2022 yılında 45,5 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin en çok ihracatını yapan sektörleri arasında ikinci sırada yer alan kimya sektörü; Hollanda, Yunanistan ve Romanya ile yoğun ticaret bağlantıları yürütüyor. İlk 9 aylık dönemde kimya sektörü ihracatı yüzde 4,2 büyüme ile 23 milyar doları aştı. Sektörün 2030 yılına kadar 35 milyar dolar ihracat hacmine ulaşması öngörülüyor. Bu kapsamda iki yılda bir düzenlenen, kimya sektörünün Avrasya’daki en büyük buluşması Turkchem bu yıl “Kimya ile İlgili Her Şey” mottosuyla 10. Kez organize edilecek. Fuar üç gün boyunca katılımcılara sürdürülebilir çözümler ve yenilikçi uygulamaları tanıtma fırsatı sunarak Türkiye’nin global rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor. Turkchem Eurasia, 27-29 Kasım 2024 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek. Bölgesinin en kapsamlı tekstil boyarmaddeleri fuarı Interdye & Textile Printing Eurasia ile eş zamanlı gerçekleştirilecek olan fuar, yerel ve uluslararası profesyonelleri bir araya getirerek iş fırsatları oluşturacak.
Turkchem Eurasia, kimya sektörünün önde gelen üç prestijli kuruluşu; Avrupa Kimya Ticaret Federasyonu (FECC), Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD) ve Türkiye Kimya Derneği (TKD) tarafından destekleniyor. Bu katkılar, fuarın sektördeki liderliğini pekiştirirken uluslararası arenada daha güçlü bir konuma gelmesine yardımcı oluyor.
Eş zamanlı gerçekleştirilecek olan Interdye & Textile Printing Eurasia da Türkiye tekstil sektörünün önemli kurumları olan Türkiye Tekstil Terbiye Sanayicileri Derneği (TTTSD)’nin iş birliği ve Tekstil Mühendisleri Odası (TMO) ve Tekstil İhracatçıları ve Çalışanları Derneği (TİCHAD) tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor.
İhracatta İkinci Sırada Yer Alan Kimya Sektörü Turkchem ile Büyüyor
En son 2022 yılında 88 ülkeden 12.075 ziyaretçi katılımı gerçekleşen fuar, bu yıl hedefini ikiye katlayarak sektördeki uluslararası etkileşimi artırmayı hedefliyor. Bu başarıyı pekiştirmek ve sektördeki yenilikçi çözümleri tanıtmak amacıyla her iki fuar, sürdürülebilirlik ve inovasyonu merkeze alarak çevre dostu çözümler sunuyor. Katılımcılar, bu platformda sürdürülebilirlik odaklı çözümler ve yenilikçi ürünleri tanıtma fırsatı bulacaklar. Türkiye’nin kimya ve tekstil endüstrileri, yenilikçi iş modelleri ile çevresel etkileri azaltırken, verimliliği artırmaya yönelik teknolojiler geliştirmeye devam ediyor. Bu dönüşüm, hem yerel hem de uluslararası pazarlarda firmaların rekabet gücünü artırıyor.
Türkiye Kimya ve Tekstil Endüstrisinin Zirve Noktası
İlk olarak 2006 yılında düzenlenen Turkchem Eurasia, Türkiye’nin kimya sektöründeki en önemli buluşma noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu yıl 27-29 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek olan fuar, spesifik kimyasallar, genel kimyasallar, petrokimyasallar, laboratuvar ölçüm cihazları, proses ve otomasyon teknolojileri, paketleme, geri dönüşüm ve çevre teknolojileri gibi sektörlerdeki en son yenilikleri ve çözümleri sunacak.
Interdye & Textile Printing Eurasia Fuarı, Bölgesinin bu alandaki en kapsamlı etkinliği olarak dikkat çekiyor. Tekstil boyaları ve baskı kimyasalları sektöründe faaliyet gösteren firmalar için vazgeçilmez bir buluşma noktası olan fuar, doğal boyalar, biyolojik olarak parçalanabilen kimyasallar ve su tasarrufu sağlayan teknolojiler gibi sürdürülebilir çözümleri ön plana çıkaracak.
Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede, işletmelerin sera gazı emisyonlarını doğru ve şeffaf bir şekilde ölçmesi, raporlaması ve yönetmesi kritik bir rol oynamaktadır. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla 2001 yılında yayımlanan Sera Gazı Protokolü (GHG), işletmelerin emisyonlarını raporlamak için dünya genelinde en yaygın kabul gören standart haline gelmiştir. GHG Protokolü, şirketlerin çevresel etkilerini anlamalarını, bu etkileri azaltmaya yönelik stratejiler geliştirmelerini ve sürdürülebilir iş modelleri oluşturmalarını sağlamaktadır. Ayrıca, yatırımcılar ve paydaşlar için güvenilir, şeffaf ve karşılaştırılabilir veriler sunarak kurumsal sorumluluğu ve hesap verebilirliği artırmaktadır. GHG Protokolü, küresel raporlama standartları tarafından benimsenmiş olup, sürdürülebilirlik raporlaması ve çevresel hesap verebilirliğin temel yapı taşlarından biridir. Şirketler, endüstri birlikleri, STK’lar, hükümetler ve diğer kilit paydaşlarla işbirliği içinde standardın geliştirilmesine katkıda bulunan çok paydaşlı Girişimin misyonu, uluslararası sera gazı emisyonlarının azaltılmasıdır.
GHG Protokolü Nedir?
Sera Gazı Protokolü (GHG Protokolü), işletmelerin ve organizasyonların sera gazı emisyonlarını izlemeleri, raporlamaları ve yönetmeleri için uluslararası kabul görmüş bir standarttır. GHG Protokolü’nün en önemli avantajlarından biri, işletmelere sürdürülebilirlik stratejilerini somut verilere dayandırarak güçlendirme fırsatı sunmasıdır. Bu protokol, şirketlerin yalnızca kendi operasyonlarından kaynaklanan doğrudan emisyonları değil, aynı zamanda tedarik zincirlerinde oluşan dolaylı emisyonları da kapsamaktadır. Böylece, firmalar tedarikçileriyle iş birliği yaparak tedarik zincirlerinde sürdürülebilir uygulamaları yaygınlaştırabilir ve daha geniş çevresel etkileri yönetebilirler. GHG Protokolü, sera gazı emisyonlarının yönetiminde en iyi uygulamaları belirleyerek, organizasyonların çevresel etkilerini daha etkili bir şekilde azaltmalarını sağlar. Protokol, çeşitli sektörlerdeki şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarını destekleyerek, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca, GHG Protokolü, şeffaflık ve hesap verebilirliği artırarak paydaşların güvenini kazanmalarına yardımcı olur. Uluslararası alanda kabul gören bu standart, şirketlerin kendi emisyonlarını izlemekle kalmayıp, aynı zamanda endüstri standartlarını belirlemesine olanak tanır. Bu bağlamda, GHG Protokolü, sürdürülebilirlik ve çevresel yönetim konusunda uluslararası düzeyde bir referans noktası haline gelmiş ve geniş çapta kabul görmüştür. Protokolün yaygın şekilde benimsenmesi, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir adım olup, daha sürdürülebilir bir gelecek için küresel çabalara katkı sağlamaktadır.
GHG Protokolü Tarihçesi
Sera Gazı Protokolü, 1990’ların sonlarında Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) ve Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) tarafından, uluslararası düzeyde sera gazı muhasebesi ve raporlaması için bir standarda ihtiyaç olduğunun anlaşılmasıyla geliştirilmeye başlanmıştır. 1998 yılında, BP ve General Motors gibi büyük şirketlerle birlikte WRI, iklim değişikliğini ele almak amacıyla sera gazı emisyonlarının standart ölçümüne duyulan ihtiyacı vurgulayan bir eylem planı oluşturan ‘Güvenli İklim, Sağlam İş’ başlıklı bir rapor yayımlamıştır.
Bu dönemde WBCSD ile yapılan işbirliği sonucunda, sanayi ve çevre temsilcilerinden oluşan bir grup kurularak, sera gazı muhasebesi için standart yöntemler geliştirmeye yönelik önemli adımlar atılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda, 2001 yılında ilk Kurumsal Standart yayımlanmıştır. Standart şirketlerin enerji alımlarından kaynaklanan emisyonları ölçmelerine yardımcı olacak kılavuzlarla birlikte değer zinciri boyunca emisyonları hesaplamalarını sağlayacak şekilde güncellenmiştir.
GHG Protokolü, sürekli gelişimini sürdürerek iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir araç haline geldi. 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması ile birlikte, tüm ülkeler küresel sıcaklık artışını sınırlamak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak konusunda yükümlülükler üstlenmiştir. Bu kapsamda GHG Protokolü, geliştirdiği standartlar, araçlar ve eğitimlerle işletmelerin iklim hedeflerine ulaşmalarını desteklemektedir.
GHG Protokolü İlkeleri
Sera gazı muhasebesi ve raporlaması aşağıdaki ilkelere dayandırılmaktadır:
İlgililik : Envanter, şirketin emisyonlarını doğru şekilde yansıtmalı ve karar alma süreçlerine katkı sağlamalıdır.
Tamlık: Seçilen sınırlar içindeki tüm emisyon kaynakları raporlanmalı, hariç tutulanlar açıklanmalıdır.
Tutarlılık : Yöntemlerin tutarlılığı sağlanmalı ve değişiklikler şeffaf şekilde belgelenmelidir.
Şeffaflık : Kullanılan yöntemler ve varsayımlar açık ve anlaşılır şekilde paylaşılmalıdır.
Doğruluk : Emisyon hesaplamaları, mümkün olan en yüksek doğrulukla yapılmalı ve belirsizlikler azaltılmalıdır.
GHG Protokolünü Kimler Kullanabilir?
Şirketler ve Özel Sektör
Her türlü özel sektör kuruluşu, GHG Protokolünü kullanarak operasyonlarından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ölçebilir ve yönetebiliriler. Özellikle enerji tüketimi yüksek sektörlerdeki işletmeler, bu protokolü kullanarak çevresel etkilerini azaltma stratejileri geliştirebilir.
Kamu Kurumları
Yerel yönetimlerden merkezi hükümetlere kadar tüm kamu kurumları, kamu hizmetleri ve altyapı projelerinden kaynaklanan emisyonları azaltmak amacıyla iklim değişikliği politikalarını güçlendirebilir ve bu doğrultuda etkili aksiyonlar geliştirebilir.
Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar)
Çevreyle ilgili faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, GHG Protokolünü hem kendi operasyonlarının çevresel etkilerini izlemek hem de topluma emisyon azaltım stratejileri konusunda örnek olmak için kullanabilirler.
Finansal Kuruluşlar
Yatırım bankaları, kredi veren kurumlar ve diğer finans kuruluşları, portföylerindeki projelerin karbon ayak izini değerlendirirken GHG Protokolüne başvurabilir. Bu sayede düşük karbonlu projelere yatırım yaparak, iklim değişikliğiyle mücadele eden projelere finansman sağlayabilirler.
Eğitim ve Araştırma Kurumları
Üniversiteler ve araştırma enstitüleri, sera gazı emisyonlarına dair projeler ve araştırmalar yürütürken GHG Protokolünden yararlanabilir. Böylece sektörel veya bölgesel düzeyde emisyon verilerini analiz ederek yeni çözümler geliştirebilirler.
GHG Protokolu Emisyon Kapsamları Nelerdir?
GHG Protokolü, bir kuruluşun sera gazı emisyonlarını kaynaklarına göre üç farklı kapsamda (Scope) sınıflandırır. Bu kapsamlar, kuruluşların operasyonlarından ve tedarik zincirlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını daha iyi anlamalarını sağlar. Protokolün revizyonlarının ardından, Kyoto Protokolü kapsamındaki toplam yedi sera gazının izlenmesi önerilmektedir: Karbondioksit (CO₂), Metan (CH₄), Dinitrojen monoksit (N₂O), Hidroflorokarbonlar (HFCs), Perflorokarbonlar (PFCs), Kükürt hekzaflorür (SF₆) ve Azot triflorür (NF₃).
Kaynak : WRI/WBCSD Corporate Value Chain (Scope 3) Accounting and Reporting Standard (PDF)
Kapsam 1: Doğrudan Emisyonlar
Kapsam 1, kuruluşun sahip olduğu veya kontrol ettiği kaynaklardan salınan doğrudan sera gazı emisyonlarını kapsar. Bu emisyonlar, kuruluşun faaliyetleri sırasında doğrudan atmosfere salınır.
Kapsam 2: Satın Alınan Enerjiden Kaynaklanan Dolaylı Emisyonlar
Kapsam 2, kuruluşun tükettiği ancak başkasının ürettiği enerji nedeniyle oluşan dolaylı emisyonları içerir. Bu enerji genellikle elektrik, ısıtma, soğutma veya buhar şeklindedir.
Kapsam 3: Diğer Dolaylı Emisyonlar
Kapsam 3, kuruluşun değer zincirindeki tüm diğer dolaylı emisyonları kapsar. Bu emisyonlar, kuruluşun doğrudan kontrolü altında olmasa da faaliyetlerinden dolaylı olarak kaynaklanır. Kapsam 3 emisyonları, genellikle en geniş ve karmaşık olan kategoridir ve iki ana gruba ayrılır: yukarı yönlü (upstream – tedarik zinciri) ve aşağı yönlü (downstream – ürünlerin kullanım ömrü). Toplamda 15 farklı alt kategori bulunur.
Yukarı Yönlü Faaliyetler:
Satın alınan mal ve hizmetler
Sermaye malları (makine, ekipman vb.)
Yakıt ve enerji ile ilgili faaliyetler (Kapsam 1 ve 2’ye dahil olmayanlar)
Yukarı yönlü ulaşım ve dağıtım
Operasyonlarda üretilen atıklar
İş seyahatleri
Çalışanların işe gidiş gelişleri
Kiralanan varlıklar (yukarı yönlü)
Aşağı Yönlü Faaliyetler:
Aşağı yönlü ulaşım ve dağıtım
Satılan ürünlerin işlenmesi
Satılan ürünlerin kullanımı
Satılan ürünlerin ömrü sonunda bertaraf edilmesi
Kiralanan varlıklar (aşağı yönlü)
Bayilikler
Yatırımlar
GHG Protokolü Kapsamında Uygulanan Standartlar ve Rehberler
GHG Protokolü, kuruluşların sera gazı emisyonlarını ölçmeleri, yönetmeleri ve raporlamaları için bir dizi standart sunar. Bu standartlar, çeşitli ihtiyaçlara yönelik olarak geliştirilmiştir. GHG Protokolü’nün temel standartları:
1.Kurumsal Standart (Corporate Standard),şirketler ve diğer organizasyonlar için kurumsal düzeyde sera gazı (GHG) emisyon envanteri hazırlama gereksinimlerini ve rehberliğini sunar. Bu standart, Kyoto Protokolü tarafından kapsanan yedi sera gazının muhasebe ve raporlamasını kapsar. 2015 yılında yapılan güncellemeyle, şirketlerin satın alınan veya elde edilen elektrik, buhar, ısı ve soğutma kaynaklı emisyonlarını daha güvenilir şekilde ölçmelerine ve raporlamalarına olanak tanıyan Scope 2 Guidance eklenmiştir.
Bu standart, aşağıdaki temel hedeflere ulaşmak amacıyla geliştirilmiştir:
Şirketlerin, emisyonlarını standartlaştırılmış yaklaşımlarla adil ve doğru bir şekilde GHG envanteri hazırlamalarını sağlamak.
GHG envanteri hazırlamanın maliyetini düşürmek ve süreci basitleştirmek.
Şirketlere, emisyonlarını azaltma ve yönetmeleri için gerekli bilgiyi sağlamak
Şirketler ve sera gazı programları arasında sera gazı muhasebesi ve raporlamayı daha uyumlu ve şeffaf hale getirmek.
GHG azaltım projeleri kapsamında kredi veya denkleştirme amacıyla azaltımların miktarını ölçmek için kullanılması tasviye edilmemekte bunun yerine için Proje Muhasebesi standartlarının kullanılması önerilmektedir. Standart, emisyonların raporlanmasına odaklanır; emisyon verilerinin WRI veya WBCSD’ye raporlanmasını zorunlu kılmaz. Ayrıca, doğrulanabilir bir envanter geliştirmek için hedeflese de, doğrulama süreci için bir rehber sağlamaz.
Kurumsal Değer Zinciri (Scope 3) Standardı, şirketlerin tüm değer zincirlerindeki emisyon etkilerini değerlendirerek azaltım faaliyetlerine odaklanmalarına yardımcı olur. Standart, şirketin sera gazı emisyonlarının yalnızca kendi operasyonları ve elektrik tüketimi ile sınırlı kalmadığını, aynı zamanda satın alınan mallardan satılan ürünlerin bertarafına kadar olan tüm süreçleri kapsayan emisyonları raporlamayı hedefler. 2011’de yayımlanan Scope 3 Standardı, değer zinciri emisyonlarının hesaplanmasında uluslararası kabul gören tek yöntemdir. Ayrıca, değer zincirindeki iklim etkilerini yönetmek için tedarikçiler ve müşterilerle iş birliği stratejilerini teşvik eder. Bu standart, işletmelere değer zinciri boyunca emisyonları etkili bir şekilde ölçme ve yönetme fırsatı sunarak küresel sera gazı azaltımına katkıda bulunmayı amaçlar.
GHG Protokolü Şehirler İçin Standardı, şehirlerin emisyonlarını doğru bir şekilde ölçmelerine ve sera gazı envanterlerini oluşturmalarına yardımcı olur. Böylece, etkili emisyon azaltım stratejileri geliştirmek mümkün hale gelir. Ayrıca, şehirlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rollerini vurgulamak için tutarlı veriler sunar. Sonuç olarak, şehirler daha etkili bir şekilde kaynaklarını yönetebilir ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşabilirler.
Azaltım HedefiStandardı, GHG Protokolü tarafından sunulan bir standarttır ve ülkeler ile eyalet veya bölge düzeyinde emisyon azaltım hedeflerinin tasarlanmasına yardımcı olurken, hedefe ulaşma sürecinin değerlendirilmesi ve raporlanması için bir çerçeve sağlar. Bu standart, kurumların emisyon azaltma hedefleri belirlemesine ve bu hedeflerin etkinliğini izlemelerine olanak tanır. Ayrıca, şirketler ve araştırma kurumları da bu standarttan faydalanarak emisyon etkilerini değerlendirebilir.
Politika ve Eylem Standardı, politikaların sera gazı üzerindeki etkilerini tahmin etmek için standart bir yöntem sunar. Ulusal ve yerel düzeyde analistler, belirli politikaların GHG etkilerini değerlendirerek emisyon azaltma etkinliğini artırabilir. Bu standart, “Azaltım Hedefi Standardı” ile birlikte geliştirilmiş ve 270’ten fazla katılımcıyla oluşturulmuştur. 20 ülkede yapılan pilot testler, kullanıcıların GHG etkilerini doğru ve şeffaf bir şekilde değerlendirmelerine yardımcı olur. Ana kullanıcıları, hükümet politikalarını değerlendiren analistler ve politika yapıcılarıdır; ayrıca bağışçı ajansları, finansal kurumlar ve işletmeler de bu standarttan faydalanabilir.
Ürün Standardı, Ürün Yaşam Döngüsü Muhasebe ve Raporlama Standardı, bir ürünün tam yaşam döngüsü emisyonlarını değerlendirerek en büyük sera gazı (GHG) azaltım fırsatlarına odaklanmayı sağlar. Bu standart, geniş bir paydaş katılımıyla oluşturulmuş olup, şirketlere emisyonlarını muhasebeleştirmek ve raporlamak için metodoloji sunar. Kullanıcı dostu kılavuzlar ve araçlarla desteklenen bu standart, hammadde, üretim, taşıma, depolama, kullanım ve imha süreçlerini kapsayarak şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırır. Ayrıca, çevresel bilgi taleplerine yanıt vermek ve ürünlerin çevresel etkilerini etkili bir şekilde iletmek için gereken metodolojik çerçeveyi sunar.
Proje Protokolü, iklim değişikliği projelerinin sera gazı faydalarını nicelendirirken kullanılan en kapsamlı muhasebe aracıdır. Protokol, bu projelerden elde edilen sera gazı azaltımlarını ölçmek için belirli ilkeler ve yöntemler sunmaktadır. WRI ve WBCSD tarafından dört yıllık bir işbirliği sürecinin sonucunda geliştirilen Proje Protokolü, sera gazı piyasası için uluslararası uyumlu standartların temelini oluşturur. Proje geliştiricileri ve sistem tasarımcıları bu protokolden faydalanabilir; ancak kurumsal sera gazı azaltımlarını ölçerken GHG Protokolü Kurumsal Standardı kullanılmalıdır.
Rehberler
GHG Protokolü, sera gazı emisyonlarının izlenmesi ve raporlanması için çeşitli rehberler sunarak kuruluşların çevresel etkilerini etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı olmaktadır. Bu rehberler, enerji tüketimi, tedarik zinciri emisyonları, arazi kullanımı ve tarım gibi çeşitli alanlarda spesifik yöntemler ve yaklaşımlar sunarak, kullanıcıların emisyon azaltma stratejilerini etkili bir şekilde geliştirmelerine olanak tanımaktadır.
Her rehber, belirli bir sektöre veya konuya odaklanarak, GHG Protokolü’nün genel standartları ile uyumlu bir şekilde çalışmakta ve böylece emisyon verilerinin tutarlı ve karşılaştırılabilir olmasını sağlamaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, hem kamu hem de özel sektör kuruluşlarının iklim değişikliği ile mücadelede daha etkili adımlar atmalarını teşvik etmektedir.
Küresel Raporlama İçin İşbirliği: GHG Protokolü ve IFRS Vakfı Resmi Ortaklığı
GHG Protokolü, Temmuz 2024 tarihinde resmi web sitesinde yaptığı duyuru ile, sürdürülebilirlik raporlamasında önemli adım atarak IFRS Vakfı ile resmi bir ortaklık kurduğunu açıkladı. Bu işbirliği, sera gazı emisyonlarının ölçülmesi ve raporlanmasına yönelik standartların, IFRS S2 İklim ile İlgili Açıklamalarında kullanılmasını sağlayacaktır.
Tarafların, sunulan bilgilerin sermaye piyasalarının ihtiyaçlarını karşılama konusundaki kararlılıklarını vurgulayan bu mutabakat zaptı, aynı zamanda GHG Protokolü ile Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Ortaklık, bilgi ihtiyaçlarını karşılamak ve standart kullanıcıları ile raporlama organizasyonları için maliyetleri azaltmak amacıyla yeni standartlar ve kılavuzların geliştirilmesine yönelik genel ilkeleri belirlemektedir.
Yapılan açıklamaya göre, ISSB, GHG Protokolü’nün bağımsız standartlar kuruluna gözlemci olarak bir temsilci atayarak, standart güncellemeleri ve karar süreçlerinde aktif katılım sağlamayı amaçlayan yönetim düzenlemeleri oluşturmuştur. Bu gelişme, şirketlerin sera gazı emisyonlarını tutarlı ve karşılaştırılabilir bir şekilde ölçmesine yardımcı olurken, finansal raporlamaların şeffaflığını artıracaktır.
IFRS Vakfı, 2001 yılında kurulmuş ve yüksek kaliteli, anlaşılır, uygulanabilir ve dünya çapında kabul görmüş finansal muhasebe standartlarını geliştirmeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. IFRS Vakfı’nın oluşturduğu Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB), Avrupa Birliği de dahil olmak üzere 140’tan fazla yargı bölgesinde zorunlu olarak kullanılan finansal muhasebe standartlarını yaygınlaştırmaktadır.
IFRS Vakfı, finansal ve sürdürülebilirlik raporlaması standartlarını geliştirmek amacıyla IASB ve ISSB gibi alt kuruluşlarıyla çalışırken, TCFD, IR, SASB ve CDSB gibi diğer ilgili kuruluşlarla da işbirliği yaparak bütüncül bir raporlama çerçevesi oluşturmuştur. Ayrıca GRI, CDP ve ESRS gibi uluslararası standart belirleyicilerle sağlanan işbirlikleri, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performanslarını daha iyi ölçüp raporlamalarına olanak tanırken, sürdürülebilir finansman akışlarını da artırmaktadır.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, GHG Protokolü Girişimi’nin IFRS Vakfı ile işbirliği, küresel bir adım olarak öne çıkmaktadır. IFRS Vakfı’nın GHG Protokolü ile kurduğu resmi işbirliği, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel bir güç oluşturmakta ve sürdürülebilirlik raporlamasının evrimini hızlandırmaktadır.
GHG ve 14064 Standartlarının Farkları Nelerdir ?
GHG Protokolü, kurumsal düzeyde odaklanarak sektörel rehberlik sağlar ve emisyonları üç ana kapsamda (Scope 1, 2, 3) sınıflandırır. Bu yaklaşım, şirketlere faaliyetlerine uygun metodolojiler geliştirerek emisyonlarını yönetme esnekliği sunar. GHG Protokolü, iş dünyası ve hükümetler arasında yaygın olarak kabul görürken, belirli bir sertifikasyon süreci gerektirmediği için gönüllü raporlama için ideal bir çerçeve oluşturur.
ISO 14064 ise hem organizasyonel hem de proje düzeyinde sera gazı hesaplamalarını içeren daha geniş bir yönetim çerçevesi sunar. ISO 14064, belirli kurallar ve standartlarıyla daha katı bir yaklaşım benimseyerek, standartları 14064-1, 14064-2 ve 14064-3 olarak üçe ayırarak sistematik bir yapı oluşturur. Ayrıca, resmi sertifikasyon ve doğrulama süreçlerine sahip olduğu için, bu standart resmi raporlama ve sertifikasyon amacı güden kuruluşlar için daha uygun bir seçenek sunar.
Sonuç olarak, GHG Protokolü ve ISO 14064, sera gazı emisyonlarının yönetimi ve raporlanmasında farklı yaklaşımlar sergiler. GHG Protokolü, esnekliği ve sektörel uyarlanabilirliği ile öne çıkarken, ISO 14064, katı standartları ve sertifikasyon imkanlarıyla dikkat çeker. Kuruluşların ihtiyaçlarına bağlı olarak hangi çerçeveyi seçecekleri stratejik bir karar olacaktır.
Sonuç
GHG Protokolü, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede vazgeçilmez bir araç olarak öne çıkmaktadır. Sera gazı emisyonlarını ölçmenin yanı sıra, bu verilerin uluslararası standartlarla tutarlı bir şekilde raporlanmasını sağlayarak, finansal raporlamaların şeffaflığını artırmaktadır. IFRS Vakfı ile kurulan işbirliği, sürdürülebilirlik raporlaması alanında önemli bir adım atarak, yatırımcıların ve paydaşların daha bilinçli kararlar almasına olanak tanımaktadır. GHG Protokolü, çok paydaşlı bir işbirliği ortamı yaratarak hükümetler, şirketler ve sivil toplum kuruluşları arasında ortak bir hedef olan emisyon azaltımını teşvik etmekte; böylece kurumsal sürdürülebilirlik çabaları, tüm toplumun faydasına yönelik daha geniş bir etki yaratmaktadır.
GHG Protokolü’nün uluslararası kabul görmesi, küresel düzeyde iklim eyleminin hız kazanmasına katkıda bulunurken, şirketler bu çerçevede çevresel sorumluluklarını artırmakta ve maliyetleri minimize etme fırsatlarını değerlendirmektedir. Hükümetlerin bu protokolü benimsemesi, iklim politikalarının daha etkin bir şekilde uygulanmasına ve sürdürülebilir finansman akışlarının artmasına destek sağlamaktadır.
GHG Protokolü, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik ortak çabalar yoluyla, daha sürdürülebilir bir geleceğin inşasına katkıda bulunma potansiyeli taşımaktadır. Küresel işbirliği ve bilgi paylaşımı yoluyla, GHG Protokolü’nün sağladığı rehberlik ve standartlarla desteklenen sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik ortak çabalar, iklim değişikliğiyle mücadelede etkili sonuçlar doğuracaktır.
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma Eğitiminin içeriğini incelemek için https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf Eğitim Kataloğunu indirebilirsiniz.
Ekibinizin ihtiyacı doğru eğitim teklifini almak için talebinizi egitim@satinalmadergisi.com e-posta adresimize iletebilirsiniz.
Sonbaharın habercisi, grip ve soğuk algınlıklarının doğal şifa deposu satsuma mandalinada hasat ve ihracat zamanı geldi.
Ticaret Bakanlığı Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü başkanlığında oluşturulan “Satsuma Mandarin Çeşidinin Kesim İhraç Tarihlerinin Belirlenmesi Komisyonu” tarafından İzmir’e bağlı ilçelerde emsal teşkil edecek bahçelerde yapılan incelemeler ve alınan numunelerin İzmir Laboratuvar Müdürlüğü’nde yapılan analizi sonucunda; Satsuma Mandarin çeşidinin 14 Ekim 2024 tarihinde kesimine, 18 Ekim 2024 tarihinde ihracatına izin verilmesi kararlaştırıldı.
Türkiye’nin yıllık 1,9 milyon ton mandalina üretimiyle dünyada ilk üç ülke arasında yer aldığı bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, satsuma mandalinanın en çok sevlien mandalina türü olduğunu vurguladı. Uçak, “Türkiye’nin mandalinası hem iç piyasaya hem de ihracata yetecek seviyede. Tüm vatandaşlarımızı sonbahar ve kış mevsimlerinde sağlıklı ve dinç kalmaları için günlük 2-3 adet mandalina tüketmeye davet ediyoruz” dedi.
Narenciye İhracatının Yüzde 52’Si Mandalina
“Dünya genelinde mandalina üretiminden yüzde 5 pay alıyoruz” diyen Uçak sözlerini şöyle sürdürdü; “2023 yılında Türkiye’nin yaş meyve sebze ürünleri ihracatında mandalina 576 milyon dolarlık tutarla en çok ihraç edilen ürün oldu. 2023 yılındaki 1 milyar 112 milyon dolarlık narenciye ihracatından mandalina ihracatı yüzde 52 pay aldı. İnce kabuğu, aromasıyla en çok sevilen mandalina türü olan satsuma mandalinanın ihracatı 2023 yılında 134 milyon dolar olmuştu. 2024 yılının 9 aylık döneminde Türkiye’nin tüm türler toplamında mandalina ihracatı yüzde 3’lük artışla 228 milyon dolardan 235 milyon dolara yükseldi. 2024 yılı sonunda mandalina ihracatında 600 milyon dolara, satsuma mandalinada da 150 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmayı hedefliyoruz.”
İzmir’de Satsuma Rekoltesi 166 Bin Ton
İzmir’de bu yıl yaptıkları rekolte çalışmasına göre 166 bin ton satsuma mandalina üretimi beklediklerini aktaran Uçak şöyle devam etti; “İzmir Valiliği ve İzmir Tarım İl Müdürlüğü’nün Seferihisar, Menderes ve Selçuk’taki mandalina üreticilerine sağladığı 24 bin akdeniz meyve sineği tuzağı bu yıl akdeniz meyve sineğinin büyük ölçüde azalmasına katkı sağladı. Diğer zararlılarla mücadelede de başarılı bir sezon oldu. Mandalina kalitesi ihracat için uygun. Üreticinin emeğinin karşılığını aldığı bir sezon olması için ihracatçılarımız çaba gösterecekler. Üreticilerimiz ve ihracatçılarımız için verimli bir sezon olmasını diliyorum.”
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak, Ege Üniversitesi ile mandalinada kayıpları önlemek için kapsamlı bir çalışma yaptıkları bilgisini de veren Uçak, kayıpların sebeplerini belirlediklerini, bundan sonraki aşamada kayıpların önlenmesi için eğitim faaliyetleri gerçekleştireceklerini bunun sonucunda mandalina üretimindeki kayıpların minimize olacağını sözlerine ekledi.
İhracatta İlk Üç Ülke Rusya, Ukrayna ve Sırbistan Oldu
Satsuma mandalina ihracatında Rusya Federasyonu 90 milyon dolarla lider ülke olurken, Rusya’yı 24 milyon dolarla Ukrayna ve 3,5 milyon dolarla Sırbistan izledi. Türkiye, 2023 yılında 47 ülkeye satsuma mandalina ihraç etti.
Bilişim dünyasının bugününe ve geleceğine teknoloji perspektifinden bakan ve bu yıl 24. kez gerçekleştirilecek Bilişim Zirvesi’24 için geri sayım başladı. Kamu, bilişim, akademi ve iş dünyasını bir araya getirerek ileri teknolojilerin yön verdiği dijital çağın geleceği, alanında uzman isimler tarafından ele alınacak. “efficiency” mottosu ve “Etkililik, Etkinlik, Verimlilik” tema ismi ile 24 Ekim 2024 tarihinde Fişekhane’de gerçekleştirilecek zirvenin açılış programında, Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, “Zekaların Ortaklığı” başlıklı sunumunu gerçekleştirecek.
Bilişim teknolojilerindeki gelişmeleri 24 yıldır gelenekselden yeniliğe uzanan geniş bir perspektifle iş dünyasının gündemine taşıyan Bilişim Zirvesi için geri sayım başladı. Bilişim Zirvesi’24’te “Etkililik, Etkinlik, Verimlilik” çatısında; ‘Verimlilik için insan ve yapay zeka iş birliği’ ana gündemi oluşturacak, “efficiency” temasıyla sektörün tüm bileşenleri bir araya gelecek.
Teknoloji ve bilişimin vizyon, strateji ve yol haritasının belirlenmesi, güncellenmesi ve geliştirilmesi için 24 yıldır düzenlenen Bilişim Zirvesi, Fişekhane’de 24 Ekim 2024 tarihinde gerçekleşecek. Bu yıl başta Bulutistan, Teletek ve Turkcell olmak üzere sektörün önde gelen firmalarının sponsorluğu ile düzenlenen zirvenin bu yılki açılış konuşmacısı; Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, “Zekaların Ortaklığı” başlılığında, yapay zekanın insan zekasına ve duygularına ihtiyacı konusunu ele alacak.
‘Teknoloji Liderlerinin Beklediği Verimlik’ ve Onlarca Konu Başlığı
BThaber Başkanı Murat Göçe’nin açılış konuşması ile başlayacak Zirve’de, Google Cloud Ülke Kanal Lideri Dr. Serhan Yılmaz, Beko Veri ve Yapay Zeka Direktörü Sevgi Çakmak, Türkiye İş Bankası Yapay Zeka Bölümü Müdürü Gökhanalp Arslan, Yönetim ve Teknoloji Danışmanı Cem Tokbay, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Siber Tehdit Yönetimi Departman Müdürü Eyüp Sercan Akgül veAlbaraka Türk Bilgi Güvenliği Direktörü Mehtap Kılıç gibi alanında uzman bir çok isim konuşmalarıyla yer alacak.
Bilişim Zirvesi’nde Yapay Zeka Farklı Açılardan Ele Alınacak
Bilişim Zirvesi’24’ün Ana Panel’inde “Teknoloji Liderlerinin Beklediği Verimlilik” konusu uzmanlar tarafından ele alınacak. Hayatımızın her alanında hissettiğimiz yapay zeka, ‘Yapay Zeka, İnsan ve Verimlik’ üçgeninde; verimlilikten, maliyet tasarrufuna, entegrasyondan, karar verme süreçlerine, işe alımdan, otomasyona, bulut ve siber güvenlik sektörlerindeki varlığından IoT ve M2M ile insanı güçlendiren teknolojilere kadar onlarca farklı açıdan, Türkiye ve dünyadan örneklerle ele alınacak.
Şirketlere iham olmanın yanında onları cesaretlendiren, güçlü ve sağlam iş birliklerinin oluşturulduğu bir platform olarak büyük ilgi gören Bilişim Zirvesi’nde Dr. Serhan Yılmaz yönetiminde “Yapay Zeka ve RPA ile Verimlilik Devrimi: Dijital İş Süreçlerinin Geleceği” başlıklı söyleşi ve Cem Tokbay yönetiminde “Yapay Zeka Güvenliği ve Sürdürülebilirlik” başlıklı söyleşi uzman konuklar ile gerçekleşecek.
Final, Teknoloji Kaptanları Ödül Töreni ile Yapılacak
Tüm gün sürecek Bilişim Zirvesi’nin bitiminde, Türkiye’deki teknoloji yöneticilerinin, kurumlarının dijital dönüşüm ve inovasyon projelerini sergilemelerine olanak tanıyan, teknoloji alanındaki başarıların tanınmasını ve ödüllendirilmesini amaçlayan “Teknoloji Kaptanları Ödül Töreni” gerçekleştirilecek.
2000 yılından bu yana edindiği eşsiz birikimle lider etkinliklerin başında yer alan Bilişim Zirvesi’24’e ücretsiz katılım için kayıt işlemleri www.BilisimZirvesi.com.tr adresinden yapılabiliyor.
Batarya Enerji Depolama Sistemleri küresel yerleşik kapasitesinin 2030 yılına kadar 160 GWh’den 1.800 GWh’ye çıkması, yani 10 kat büyümesi bekleniyor. Güçlü gelir potansiyeli sunan ve mevcut gelirlerin %90’ından fazlasını oluşturan enerji arbitrajı, yardımcı hizmetler ve kapasite mekanizmaları üç iş modeli olarak ortaya çıkıyor. Son maliyet artışlarına rağmen, sistem maliyetinin 2030 yılına kadar kilit pazarlarda %15-20 oranında düşmesi bekleniyor. Rapor, bağımsız Batarya Enerji Depolama Sistemleri pazarının çekiciliğinin, özellikle ABD, İngiltere, İtalya, Almanya, İspanya ve Avustralya gibi ülkelerde artacağını öngörüyor. Başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede düzenleyici reformlar ile yatırım ortamı iyileşiyor, riskler azalıyor ve gelirler artıyor.
Batarya Enerji Depolama Sistemleri (BESS) üzerine hazırladığı rapor, “Batarya Enerji Depolama Sistemleri’ne tekil varlık olarak yatırım yapmanın zamanı geldi mi?” ve “Gelişen piyasa mekanizmaları, Batarya Enerji Depolama Sistemleri operatörleri ve yatırımcılar için daha kârlı ticari sonuçları nasıl mümkün kılıyor?” sorularını ele alıyor. Bu sorular ışığında tekil bir varlık olarak Batarya Enerji Depolama Sistemleri’nin, kilit pazarlardaki ticari uygulanabilirliğini iyileştiren ve mevcut piyasa koşullarında yatırımcılar için kredi açısından olumlu bir fırsat yaratan stratejik kaldıraçları açıklıyor.
BESS’in Küresel Pazardaki Durumunu, Yarınını Ve Geleceğini 5 Trend Şekillendiriyor
Batarya Enerji Depolama Sistemleri, enerji dönüşümünü hızlandırmak için önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Günümüzdeki beş temel trend, Batarya Enerji Depolama Sistemleri’nin küresel pazardaki mevcut durumunu, bir sonraki adımını ve geleceğini şekillendiriyor.
Batarya Enerji Depolama Sistemleri talebinin önümüzdeki yıllarda hızla artması bekleniyor. Küresel pazardaki birleşme ve satın alma işlemlerinin, 2020 yılından bu yana elektrik dağıtıcılarının ve enerji oyuncularının artan yatırımlarının etkisiyle, 24,4 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Buna ek olarak düzenleyici destek, sübvansiyonlar, teşvikler ve temiz enerji hedefleriyle yönlendirilen depolama sistemleri üretim kapasitesinin 2030 yılına kadar küresel olarak yılda 4 kat büyüyerek 421 GWh’ye ve yerleşik kapasitenin ise 1,800 GWh’ye çıkacağı ve %70’den fazlasının şebeke ölçeğinde olacağı tahmin ediliyor. Maliyet tasarrufu, yatırım erteleme ve fiyat arbitrajı gibi avantajlı iş modellerinin de yakın gelecekte birçok ülkede ortaya çıkması bekleniyor.
Aynı zamanda batarya depolama, enerji geçişindeki hızlanma için önemli bir kolaylaştırıcı olarak görülüyor. Artan kısıtlama, sınırlı ara bağlantılar, artan çatı güneş enerjisi kapasitesi ve elektrikli araç (EV) kullanımı, daha uzun süreli batarya depolama teknolojilerine olan ihtiyacı artırıyor. Hâlihazırda kullanılan lityum-iyon teknolojisi yanı sıra, maliyet ekonomisi ve enerji yoğunluğu arttıkça vanadyum akışı, katı hal ve sodyum iyon gibi yenilikçi batarya kimyası teknolojileri de ticari olgunluğa ulaşmaya devam ediyor.
TürkiyeGetiri Potansiyeline Sahip Pazar
Batarya Enerji Depolama Sistemleri büyümesinin iyileşen ekonomik fizibilite, güçlü politika, regülatif düzenlemeler ve çeşitli devlet teşvikleriyle desteklendiği ABD, İngiltere, İtalya, Almanya, İspanya ve Avustralya gibi olgun pazarlara kıyasla Türkiye, son gelişmelere rağmen, düşük-orta olgunluk seviyesinde değerlendiriliyor ve buna paralel bir getiri potansiyeline sahip pazar olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda, Türkiye Batarya Enerji Depolama Sistemleri pazarının gelecekte büyümesi için üç alandaki gelişmeler olumlu adımlar olarak görülüyor.
Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı’na göre, 2030 yılına kadar kurulu gücün %61’inden fazlası 91 GW kapasiteyle yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşacak. Aynı zamanda 2035 yılına kadar kurulu BESS kapasitesi de 15 GW’ye ulaşacak. Kurulu güçte hidro-elektrik harici yenilenebilir enerji kaynaklarının %90’ından fazlasını oluşturması beklenen rüzgar ve güneş enerjisi, BESS endüstrisine olan talebi olumlu yönde etkileyecek.
Türkiye’de Çok Fazla Başvuru Ve Onaylanmış Ön Lisans Bulunuyor
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) göre, Aralık 2023 itibarıyla tahmini 280 milyar dolar yatırım potansiyeline denk gelen toplam 260 GW kapasiteye sahip yenilenebilir enerji santrali için 5.968 adet Batarya Enerji Depolama Sistemleri başvurusu alındı. Ayrıca, Türkiye’de onaylanan ön lisansların toplam kapasitesi Eylül 2024 itibarıyla 658 başvuruyla 34 GWh’ye ulaştı. Ülkede kurulu ilk depolamalı kapasitelerin 2025 yılının son çeyreğinde tamamlanması bekleniyor.
Yerel Üretim Kapasiteleri Artıyor
Türk üreticiler ve girişimciler, başta Ankara, İstanbul, Antalya ve Kocaeli dahil olmak üzere birçok ilde 1 GWh’nin üzerindeki kapasitelerle Batarya Enerji Depolama Sistemleri yatırım planlarını hâlihazırda açıkladı. Batarya hücresi montaj operasyonlarından işe başlayan sektör oyuncularının çoğunun, küresel şirketlerle gerçekleştirdikleri iş birlikleri sayesinde veya tek başlarına hücre üretimine genişleme planları bulunuyor. Ayrıca, gelişmekte olan yerel Batarya Enerji Depolama Sistemleri üreticilerini korumak amacıyla Ocak 2024’ten beri Uzakdoğu ülkelerinden ithal edilen prizmatik LFP bataryalar için Türkiye’de %30 ek gümrük vergisi uygulanıyor. Talebin büyümesine bağlı olarak ilave kapasite artışları, farklı coğrafyalara ve ülkelere satışlar ile yurtdışı üretim yatırımlar da yerel oyuncuların gelecek büyüme planları arasında bulunuyor.
Büyüme Potansiyelini Yedi Stratejik Kaldıraç Belirliyor
Rapor, Türkiye dahil olmak üzere küresel pazarların çoğunda tekil bir varlık olarak Batarya Enerji Depolama Sistemleri’nin gelecekteki büyüme potansiyelini yedi stratejik kaldıracın belirleyeceğini ortaya koyuyor. Rapor, gelir modellerinin netleştirilmesi, düzenleyici mekanizmalar ve teşviklerin varlığı, yatırım maliyetinin azaltılması, altyapı esnekliği için doğru yerlerin bulunması ve yeni batarya teknolojilerinin izlenmesi gibi temel gelişmelerin gelecekte çok önemli olacağını belirtiyor.
Batarya Enerji Depolama Sistemleri yatırımcılarının, batarya sistemi gelirleriyle gaz fiyatları arasında artan bir korelasyon olduğu için emtia fiyatlarındaki oynaklığı yatırım analizlerine dahil etmeleri gerekiyor.
Mevcut kapasite piyasası mekanizmaları ve güvenilirlik endişeleri, BESS potansiyelini en üst düzeye çıkarmıyor, bu nedenle piyasayı daha etkili hale getirmek için ek reformlar gerekiyor.
Yüksek sermaye harcaması, batarya hücresi fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı önemli yatırım duyarlılığını gösteren analizlerle projelerin karakterize edilmesine imkân tanıyor.
En uygun konumun belirlenmesi, şebeke tıkanıklığının ve yenilenebilir santral konsantrasyonunun daha yüksek olduğu alanlara daha yakın konumlanarak kâr marjlarının artırılmasını sağlıyor.
Şebeke ara bağlantı gecikmelerine yol açan, düzenleyici çerçeve eksikliğinin izin prosedürleri uzun süredir devam ediyor.
Avrupa batarya hücresi kapasitesinin yaklaşık %70’i, Çin’e artan bağımlılık ve lityumun fiyat oynaklığı nedeniyle risk altında bulunuyor, bu yüzden büyümenin de büyük ölçüde sağlam tedarik zincirine bağlı olması bekleniyor.
Vanadyum akışı gelecekte Li-ion ile rekabet edecek ve yatırım için daha iyi bir iş koşulları sağlayacak. Hidrojen depolama daha uygun maliyetli hale geldikçe de yeni bir alternatif olabilir.
Uluslararası taşımacılık sektörü, küresel ticaret akışlarının hız kesmesi ve talep dengesizliği nedeniyle dalgalı bir dönemden geçiyor. Küresel ticaretin kritik göstergelerinden biri olan Drewry Dünya Konteyner Endeksi’ne (WCI) göre, konteyner başına ortalama navlun fiyatında bir süredir düşüş gözlemleniyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Globelink Ünimar Hava ve Denizyolu Direktörü Bora Zorlu, deniz taşımacılığındaki genel arz-talep dengelerinin yeniden şekillenmeye başladığının altını çizdi.
Küresel ticaretin yavaşlaması, tedarik zincirinde yaşanan aksamalar navlun fiyatlarındaki düşüşü doğrudan etkiliyor. Özellikle ilk olarak pandemi sonrasında hızla artan talebin etkisiyle navlun fiyatlarında gözlemlenen artış, son aylarda dengelenmeye başladı. Konteyner arzının talebinin karşılanması ve özellikle Asya-Avrupa rotasındaki yük hacimlerinin azalması fiyat gerilemelerini tetikleyen ana faktörler arasında yer alıyor.
Ağustos Ayından İtibaren Kademeli Olarak Düşüş Devam Ediyor
Ağustos ayından bu yana navlun fiyatlarında kademeli bir gerileme gözlemleniyor. Bunun sonucunda ise, birçok lojistik şirketi daha düşük fiyatlarla rekabet etmek zorunda kalıyor. Ayrıca, yeni gemi teslimatlarıyla birlikte artan konteyner taşımacılık kapasitesi de fiyatların üzerinde baskı oluşturarak düşüş trendini hızlandırıyor.
Yakın Gelecekte Fiyatlarda Yükseliş Beklenmiyor
Kısa vadede navlun fiyatlarında artış beklenmiyor. Navlun fiyatlarının düşmesinin ardındaki nedenleri çok yönlü ve küresel ticaret dinamikleriyle doğrudan bağlantılı olacak şekilde değerlendirmek gerekiyor. Öte yandan, bu düşüş eğiliminin kalıcı olup olmayacağı da belirsizliğini koruyor. Yılın son çeyreğinde ticaretin yeniden hareketlenmesi ve dünya genelinde ticareti ve tedarik zincirini tehlikeye atan bazı unsurların ortadan kalkmaması durumunda navlun fiyatlarının yakın bir gelecekte yeniden yükselişe geçeceğini ifade etmek mümkün olmayabilir. Lojistik sektörünün, sürdürülebilir piyasa koşullarına karşı esnek ve sürdürülebilir çözümler üretmeye devam etmesi büyük önem taşıyor.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), yeni muhammen bedellerle araç ihalesi düzenleyecek.
TMSF daha önceki ihalelerde satılmayan araçları farklı oranlarda indirim yaparak yeniden satışa çıkardı.Aralarında Bentley, Mercedes, Porsche gibi lüks markaların da bulunduğu otomobiller, 7 Kasım tarihinde TMSF’nin Esentepe’de bulunan binasında düzenlenecek ihale ile satılacak.
TMSF Aracılar’a Karşı Uyarmıştı
TMSF lüks araçları ucuza ayarlayabileceğini iddia eden dolandırıcılara karşı vatandaşları uyarmıştı.
Söz konusu basın açıklamasında “Kamuoyunda ‘çantacı, aracı, komisyoncu’ gibi isimlerle tanımlanan kötü niyetli şahıslara karşı dikkatli olunması gerektiği, duyurusu yapılmadan, çok düşük bedellere araç alınmasının mümkün olmadığı” vurgulanmıştı.
TMSF’nin Resmi İnternet Sitesinde Lüks Araç İhalesinden Başka Araç Satış İhale Duyuruları da Yer Alıyor.
Tüketici İadelerinden Katma Değer Yaratma: Tersine Lojistiğin Rolü
Doç. Dr. Gözde MERT
İstanbul Nişantaşı Üniversitesi – İşletme Bölüm Başkanı
“Tüketici İadelerini Değerli Kılın: Tersine Lojistikle Sürdürülebilir Kazançlar Yaratın!” – Doç. Dr. Gözde MERT
Günümüzde işletmeler, müşteri taleplerine hızlı ve etkili yanıt verebilmek için sadece ileriye dönük tedarik zinciri süreçlerini değil, aynı zamanda geri dönüş süreçlerini de dikkatle yönetmek zorundadır. Bu bağlamda, tersine lojistik (reverse logistics) kavramı, özellikle tüketici iadeleri üzerinde önemli bir rol oynamaktadır. Tersine lojistik, tüketicilerden gelen ürün iadelerinin yeniden kullanılması, geri dönüştürülmesi veya yeniden pazarlanması gibi süreçleri kapsar. İşletmelerin doğru uyguladığı tersine lojistik stratejileri, müşteri memnuniyetini artırırken çevreye ve işletme kârlılığına da pozitif etkiler sağlar.
Tersine lojistik, tedarik zincirinde ürünlerin üretimden müşteriye ulaşmasının ardından, iade edilen ya da kullanım ömrünü tamamlamış ürünlerin, yeniden değerlendirildiği süreçleri ifade eder. Bu süreç, ürünlerin üreticiye ya da belirli merkezlere geri gönderilmesi, tamir edilmesi, yenilenmesi, yeniden paketlenmesi, yeniden satılması veya geri dönüştürülmesi gibi çeşitli aşamaları içerebilir. Geleneksel lojistikten farklı olarak tersine lojistik, ürünün ömrünü tamamladıktan sonra başlayan bir süreçtir ve işletmelere hem ekonomik hem de çevresel anlamda çeşitli avantajlar sunar.
Tersine lojistiğin önemi, özellikle e-ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte artmıştır. Tüketicilerin online alışveriş yaparken ürünleri kolayca iade etme talepleri, işletmeleri geri dönüş süreçlerini daha etkin yönetmeye zorlamaktadır. Müşteri memnuniyetini sağlamak için sorunsuz bir iade süreci sunmak, işletmelerin rekabet avantajı kazanmasına yardımcı olur. Ayrıca, tersine lojistik, çevresel sürdürülebilirliğin bir parçası olarak, geri dönüşüm ve atık yönetimi politikalarıyla işletmelerin karbon ayak izini azaltmasına katkıda bulunur. İşletmeler için tersine lojistiğin faydalarını şu başlıklar altında sıralayabiliriz:
Müşteri Sadakati: Kolay ve sorunsuz iade süreçleri, tüketicilerin markaya olan güvenini artırır. Tüketici iade politikalarının şeffaf ve müşteri odaklı olması, müşteri sadakatini besler.
Maliyet Tasarrufu: Yeniden kullanılabilir ürünler, geri dönüştürülebilir malzemeler ve enerji tasarrufu sağlayan süreçler, işletmelerin maliyetlerini düşürmesine yardımcı olur. Tersine lojistik, atılacak ürünlerin yeniden değerlendirilerek gelir getiren unsurlar haline dönüşmesini sağlar.
Çevresel Sürdürülebilirlik: Tersine lojistik, atık azaltma ve geri dönüşüm süreçleriyle çevre dostu uygulamaları destekler. Sürdürülebilir iş modelleri, tüketici nezdinde daha değerli görülmekte ve marka itibarını olumlu yönde etkilemektedir.
Mevzuata Uyum: Birçok ülkede çevreye duyarlı lojistik süreçlerini teşvik eden yasalar yürürlüğe girmiştir. Tersine lojistiği başarılı bir şekilde uygulamak, işletmelerin bu yasal düzenlemelere uyum sağlamasını kolaylaştırır.
Tersine Lojistik ve E-Ticaret
E-ticaretin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte tüketici iadeleri de büyük bir artış göstermiştir. Geleneksel perakendecilikte tüketici iadeleri daha sınırlıyken, e-ticarette bu oranlar çok daha yüksektir. Bu durum, işletmelerin geri dönüş süreçlerine daha fazla yatırım yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Tüketicilerin internet üzerinden satın aldıkları ürünleri deneme imkanı olmaması, iadelerin artmasının başlıca nedenlerinden biridir. Örneğin, kıyafet ve ayakkabı gibi ürünlerde beden uyumsuzluğu, tüketicinin ürünü iade etmesine neden olabilir. Tüketici iadelerinin işletmeler üzerindeki etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Lojistik Maliyetlerindeki Artış: İadeler, işletmelerin hem ileri hem de geri yönlü lojistik süreçlerini artırır. İade edilen ürünlerin yeniden stoklanması, kalite kontrol süreçleri ve yeniden paketlenmesi gibi işlemler ekstra maliyetler yaratır.
Stok Yönetimi Zorlukları: İade edilen ürünlerin stok yönetimi, lojistik süreçlerini daha karmaşık hale getirir. İade edilen ürünlerin durumu, tekrar satılabilir olup olmaması ve depolama süreçleri, işletmeler için zaman ve maliyet kaybı yaratabilir.
Müşteri Memnuniyeti ve Sadakati: E-ticaret işletmeleri, müşteri iadelerini sorunsuz bir şekilde yönetemedikleri takdirde müşteri memnuniyetini kaybedebilirler. Tersine lojistik süreçlerinin etkin yönetimi, bu tür olumsuzlukların önüne geçerek müşteri sadakatini artırabilir.
Tüketici İadelerinden Katma Değer Yaratma
Tüketici iadelerinden katma değer yaratma süreci, işletmelerin kâr marjlarını artırmak ve sürdürülebilir iş modelleri oluşturmak için önemlidir. İade edilen ürünlerin etkin bir şekilde değerlendirilmesi, ürünlerin yeniden satılabilir hale getirilmesi veya yeniden kullanıma kazandırılması, işletmelere ciddi ekonomik avantajlar sağlar.
Yeniden Satış : İade edilen ürünlerin en yaygın değerlendirilme yöntemlerinden biri, ürünlerin yeniden satışa sunulmasıdır. Tüketiciler tarafından iade edilen ancak kullanılmamış ürünler, yeniden paketlenerek veya küçük düzenlemeler yapılarak yeniden satışa sunulabilir. Bu işlem, işletmelerin ürünün tamamını kaybetmesini önler ve iade sürecinde meydana gelen maliyeti telafi eder. Özellikle moda ve teknoloji sektörlerinde, bu yöntem sıklıkla kullanılmaktadır.
Geri Dönüşüm : Tersine lojistik, geri dönüşüm süreçlerinin bir parçası olarak, işletmelere çevre dostu çözümler sunar. Kullanım ömrünü tamamlamış ürünler, ham madde olarak geri dönüştürülerek üretim sürecine kazandırılabilir. Bu sayede hem işletme maliyetleri azaltılır hem de çevresel sürdürülebilirlik sağlanmış olur. Elektronik atıklar, plastik ambalajlar veya kağıt bazlı malzemeler, geri dönüşüm için önemli kaynaklar olarak değerlendirilebilir.
Yeniden Kullanım ve Yenileme : İade edilen veya kullanım ömrünü tamamlamış ürünler, tamir edilip yenilenerek tekrar kullanıma sunulabilir. Bu, özellikle teknoloji ürünlerinde ve elektronik cihazlarda sıkça karşılaşılan bir yöntemdir. Yenilenen ürünler, hem maliyet tasarrufu sağlar hem de tüketiciye daha uygun fiyatlarla sunularak rekabet avantajı yaratır. Örneğin, bir bilgisayar firması, müşteri iadelerini tamir ederek veya parça değişimi yaparak tekrar satışa sunabilir. Böylece işletme, üretim maliyetini düşürerek aynı zamanda kârını artırır.
Sosyal Sorumluluk Projeleri: Bazı işletmeler, iade edilen ürünleri sosyal sorumluluk projeleri kapsamında bağış yaparak değerlendirebilir. Kullanılabilir durumdaki ürünler, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak hem sosyal fayda sağlanır hem de işletmenin marka itibarı güçlendirilir. Bu tür projeler, tüketicilerin işletmeye olan güvenini artırarak müşteri sadakatini besler.
Tersine Lojistik Süreçlerinin Optimizasyonu
Tüketici iadelerinden katma değer yaratabilmek için tersine lojistik süreçlerinin etkin bir şekilde yönetilmesi ve optimize edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, iade süreçleri işletme için büyük bir maliyet yükü haline gelebilir. Bu süreçlerin optimize edilmesi için şu stratejiler uygulanabilir:
Teknoloji Entegrasyonu: Tersine lojistik süreçlerinde teknoloji kullanımı, verimliliği artırmak adına kritik bir rol oynar. Otomatik iade yönetim sistemleri, depolama süreçlerinde kullanılan robotlar ve veri analitiği gibi teknolojiler, iade süreçlerinin hızlandırılmasına ve maliyetlerin düşürülmesine yardımcı olur.
İade Politikasının İyileştirilmesi: İşletmelerin müşteri dostu bir iade politikası geliştirmesi, hem müşteri memnuniyetini artırır hem de iade süreçlerini daha verimli hale getirir. İade politikalarının açık, anlaşılır ve kolay uygulanabilir olması, tüketicilerin işletmeye olan güvenini artırırken tersine lojistik süreçlerinin daha sorunsuz işlemesini sağlar. Ayrıca, iade sürelerinin sınırlandırılması ve belirli koşulların uygulanması, işletmelerin maliyetlerini kontrol altında tutmasına yardımcı olabilir.
İade Süreçlerinde Veri Analitiği: Veri analitiği, tersine lojistik süreçlerini iyileştirmek için kritik bir araçtır. Tüketici iadelerinin hangi ürünlerde daha sık yaşandığını, iadelerin nedenlerini ve hangi müşteri segmentlerinin daha fazla iade yaptığını analiz etmek, işletmelerin sorunlu noktaları tespit etmesini sağlar. Bu sayede, ürün kalitesini iyileştirmek veya müşteri beklentilerine daha iyi yanıt vermek için gerekli aksiyonlar alınabilir.
Partnerlerle İş Birliği: Tersine lojistik süreçlerinin yönetiminde, işletmelerin kargo şirketleri, geri dönüşüm merkezleri ve yenileme servisleri gibi üçüncü parti hizmet sağlayıcılarla iş birliği yapması önemlidir. Bu tür iş birlikleri, iade süreçlerinin daha hızlı ve etkili bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunur. Ayrıca, iade edilen ürünlerin uygun şekilde sınıflandırılması ve doğru kanallara yönlendirilmesi, sürecin verimli olmasını sağlar.
Sürdürülebilir Ambalajlama: İade süreçlerinde kullanılan ambalajların sürdürülebilir olması, hem maliyetleri azaltır hem de çevreye olumlu katkı sağlar. Tekrar kullanılabilir ambalajlar, ürünlerin güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlarken, geri dönüştürülebilir malzemelerin kullanımı çevresel etkileri minimize eder. Bu durum, tüketicilerin çevre dostu markaları tercih etme eğilimi göz önüne alındığında, işletmelerin rekabet avantajını da artırır.
Tersine Lojistiğin Geleceği ve İşletmeler İçin Stratejik Öneriler
Gelecekte tersine lojistiğin önemi, çevresel sürdürülebilirlik ve müşteri beklentilerindeki değişimler doğrultusunda daha da artacaktır. İşletmeler, hem ekonomik hem de çevresel kazanımlar elde edebilmek için tersine lojistik süreçlerine daha fazla yatırım yapmalıdır. Bu kapsamda önerilen bazı stratejik yaklaşımlar şunlardır:
Döngüsel Ekonomi Modeline Geçiş: Döngüsel ekonomi, ürünlerin ömrünü uzatmayı ve atıkları minimize etmeyi amaçlayan bir iş modelidir. Tersine lojistik bu modelin önemli bir parçasını oluşturur. İşletmeler, ürünlerinin geri dönüştürülebilir veya yeniden kullanılabilir olmasına odaklanarak döngüsel ekonomi modelini benimseyebilir. Bu yaklaşım, kaynakların verimli kullanılmasını sağlayarak hem çevresel hem de ekonomik açıdan işletmelere fayda sağlar.
Ürün Tasarımında Geri Dönüşüm ve Yenilenebilirlik: Ürün tasarımı, tersine lojistiğin başarısı üzerinde doğrudan etkili bir faktördür. Ürünlerin kolayca geri dönüştürülebilir veya yeniden kullanılabilir bileşenlere sahip olması, tersine lojistik süreçlerini daha verimli hale getirir. Bu nedenle, işletmeler ürün tasarım aşamasında geri dönüşüm ve yenilenebilirlik unsurlarını göz önünde bulundurmalıdır.
İleri Teknoloji Kullanımı: İleri teknoloji, tersine lojistik süreçlerini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek için önemli bir araçtır. Blok zinciri (blockchain) teknolojisi, iade edilen ürünlerin izlenebilirliğini sağlayarak süreçlerde şeffaflığı artırabilir. Aynı şekilde, yapay zeka ve makine öğrenimi algoritmaları, iadelerin nedenlerini analiz ederek işletmelere daha iyi kararlar alma imkanı tanır.
Müşteri İletişiminin Güçlendirilmesi: Tüketicilerin iade süreçlerine dair beklentileri giderek artmaktadır. Bu nedenle işletmeler, müşteri iletişimini güçlendirmeli ve tüketicilere iade süreçleri hakkında net bilgi sağlamalıdır. İade politikalarının basit ve şeffaf olması, müşteri memnuniyetini artırırken tersine lojistik süreçlerini daha yönetilebilir hale getirir.
Tersine lojistik, günümüz iş dünyasında sadece maliyet yönetimi açısından değil, aynı zamanda müşteri memnuniyeti ve çevresel sürdürülebilirlik açısından da kritik bir rol oynamaktadır. Tüketici iadelerinden katma değer yaratma süreci, işletmelerin sürdürülebilir büyüme stratejilerinde önemli bir yer tutar. İade edilen ürünlerin yeniden değerlendirilmesi, geri dönüştürülmesi veya yeniden satışa sunulması, işletmelere hem ekonomik kazançlar sağlar hem de çevresel etkileri minimize eder.
Gelecekte, tersine lojistik süreçlerinin optimizasyonu ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlar, işletmelerin rekabet avantajı elde etmesinde belirleyici olacaktır. İleri teknoloji entegrasyonu, müşteri odaklı iade politikaları ve döngüsel ekonomi modeli gibi stratejiler, işletmelerin tersine lojistik süreçlerinden maksimum verim almasını sağlayacaktır. Bu süreçlerin doğru yönetimi, işletmelerin sadece maliyetlerini azaltmakla kalmayıp aynı zamanda çevreye ve topluma olumlu katkılar sunmasına da olanak tanır.
Dikkat Zorunlu Uyarıdır: Bu yazıda anlatılan “Mikro Yönetim” yapan “Mikro(bik) Yönetici” tamamen hayal ürünüdür.
“- Aha, birebir yazmış be!” veya
“- Ay, aynen bizimki valla…” gibi tepkilere neden olsa da gerçek kişi veya kurumlarla bir ilgisi yoktur. Benzerlik tamamen tesadüftür. Hatta böyle bir yönetici zaten yoktur. Yani ben şahsen, hiç görmedim.
Peki, nedir bu Mikro Yönetim?
Mikro Yönetim, yönetmesi gereken sürecin girdileri ve çıktıları yerine astlarını gözlemleme ve kontrol etmeye aşırı odaklanmış Mikro(bik) Yöneticilerde, sürecin tüm detaylarına takıntılı olma gibi davranışlarla karşımıza çıkan bir yönetim tarzıdır.
Mikro Yönetim genellikle;
– Olumsuz bir çağrışım taşır,
– İşyerinde özgürlük ve güven eksikliği yaratır,
– “Genel Resim” ve daha büyük hedefler pahasına ayrıntılara aşırı odaklanmayı ifade eder.
Sözlüklerde;
– “Özellikle aşırı kontrol veya ayrıntılara dikkat içeren yönetim” Merriam-Webster
– “Yönetimde küçük ayrıntılara dikkat etme: küçük ayrıntılara aşırı dikkat ederek bir kişiyi veya durumu kontrol etme” Encarta
– “Küçük ayrıntılara aşırı dikkat ederek yönetim veya kontrol” Dictionary.com gibi tanımlandığını görürüz.
Çoğu zaman böyle en küçük ayrıntılara kadar inme takıntısı, önemli ayrıntılara odaklanmanın kaybolmasıyla doğrudan bir yönetim başarısızlığına neden olur da farkına bile varamayız. Bizim Küçük Esnaf buna yıllardır kendi aralarında; “Arkadaş denizden geçtik de çayda boğulduk ya la…” derler.
– Bir yöneticiden beklenmeyen görevler hakkında direkt talimatlar vermek ama asıl sorumluluk isteyen faaliyetlere zaman ayırmamak.
– Bir sürecin her adımından haberdar olmak, izlemek, bilgi istemek, değerlendirmek ve hatta kararlar almak.
– Astların kendilerine danışmadan bir karar almasına tepki göstermek. (Bu alınan kararlar astların yetki düzeyi dahilinde olsa bile, rahatsız olmak.)
– Sıklıkla gereksiz ve aşırı ayrıntılı raporlar talep etmek.
– Sürekli ve ayrıntılı performans geri bildirimi talep etmek.
– Genel performans, kalite ve sonuçlar yerine prosedürel ayrıntılara (genellikle de gereğinden daha ayrıntılı) aşırı odaklanmak.
Görece olarak önemsiz kalan konulara olan bu mikro odaklanma, genellikle;
– Kararları geciktirir,
– Hedefleri ve amaçları bulandırır,
– Çalışanlar arasındaki bilgi akışını kısıtlar ve
– Sürecin çeşitli yönlerini farklı ve genellikle zıt yönlere yönlendirir.
Bu tür bir verimsizlik altında, bir Mikro(bik) Yöneticinin tek başına kontrolü elinde tutma çabası ve böyle bir yönetim tarzını da ekibe bulaştırması, organizasyonun geleceği için büyük tehlikedir. Bu durumu normal sanıp, kendi departmanlarında da uygulamaya başlayan Minik Minik Mikro(bik) Yöneticiler her yeri sarıverir.
Özellikle narsisistik eğilimler sergileyen ve/veya kasıtlı olarak ve stratejik nedenlerle Mikro Yönetim uygulayan Mikro(bik) Yöneticilerin, astlarına iş devretmesi ve ardından bu astların performansını Mikro Yönetmesi yaygındır; bu da söz konusu Mikro(bik) Yöneticilerin hem olumlu sonuçlardan pay almalarını hem de olumsuz sonuçlardan kaynaklanan sorumluluğu astlarına yüklemelerini (Halk arasında “Kitleme” olarak geçen eylem) sağlar.
Bu Mikro(bik) Yöneticiler böylece başarısızlıktan kaynaklanan sorumluluğu devrederler ancak başarıya veya en azından başarısızlığın azaltılmasına yol açacak alternatif eylemlerde bulunma yetkisini asla devretmezler. (Ne güzel ya…)
Mikro Yönetimin en uç örnekleri, işyerinde zorbalık ve narsisistik davranış ile yakından ilişkili bir yönetim patolojisini oluşturur.
Mikro yönetim, bağımlılığa benzer!
Çoğu Mikro(bik) Yönetici, bir yaşam biçimi olarak başkaları üzerinde kontrol sahibi olmaya bağımlı olur. Etraflarındaki herkes bunu gözlemlese bile, bağımlılıklarını kendileri fark edip kabul etmekte başarısız olurlar.
Bazı (!) Mikro(bik) Yöneticiler iyi niyetli olsalar da, Mikro Yönetim çoğunlukla güven ve saygı eksikliğinden kaynaklanır. İnsanların Mikro Yönetim yapmasının yaygın nedenleri şunlardır:
– Süreç üzerindeki kontrolün kaybedilmesi korkusu.
– Kendi işlerinden daha üstün görülen bir işin onları yetersiz gösterebileceğine inanmak.
– Aşırı kontrol ve hakimiyet ihtiyacı.
– Kötü öz imaj ve güvensizlik
– Yönetimde deneyimsizlik
İyi de, bu güzel insanlar neden bunu yapıyorlar?
Mikro Yönetimin en sık görülen motivasyonları içseldir ve yöneticinin kişiliği ile ilgilidir. Ancak, örgüt kültürü gibi dışsal faktörler de önemli bir rol oynayabilir. Mikro yönetimi tetikleyebilecek diğer faktörler arasında;
– Yönetilen Sürecin Önemi
– Yöneticilik Süresi.
– Daha Önemli İşler ve Daha Zorlu Hedefler yer alır.
Mikro Yönetim, delege etme temellerinin bozulması ve güven eksikliği gibi dinamiklerden de kaynaklanabilir: Bir görev veya süreç belirsiz bir şekilde delege edildiğinde veya yönetici ile işi yapan kişi arasında güven eksikliği olduğunda Mikro Yönetim ortaya çıkabilir.
Önleyici tedbirler arasında net delege etme, iyi tanımlanmış bir hedef ve kısıtlamalar ile bağımlılıkların sağlam bir şekilde kavranması yer alır.
Organizasyona Etkileri Nedir?
Mikro Yönetimin birden fazla potansiyel etkisi vardır; bunlar arasında Hedeflere Ulaşamama, “Genel Resmin” Kaybı, Güven Eksikliği, Çalışanların Hayal Kırıklığına Uğraması veya İlgisizliği ve İş Gücünde Yaratıcılık ve İnisiyatifin Aşınması yer alır.
Dikkat: Bunların herhangi bir kombinasyonu organizasyonda düşmanca bir çalışma ortamına yol açabilir.
Organizasyonu kaplayan Mikro Yönetim Örüntüsü; astlara, çalışmalarının veya onların fikirlerinin yöneticisi tarafından dikkate alınmadığını hissettirir ki bu da Bireysel İşgücü Kopukluğuna yol açabilir. Kopmuş çalışanlar görevlerine zaman ayırırlar ancak görevleri için çaba harcamazlar ve yaratıcılık katmazlar.
Bu olgunun etkileri, işin bir uzman çalışandan diğerine devredildiği durumlarda daha kötüdür. Böyle bir durumda, yukarı akıştaki çalışanlar arasındaki ilgisizlik yalnızca kendi üretkenliklerini değil, aynı zamanda aşağı akıştaki meslektaşlarının üretkenliğini de etkiler.
Olumsuz etkileri (Şu ana kadar olumlu birşey de görmedik zaten):
– Çalışanların moralini bozmak.
– Her işte gecikme. (Dolayısıyla acele işler)
– Azaltılmış sahiplik.
– Azalan çalışan tutma oranı. (Turnover)
– Çalışanlar arasında artan stres.
…
Sonuç mu?
Sonuç şu; vaktiyle her sözün altında başka anlamlar arayan evhamlı ve alıngan biri varmış. Güzelliği göz kamaştırır ancak alınganlığı ve evhamı bu güzelliğinin önüne geçermiş.
Yüzünde iki tarafa sarkan zülüfleri varmış. Bu zülüfleri bukle bukle sarkan ipeklere benzetmişler, ancak bizim güzel gücenmiş: ”Demek benim zülüflerim ipek telleri gibi cansız ve ruhsuz geldi size öyle mi..” diyerek sitemde bulunmuş.
Bir gün yine sert ve hoyratça esen bir rüzgara karşı: ”Bu güzel Zülüfleri neden dağıtıyorsun” diye söylenmişler. Tabi evhamlı ve alıngan güzelimiz bu cümleye de bir mana yüklemiş. “Anladım, sen rüzgarı bahane ederek benim dağınıklığımı yüzüme vurmak istiyorsun. Saçlarımı da taramadığımı ima ediyorsun” demiş.
Zavallı insanlar artık o hale gelmiş ki, “Ne desem Zülf-i-yare dokunuyor” diyerek, Zülüf sözünü artık ağzına alamaz olmuşlar.
Eğitim teklifi almak için talebinizi egitim@satinalmadergisi.com adresine iletebilirsiniz.
Satınalma dergisi olarak eğitimlere daima önem verdik. Bu kapsamda sektörün gelişimine yönelik konferanslar, webinarler ve eğitimler düzenliyoruz. Raporlar, e-kitaplar hazırlıyoruz. E-mağaza ve talep havuzu uygulamalarımız ile alıcıları ve satıcıları bir platform üzerinde buluşturuyoruz.
Tüm şirketlerimizin eğitim ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirdik.
Kapsamlı eğitim programları oluşturduk.
Çalışma pratikleri açısından zengin içeriğe sahibiz. Pazarlık becerilerini geliştirmek ve bu alanda düzenli ilerlemek isteyenler için e-kitap tavsiye ediyorum.
E-Kitap:
Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri; Eğitim Vakaları, Testler, Pazarlık Oyunları, Baskı, Prof. Dr. Murat ERDAL, 2022
Gündelik iş yaşamı müzakerelerle dolu. Firma çevresi farklı bir atmosfere sahip. Gün içerisinde pek dikkat etmesek te çok sayıda kişi ile iletişime girip çeşitli müzakereler yürütüyoruz. Tedarikçiler, müşteriler, bölüm arkadaşlarımız, yöneticiler ve kamu otoriteleri…
Müzakereler işimizin doğası.
Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi
İnsanlarla iyi iletişim kurmayı ve doğru müzakere etmeyi isteriz. Fakat işin içine duygular, eksik veya hatalı bilgiler, iş temposu eklenince üzerinde yeterli düşünmeye ve hazırlanmaya pek vakit bulamayız. Hızlı düşünüp hızlı konuştukça da sıklıkla hata yaparız. Bu bölümün temel amacı, kariyer yolculuğunuz devam ederken liderlik yeteneklerinizin gelişimine katkı sağlamak.
Birçok kişi iş hayatının ilk yıllarını biraz sendeleyerek bolca hata yaparak geçiriyor. Sert müzakerelerden özellikle ticari pazarlıklardan kaçınıyor. İnisiyatif almadan, fırsat ve risklerden uzak durmak ister istemez başarıyı da uzaklaştırabiliyor. Şirket içerisinde yükselmek, hak ettiğinizi düşündüğünüz noktaya gelmek vakit alabiliyor. Usta müzakereciler ise bir adım öne çıkıyor.
MÜZAKEREDE KAZANAN TARAF SİZ OLUN.
Ustalaşmak elinizde.
Müzakere alan farkındalığınızı geliştirmek isteyenler için harika bir pratik çalışma sizi bekliyor. Bu kısımda yer alan pratikler üzerine düşünen arkadaşlarımızın iş hayatında hedeflerine daha sağlam adımlarla yürüyeceklerine inanıyorum.
Kahvenizi alın. Başlıyoruz.
Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri Eğitimi Test VI
TOPLAM 10 SORU
1- Müzakerelerde taraflar hangi durumda daha iyi hissederler ?
a) Acil çözüm içerdiğinde
b) Tek taraflı bir taviz olduğunda
c) Karşılıklı adımların atıldığında
d) Oldu bitti durumlarında
e) Yukarıdakilerin hepsi.
2 – Müzakere sürecinde hedef nokta;
a) Müzakerecinin en alt sınırı.
b) Bir müzakerecinin müzakereleri sonuçlandırmak istediği nokta.
c) Bir müzakerecinin rakibine sunduğu ilk teklif.
d) Satıcı tarafından belirlenen ilk fiyat.
e) Yukarıdakilerin hiçbiri hedef noktayı tanımlamaz.
3- Yetenekli müzakereciler şunları yapabilir?
a) Taraflar için yaklaşık olarak aynı değerde olan farklı potansiyel uzlaşma biçimleri önerirler.
b) Tüm konuların her iki taraf için de aynı değerde olmadığını kabul etmek.
c) Anlaşmayı “tatlandırmak” için sık sık son bir küçük tavizi müzakerenin sonuna saklayın.
d) “Bunun son teklif” olduğunu belirtmek için son tavizi önemli hale getirin.
e) Yetenekli müzakereciler yukarıdaki eylemlerin hepsini gerçekleştirebilir.
4 – Rekabetçi (distributive) pazarlıkta her iki tarafın amacı aşağıdakilerden hangisinden mümkün olduğunca fazla elde etmektir?
a) Pazarlık aralığı
b) Direnç noktası
c) Hedef noktası
d) Pazarlık karması
e) Yukarıdakilerin hiçbiri
a) Kullanılacak en etkili pazarlık stratejileridir
b) Birbirine bağımlı tüm ilişkilerde kullanılır
c) Uzun vadeli ilişkilerin sürdürülmesinde faydalıdır
d) Pazarlık yapan tarafların ortak noktalarını göz ardı etmesine neden olabilir
e) Yukarıdakilerin hiçbiri rekabetçi pazarlık stratejilerini tanımlamaz
6- Zorlayıcı (Hardball) taktikleri aşağıdakiler hangisi için tasarlanmıştır?
a) Öncelikle güçlü müzakerecilere karşı kullanılmalıdır.
b) Kullanıcının dağıtıcı bir pazarlık yaklaşımına bağlılığını netleştirmek.
c) Hedeflenen taraflara aksi takdirde yapmayacakları şeyleri yapmaları için baskı yapmak.
d) Taktiği kullanan kişi için riski ortadan kaldırır.
e) Zorlayıcı taktikleri yukarıdakilerin hepsini gerçekleştirmek için tasarlanmıştır.
7 – Çatışma ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
a) Çatışma somut faktörlerin bir sonucudur.
b) Çatışma, iki taraf aynı hedef doğrultusunda çalıştığında ve genellikle aynı sonucu istediğinde ortaya çıkabilir.
c) Çatışma yalnızca her iki taraf da çok farklı bir çözüm istediğinde ortaya çıkar.
d) Çatışmanın birbirine bağlı ilişkiler üzerinde asgari bir etkisi vardır.
e) Çatışma ile ilgili yukarıdaki ifadelerin hepsi doğrudur.
8 – Müzakerelerde agresif davranış taktikleri ne içerir?
a) Daha fazla taviz için durmaksızın baskı yapmak.
b) Müzakerelerin başında en iyi teklifi istemek.
c) Karşı taraftan tekliflerini madde madde açıklamasını ve gerekçelendirmesini istemek.
d) Bir anlaşmaya varmak için karşı tarafı birçok taviz vermeye zorlamak.
e) Agresif davranış taktikleri yukarıdakilerin tümünü içerir.
9 – Aşağıdakilerden hangisi başarılı bir bütünleştirici (integrative) müzakerecinin özelliklerinden biri değildir?
a) Dürüstlük ve doğruluk
b) Bolluk zihniyeti
c) Karşılıklı münhasırlık arayışı
d) Sistem yönelimi
e) Üstün dinleme becerileri
10 – Aşağıdakilerden hangisi bütünleştirici (integrative) müzakere sürecinin önemli bir adımıdır?
a) Sorunun belirlenmesi ve tanımlanması
b) Sorunu anlamak ve ilgi ve ihtiyaçları yüzeye çıkarmak
c) Soruna alternatif çözümler üretmek
d) Belirli bir çözümün değerlendirilmesi ve seçilmesi
e) Yukarıdakilerin hepsi bütünleştirici müzakere sürecinin önemli adımlarıdır.
MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ EĞİTİMİ
Test VI
CEVAPLAR
Tam erişim için profesyonel üyelik gereklidir. Üyelik satın alarak hesabınızı oluşturabilirsiniz. Üye iseniz giriş yapınız.
Giriş Hesap Oluştur
Eğitim teklifi almak için talebinizi egitim@satinalmadergisi.com adresine iletebilirsiniz.
Her gün mesleki gelişiminize 15 dakika zaman ayırın.
MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ – EĞİTİM YAZI DİZİSİ
MÜZAKERE TEKNİKLERİ ve PAZARLIK BECERİLERİ (E-Kitap 2. Baskı), Prof. Dr. Murat ERDAL, Erişim için profesyonel üyelik işlemlerinizi tamamlamanız gerekmektedir.
SATINALMA ve TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ, Prof. Dr. Murat ERDAL, (Beta Yayıncılık), 4. Baskı.