Kozmetik Ürünler ve Clean Beauty: Bilim, Güven ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi

Kozmetik ürünler Ve Clean Beauty Bilim, Güven Ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi
Kozmetik ürünler Ve Clean Beauty Bilim, Güven Ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi

Kozmetik Ürünler ve Clean Beauty: Bilim, Güven ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi
Prof. Dr. M. Sedef ERDAL
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
serdal@istanbul.edu.tr 

Kozmetik ürünler Ve Clean Beauty Bilim, Güven Ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi
Kozmetik ürünler Ve Clean Beauty Bilim, Güven Ve Tüketici Beklentisinin Kesişimi

Geleneksel olarak estetik ve güzellik odaklı bir sektör olan kozmetik endüstrisinin, günümüzde bilimsel geçerlilik, güvenlik ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden şekillendiğini görmekteyiz. Ürünlerden beklenen kozmetik etkinlik, güvenlilik ve çevresel etkiler artık yalnızca ikincil unsurlar değil; en az estetik faydalar kadar merkezi bir önem taşımakta ve tüketiciler bilinçlendikçe şeffaf içerik listeleri, çevre dostu üretim yöntem ve süreçleri ile sürdürülebilir ambalaj çözümlerini de talep etmektedir.

Tüketicinin kozmetik ürünleri kullanırken yalnızca cilt sağlığına katkı değil, aynı zamanda etik değerler ve çevresel duyarlılık arayışı içinde olması, dermokozmetik segment ile “clean beauty” hareketi arasında güçlü bir etkileşim doğurmuştur. Bu etkileşim, kozmetik sektöründe ürün geliştirme, pazarlama ve iletişim stratejilerinin yeniden şekillenmesine yol açarken, aynı zamanda yeni bir kavramsal alanın da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak bu dönüşümün yönetiminde karşılaşılan en temel sorunlardan biri tutarlılık eksikliği olarak öne çıkmaktadır. Her markanın kendi “clean” tanımını oluşturması, tüketici açısından kavramsal bir belirsizlik ve kafa karışıklığı yaratmakta; bu durum sektör genelinde şeffaflık, denetlenebilirlik ve regülasyon desteğine duyulan ihtiyacı görünür kılmaktadır.

Kozmetik iletişiminde giderek “üründe ne olmadığına” odaklanan bir söylemin öne çıktığı görülse de, güvenlik açısından belirleyici olan unsur aslında ürünün ne içerdiği ve bu içeriklerin mevzuata uygun biçimde değerlendirilmesidir. Ülkemizde ve Avrupa Birliği’nde (AB) pazara sunulan tüm kozmetik ürünler aynı güvenlik çerçevesine tabidir; bir ürünün içinde yer alan her bir bileşen ilgili güvenlik standartlarını karşılamak zorundadır ve aksi halde ürünün satışına izin verilmez. Cosmetics Products Regulation (CPR), AB’de kozmetik ürünlerin güvenliğini, kalitesini ve mevzuata uygunluğunu garanti altına alan temel düzenleme olup, kozmetik ürünlerin hızlı tüketim ürünleri olması nedeniyle esas olarak piyasa sonrası denetim sistemi üzerine kuruludur. Ürün kalitesinin İyi Üretim Uygulamaları (Good Manufacturing Practice – GMP) ile güvence altına alınmış olması ise, teorik güvenlik yaklaşımının pratik üretim süreçlerine yansıtılması açısından kritik bir noktayı oluşturmaktadır. CPR ayrıca gerek etiket gerekse ürün iddialarını sıkı biçimde düzenlemekte ve kozmetik ürünle ilgili tüm etkililik ve fayda iddialarının bilimsel verilerle desteklenmesini zorunlu kılmaktadır.

Dolayısıyla belirli bir içeriğin tercih edilmemesi tek başına ürünün daha güvenli olduğu anlamına gelmediği gibi; “hayvanlar üzerinde test edilmemiştir”, “cruelty-free” ya da “toksik değildir” gibi ifadeler de çoğu zaman yasal zorunlulukların muğlak bir pazarlama diliyle yeniden sunulmasına dönüşebilmektedir. Benzer şekilde “clean beauty” kavramı, ortak kabul görmüş bilimsel bir tanım olmaktan ziyade satış odaklı bir etiketleme yaklaşımı olarak kullanıldığında, kozmetik ile gıdayı birbirine karıştıran yanıltıcı bir algıyı besleyebilmekte; belirli, uzun süredir güvenliği kanıtlanmış içeriklere yönelik irrasyonel kaygıları ve bilgi eksikliğini pekiştirebilmektedir.

Bu noktada sektörün, perakendecilerin ve medyanın tüketici algısına teslim olmak yerine, bilimi ve kanıta dayalı yaklaşımı merkeze alan daha açıklayıcı ve eğitici bir iletişim dili geliştirmesi önem taşımaktadır. Ayrıca sosyal medya, bilimsel gerçekleri paylaşan içeriklerle bilim dışı iddiaları öne çıkaran söylemler arasında ciddi bir görünürlük farkı yaratabildiğinden, bazı platformlarda “ilgi çekici” anlatıların hızla yayılması kaçınılmaz hale gelmektedir; bu durum markalar açısından hem önemli bir fırsat hem de ciddi bir risk alanı oluşturmaktadır. Dolayısıyla sosyal medyanın etkisini akıllıca yönetmek, tüketiciyi güvenilir bilgi kaynaklarına yönlendirmek ve paylaşılan içeriklerin eleştirel bir süzgeçten geçirilmesini teşvik etmek, günümüz kozmetik iletişiminin en kritik bileşenleri arasında yer almaktadır. Sağlıklı bir cilt, güven veren kozmetik içerikler ve doğaya saygılı bir üretim sürecinin birlikte ele alınması, geleceğin kozmetik pazarının bilim, etik, sürdürülebilirlik ve teknolojinin dengeli biçimde bütünleştirildiği bir yapıya evrileceğine işaret etmektedir.

Anahtar Sözcükler: Kozmetik ürün, Clean Beauty, Bilim, Güven, Tüketici, Kozmetik , Beauty, Tüketici Beklentisi, GMP, Cosmetics Products Regulation, CPR, kozmetik ürünlerin güvenliği

Sürdürülebilir Tarım Alanında Saha Analizi: “Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” Raporu

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Sürdürülebilir Tarım Alanında Saha Analizi “tarımda Kadın Ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” Raporu

Alarko ve SKD Türkiye’den Sürdürülebilir Tarım Alanında Saha Analizi “Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” Raporu Yayımlandı

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Sürdürülebilir Tarım Alanında Saha Analizi “tarımda Kadın Ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” Raporuİş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) bünyesinde, Alarko Holding liderliğinde faaliyet gösteren “Tarımda Sürdürülebilirlik Görev Gücü” önemli bir rapor çalışmasına imza attı. “Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” raporu, ortaya koyduğu durum analizi ve önerilerle kadınların ve gençlerin tarım ekosistemindeki varlığını artırmayı hedefliyor. SKD Türkiye ve Alarko Holding öncülüğünde, Ülker, İş Bankası, İmece Mobil ve Alarko Tarım Grubu’nun farklı bölgelerdeki tarım paydaşlarının katılımıyla gerçekleştirilen saha araştırmasına dayanan rapor, sektörde sürdürülebilirliği, fırsat eşitliğini ve katılımcılığı ileri taşıyacak aksiyonlar için önemli bir referans teşkil ediyor.

Modern seracılık, niş gübre, iklim dirençli tohum ve kurutulmuş gıda alanında sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarına hız kesmeden devam eden Alarko Holding, tarım sektöründe kadın istihdamının geliştirilmesine verdiği çok boyutlu desteklerle de öne çıkıyor. Kadınları ve gençleri yenilikçi tarım uygulamaları ile düşük karbonlu ve kapsayıcı bir üretim modeline geçişin taşıyıcı gücü olarak konumlandıran Alarko, aynı vizyonu paylaştığı SKD Türkiye’nin yönetim kurulu üyesi olarak, derneğin “Tarımda Sürdürülebilirlik” isimli görev gücüne de liderlik ediyor.

SKD Türkiye ve Alarko Holding öncülüğünde hazırlanan “Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” raporu, Ülker, İş Bankası, İmece Mobil ve Alarko Tarım Grubu’nun, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki tarımsal üretim alanlarında çalışan 400’e yakın sektör paydaşının katıldığı kapsamlı bir saha araştırmasına dayanıyor. Sektörde fırsat eşitliğini güçlendirmeye, kapsayıcı istihdam modellerini teşvik etmeye ve tarımsal üretimin geleceğini daha dirençli, verimli ve yenilikçi bir yapıya kavuşturmaya katkı sağlamayı hedefleyen rapor, tarımın dönüşümünde kadınların ve gençlerin rolünü merkeze alıyor.

Katılımcıların demografik özelliklerinden sektörel deneyimlerine, teknoloji, yenilikçilik ve sürdürülebilirlik algılarından, iş güvenliği, iklim değişikliği ve istihdamda karşılaşılan engellere kadar çok boyutlu bir veri setine dayanan analizler, bölgesel dinamikler açısından da önemli içgörüler sağlıyor.

Raporda yer alan çıktılar, Alarko’nun ve Tarımda Sürdürülebilirlik Görev Gücü’nde yer alan diğer SKD Türkiye üyelerinin destekleriyle gerçekleşecek saha eğitimi programlarına da baz teşkil edecek.

“Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” raporunda öne çıkan bulgular:

  • TÜİK verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 5 milyon kişi tarımda çalışıyor. Ancak veriler, son 10 yılda sektörün toplam istihdam içindeki payının %20’lerden %15’in de altına düştüğünü gösteriyor. Bu düşüş, tarım sektöründe nitelikli iş gücüne erişimde ciddi bir riskle karşı karşıya kalındığını ortaya koyuyor.
  • Tarımda çalışan kadın sayısı 2,3 milyon ve bu oran tarım istihdamının neredeyse yarısına denk geliyor. Ancak kadınların büyük bölümü kayıt dışı, güvencesiz ve ücretsiz aile işçisi konumunda. Bu tablo, kadın emeğinin görünmez hale geldiğini ve kırsal kalkınmanın sosyal güvence olmadan sürdürülemez olduğunu gözler önüne seriyor.
  • Kadınların eğitim seviyesi de önemli bir engel: Katılımcı kadınların %85’i ilkokul mezunu, bu da tarımda kadın istihdamını sınırlayan kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.
  • Gençlerin %64’ü girişimcilik eğitimine yoğun ilgi gösteriyor. Bu veri, onların tarımda yalnızca iş gücü değil, geleceğin girişimcileri olarak da rol alabileceklerini ortaya koyuyor.
  • Rapora katkı sağlayan katılımcıların %58’i 40 yaş altı. Bu durum, gençlerin tarım sektörüne ilgi göstermeye açık olduğunu, doğru destek mekanizmaları ile tarımın geleceğinin genç kuşaklara devredilebileceğini işaret ediyor.
  • Modern tarım uygulamaları, iyi tarım, topraksız tarım, tarımsal kalkınma, zararlılarla mücadele ve doğru gübre kullanımı gibi konularda ciddi bilgi eksikliği olduğu görülüyor. Örneğin, tohum ıslahı konusunda katılımcıların %52’si “fikrim yok” diyor. Bu bulgu, bilgiye erişimin ve tarımsal eğitimlerin yetersiz olduğunu, özellikle kadın ve gençler için yaygın, erişilebilir ve uygulamalı eğitim programlarının gerekliliğini ortaya koyuyor.
  • Katılımcıların %47’si tarımda 3 yıldan az deneyime sahipken, %30’u 10 yıl ve üzeri deneyim sahibi. Ancak mesleki gelişim imkanlarını yeterli bulanların oranı yalnızca %25. Bu da sektörde hem yeni başlayanların hem de deneyimli çalışanların gelişim ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığını gösteriyor.
  • En çok talep edilen üç eğitim konusu ise şunlar:
    • Sürdürülebilir tarım uygulamaları
    • Girişimcilik ve iş kurma
    • Gübre kullanımı ve bitkisel ürün gelişimi

Bu tercihler, tarımın artık yalnızca geleneksel yöntemlerle değil; çevreye duyarlı, bilgi temelli ve teknolojiyle entegre bir yapıda sürdürülmesi gerektiği yönündeki güçlü beklentiyi yansıtıyor. Kadın ve gençlerin özellikle sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve girişimcilik konularına duyduğu ilgi, onların tarımda daha aktif, yenilikçi ve üretken roller üstlenmek istediklerini ortaya koyuyor.

  • Rapor, teknoloji kullanımında ciddi bir açık olduğuna da vurgu yapıyor. Katılımcıların sadece %14,5’i teknoloji kullanımı konusunda kendisini yeterli görüyor. Bu bulgu, özellikle dijital okuryazarlık ve modern tarım tekniklerinin uygulanması konularında ciddi bir destek ihtiyacına işaret ediyor.
  • Araştırma bulguları, tarımda kadın ve gençlerin desteklenmesine yönelik mevcut politika ve uygulamaların da sınırlı kaldığının altını çiziyor. Katılımcıların yalnızca %17’si ülke tarım politikalarının kadın ve gençleri yeterince desteklediğini düşünüyor. Benzer şekilde özel sektör destekleri de %63 oranında “hiç” ya da “az etkili” bulunuyor. Bu durum, tarımda kadın ve gençlerin güçlenmesi için kamu ve özel sektörün daha erişilebilir, güçlü destek mekanizmaları geliştirmesi gerektiğini gösteriyor.
  • Katılımcıların %60’ı sosyal haklar konusunda bilgisinin yetersiz olduğunu belirtiyor. Bu durum, sosyal haklara dair bilgilendirme ve erişim süreçlerinin daha kapsayıcı ve yaygın hale getirilmesinin öncelikli bir alan olduğunu ortaya koyuyor.
  • Katılımcıların %62’si hijyen, kreş, iş güvenliği gibi imkanları yeterli bulmuyor. Bu veri de tarımda kadın ve gençlerin verimliliğini doğrudan etkileyen çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini gösteriyor.
  • Katılımcıların %61’i iş sağlığı ve güvenliği imkanlarını da “yetersiz” buluyor.
  • Katılımcıların %80’i iş bulmayı “zor” veya “çok zor” olarak tanımlıyor; bu da sektördeki erişilebilir ve sürdürülebilir istihdam kanallarının sınırlı olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
  • Katılımcıların önerileri doğrultusunda öne çıkan ihtiyaçlar:
    • Finansal desteklerin artırılması (hibe, faizsiz kredi)
    • Derinlemesine eğitim ve rehberlik programlarının yaygınlaştırılması
    • Yeni iş birliği ve çalışma fırsatlarının sunulması
    • Pazarlama ve satış desteği sağlanması
    • Teknolojiye erişimin kolaylaştırılması
    • Yerel ve uluslararası pazarlara erişimin artırılması

Program kapsamındaki ilk eğitim Alarko Holding ve Alarko Tarım Akademisi tarafından düzenlendi

Tarımsal üretimin yalnızca ekonominin değil, sağlıklı bir geleceğin de ana unsuru olduğuna inanan Alarko Şirketler Topluluğu, 2023 yılında giriş yaptığı tarım sektöründe jeotermal seralarda topraksız ve kalıntısız üretim yapıyor. Çankırı’da geçen yıl faaliyete başlayan hibrit teknolojiye sahip mikro granül gübre fabrikası Avrupa’nın bu alandaki en büyük üretim tesisi olma özelliği taşıyor. Tohum ıslahı alanında Ar-Ge çalışmalarını sürdüren Alarko, kurutulmuş gıda üretimi ile tarımsal üretimde israfın önüne geçmeyi hedefliyor. Alarko Tarım Grubu %75 kadın çalışan oranı ile de sektörde öne çıkıyor.

Sürdürülebilir ve modern tarım alanındaki yatırımlarını hız kesmeden sürdüren Alarko, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın istihdamının artırılması konusunda yürüttüğü sosyal projeleriyle de adından söz ettiriyor.  Alanında uzman sivil toplum kuruluşları ile etkin iş birlikleri yürüten Alarko, SKD Türkiye’nin “Tarımda Sürdürülebilirlik Görev Gücü”ne liderlik ediyor. Bu kapsamda SKD Türkiye bünyesinde, Alarko’nun desteğiyle yayımlanan “Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” raporu, sektördeki dönüşüm için atılacak adımların yanı sıra ilgili görev gücünün düzenleyeceği eğitim serilerine de ışık tutuyor.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Ve Yeşil Satınalma Eğitimi Haber Sürdürülebilir Tarım Alanında Saha Analizi “tarımda Kadın Ve Genç İstihdamının Güçlenmesi” RaporuSKD Türkiye’nin Tarımda Sürdürülebilirlik Görev Gücü tarafından yürütülen program kapsamındaki ilk eğitim Alarko Holding ve Alarko Tarım Akademisi’nin destekleriyle gerçekleşti. 17 Aralık 2025 Çarşamba günü, Eskişehir Sanayi Odası’nda düzenlenen eğitim programında “Sürdürülebilir Tarım”, “Modern Tarım Teknolojileri”, “Ata ve Hibrit Tohumun Geleceği”, “Tarımda Gübre Kullanımı”, “Sektörden İyi Tarım Uygulamaları” ile “Girişimcilik ve İş Kurma Süreçleri” başlıkları her biri kendi alanında uzman akademisyenler, sektör temsilcileri ve sivil toplum paydaşları tarafından çok boyutlu bir perspektifle katılımcılara aktarıldı. Sektörden farklı markaların iyi uygulamalarının da anlatıldığı program, başta kadın ve genç tarım çalışanları olmak üzere bölgenin tüm tarım paydaşlarını bir araya getirdi.

Tarımda Kadın ve Genç İstihdamının Güçlenmesi Raporu’nun tamamına ulaşmak için tıklayınız.


Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400 Sürdürülebilir Tedarik Standardı Yazı Dizisi

SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ
VE YEŞİL SATINALMA SUNUMLARI VE DİĞER MAKALELER

Power Point Sunum Klasörünü indirebilirsiniz:

Sürdürülebilir Kalkınma Raporu ve Türkiye Analizi



İŞ PROBLEMLERİNE ODAKLI EĞİTİMLER, ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR

Ecovadis Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Satın Alma Sürdürülebilirlik
Sürdürülebilir Tedarik Zinciri ve Yeşil Satınalma ISO 20400 Eğitimi için tıklayınız. 

 Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz.

Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim. Prof. Dr. Murat Erdal 

Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri:
İçerikleri incelemek için tıklayınız.

-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400 Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ İdari İşler ve Tesis Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)

Dış Ticaret Eğitimi Dis Ticaret Lojistik Sozlesme Egitimi
Dış Ticarette Lojistik Operasyon ve Sözleşme Yönetimi Eğitimi için tıklayınız. 

-> EĞİTİM KATALOĞUNU İndirebilirsiniz ->   https://satinalmadergisi.com/egitim.pdf

-> Eğitim teklifi almak için -> egitim@satinalmadergisi.com 

Disiplin Kurulu Kararıyla Fesihlerde Hak Düşü­rücü Süre Ne Zaman Başlar?

Disiplin Kurulu Kararıyla Fesihlerde Hak Düşü Rücü Süre Ne Zaman Başlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Disiplin Kurulu Kararıyla Fesihlerde Hak Düşü­rücü Süre Ne Zaman Başlar?

Lütfi İNCİROĞLU

Disiplin Kurulu Kararıyla Fesihlerde Hak Düşü Rücü Süre Ne Zaman Başlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündemİşveren, fesih yetkisini kendisi kullanabileceği gibi bu yetkiyi işyerinde oluşturulmuş bir disiplin kuruluna da verebilir. İşyerinde disiplin kurulu oluşturulacağına dair mevzuatımızda bir zorunluluk bulunmamakla birlikte, işverenler işyeri iç yönetmeliklerinde, disiplin yönetmeliklerinde ya da toplu iş sözleşmelerinde disiplin kurulu oluşturulması ile ilgili düzenleme yapabilmektedirler. Disiplin kurulları, genellikle bir işveren temsilcisinin başkanlığında işçi ve işvereni temsilen toplamda 5 asil üyeden oluşur. Kurul çoğunluk ile toplanarak ve karar alabilir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi gerek toplu iş sözleşmeleri gerekse iç yönetmeliklerde, işverenin fesih hakkını disiplin kurulu kararına istinaden kullanabileceği öngörülebilir. Ancak, böylesi bir durumda disiplin kurulu kararı ol­maksızın yapılan fesihler haksız feshin hüküm ve sonuçlarını doğur. Başka bir deyişle, işverenin fesih hakkı işyeri iç yönetmeliği ya da iş ve toplu iş sözleşmesi hükümleri ile disiplin kuruluna verilerek sınırlandırıl­mışsa, iş­veren fesih prosedürüne aykırı hareket ederek fesih yetkisini kulla­namaz.

Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin verdiği bir kararda, “işverenin haklı sebeple fesih hakkının çeşitli şekillerde sınırlandırılmasının mümkün olduğu belirtilmektedir. Bu sınırlandırma, “haklı sebep” olarak kabul edilebilecek hallerin sayısı ve niteliği yönünden olabileceği gibi, fesih hakkının kullanılması, işçi yararına özel bir prosedüre de tabi kılınabilir. Gerek toplu iş sözleşmeleri gerekse iç yönetmeliklerde, işverenin fesih hakkını disiplin kurulu kararına istinaden kullanabileceği öngörülebilir. İşverenin, haklı feshe ilişkin sınırlandırmalara uymaması, örneğin feshin disiplin kurulundan geçirilmesi gereken hallerde, geçirilmemesi, feshi başlı başına haksız kılar[1].

Peki, disiplin kurulu kararıyla fesihlerde hak düşü­rücü süre ne zaman başlar?

Altı iş günlük süre işçi ya da işverenin haklı feshe sebep olan olayı öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar. Olayı öğrenme günü sayılmaz ve takip eden iş günleri sayılarak altıncı günün bitiminde haklı fesih yetkisi sona erer. İşverenin tüzel kişi olması durumunda altı iş günlük süre feshe yetkili merciin öğrendiği günden başlar. Bu konuda müfettiş soruşturması yapılması, olayın disiplin kurulunca görüşülmesi süreyi başlatmaz. Olayın feshe yetkili kişi ya da kurula intikal ettirildiği gün altı iş günlük sürenin başlangıcını oluş­turur. Bir yıllık süre ise her durumda olayın gerçekleştiği günden başlar[2].

Yargıtay uygulamasına göre, “4857 sayılı Yasa’nın 26’ncı maddesinde öngörülen altı iş günlük ve bir yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkının öğrenmeden itibaren altı iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü sürenin niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır. Bu maddede belirtilen süreler geçtikten sonra bildirimsiz fesih hakkını kullanan taraf, haksız olarak sözleşmeyi bozmuş sayılacağından ihbar tazmi­natı ile şartları oluşmuşsa kıdem tazminatından sorumlu olur.

Dosya içeriğine göre; davacının iş sözleşmesi davacı gibi işyeri çalı­şanı olan … ile işyerinde kavga etmesi eylemine dayalı olarak 26.04.2013 ta­rihli yazılı fesih bildirimiyle feshedilmiştir.

Dosyadaki bilgi, belge, kamera kaydı, tanık beyanları ve özellikle gör­güye dayalı bilgisi olan tarafların ortak tanığı A.T.’ın beyanlarından, kavga eyleminin sabit olduğu anlaşılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işverence feshe dayanak yapılan eyleminin 12.04.2013 tarihinde meydana geldiği, 15.04.2013 tarihinde dava­cının savunmasının alındığı, disiplin kurulunun 26.04.2013 tarihinde toplan­dığı ve aynı gün davacının iş akdinin İş Kanunu’nun 25/2 maddesi gereğince feshine karar verildiği, buna göre 4857 sayılı İş Kanunu’nun 26. maddesin­deki 6 iş günü olan hak düşürücü sürenin geçmediği, bu nedenle haklı feshin süresinde yapıldığının kabulü ile davacının iş akdinin işyerinde … isimli işçi ile kavga etmesi neticesinde haklı nedenle feshedildiği anlaşılmakla, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir”[3].

Disiplin Kurulu Kararıyla Fesihlerde Hak Düşü Rücü Süre Ne Zaman Başlar Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSonuç olarak, işyerinde fesih yetkisinin disiplin kuruluna verildiği du­rumlarda, işçinin iş sözleşmesi ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılıktan fes­hedilecekse, olayın öğrenilmesinden itibaren 6 iş günü içinde olay disiplin kuruluna intikal ettirilmelidir. Disiplin kuruluna gelen konunun araştırılması ve ilgili kişinin savunmasının alınması için bir zamana ihtiyaç duyulacağı için bu süre zarfında hak düşürücü süre işlemez. Araştırma, soruşturma ve sa­vunma işlemleri tamamlandıktan sonraki alt iş günü içinde disiplin kurulu iş sözleşmesini feshetmek zorundadır. Aksi halde fesih yapmaktan vazgeçilmiş sayılır.

Lütfi İNCİROĞLU

[1] Y.22.HD.13.06.2017 T, E. 2017/34978, K. 2017/14058 Legalbank

[2] Y22HD.01.07.2019 T., E.2016/17448, K.2019/14566 Legalbank.

[3] Y9HD.09.09.2019 T., E.2016/6122, K.2019/15301 Legalbank.

Kurumlarda Sessiz Kriz: Karar Yorgunluğu

Kurumlarda Sessiz Kriz Karar Yorgunluğu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Kurumlarda Sessiz Kriz: Karar Yorgunluğu

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

Kurumlarda Sessiz Kriz Karar Yorgunluğu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemBazı krizler vardır, bağırmaz. Manşet olmaz. Acil toplantılarla, kırmızı alarmlarla gelmez. Ama içten içe kurumun reflekslerini yavaşlatır, liderlerin enerjisini emer, organizasyonun aklını köreltir. Bugün pek çok kurum tam olarak böyle bir krizle karşı karşıya: karar yorgunluğu.

Garip olan şu: Kimse bunu açıkça konuşmuyor. Performans düşüşünden, motivasyon kaybından, inovasyon eksikliğinden bahsediyoruz ama asıl kök nedeni çoğu zaman ıskalıyoruz. Oysa sahada, yönetim katlarında, toplantı odalarında aynı cümleyi sık duyar olduk:  “Bir karar daha almam gerekiyor ama zihnim dolu.”

Bu bir tembellik değil. Bu bir isteksizlik hiç değil. Bu, modern kurumsal hayatın ürettiği yeni bir tükenmişlik biçimi.

Karar Yorgunluğu Nedir?

Karar yorgunluğu, gün içinde verilen karar sayısının artmasıyla birlikte zihinsel kapasitenin tükenmesidir. Ama mesele sadece “çok karar vermek” değildir. Asıl mesele, karar yükünün görünmez biçimde artmasıdır.

Bugünün yöneticisi sadece büyük stratejik kararlar almıyor. Aynı zamanda sayısız mikro kararın da altında yaşıyor:

  • Hangi rapora bakılacak?
  • Hangi veri doğru?
  • Bu mail cevaplanmalı mı?
  • Bu toplantıya gerçekten gerek var mı?
  • Bu risk alınmalı mı, yoksa biraz daha beklenmeli mi?

Bunların her biri küçük gibi görünür ama toplamda ciddi bir zihinsel enerji tüketir. Üstelik bu kararların büyük bölümü belirsizlik içerir. Net doğru yoktur. Yanlış yapma ihtimali hep masadadır. İşte yorgunluk da tam burada başlar.

Dijitalleşme Karar Yükünü Azaltmadı, Artırdı

Bir zamanlar dijitalleşmeden beklentimiz şuydu: Daha fazla veri, daha hızlı ve daha doğru kararlar. Gerçekte ise çoğu kurumda şu tabloyla karşılaştık: Daha çok veri, daha az netlik.

Dashboard’lar çoğaldı, KPI’lar arttı, raporlar katman katman üst üste bindi. Ama karar alma süreçleri hızlanmadı. Aksine, yavaşladı. Çünkü seçenek sayısı arttıkça, zihnin yükü de arttı.

Bu duruma literatürde “seçenek paradoksu” deniyor. Seçenek çoğaldıkça insan daha iyi karar vermez; daha çok yorulur. Kurumlar bugün tam da bu paradoksun içinde yaşıyor.

Kurumsal Hayatta Karar Yorgunluğu Nasıl Görünür?

Bir düşünün bakalım. Sizin şirketlerinizde hangi şekilde gözüküyor? Hangi belirtiler var? Ben size bazı ipuçlarını vereyim. Karar yorgunluğu genelde şu belirtilerle kendini gösterir:

  • Toplantılar uzar ama somut karar çıkmaz.
  • Stratejik konular sürekli ertelenir.
  • Yöneticiler “bir üst yönetim karar versin” refleksine sığınır.
  • Mikro yönetim artar; çünkü büyük kararlar ertelendikçe küçük kontrol alanları büyür.

Bir diğer dikkat çekici işaret de şudur: Deneyimli yöneticiler sessizleşir. Eskiden fikir üreten, tartışan, risk alan liderler zamanla daha temkinli, daha çekingen hale gelir. Çünkü zihinsel yorgunluk risk alma kasını zayıflatır.

Bu Bir Performans Sorunu Değil, Bilişsel Bir Tükenmişlik

Burada altını özellikle çizmek isterim: Karar yorgunluğu klasik anlamda bir performans problemi değildir. Daha çok bilişsel tükenmişliktir. Fiziksel olarak işinin başındadır yönetici. Takvim doludur, toplantılara girer çıkar, rapor okur. Ama zihinsel olarak yıpranmıştır. Karar vermek istemez hale gelir. Çünkü her karar yeni bir zihinsel maliyet demektir. Araştırmalar, karar yorgunluğu yaşayan yöneticilerin daha güvenli ama vasat kararlar alma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Büyük sıçramalar yerine küçük, risksiz adımlar tercih ediliyor. İşte inovasyonun sessizce öldüğü yer de tam burası.

Burada kritik bir soru var: Yapay zekâ bu sorunu çözüyor mu, yoksa derinleştiriyor mu?

Teorik olarak AI karar destek sistemleri, yöneticinin yükünü azaltmalı. Ama pratikte şunu görüyoruz: AI önerdikçe, yöneticinin karar verme sorumluluğu daha da bulanıklaşıyor.

“Algoritma böyle dedi” demek, kısa vadede rahatlatıcı. Ama uzun vadede liderin karar kasını köreltiyor. Ayrıca AI da yeni bir veri ve seçenek bolluğu yaratıyor. Yani doğru kurgulanmazsa, karar yorgunluğunu azaltmak yerine artırabiliyor. Bu noktada mesele teknoloji değil; karar mimarisi.

Bu mimariyi kuramayanlar ciddi bir maliyete katlanıyor. Anlayacağınız bunun bir bedeli var. Karar yorgunluğu kurumlara üç temel alanda zarar veriyor.

  • Birincisi hız. Kararlar yavaşladıkça fırsatlar kaçar. Pazar beklemez.
  • İkincisi kalite. Yorgun zihin, iyi karar vermez.
  • Üçüncüsü ise cesaret. Sürekli yorgun olan organizasyon risk almaz.

Ve belki de en kritik kayıp şudur: Yetkin insanlar etkisizleşir. Çünkü karar alamayan sistemde en parlak zihinler bile sıradanlaşır. Burada önemli bir ayrımı yapmam gerekiyor. Karar yorgunluğu verimsizlik değildir. Aksine, çoğu zaman aşırı çalışmanın sonucudur.

Bakın tekrarlıyorum; bu kurumlarda herkes çok meşguldür. Takvimler doludur. Ama ilerleme sınırlıdır. Çünkü meşguliyet, ilerleme demek değildir. Karar alınmıyorsa, hareket yoktur.

Peki bana soracaksınız; Çözüm Ne? Benim tarafımda cevap gayet net. Bugünün kurumlarında ihtiyaç duyulan şey daha fazla hız değil, daha fazla berraklık. Dolayısı ile “Karar Mimarisi” kavramını hayatımıza almak durumundayız. Mimariyi oluşturmak temel soruları gündemde tutmak ile başlıyor.

  • Hangi kararlar gerçekten stratejik?
  • Hangileri otomatikleştirilebilir?
  • Hangileri ekip seviyesine devredilmeli?
  • Hangileri hiç alınmamalı?

Dünya örnekleri bu konuda oldukça öğretici. Amazon’un meşhur “6 sayfa yazılı metin + sessizlik” kuralı, karar kalitesini artırmak için geliştirilmiş bir ritüeldir. Netflix’te ise karar yetkisi mümkün olduğunca sahaya yayılır. Ama net bir bağlam ve sorumluluk çerçevesi içinde.

Ortak nokta şudur: Karar sayısı bilinçli olarak azaltılır, kalan kararların kalitesi artırılır. Peki bu mümkün mü? Yani şirketler daha az kararla daha iyi yönetilir mi?

Bu yaklaşımı ben “karar diyeti” olarak adlandırıyorum. Her kararı almak zorunda değilsiniz. Bazı kararlar hiç alınmadığında, sistem daha iyi çalışır. Yeni liderlik anlayışı da burada devreye giriyor. Geleceğin lideri en çok karar alan kişi değil; karar alanlarını doğru tasarlayan kişi olacak.

Özetle, sessiz krizler, gürültülü krizlerden daha tehlikelidir. Çünkü fark edilmezler. Karar yorgunluğu da tam olarak böyle bir kriz. Bugün kurumların en büyük sınavı teknoloji yatırımı değil. Daha fazla veri üretmek değil. Asıl sınav, insanın ve yöneticilerinin zihinsel kapasitesini koruyabilmek.

Kurumlarda Sessiz Kriz Karar Yorgunluğu Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemÇünkü aklı yorulan kurum, eninde sonunda yönünü kaybeder. Demedi demeyin.

Olgar ATASEVEN

Girişimci, İş İnsanı, Yazar, Eğitimci, Konuşmacı

olgar.ataseven@profesia.com.tr

Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu 2

Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat Erdal
Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu: Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projeleri

DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 2 (50 Slayt)
Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projelerine Bakış
Prof. Dr. Murat ERDAL
İstanbul Üniversitesi Tedarik 
Zinciri Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı

DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 1 
• 62 Slayt Havayolu Taşımacılığında Altın Dönem Klasörü,
Erişim için; https://satinalmadergisi.com/havayolu-tasimaciliginda-altin-donem/


Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat ERDAL

Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu Murat Erdal
Dış Ticaret Lojistiği Eğitim Notu: Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projeleri

Dünya ve Türkiye Yakın Dönem Ulaştırma Projelerine Bakış

Ülkemizde birçok demiryolu projesi hayata geçti ve inanılmaz faydalar sağlandı. Gelecek 5 yıl içerisinde de arka arkaya birçok projenin devreye gireceğini görüyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran tüm altyapı projeleri ile gurur duyuyorum ve hepsini içtenlikle alkışlıyorum. Emek veren tüm kamu yöneticilerimize de yürekten teşekkür ediyorum.

Diğer sunum klasörlerimde havayoluna geniş yer vermiştim. Havayolu yolcu ve yük taşımacılığında aldığımız mesafe takdire şayan. Havayolu taşımacılığı tam olarak “altın dönemini” yaşıyor denebilir. Demiryolu yolcu taşımacılığı için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Kat edilen mesafe ve gelişim muazzam. İstanbul–Ankara hızlı tren yolculuğu büyük keyif. Ankara Gar Kompleksi, peronları, gişeleri ve güler yüzlü tüm personeli ile örnek bir alan. Yanı başındaki oteliyle birlikte bütüncül bir hizmet sunuyor. Ben de mutlulukla tüm bu hizmetlerden yararlanıyorum. Ancak demiryolu yük taşımacılığı tarafında dinamikler biraz daha farklı seyrediyor.

Tedarik zinciri alanında çalışan bir öğretim üyesi olarak bu klasörde odaklandığım alan,
açıkçası DEMİRYOLU YÜK TAŞIMACILIĞI.

TÜİK verilerine göre ülkemizin dış ticaretinde demiryolu yük taşımacılığının payı bugün hâlâ % 1’in altında.
Tam olarak dikkat çekmek istediğim nokta da burası. Bu klasörde; iyi niyetlerle yola çıkılan, büyük emekler verilen birçok projenin, zaman içerisinde olgunlaşamadan sona erdiğini göreceksiniz. Belki de ilk defa duyacaksınız. Projelere ilişkin detaylar (harita ve veriler), kamu yöneticilerinin sunumları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TOBB, sektör dernekleri ve gazete arşivlerine dayanmaktadır.

Sürdürülebilir tedarik zincirlerinin vazgeçilmez unsurlarının başında demiryolu yük taşımacılığı geliyor. Limanlar, organize sanayi bölgeleri ve lojistik merkezlerle kurulacak güçlü demiryolu bağlantıları, ülke ekonomisinde önemli bir çarpan etkisi yaratacaktır. Demiryolu yük taşımacılığının da önümüzdeki dönemde, tıpkı havayolunda olduğu gibi, güçlü bir yükseliş dönemine girmesini içtenlikle diliyorum.

2007’de “Demiryolu Geleceğimizdir” başlıklı bir yazı kaleme almıştım; bugün de aynı noktadayım.
Çevre dostu demiryolu yük taşımacılığının çok büyük bir potansiyele sahip olduğuna ve kamu–özel sektör işbirliği ile önümüzdeki dönemde ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum.

Sözü, dün olduğu gibi bugün de aynı cümleyle bitirelim: «DEMİRYOLU GELECEĞİMİZDİR»

Saygılarımla,
Prof. Dr. Murat ERDAL


DIŞ TİCARET LOJİSTİĞİ EĞİTİM NOTU – 1 
•62 Slayt Havayolu Taşımacılığında Altın Dönem Klasörü, Erişim için; https://satinalmadergisi.com/havayolu-tasimaciliginda-altin-donem/

ŞİRKET EĞİTİMLERİ:

 Türkiye’nin Her Yerinde Bire Bir (1-1) Yönetici Ekibi ve Şirket Eğitimleri

☐ Dış Ticarette Lojistik Sözleşme Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve ISO 20400  Standardı Eğitimi (2 gün)
☐ Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde YAPAY ZEKA Eğitimi (2 gün)
☐ Tedarikçi Performans Değerlendirme ve Tedarikçi İlişkileri Eğitimi (2 gün)
☐ Satınalma Analitiği; Maliyet ve Fiyat Analizi ( 2 gün)
☐ Sözleşme Yönetimi ve Sektörel Kontrat İncelemeleri Eğitimi (2 gün) 
☐ Filo Yönetimi Eğitimi: “Operasyon ve Planlama İlkeleri” (2 gün)
☐ Lojistik ve Depo Yönetimi Eğitimi (2 gün)
☐ Satış Mühendisleri için Kurumsal Satış Eğitimi (Rol Canlandırma/Oyun) (2 gün)
☐ Müzakere Teknikleri ve Pazarlık Becerileri (İleri Seviye) Eğitimi (2 gün)
☐ İdari İşler ve Tesis Yönetimi Eğitimi (2 Gün)

Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.

Şirket eğitimlerini standart kalıplarla değil, ihtiyaçlarınıza özel tasarlıyoruz.

Her program, işletmenizin gerçek problemlerine çözüm üretmek ve ölçülebilir sonuçlar yaratmak için hazırlanır.
Sizlerden gelen geri bildirimlerle eğitimlerimizi özgünleştiriyor, böylece her adımda somut değer katıyoruz.

Mottomuz: “Her eğitim, bir iş probleminin çözümü için tasarlanır.”

Güvenilir, verimli ve profesyonel eğitim hizmetleriyle yanınızdayız.
Dolu dolu, güler yüzlü eğitimler dilerim.      Prof. Dr. Murat Erdal 

 

Anahtar Sözcükler: dış ticaret, dış ticaret lojistiği, taşımacılık, lojistik, demiryolu, ulaştırma, eğitim, eğitim notu

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa 

Reşat BAĞCIOĞLU

Döviz Uyanmasa

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemDövizin artış hızının, enflasyon artış hızından daha yavaş olmasından dolayı piyasa dinamiklerin dengesi şaşmış durumda iken, uykulu dövizin birkaç ay hiç uyanmamak üzere derin uykuya dalışı söz konusu olsa. Acaba piyasanın hali ne olurdu?

Hadi canım sen de diyeceksiniz belki. Dövizin birkaç ay uykuda kalması ne demek olur?

Dövizin uykuya yatıp da iki ay boyunca yani 60 gün boyunca hiç uyanmadığı veya uyutulduğunu ülkemizde gördüm. Kurlar hükümet kararları ile 60 gün süreyle uyutuldu.

Anlayacağınız;

TCMB o tarihlerde her gün aynı kur listesini yayımladı.

  • Kurlarda değişiklik yok,
  • Hareket yok,
  • Kur riski yok (en azından 60 günlük süre için yoktu)
  • İhracatçılar ağladı
  • İthalatçılar sabit kurdan dolayı sevinçlerinden göbeklerinin üzerinde fındık kırdılar (ya bu söz öyle mi söyleniyordu acaba? Her neyse anladınız beni)

Döviz Gözlerini Kapasa

Aslında ülkenin büyük bir kesimi dövizin gözlerini kapatmasını ve uykuya dalmasını istiyor.

Dövizin uyanık kalması ile;

  • Piyasa sürekli diken üzerinde
  • Dövizi sindirmek adına piyasaya sürekli müdahale ediliyor,
  • Kaynaklar, dövize müdahalede kullanılıyor

Anne çocukDövizin uykuda kaldığı süre, para piyasalarına hükmedenlerin de bir nevi rahat etmesini sağlat. Ancak döviz uyandığı vakit, piyasaya rahat yok.

Çocuk uyanık kaldığı sürece anneye rahat yoktur misali, döviz uyanık kaldığı sürece piyasaya rahat yoktur.

Döviz Uykuda Kalsın Diye KKM – Kur Korumalı Mevduat

Dövizin belini kırmak ve yukarı yönlü hareket etmesinin önüne geçmek için KKM – Kur Korumalı Mevduat ürünü piyasaya sürüldü.

Siyası ortoritelerin sözlerine baktığınızda;

  • Ülkemiz ekonomisinin kurtulduğunu
  • KKM – Kur Korumalı Mevduat ile ülkemizin çok isabetli karar verdiğini ve bu yolun en doğru bir yol olduğunu

söylemleri ile karşılaşıyoruz. Dövize müdahale ile nereye kadar gidebilir ülkemiz? Dövize ne kadar baskı yaparsak yapalım, döviz eninde sonunda geleceği yere gelir zira ülkemizin döviz rezervleri güçlü değil. Biz eksi rezerv taşıyoruz.

Söyleyecek sözüm kalmadı. Yarın T.C. Hazine kaynaklarının dibi görüldüğünde acaba biz şunu yanlış yaptık diyecek biri çıkacak mı karşımıza? Muhtemelen dış güçler hazinemizi boşalttı denecek.

Döviz Uyursa

Yanıtı çok basit; ülkemiz bir ithalat cenneti olur, ihracat durma noktasına gelir.

Döviz Uykudan Uyanırsa

Döviz uykudan uyanırsa, piyasanın yaşayacağı kaosu düşünemiyorum.

Ben dövizin baş kaldırdığı yılları gayet iyi bilirim. 1994 yılında dövizi uyutma gibi bir teşebbüs gösterildi. Döviz 60 gün uyutuldu.

Sonra ne mi oldu?

Arşivleri inceleyin bence. Neler olduğunu ibretle okuyacaksınız.

Döviz Birkaç Ay Uyanmasa Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemReşat BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı Üyesi

Su Bir Element Olmadığı İçin mi Nadir Değil!

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Su Bir Element Olmadığı İçin mi Nadir Değil!

Zafer URFALIOĞLU

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemSanayide çalışan herkes bilir: Kitapta yazanla sahada olan çoğu zaman aynı şey değildir. Kâğıt üstünde her şey planlıdır ama üretim bandına indiğinizde sizi bambaşka gerçekler karşılar. İşte su meselesi de tam böyle bir konu. Kimse “suyumuz bitti” diye makine durdurmaz sanır, ama bugün pek çok tesis tam olarak bunu yaşıyor.

Şu sıralar Nadir Elementler konuşuluyor. Haklı olarak konuşuluyor. Çünkü çıkarması zor, işlenmesi zor, arzı sınırlı. Bir mıknatıs yoksa motor yok, batarya yok, teknoloji yok. Peki o nadir elementleri çıkaran madenin, işleyen tesisin, parlatan, yıkayan, soğutan hattın kaç ton su tükettiğini kim konuşuyor?

Sahada durum net: Su yoksa üretim yok.

Geçtiğimiz yıllarda Anadolu’da pek çok organize sanayi bölgesinde yaşananlar ortada. Yeraltı su seviyeleri düştü, kuyular yetmemeye başladı. Bazı tesisler vardiya kaydırdı, bazıları üretimi geçici durdurdu. Kimse bunu “kriz” diye manşete taşımadı ama tedarik zinciri sessizce aksadı.

* Çelikçi bilir; hadde hattı su ister.

* Plastikçi bilir; soğutma suyu yoksa kalıp çalışmaz.

* Gıdacı bilir; temizlik, hijyen, proses suyu olmadan üretim hayaldir.

* Tekstilci bilir; boya kazanı susuz dönmez.

Ama biz ne yaptık? Suyu hâlâ maliyet kalemlerinde “ucuz” başlığı altında tuttuk.

* Elektriği tartıştık,

* Doğalgazı tartıştık,

* İşçiliği tartıştık; suyu ise hep varsaydık.

İroni şurada: Bugün nadir element diye bildiğimiz her şeyin üretimi, suya bağımlı. Yani su olmazsa nadir element de kıymetsiz bir taş parçasına dönüşüyor. Ama su, element olmadığı için mi bilinmez, stratejik planlarda hep arka sırada kaldı.

Bir örnek daha vereyim. Lojistik.

Avrupa’da nehir seviyeleri düştüğünde, iç su taşımacılığı aksadı. Maliyet arttı, teslim süreleri uzadı. Bu bir çevre haberi gibi okundu ama sanayici için bu net bir tedarik zinciri kırılmasıydı. Hammaddenin zamanında gelmemesi, siparişin gecikmesi demekti.

Biz sanayiciler biliriz: Zincirin en zayıf halkası kadar güçlüsündür.

Bugün o halka, giderek daha fazla SU oluyor.

Yakın gelecekte rekabet avantajı; en ucuz hammaddenin peşinden koşanda değil, suyunu yöneten, geri kazanan, tasarrufu süreç tasarımına yediren işletmelerde olacak. Artık su, çevre broşürlerinin değil, yönetim kurulu gündemlerinin konusu olmak zorunda.

Su Bir Element Olmadığı İçin Mi Nadir Değil! Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemEvet belki SU periyodik tabloda yok. Ama üretim tablolarında, kapasite planlarında ve risk analizlerinde en üst satıra yazılmalı.

Çünkü sahada öğrendiğimiz bir gerçek var: Makine bekler, işçi bekler, sipariş bekler… Ama SUSUZ üretim beklemez.

Zafer URFALIOĞLU

Satınalma Dergisi Ocak 2026 Yıl: 14, Sayı:157

Kapak Satınalma Dergisi Ocak 2026

Değerli Yöneticiler, Sevgili Okurlarımız,

14. yıl ve 157. sayımızla yeni bir yıla merhaba diyoruz. Bu yolculukta bilgi ve deneyimleriyle dergimize güç katan yazar ailemize ve her sayımızda bizleri ilgiyle takip eden değerli okurlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.

2026’ya, küresel risklerin yoğunlaştığı ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde giriyoruz. Jeopolitik gerilimler, emtia piyasalarındaki oynaklık, su ve iklim kaynaklı riskler ileriyi görmeyi zorlaştırıyor. Buna finansal koşullardaki belirsizlikler ve yapay zekâ odaklı teknolojik dönüşüm de eklendiğinde, riskleri yönetmek daha karmaşık bir hâl alıyor.

Sürdürülebilirlik artık hem Türkiye’de hem de Avrupa Birliği tarafında iş yapma biçimini doğrudan etkileyen bir çerçeve. AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması adımı, özellikle AB’ye ihracat yapan firmalar için ürünlerin gömülü karbonunu izleme ve raporlama ihtiyacını öne çıkarıyor. Türkiye’de ise sürdürülebilirlik mevzuatı derinlik kazanıyor. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) Yönetmeliği ve Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği sürecin kritik bileşenleri gibi duruyor. Ocak sayımızda Sn. Hüseyin Cahit Soysal ve Sn. Gül Saldıraner’in bu alandaki değerlendirmelerini dikkatle inceleyeceğinizden eminim.

Önümüzdeki dönemde fiyat, kalite ve teslimat kadar karbon ayak izi ve mevzuata uyum da satın alma ve tedarik zinciri kararlarında belirleyici olacak.

Şirketler için Eğitim Programları

Şirketlerin ihtiyaçlarına özel tasarladığımız eğitim programlarımızla hem güncel iş dünyası risklerine hem de geleceğin yetkinliklerine odaklanıyoruz.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ve Yeşil Satınalma (ISO 20400) Eğitimi ile şirketlerin sürdürülebilirlik yolculuğunda, sürdürülebilir tedarikçi ekosisteminin geliştirilmesi ve ESG kriterlerinin şartnamelerden sözleşmelere uzanan revizyonlarında rehberlik ediyoruz.

Satınalma Süreçlerinde Denetim ve Suistimal Önleme Eğitimi kapsamında satınalma operasyonlarında suistimal risklerini, iç kontrol yapısını, sözleşme ve ihale dokümanlarının iç denetim perspektifinden incelenmesini örnek vakalarla çalışıyoruz.

Satınalma ve Tedarik Zincirlerinde Yapay Zeka Uygulamaları Eğitimi ile de operasyonların dijitalleşmesi ve AI etkilerini sorguluyoruz.

e-Dergi Aboneliğinizi Başlatın, Ekibinizi Güçlendirin

Şirket (departman) ve profesyonel e-Dergi üyelik seçeneklerini incelemek için satinalmadergisi.com’daki dijital işlem merkezimizi ziyaret edebilirsiniz.

Güzel bir yıl dilerim. Keyifli okumalar,

Prof. Dr. Murat Erdal
Editör
editor@SatinalmaDergisi.com

Satınalma Dergisi Ocak 2026: https://learning.buyernetwork.net/dergiler 

Kapak Satınalma Dergisi Ocak 2026
Satınalma Dergisi Ocak 2026 sayısını Buyer Network Öğrenme Merkezi üzerinden okuyabilirsiniz.

Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları Aşıyor

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları AşıyorGlobal Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Venezuela’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervlerinin teorik parasal büyüklük açısından dünyanın en yüksek yer altı kaynak potansiyelleri arasında yer aldığını, ancak bu büyüklüğün ekonomik değere dönüşmesinin yüksek maliyetler, uzun yatırım süreleri ve altyapı eksiklikleri nedeniyle sınırlı kaldığını ifade etti.

Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervinin yaklaşık 303 milyar varil düzeyinde bulunduğu belirtiliyor. Rezervlerin büyük bölümünün, ülkenin doğusunda yer alan Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki ekstra ağır petrol sahalarında yoğunlaştığı kaydediliyor. Güncel petrol fiyatları esas alındığında, söz konusu rezervlerin brüt parasal karşılığının yaklaşık 19,3 trilyon dolar seviyesinde olduğu hesaplanıyor.

Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki petrolün büyük ölçüde ekstra ağır nitelikte olması, üretim sürecini teknik ve mali açıdan daha karmaşık hale getiriyor. Bu tür petrolün üretiminde seyreltici kullanımı, özel üretim teknikleri ve rafineri yatırımları gerekiyor. Ekstra ağır petrol üretiminde varil başına 0,25–0,35 varil seyreltici kullanıldığı, bunun da varil başına 5–10 dolar ek maliyet yarattığı belirtiliyor.

Uzman analizlerine göre Orinoco Kuşağı’nda teknik üretim maliyetleri 12–18 dolar/varil, toplam nakit başa baş noktası ise 35–45 dolar/varil aralığında bulunuyor. Bu maliyet yapısı, Venezuela petrolünün uluslararası piyasalarda Brent petrolüne kıyasla iskontolu işlem görmesine neden oluyor.

Petrolün yanı sıra Venezuela’nın doğal gazda da önemli bir potansiyele sahip olduğu ifade ediliyor. Ülkenin kanıtlanmış doğal gaz rezervi 5,7 trilyon metreküp düzeyinde bulunurken, bu miktarın brüt parasal karşılığının yaklaşık 800 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Buna karşın yıllık doğal gaz üretiminin 30 milyar metreküpün altında kalması, gaz kaynaklarının büyük ölçüde ekonomik değere dönüştürülemediğini ortaya koyuyor.

Petrol üretimindeki uzun vadeli gerileme dikkat çekiyor. Venezuela’nın günlük petrol üretimi 1998’de 3,4 milyon varil, 2015’te 2,6 milyon varil seviyesindeyken, 2020’de yaklaşık 400 bin varile kadar geriledi. Son dönemde toparlanma eğilimi görülmesine rağmen üretimin 850 bin–900 bin varil/gün bandında bulunduğu belirtiliyor.

Uzman değerlendirmelerinde bu düşüşte yetersiz yatırım, bakım eksikliği ve altyapı sorunlarının etkili olduğu ifade ediliyor. Üretimin sürdürülebilir biçimde artırılabilmesi için boru hatları, depolama tesisleri ve ihracat terminallerini kapsayan önümüzdeki 10 yılda 15–20 milyar dolarlık yeni yatırım ihtiyacına dikkat çekiliyor. Bu yatırımların hayata geçirilmesi halinde Orinoco Kuşağı’nda günlük 500 bin varillik ilave üretim artışı sağlanabileceği öngörülüyor.

Petrol fiyatlarına bağlı senaryolara göre bu ölçekteki yatırımların geri dönüş süresinin 6–10 yıl arasında değiştiği, fiyatların daha yüksek seyrettiği dönemlerde geri dönüş süresinin kısaldığı, düşük fiyat ortamında ise yatırımların daha uzun vadeye yayıldığı belirtiliyor.

Uluslararası mali kuruluşların değerlendirmelerine göre petrol projelerinde devletin toplam payı genellikle yüzde 60–80 aralığında bulunuyor. Bu çerçevede Venezuela’nın 19,3 trilyon dolarlık brüt petrol değerinin uzun vadede yaklaşık 3,8–7,7 trilyon dolarlık kısmının kamu gelirine dönüşebileceği hesaplanıyor.

Yaklaşık 28 milyon nüfusa sahip ülkede bu rakamlar, kişi başına teorik olarak 714 bin dolar düzeyinde bir yer altı değerine işaret ederken, ekonomik olarak hayata geçirilebilecek payın 70–180 bin dolar bandında kaldığı ifade ediliyor.

Öte yandan Orinoco Kuşağı’ndaki ekstra ağır petrolün yüksek karbon yoğunluğu da uzun vadeli riskler arasında yer alıyor. Küresel karbon fiyatlaması senaryolarında bu durumun Venezuela petrolü için varil başına 10–20 dolar ek maliyet oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Venezuela örneğinin yer altı zenginliği ile ekonomik refah arasındaki farkı ortaya koyduğunu belirterek, trilyonlarca dolarlık teorik potansiyele rağmen bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesinin yüksek sermaye ihtiyacı, uzun yatırım süresi, teknoloji ve güçlü kurumsal yapı gerektirdiğini ifade etti.

Yöneticiler Için Stratejik Müzakere Eğitimi Haber Venezuela’nın Yer Altı Kaynaklarının Teorik Değeri 20 Trilyon Doları AşıyorVatansever, haber dosyasında yer alan verilerin Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekibi tarafından Reuters, ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA), ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), Wood Mackenzie, OPEC, Argus Media, IMF ve Dünya Bankası verilerinin karşılaştırmalı analiziyle derlendiğini bildirdi.

 

 


MÜZAKERE TEKNİKLERİ VE PAZARLIK BECERİLERİ MAKALELERİ
“Taktikler bazen pazarlık sürecinin başı, bazen ortası bazen de sonunda etkilidir.”

PAZARLIK MASASI ve PAZARLIK TAKTİKLERİ

“If you are not at the table, you are on the menu”.

PAZARLIK BECERİ ANKETİ

MÜZAKERE & PAZARLIK EĞİTİM TESTLERİ

Dijital Raflardan Kapıya: Çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun Ölçümü

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 Gündem

Dijital Raflardan Kapıya: Çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun Ölçümü

Dr. Ulduz AZAD

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemHizmet yönetimini ve pazarlamayı anlamak için, hizmetin sadece bir “sonuç” değil, aynı zamanda tüketilen bir “süreç” olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fiziksel bir mal aldığımızda üretimin sonucunu tüketiriz; ancak hizmet alırken üretim sürecinin bizzat parçası oluruz. Özellikle çevrimiçi perakendecilikte bu süreç, Klaus ve Maklan’ın (2012) çalışmalarında da belirttiği gibi üç ana boyutta şekillenir: Satın Alma Süreci, Teslimatın Sonucu ve Telafi Performansı.

 

Birinci Boyut: Süreç Tüketimi ve Satın Alma Deneyimi

Müşteriler, çevrimiçi etkileşim sayesinde artık hizmet sürecinin sadece izleyicisi değil, aktif birer oyuncusudur. Thakur ve Srivastava’nın (2015) vurguladığı gibi, ürünlere her an her yerden ulaşabilmek, alışverişi zaman tasarrufu sağlayan pratik bir deneyime dönüştürür. Bu aşamada müşterinin beklentisi nettir:

  • Güven: “Kart bilgilerim ve kişisel verilerim güvende mi?”
  • Kullanıcı Arayüzü: Platform kullanıcı dostu mu?
  • Bilgi Tutarlılığı: Ürün açıklamaları ve görseller gerçeği yansıtıyor mu?

Arama çubukları, filtreler ve yorumlar, müşterinin karar verme sürecini hızlandıran araçlardır. Müşteri, fiziksel mağazadaki gibi ürüne dokunamaz; bu yüzden “süreç kalitesi” ürünün kendisi kadar önemlidir.

 

İkinci Boyut: Teslimat Anı (Sonuç Kalitesi)

Sipariş tamamlandığında “sanal” etkileşim, kapı ziliyle “gerçek” bir deneyime dönüşür. Hizmet yönetimi literatüründe buna “Sonuç Kalitesi” denir. Müşteri teknik olarak ne elde etti?

  • Doğru ürün geldi mi?
  • Teslimat zamanında yapıldı mı?
  • Ürünlerin tazeliği ve durumu nasıl?

Çevrimiçi perakendeciliği mağazacılıktan ayıran en kesin çizgisi buradadır: Mağazada mutsuz bir müşteriyi yüz ifadesinden veya ses tonundan anlayabilirsiniz. Ancak çevrimiçi dünyada, müşteri şikayet etmediği sürece sessizce terk eder. Bu yüzden teslimat süreci, tedarik zincirinin “Altı Doğru” kuralına (Doğru ürün, doğru yer, doğru zaman, doğru miktar, doğru durum, doğru fatura) sıkı sıkıya bağlı olmalıdır.

 

Üçüncü Boyut: Telafi Performansı (Kriz Yönetimi)

Hata kaçınılmazdır; önemli olan hatayı nasıl yönettiğinizdir. Collier ve Bienstock (2006) ile Zemke ve Bell (2000) gibi araştırmacıların altını çizdiği üzere, etkili bir “Hizmet Telafisi”, kusursuz bir hizmetten bile daha fazla sadakat yaratabilir.

Bir sipariş geciktiğinde veya yanlış ürün gittiğinde devreye giren mekanizma şudur: “Önce insanı düzelt, sonra sorunu.”

  • Süreç Hataları: Kaba bir müşteri temsilcisi veya yanıt vermeyen bir canlı destek sistemi.
  • Sonuç Hataları: Yanlış veya bozuk ürün teslimatı.

Müşteriler, bir sorun yaşadıklarında firmanın bu sorunu çözmek için gösterdiği “çabayı” ve “hızı” satın alırlar. Başarılı bir telafi süreci (iade kolaylığı, hızlı geri ödeme, samimi bir özür), müşterinin zihnindeki negatif algıyı silmekle kalmaz, markaya olan güveni perçinler.

Dijital Raflardan Kapıya çevrimiçi Perakendecilikte Müşteri Deneyiminin 3 Kritik Boyutun ölçümü Satınalma Dergisi 7 Gün 7 GündemOnline perakendecilikte başarı sadece kaliteli ürün satmakla değil, ürünü seçerken yaşanan dijital kolaylıkla, olası bir sorun durumunda gösterilen iade hassasiyetiyle ve “Deneyimi Bütünsel Yönetmek” ten gelir. Müşteri yolculuğu, siparişle başlayan, teslimatla somutlaşan ve olası sorunların çözümüyle taçlanan bir bütündür. Unutmayın, iyi bir telafi, kaybedilmek üzere olan bir müşteriyi markanızın savunucusu yapabilir.

Dr. Ulduz AZAD