojiye dikkat!

Çocukluğun ardından beyindeki gelişmeler de farklılaşıyor. Öyle ki ergenlik döneminde beynin üstünü örten korteks tabakasındaki incelme ile sinir hücrelerinin üzerini kaplayan ve etkili iletimi sağlayan myelin kılıf düzeyinin artması sayesinde beyindeki bağlantılar da güçleniyor. Ergenliğin, beyin gelişimi için en önemli ancak bir o kadar da riskli bir dönem olduğuna dikkat çeken Dr. Esra Mıhçıoğlu, şu önerilerde bulundu:

● Çocuğunuzu alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan uzak tutmanın şaşırtıcı derecede basit bir yolu var; iyi iletişim ve birlikte yenecek akşam yemeği.

● Güvenli sporu teşvik edin. Hem bedensel hem de duygusal açıdan faydalı olan sporlar beyin gelişimi için de çok önemli.

● Yatmadan önce teknolojik cihazları kapatın. Instagram ve WhatsApp gibi programlar bu yaş grubu için önerilen dokuz saatlik uyku süresini azaltıyor. Ergenlerin birçoğu bütün gece telefonlarında video izliyor ve arkadaşlarıyla sohbet ediyor. Uyku yoksunluğu, depresyona ve birçok dürtüsel davranışa kapı aralıyor. Ebeveyn dahil herkesin geceleri telefonları yatak odasının dışında bırakması ve tüm elektronik cihazları kapatması bir ev kuralı olarak uygulanmalı.

● Ergenlik, kilo alımı için savunmasız bir dönemdir. Gazlı içecekler ve enerji içecekleri gibi ilave şeker içeren ürünleri evinizden uzak tutun. Çocuklarınızı şekersiz bitki çayları ve bol su içmeye teşvik edin.

Yetişkinlik Dönemi: Stresle baş etmeyi öğrenin

Yetişkinlikte yani 20-39 yaşlar arasında beynin farklı alanları birbiri ile daha da bağlantılı hale geliyor. Böylece duygusal dürtüler için kontrol ve denge sistemi oluşuyor. Bu dönemde aksonların (sinir lifi, nöronun elektriksel uyarıları taşıyan ince, uzun çıkıntısı) çevresinde daha fazla miyelin geliştiğini ve beynin tamamındaki iletişimin hızlandığını anlatan Dr. Esra Mıhçıoğu, yetişkinlikte dikkat edilecek noktalar hakkında şu bilgileri verdi:

● Stresle baş etmeyi öğrenin. Araştırmalar, stres, korku ve anksiyetenin beyni etkileyip ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde bunama ve diğer rahatsızlıkların gelişiminde büyük risklere yol açtığını ortaya koyuyor.

● Açık havada egzersiz yapın. Egzersiz, beyninizi sağlıklı tutmanın en önemli yollarından biri. Koşu yapmak, tenis oynamak veya bisiklete binmek gibi açık hava etkinlikleri, aynı zamanda D vitamini depolarınızı doldurmanıza yarar. Güneş ışığına maruz kalmanın depresyonu önleyebileceği ve uykuyu iyileştirebileceği ve her ikisinin de daha sağlıklı bir beyin anlamına geldiğini biliyoruz.

● Sigara içiyorsanız bu alışkanlığınızı bırakmanın tam zamanı! Sigara içmek sadece beyin hasarına ve vasküler demansa yol açıp inme riskinizi artırmakla kalmıyor. Uzun süreli sigara tüketimi, beynin dış tabakası olan, hafıza, dil ve algılama gibi kritik bilişsel işlevlerin meydana geldiği beyin korteksinin incelmesine neden olabiliyor.

Orta Yaş Dönemi: Sağlığınızı koruyun

Orta yaşta ortaya çıkan obezite, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve diyabetin beyin sağlığını da etkilediğine dikkat çeken Dr. Esra Mıhçıoğlu, 40-64 yaş dönemine özel şu uyarılardı bulundu:

● Daha çok düşünün. Farklı bir ülkeye seyahat etmek, yeni bir dil öğrenmek, tipik olarak ilginizi çekmeyen film türlerini izlemek ve yorumlamak veya ilgi alanınız dışındaki kitapları okumak bu konuda size yardımcı olur.

● Diyabetin kontrolünü elinize alın. Bu sayede demans riskini yarıya indirebilirsiniz.

● Kilo verme konusunu önemseyin. Araştırmacılar artan vücut ağırlığı ile beynin öğrenme ve hafıza için önemli bir alanı olan hipokampusun boyutunun azalması arasında bir bağlantı ortaya koydu. Haftada üç kez en az 30 dakika kardiyovasküler egzersiz yapın ve kilo verme konusunda doktorunuzla konuşun.

● Uyku apnesi sorununuz varsa tedavi için harekete geçin. Türkiye’de, yaklaşık 1.5 milyon kişi, tıkalı hava yolları rahatsızlığı nedeniyle gece boyunca solunumun onlarca kez durmasına neden olan uyku apnesinden muzdarip. Araştırmalar uyku apnesi olan yetişkinlerin daha erken yaşta bilişsel düşüş yaşadığını kanıtlıyor.

Yaşlılık Dönemi: Sosyal ve zihinsel olarak aktif kalın

65 yaşından sonra beyinde bazı değişiklikler kaçınılmaz oluyor. Ancak ne kadar çok vücudunuzu sağlıklı tutarsanız ve beyninizin farklı bölümlerine meydan okursanız, iyi çalışmasını da o kadar desteklersiniz. Beynin aktif ve dinç tutulmasıyla şiddetli bilişsel kayıpların 5 yıl ötelenebildiğini kaydeden Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Bu yaş grubunda Alzheimer hastalığı ve diğer demans türleri ile inme için risk artar. 65 yaşın üzerindeki dokuz kişiden biri Alzheimer hastalığına yakalanır ve 85 yaşına gelindiğinde bu risk üçte bir olur. Vücudunuz zayıfladıkça düşme riskiniz artar, bu da beyin sağlığını tehlikeye atabilir” diye uyarıyor. Dr. Esra Mıhçıoğlu’nun bu döneme özel diğer uyarıları şöyle:

● Günde en az bir arkadaşınızı arayın. Arkadaşlarınız ve ailenizle ne kadar çok iletişim halinde olursanız, beyninizi çalıştırmanız için o kadar çok fırsat yaratırsınız. Daha az sıklıkta sosyal iletişim, yalnızlık ve fiziksel hareketsizlik ileri yaşam depresyonu dahil olmak üzere diğer iyi bilinen demans risklerini artırır.

● Akıllı telefon kullanımını öğrenin. Çok fazla teknoloji gelişen beyin için zararlı olabilirken, uzaktan eğitim, online bankacılık, online alışveriş, telefonunuzda kelime sudoku oyunları oynamak önemli olabilir. Sosyal ve zihinsel olarak aktif kalmanın bir aracıdır.

● Haftada en az bir kez farklı şeyler yapın. Emeklilikte insanlar genellikle aynı alışkanlıkları sürdürür. Ancak küçük yenilikler yaparak motivasyonu, uyanıklığı ve hızı artıran güçlü bir nörotransmiter (nöronlar arasında iletişimi sağlayan kimyasallar) olan norepinefrin hormonunun salgılanmasını uyarabilir ve bu şekilde öğrenmeniz kalıcı hale gelir.

● Yürüyüş gibi orta düzeyde egzersizin hem sağlıklı yaşlılarda hem de hafif bilişsel bozukluğu olanlarda beynin dış tabakasının küçülmesini tersine çevirmeye yardımcı oluyor. Günde 15 dakika kadar kısa bir yürüyüş bile etkili. Güç antrenmanları beyin sağlığının korunmasında önemlidir. Bu nedenle tekerlekli sandalyeye bağlıysanız bile oturarak egzersiz yapabilirsiniz.

● Evinizi güvende tutun. Düşmeler, travmatik beyin hasarının önde gelen nedenidir ve 75 yaşından sonra düşme riski büyük ölçüde artar. Başınızı döndüren herhangi bir ilaç kullanmadığınızdan, gözlük reçetenizin güncel olduğundan emin olun ve gözlerinizi kontrol ettirin. Kablolar, kilimler ve gevşek korkuluklar gibi takılma riskini artıran durumları gözden geçirin.

Türk süt ürünleri ihracatında zirvenin yeni sahibi Çin

Çin, süt ürünleri ihracatında zirvenin yeni sahibi oldu

Çin’e süt ürünleri ihracatında yükseliş sürüyor. Türk süt ürünleri sektörü, 2021 yılının Ocak – Şubat döneminde gerçekleştirdiği 9,3 milyon dolarlık ihracatla Çin’i en fazla ihracat yaptığı ülkeler listesinde zirveye taşıdı. Sektör, Çin’e ihracat vizesini 2020 yılında almıştı.

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, 2021 yılının ilk iki ayında yakaladıkları 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngördüklerini dile getirdi.

Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğinde yürütülen çalışmalar neticesinde, Çin’e süt ve süt ürünleri ihracatının önündeki engelin geçen yıl Mayıs ayında kalkmasının ardından, Türk süt ürünleri ihracatçıları pazara hızlı giriş yaptı.

Ege İhracatçı Birlikleri verilerine göre Türkiye’nin, 2020 yılının Mayıs-Aralık döneminde Çin’e süt ürünleri ve mamulleri ihracatı 14,6 milyon dolara ulaştı.

Bu ülkede kalıcı olmak isteyen ihracatçılar tanıtım faaliyetleri ve karşılıklı iş birlikleriyle pazar payını artırdı. 2021 yılının Ocak-Şubat döneminde Çin’e yapılan ihracat ise 9,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

Çin’e ihracatta peynir altı suyu 8,3 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.

Türk ürünleri raflardaki yerini aldı 

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, süt ürünleri sektöründe 54 firmamızın Çin’e ihracat izin aldığını ve ihracatın hızlı bir şekilde başladığını söyledi.

Çin’in dünyanın en büyük tüketicilerden biri olduğuna dikkati çeken Girit, “İlk başlarda süt tozu ile başlamıştık. Sanayi kısmına gönderiyorduk. Peynir altı suyu da ihracatımızda bu ülkeye ilk sırada. Ancak sevindirici olan Türk firmalarının başarılarıyla artık raflarda da yer alıyoruz. Son tüketiciye kadar ulaştırabiliyoruz.” dedi.

Egeli firmaların pazarda çok başarılı olduğunu, bölgedeki bir firmanın Çin’e mozarella peyniri ihraç ettiğini dile getiren Girit, firmaların katma değeri yüksek ürünlerle pazardan daha fazla pay almasını istediklerini söyledi.

Girit, sözlerini şöyle tamamladı:

“Daha önceki beyanatlarımızda Çin pazarında kalıcı olmak istediğimizi söylemiştik. Kalıcı olduğumuz gibi pazardaki payımız da giderek artıyor. Çin’in 6 milyar dolarlık süt ürünleri ithalatına bakıldığında küçük bir miktar olsa da bizim için önemli. Yılın ilk ayında yakaladığımız 9,3 milyon dolarlık ihracat başarısının yıl boyunca devam edeceğini öngörüyoruz. Uzun vadede ise bu rakamları katlamak istiyoruz. Çin pazarı sayesinde süt üreticilerimizin nefes alacağına inanıyoruz.”

Süt ürünleri ihracatı 301 milyon dolar olmuştu

Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı 2020 yılında 301 milyon dolar olurken, Irak, 61 milyon dolarlık tutarla ihracat yapılan ülkeler arasında zirvede yer almıştı. Türkiye, Suudi Arabistan’a 42 milyon dolarlık, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ise; 22 milyon dolarlık süt ürünleri ihraç etmişti. Çin, 14,5 milyon dolarlık ihracatla listede 7. Sırada yer bulmuştu.

2021 yılının Ocak – Şubat döneminde Türkiye’nin süt ürünleri ihracatı yüzde 26’lık artışla 32,8 milyon dolardan 41,2 milyon dolara çıktı. Çin, 9,3 milyon dolarlık tutarla zirvenin yeni sahibi olurken, Irak 7,1 milyon dolarlık Türk süt ürünleri tercih etti. Birleşik Arap Emirlikleri’ne süt ürünleri ihracatımız ise; 3,4 milyon dolar oldu.

Mobilya sektörü, İhracat Genel Müdürü Özgür Volkan Ağar ile görüştü, hammadde ve konteyner sorununu anlattı

Mobilya sektörü, İhracat Genel Müdürü Özgür Volkan Ağar ile görüştü

MDF üreticileri ile mobilya sektörü birlikte MDF ile ilgili arz talep sorununun üstesinden gelebilir

Deniz ticaretindeki konteyner sorunu ABD’ye ihracattı etkiliyor

“Mobilya Sektörü İhracatı ve Girdi Tedariki”  konulu online toplantı serisinin ikincisi T.C. Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlendi. İstanbul, Ege, Akdeniz ve Orta Anadolu mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatçı birlikleri ile 36 bin mobilya üreticisini temsilen sivil toplum kuruluşlarının hazır bulunduğu toplantıda bir süredir devam eden MDF sorunu ve konteyner problemi çözüm yollarıyla birlikte ele alındı. İhracattaki konteyner sorununun ABD’ye olan ihracattı etkilediğinden de bahseden sektör temsilcileri,  Türkiye’nin lojistik güvenliğini sağlayarak özellikte Akdeniz çanağında konteyner taşımacılığında etkin konuma gelmesi gerektiğini bakanlık yetkililerine anlattı.

Dünyanın dokuzuncu büyük üreticisi, sekizinci büyük ihracatçısı olan Türkiye mobilya sektörü, Ticaret Bakanlığının “Mobilya Sektörü İhracatı ve Girdi Tedariki”  konulu online toplantısında ikinci kez bir araya geldi. İstanbul, Ege, Akdeniz ve Orta Anadolu mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatçı birlikleri ile 36 bin mobilya üreticisini temsilen sivil toplum kuruluşları, firma temsilcilerini bir araya getiren toplantıda dış ticaret fazlası veren sektörlerinin önündeki sorunlar anlatıldı. Sektörde devam eden MDF ve kontrplak sorunu yine toplantının önemli gündem maddesi olarak öne çıktı. Yanı sıra deniz ticaretinde yaşanan navlun sorunu ele alındı ve Türkiye’nin lojistik güvenliğini sağlayarak özellikle Akdeniz çanağında konteyner taşımacılığında etkin konuma gelmesi gerektiği ifade edildi. Mobilya sektör temsilcileri, konteyner sorununun ABD’ye olan ihracatı etkilediğinden de bahsetti. İstanbul Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Güleç, Türkiye ihracat potansiyelini 10 milyar olarak tarif etti ve söz konusu çözümlerin hızla hayata geçmesinin sektörü daha da güçlendireceğini söyledi.

Pazar Atıkları Tarımla Sofralara Dönüyor

Beykoz’da temiz ve sürdürülebilir çevre için pazarlardan ve işletmelerden toplanan organik atıklar tarımda toprak iyileştirici kompost ve solucan gübresi olarak doğaya, ardından sağlıklı gıdalara dönüşüp sofralara dönüyor. 

Beykoz Belediyesi tarafından “Sıfır Atık” hedefleri doğrultusunda geliştirilen “Ardıç Sofrası Projesi” kapsamında pazarlardan toplanan sebze-meyve gibi organik atıklar büyük kompost makinelerinde kolayca işlenerek, Yücel Çelikbilek Meyve Bahçesi’nde toprakla buluşuyor.

Ayrıca oluşturulan kompost solucanlara mama olarak verilerek elde edilen solucan gübresi meyve sebze yetiştiriciliğinde kullanılıyor.

Doğadan Doğaya Dönüşüm 

“Sofradan Toprağa, Topraktan Sofraya” armağan olan proje sayesinde organik atıkların depolama sorunu ortadan kalkarken, ekonomiye katkı sağlanıyor, kompostla yetişen birçok sebze ve meyve sağlıkla mutfaklara giriyor.

Beykoz Belediyesi’nin örnek bir sıfır atık uygulaması olarak geliştirdiği proje kapsamında 2020 yılında 5 ton kompost ürünü ve 3,5 ton solucan gübresi elde edildi ve meyve bahçesinde mevsimlik meyve ve sebze üretiminde kullanıldı.

İhtiyaç Sahiplerinin Sofralarına Ulaşıyor 

Ardıç Sofrası, örnek bir yerinde geri dönüşüm uygulaması olarak doğaya can verirken sosyal yönüyle ilçedeki ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor.

Yücel Çelikbilek Meyve Bahçesi’nde yetişen domates, salatalık, kıvırcık, brokoli, enginar gibi çeşit çeşit sebze ve mevsimlik meyveler görevliler tarafından özenle toplanarak hijyen kuralarına uygun olarak Beykoz Belediyesi’nde kaydı bulunan ihtiyaç sahiplerine teslim ediliyor.

Proje Döngüsü Nasıl İşliyor?

Pazar yerlerinden ve işletmelerden düzenli periyodla alınan organik atıklar Beykoz Belediyesi ana kompost makinesinde işleniyor.

Oluşan kompostun bir kısmı solucanlara mama olarak verilerek solucan gübresi elde ediliyor.

Toprağa bereket katan kompost ve solucan gübresi, Yücel Çelikbilek Meyve Bahçesi’ne teslim ediliyor.

Solucan Gübresi Nedir?

Kompost ürününü ayrıştırılarak solucanların sindirim sistemlerinden geçirilmesi sonucu elde edilen organik gübredir.

Solucan Gübresinin Faydaları Nelerdir?

  • Bitki büyümesinde düzenleyici etki sağlar.
  • Bitkilerde biyolojik direnç geliştirme yeteneği sağlar.
  • Zararlı saldırıları azaltma yeteneği sağlar.
  • Bitki hastalıklarını baskılama yeteneği sağlar.

Kompost Nedir?

Bitkisel ve hayvansal atıkların nemli-oksijenli ortamda bozunarak bir tür toprak iyileştirici ürüne dönüşmesi olayına kompostlaşma denir.

Kompostun Faydaları Nelerdir?

  • Toprağın boşluk hacmini arttırır
  • Toprağın işlenmesini kolaylaştırır
  • Zeminin su tutma kapasitesini arttırır
  • Toprağın havalandırılmasını kolaylaştırır
  • Bitki kök büyümesini teşvik eder
  • Yetiştirilen bitkilerin; daha sağlıklı, hastalıklara ve zararlılara karşı daha dayanıklı olmasına olanak sağlar.

Türkiye’deki çalışanların yaklaşık dörtte biri salgın döneminde iş değiştirmeyi düşünüyor

Kaspersky’nin “İşin Geleceğini Güvence Altına Almak” başlıklı raporunda ortaya koyulduğu üzere, COVID-19 salgını koşullarında Türkiye’deki çalışanların %23’ü önümüzdeki 12 ay içinde yeni bir işe geçmeyi düşünüyor. İnsanların kariyer değişikliği için öne sürdükleri en büyük itici güçler arasında daha yüksek bir maaş alma arzusu (%50) ve daha iyi bir iş-yaşam dengesine kavuşmak (%46) yer alıyor.

İş piyasasındaki belirsizliklere rağmen insanlar yine de çalışmaya dair hırslarını koruyor. Türkiye’de çalışanların %60’ı pandemi koşullarında durumunu korumayı tercih etse de pek çok çalışan iş günlerini kişisel yaşamlarına daha iyi uyacak şekilde yeniden şekillendirme konusunda cesaret buluyor. Çoğu karantina ve uzaktan çalışma sürecinin ortasında kariyerlerinin geleceğini düşünmek, becerilerini geliştirmek veya yeni bir şeyler öğrenmek için daha fazla zamanları olduğuna inanıyor.

Seçim hangi yönde olursa olsun, iş değişiminin en büyük motivasyonu daha iyi maaş beklentisi olarak öne çıkıyor (%50). Ankete katılanların %46’sını motive eden ikinci en yaygın neden ise daha iyi bir iş-yaşam dengesine kavuşmak. Zira pandemi evde aileyle daha fazla zaman geçirme fırsatı sunmanın yanı sıra, kişisel ilgi alanlarını ve hobileri takip etmenin önemini ortaya çıkardı. Çalışanlar bu fırsatı kaybetmek istemiyor.

Maaş ve iş yaşam dengesinin ardından üçüncü öne çıkan neden ise daha değerli ve anlamlı bir role duyulan ihtiyaç (%29). 2020’de yaşananlar çalışanların mevcut rollerini yeniden düşünmelerine, zamanlarının değerini ve neye harcamak istediklerini fark etmelerine olanak tanımış gibi görünüyor.

Kaspersky’de B2B Ürün Pazarlama Müdürü Sergey Martsynkyan, sonuçları şöyle yorumluyor: “Arzu ve yeteneklerini yeniden ele alan insanlar yeni bir çalışma gerçekliği yaratmanın peşinde. Ya işlerini değiştirecek ya da mevcut rollerinde kalarak uzaktan çalışmanın faydalarını ve kavuştukları rahat ortamı sürdürmek için çaba gösterecekler. Ancak bunu başarmak için çalışanların uygun bir tutum içinde olması, esnekliği öğrenmesi ve daha akıllı çalışması gerekiyor. Elbette bu noktada çalışma ortamlarını düzenlemek ve güvenlik için sorumluluk almak şart. Ne de olsa bu durum işverenlerin gözünde bir rekabet avantajı haline gelebilir.”

Kaspersky, işin geleceğinin neye benzeyeceğini ve insanların buna nasıl uyum sağlayacağını keşfetmek isteyenler için bir de macera oyunu hazırladı. “Geleceğinizi Sahiplenin” temalı oyun, oyuncuları bir iş gününe götürerek çalışanlara yardımcı olacak alışkanlıkları ve kararları ortaya koyuyor ve onları kendi geleceklerine sahip olmaya davet ediyor.

Cisco’dan “kripto para madenciliği” raporu

blockchain
blockchain

Cisco DNS Güvenliği Raporu’na göre, 2020 yılında kripto para madenciliği temelli kötü amaçlı yazılımlar müşterilerin yaklaşık yüzde 70’ini etkiledi. Şirketlerin yaklaşık yüzde 90’ı, en az bir kullanıcısının bir kimlik avı sitesine bağlanma girişiminde bulunduğu bir durumla karşılaştı. Yüzde 70’i kötü amaçlı tarayıcı reklamlarına, yüzde 51’i ise fidye yazılımlarıyla ilişkili faaliyetlere maruz kaldı.

CISCO, geçen yıl ocak ile aralık ayları arasında gerçekleşen kötü amaçlı DNS faaliyetleri ve tehditlerini analiz eden “DNS Güvenliği” raporunu yayımladı. Şirketin bulut tabanlı güvenlik platformu Cisco Umbrella’dan gelen verilerin analiz edildiği raporda, 2020 yılında kripto paramadenciliği temelli kötü amaçlı yazılımların müşterilerin yaklaşık yüzde 70’ini etkileyerek büyük miktarda kötü amaçlı DNS trafiği oluşturduğu ve değerli bilişim kaynaklarını tükettiği tespit edildi.

Güvenlik sorunlarının herkes için son derece önemli hale geldiği 2020 yılı içinde, her gün dünya genelindeki DNS istemlerinin 620 milyarını işleyen DNS Tehdit Analizi, Ocak – Aralık 2020 tarihleri arasında şirketlerin yaklaşık yüzde 90’ının, çoğunlukla bir e-postadaki bağlantıya tıklama yoluyla olmak üzere en az bir kullanıcısının bir kimlik avı sitesine bağlanma girişiminde bulunduğu bir durumla karşılaştığını tespit etti.

DNS etkinliğine ilişkin diğer bulgular ise şöyle oldu: Şirketlerin yüzde 70’indeki kullanıcılar kötü amaçlı tarayıcı reklamlarına maruz kaldı. Bunun yanında, şirketlerin yüzde 51’i fidye yazılımlarıyla ilişkili faaliyetlerle karşı karşıya kaldı. Şirketlerin yüzde 48’i ise bilgi çalmaya yönelik kötü amaçlı yazılım faaliyeti tespit etti. DNS Güvenliği raporunda, kripto para birimi madenciliğine olarak şirketlerin 2020 yılında karşılaştığı ve bu yıl karşılaşma olasılıklarının en yüksek olduğu tehdit trendleri vurgulandı.

Kimlik Avı 

Kimlik avıyla ilişkili DNS etkinliği miktarı, tatil döneminde yüzde 52’lik bir artışın görüldüğü aralık ayı dışında yıl boyunca istikrarını korudu. Ağustos ve Eylül aylarında, kimlik avı sitelerini ziyaret eden uç nokta sayısında önemli artışlar görüldü.

Genele bakıldığında, kimlik avı kayda değer bir artış gösterirken, daha fazla uç nokta kimlik avı e-postalarındaki bağlantılara tıklamaya başladı. Bu durumun bir nedeni, Cisco’nun temmuz ve eylül ayları arasında yüzde 102’lik bir değişim gözlemlediği çok büyük çaplı kimlik avı kampanyası oldu.

Truva Atı

Truva atları bu yıl da güçlü bir başlangıç yaptı. Fidye yazılımı üretiminde birlikte çalıştığı bilinen iki tehdit kaynağı olan Ursnif/Gozi ve IcedID nedeniyle, Truva atı sitelerine inanılmaz sayıda uç nokta bağlandı. Ocak 2020’de uç noktalarda görülen tehditlerin yüzde 82’sini tek başına bu iki tehdit kaynağı oluşturdu.

Ağustos ayından eylüle kadar DNS etkinliğindeki büyük artıştan sorumlu diğer bir bankacılık Truva atı Emotet oldu. Şirketlerin toplamda yüzde 45’i Emotet ile karşılaştı.

Fidye Yazılımları

Yılın çoğunda öne çıkan iki fidye yazılımı Sodinokibi ve Ryuk oldu.

Nisan ayından başlamak üzere, Sodinokibi’nin (diğer adıyla REvil) ele geçirdiği bilgisayar sayısı kayda değer ölçüde artış gösterdi ve sonbaharda da yükselişini sürdürdü. Bu önemli artış sonucunda, şirketlerin yüzde 46’sı bu tehditle karşılaştı. Eylül ayında bu fidye yazılımından kaynaklanan toplam sorgu sayısının ağustos ayındaki değerin beş katına kadar yükselmesi, etkilenen sistemlerin birçoğunda fidye yazılımının çalıştırıldığını gösteriyor olabilir.

Etkinlik miktarının kasım-aralık aylarındaki yükselişinden büyük ölçüde Ryuk sorumlu. Yine de Ryuk ile ilişkili etki alanlarına bağlanan uç noktaların sayısı yıl boyunca görece az ve istikrarlı seyrederken, ancak sorgu etkinliği fırlamadan önce orta düzeyde artış gösterdi.

Tehditlerin her birinin mağdurlardan sızdırmaya çalıştığı bildirilen para miktarı konusunda, iki tehdit arasında önemli farklar göze çarpıyor. Sodinokibi daha fazla uç noktaya bulaşıp görece küçük bir fidye isterken, Ryuk daha az sisteme bulaşıp çok daha büyük bir fidye talep ediyor.

“Kimse tek başına değil”

Raporu yorumlayan Cisco Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Siber Güvenlik Direktörü Fady Younes, şunları söyledi: “Günümüzde, ‘kimse tek başına değildir’ fikri tehditler için de geçerli. Bugünlerde görülen en yaygın saldırılar, farklı aşamalarda çok çeşitli tehditlerden faydalanıyor. Kendi ağınızda bir tehdit bulduğunuzda, onunla birlikte çalışan tehditlerin neler olduğunu araştırmak ve daha fazla tehlike yaratmalarını önlemek için gerekli önlemleri almak akıllıca olacaktır.”

Satınalma Eğitimi Test – 2

Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ EKİPLERİ İÇİN ZENGİN EĞİTİM PRATİKLERİ

Satınalma dergisi olarak eğitimlere daima önem verdik. Bu kapsamda sektörün gelişimine yönelik konferanslar, webinarler ve eğitimler düzenliyoruz. Raporlar, e-kitaplar hazırlıyoruz.
E-mağaza ve talep havuzu uygulamalarımız ile alıcıları ve satıcıları bir platform üzerinde buluşturuyoruz.

EĞİTİM PROGRAMLARI

Tüm şirketlerimizin eğitim ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirdik.
Kapsamlı eğitim programları oluşturduk. Satınalma ve tedarik zinciri ekiplerinizin gelişimi için mutlaka bu programları inceleyiniz ve teklif alınız. 

Yeni dönem iş hayatında örnek olay çalışmaları yönetici geliştirme eğitimlerinin ayrılmaz parçası haline geldi.Profesyoneller gün içerisinde karşılaştığı sorunlara benzer problemleri eğitimlerde görmek, çok yönlü tartışmak ve olası senaryoları değerlendirmek istiyor. Pratik çalışma daha fazla talep ediliyor. Şirket çalışanlarının mesleki gelişimlerine katkı sağlayacağını düşündüğümüz çok sayıda test ve örnek olay (vaka çalışması) aşama aşama dikkatinize sunuyoruz.

Satınalma Eğitimi Test – 2

Prof. Dr. Murat ERDAL 
İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı

Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.

 

Satınalma Yönetimi Test – 2
Yönetici Geliştirme Programı 

6. Aşağıdakilerden hangisi temel satınalma süreçlerinden biri değildir ?

    1. İhtiyacın tanımlanması
    2. Tedarikçi niteliği ve değerleme
    3. Reklam stratejilerinin belirlenmesi
    4. Teklif alma ve teklif değerleme
    5. Sözleşme yönetimi ve gözden geçirme

7. Aşağıdakilerden hangisinde satınalma pazar araştırmasında doğrudan yararlanılan bilgi kaynakları arasında bulunmaz ?

    1. İşletme satınalma bölümü arşivi
    2. Satıcı ve tedarikçi firma internet siteleri
    3. İş Kurumu
    4. Sanayi ve ticaret odası dökümanları
    5. Ürün Katalogları

8. Bir işletmenin satınalma bölümü organizasyonu; Merkez Avrupa, Kuzey Avrupa, Güney Avrupa, Asya-Pasifik ve Kuzey Amerika olmak üzere bölümlere ayırmıştır. Bu tip organizasyon yapısına ne ad verilir ?

    1. Fonksiyonel
    2. Matris
    3. Coğrafi temelli
    4. Klasik organizasyon
    5. Yatay organizasyon

9. Aşağıdakilerden hangisi pazarlık oturumundan önce “hazırlık aşaması” için geçerlidir ?

    1. Uygun kaynakları bulun
    2. Satıcının pozisyonunu analiz edin
    3. Alternatif eylem planları hazırlayın
    4. Yeterli müzakere / görüşme için imkân hazırlayın
    5. Hepsi

10. Aşağıdakilerden hangisi çıkmaz satınalma pazarlıklarının çözümlenmesinde kullanılmaz?

    1. Hassas ve problemli alanlardan kurtulmak için diğer pazarlık konusuna geçin, bütünü görün
    2. “Pozisyonunu görüyorum, şimdi benim pozisyonumu anlamayı dene” prensibi
    3. Çözüm önerin
    4. Havadan sudan konuşun, bir şeyler ikram edin
    5. “Çok ileri gitmiş olmalıyız şimdi bataklığa saplanıp kaldık” sendromlarını ortadan kaldırın.
E-Kitap: Her ay güncellenmiş içeriği ve yeni kapak tasarımı ile B2B Ticaret Portalı www.BuyerNetwork.net ten indirebilirsiniz.

15.3.2021 Tarihinde Yayınlanan Satınalma Test 1
CEVAPLAR:
1. B
2. D
3. D
4. E
5. D

ONLINE VE YÜZ YÜZE EĞİTİM İHTİYAÇLARINIZDA YANINIZDAYIZ.

 

Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.

 

Testler için Kitap Önerisi : Prof. Dr. Murat ERDAL, SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ

YÖNETİMİ (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi Eğitim taleplerinizi egitim@satinalmadergisi.com a iletebilirsiniz.
Satınalma ve Tedarik Zinciri Eğitim kataloğunu indirmek için https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf tıklayınız.

ÖĞRENME MERKEZİ TEST ARŞİVİ

MÜZAKERE EĞİTİMİ  

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – I 

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – II

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – III

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test IV

Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test – V 

SATINALMA EĞİTİMİ

Satınalma Eğitimi Test – 1

Satınalma Eğitimi Test – 2

Satınalma Eğitimi Test – 3

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK EĞİTİMİ 

Sürdürülebilirlik Eğitimi – Test 1

Sürdürülebilirlik Eğitimi – Test 2 

Başarılar dilerim.

EĞİTİM KOORDİNATÖRÜ
Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi
egitim@satinalmadergisi.com 

Pazarlik Muzakere Profili Anketini Indiriniz
Pazarlık Müzakere Profili Anketini indiriniz

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MAKALELERİ

SATIN ALMA EĞİTİM TESTLERİ

PAZARLIK BECERİ ANKETİ

Kitap Önerileri : 

  • MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
  • SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

-> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN -> egitim@satinalmadergisi.com

AÇIK KAYNAK:  Buyer Network B2B İş ve Ticaret Platformu 

Ücretsiz.  Forum https://buyernetwork.net/forum kısmında yüzlerce klasöre 1 dakikada erişebilirsiniz. Şirket iş arkadaşlarınızla paylaşın.

Satınalma, Tedarik Zinciri, Lojistik, Depolama, Taşımacılık, Dış Ticaret, Gümrük Operasyonları ve Hukuk forumlarını ziyaret edin.

ÖĞRENME MERKEZİ:

Öğrenme Merkezi içerisine yer alan Satınalma Dergisi tüm arşivini (100 sayı) inceleyin. Literatür taraması. Makalelerden yararlanın. Bitirme ödevi, yüksek lisans proje ve tez çalışmaları, doktora tezleri için kullanılabilirsiniz. Satınalma Dergisi Aboneliği Şirket/Birey Dijital Üyelik Gerektirmektedir.

https://learning.buyernetwork.net

TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MOBİL UYGULAMA:

Tedarik Zinciri Yönetimi Mobil Uygulama ile mesleki ve akademik gelişmeleri, duyuru ve etkinlikleri takip edin. Ücretsiz. 

https://itunes.apple.com/app/id1207666067?mt=8  Telefonunuza indirin. Hemen kullanmaya başlayın.

Tedarikçi Müşteri Seçiyor, Alıcılar Ürün Bulamıyor

Tedarikçi Müşteri Seçiyor Alıcılar ürün Bulamıyor
Tedarikçi Müşteri Seçiyor Alıcılar Ürün Bulamıyor

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ YAZI DİZİSİ
Tedarikçi Müşteri Seçiyor. Alıcılar Ürün Bulamıyor.
Prof. Dr. Murat ERDAL   merdal@istanbul.edu.tr 
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Program Başkanı

Tedarikçi Müşteri Seçiyor Alıcılar ürün Bulamıyor
Tedarikçi Müşteri Seçiyor Alıcılar Ürün Bulamıyor

İşletme yönetim anlayışının derinden etkilendiği bir dönemden geçiyoruz. Bilinen, kabul gören birçok doğru dönüşüyor. Sektörel belirsizlik ve riskler artarken, yönetim ekipleri strateji ve senaryo çalışmaları yapıyor. Otomotivden mobilyaya, kimyadan plastik sektörüne kadar tüm endüstriler, yaşanan süreci anlama ve yönetme konusunda büyük gayret gösteriyor.

Ne yaşıyoruz? Değişen Nedir?

Hemen her dönemde yöneticilerimizden az ya da çok hammadde fiyat sıkıntıları ve döviz kur oynaklıkları ile ilgili problemleri duyduk. Geçmiş bir yıl içerisinde buna konteyner temini, artan navlunlar ve ilave gümrük vergileri gibi başlıklar eklendi. Şimdi ise temel girdilerde, dışarıdan temin edilen ana üretim kalemlerinde sıkıntı var.

Kilit Sorun Ne?

Satınalma tanımı şöyle başlar: “işletme faaliyetlerinin emniyetli ve güvenli bir biçimde sürdürülmesi için ihtiyaç duyulan ürün, malzeme ve hizmetlerin…”

Geçmişin iş alışkanlıklarında, yöneticiler stratejik tedarikçiler ve stratejik ürün grupları üzerinde daha fazla çalışır ve buna uygun çözüm ararlardı. Çünkü tahterevallide tedarikçi ağır basar. Alanında alternatif azdır. İkame ürün sınırlıdır. Pazarlık müzakerelerinde ve sözleşme kurallarında tedarikçi baskın rol üstlenir. Tedarikçi aynı zamanda finansal olarak güçlüdür. Kısaca ticari ilişkide muhtaçlık, bağımlılık söz konusudur.

Her zaman stratejik tedarikçilerin faaliyet gösterdiği sektörlere girebilmek zordur.
Yüksek teknoloji ve hammadde üretimi için sermaye birikimi şarttır. Son teknoloji makine-ekipman yatırımı, ar-ge bütçesi ve nitelikli çalışan gereksinimi, uzun dönemli yatırım, patent vb. koruması gibi faktörler nedeniyle sektöre giriş neredeyse imkansız hale gelmektedir.

Bugünün iş yaşamında sıkıntı, sadece yüksek teknoloji ve bilinen hammadde kategorileri ile sınırlı değil. Tedarik sıkıntısı her zaman tüketilen ana üretim kalemlerine de sıçradı. İmalatta yoğun gereksinim duyulan temel malzemelerin fiyatları hem yükseldi hem de piyasadan gecikmeli temin edilebiliyor. Şimdi sıraya girerseniz şanlı iseniz 90 gün sonra siparişiniz teslim ediliyor. Belirli emtialarda ise kıtlık durumu var. İleriyi görebilmek zor. İstenilen miktarda ürünü, istenilen kalite ve fiyattan bulunabileceğini kestirmek mümkün değil.

Konunun aktörleri alıcılar ve tedarikçiler. Girişimci ve yöneticilerle yaptığım sohbetleri burada derledim. İki tarafın da haklı değerlendirmelerini birlikte inceleyelim.

Tedarikçi Kanadı: “Herkes Her Şeyi İstiyor”

Tedarikçiler piyasada yaşanan kıtlık ve fiyat artışlarının sebebinin kendileri olmadığını ısrarla vurguluyorlar. Her iletişimde bu konunun altını çiziyorlar. Tedarikçilerden başlayalım: “Herkes her şeyi ister hale geldi. Bu mümkün değil. Arz-talep dengesizliği oluştu. Müşterilerimizin her zaman yanındayız ve onları zor durumda bırakmak istemeyiz. Fakat belirli bir üretim kapasitemiz var. Yurt içerisinde alıcılarımız spot sipariş geçip anında çözüm bekliyor. Üretimin bir planlama ve program işi olduğu anlaşılmak istenmiyor. Uzun vadeli kontratlarla güvene dayalı çalışmak herkesin yararına olacaktır.”

Ayakta kalan basiretli tedarikçilerin gözlemleri ve elde edilen deneyim ise şu şekilde:
Alıcılar, seçeneklerinin fazla olduğu durumlarda daima maliyet düşürme yollarını arar ve tedarikçilerini sonuna kadar fiyat kırmaya zorlarlar. Bu anlayış içerisinde olan alıcıların tedarikçilerine güven verdiklerini, uzun dönemli strateji geliştirdiklerini söyleyemiyoruz. Toplantılarda lafta söylenen temenniler fiiliyata çok az yansıdı. Acımasız rekabet koşullarında hayat bulmadı. İhaleler her zaman giyotin gibi tepede durdu. Fedakarlıklar unutuldu. Birçok olgunlaşma sürecindeki alıcı – tedarikçi ilişkisi gün geldi kestirilip bir kenara atıldı. Sektörde batan çok tedarikçi deneyimi gözlemlendi.

Alıcı Kanadı: “Darboğaz içerisindeyiz. Mal istiyoruz!”
Alıcı kanadı hayli dertli. Tedarikçilerin kapısı hiç olmadığı kadar çalınıyor. Fabrikaların durmaması, sözleşmelerden kaynaklı cezaların oluşmaması ve müşterinin kaçmaması gibi pek çok nedenden dolayı sektörde ricalar hızla artıyor. Sıkıntıyı aşmak için patronlar devreye girmeye, birbirini aramaya başladı. Bugünlerde üretim planları ani şekillerde değişebiliyor. Araya giren dost siparişleri ile diğer müşterin sipariş takvimi öteleniyor. Profesyonel kadrolar arada kaldı. Durumu yönetmekte zorlanıyorlar.

 “Kurt geçirdiği ayazı unutmayacak”
Firmalar arası güven meselesi kısa sürede normale döneceğe benzemiyor.
Temel girdilerde yaşanılan sıkıntı ve tedarikçi firma tutumları kurum ve bireylerin hafızalarına işlendi. Alıcı değerlendirmeleri hayli çarpıcı ve tedarikçi ilişkilerini sorgulamaya yönelik: “Bu dönemi unutmayacağız. Tedarikçi müşteri seçiyor.  Onlar bizi bu sıkışık dönemde dikkate almıyorsa biz bunu not ederiz. Hayat normale döndüğünde yaşadığımız süreci elbette hatırlatacağız.”

Strateji ve Senaryo Çalışmaları

Derin bir sorgulama dönemindeyiz. Her şeyi pandemiye bağlayarak bir yere varamayız. Belirsizlik ve risk artınca işletmeler yeni senaryo çalışıyor. A, B, C senaryoları getirileri götürüleri tablolar halinde analiz ediliyor. Türk Ticaret Kanunu Madde 378’de de yer verilen Riskin Erken Saptanması ve Yönetimine ilgi arttı. Bu kapsamda Risk Önleme Komiteleri’nin işlevi ve raporlamaları daha bir ön planda olacak.

Tedarikçi tabanlı risklerle (firma ve ürünler) ilişkili stok tutmanın maliyetleri ayrı ayrı hesaplanıyor. Stratejik stoklar kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalarla analiz ediliyor. Geçmişte odak pazar belirsizlikleri, müşteri talepleri ve rakiplerin hamleleriydi. Şimdi bu faktörlere ürün temin riskleri ve tedarikçi ilişkileri eklendi. Tek tedarikçiden kaynaklanan riski dağıtma, yerel de tedarikçi meydana getirme ve zinde tutma stratejileri uygulama bulmak zorunda.

Çıkartılması Gereken Dersler Nedir?

Kuşkusuz herkes yeni bir deneyim yaşıyor. Her işletme ve yönetim ekibi kendi özel derslerini çıkaracak. Geçmişin değerlendirme ve alışkanlıkları köklü bir dönüşüm içerisinde. Kurumsal pazarda ilişkiler zarar gördü. Öncelikler değişti. Yeni yol haritaları ve oyun planları gündemde. Daha akılcı esnek stratejilere ihtiyaç var. Tedarik zinciri yönetimi literatürü de bundan payını alacak.

Türk Ticaret Kanunu Madde 378
Riskin erken saptanması ve yönetimi

(1) Pay senetleri borsada işlem gören şirketlerde, yönetim kurulu, şirketin varlığını, gelişmesini ve devamını tehlikeye düşüren sebeplerin erken teşhisi, bunun için gerekli önlemler ile çarelerin uygulanması ve riskin yönetilmesi amacıyla, uzman bir komite kurmak, sistemi çalıştırmak ve geliştirmekle yükümlüdür. Diğer şirketlerde bu komite denetçinin gerekli görüp bunu yönetim kuruluna yazılı olarak bildirmesi hâlinde derhâl kurulur ve ilk raporunu kurulmasını izleyen bir ayın sonunda verir.

(2) Komite, yönetim kuruluna her iki ayda bir vereceği raporda durumu değerlendirir, varsa tehlikelere işaret eder, çareleri gösterir. Rapor denetçiye de yollanır.

Kitap Önerisi : Prof. Dr. Murat ERDAL, SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

  • – –  > Bu makale ilginizi çekebilir:  

Tedarikçi Günü Nasıl Planlanır? Organizasyon ve Yürütme için Yol Haritası 

Eğitim: TEDARİKÇİ PERFORMANS DEĞERLENDİRME ve TEDARİKÇİ İLİŞKİLERİ EĞİTİMİ
Teklif almak için: egitim@satinalmadergisi.com

Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi
Tedarikçi Performans Değerlendirme Eğitimi içeriğini incelemek için: https://satinalmadergisi.com/egitim-programlari/

TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MOBİL UYGULAMA:

Tedarik Zinciri Yönetimi Mobil Uygulama ile mesleki ve akademik gelişmeleri, duyuru ve etkinlikleri takip edin. Ücretsiz. 

https://itunes.apple.com/app/id1207666067?mt=8  Telefonunuza indirin. Hemen kullanmaya başlayın.

SATIN ALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ MAKALELERİ

Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı
merdal@istanbul.edu.tr

SATIN ALMA EĞİTİM TESTLERİ

PAZARLIK BECERİ ANKETİ


Kitap Önerileri : 

  • MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
  • SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık),  4. Baskı.

-> Eğitim Kataloğunu İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> ŞİRKET EĞİTİMLERİNİZ İÇİN TEKLİF ALIN -> egitim@satinalmadergisi.com