Su stresi 2030’dan itibaren su krizine dönüşecek

Temiz su temini teknolojileriyle sürdürülebilir gelecek için çalışan Wilo, Dünya Su Günü’nde dünyanın ve ülkemizin su sorununa dikkat çekti

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak gelişen kuraklık, tüm dünyada etkisini artırıyor. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan rapora göre, dünyada 50’den fazla ülkede 500 kent 2050 yılında su kıtlığı yaşayacak. Türkiye de gelecek 30 yıl içerisinde dünya su krizinden etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Raporda 2016 yılından itibaren İstanbul’un kişi başına düşen su miktarının 1.700 metreküpün altına düşmesi nedeniyle su stresi yaşadığı belirtilirken, 2030 yılından itibaren su stresinin su krizine dönüşeceği uyarısı yapılıyor. 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında suyun ve enerjinin verimli kullanımı için acil tasarruf önlemlerine başlanması gerektiğini vurgulayan Wilo Türkiye Genel Müdürü Mehmet Ürek, ülkemiz için tek sorunun barajlardaki yetersiz su olmadığını belirterek NASA tarafından açıklanan Türkiye’nin yer altı suları haritasındaki endişe verici sonuçlara dikkat çekti. Wilo Grup olarak dünya genelinde 100 milyon insanın temiz suya erişimini sağlama hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Ürek, su teminine yönelik yeni kaynaklar ve yöntemler kullanmaya olanak veren ve optimize edilebilen akıllı pompalar ve yüksek verimli sistemler geliştirdiklerini açıkladı. 

Tüm dünya ve Türkiye küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ile mücadele ediyor. İklim değişikliğinin yol açtığı en büyük sorunlardan biri olan kuraklık ise ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan rapora göre; dünyada 50’den fazla ülkede 500 kent 2050 yılında su kıtlığı yaşayacak. Türkiye de gelecek 30 yıl içerisinde dünya su krizinden etkilenecek ülkeler içerisinde yer alıyor. 2016 yılından itibaren İstanbul’un kişi başına düşen su miktarının 1.700 metreküpün altına düşmesi nedeniyle su stresi yaşadığını ortaya koyan BM raporu, 2030 yılından itibaren su stresinin su krizine dönüşeceği uyarısıyla dikkat çekiyor.

Su kaynaklarının azalması gerek günlük hayatta gerekse sanayide tasarruflu olmayı artık bir zorunluluk haline getiriyor. 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında açıklamada bulunan Wilo Türkiye Genel Müdürü Mehmet Ürek, “Geçtiğimiz günlerde NASA, resmi internet sitesi üzerinden Türkiye’nin yer altı sularının durumuyla ilgili bir harita paylaştı ve durumu değerlendirdi. Yayınlanan haritaya göre Türkiye’deki yer altı suları ortalama seviyenin ciddi derecede altına inmiş durumda. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’deki tek sorun barajlardaki yetersiz su oranı değil aynı zamanda yer altı sularımız da hızla azalıyor. Bu sonuçlar 7’den 70’e herkese su tasarrufu konusunda daha dikkatli ve bilinçli olmak gibi bir sorumluluk yüklüyor. Suyu ve enerjiyi verimli kullanmak için acilen tasarruf önlemlerine başlamamız gerekiyor. İçme suyu miktarının da her geçen gün azalması su teminine yönelik çözümleri daha da önemli hale getiriyor. Wilo olarak su teminine yönelik yeni kaynaklar ve yöntemler kullanmaya olanak veren ve optimize edilebilen pompalar ve sistemler geliştiriyoruz. Amacımız dünya genelinde 100 milyon insanın temiz suya erişimini sağlamak ve bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

Akıllı pompalarla yüksek verimlilik sağlıyor

Ürek, “Günümüzde içme suyunun elde edilmesi için pek çok yeni yöntem geliştiriliyor ve su artık önceden olduğundan çok daha fazla kaynaktan, örneğin deniz suyu tuzsuzlaştırma ve akiferler gibi alanlardan da sağlanıyor. Bunun içinse her sistemde gerekli akışkanı en verimli şekilde ve uzun süre basabilen pompa ve ekipmanlar gerekiyor. Wilo olarak çok haneli konutlardan, okullara veya endüstri komplekslerine kadar birçok farklı özellikte binaya esnek çözümlerimizle hizmet veriyoruz. Koşullara özel bireysel konseptler ve yüksek verimli teknolojiler ile akıllı şebekelerin oluşturulması ve merkezi olmayan su şartlandırma sistemlerinin genişletilmesi alanında öncü çalışmalar yürütüyoruz.  Sirkülasyon pompaları, hidrofor setleri, su tedariki ve basınç yükseltme, ham su temini, temiz su arıtımı, profesyonel sulama/tarım, endüstri/offshore alanlarında kullanılan derin kuyu dalgıç pompalarımızla tüm bu ihtiyaçlara çözüm sağlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İklim dostu su temini için çalışıyor

Yüksek teknolojiye ve enerji verimliliğine sahip akıllı pompaların yaygınlaşması için aralıksız çalıştıklarını belirten Ürek, Ar-Ge çalışmalarının temelinde çevre ve kullanıcı dostu ürünler geliştirmek yattığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti; “İklim değişikliği karşısında su yönetim sistemlerinin verimliliğini artırarak dünya çapında insanların daha iyi yaşam standartlarına ulaşmasına destek oluyoruz. Ürünlerimiz, sistemlerimiz ve çözümlerimiz dünyanın her yerinde insanlara akıllı, verimli ve iklim dostu bir şekilde su sağlamaya katkıda bulunuyor. Bu katkımız ve geleceğe yönelik eylem planlarımız sayesinde Wilo olarak 2020 yılında dünya çapında faaliyet gösteren 49 diğer şirketle birlikte Birleşmiş Milletler ve Bloomberg’in “50 Sürdürülebilirlik ve İklim Lideri” adlı küresel sürdürülebilirlik ve iklim koruma girişimine seçildik. Yanı sıra kriz zamanlarına rağmen değişimi yönlendiren ve sürdürülebilirliği iş modellerinin bir parçası haline getirebilen şirketlere verilen Alman Sürdürülebilirlik Ödülü’nün sahibi olduk. Bu girişimlerin bir parçası olmak bize büyük mutluluk veriyor ve doğru yolda olduğumuzu gösteriyor”

Sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda belirlenen altı mega trendden biri kuraklık

Wilo, temiz su temini alanında yeni ürün geliştirme çalışmalarına artan bir ivmeyle devam ederek önümüzdeki yıllarda yenilikçi su çözümlerinin büyüme hızını yüzde 7,5 artırmayı amaçlıyor. Sürdürülebilirlik stratejilerinin bir parçası olarak, insanların hayatlarını derinden etkileyecek altı küresel mega trend tanımladıklarını belirten Ürek, “Globalleşme, akıllı şehirler, enerji sorunu, iklim değişikliği, kuraklık ve dijital dönüşüm olarak belirlediğimiz bu mega trendlere karşı nasıl bir çözüm geliştirebileceği üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tüm yatırımlarımızı dünyaya hızla yön verecek bu trendler ışığında gerçekleştiriyoruz. Bu yolda kat ettiğimiz mesafe ve elde ettiğimiz veriler, doğru ve tarafsız bir şekilde analiz edilebilmesi adına yılda iki defa Sürdürülebilirlik Konseyi tarafından kontrol edilecek” diyerek sözlerini tamamladı.

Yeni kuşak bağımsız çalışacağı iş modelleri istiyor

Yeni teknolojinin bağımsız girişimleri çok daha kolay hale getirmesiyle birlikte dünyada ve kendi işini yapmak isteyen arayan sayısı artıyor. Esnek çalışma ömrü, esneklik ve kendi işinde taşınabilir kişiyi farklı iş modellerine yönlendiriyor.

Pandemi yolla iş olası değişimlerinin hızlanması bir süreçte artık iş dünyasının kavramları da değişiyor. Gig ekonomi, freelancer gibi adını sıkça duyduğumuz bu kavramlara bir yenisi daha ekleniyor “Marka Elçileri”. Yeni çalışma modellerinin gelişmesiyle işini ‘patron’ gibi yapan profesyonelleri bir araya getirerek  Türkiye’de tüketici destek hizmetleri alanında ilk olan yeni çalışma platformunu hizmete açık Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün,  Teknoloji alt yapılı müşteri hizmetleri sektöründe kendi işinin patronu olma sanatını gördüğünü  belirtti.  Tüzün,  Gig iş modeli ile uzaktan patron gibi çalışan profesyonellerin müşteri temsilciliği kavramının yetkin marka elçisi unvanına evrilme geliyor ise hızlandığını vurguladı. 

Yeni kuşak, kendi işinin patronu olmak istiyor

Dünyadaki dinamiklere bağlı olarak bireysel girişimcilik hareketlerinin gelişmesinin arttığını ifade eden  Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün; “Teknoloji, iş yapma biçimimizde devrim yaratmaya devam ediyor. Artık hepimiz daha esnek, iş / özel yaşam dengesinin sağlandığı çalışma koşullarının ve çalışılacak proje tarafından seçilebildiği bir iş yaş istiyoruz Bunun yanı sıra artık işletmeler de hem fikren hem de teknolojik olarak belli başlı hizmetleri işin uzmanlarına “uzaktan” yaptırmayı amaçlıyor. Y ve Z kuşaklarının özellikle de iş dünyasındaki hakimiyeti ciddi oranda tıslıyor.  Bağımsız çalışma, kendi sınırlarını kendi belirleme, fiziksel sınırlara bağlı kalmama gibi kuşak özellikleri, kendi işinin patronu olmak isteyen kişi popülasyonunu arttırıyor ” dedi.

Küresel Girişimcilik Monitörü’nün (GEM) 2016/17 raporuna göre katılımcıların yüzde 81’inin girişimciliği iyi bir kariyer seçimi olarak almakını belirten  Mahir Tüzün; Güncel Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) baş bakıldığında, öğrenciler ve gençler kendi işinin patronu olmak için oldukça basitleşiyor ve davranıyor diyor. 

Pandemi süreci iş yapma biçimlerinin dijitale evrilmesini 10 yıl hızlandırdı 

Kendi işinin patronu olma fikrinin temelini tehdidi Gig (bağımsız çalışma) modelinin pandemiyle birlikte daha da yaygınlaştığına çeken Tüzün ; Bugünlerde teknolojinin yükselen değer olduğu bugünlerde teknoloji tesislerinde halihazırda bir kurum ya da şirkette yaptığımız işi, koşullarını belirlediğinizde kendi işinizin patronu olarak yapabilir hale gelmiş durumdayız. De pandemi süreci iş yapma biçimlerinin dijitale evrilmesini en az 10 yıl hızlandırdı. Pandemi koşullarının hızlandırdığı dönüşümlerden biri de iletişim merkezlerinin can damarı olan müşteri temsilcilerinin iş yapma biçimlerinde ve çalışma koşullarında oldu. Gig bu ciddi ciddi bir rüzgar yarattı diyebiliriz ”dedi.

Tüzün  Sözlerine şu şekilde devam etti; ”Kendi işinin patronu olma deneyimiyle hayat bulan Şampiyonlar, tüm çalışanların kendi yetkinliklerine ve tercihlerine göre projelerde görev alabilmesini, çalışma saatlerini ve koşullarını özgürce belirleyebilmesini ve en önemlisi de ürettiklerinin tam karşılığını alabilmelerini sağlıyor. Bu fırsat Champs olarak kendi işinin patronu olma motivasyonuyla kolektif bir çalışma anlayışı yaratıyoruz” dedi.

Gig iş modeli, bağımsız çalışan marka elçileri yaratıyor

Dünyada ve Türkiye’de yükselen bir trend olan Gig modelinin, tartışmasız geleceğin iş modeli söyleyen   Champs Kurucu Yönetici Mahir Tüzün; “Gig iş modeli ilk önce serbest çalışan dahil olduğu daha sonra profesyonellerin iş ilerine bir alan yarattı. Gig ile iletişim merkezi uzmanlığı “Marka Elçisi” olarak gerçek anlamda bir mesleğe dönüştü. Bu yeni iş modeli sayesinde onun bir müşteri temsilcisi artık bir “Marka Elçisi” yetkinliğinde işini için sözler yürütüyor. İşini patron gibi yapan marka elçileri, Gig iş modeli sayesinde yatırım yapma anlaşması yakalıyor.  Ayrıca  Türkiye ve dünyanın neresinde olursanız olun, Champs’da çalışabilir ve para kazanabilirsiniz. Bu mesaj gönderiyoruz gönderme ve kadınlar için önemli bir kaynak yaratıyoruz. Hedefimiz kadınlar ve öğrenciler olmak üzere marka elçilerimiz ile 2021 yılı içinde  10 bin   üye ulaşmak ”dedi. 

Incoterms 2020, EXW – Ex Works İşlemde Yaptığımız Hatalar

EX WORKS NEDİR?

ICC – International Chamber and Commerce’nin her 10 yılda bir gerekli gördüğü değişiklik ve revizyonları yaparak yayımladığı;

INCOTERMS 2020

ULUSLARARASI TİCARETTE TESLİM ŞEKİLLERİ 2020 VERSİYONU

Broşüründe yayımlanan kurallardan bir tanesi ve ilk sıradaki

                                                     EXW – EX WORK

İş yeri, fabrika veya antrepoda teslim anlamına gelmektedir. İhracatçı malını fabrika veya antrepoda teslime hazır bir halde ithalatçıya teslim etmek üzere hazırladığında, ihracatçının sorumluluğu sona erer. İhracatçının sorumluluğunun bittiği yerde ithalatçının sorumluluğu ve riskleri başlayacaktır doğal olarak.

EXW | Ex Works

EXW (insert named place of delivery) Incoterms® 2020

EXPLANATORY NOTES FOR USERS

  1. Delivery and risk—“Ex Works” means that the seller delivers the goods to the buyer
  • when it places the goods at the disposal of the buyer at a named place (like a factory or warehouse),

Yukarıdaki açıklama INCOTERMS 2020’den kopyala yapıştır şeklinde sizinle paylaşılmıştır.

İhracatçının riski          : Sözleşmeye konu olan malları ithalatçının emrine

hazırladığını  ithalatçıya bildirdiği ve teslim ettiği yere

kadardır

İhracatçının masrafları  :İhracatçı malını hazırladığında navlun, sigorta, taşıma gibi

mal bedelinin dışında diğer masrafların muhatabı

olmayacaktır.

Ex Works teslim şeklinde ihracatçının riskinin minimum, ithalatçının riskinin ve maliyetinin ise en fazla olduğu bir teslim şeklidir.Yukarıdaki şekilde de görüleceği üzere EXW teslim şekli satıcı için yok denecek kadar azami düşük risk, ithalatçı için ise oldukça yüksek maliyet ve risk anlamına gelir. İhracatçının yapması gereken; malını sözleşmede belirtilen fabrika sahasında ithalatçının emrine hazır bulundurmaktır.

Yukarıdaki şekilde de ihracatçının ve ithalatçının risklerinin, maliyetlerinin neler olduğunun anlatılmaktadır.

EXW – EX WORKS TELİM ŞEKLİNDE YAPTIĞIMIZ HATALAR

Ülkemizde çeşitli ihracatçı birliklerinde verdiğim eğitim, seminer ve / veya konferanslarda çeşitli sorular soruldu. Bilhassa Uludağ İhracatçı Birlikleri konferansında 250 civarı dinleyici vardı ve bu konferansı sınıf yerine sahneye çıkıp, tüm katılımcılara görsel slaytlarımla konferans salonunda anlatmaya çalıştım. Çok sorular sorulmasına karşın ben bir tanesini cımbızlayıp sizinle paylaşmak istiyorum;

Soru şöyleydi;

“Biz Bursa’da Nilüfer Organize Sanayii Bölgesinde konumlanmış üretim ve ihracat yapan bir firmayız. Almanya’ya satışımızı EXW Factory Bursa olarak yapmaktayız. Demem o ki malımızı fabrika sahasında teslim etmekle yükümlüyüz. Ancak küresel piyasalarda oluşan rekabetten dolayı, ithalatçıya destek olması açısından, fabrika sahasında bulunan malımızı biz Gemlik Limanı’na kadar TIR ile taşımasını yapıyor, GB-Gümrük beyannamesini de açtırıyor, gümrüklemesini de yapıyoruz. Bu maliyetleri ve riskleri de bizim firmamız üstleniyor. Bu arada Nilüfer Organize Sanayii Bölgesi ile Gemlik Limanı arasındaki mesafe 35 km civarındadır. Ama Alman firmamız Hans GmbH gerçekten çok iyi niyetli olduğundan dolayı bunları yapıyoruz.“

Sizce yaptığımız doğru mu?

Ben söyleyecek söz bulamadım. EXW teslim şekline göre satış yapıp, ithalatçının üstleneceği sorumlulukların ihracatçı tarafından yerine getirilmesi ve bu süreçte bir risk meydana geldiğinde muhtemel ihracatçının sorumluluğunda kalacaktır. İhracatçı ağırmayan başını ağırtma yoluna girmiştir. Sırf Pazar kaybetmemek, sırt ithalatçıyı memnun edebilmek adına ihracatçının almayacağı riskleri ve maliyetleri alması kabul edilemez.

Özel markalı ürünlerin cirosu 2020’de yüzde 23 arttı

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği, sektörün önemli aktörleri ve firmalarını PLAT 2020 Almanak çalışmasında bir araya getirdi. Her yıl sektörün büyük bir heyecanla beklediği PLAT Private Label Zirvesi’nin COVID-19 salgını nedeniyle yapılamadığı 2020 yılında özel markalı ürünler sektöründe yaşanan gelişmeleri yansıtmak amacıyla hazırlanan PLAT 2020 Almanak’ta 8 market zincirinin tepe yöneticisi de bir arada ilk kez röportajları ile yer aldı. Bu özel çalışmada ayrıca Nielsen’in sektöre yönelik 2020 yılı araştırmasının sonuçları yayınlandı. Nielsen verilerine göre tüketicinin tercihi olmaya devam eden özel markalı ürünlerin cirosu 2020 yılında yüzde 23 artarak sigara ve alkol hariç toplam Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) pazarındaki yüzde 21,5’lik ciro payını korudu. 

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği, sektörün tüm oyuncularını düzenlediği Private Label Zirvesi’nde bir araya getiriyor. 2019 yılında 5.’si gerçekleştirilen Zirve, COVID-19 salgını nedeniyle 2020 yılında yapılamadı ancak PLAT Derneği, market zincirlerinden özel markalı üretim yapan firmalara, Sivil Toplum Örgütlerinden gazeteci, yazar ve ekonomistlere kadar birbirinden değerli isimleri PLAT 2020 Almanak’ta buluşturdu. Perakende sektörünün güçlü oyuncuları Migros, CarrefourSA, BİM, A101, ŞOK, Bizim Toptan, SEÇ Marketçilik ve Çağrı Market üst düzey yöneticileri ilk kez PLAT Almanak’ta bir araya gelerek 2020 yılına yönelik değerlendirmeleri ve 2021 yılı beklentilerini aktardılar.

Gıdadan kozmetiğe, temizlik ürünlerinden kişisel bakıma farklı alanlarda özel markalı üretim gerçekleştiren ve sektöre hizmet veren 28 firma, PLAT Almanak’ta gerek sektörleri gerekse şirketleri açısından pandemi nedeniyle önemli değişimlerin yaşandığı 2020 yılının bir fotoğrafını çekerken 2021’e ilişkin hedeflerini de paylaştılar.

TİM Başkanı İsmail Gülle, İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, GEBKİM Vakfı Başkanı Vefa İbrahim Aracı, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Okutur, Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF) Yönetim Kurulu Başkanı Alp Önder Özpamukçu, Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Altaş, Ege Perakendeciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı M. Feyzi Başdaş gibi isimler de PLAT 2020 Almanak’ta değerlendirmeleri ile yer aldılar.

PLAT Almanak, özel markalı ürünler sektörünün pandemi etkisiyle geçen 2020 yılındaki gelişmelerini yansıtırken Gazeteci-Yazar Vahap Munyar, Ekonomi Gazetecisi Emin Çapa, Perakende Uzmanı Ercüment Tunçalp, Trend Danışmanı ve Bigumigu Eş-kurucusu Yalçın Pembecioğlu, Sinirbilimci Serkan Karaismailoğlu, Uzm. Klinik Psikolog Hilal Doymuş, Gebze Fatih Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. İlyas Sarı, Future Bright ve Davranış Enstitüsü Kurucusu Akan Abdula’nın yazılarını sayfalarına taşıdı.

Private Label cirosu 2020’de yüzde 23 arttı

Nielsen tarafından hazırlanan Private Label sektörünün Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) pazarındaki 2020 performansı ve gelişmeleri de PLAT Almanak’ta yayınlandı. Nielsen Perakende Paneli verilerine göre sigara ve alkol hariç toplam Hızlı Tüketim Ürünleri pazarında Private Label cirosu, 2020 yılında 2019’a kıyasla yüzde 23 artarken pazardaki yüzde 21,5’lik pay seviyesini korudu. Private Label ürünlerin ana kategorilere göre büyüme performanslarına bakıldığında 2020’de en yüksek ciro büyümesi yüzde 25 ile Gıda’dan gelirken, bunu yüzde 22 ile Ev Temizlik&Diğer ve yüzde 11 ile Kişisel Bakım ürün grupları takip etti.

Private Label ürünlerin gıdada en yüksek ciro performansını yüzde 33 ile Yağlar kategorisinde kaydettiği ve bu kategorideki payını yüzde 27,7’den yüzde 28,3’e çıkardığı görüldü. Private Label ürünlerin gıdada en yüksek ciro payına sahip olduğu kategori yüzde 44,3 ile Süt Ürünleri olmaya devam etti.

PLAT Beklenti Anketi sonuçları da açıklandı

PLAT Derneği’nin üyeleri arasında gerçekleştirdiği Beklenti Anketinin sonuçları ise çarpıcı veriler ortaya koydu. Buna göre sektör 2021 yılında Dünya ve Türkiye ekonomisi için pandeminin temel belirleyen olduğunu düşünüyor. Ankete katılanların tamamı “pandemi sürecinin devam etmesi”nin dünya ekonomisini etkileyeceğine inanıyor. Katılımcılara hangi 3 faktörün Türkiye ekonomisini en fazla etkileyeceği sorulduğunda da yüzde 86,2’si “pandemi sürecinin devam etmesi”ni cevapları arasına ekledi. Enflasyonun çift haneli rakamlarda seyretmesinin Türkiye ekonomisini etkileyen faktörler arasında yer alacağını düşünenler yüzde 41,4 iken ABD ile ilişkilerin bu faktörler arasında yer alacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 34,5 oldu.

PLAT üyeleri verdikleri yanıtlarla, ihracatın 2021 yılında da önemli olacağını teyit etti. 2021 yılında şirketlerindeki büyümenin ana kaynağının dış pazarlar olacağını belirtenlerin oranı yüzde 62,1 gibi yüksek bir oranda gerçekleşti. Katılımcılara kendi sektörleri açısından gördükleri en önemli 3 risk faktörü de soruldu. Buna göre yüzde 62,1 ile “girdi maliyetlerinin artışı” öne çıktı. Pandemi sürecinin uzaması ve döviz kurlarının dalgalanması yüzde 51,7 oranla aynı ağırlıkta ikinci ve üçüncü unsurlar olarak yer aldılar.

Katılımcıların yüzde 44,8’si perakende sektöründeki büyümenin ise 2021 yılında yüzde 5-10 aralığında olmasını bekliyor.

PLAT Özel Markalı Ürünler Sanayicileri ve Tedarikçileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı M. İmer Özer, 2020’de yaşanan hikayeleri gelecek yıllara bırakmak adına hazırladıkları Almanak ile ilgili olarak şunları söyledi: “2020 yılı hepimize çok şey öğretti. Kendi kendine yeten bir ülke olmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Kolonyanın neden ezelden beri misafire yapılan ilk ikram olduğu ya da çamaşır suyunun dezenfektan gücünün ne olduğunu çok daha iyi anladık. Birçok marka ve sanayici için üç yılda gerçekleşmeyecek birçok olay üç ayda gerçekleşti. PLAT Derneği olarak her yıl perakende sektöründe sabırsızlıkla beklenen Private Label Zirvemizde bu yıl pandemi nedeniyle bir araya gelemesek de hazırladığımız Almanak çalışmasında sektörün önemli isimlerini buluşturmayı başardık. Özel markalı ürünler sektörümüzdeki büyümenin devam ettiğini gösteren verilerin yer aldığı Nielsen raporu sonuçlarımız ve üyelerimizin beklentilerini içeren anket sonuçlarımız da ilk kez PLAT Almanak’ta yayınlandı. Değerli görüşleri ve yazıları ile katkı veren herkese teşekkürlerimizi sunuyorum.”

PLAT Derneği’nin web sitesinde de yayınlanan PLAT 2020 Almanak’ı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. 

https://plturkey.org/pl-almanak-2020

İlave adımlarla istihdamı yurtdışında artırmaya hazırız

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Mithat Yenigün Ekonomi Reformu Paketi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Yenigün şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ‘Ekonomi Reformu’ paketi ekonominin tüm alanlarını kapsamaktadır.  Mevcut sorunları ortadan kaldırmayı ve ekonominin çarklarını hızlandırmayı hedefleyen paket, bütüncül bir kalkınmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmalarında vurguladıkları kamu ve özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ekonomi konuları üzerinde istişarede bulunmaları ve işbirliği halinde çalışmış olmaları önemlidir ve geliştirilerek sürdürülmelidir Ayrıca, israfın engelleneceğinin özellikle altını çizmiş olmaları kıymetlidir.  Açıklanan maddelerde istihdamı artırmaya yönelik vurgular dikkat çekmektedir. İstihdamın artırılması çabalarına, atılacak ilave adımlarla yurtdışı müteahhitlik hizmetleri kapsamında katkı sağlamaya hazırız. Bu anlamda sektörümüzde büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Kamu alımlarında istisnaların azaltılması, ayrıca şeffaflık ve öngörülebilirliğin artırılması hususlarına yer verilmesi önemlidir. KÖİ uygulamalarında etkinliği daha artıracak adımlar da olumlu değerlendirilmektedir. Gerek geçtiğimiz hafta açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’nın gerekse Ekonomi reformu paketinin ivedilikle hayata geçmesi için TMB olarak her türlü desteği vermeye hazırız. İstişare mekanizmalarının en iyi şekilde işletildiği bir süreç sonunda açıklanan paketlerdeki her bir adım hayata geçtikçe, Türkiye ve Türkiye ekonomisi hak ettiği konuma doğru ilerleyecektir.”

Binlerce e-posta sunucusu tehlike altında 

Siber güvenlik kuruluşu ESET, sayısı ondan fazla gelişmiş kalıcı tehdit grubunun (APT) e-posta sunucularına sızmak için Microsoft Exchange güvenlik açıklarını suistimal ettiğini fark etti. Microsoft, Exchange Server güvenlik açıkları için yamalar yayınladı. Yamaların en kısa sürede yüklenmesi öneriliyor.

ESET Araştırma ekibi, 5 binden fazla e-posta sunucusunun saldırılardan etkilendiğini belirledi. Sunucuların, dünya genelinde aralarında yüksek profile sahip şirketlerin de yer aldığı birçok kuruluşa ve devlet kurumuna ait olduğu belirtildi.

Saldırı nasıl gerçekleştirildi

Mart ayının başlarında Microsoft; 2013, 2016 ve 2019 sürümüne sahip Microsoft Exchange Server’ları için önceden kimlik doğrulama uzaktan kod yönetimi (RCE) güvenlik açıkları dizisini onaran yamalar yayımladı. Güvenlik açıkları, saldırganların geçerli bir hesabın kimlik bilgilerini bilmesine gerek kalmadan, erişim sağlanabilen Exchange sunucularını ele geçirmesine olanak tanıyor. Bu durum internete bağlı Exhange sunucularının ihlallere açık hale gelmesine neden oluyor.

10‘dan fazla tehdit grubu

ESET’in en son Exchange güvenlik açığı zinciriyle ilgili araştırmasına başkanlık eden Matthieu Faou bu konudaki görüşlerini şöyle ifade etti: “Yamaların yayımlandığı günün ertesinde Exchange sunucularını toplu halde tarayan ve ihlal eden saldırılarda artış gözlemlemeye başladık. Ayrıca bu APT gruplarından biri hariç hepsi casusluk alanına odaklanan gruplar. Bir tanesinin ise bilinen bir kriptopara madenciliği ile ilişkili olduğu gözlendi. Ancak fidye yazılım operatörleri de dahil olmak üzere gittikçe daha fazla sayıda saldırgan, bu güvenlik açıklarına er ya da geç erişim sağlayacaktır. ”ESET araştırmacıları, bazı APT gruplarının güvenlik açıklarını yamalar yayımlanmadan çok daha önce suistimal ettiğini fark etti.

ESET telemetrisi, 115’ten fazla ülkede 5 binden fazla benzersiz sunucuda web kabukları (bir internet tarayıcı yoluyla sunucunun uzaktan kontrol edilmesini sağlayan kötü amaçlı programlar veya dizinler) bulunduğunu tespit etti.

Tüm Exchange sunucularına mümkün olan en kısa sürede yama yüklenmeli

ESET, kurbanlarının e-posta sunucularına web kabuğu veya arka kapı gibi kötü amaçlı yazılım kurmak üzere en son Microsoft Exchange RCE güvenlik açıklarını kullanan ondan fazla farklı tehdit düzenleyen grup tespit etti. Bazı durumlarda ise farklı tehdit düzenleyenler aynı kuruluşu hedef aldı.

Matthieu Faou şu tavsiyede bulundu: “Tüm Exchange sunucularına mümkün olan en kısa sürede yama yüklenmelidir. İnternete doğrudan maruz kalmayan sunuculara bile yama yüklenmelidir. İhlal durumunda yöneticiler web kabuklarını kaldırmalı, giriş bilgilerini değiştirmeli ve başka bir kötü amaçlı yazılım olup olmadığını araştırmalıdır. Bu durum, Microsoft Exchange veya SharePoint gibi karmaşık uygulamaların internete açık olmaması gerektiğine dair bir hatırlatmadır.”

ESET güvenlik ürünleri, özellikle saldırganlar tarafından yüklenen web kabukları ve arka kapılar gibi kötü amaçlı yazılımları tespit ederek, istismarın ardından saldırıların daha fazla ilerlemesine karşı koruma sağlıyor. Ek olarak, ESET Enterprise Inspector, müşterileri herhangi bir şüpheli güvenlik ihlali sonrası etkinliğe karşı uyarmada yararlı bir rol oynayabilir.

Exchange sunucularınızı mutlaka kontrol edin

Internete açık ve yamalanmamış sunucuların tehlikeye girme olasılığı yüksektir. Bu nedenle, internete açık sunucuların güvenlik değerlendirilmesini bir an önce gerçekleştirin. Güvenlik ihlali durumunda, yöneticiler web kabuklarını kaldırmalı, kimlik bilgilerini değiştirmeli ve herhangi bir ek kötü amaçlı etkinlik olup olmadığı araştırmalıdır.

Microsoft tarafından yayınlanan yamaları mümkün olan en kısa sürede uygulamak en iyi tavsiye olsa da, yamaların uygulanması halihazırda virüs bulaşmış bir sunucuyu otomatik olarak temizlemediğinden, Exchange sunucularınızda kötü amaçlı web kabuklarının olup olmadığını kesinlikle kontrol edilmelidir. Bu sürecin sonunda, denetime devam edin ve kalan tüm sunucuları inceleyin.

Tespit edilen tehdit grupları ve davranış kümeleri 

  • Tick – BT hizmetleri sağlayan ve Doğu Asya’da bulunan bir şirketin internet sunucusuna sızmış. LuckyMouse ve Calypso’da olduğu gibi grubun yamalar yayımlanmadan önce sunucuya sızarak erişim sağladığı düşünülüyor.
  • LuckyMouse – Orta Doğu’daki bir devlet kurumunun e-posta sunucusuna sızmış. Bu APT grubunun yamalar yayımlanmadan en az bir gün önce ve hala sıfır günken sızıntıyı gerçekleştirmiş olması büyük bir olasılık.
  • Calypso – Orta Doğu’daki ve Güney Amerika’daki devlet kurumlarının e-posta sunucularına sızmış. Grubun, sıfır gün olarak sunucuya erişim sağladığı düşünülüyor. Daha sonraki günlerde Calypso operatörleri Afrika, Asya ve Avrupa’daki devlet kurumlarının ve özel şirketlerin diğer sunucularını da hedef aldı.
  • Websiic – Asya’da özel şirketlere (BT, iletişim ve mühendislik alanında) ait yedi e-posta sunucusunu ve Doğu Avrupa’daki bir devlet kurumunu hedef aldı. ESET, bu yeni etkinlik kümesine Websiic adını verdi.
  • Winnti Grup – Asya’da bir petrol şirketinin ve bir yapı malzemeleri şirketinin e-posta sunucularına sızmış. Grubun yamalar yayımlanmadan önce sunucuya sızarak erişim sağladığı düşünülüyor.
  • Tonto Ekibi – Doğu Avrupa’da bir tedarik şirketinin ve yazılım geliştirme ve siber güvenlik alanında uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketinin e-posta sunucularına sızmış.
  • ShadowPad etkinliği – Asya’daki bir yazılım geliştirme şirketinin ve Orta Doğu’daki bir emlak şirketinin e-posta sunucularına sızmış. ESET, ShadowPad arkakapının bir varyasyonunun bilinmeyen bir grup tarafından bırakıldığını tespit etti.
  • “Opera” Cobalt Hareketi – Yamalar yayımlandıktan yalnızca birkaç saat sonra çoğunlukla Amerika, Almanya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki 650 civarı sunucuyu hedef almış.
  • IIS arka kapılar – ESET, bu ihlallerde dört e-posta sürücüsüne ihlallerde kullanılan web kabukları yoluyla yüklenen IIS arka kapıların Asya ve Güney Amerika’da yer aldığını gözlemlemiştir. Arka kapılardan biri yaygın olarak Owlproxy olarak bilinir.
  • Mikroceen – Orta Asya’daki bir kamu hizmet kuruluşunun exchange sunucusuna sızmıştır. Bu grup genellikle bu bölgeyi hedef alır.
  • DLTMiner – ESET, daha önce Exchange güvenlik açıkları kullanılarak hedef alınan birçok e-posta sunucusunda PowerShell indirme yazılımı dağıtıldığını tespit etti. Bu saldırıda kullanılan ağ altyapısı, daha önce bildiren bir kriptopara madenciliği kampanyasıyla bağlantılıdır.

Makine ihracatı 2 ayda 3 milyar doları geçti

MAİB Başkanı Kutlu Karavelioğlu: “Makine Sektörüne Kalkan Olmak Sivil Savunma Meselesidir”

İlk 2 ayda makine ihracatında yüzde 7,4 artış gerçekleşti

Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) yılın ilk 2 ayında yapılan toplam makine ihracatının 3 milyar dolar olduğunu açıkladı. En büyük ihracat pazarlarından Almanya, İngiltere ve Fransa’da ihracat artışı çift hanelerde gerçekleşen makine sektörü, geçtiğimiz yılın ilk 2 ayına göre 200 milyon dolar daha fazla ihracat yaptı. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “2020’nin ilk 2 ayında imza attığımız yüzde 5 ihracat artışının üzerine bu yıl 7,4 ilave puan daha koymayı başardık. Pandemideki ilk dalga sebebiyle geçen yıl yüzde 28 düşüş yaşadığımız ikinci çeyrek, bu yıl ihracatta sıçrama ayları olacak. Nisan ve Mayıs aylarında yüzde 100’e varan artışlar yaşanacak” dedi.

Toplam ihracatının yarıdan fazlasını Avrupa Birliği’ne gerçekleştiren Türk makine sektörü, koronavirüs kısıtlamalarının ilk çeyrekte de devam ettiği birçok ülkede ihracatını artırdı. İhracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 artan sektör, ilk 2 ay sonunda 3 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. İkinci çeyrekte büyük artışlar yaşanacağını belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

“2020’nin ilk 2 ayında imza attığımız yüzde 5 ihracat artışının üzerine bu yıl ilave 7,4 puan daha koymayı başardık. Pandemideki ilk dalga sebebiyle geçen yıl yüzde 28 düşüş yaşadığımız ikinci çeyrek, bu yıl ihracatta sıçrama ayları olacak. Aşı çalışmalarının devam ettiği Avrupa’da açılmaların başlaması ve geçtiğimiz yılın baz etkisiyle birlikte, Nisan ve Mayıs aylarında yüzde 100’e varan artışlar yaşanacak.”

“AB’li üreticilerin gözü kulağı Türkiye’nin makinecilerinde”

AB’li üreticilerin son birkaç ayda önemli bir sipariş yoğunluğu oluşturduğunu belirten Karavelioğlu, bu talebe yanıt vermek için büyük çaba sarf ettiklerini belirterek şunları söyledi:

Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi AB’nin önde gelen ülkelerine makine ihracatımız son çeyrekte sıra dışı bir yükselişe geçti. Bu ülkelerde ihracat artışımız sadece Aralık ayında yüzde 20 ile yüzde 50 arasında gerçekleşti. AB’li üreticilerin 2021’de de gözü kulağı Türkiye’nin makinecilerinde olacaktır. Yılın ilk ayında AB’nin en büyük üreticilerinde yüzde 20’lere ulaşan ihracat artışımız, oluşturduğumuz memnuniyetin ve bize olan ilginin sürdüğünün bir göstergesidir.”

“Sanayide dönüşüm çabaları yatırımları hızlandırdı” 

Makine ve teçhizat yatırımlarında 4. çeyrekte yaşanan yüzde 38,7’lik artışın, makine teçhizat yatırımlarının dünyada yüzde 8 daraldığı bir yılın sonunda gelmesinin önemine vurgu yapan Karavelioğlu şunları söyledi:

“Dünyanın durma noktasına geldiği geçtiğimiz sene Türkiye’de 577 milyar TL makine teçhizat yatırımı yapıldı ve bunun yüzde 36’ya denk gelen 210 milyar TL kadarı yılın son üç ayında gerçekleşti. Son çeyrekte bir önceki yıla göre yaşanan yüzde 38,7’lik artışın bir önemi de 2019 son çeyreğindeki yüzde 13 artışın üzerine eklenmesi ve baz etkisi içermemesiydi. Pandemiye rağmen makine ve teçhizat yatırımlarının son sürat devam etmesinin birkaç sebebi var. Öncelikle Türkiye, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bu süreçte dış ticaretten daha fazla pay almak istiyor. Yurt içinde üretimi artırma isteğinin yanında sürdürülebilirlik uyumu, enerji verimliliği ve dijitalleşme gibi zorunluluklar da üretim tesislerinin tevsi modernizasyonunu gerekli kılıyor. Yatırım teşvik belgelerinin de katkısıyla, yatırımlardaki artışın bu yıl da süreceğini öngörüyoruz. Fakat bu yatırımlar için makine ithalatına harcanan para, mineral yakıt ve yağ ithalatı için harcanan paraya yaklaştı. Ekonomimize büyük külfet getiren bu duruma karşı, kalite ve performansın sigortası olan teknik mevzuat ve gümrük muayeneleri ile piyasa denetim ve gözetim mekanizmalarının tavizsiz ve en yaygın biçimde uygulanması gerekiyor.

 “10 milyar dolarlık üretim kapasitemiz atıl vaziyette”

Geçtiğimiz yıl 10 binden fazla yatırım teşvik belgesi verilmesinin makine ve teçhizat yatırımlarına etkisinin yanında makine ithalatına da etkisini değerlendiren Karavelioğlu şunları ifade etti:

2020 yılında ithal edilen 28,4 milyar dolarlık makinenin 14,8 milyar dolarlık kısmı yatırım teşvikleriyle geldi. Son çeyrekte yüzde 27,3 artan ithalatın tutarı 6,1 milyar dolara ulaştı. Makine dış ticaret açığımızın yeniden 10 milyar doların üzerine çıktığı bir yıldan sonra, ithalattaki artış trendinin bu yıl da devam ettiğini ve Ocak ayında yüzde 12,6 artış daha yaşandığını görüyoruz. İthalatımız ihracatımızdan fazla artmayı sürdürürse sektör telafi edilemez hasarlar alacaktır. Yerli makineyi önceleyen tedbirler, özellikle teşvik sisteminde acil hale gelmiştir.”

Sektörde kapasite kullanım oranlarının şu anda yüzde 70’ler seviyesinde olduğuna ve üretim kapasitesinin 10 milyar dolarlık kısmının atıl bulunduğuna dikkat çeken Karavelioğlu,  “Bu sürece stratejik yaklaşmalı ve sanayicimizi hızla yerli makinelere yönlendirmeliyiz. İthal teknoloji düşkünlüğüne ya da bağımlılığına destek olunan bir üretim altyapısı ile rekabetçiliğimizi sürdürmek mümkün olmayacaktır” dedi.

“Avrupalı KOBİ’lerin tamamlayamadığı işlerin üstesinden kolayca geldik”

Makine raftan teslim edilmeyen ve büyük oranda sipariş üzerine üretimi yapılan bir ürün olduğu için imalatçıların son durumunu, güncel anketlerle de ölçmeye çalıştıklarını belirten Karavelioğlu, MAKFED ile TOBB Makine ve Teçhizat İmalatı Meclisi katkısıyla gerçekleştirdikleri son anketten de şu sonuçları paylaştı:

“Görüştüğümüz firmaların yüzde 40’ı pandemiye rağmen 2020 cirolarının yarıdan fazlasının ihracat kaynaklı olduğunu, firmaların yüzde 70’i ise geçtiğimiz yılı ciro artışı ile kapattıklarını ifade ettiler. Makine imalatçılarımız, pandemi sürecinde Avrupalı KOBİ’lerin tamamlayamadığı işlerin üstesinden kolayca geldiler. Konfor hissine kapılmak için henüz erken olmakla birlikte, şu anda her dört firmadan üçünün elinde ikinci çeyreği de geçirecek iş var görünüyor. Siparişleri normal düzeyine dönen firmaların oranı yüzde 50’yi buldu; bunların kapasite kullanım oranları yüzde 80’e yaklaşıyor. Sektör 2021’e moralli başladı. Kurdaki hareketlilik, likidite problemi ve seyahat engelleri gibi konular kontrol altına alındığında çok daha rekabetçi hale geleceğiz.”

2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda Geleceğin Kimya Stratejisi Ele Alındı

KİMYA SEKTÖRÜ ULUSAL KİMYA AJANSI KURULMASINI İSTİYOR

Kimya Sektör Platformu (KSP) tarafından düzenlenen ve İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (İKMİB) dönem başkanlığında gerçekleştirilen “2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası”, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Ticaret Bakanı, kamu, özel sektör, dernek ve STK temsilcileri ile üniversitelerden akademisyenlerin katılımı ile 12-13 Mart tarihlerinde dijital olarak gerçekleştirildi. 1500’den fazla kişi tarafından takip edildi.

İki gün boyunca 16 alt sektörde yaklaşık 70 bin çeşit mamulü platform çatısı altında toplayan kimya sektöründe birçok önemli konu masaya yatırıldı. Sektördeki gelişmelerin, beklenti ve hedeflerin konuşulduğu 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda kimyanın ekonomi, ticaret ve insan hayatı için stratejik önemi vurgulandı. Dünyanın tüm lokomotif sektörlerine hammadde ve yarı mamul üreten kimya sektörünün, sanayide kilit rol oynadığı ve Türkiye’nin gelecek projeksiyonunda devlet politikası olarak ele alınması gerektiği dile getirildi. Kimya Sektör Platformu ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, “Kimya sektörünün tüm paydaşları olarak, başta devletimizin verdiği destek ve teşvikler ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinin gücüyle ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulmasını hedefliyoruz. Kimya Teknoloji Merkezi ve Ulusal Kimya Ajansı ile Türk kimya sektörünün yüksek katma değer yaratmada bir üst lige çıkacağını düşünüyoruz” dedi.

Bu yıl 12-13 Mart 2021 tarihlerinde düzenlenen 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’na T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay ve T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur başta olmak üzere sektörün önde gelen temsilcileri katıldı.

Kimya İhracatçı Birlikleri başta olmak üzere sendika, oda, federasyon, vakıf, dernekler ve üniversitelerle birlikte sektörün önde gelen 36 kurumunu bir araya getiren Kimya Sektör Platformu tarafından iki yılda bir düzenlenen Türkiye Kimya Sektör Şurası’nın ilk gününde açılış konuşmaları sonrası TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı Timur Erk, Türkiye Kimya, Petrol, Lastik Ve Plastik Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Levent Kocagül, Türkiye Kimya Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahattin Yalçın, Plastik Sanayicileri Federasyonu Başkanı Ömer Karadeniz, Plastik Sanayicileri Derneği Başkanı Selçuk Gülsün, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Eroğlu, Fleksibıl Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Fahri Özer, Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Mustafa Zeki Sarıbekir, Kauçuk Derneği Başkan Yardımcısı Fahriye Yüksel, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Haluk Erceber, Türkiye İlaç Sanayi Derneği Başkanı Hasan Ulusoy, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası Başkanı Metin Demir, Boya Sanayicileri Derneği Başkanı Mehmet Akın Akçalı, Madeni Yağ, Petrol Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Tayfun Koçak, Kompozit Sanayicileri Derneği Başkanı Barış Pakiş, Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Ahmet Gündoğdu Pura ve Aerosol Sanayicileri Derneği Başkanı S. Özgür Öztürk sektörün sorun ve çözüm önerilerini ele aldı.

2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nın kapanışında konuşan Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, “İki gün boyunca çok değerli katılımcılarımızla, panelistlerimizle çok önemli konulara değinildi. Sektörümüzde büyük ölçekli yatırım ihtiyacından bu yönde verilmesi gereken destek ve teşviklere, finansmana ulaşımın kolaylaştırılmasından lojistik ve tedarik konusuna, dijitalleşme yolculuğundan Gümrük Birliği revizyonu ve dış ticarete yansımasına, Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndan döngüsel ekonomiye, sanayi-üniversite iş birliği ile beraber kimya sektöründe sürdürülebilirliğin yönetimini kıymetli uzmanlarımızla birlikte değerlendirdik. Şirket sermayelerinin artırılması, güven ortamının sağlanması, öngörülebilirliğin netleşmesi, entegre tesislerin kurulması gerektiği, özellikle son 10 yıldır yapılması beklenen petrokimya yatırımlarının hayata geçirilmesi gerektiği bununla ilgili belki de Petrokimya Girişim Gurubu kurulabileceği konuları gündeme getirildi. İlaçta yerlileşmenin önemi ve gerekliliği, özellikle TİTCK kurumuna yapılan 2600’e yakın ilaç üretim başvurusunda lisans verilmediği konusunda talepler oldu. Stratejik yatırımların desteklenmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi, istihdamın korunması, nitelikli personel ihtiyacının karşılanması gerekliliği dile getirildi” dedi.

Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemesi, sürdürülebilirlik iklim yasası, sürdürülebilirlik için kimyasallar stratejisi ve özellikle REACH 2.0 ile ilgili çalışmaların Avrupa’da başladığını gördüklerini ifade eden Pelister, “Yeşil mutabakat, sürdürülebilirlik, yatırımlar gibi aslında her konunun ayrı bir Şura yapılacak nitelikte öneme sahip olduğunu görüyoruz. Kimya sektörümüzün önünde çok yol var. Dolayısıyla Bakanlıklarımızla daha entegre biçimde çalışabilmek için Sanayi Bakanlığımızın içinde kimya ile ilgili bir genel müdürlük veya genel müdür yardımcılığının tahsis edilmiş olması kimya sektörümüzün önümüzdeki yıllarda, yapacağı projelerde daha aktif olmasını sağlayacaktır. Özellikle Kimya Sektör Platformu olarak dile getirdiğimiz önerimiz Ulusal Kimya Ajansı’nın kurulması çok önem arz ediyor. Kimya sektörünün tüm paydaşları olarak, başta devletimizin verdiği destek ve teşvikler ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinin gücüyle ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulmasını hedefliyoruz. Kimya Teknoloji Merkezi ve Ulusal Kimya Ajansı ile Türk kimya sektörünün yüksek katma değer yaratmada bir üst lige çıkacağını düşünüyoruz. Mümkünse Kimya Teknoloji Vadisi kurulması da sektörümüzün geleceği için önemli bir gelişme olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

İki gün boyunca 7 oturum gerçekleştirildi

Kamu, özel sektör, STK kuruluşlarından temsilciler ile akademi üyesi konuşmacı ve davetlilerin katıldığı 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda iki gün boyunca yapılan 7 oturumda sektörün bugünü ve geleceği masaya yatırıldı.

Prof. Dr. Emre Alkin’in moderatörlüğünü yürüttüğü, TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı Timur Erk, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Erceber ve Türkiye Varlık Fonu Danışmanı M. Hayati Öztürk’ün panelist olduğu birinci oturumda pandeminin dünya ve Türkiye kimya sektörüne etkileri ile gelecek beklentileri değerlendirildi. Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü ikinci oturumda T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Yurtdışı Faaliyetler Dairesi Başkanı Furkan Karayaka ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister Türk kimya sanayinin yatırım ihtiyacını ele aldı. İKMİB Genel Sekreteri Dr. S. Armağan Vurdu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve kimya sektörünün dış ticareti, finansmanı, lojistiği ve dijitalleşmesi konuları konuşulduğu üçüncü oturumda, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay, Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Enis Gültekin, Tav Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı Sani Şener ve AliExpress Türkiye CEO’su Yaman Alpata panelist oldu. Ciner Medya Grubu Londra Temsilcisi Cüneyt Başaran’ın moderatörlüğünü yaptığı, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur, DEİK/Türkiye-İngiltere İş Konseyi Başkanı Osman Okyay ve İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas Türk’ün panelist olduğu dördüncü ve günün son oturumunda Gümrük Birliği’nin revizyonu ve ticaret anlaşmalarının kimya sektörüne etkileri konusu tartışıldı.

Şura’nın ikinci günü yapılan ve T.C. Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve AB Genel Müdür Yardımcısı Bahar Güçlü, Finans Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Merkezi Kurucu Direktörü Prof. Dr. Güler Aras ve TKSD Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Dr. Derya Erçıkan’ın panelist olduğu beşinci oturum, İKMİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Faik Bitlis’in moderatörlüğünde gerçekleştirilerek, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın kimya sektörüne etkileri konusu değerlendirildi. Ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi; Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu moderatörlüğünde ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Genel Sekreteri Konca Çalkıvik, BOSAD Başkan Vekili, Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu Başkanı, BASF Türkiye Genel Müdürü Rami Atikoğlu ve BİYOKOOP Kurucu Başkanı Erdinç İkizoğlu’nun panelist olduğu altıncı oturumda kimya sektöründe sürdürülebilirlik yönetimi konusu ele alındı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Gürkaynak’ın moderatörlüğünü yaptığı Şura’nın son yedinci oturumunda ise TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran S. İnan, Scaleup London – Yönetici Ortak Mehmet Alpatlı ile İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister tarafından kimya sanayi ile üniversite iş birliği konusu ele alındı.

Otomotiv Sanayi Derneği, Şubat Verilerini Açıkladı!

Otomotiv Satışları Mart’ta da Yükselecek, Virüsün Asıl Etkisi Nisan’da Görülecek!
Otomotiv Satışları Mart’ta da Yükselecek, Virüsün Asıl Etkisi Nisan’da Görülecek!

Ocak-Şubat Döneminde Otomotiv Üretimi Yüzde 6,5, İhracatı Yüzde 14 Azaldı 

Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) Ocak-Şubat dönemine ilişkin verileri açıkladı. Bu dönemde, toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,5 azalarak 222 bin 264 adet, otomobil üretimi yüzde 16 azalarak 136 bin 882 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 231 bin 578 adede ulaştı. Aynı dönemde, otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 14 azalarak 165 bin 476 adet olurken, otomobil ihracatı ise yüzde 27 oranında azalarak 98 bin 433 adet oldu.

Türkiye otomotiv sanayiine yön veren 14 büyük üyesiyle sektörün çatı kuruluşu olan Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), Ocak-Şubat dönemine ait üretim ve ihracat adetleri ile pazar verilerini açıkladı. Yılın ilk iki ayını kapsayan dönemde toplam otomotiv üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,5 azalarak 222 bin 264 adet, otomobil üretimi yüzde 16 azalarak 136 bin 882 adet olarak gerçekleşti. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim ise 231 bin 578 adet oldu.

Aylık bazda verilere bakıldığında, otomotiv sanayisinin Şubat ayı üretimi geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 9,3 azalarak 116 bin 88 adet olurken, aynı dönemde otomobil üretimi yüzde 22,4 azalarak 68 bin 105 adede geriledi. Ocak-Şubat döneminde otomotiv sanayisinin kapasite kullanım oranı ise yüzde 68 olarak gerçekleşti. Araç grubu bazında kapasite kullanım oranları, hafif araçlarda (otomobil + hafif ticari araç) yüzde 68, ağır ticari araçlarda yüzde 50, traktörde yüzde 75 seviyesinde oldu.

Ticari araç üretimi yüzde 14 arttı

Ocak-Şubat döneminde ticari araç üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artış gösterdi. Bu dönemde, ağır ticari araç grubunda üretim yüzde 55 artarken, hafif ticari araç grubunda üretim yüzde 12 arttı. Aynı dönemde, yük ve yolcu taşıyan ticari araç üretimi 85 bin 382 adet, traktör üretimi de 9 bin 314 adet olarak gerçekleşti. Pazara bakıldığında ise, Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla ticari araç pazarı yüzde 53, hafif ticari araç pazarı yüzde 51 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 61 arttı. Baz etkisi dikkate alındığında Ocak-Şubat dönemi ticari araç pazarı 2017 yılının yüzde 6 üzerinde gerçekleşti.

İç pazardaki artış devam etti

Ocak-Şubat döneminde toplam pazar geçen yıla göre yüzde 38 artarak 106 bin 532 adet düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde otomobil pazarı ise yüzde 34 oranında arttı ve 80 bin 107 adet oldu. Son 10 yıllık ortalamalar dikkate alındığında Ocak-Şubat döneminde toplam pazar yüzde 30 artarken, otomobil pazarı yüzde 39, hafif ticari araç pazarı yüzde 8 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 4 oranında arttı. Bu dönemde, otomobil satışlarındaki yerli araç payı yüzde 38 olurken, hafif ticari araç pazarında yerli araç payı yüzde 55 olarak gerçekleşti.

Ocak-Şubat’ta ihracat yüzde 14 azaldı

Yılın ilk iki ayını kapsayan dönemde otomotiv ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 14 azalarak 165 bin 476 adet olarak gerçekleşti. Otomobil ihracatı ise yüzde 27 oranında azalarak 98 bin 433 adet oldu. Aynı dönemde, traktör ihracatı da yüzde 13 azalarak 2 bin 315 adet olarak kayıtlara geçti. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, otomotiv sanayi ihracatı Ocak-Şubat döneminde toplam ihracattan aldığı yüzde 17 pay ile ilk sıradaki yerini korudu.

Toplam ihracat 4,9 milyar dolara ulaştı

Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre toplam otomotiv ihracatı dolar bazında yüzde 3, Euro bazında ise yüzde 12 azaldı. Bu dönemde, toplam otomotiv ihracatı 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 22 azalarak 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 29 azalarak 1,4 milyar Euro oldu. Ocak- Şubat döneminde dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 9 oranında azalırken, tedarik sanayi ihracatı yüzde 8 oranında arttı.

Türk Rüzgarı Enerjisi Sektörü Tüm Paydaşlarıyla Seçime Hazır

Ülkemiz rüzgarının çatı kuruluşu TÜREB’in yeni dönemi için seçimli genel kurulu 17 Mart’ta gerçekleşecek. Rüzgar sektörünün tüm paydaşlarını kapsayacak ve katılımcı bir yapıya ulaştıracak olan Hakan Yıldırım’ın kurul listesinde yer almaktan heyecan duyduklarını belirten Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, memleket meselesi olan rüzgar enerjisi için mücadeleye devam edeceklerini aktarıyor.

Türk rüzgarını heyecanlı günler bekliyor. 17 Mart günü rüzgar sektörünün tüm paydaşlarının katılımıyla Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin yeni dönemi için seçimli genel kurul gerçekleşiyor. En doğru yapılanma için yeni dönemde rüzgar sektörüne emek veren her kesimin ve paydaşın yer aldığı bir kurulun oluşması için çabaladıklarını dile getiren Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre, enerjiyi üreten türbinlerin üreticisinden bakımlarından sorumlu sahadaki teknisyenine, lojistik ve nakliye sürecinden sorumlu ekiplerden rüzgar santrallerinin işletmecilerine kadar herkesin problemlerinin çözüme kavuşturulacağı yeni bir dönemin hazırlığında olan Hakan Yıldırım’ın listesinin çoğulcu ve kapsayıcı olduğunun altını çiziyor.

Her Emeği Es Geçmeyen Bir Rüzgar Birliği Amaçlanıyor

Son yıllardaki inanılmaz atakları ile Türkiye’nin parlayan enerjisi rolüne kavuşan rüzgar enerjisi sektöründe yeni döneme geçiliyor. Rüzgar enerjisinin gelişimi ve üretimi için tüm paydaşlarının desteklediği bir genel kurulun gerçekleşeceğini belirten Ali Aydın, TÜREB için ön plana alınan gayenin birliğin misyon ve vizyonuna uygun en doğru yapıya kavuşması olduğunu dile getiriyor. Birlik ve beraberliğin hiçbir sektörde olmadığı kadar rüzgar enerjisi sektöründe görüldüğünü ve hissedildiğini aktaran Aydın, Avrupa’nın en güçlü 7. rüzgar ülkesi olan Türkiye’nin bu başarısında emeği geçen her kesimin bu birlikte söz hakkına sahip olması gerektiğinin de altını çiziyor.

“Rüzgara Memleket Meselesi Gözüyle Bakan Bir Liste”

Yaklaşan seçimli genel kurulun yeni dönemde Türk rüzgarına büyük katkılar sağlaması bekleniyor. Özellikle global arenada önemli bir konumun kazanılmasına ve sektörün ihtiyaçları ile problemlerine yönelik önemli adımların atılmasına ön ayak olan mevcut TÜREB Başkanı Hakan Yıldırım’ın listesinin tüm ekosistemi temsil ettiğine dikkat çeken Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın’a göre bu yönetim, santraldeki teknisyenden enerji şirketlerinin en başındaki yöneticilere, bu ülkenin her vatandaşından kamu temsilcilerine varacak şekilde bir temsiliyet sağlamış oluyor. Rüzgar enerjisini memleket meselesi olarak gören ve milyonlarca haneye hem temiz hem de ucuz enerjiyi ulaştırabilmek için çabalayan herkesin gözü, 17 Mart’taki TÜREB’in seçimli genel kurulunda olacak.