Entertech İstanbul Teknokent, Gamenter Uluslararası Hızlandırıcı Programıyla Türk Oyun Sektörünü Globale Taşıyor!

Türkiye’nin en önemli araştırma üniversiteleri İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nın ortak olduğu Entertech İstanbul Teknokent, Türk girişimcilerini globale taşıma hedefiyle faaliyetlerine devam ediyor. Entertech çatısı altında Temmuz 2023’te açılan oyun kümelenmesi Gamenter kapsamında, KOSGEB desteğiyle düzenlenen Gamenter Uluslararası Hızlandırıcı Programı ile Türkiye’nin dört bir köşesinden 6 önemli oyun stüdyosu Avrupa’ya açılıyor. Program kapsamında Türk oyun stüdyolarına, 5 hafta boyunca, Almanya Köln’ü merkez alarak tüm Avrupa’daki yatırımcı, yayıncı ve müşterilere erişim imkanı sağlanacak.

Dr. Muhammed Kasapoğlu, Entertech Genel Müdürü

Entertech Genel Müdürü Dr. Muhammed Kasapoğlu; Gamenter oyun kümelenmesinin, Türkiye’yi küresel oyun endüstrisinin önde gelen bir oyuncusu haline getirmek için gerekli altyapıları sağlayan ve iş birliğine teşvik eden ağları oluşturarak sektördeki tüm paydaşları bir araya getiren bir platform olduğunu belirtti. Gamenter’da yürütülen Uluslararası Hızlandırıcı Programlarının önemine dikkat çeken Kasapoğlu, bu programların yabancı yatırımcıları ülkemize çekme konusunda çok önemli olduğunu vurguladı.

Avrupa’nın önde gelen oyun ekosistemi sağlayıcılarından Spielfabrique iş birliği ile yürütülen Gamenter Uluslararası Hızlandırıcı Programında Türk oyun stüdyolarına, kapsamlı eğitim, mentorluk ve danışmanlıklar verilerek iş ağı oluşturma etkinliklerine katılım imkanı sağlanıyor.

Programa katılan Türk oyun stüdyoları:

Tiplay Studio: Denizli merkezli Tiplay, küresel olarak sürdürülebilir bir oyun ekosistemi oluşturma vizyonu ve sektör tecrübesine sahip kurucuları ile daha ilk yılında 20 Milyon indirme gibi etkileyici bir rakama ulaşmıştır.

Umuro Game: Çanakkale merkezli Umuro Game, Türk ve Avrupa tarihinden karakterleri baz alan oyunlar başta olmak üzere her türden oyun yayınlama kapasitesine sahip olup oyunları 22 Milyon’dan fazla tekil kullanıcıya ulaşmıştır.

NoExit Games: Ankara merkezli NoExit Games, yapay zekayı oyun mekaniğinin merkezine yerleştiren yenilikçi ve yaptığı oyunlar ile insanların kalplerine dokunarak günlerini güzelleştirmeyi hedefleyen bir mobil oyun stüdyosudur.

Negentra: Eskişehir merkezli Negentra, VR, blockchain ve yapay zeka teknolojilerini kullanan, son derece etkileşimli ve rekabetçi oyunlarda uzmanlaşmış uçtan uça bir stüdyodur.

Core Game: İstanbul merkezli Core Game, verilere, kullanıcı deneyimine ve sektör trendlerine dayalı, güçlü bir ekip ile desteklenen yenilikçi mobil oyunlar geliştiren özel bir oyun stüdyosudur.

Compactive: İstanbul merkezli Compactive, hayal gücünü gerçeğe dönüştürme misyonuyla sanatsal detaylara önem veren mobil oyunlar ve oyun teknolojileri geliştirmektedir.

30 Ekim’den 3 Aralık’a kadar sürmesi planlanan program, Almanya’nın Köln kentindeki ESL ofisinde oryantasyon eğitimleri ile başladı. Oyun içi reklam, oyunda büyüme stratejileri, Avrupa’da girişimcilik, şirketleşme ve yatırım ortamı gibi eğitimlerin yanı sıra 3 Kasım Cuma günü Hollanda Rotterdam’daki Cambridge Innovation Center (CiC) ziyaret edilerek iş ağları genişletildi. Katılımcılar ayrıca Ubisoft ve EA Games gibi sektör devlerini ziyaret etme fırsatına da sahip olacak. Ayrıca, Türk oyun ekosistemi, Game Zone Dortmund, NRW Games Developer Meet Up ve Deutsche Entwickler Preis gibi çeşitli etkinliklerde sergilenecek. Program, Türk oyun stüdyolarının eserlerini Avrupalı yatırımcılara, yayıncılara ve müşterilere sunacağı ve 7 Aralık 2023’te düzenlenmesi planlanan Demoday etkinliği ile taçlanacak.

Gamenter, Türk oyun ekosistemini geleceğe taşıma ve Türkiye’yi küresel oyun arenasında dinamik bir merkez haline getirme vizyonu ışığında nitelikli çeşitlilik ile büyümeye devam ediyor.

 

İhracatçının Sancısı – Dış Ticarette Hangi Bankalara Güven Duyalım ? – Bölüm 8

GÜVEN DUYULACAK BANKALAR

Banka denince basiretli ve güven duyulan tacir gibi davranan finans piyasasının vazgeçilmez kurumları akla gelir. Müşterilerinin hiçbir konuda tereddüt etmeden kapısından içeri girdiği kurumlardır bankalar.

Öyle ki;

Bir kişi, etrafındaki insanlara tam güven duymasa da kendi bankasına güven duyup tüm finansal sırlarını bankacısıyla paylaşır.

İşte tüm kesimlerin tereddütsüz güven duyacakları kurumlardan bir tanesi kuşkusuz ki bankalardır.

 

HANGİ BANKALARA GÜVEN DUYALIM?

Ortak menfaatleri koruyabilen bankalar güven duyulacak bankalardır. Sırdaş, güvenli uzun vadeli iş ilişkilerine önem veren bankalar. Güven duyulacak bankalardır.

BANKALARIN ULUSLARARASI TİCARETTEKİ GÖREVLERİ NEDİR?

Ülkeler farklı olunca farklı yapıda insanları ve tacirleri görmek olasıdır. Farklı ülkelerde bulunan gerek ithalatçı, gerekse ihracatçılar bankalar olmasaydı nasıl ticaret yapardı acaba? Malını satmak isteyen ihracatçı konumundaki gerçek veya tüzel kişiler mallarını ithalatçıya teslim ederken dahi sıkıntı yaşarlardı ola ki bankalar devrede gerçek kişi olmasaydı. İhracatçı malları ile birlikte ithalatçının bulunduğu yere gelir, malını teslim etmesi gerek ama nasıl teslim edecek? Malını teslim ettiğinde malın parasını nasıl alacak? Malın parasını alsa dahi bu parayı kendi ülkesine nasıl getirecek? Parayı beraberinde kendi ülkesine götürmek isteyen ihracatçıyı nasıl bir riskin beklediğini düşünmek dahi istemiyorum. İhracatçının hem parası, hem de hayatı risk içinde değil midir sizce? Çok bilinmeyenli denklem adeta…

Farklı bir kurgulama yapalım;

İhracatçı satacağı malı ithalatçıya verir, karşılığında farklı bir ürün alır. Mal takası (Barter) olur. Her zaman mal takasının olamayacağı durumlarda mal karşılığı para devreye girdiğinde riski de beraberinde getirecektir.

Malın para ile değiş tokuş edildiği hallerde ihracatçı parayı teslim aldığında şu risklerle karşılaşacaktır;

  • Paranın taşıma riski, Paranın değerini koruma veya değer yitirme riski, Paranın sahte olma riski, Paranın çalınma riski, İhracatçının hayati riski

ULUSLARARASI TİCARETTE YA BANKALAR OLMASAYDI?

Tüm bu olasılıkları bir dış ticaret işleminde “bankalar olmasaydı ne olurdu?” diye sorduktan sonra yazdım.

Altını kalın çizgilerle çizmek gerekirse bir dış ticaret işleminde bankalar olmazsa, maalesef dış ticaretin olabileceğinden pek söz edilemez.

DIŞ TİCARETTEKİ BANKALARIN VARLIĞI

Bir dış ticaret işleminde ithalatçı ve ihracatçının birbirlerine güvenmeme sorunu, bir bankanın aracılık etmesiyle ile çözümlenir.

Dış ticaretin tarafları birbirlerine her zaman güvenmek zorunda olmasalar da tedbirli davranmalarını gerektirecek pek çok neden vardır. İthalatçı, ihracatçısına güvense, direk olarak mal bedelini ihracatçının avucuna sayar ve ihracatçının malını teslim etmesini bekler. Ya da ihracatçı güvene dayalı olarak malını ithalatçıya gönderir, ithalatçı malı alır, satar, sonrasında ihracatçıya mal bedelini öder. İşte bunlar tıpkı masallarda olduğu gibi saf güvene dayalı ilişkiler olsa da dış ticaretin gerçeği böyle söylemiyor. İthalatçı veya ihracatçıların neden para batırdıklarına dair hikâyelerini dinlediğinizde özetle taraflar bankaları kullanmadan birbirlerine ya para ödemişler, ya da mallarını teslim etmişler.

Sonuçta ya para, ya da mallar buharlaşmıştır.

BANKALARIN VARLIĞI

Tacirlerin dış ticaret yapabilmeleri için bir bankanın varlığı tartışmasız var olmalıdır. İthalatçı ve ihracatçı birbirlerine tam olarak güvenmeseler de, bankalar taraflara gereken güveni verir.

BANKALAR GEREKTİĞİNDE GARANTÖR OLUR

Bankaların taraflara gereken güveni verirken; İhracatçının mal bedelini alabilmesi için ihracatına aracılık eder, gerekirse mal belinin tahsiline ilişkin garantör olur.

Her hizmetin karşılığında bir maliyet ve masraf vardır. Bankalar da verdikleri hizmetler karşısında taraflardan belli bir miktar komisyon (faiz dışı gelir) almaları ticaretin bir kuralıdır. Çünkü bankalar olmadan zaten bir dış ticaret işlemi sağlıklı yürütülemeyecekti. Bankalar tacirlere bir hizmet verebilmek için gerek personel, gerek eğitim, gerek sistem, gerekse şube ve muhabir ağları için bir maliyet ödemektedirler.

Dış ticaret tacirlerinin çok iyi bilmeleri gereken bir şey varsa; bankalarına güven duymaları, bankalar olmadan dış ticaret işlemi olmayacağı, bankalar dış ticaret işlemlerinde yönlendirici rol üstlenir, bankalar adeta tacirlerin asla vazgeçemeyecekleri birer elemanı gibidir, bankalar sizlere bilgi verir, bilgisi olan güçlüdür, bilgisi olanın bileği bükülemez.

Siz bankalarla daha güçlüsünüz.

Bu yüzden diyorum ki bankalar dış ticaretin ayrılmaz bir parçası olup, bankalar olmaz ise dış ticaretinizin lastiği patlar.

Bankaların misyonu sizlere kusursuz hizmet sunmak, sizinle sinerjik olmak olup bankalar asla sizin karşınızda kuruluşlar değildir.

BANKALAR SAYGIN KURULUŞLARDIR

Bankalar saygın kuruluşlar olup uluslar arası pazarlarda şahsi itibar ve saygınlığınızın yetersiz kaldığı durumlarda siz ithalatçı ve ihracatçılar, bankaların saygınlığını belli bir komisyon karşılığında kullanıp, mal alımlarınız için akreditif açtırıp, ihale ve süreklilik arz eden işleriniz için yurt dışına garanti gönderip, vadeli olarak alacağınız mallar için borcunuza karşılık imzalayacağınız poliçenize kefil, garantör olarak görmüyor musunuz ?

Bankalarınıza güvenin, onlar sizin destekçiniz, rehberiniz, adeta vazgeçemeyeceğiniz bir elemanınız, danışmanınız gibidir. Bankalar size karşı hata yapamazlar. Hata yapan bedel öder. Bankalar yaptıkları hizmetten, üstlendikleri öylesine nadide misyonlarından dolayı aldıkları masraf, komisyon, faiz dışı gelir kalemlerinin kontrolü kendi denetçileri olan müfettiş ve iç kontrol mensupları tarafından yapılmakla birlikte BDDK tarafından konulan kurallara harfiyen uymak durumundalar.

AL TAKKEYİ VER KÜLAHI 

Bilhassa dış ticaret işlemlerinde müşteri talimatlarına uymayan bankalar olabilir mi? Elbette vardır ancak ülkemizde bu tanıma uyan bir bankanın varlığı asla söz konusu değildir. Böylesi bankalar olsa olsa ülke riski yüksek olak ülkelerdeki bankaları arasında yer alır düşüncesindeyim.

Düşünceden de öte, danışmanlığım sürecinde işte bu bankalardan sıkıntı çekiyoruz.

Kendi başına buyruk, kural tanımaz ICC kurallarını tamamen askıya almış bankalardan söz ediyorum.  Bu bankalar için her şey çok kolay işliyor. Suistimal yapıyorlar ve ardından ihracatçının bankasının hiçbir mesajına yanıt vermiyorlar.

Maalesef…

REŞAT BAĞCIOĞLU

ICC Uluslararası Ticaret Odaları

Türkiye Milli Komitesi

Türkiye Bankacılık Komite Başkanlığı üyesi

Körfez Ülkeleri Yatırımcıları ve Türk İş Dünyası İstanbul’da Buluştu

Körfez Ülkeleri’nden İstanbul’a Akın

Uluslararası İşbirliği Platformu (International Cooperation Platform) ile Körfez Araştırma Merkezi (Gulf Research Center) tarafından gerçekleştirilen Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC)-Türkiye Ekonomik Forumu, Körfez Ülkeleri ve Türk iş dünyasının yoğun katılımı ile gerçekleşti. Türkiye’de yapılan en önemli zirvelerden bir tanesi olduğunu, zirvenin Körfez ve Türkiye iş dünyasını bir araya getirdiğini ifade eden UİP Kurucusu ve Başkanı Cengiz Özgencil, Körfez Ülkeleri’nden A ve B statüsündeki 136 iş insanının, Türkiye’den ise 146 iş insanının katıldığını söyledi. 

Körfez Ülkeleri yatırımcıları ve Türk iş dünyası 12-13 Kasım’da İstanbul’da gerçekleştirilen Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC)-Türkiye Ekonomik Forumu’nda bir araya geldi. Körfez İşbirliği Konseyine bağlı ülkelerin bakanları, bakan yardımcıları, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ve çok sayıda bürokratın katıldığı toplantıda katılımcı ülkelerin tarım, gıda, altyapı, ulaşım, lojistik, turizm, finans, yatırım, sanayi ve enerji alanlarında faaliyet gösteren şirketlerin yetkilileri de hazır bulundu.

Ülkeler Arası İş Birliğinin Gelişimine Destek 

Forumun bölge ülkeleri ile Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğinin geliştirilmesine yardımcı olmak adına düzenlendiğini belirten UİP Kurucusu ve Başkanı Cengiz Özgencil, zirveye üst düzey iş insanı ve bakan düzeyinde katılımın sağlandığını ve yoğun B2B görüşmelerinin olduğunu kaydetti. Özgencil, GCC-Türkiye Ekonomik Forumu’nun Türkiye’de yapılan en önemli zirvelerden bir tanesi olduğunun altını çizdi.

Zirveye yoğun katılım olduğunu söyleyen Özgencil, zirvenin hem genel akışı hem de arka planda B2B odalarında iş insanlarının bir araya gelip görüşmeler yapması, kamu bağlamında da bakanların bir araya gelip görüşmeler yapması ile çok verimli geçtiğini kaydetti. Özgencil, “Özellikle ülkemizdeki çok değerli iş insanları yoğun bir şekilde katılım sağladı. Büyük firmaların CEO düzeyinde katılımı oldu.” ifadelerini kullandı.

“Özel Sektörün Diplomasi Görevi Var”

Cengiz Özgencil sözlerini şöyle sürdürdü; “Her şeyi devletten beklememek lazım. Devlet tabii ki hem iş dünyası hem de vatandaş için koruyucu bir çatı. Özel sektör dünyadaki her ülkede bir diplomasi de yapıyor, sadece iş bağlantısı yapmıyor. Bir diplomasi görevi de var.  GCC-Türkiye Ekonomik Forumu’nda özel sektörün birbirleriyle olan görüşmelerinde üzerlerine düşen görevi fazlasıyla yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü katılımın bu kadar yoğun ve üst düzey olması çok değerli bakanlarımızın uzun soluklu, çok detaylı konuşmalar yapması ve bu konuşmaları yaparken de hazırladıkları bir takım programları salona yansıtmaları çok değerliydi. Katılımcılar da bunlardan çok etkilendi.”

Sürdürülebilirlikte Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü

Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), çevresel ve sosyal zorlukları farklı açılardan ele alarak sürdürülebilirlikte kritik bir rol oynamaktadır. Bunu yaparken savunuculuk, hizmet sunma, araştırmalar, yenilik ve ortaklıklar dahil olmak üzere birçok faaliyet gerçekleştirirler.

STK’lar çevresel ve sosyal konularda farkındalığın artırılmasında ve sürdürülebilir politika ve uygulamaların savunulmasında etkili olabilmektedir. Bunu, halk eğitim kampanyaları, medyaya erişim ve hükümetler ve işletmelerle lobi faaliyetleri de dahil olmak üzere çeşitli kanallar aracılığıyla yaparlar. Örneğin, Çevre Savunma Fonu iklim değişikliğine karşı mücadelede geçtiğimiz yıllarda öncü bir ses olmuştur. İklim değişikliği bilimi üzerine çığır açan araştırmalar yürütmüş ve çözümler geliştirmek ve uygulamak için hükümetler ve işletmelerle birlikte çalışmışlardır. Yine Greenpeace çevrenin korunması konusunda da aktif bir savunucudur. Çevresel ihlalleri ortaya çıkarmak için doğrudan eyleme geçebilme potansiyeline sahip olan kuruluş, doğrudan hükümet politikalarında değişiklik yapılması için kampanyalar yürütmektedir.

STK’lar sürdürülebilirlik bağlamında insanların ve toplulukların daha sürdürülebilir yaşamalarına yardımcı olacak çeşitli hizmetler sunmaktadır. Yenilenebilir enerji kurulumu, sürdürülebilir tarım eğitimi ve çevre eğitimi programları gibi girişimleri sayabiliriz. Günümüzde birçok STK, ormanları ve diğer doğal alanları korumak için arazi sahipleriyle birlikte çalışmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir ormancılık uygulamalarına ilişkin araştırmalara da finansman desteği sağlayan STK’lar da vardır. Bunlara en iyi örnek Sierra Club’tır. Sierra Club, enerji tüketiminin nasıl azaltılacağı ve daha sürdürülebilir yaşam konusunda eğitimler vermektedir. Ayrıca insanlara doğada vakit geçirmenin faydalarını öğreten açık hava rekreasyon programları da geliştirmektedir.

STK’lar sürdürülebilirlik sorunlarına yönelik araştırma yapma; yeni teknolojiler ve çözümler geliştirmede de önemli bir etkiye sahiptir. Bulgularını kamuoyuyla ve diğer kuruluşlarla paylaşan STK’lar hükümetlere bu konuda önemli bilgiler sağlamaktadır. Örneğin, Dünya Kaynakları Enstitüsü iklim değişikliği ve diğer çevre sorunları üzerine yakın geçmişte gerçekten çığır açan araştırmalar yürütmüştür. Ayrıca işletmelerin ve hükümetlerin çevresel etkilerini azaltmalarına yardımcı olacak araçlar ve kaynaklar geliştirmiştir. Bunun yanı sıra, Rainforest Alliance, sürdürülebilir ormancılık ve tarıma yönelik sertifika programları geliştirmektedir. Bu programlar tüketicilerin sürdürülebilir bir şekilde üretilen ürünleri tanımlamasına yardımcı olmaktadır.

STK’ların en önemli aksiyonlarından biri iş birlikleridir. Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için sıklıkla hükümetler, işletmeler ve diğer kuruluşlarla iş birliği içinde çalışmaktadır. Bu tarz iş birlikleri, çok sektörlü bir yaklaşım gerektiren karmaşık sürdürülebilirlik sorunlarının çözümü için en gerekli unsurlardan biridir. Bu konuya öncülük eden kuruluşlardan biri olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini uygulamak için hükümetler, işletmeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmaktadır. Aynı şekilde Clean Cooking Alliance, gelişmekte olan ülkelerde zararlı pişirme tekniklerinin ve ekipmanlarının kullanımını azaltmak için çalışan STK’lar, işletmeler ve hükümetler arasında kurulan bir ortaklık olarak görev yapmaktadır.

Zorluklar ve Fırsatlar

STK’lar sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarında önemli zorluklarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bunlar arasında sınırlı finansman, karar vericilere erişim eksikliği ve diğer kuruluşların rekabeti sayabiliriz. Fakat STK’ların önünde fark yaratmak için de birçok fırsat vardır. STK’lar faaliyetleri boyunca politika süreçlerini doğrudan etkileyebilmekte, sürdürülebilir işletmeleri ve toplulukları desteklemekte ve halkı sürdürülebilirlik konusunda eğitmek için uzmanlıklarından ve ağlarından yararlanabilmektedir.

STK’lar daha sürdürülebilir bir gelecek için değişimi yönlendirmede katalizör bir rol oynayabilmektedir. Bunu da şu şekilde yapabilirler:

  • Marjinal grupların sesi olma
  • Statükoya meydan okuma
  • Farklı sektörler arasındaki boşlukları kapatma
  • Yeni teknolojilerin ve çözümlerin benimsenmesini hızlandırma
  • Sürdürülebilirlik için kamu desteği oluşturma

Bireysel Katkılar

STK’lar daha sürdürülebilir bir gelecek mücadelesinde tüm paydaşlarla etkileşime girme potansiyeli olan önemli ortaklardır. Bireyler, kamu ve özel sektör kuruluşları STK’larla birlikte çalışarak her kesimin sağlıklı ve mutlu yaşamasına katkıda bulunabilir. Bu konuda yürütülen bireysel çalışmaları göz ardı etmemek gerekir. Zira, sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarında STK’ları destekleyebilmek için çeşitli yollar vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Kendimize hitap eden konular üzerinde çalışan STK’lara bağış yapmak
  • Zamanımızı ve becerilerimizi STK’lara gönüllü olarak ayırmak
  • STK’ların çalışmalarını farklı platformlarda duyurmak
  • Sürdürülebilirliğe kendini adamış işletmelerin ürün ve hizmetlerini satın almak
  • Sürdürülebilirliği destekleyen politikaları desteklemek

Dilek AŞAN

Korkusuz Organizasyon Nasıl Yaratılır ?

Liderlik uzmanı Amy Edmondson, korkusuz organizasyonu, “insanların psikolojik olarak kendilerini güvende hissettikleri, fikirlerini, geri bildirimlerini ve yapıcı eleştirilerini paylaştıklarında alay veya cezalardan korunmanın tadını çıkardıkları bir organizasyon” olarak tanımlıyor. Bunun olduğu yerlerde, firmalar daha iyi fikirlerden, daha fazla risk almadan, daha fazla öğrenmeden ve daha az yıkıcı karardan yararlanır. Bununla birlikte, çok az firma korkusuzluk sergiliyor. Liderlerin bilinçli ve bilinçaltı davranışları – eylemler, kelimeler ve hatta ince ipuçları dahil – alternatif görüşleri bastırır. Çalışanlar cahil görünmekten, başkalarını gücendirmekten, ilişkilere zarar vermekten veya işlerini kaybetmekten korktukları için fikir ve görüşlerini paylaşmazlar. Edmondson’ın otosansürün zararlı yansımalarına ilişkin bazen tekrar tekrar araştıran derin araştırması, liderlik, çalışan bağlılığı ve İK hakkındaki çalışmalara değerli bir katkıdır. Görüşleri her seviyedeki liderlere fayda sağlayacaktır. Liderler, önerdiği eylemleri gerçekleştirerek ekiplerini, bölümlerini ve organizasyonlarını ve çalışanlarının yaşamlarını önemli ölçüde iyileştirebilir.

Günümüz işletmeleri hakkında bazı tespitler

  • Günümüzde çoğu firma bilgi ve yaratıcılık konusunda rekabet etmektedir.
  • Sesini çıkaranları görmezden gelen, alay eden veya cezalandıran firmalar çalışanlarını susturuyor, böylece fikirleri, bilgi paylaşımını ve yeniliği yok ediyor.
  • Fikirleri ve yapıcı tartışmayı teşvik eden ve ödüllendiren firmalar, psikolojik güvenlik ortamları yaratıyor.
  • Psikolojik olarak güvenli çalışanlar korkusuz büyür. Meşgul olurlar, konuşurlar, risk alırlar ve firmanın hedeflerine ulaşmak için yatırım yaparlar.
  • İnsanların konuşmak için kendilerini güvende hissettikleri yerlerde, feci kararlar daha az sıklıkla ortaya çıkar.

Neler Yapabilirsiniz?

  • Çalışanlara hata ve başarısızlık beklediğinizi söyleyerek korkusuzluk yaratın.
  • Çalışanların yaşanılan aksilikleri öğrenme fırsatları olarak kullanmalarına yardımcı olun.
  • Yararlı, objektif ve kişisel olmayan geri bildirimleri teşvik ederek samimiyet ve güven oluşturun.
  • Tüm fikirleri ve geri bildirimleri, hatta kullanmadığınız girdileri bile takdir edin ve yanıtlayın.
  • Dinleyin, bilgi paylaşın ve herkesi tepkilerine ve fikirlerine katkıda bulunmaya davet edin.

Önce Güvenlik

İnsanların misilleme korkusu olmadan tepkilerini, görüşlerini ve yapıcı eleştirilerini paylaşmakta özgür hissettikleri, tüm fikirlerin, soruların ve geri bildirimlerin azarlamak veya alay etmek yerine takdir ve ciddi bir yanıt ortaya çıkardığı bir işyeri hayal edin. Yaratıcı veya bilgiye dayalı sektörlerdeki kuruluşların herkesin fikirlerine sahip olmaktan nasıl yararlanabileceğini hayal edin. Hemşireler sadece kendilerini güvende hissetmekle kalmaz, aynı zamanda diğer hemşireleri ve doktorları saygılı bir şekilde sorgulamak zorunda kalırlarsa, hastanelerin kaç hayat kurtarabileceğini hayal edin. Amerika Birleşik Devletleri’nin Columbia ve Challenger uzay mekiği felaketlerinden nasıl kaçınabileceğini hayal edin, eğer genç mühendisler endişelerini dile getirecek kadar güvende hissetselerdi.

“Psikolojik güvenlik, genel olarak insanların kendilerini rahatça ifade ettikleri ve kendileri oldukları bir iklim olarak tanımlanır.”

Çoğu kuruluş psikolojik güvenliğe sözde hizmet eder, ancak bunu sağlamaz. Bu, risk almayı, fikir paylaşımını ve titiz karar vermeyi caydırır. Korkusuz örgüt kültürlerinde, insanlar etik olarak konuşmak, bilgi ve fikirleri paylaşmak ve yapıcı geri bildirimler sunmak zorunda hissederler. Bu, çalışanlar arasında öğrenmeyi ve bilgi paylaşımını hızlandırır.

İçeriğin devamını görüntülemek için Öğrenme Merkezi Üyeliği gereklidir. Üye iseniz lütfen giriş yapınız. Henüz üye değilseniz üyelik satın alarak üyeliğinizi başlatabilirsiniz.
Hesap Oluştur

 

 

Satınalma Dergisi Kasım 2023, Yıl:11, Sayı:131

Satınalma Dergisi Kasım 2023, Yıl:11, Sayı:131

Değerli yöneticiler,

Bu sayımızda birbirinden değerli makaleler bulacaksınız. Katkı veren tüm yazar ailemize teşekkür ediyorum. Yıl sonu hızla yaklaşıyor. Hedefler gözden geçirilirken yeni yılın planlamaları hızla güncelleniyor. Satınalma ve tedarik zinciri yöneticileri belirsizlik ve riskleri değerlendirirken bizler de sizlere yardımcı olabilmek adına çalışmalarımıza hız veriyoruz. Sizlerle adım adım büyümekten büyük mutluluk duyuyoruz.

Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) Verileri Uyarı Veriyor

İmalat PMI

Ekim ayı Avrupa bölgesi İmalat PMI 43 olarak gerçekleşti. Üç büyük ekonomi verilerine baktığımızda; Almanya İmalat PMI 40,8 Fransa 42,8 ve İngiltere 44,8 seviyesinde oldu. Sanayi özelinde PMI verilerinin uzun bir süredir kritik eşik olan 50 seviyesinin altında olması dikkat çekici bir durum. Dikkatle takip etmemiz gerektiğine inanıyorum.

ABD İmalat PMI 50,6 seviyesinde. Bir önceki aya göre yukarı yönlü az bir mesafe aldığını söyleyebilirim. Fakat son derece sınırlı bir gelişim.

Konteyner Endeksleri

Drewry Konteyner Endeksi Kasım ayı ilk haftası itibariyle % 7 artarak 1.504 dolara yükseldi. Bu rakam pandemi öncesi dönemle kıyaslandığında % 6 daha fazla. Shanghai-Rotterdam ana güzergahı % 21 artarak 1.272 dolara geldi. Shanghai-Genova % 8 artarak 1.470 dolar oldu.

Baltık Konteyner Endeksi % 4 yükselerek 1217,28 dolara geldi. Endeks geçen yılın aynı döneminde 3.184,96 dolardı. Ana güzergahlardan Uzakdoğu / Çin – Akdeniz Endeksi FBX13  % 1 yükselerek 1.559,45 dolar oldu.

Yöneticiler için Tedarik Zinciri Gündem Klasörü

Yöneticilerimize her ay Tedarik Zinciri Gündem sunum klasörü gönderiyoruz. Verileri görsel olarak power point halinde sunuyoruz. E-posta adresinize düzenli gelmesini istiyorsanız egitim@satinalmadergisi.com a kısaca yazınız. Ücretsizdir.

2024 Yılı Şirket Eğitimleriniz İçin Doğru Teklifi Alın.

Tedarikçi performans değerlendirme eğitiminden müzakere ve pazarlık teknikleri eğitimine, endüstriyel pazarda satış yönetimi eğitiminden satınalma ve tedarik zincirleri eğitimine kadar uygun fiyatla eğitim hizmetleri sunuyoruz. Referanslarımıza güveniyoruz. Eğitim kataloğumuzu satinalmadergisi.com/egitim.pdf indirerek kurumsal ihtiyacınız için en doğru eğitimi alabilirsiniz.

Ekibinizi Geliştirin

E-Dergi Aboneliği ile Ekibinizin Yetkinliklerini Yükseltin

Ekibinizin mesleki ve yönetsel becerilerinin gelişimi için bir adım atın.
Departman olarak dergi arşivine (131 sayı), mesleki raporlarına ve gelecek bir yıl boyunca 12 sayıya erişim sağlayın. Dijital dergi aboneliği için https://satinalmadergisi.com/dijital-islem-merkezi/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Satınalma dergisi mesleki alanda büyük bir boşluğu dolduruyor. Satinalmadergisi.com web sitemiz, e-dergi ve tedarik zinciri gündem klasörlerini uzun süre takip ettiğinizde mesleki gelişim ve yönetsel becerilerinizde değişimi göreceksiniz.

Keyifli okumalar,

Prof. Dr. Murat ERDAL
editor@satinalmadergisi.com

Satınalma Dergisi Dijital Üyelik Seçenekleri için Tıklayınız: https://satinalmadergisi.com/dijital-uyelik-paketleri/

Dijital Üyeliğiniz Üzerinden Kasım 2023 sayısına ulaşmak için tıklayınız. 

Satınalma Dergisi Kasım 2023

 

İşe Alımdan Ayrılığa: Çalışan Yaşam Döngüsü

İş dünyasının dinamik yapısında, bir çalışanın organizasyon içindeki yolculuğu, ilk çekimden nihai ayrılığa kadar uzanan farklı aşamalarla işaretlenmiş, iyi düzenlenmiş bir senfoni gibidir. Çalışan Yaşam Döngüsü olarak bilinen bu karmaşık ve dinamik çerçeve, bir organizasyonun başarısının anahtarını elinde tutar. Her aşamada uygulanan farklı stratejiler hem çalışan hem de organizasyonun refahına giden yolu şekillendirmede oldukça önemli bir rol oynar. Bahsedilen çerçevenin temel girdileri “Cezbetme, Seçme, İşe giriş, Geliştirme, Bağlılık, Elde Tutma ve Ayırma” basamaklarından oluşur.

İlk basamak olan cezbetme, yüksek vasıflı çalışanları elde etmek isteyen organizasyonlar için kritik bir aşamadır. Doğru yeteneği çekmek; yetenek havuzları oluşturmayı, iyi hazırlanmış iş tanımları hazırlamayı ve organizasyonun sahip olduğu marka gücünden yararlanmayı içeren bir hazırlık gerektirir. İlk basamağın önemini anlamak için Forbes’tan Joshua Siler’in, iş arayanların %75’inin başvuru yapmadan önce bir şirketi araştırdığını ve %50’sinin maaş artışından ziyade şirketin itibarına öncelik verdiğini bulgulaması bunun ikna edici bir kanıtıdır. İkinci basamak olan seçme, başvuru sahibinin becerilerinin, bilgilerinin ve davranışlarının istenen pozisyona uygun olup olmadığını belirleyerek organizasyonlara geçiş kapısı görevi görür. Döngünün bu kısmı oldukça iyi yönetilmeli ve işe alım yapan kişilerin öznel yargılarına bırakılmamalıdır. Örneğin Kent State Üniversitesi’nden Dr. Levashina ve ekibinin araştırması, adayların başarılı bir şekilde seçilmesinde yapılandırılmış görüşmelerin üstünlüğünün altını çizmektedir. Bu yaklaşım, aday potansiyelinin göz ardı edilmesi, rastgele seçim, halo etkisine duyarlılık ve doğrulama yanlılığı gibi tuzakları azaltmaktadır. Bir sonraki basamak olan işe giriş, bir çalışanın organizasyon içindeki yolculuğunun gidişatını belirler. Etkili yönlendirme, iyi tanımlanmış roller ve mentorluk bu basamağın ayrılmaz bileşenleridir. Brandon Hall Group’un araştırması, güçlü bir işe alım sürecinin, yeni işe alınanların elde tutulmasını %82, çalışan üretkenliğini ise %70’in üzerinde artırdığını ortaya koymaktadır.

Tüm bu süreçlerden sonra mevcut çalışanları daha iyisi ve doğrusu için geliştirmek gerekir. Bu aşamada yer alan çalışan gelişimi, kariyer yolculuğu planlarının, eğitim fırsatlarının, performans değerlendirmesinin ve liderliğin ortaya çıktığı basamaktır. Ayrıca bu basamak çalışanlar için bir sonraki adım olan bağlılık aşamasında şirketler için oldukça değerli kazanımların elde edilmesini sağlar. Örneğin LinkedIn İşyeri Öğrenme Raporu, çalışanların %94’ünün öğrenme ve gelişimlerine yatırım yapan şirketlerde daha uzun süre kalma arzusunu ifade ettiğini ortaya çıkarmıştır. Bir sonraki basamak olan bağlılık, üretken bir iş gücünün diğer bir temel taşıdır. Açık iletişim, takdir, ödül, çalışanların refahı, katılım ve çeşitlilik organizasyon ve çalışanlar arasında güçlü bağlar oluşturur. Bu konuda Gallup’un İşveren Durum Raporu, organizasyona karşı bağlılık hissetmeyen çalışanların %85’inin, bir kuruluşun başarısına kayıtsız kaldığını ortaya koymuş dolayısıyla çalışan deneyimine sürekli yatırım yapılması ihtiyacının altını çizmiştir.

Bu aşamaların ardından, çalışanların elde tutulması gerekmektedir çünkü bu basamak organizasyon için istikrar ve büyümenin odağıdır. Elde tutma basamağı kariyer gelişimini, ikramiyeleri ve dengeli bir iş-yaşam ortamını vurgulamaktadır. İyi yapılandırılmış bir elde tutma stratejisi organizasyonu, yatırım yapılan çalışanların ayrılması sonucu ortaya çıkacak deneyim kaybına ve sürekli işe alım ihtiyacına karşı korumaktadır. Son olarak ise çalışanlara bir noktada elveda denmelidir. Emeklilik, istifa veya iş akdinin feshi fark etmeksizin, her çalışanın yolculuğu en sonunda ayrılık basamağına ulaşır. Organizasyonların itibarlarını korurken sorunsuz bir geçiş sağlayacak önlemler alması önemlidir. Bu noktada işten ayrılış görüşmeleri vasıtasıyla organizasyonlar geri bildirimler toplar ve diğer ekip üyelerini bu sürece dahil ederek bilgi aktarımı gerçekleşir. Eski çalışanlarla ilişkileri sürdürmek ve gelecekteki potansiyel işe alımlar için programlar oluşturmak tüm bu döngüyü tamamlar.

Çalışan Yaşam Döngüsünün inceliklerini anlamak, en iyi yetenekleri çekmekten bağlılıklarını korumaya kadar kurumsal başarı için oldukça önemlidir. Organizasyonlar, çalışanlarının büyümesini, katılımını ve uzun vadeli bağlılığını sağlayacak şekilde her bir basamağa yatırım yapması bir gereklilik haline gelmiştir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak organizasyonlar, ilgili döngünün her aşamasını optimize ederek yetenekli, bağlı ve yüksek performanslı bir iş gücü yaratabilir ve uzun vadeli başarılarını güvence altına alabilir.

Oğuzhan ÖZYİĞİT

Kariyer Öz-Değerlendirme için Kendinize Sormanız Gereken Sorular

Kariyerinizi etkili bir şekilde yönetmek için kendinizi iyi tanımanız gerekiyor. Güçlü yönlerinizi ve eksiklerinizi belirlemek, ihtiyacınız olan öğrenme fırsatlarını ve desteği ararken nereden başlayacağınızı bilmenize yardımcı olabilir. Bu kısa öz değerlendirme, becerilerinizi ve ilgi alanlarınızı yakalamaya başlamanıza ve başkalarından geri bildirim istemeye başladığınızda keşfedilecek alanları ortaya çıkarmanıza yardımcı olacaktır. Neyi iyi yaptığınızı ve nelerden en çok keyif aldığınızı bildiğinizde, elinizden gelenin en iyisini yapmanıza ve tatmin edici bir kariyer geliştirmenize olanak tanıyan fırsatları belirlemek daha kolay olur.

Sorular

Gelişimsel ihtiyaçlarınız ve hedefleriniz üzerinde düşünmenize yardımcı olması için aşağıdaki soruları kullanın. Bu değerlendirmeye periyodik olarak geri dönmek, kariyer yolunuz geliştikçe nerede olduğunuzu ve nereye gitmek istediğinizi anlamanıza yardımcı olacaktır.

İçeriğin devamını görüntülemek için Öğrenme Merkezi Üyeliği gereklidir. Üye iseniz lütfen giriş yapınız. Henüz üye değilseniz Dijital İşlem Merkezi üzerinden üyelik satın alarak hesabınızı oluşturabilirsiniz.
Hesap Oluştur

 

III. Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası’nın Kapanışı, Finlandiya Türkiye Büyükelçisi Sayın Pirkko Hamalainen ile Oldu

Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde attığı önemli adımları döngüsel ekonomi perspektifinden gündeme taşıyan ve küresel gündemdeki gelişmelerin değerlendirilmesine fırsat sağlayan III. Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası COP 28’in hemen öncesinde, 7 -8- 9 Kasım tarihlerinde İstanbul ve Ankara’da geniş bir katılımla gerçekleşti.

Finlandiya Türkiye Büyükelçisi Pirkko Hämäläinen yaptığı konuşmada “Finlandiya-Türkiye ortaklığımızda, döngüsel ekonomi ve karbon nötr olma konusundaki ortak çabalarımızda paylaşmaya istekliyiz. Uşak ve Paimio kentleri arasında tekstil sektörünün yeşil dönüşümünü hızlandırmaya yönelik şehir eşleştirme projemiz bunun güzel bir örneğidir ve bu tür iş birliklerinin artarak devam etmesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Ülkemizin döngüsel ekonomiye geçişini hızlandırmak amacıyla gerçekleştirilen Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası etkinliği DCube Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilirlik A.Ş. (DCube), Hedefler için İş Dünyası Platformu (B4G) ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) iş birliğinde bu yıl üçüncü kez düzenlendi.

Finlandiya BüyükelçiliğiBusiness Finland ve İstanbul Sanayi Odası’nın değerli katkıları ile düzenlenen III. Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası’nda Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde attığı önemli adımlar ve küresel gündemdeki gelişmeler COP28’in hemen öncesinde değerlendirildi. Hafta boyunca düzenlenen panel ve konuşmalarda, Türkiye ve çeşitli ülkelerden uzman ve iş dünyası temsilcileri tarafından; sürdürülebilir üretim, ikiz dönüşüm, üretim sürecinde karbonsuzlaşma, sürdürülebilir malzemeler, döngüsel ekonomi iş modelleri, döngüsel tedarik zinciri, yeşil satın alma, yeşil dönüşümde OSB’lerin rolü ve eko-endüstriyel alanlar konuları kapsamlı şekilde ele alındı.

Etkinliğin kapanışı 9 Kasım’da Finlandiya Türkiye Büyükelçisi Pirkko Hämäläinen, UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Müsteşarı, Yeşil Kalkınma ve Kapsayıcı Büyüme Bölüm Başkanı Sayın Virve Vimpari’nin katılımları ile TÜSİAD Ankara Temsilciliği’nde gerçekleştirildi.

Finlandiya Türkiye Büyükelçisi Pirkko Hämäläinen konuşmasında “Finlandiya şu anda ortak hedeflerimiz doğrultusunda iş birliği yapmak üzere kilit bakanlıkları, işletmeleri, kuruluşları, uzmanları ve bilim insanlarını bir araya getiren döngüsel ekonomi için yeşil bir anlaşma inşa ediyor. Bu iş birlikçi yaklaşımı Finlandiya-Türkiye ortaklığımızda, döngüsel ekonomi ve karbon nötr olma konusundaki ortak çabalarımızda paylaşmaya istekliyiz. Uşak ve Paimio kentleri arasında tekstil sektörünün yeşil dönüşümünü hızlandırmaya yönelik şehir eşleştirme projemiz bunun güzel bir örneğidir ve bu tür iş birliklerinin artarak devam etmesini diliyoruz.” diye konuştu.

UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton konuşmasında “İklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava felaketleri de dahil olmak üzere, israf alışkanlıklarımızın artan insani ve maddi maliyetlerini her gün gördüğümüzden dolayı döngüsel bir ekonomi yaratmak her zamankinden daha acil. Değerli doğal kaynaklarımızı tüketmeyi bırakmalı ve doğaya saygı duymayı öğrenmeliyiz. Azaltmak, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek, sahip olduğumuz tek gezegeni korumak için hayati yaklaşımlardır. Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası olumlu değişim için güçlü bir itici güç sağlıyor ve UNDP üçüncü kez bu etkinliğin düzenleyicisi olmaktan gurur duyuyor.” sözlerine yer verdi.

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Müsteşarı, Yeşil Kalkınma ve Kapsayıcı Büyüme Bölüm Başkanı Sayın Virve Vimpari, AB’nin Türkiye ile dekarbonizasyon yolculuğunda iş birliği yapmaya kararlı olduğunu ve ülkeye önemli teknik ve mali destek sağladığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: ”Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ve otomotiv sektöründe döngüselliğe ilişkin tekliflerin kabul edilmesiyle birlikte, net sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar 1990 yılı seviyelerine kıyasla en az yüzde 55 oranında azaltılmasına yönelik “Fit for 55” tedbir paketinin hâlihazırda gerçekleştirilmiş olduğunu belirtmekten büyük memnuniyet duyuyorum. AB artık ekonominin tüm kilit sektörlerini kapsayan yasal olarak bağlayıcı iklim hedeflerine sahip.”

TÜSİAD Bu Gençlikte İŞ Var ! Çalışma Grubu Başkanı, Zeynep Köksal Yaykıran konuşmasında “Döngüselliğin başarısı ilgili tüm paydaşların etkin iş birliğine ihtiyaç duyuyor. Bu bağlamda, TÜSİAD’ın da paydaşı olduğu Hedefler için İş Dünyası Platformu çerçevesinde üç senedir memnuniyetle katkı verdiğimiz Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası çevre ve döngüsellik konularını derinlemesine ele aldığımız önemli bir platform yaratıyor.” dedi.

Kapanış etkinliğinde yer alan Sürdürülebilir ve Döngüsel Ekonomiye Geçişte Kamunun Rolü ve Sürdürülebilir Bir Ekonomiye Geçişte Özel Sektörün Rolü ve Deneyimleri konulu panellerde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü Kıdemli Uzmanı Tuğba DenizÇevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Çevre ve Şehircilik Uzmanı Ece Dinsel, TÜSİAD Döngüsel Ekonomi ve Atık Yönetimi Alt Çalışma Grubu Başkanı Oğuzhan Akınç, Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Salih Zeki Poyraz ile İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Genel Sekreteri Konca Çalkıvik değerli görüşlerini katılımcılarla paylaştı.

Ayrıca, Yeşil ve Döngüsel Dönüşüm için İş Dünyasından Beklentiler ana başlığında ise BusinessEurope Döngüsel Ekonomi Görev Gücü Başkanı ve ESG Yöneticisi Satu Kaivonen ana konuşmacı olarak kıymetli bilgiler verdi.

Yapay Zekâ Destekli Metaverse Dünyaları

“Metaverse, sadece oyun değil, aynı zamanda yeni bir yaşam tarzıdır.”  Richard Bartle

Günümüzde teknolojinin hızlı gelişimi, insanları dijital dünyalarda daha fazla bir araya getiriyor ve metaverse kavramı bu değişimin öncüsü olarak öne çıkıyor. Metaverse, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi teknolojilerin birleştiği, sanal dünyaların ve toplulukların oluşturulduğu, etkileşimli ve geniş bir dijital ortamı temsil eder. Ancak metaverse’i gerçekten etkileyici kılan şey, yapay zekâ (AI) teknolojilerinin bu sanal dünyalara entegre edilmesidir.

Metaverse, genellikle 3D sanal dünyalar olarak düşünülse de yapay zekâ sayesinde bu dünyalar daha zengin, anlamlı ve etkileşimli hale gelir. Yapay zekâ, kullanıcıların hareketlerini, tercihlerini ve ihtiyaçlarını anlayarak metaverse içinde daha kişiselleştirilmiş deneyimler sunar. Bu, metaverse’i sadece oyun alanı olmaktan çıkarıp, eğitimden iş dünyasına, sanattan eğlenceye kadar birçok alanda kullanılabilir hale getirir. Günümüz teknolojisi, dijital dünyaları ve yapay zekâ (AI) teknolojilerini bir araya getirerek yeni bir çağın kapılarını açıyor.

Metaverse, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi teknolojilerin bir araya geldiği büyüleyici bir kavramı ifade eder. Bu, insanları dijital dünyalarda bir araya getiren, etkileşimli, geniş bir dijital platformu temsil eder. Metaverse, oyunlar, eğlence, iş, eğitim ve daha fazlası için birçok uygulama alanı sunmaktadır.

Yapay Zekâ: Dijital Zekânın İlerleyişi

Yapay zekâ, makinelerin düşünme, öğrenme ve karar verme yeteneklerini taklit eden bir teknoloji türüdür. Makinelerin büyük veri kümelerini analiz etmesi, desenleri tanıması ve karmaşık görevleri yerine getirmesi, yapay zekanın temel özelliklerindendir. Bu teknoloji, metaverse’i daha zengin ve etkileşimli hale getirir.

Yapay zekâ, metaverse içinde büyük bir rol oynamaktadır. Bu birleşimin bazı önemli yönleri şu şekilde belirtilebilir:

Kişiselleştirilmiş Deneyimler: Metaverse içinde yapay zekâ, kullanıcıların tercihlerini ve davranışlarını analiz ederek kişiselleştirilmiş deneyimler sunabilir. Bu, her kullanıcının metaverse içinde kendine özgü bir deneyim yaşamasını sağlar.

Yapay Zekâ Tabanlı Karakterler ve Asistanlar: Metaverse içindeki yapay zekâ tabanlı karakterler ve dijital asistanlar, kullanıcılara rehberlik edebilir, soruları yanıtlayabilir ve hatta eğitim verme yeteneğine sahiptir.

Ekonomik Etkiler: Yapay zekâ, metaverse içindeki ekonomiyi de etkiler. Kripto paralar, dijital varlıklar ve sanal mülkiyetler, yapay zekâ tarafından yönetilen pazarlarda ticarete konu olabilir.

Eğitim ve İş Dünyası: Yapay zekâ destekli metaverse, eğitimde ve iş dünyasında önemli bir rol oynar. Öğrenciler, sanal dünyalarda dersler alabilir ve iş dünyasındaki toplantılar sanal konferanslar aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu teknolojilerin büyümesi, aynı zamanda etik ve güvenlik sorunlarını da gündeme getiriyor. Kullanıcı mahremiyeti, sanal dünyalarda kötü niyetli kullanımlar ve veri güvenliği gibi konular önemlidir ve dikkatli bir şekilde ele alınmalıdır. Etik ve güvenlik sorunları ise şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:

Etik Sorunlar

Mahremiyet Sorunları: Metaverse içinde yapılan etkileşimler ve kullanıcı davranışları, kişisel veri ve mahremiyetle ilgili endişelere yol açabilir. Kullanıcıların sanal dünyalardaki faaliyetleri izlenirse veya kaydedilirse, bunun etik açıdan nasıl ele alınması gerektiği konusunda belirsizlikler ortaya çıkabilir.

Diskriminasyon ve Ayrımcılık: Metaverse, insanların sanal kimlikleri üzerinden etkileşime girdiği bir alan olabilir. Ancak bu, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim veya diğer özelliklere dayalı ayrımcılığın yaygın hale gelmesine neden olabilir. Bu tür sorunlar, etik normlar ve çeşitliliğin teşvik edilmesi gerekliliği ile çözülmelidir.

Bağımlılık Sorunları: Metaverse oyunlarının ve etkileşimli deneyimlerin bağımlılık yaratabileceği endişeleri bulunmaktadır. Özellikle gençler ve çocuklar için bu tür sanal dünyaların aşırı kullanımı, fiziksel sağlık ve sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir.

Etik ve Dijital Dünya Arasındaki Sınır: Metaverse, gerçek dünya ile dijital dünya arasındaki sınırları bulanıklaştırabilir. Bu, insanların sanal dünyalar ile gerçek dünya arasında denge kurma konusunda zorluklar yaşamasına neden olabilir. Bu da etik açıdan bir sorun teşkil edebilir.

Güvenlik Sorunları

Kötü Niyetli Aktörler: Metaverse, kötü niyetli aktörlerin dikkatini çekebilir. Sanal dünyalarda dolandırıcılık, hırsızlık ve diğer kötü amaçlı faaliyetler artabilir.

Veri Güvenliği: Metaverse içindeki kişisel ve finansal bilgilerin güvenliği, büyük bir endişe kaynağıdır. Kullanıcıların hesaplarının hacklenmesi veya kişisel bilgilerinin çalınması, ciddi sonuçlara yol açabilir.

Kimlik Hırsızlığı: Sanal dünyalarda kimlik hırsızlığı, kullanıcıların dijital kimliklerinin ele geçirilmesiyle gerçekleşebilir. Bu, kişilerin kötü amaçlı kullanımlar için sanal kimliklerini kaybetmelerine neden olabilir.

Yapay Zekâ ile Manipülasyon: Yapay zekâ, metaverse içindeki içeriği kişiselleştirme yeteneğiyle, kullanıcıları belirli düşüncelere veya davranışlara yönlendirebilir. Bu, manipülasyon ve yönlendirilmiş içerik sorunlarına yol açabilir.

Bu etik ve güvenlik sorunları, metaverse ve yapay zekânın birleştiği bu yeni dijital dünyanın düzenlenmesi ve kullanılmasını karmaşık hale getirir. Bu nedenle, bu sorunlara karşı etik kurallar ve güvenlik önlemleri geliştirilmesi ve uygulanması büyük bir önem taşır. Aynı zamanda, teknolojinin olumlu yönlerini sürdürmek ve geliştirmek için bu sorunlara dikkatli bir şekilde yaklaşılması gereklidir.

“Yapay Zekâ Destekli Metaverse Dünyaları,” dijital dünyanın geleceğini şekillendiren heyecan verici bir kavramdır. Bu teknolojiler, eğitimden iş dünyasına, eğlenceden ekonomiye kadar birçok alanda büyük potansiyele sahiptir. Ancak, bu teknolojilerin kullanımı sırasında etik ve mahremiyet sorunlarına da dikkat edilmelidir. Yine de yapay zekâ destekli metaverse dünyaları, geleceğin dijital yaşamını tasarlamak için büyük bir umut sunuyor.

Doç. Dr. Gözde MERT

Nişantaşı Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı

Gözde Araştırma Şirketi Kurucusu

www.gozdemert.com

gozde.mert@nisantasi.edu.tr

mertgozde@yahoo.com

Kayıt Formu

Kayıt için Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) Usul ve Esasları Uyarınca Kişisel Verilerinizin Korunması Hakkında Müşteri Aydınlatma Metnin okunması ve kabul edilmesi gereklidir.